Kapitalizm gerçekten çöktü mü?: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
1.017 kelime 173 kel/dk

Video özeti: Ayarlanabilir düğmeleri olan bir makineyi model olarak kullanan video, kapitalist ekonomilerin mülkiyet, devlet koordinasyonu ve piyasaları nasıl birleştirdiğini açıklıyor. Ardından düzenlemelerin iklim değişikliği, eşitsizlik ve kalıcılaşan serveti giderip gideremeyeceğini ya da daha köklü bir sistem değişikliği gerekip gerekmediğini sorguluyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. think of this dial as controlling — Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: Soyut bir mekanizmayı anlamak için alternatif bir çerçeve sunarken think of X as Y kalıbını kullanmayı öğrenin. Burada düğme, düzenlemelerin kapsamını ölçen bir araç olarak yeniden yorumlanıyor; bu yapı sunumlarda veya akademik tartışmalarda modelleri açıklığa kavuşturmak için kullanılabilir. 2. On the one hand, / On the other hand, — Söylem, anlatı ve retorik: Bir savın gerçekten karşıt iki yönünü düzenli biçimde sunmak için kullanılan bu ikili yapıyı tanıyın ve uygulayın. Kapitalizmin geniş çapta değer yaratırken servetin orantısız bir bölümünü az sayıda kişiye yöneltebildiğini, karmaşık meseleyi tek taraflı bir iddiaya indirgemeden anlatmanıza yardımcı olur. 3. a feedback loop — Sözcük anlamı ve dil düzeyi: Bu sistem analizi terimini, sonuçların onları doğuran koşulları yeniden güçlendirdiği bir süreç olarak anlayın. Servetin eğitim, toplumsal konum ve güç sağladığını; bu avantajların da mülk sahiplerinin üstünlüklerini ve aile servetlerini kuşaklar boyunca korumasına veya büyütmesine yardım ettiğini anlatmak için kullanabilirsiniz.

Bu derste

Each one of these machines represents the economic system of a country. Anlatım akışı

0:09

Bu makinelerin her biri bir ülkenin ekonomik sistemini temsil ediyor.

Anlatım akışı

represents the economic system of a country: model ilişkisi kurmak

Burada represents bir modelleme ilişkisi kurar: gösterilen her makine bir ülkenin ekonomik sistemini temsil eder. Cümle, ekonominin gerçek bir makine olduğunu iddia etmez. Bu ilişki, sonraki açıklamanın nasıl düzenlenip anlaşılacağını gösterir. Makineyle ilgili ayrıntılar, onun temsil ettiği ekonomik sistemle ilgili ayrıntılar olarak yorumlanmalıdır: A represents B ise A hakkındaki bilgiler B’yi açıklamak için kullanılır.

Alıştırma

Bu cümlede represents the economic system of a country ne işe yarıyor?

  1. Bir makinenin ekonomiyi fiziksel olarak nasıl işlettiğini açıklar.
  2. Her ülkenin gerçek bir makineye sahip olduğunu söyler.
  3. Her makinenin bir ülkenin ekonomik sistemini temsil ettiği bir model kurar.
Cevabı göster

Her makinenin bir ülkenin ekonomik sistemini temsil ettiği bir model kurar.

Every machine has three inputs: labor, people's work,

0:13

Her makinenin üç girdisi vardır: emek (insanların çalışması),

capital, all the stuff that a business might use including intangibles like ideas, Kelime

0:17

sermaye (işletmelerin kullanabileceği, fikirler gibi soyut şeyler dahil her şey),

Kelime

including intangibles like ideas: iş İngilizcesinde intangibles

Including, bir işletmenin kullanabileceği geniş kapsamlı şeyler kategorisine bir unsur daha ekler. Burada like “örneğin” anlamındadır; dolayısıyla ideas tüm kategori değil, yalnızca bir örnektir. İş ve ekonomi bağlamında intangibles, fiziksel biçimi olmayan fakat değer taşıyan kaynakları veya varlıkları ifade eder. Fikirler, ekipmanlar veya binalar gibi dokunulabilir olmasalar da bir işletmenin değer yaratmasına yardımcı olabildikleri için intangibles olabilir.

Alıştırma

Cümleyi derste öğrendiğiniz çoğul işletme terimiyle tamamlayın: Patents and brand value have no physical form but can still be valuable to a company. They are examples of ____.

Cevabı göster

intangibles

and natural resources.

0:22

ve doğal kaynaklar.

The machine converts these inputs into goods and services Kalıp ifadeler

0:24

Makine bu girdileri mal ve hizmetlere dönüştürür.

Kalıp ifadeler

convert X into Y yapısı: converts these inputs into goods and services

Convert X into Y, X'i değiştirerek Y hâline getirmek demektir. Bu cümlede these inputs başlangıç kaynakları olan X'i, goods and services ise sonuç olan Y'yi gösterir. Convert fiilinden sonraki nesne değişen şeyi belirtir; into ise yeni biçimi veya sonucu tanıtır. Bu yapı, bir sürecin girdiyi çıktıya nasıl dönüştürdüğünü açıklamak için kullanışlıdır.

Alıştırma

Convert X into Y yapısını tamamlayın: Solar panels ____ sunlight ____ electricity.

Cevabı göster

convert · into

because we're willing to pay for the things the machine produces,

0:28

Çünkü makinenin ürettiği şeyler için para ödemeye hazırız,

what the machine is really creating here is value. Dilbilgisi

0:31

makinenin burada asıl yarattığı şey değerdir.

Dilbilgisi

What ... is ...: value sözcüğünü odağa yerleştirme

What the machine is really creating here yan cümlesi, «makinenin burada gerçekte yarattığı şey» anlamına gelir. Is fiilinin öznesi olarak görev yapar ve value bu şeyin ne olduğunu belirtir. Baştaki what, cümleyi doğrudan bir soruya dönüştürmez. Bu, genellikle pseudo-cleft olarak adlandırılan What ... is ... odak yapısıdır. Temel bilgiyi is sonrasına kadar geciktirerek value sözcüğünü güçlü biçimde vurgular ve konuşanın asıl noktayı açıklamasına ya da yeniden tanımlamasına olanak verir. Really bu karşıtlığı daha da güçlendirir.

Alıştırma

What ... is ... odak yapısını tamamlayın: ____ the team needs most ____ a clear plan.

Cevabı göster

What · is

Economies turn inputs into value. Kalıp ifadeler

0:34

Ekonomiler girdileri değere dönüştürür.

Kalıp ifadeler

turn inputs into value: turn X into Y yapısı

turn X into Y yapısında X değişime uğrayan öğe, Y ise sonuçtur. Burada ekonomiler, girdileri alıp onlardan değer üreten sistemler olarak sunulur. Bu yapı, başlangıçtaki bir malzemenin, kaynağın veya durumun yeni bir sonuca dönüşmesini vurgular. Hem kaynağı hem de sonucu gösterdiği için bir şeyin yalnızca değer ürettiğini söylemekten daha belirgindir.

Alıştırma

Dönüşüm yapısını tamamlayın: A good editor can ____ rough notes ____ a clear article.

Cevabı göster

turn · into

What determines whether the machine is capitalist, Dilbilgisi

0:37

Makinenin kapitalist mi,

communist, socialist, or something else?

0:40

komünist mi, sosyalist mi yoksa başka bir şey mi olduğunu ne belirler?

Dilbilgisi

whether ... capitalist, communist, socialist, or something else: seçenekleri sıralamak

Burada whether, determines fiilinin nesnesi görevindeki dolaylı bir soruyu başlatır. Cevabı açık olan soru, makinenin hangi kategoriye ait olduğudur: kapitalist, komünist, sosyalist veya başka bir şey. Whether çoğu zaman evet-hayır meselesini başlatır, ancak adı belirtilen birden fazla seçeneği de düzenleyebilir. Listeyi aynı anda geçerli olan etiketler olarak değil, tek bir sınıflandırma sorusunun olası cevapları olarak okuyun.

Alıştırma

Örnek cümlede whether ne işe yarıyor?

  1. Her kategorinin makineyi tanımladığını söyler.
  2. Makine için birkaç olası kategori sunar.
  3. Makinenin var olup olmadığını sorar.
Cevabı göster

Makine için birkaç olası kategori sunar.

Three dials. Anlatım akışı

0:43

Üç kadran.

Anlatım akışı

“Three dials.”: üç etken için bir yol haritası

“Three dials.” kısa ve öz bir yol haritasıdır. Dinleyiciye, açıklamanın ayarlanabilir üç etken etrafında düzenleneceğini bildirir. Burada dials mecazdır: artırılıp azaltılabilen kontroller düşünülmelidir. Üç fiziksel ayar düğmesinden söz edilmez. Böyle kısa bir isim öbeği, ayrıntılardan önce genel çerçeveyi duyurabilir.

Alıştırma

Bu bağlamda “Three dials.” ne işe yarıyor?

  1. Üç fiziksel ayar düğmesinin onarılması gerektiğini bildirir.
  2. Herhangi bir yapı sunmadan konuyu kapatır.
  3. Açıklamayı düzenleyecek ayarlanabilir üç etkeni önceden bildirir.
Cevabı göster

Açıklamayı düzenleyecek ayarlanabilir üç etkeni önceden bildirir.

The first dial controls who owns the capital.

0:44

İlk kadran sermayenin kime ait olduğunu kontrol eder.

Over here, the government owns every bit of capital

0:48

Bu tarafta, hükümet sermayenin her bir parçasına,

down to the last office paperclip. Deyimler

0:50

son ofis ataşına kadar sahiptir.

Deyimler

down to the last office paperclip: eksiksiz kapsam

Down to the last + tekil sayılabilen isim, en küçük ya da son öğenin bile kapsama dahil olduğunu belirtir. Burada office paperclip, every bit of capital ifadesini daha canlı hâle getirir: iddia, büyük varlıklardan küçük ofis malzemelerine kadar uzanır. Buradaki last sözcüğü retorik bir vurgudur; öğelerin gerçekten tek tek “sonuncuya” kadar sayıldığı anlamına gelmez. İfadenin tamamı, kapsamın eksiksiz olduğu ve hiçbir şeyin dışarıda bırakılmadığı duygusunu güçlendirir.

Alıştırma

Son virgülün bile kontrol edildiğini belirtmek için cümleyi down to the last ... ile tamamlayın: The editor checked everything, ____.

Cevabı göster

down to the last comma

North Korea is probably the closest economy to 0%

0:52

Kuzey Kore muhtemelen %0'a en yakın ekonomidir.

on the other end of the spectrum at 100% Deyimler

0:56

Yelpazenin diğer ucunda, %100'de ise

Deyimler

the other end of the spectrum: aynı ölçeğin karşı ucundaki uç nokta

Bu cümlede the other end of the spectrum, aynı ölçeğin karşı tarafındaki uç noktayı ifade eder. Spectrum burada mecazidir; fiziksel bir renkli ışık bandını değil, kesintisiz bir aralığı anlatır. Bu ifade karşılaştırmayı düzenler. Bir uç veya konum belirlendikten sonra the other end uzaktaki karşı ucu gösterir ve arada pek çok konuma yer bırakır.

Alıştırma

the other end of the spectrum hangi duruma doğal biçimde uyar?

  1. Aynı ürün yelpazesindeki en ucuz ve en pahalı seçeneklerin karşılaştırılması.
  2. Bir kutunun odanın diğer tarafındaki fiziksel konumu.
  3. Hava durumu raporundan ilgisiz bir yemek tarifine geçilmesi.
Cevabı göster

Aynı ürün yelpazesindeki en ucuz ve en pahalı seçeneklerin karşılaştırılması.

private citizens own all the capital.

0:58

özel vatandaşlar tüm sermayeye sahiptir.

The US is about here at roughly 2/3 private ownership.

1:00

ABD yaklaşık olarak burada, özel mülkiyetin 2/3 civarında olduğu bir yerdedir.

The second dial dictates how much control the government has over what gets produced. Notlar

1:04

İkinci kadran, hükümetin neyin üretileceği üzerinde ne kadar kontrol sahibi olacağını belirler.

Kalıp ifadeler

dictates how much control ... has over ...: kontrol derecesini belirlemek

Burada dictates, ‘birinin yazması için sözcükleri söylemek’ değil, ‘belirlemek’ veya ‘kararlaştırmak’ anlamındadır. Özne bir etkendir —ikinci kadran— ve how much yan cümlesi bu etkenin belirlediği sonucu gösterir. dictate(s) how much control A has over B kalıbı, ‘A’nın B üzerindeki kontrol derecesini belirlemek’ anlamına gelir. what gets produced isim cümleciği over sözcüğünün nesnesidir ve ‘üretilen şeyler’ anlamındadır.

Alıştırma

Asıl cümlede dictates nasıl bir ilişki ifade ediyor?

  1. Hükümet tarafından söylenen sözleri kaydeder.
  2. Hükümetin kontrolü üzerinde yalnızca küçük ve belirsiz bir etkisi vardır.
  3. Hükümetin kontrol derecesini belirler.
Cevabı göster

Hükümetin kontrol derecesini belirler.

Dilbilgisi

gets produced: get edilgen yapısıyla ifade edilen sonuç

gets produced, get edilgen yapısıdır: get + geçmiş zaman ortacı produced. is produced veya comes to be produced ile aynı anlama gelir ve bir şeyin üretildiğini belirtir. what gets produced içinde what, üretme eylemine maruz kalan şeyleri temsil eder; dolayısıyla yan cümle sonunda hangi ürünlerin yapıldığına odaklanır. Get edilgen yapısı, üreticiden çok olayın gerçekleşmesine veya sonucuna dikkat çeker. Aynı get + geçmiş zaman ortacı kalıbı, başka eylemlerin sonuçlarını da vurgulayabilir.

Alıştırma

Cümleyi produce fiilinin get edilgen biçimiyle tamamlayın: The supervisor decides what ____ each morning.

Cevabı göster

gets produced

In economies with high coordination like the old USSR, Kelime

1:09

Eski SSCB gibi yüksek koordinasyonlu ekonomilerde,

the government dictated what the economy could and would produce. Dilbilgisi

1:12

hükümet ekonominin ne üretebileceğini ve ne üreteceğini dikte ederdi.

Kelime

bir ekonomik sistemde high coordination

Bu cümlede high coordination, üretim ve kaynaklarla ilgili kararların ayrı ayrı üreticilere tamamen bırakılmayıp ekonomi genelinde düzenlendiği bir ekonomik sistemi anlatır; burada bu düzenleme güçlü bir hükümet yönlendirmesiyle gerçekleşir. İfade, iş arkadaşlarının iyi anlaşmasından değil, kararların nasıl yapılandırıldığından söz eder. Eski SSCB örneği, amaçlanan anlamın bağlamını verir: ekonominin neyi üretebileceği ve neyi üreteceğiyle ilgili birçok seçim merkezî olarak planlanıyordu. High, koordinasyonun derecesini belirtir; tek başına sistemi övmez veya verimli olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Eski SSCB ile ilgili cümlede high coordination ne anlama gelir?

  1. Üreticiler herhangi bir koordinasyon otoritesi olmadan bağımsız karar verir.
  2. İşçiler kibarca iletişim kurar ve birlikte çalışmaktan hoşlanır.
  3. Üretim kararları güçlü bir merkezî yönlendirme altında ekonomi genelinde düzenlenir.
Cevabı göster

Üretim kararları güçlü bir merkezî yönlendirme altında ekonomi genelinde düzenlenir.

Dilbilgisi

could and would produce: mümkün olan alan ve beklenen üretim

Could ve would, yalın hâlde bulunan produce fiilini ortak kullanır. Could, ekonominin üretmesinin mümkün veya izin verilen şeyleri; would ise geçmişteki o bakış açısından üretilmesi beklenen ya da planlanan şeyleri gösterir. İki kiplik fiilin birlikte kullanılması, mümkün olan alanı planın sonucundan ayırır. Ekonominin bir şeyi üretebilmesi, onu gerçekten üreteceği anlamına gelmez.

Alıştırma

could and would produce ifadeleri cümleye ne katar?

  1. Ekonominin üretebildiği her şeyi üretme isteği
  2. Hem mümkün olan alan hem de düzenleme kapsamında beklenen üretim
  3. Yalnızca ekonominin teknik üretim kapasitesi
Cevabı göster

Hem mümkün olan alan hem de düzenleme kapsamında beklenen üretim

In economies with low coordination,

1:16

Düşük koordinasyonlu ekonomilerde,

the government might mandate a few things

1:18

hükümet birkaç şeyi zorunlu kılabilir

but leaves most decision-making up to the private sector. Kalıp ifadeler

1:20

ancak karar alma sürecinin çoğunu özel sektöre bırakır.

Kalıp ifadeler

leave X up to Y: kararı Y'ye bırakmak

Leave X up to Y, Y’nin X hakkında karar vermesine veya X’i ele almasına izin vermek anlamına gelir. Cümlede X most decision-making, Y ise the private sector olduğundan kararların çoğu hükûmet dışında alınır. Sıralama önemlidir: X karar verilecek konu, Y ise kararı veren taraftır. Bu yapıda up to, yetki veya sorumluluğun kimde olduğunu gösterir.

Alıştırma

leave X up to Y yapısını tamamlayın: The editor leaves the photo choice ____ the interns.

Cevabı göster

up to

The third dial controls how extensively markets are used to set prices. Kalıp ifadeler

1:23

Üçüncü kadran, fiyatları belirlemek için piyasaların ne ölçüde kullanıldığını kontrol eder.

Kalıp ifadeler

to set prices: fiyatları belirlemek

Bu cümlede to set prices, mal veya hizmetlerin ne kadara satılacağını kararlaştırmak ya da belirlemek demektir. Mastar öbeği are used ifadesinin işlevini açıklar: piyasalar fiyatları belirlemek için kullanılır. Set, bir şeyi belirli bir düzeye veya standarda göre belirlemek anlamına da gelebilir. Bu nedenle set a limit örneğinde olduğu gibi prices ile doğal bir şekilde kullanılır. Burada bir şeyi fiziksel olarak bir yere koymak anlamına gelmez.

Alıştırma

“Fiyatları belirlemek” anlamındaki hedef kalıbı tamamlayın: The board will ____ prices for the new membership plans.

Cevabı göster

set

Over here at 0%, we have economies with no markets

1:28

%0'da piyasaların olmadığı,

where the government sets all prices

1:32

hükümetin tüm fiyatları belirlediği

and consumers have no say. Deyimler

1:33

ve tüketicilerin söz hakkının olmadığı ekonomilerimiz var.

Deyimler

consumers have no say: tüketicilerin söz hakkı yok

Consumers have no say, tüketicilerin fiyatlandırma kararına katılma veya bu kararı etkileme gücünün olmadığı anlamına gelir. Fiziksel olarak konuşamadıkları anlamına gelmez. İlgili karar bağlamdan anlaşılıyorsa ifade tek başına kullanılabilir. Ayrıca have no say in + bir karar veya faaliyet ve have no say over + kontrol edilen bir şey yapılarında da kullanılır.

Alıştırma

“The employees had no say in the final decision” cümlesi ne anlama gelir?

  1. Çalışanların konuşması tamamen yasaklandı.
  2. Çalışanlar nihai kararı etkileyemedi.
  3. Çalışanlar nihai kararı kendi başlarına verdi.
Cevabı göster

Çalışanlar nihai kararı etkileyemedi.

Over here at 100%, markets are used to set the price of everything,

1:36

Burada %100'de ise piyasalar her şeyin fiyatını belirlemek için kullanılır,

even things like basic life-saving healthcare.

1:40

hayat kurtaran temel sağlık hizmetleri gibi şeylerin bile.

You can also think of this dial as controlling the number and extent of government regulations Kalıp ifadeler

1:43

Bu kadranı, hükümet düzenlemelerinin sayısını ve kapsamını kontrol eden bir araç olarak da düşünebilirsiniz,

Kalıp ifadeler

think of this dial as controlling: X’i Y çerçevesinde görmek

Think of X as Y, X’i Y’nin rolü veya çerçevesi içinde anlamak ya da hayal etmek demektir. Bu cümlede dinleyiciden kadranı, devlet düzenlemelerinin sayısını ve ne kadar geniş uygulandığını kontrol eden bir şey olarak görmesi istenir. Kalıp think of + X + as + Y şeklindedir. Buradaki Y, controlling ... biçimindeki -ing öbeğidir ve dinleyicinin yaptığı bir eylemi değil, kadranın işlevini açıklar.

Alıştırma

“X’i Y rolünde görmek” anlamını veren iki yapı sözcüğünü tamamlayın: To plan the project, think ____ the timeline ____ a flexible guide, not a fixed promise.

Cevabı göster

of · as

from tariffs on foreign goods Notlar

1:47

yabancı mallara uygulanan gümrük vergilerinden

Kelime

tariffs on foreign goods: yabancı mallara uygulanan gümrük vergileri

Tariffs on foreign goods, başka ülkelerden getirilen mallara uygulanan vergiler anlamına gelir. Tariff genellikle ithalatla ilişkili bir ticaret politikası vergisidir; her türlü vergi için kullanılan genel bir sözcük değildir. tariffs on X yapısında on, tarifenin uygulandığı malları belirtir. Burada etkilenen mallar foreign goods ifadesidir.

Alıştırma

Burada tariffs on foreign goods ne anlama geliyor?

  1. başka ülkelerden gelen mallara uygulanan vergiler
  2. başka ülkelerden gelen mallara sunulan indirimler
  3. başka ülkelerden gelen mallara iliştirilen gönderi etiketleri
Cevabı göster

başka ülkelerden gelen mallara uygulanan vergiler

to antitrust laws to regulations on net neutrality. Kültür

1:49

antitröst yasalarına ve ağ tarafsızlığı düzenlemelerine kadar.

Anlatım akışı

from tariffs ... to antitrust laws ... to regulations: örneklerden bir aralık kurmak

from A to B to C dizisi, birkaç örneği geniş bir aralığın parçaları olarak düzenler. Burada gümrük vergileri, antitröst yasaları ve ağ tarafsızlığı düzenlemeleri, government regulations adlı soyut kategoriyi farklı politika alanlarında somutlaştırır. Her tekrarlanan to, dinleyiciyi bir sonraki örneğe taşır. Yapı, bir öğenin daha önemli olduğunu veya fiziksel bir hareket bulunduğunu söylemez; görevi kategoriyi adım adım genişletmektir.

Alıştırma

Bu cümlede from A to B to C yapısının temel işlevi nedir? “The club offers activities from chess to photography to weekend hikes.”

  1. Etkinlikleri en kolaydan en zora doğru sıralar.
  2. Kulübün izlediği rotayı anlatır.
  3. Kulübün geniş etkinlik yelpazesini göstermek için birkaç örnek verir.
Cevabı göster

Kulübün geniş etkinlik yelpazesini göstermek için birkaç örnek verir.

Kültür

net neutrality: ağ tarafsızlığı

Net neutrality, internet hizmeti sağlayıcılarının belirli siteleri, uygulamaları veya içerikleri haksız biçimde engellemek, yavaşlatmak ya da kayırmak yerine çevrim içi trafiğe genel olarak eşit davranması gerektiğini savunan internet politikası ilkesidir. Bu cümlede regulations on net neutrality, bu ilkeyle ilgili devlet kuralları anlamına gelir. İfade bir internet düzenlemesi konusunu adlandırır; internet sitelerinin tarafsız görüşler belirtmesi gerektiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi ifade net neutrality kavramını en iyi açıklar?

  1. İnternet sağlayıcıları çevrim içi trafiğe genel olarak eşit davranmalıdır.
  2. Bütün internet kullanıcıları tam olarak aynı hızda bağlanmalıdır.
  3. Her internet sitesi bütün siyasi görüşleri eşit biçimde sunmalıdır.
Cevabı göster

İnternet sağlayıcıları çevrim içi trafiğe genel olarak eşit davranmalıdır.

So capitalism isn't just one type of economy.

1:53

Yani kapitalizm sadece tek bir tür ekonomi değildir.

It's a wide range of possible economies, Kalıp ifadeler

1:56

Olası ekonomilerin geniş bir yelpazesidir,

which makes answering the question of whether capitalism is broken complicated. Dilbilgisi

1:59

bu da kapitalizmin çöküp çökmediği sorusuna cevap vermeyi karmaşık hale getiriyor.

Kalıp ifadeler

a wide range of possible economies: çok çeşitli olası ekonomiler

a wide range of possible economies ifadesindeki a wide range of, “birçok farklı türde” anlamına gelir. Bu ifade kapitalizmi tek ve sabit bir model olarak değil, çeşitli ekonomik düzenlemeleri içerebilen bir kategori olarak sunar. Başka bağlamlara aktarılabilen kalıp a wide range of + isim şeklindedir. Önemli olan seçeneklerin, türlerin, düzeylerin veya olasılıkların çeşitliliği olduğunda kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi bu derste geçen ve “birçok farklı türde” anlamına gelen dört sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The science center offers ____ activities, from robotics workshops to nature walks.

Cevabı göster

a wide range of

Dilbilgisi

which makes ... complicated: ... durumunu karmaşıklaştırır

Burada which, önceki düşüncenin tamamına, yani kapitalizmin birçok biçim alabilmesine gönderme yapar. which ile başlayan yan cümle bu olgunun sonucunu belirtir: kapitalizmin bozuk olup olmadığını yanıtlamak karmaşıklaşır. Kalıp, cümle, which makes + isim veya -ing yapısı + sıfat şeklindedir. makes answering the question ... complicated yapısında answering the question, makes fiilinin nesnesidir; complicated ise bu eylemi tanımlar.

Alıştırma

Önceki durumun tamamının bir sonuca yol açtığını göstermek için which sözcüğünü doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. The schedule changes every week, which makes planning ahead difficult.
  2. The schedule changes every week, that makes planning ahead difficult.
  3. The schedule changes every week, which planning ahead difficult.
Cevabı göster

The schedule changes every week, which makes planning ahead difficult.

But we're going to try.

2:03

Ama deneyeceğiz.

At the height of the Industrial Revolution, Kalıp ifadeler

2:05

Sanayi Devrimi'nin zirvesinde,

Kalıp ifadeler

At the height of ...: bir dönemin doruk noktası

At the height of + isim öbeği, “bir şeyin en yoğun, başarılı veya etkin aşamasında” anlamına gelir. Bu cümlede anlatımı Sanayi Devrimi'nin herhangi bir zamanına değil, doruk dönemine yerleştirir. Bu yapı, bir olayı daha uzun bir dönemin içine yerleştirirken o dönemin etkisinin veya etkinliğinin en yüksek seviyeye yakın olduğu anlamını da ekler.

Alıştırma

Cümleyi “fırtınanın en yoğun döneminde” anlamına gelen kalıplaşmış ifadeyle tamamlayın: ____ the storm, rescue crews worked through the night.

Cevabı göster

At the height of

the dials were set pretty close to what we'd now call free market or laissez-faire capitalism. Kültür

2:07

kadranlar bugün serbest piyasa veya laissez-faire kapitalizmi dediğimiz şeye oldukça yakın bir şekilde ayarlanmıştı.

Kültür

free market or laissez-faire capitalism: serbest piyasa veya laissez-faire kapitalizmi

Serbest piyasa kapitalizmi, fiyatları ve üretimi büyük ölçüde özel alışverişin ve rekabetin yönlendirdiği bir sistemdir. Laissez-faire kapitalizmi ise devletin piyasalara mümkün olduğunca az müdahale etmesi gerektiğini savunan daha güçlü bir düşük müdahale fikridir. Burada or, iki terimi ekonomik ortam için birbirine yakın modern etiketler olarak sunar. Anlamları örtüşür, ancak her zaman tam eş anlamlı değildir: Bir piyasa nispeten serbest olup yine de düzenlemelere tabi olabilir.

Alıştırma

Laissez-faire capitalism kavramını en iyi hangi ifade açıklar?

  1. Piyasalar devletin çok az müdahalesiyle işler.
  2. Üretimin merkezî olarak planlanabilmesi için özel ticaret yasaklanır.
  3. Devlet tüm işletmelere sahiptir ve bütün fiyatları belirler.
Cevabı göster

Piyasalar devletin çok az müdahalesiyle işler.

There were very few regulations

2:12

Çok az düzenleme vardı

and economists of the time believed that capitalism's invisible hand, Kültür

2:13

ve o dönemin ekonomistleri kapitalizmin görünmez elinin,

basically individuals acting freely and in their own self-interest, Kelime

2:17

yani temelde bireylerin özgürce ve kendi çıkarları doğrultusunda hareket etmesinin,

Kelime

in their own self-interest: kendi çıkarları doğrultusunda

In their own self-interest, “kendilerine fayda sağlamak amacıyla” anlamına gelir. İyelik sözcüğü ilgili kişi veya grupla uyumlu olmalıdır: in my, your, his, her, our, or their own self-interest. Burada bireylerin eylemlerinin arkasındaki motivasyonu açıklar. Self-interest çoğunlukla analitik ve görece tarafsız bir terimdir. Tek başına, eylemin başka insanlara zarar verdiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi in one's own self-interest ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The investors rejected the risky deal because doing so was ____.

Cevabı göster

in their own self-interest

would produce optimal outcomes both for the economy and for society. Dilbilgisi

2:21

hem ekonomi hem de toplum için en iyi sonuçları üreteceğine inanıyorlardı.

Kültür

capitalism's invisible hand: kapitalizmin “görünmez eli”

Görünmez el, birçok insanın piyasa faaliyetleri içinde kendi çıkarlarının peşinden özgürce gitmesinin merkezî bir yönetici olmadan eşgüdüm yaratabileceği fikrini anlatan ekonomik bir metafordur. Bu cümlede capitalism's invisible hand, o dönemin ekonomistlerine atfedilen bir inancı adlandırır: Bu sürecin en iyi sonuçları doğurmasını bekliyorlardı. Gerçek bir elden söz edilmez; cümle, bu mekanizmanın her zaman işlediğini kanıtlamak yerine onların inancını aktarır.

Alıştırma

Bu ekonomik bağlamda invisible hand ne anlama gelir?

  1. Merkezî olmayan piyasa tercihlerinin genel bir eşgüdüm yaratabileceği fikri
  2. Piyasadaki her fiyatı doğrudan belirleyen gizli bir kuruluş
  3. Malları işletmeler arasında fiziksel olarak taşıyan gerçek bir kuvvet
Cevabı göster

Merkezî olmayan piyasa tercihlerinin genel bir eşgüdüm yaratabileceği fikri

Dilbilgisi

both for the economy and for society: paralel for öbekleri

both for the economy and for society ifadesinde both ... and ..., sonuçlardan yararlanan iki tarafa eşit vurgu yapar. Her iki taraf da for ile başlatılır. for sözcüğünün tekrarlanması, for the economy ve for society biçiminde birbiriyle eşleşen iki edat öbeği oluşturur. Bu paralel yapı iki kısmın kolay anlaşılmasını sağlar ve özellikle dengeli bir görüş sunarken kullanışlıdır.

Alıştırma

Cümleyi tam olarak both for ... and for ... paralel kalıbıyla tamamlayın: The community center offers support ____ teenagers ____ older adults.

Cevabı göster

both for · and for

And that's how we ended up with embalming fluid in milk. Notlar

2:26

Ve işte sütte mumyalama sıvısının olması böyle ortaya çıktı.

Öbek fiiller

ended up with: nihai bir sonuç

Ended up with, bir süreç veya olaylar dizisinden sonra birinin sonunda bir şeye sahip olması, bir şeyi elde etmesi ya da bir durumla karşılaşması anlamına gelir. Bu cümlede sütte mumyalama sıvısı bulunması, yalnızca mevcut bir durum olarak değil, nihai sonuç olarak sunulur. Kalıp end up with + isim öbeği şeklindedir. Ended geçmiş zaman biçimidir. İfade çoğu zaman sonucun planlanmamış, şaşırtıcı veya istenmeyen olduğunu düşündürür; ancak nötr veya olumlu bir sonucu da anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi end up with ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After choosing the cheapest materials, the team ____ a product that broke easily.

Cevabı göster

ended up with

Kültür

embalming fluid in milk: sütte tahnit sıvısı

Tahnit sıvısı, ölü bedenlerin çürümesini yavaşlatmak için kullanılan kimyasal bir sıvıdır. Bir gıda bileşeni değildir. Buradaki in milk, bu tür bir maddenin süte katıldığını ya da sütte bulunduğunu anlatır. Bu birleşim bilerek sarsıcıdır. Tehlikeli gıda tağşişini, zayıf denetim ve kâr arayışının uç bir sonucu olarak sunar; sütü korumanın normal bir yolu olarak değil.

Alıştırma

Bu cümlede embalming fluid in milk esas olarak neyi vurguluyor?

  1. Gıda tağşişinin sarsıcı ve tehlikeli bir sonucu
  2. Sütün tadında zararsız bir değişiklik
  3. Sütü taze tutmanın normal bir yöntemi
Cevabı göster

Gıda tağşişinin sarsıcı ve tehlikeli bir sonucu

In the late 1800s in the United States,

2:30

1800'lerin sonlarında Amerika Birleşik Devletleri'nde,

food manufacturers put all kinds of cheap and sometimes dangerous adulterants in food to maximize profits. Notlar

2:32

gıda üreticileri kârı maksimize etmek için yiyeceklere her türlü ucuz ve bazen tehlikeli katkı maddeleri koydular.

Kelime

adulterants: ürünlere karıştırılan uygunsuz maddeler

Adulterants, adulterant sözcüğünün çoğuludur. Bir ürüne karıştırılarak onu saf olmayan hâle getiren, kalitesini düşüren ya da güvensiz yapan maddeleri ifade eder. Cümledeki cheap and sometimes dangerous, bunların normal bileşenler değil, maliyetleri düşürmek için kullanılan uygunsuz maddeler olduğunu gösterir. Bu sözcük resmîdir ve gıda güvenliği, test, hukuk ve düzenleme bağlamlarında yaygındır. Sözcüğün kendi içindeki olumsuz anlam önemlidir: adulterant, gıdaya eklenen herhangi bir şey demek değildir.

Alıştırma

Bu cümlede adulterants sözcüğüne en uygun anlam hangisidir?

  1. Tadı veya raf ömrünü iyileştirmek için eklenen onaylı bileşenler
  2. Gıdaya uygunsuz biçimde karıştırılarak onu saf olmayan ya da tehlikeli hâle getirebilen maddeler
  3. Her zaman kazara girmiş olması gereken istenmeyen maddeler
Cevabı göster

Gıdaya uygunsuz biçimde karıştırılarak onu saf olmayan ya da tehlikeli hâle getirebilen maddeler

Kalıp ifadeler

to maximize profits: ticari bir amacı ifade etmek

To maximize profits, “kârı mümkün olan en yüksek düzeye çıkarmak amacıyla” demektir. to ile kurulan mastar, üreticilerin eylemlerinin amacını belirtir. Maximize profits iş ve ekonomi dilinde yerleşik bir sözcük birlikteliğidir. Maximize, yalnızca increase demekten daha güçlü ve kesindir; mümkün olan en yüksek kârı hedefler.

Alıştırma

“Kârı mümkün olan en yüksek düzeye çıkarmak” anlamındaki resmî iş dünyası ifadesiyle cümleyi tamamlayın: The company reduced operating costs to ____.

Cevabı göster

maximize profits

What they were doing was legal, Dilbilgisi

2:38

Yaptıkları şey yasaldı,

but of course wrong.

2:40

ama elbette yanlıştı.

Dilbilgisi

What they were doing was legal, but ... wrong: farklı ölçütleri karşılaştırmak

What they were doing, “yapmakta oldukları şey” anlamına gelir. Bu what yan cümlesinin tamamı was legal bölümünün öznesidir ve düz cümle söz dizimini korur: they were doing; were they doing değil. But, aynı eylemi değerlendiren iki ölçütü karşılaştırır: eylem yasalara uygundu, ancak konuşmacı onu ahlaki veya etik açıdan yanlış buluyordu. Of course, bu yargının konuşmacının bakış açısından açık olduğunu gösterir ve dinleyiciyi aynı fikirde olmaya yöneltir.

Alıştırma

Hangi cümlede what yan cümlesi özne olarak kullanılmış ve yasallık ile ahlaki yargı açıkça karşılaştırılmıştır?

  1. Was what the company did legal or morally wrong?
  2. The company acted legally, so its decision was morally right.
  3. What the company did was legal, but morally wrong.
Cevabı göster

What the company did was legal, but morally wrong.

There was a public outcry Kalıp ifadeler

2:41

Halkın tepkisi oldu

Kalıp ifadeler

a public outcry: halkın güçlü tepkisi

a public outcry, halktan çok sayıda kişinin bir olay, karar veya soruna karşı açıkça ortaya koyduğu güçlü olumsuz tepkiyi anlatır. Buradaki outcry, yalnızca bir kişinin bağırması değil, toplu öfke veya protestodur. There was a public outcry kalıbı, bu kamusal tepkinin gerçekleştiğini bildirir. Haber ve kamu politikası bağlamlarında, çoğu zaman bir kuruluşun ya da hükûmetin karşılık vermesi için baskı oluştuğunu gösterir.

Alıştırma

Bu cümlede a public outcry ne anlama gelir?

  1. Tek bir kişinin özel şikâyeti
  2. Sakin bir kamusal tartışma
  3. Çok sayıda kişinin açıkça ifade ettiği güçlü olumsuz tepki
Cevabı göster

Çok sayıda kişinin açıkça ifade ettiği güçlü olumsuz tepki

and in 1906 Congress passed the Pure Food and Drugs Act, Kültür

2:42

ve 1906'da Kongre, Saf Gıda ve İlaç Yasası'nı geçirerek,

Kültür

Congress passed ... Act: yasama organının onayı

Buradaki Congress, ABD Kongresini ifade eder. Hukuk ve siyaset İngilizcesinde passed the ... Act, yasama organının adı belirtilen mevzuatı onaylamak için oy kullandığı anlamına gelir. Passed burada “yanından geçti” demek değildir; Act ise bir eylem ya da gösteri değil, yasa demektir. Yıl ve yasanın adı, belirli bir federal düzenlemeyi tanımlar. Daha genel olarak legislature + passed + bill/law/Act kalıbı, bir yasama organının resmî bir yasama işlemi yaptığını gösterir.

Alıştırma

“Congress passed the Act” ifadesinde passed ne anlama gelir?

  1. Yasama organı mevzuatı onaylamak için oy kullandı
  2. Kongre üyeleri bir binanın yanından yürüyerek geçti
  3. Kongre bir sınavı geçti
Cevabı göster

Yasama organı mevzuatı onaylamak için oy kullandı

setting the stage for the Food and Drug Administration, Deyimler

2:46

Gıda ve İlaç İdaresi'nin zeminini hazırladı,

Deyimler

setting the stage for: sonraki bir sonuç için koşulları yaratmak

Set the stage for + isim veya -ing biçimi, “daha sonraki bir gelişmeyi mümkün ya da daha olası hâle getiren koşulları yaratmak” anlamındaki bir sahne benzetmesidir. Gerçek anlamda sahne kurmak demek değildir. Buradaki setting, önceki eylemin sonucunu anlatan bir -ing biçimidir: bu eylem, daha sonra Gıda ve İlaç Dairesinin kurulabilmesine yardımcı olmuştur. İfade, hazırlık veya temel oluşturma anlamı taşır; mutlaka tek ve doğrudan bir neden göstermez.

Alıştırma

Cümleyi bu derste geçen ve “koşullarını yarattı” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: The early experiments ____ later medical breakthroughs.

Cevabı göster

set the stage for

which watches over the US's food supply to this day. Notlar

2:48

ki bu kurum günümüze kadar ABD'nin gıda tedarikini denetler.

Öbek fiiller

watches over: sürekli gözetim ve koruma

Watch over + kişi veya şey, onun güvenliğinden, bakımından ya da uygun durumda kalmasından sorumlu olduğunuz için onu sürekli gözetmek demektir. Çoğu zaman denetleme ile koruma anlamlarını bir araya getirir. Bu cümlede kurum, gıda arzını denetleyip güvenli kalmasına yardımcı olarak onu watches over eder. Over, ifadenin bir parçasıdır; ifade “yukarıdaki bir şeye bakmak” anlamına gelmez.

Alıştırma

“The agency watches over the city's water supply.” cümlesinde watches over ne anlama gelir?

  1. Onu acil bir tehlikeye karşı uyarır
  2. Onun üzerinde bulunan bir şeye bakar
  3. Onu sürekli denetler ve korur
Cevabı göster

Onu sürekli denetler ve korur

Kalıp ifadeler

to this day: geçmişten bugüne devam eden durum

Bu cümlede to this day, bir durumun geçmişte başlayıp şu anda da geçerli olduğunu anlatır. Kurumun geçmişi ile bugün de süren görevini birbirine bağlar. Bu ifade çoğunlukla yan cümlenin sonunda yer alır. Yalnızca bugünün tarihini belirtmez; bir durumun, etkinin, uygulamanın veya nüfuzun kesintisiz biçimde bugüne ulaştığını vurgular.

Alıştırma

'The tradition survives to this day,' cümlesinde 'to this day' neyi gösterir?

  1. Bugün başladı ve daha eski bir geçmişi yok.
  2. Geçmişten beri devam ediyor ve şu anda da geçerli.
  3. Bugünden önceki bir zamanda sona erdi.
Cevabı göster

Geçmişten beri devam ediyor ve şu anda da geçerli.

Now these days, no economy really practices pure invisible hand capitalism,

2:51

Bugünlerde hiçbir ekonomi gerçekten saf görünmez el kapitalizmini uygulamıyor,

but some people are increasingly worried that today's threats like climate change and rising inequality

2:56

ancak bazı insanlar iklim değişikliği ve artan eşitsizlik gibi günümüz tehditlerinin

can't be solved by any capitalist system.

3:01

hiçbir kapitalist sistem tarafından çözülemeyeceğinden giderek daha fazla endişe duyuyor.

Let's look at climate change first. Anlatım akışı

3:05

Önce iklim değişikliğine bakalım.

Anlatım akışı

Sunum yönlendirmesi olarak Let's look at ... first

'Let's look at climate change first' bir yönlendirme ifadesidir: Dinleyicilere, konuşmacının ele alacağı ilk konunun iklim değişikliği olduğunu bildirir. Burada look at yalnızca gözleri bir şeye çevirmek değil, bir konuyu incelemek veya tartışmak anlamına gelir. Let's look at + topic + first kalıbı, genel bakıştan açıklamanın ilk bölümüne geçiş yapar. Let's konuşmacı ile dinleyicileri sonraki adıma birlikte taşırken first daha sonra başka konuların veya adımların geleceğine işaret eder.

Alıştırma

Bir sunumun ilk bölümünü tanıtmak için Let's look at + topic + first yönlendirme kalıbını kullanın: ____ the budget ____.

Cevabı göster

Let's look at · first

Capitalist economies incentivize growth. Kelime

3:07

Kapitalist ekonomiler büyümeyi teşvik eder.

Kelime

incentivize growth: teşviklerle büyümeyi desteklemek

Incentivize, ödüller sunarak veya maliyetlerle kuralları düzenleyerek bir eylemi ya da sonucu daha çekici hâle getirmek demektir. Buradaki incentivize growth, ekonomik sistemin işletmelerin ve insanların büyümeye devam etmesi için nedenler yarattığını anlatır. Bu ifade yalnızca bir şeyin büyümeye yardımcı olduğunu söylemez; seçimleri biçimlendiren bir mekanizmaya işaret eder. Incentivize geçişli bir fiildir, dolayısıyla growth onun doğrudan nesnesidir.

Alıştırma

Hangi cümle, bir finansal mekanizmanın genişlemeyi teşvik ettiğini en kesin biçimde anlatır?

  1. Analysts can measure growth after loan rates fall.
  2. Lower loan rates can incentivize growth by making expansion cheaper.
  3. Managers can celebrate growth at the end of the year.
Cevabı göster

Lower loan rates can incentivize growth by making expansion cheaper.

That's created massive demand for the cheapest energy possible, Kalıp ifadeler

3:09

Bu da mümkün olan en ucuz enerji için devasa bir talep yarattı,

Kalıp ifadeler

massive demand for the cheapest energy possible: mümkün olan en ucuz enerjiye yönelik devasa talep

Demand for + isim, insanların veya piyasanın istediği ya da ihtiyaç duyduğu şeyi belirtir. Massive miktarın çok büyük olduğunu gösterir; bu nedenle massive demand for the cheapest energy possible, çok düşük maliyetli enerjiye yönelik son derece güçlü bir talep demektir. The cheapest energy possible ifadesinde possible isim öbeğinden sonra gelir ve “elde edilebilen” anlamını taşır: gerçekçi koşullarda olabildiğince ucuz. Öbeğin tamamı talebin nesnesini açıklar.

Alıştırma

Piyasa talebi ifadesini standart edatla tamamlayın: The heat wave created massive demand ____ affordable fans.

Cevabı göster

for

which for a long time was fossil fuels. Kelime

3:12

ki bu uzun bir süre fosil yakıtlardı.

Kelime

fossil fuels: kömür, petrol ve doğal gaz

Fossil fuels, kömür, petrol ve doğal gaz gibi eski organik maddelerden oluşmuş yakıtları ifade eder. İklim tartışmalarında fossil fuels genel olarak tüm yakıtları değil, bu belirli enerji sınıfını adlandırır. Bu yakıtların yakılması karbondioksit açığa çıkardığı için terim iklim değişikliği tartışmalarında merkezîdir.

Alıştırma

Hangi grup tamamen fossil fuels kapsamındadır?

  1. kömür, petrol ve doğal gaz
  2. güneş enerjisi, rüzgâr enerjisi ve hidroelektrik
  3. uranyum, güneş ışığı ve kömür
Cevabı göster

kömür, petrol ve doğal gaz

Burning all those fossil fuels unquestionably drove and continues to drive climate change. Dilbilgisi

3:14

Tüm bu fosil yakıtları yakmak şüphesiz iklim değişikliğine yol açtı ve yol açmaya devam ediyor.

Dilbilgisi

drove and continues to drive: geçmişte başlayan ve süren nedensellik

Bu cümlede drive, araç kullanmak değil, “bir sonuca yol açmak veya o sonuca güçlü biçimde katkıda bulunmak” anlamına gelir. Drove geçmişteki etkiyi, continues to drive ise aynı nedenin şimdi de etkin olduğunu gösterir. X drove and continues to drive Y kalıbı geçmişteki nedenselliği devam eden nedensellikle açıkça birleştirir. Her iki zaman çerçevesini de belirgin biçimde vurgulamak istediğinizde bu kalıbı kullanabilirsiniz.

Alıştırma

Etkinin geçmişte gerçekleştiğini ve şimdi de sürdüğünü belirtmek için cümleyi cause fiilinin tam eşleşen biçimleriyle tamamlayın: Air pollution ____ serious health problems in the city.

Cevabı göster

caused and continues to cause

Not only that, but the desire to maximize profit usually gives corporations Notlar

3:19

Sadece bu değil, aynı zamanda kârı maksimize etme arzusu genellikle şirketlere

a powerful incentive to ignore inconvenient truths, Deyimler

3:23

rahatsız edici gerçekleri görmezden gelmeleri için güçlü bir teşvik verir,

Anlatım akışı

Not only that, but: ek bir noktayı vurgulayarak sunmak

Not only that, but daha önce belirtilen bir noktaya gönderme yapar ve aynı savı güçlendiren ek bir nokta sunar. That önceki düşünceyi ifade eder; yeni yan cümle dinleyiciye eklenecek başka bir şey daha olduğunu bildirir. Bu cümlede ifade, kâr güdüsünün sıradan bir ek ayrıntı değil, kaygı duymak için başka önemli bir neden olduğunu gösterir. Buradaki but, ekleme yapan not only ... but yapısının bir parçasıdır; karşıtlık bildirmez.

Alıştırma

The plan already costs more than our budget. Hangi devam cümlesi vurgulu bir ilerlemeyle başka bir dezavantajı en iyi şekilde ekler?

  1. Not only that, but it would delay the launch.
  2. On the other hand, it would delay the launch.
  3. For example, it would delay the launch.
Cevabı göster

Not only that, but it would delay the launch.

Kalıp ifadeler

give someone an incentive to do something: birine bir şeyi yapması için teşvik sağlamak

İfade, give + someone + an incentive + to + fiilin yalın hâli kalıbını izler. Corporations teşviki alan gruptur; to ignore ise teşvik edilen eylemi belirtir. Incentive, bir eylemi daha cazip hâle getiren neden veya avantajdır. Davranışı güçlü biçimde etkileyebilir, ancak birine emir verildiği, kişinin zorlandığı ya da kesinlikle harekete geçeceği anlamına gelmez. Burada kârı en üst düzeye çıkarma arzusu, rahatsız edici gerçekleri görmezden gelmeyi şirketler açısından yararlı gösterir.

Alıştırma

Incentive kullanarak hedef kalıbı tamamlayın: A cash reward gives volunteers ____ report safety problems quickly.

Cevabı göster

an incentive to

Deyimler

inconvenient truths: insanların yüzleşmek istemediği gerçekler

Inconvenient truths, gerçek olan ancak birinin çıkarları, inançları veya tercih ettiği anlatı açısından rahatsız edici ya da zarar verici olan olguları ifade eder. Buradaki inconvenient, bu olgulara fiziksel olarak erişmenin veya onları kullanmanın zor olduğu anlamına gelmez. Bu ifade genellikle eleştireldir: Bir kişi veya kuruluşun, gerçekleri kabul etmenin bir bedeli olacağı ya da değişim gerektireceği için onları görmezden gelebileceğini ima eder.

Alıştırma

Bu cümlede inconvenient truths ifadesinin en yakın anlamı nedir?

  1. Doğru olan ancak kabul edilmesi zor veya bedel gerektiren olgular
  2. Kısa bir gecikmeye yol açan küçük pratik sorunlar
  3. Uzakta saklandığı için bulunması zor bilgiler
Cevabı göster

Doğru olan ancak kabul edilmesi zor veya bedel gerektiren olgular

just like tobacco companies denied the link between cigarettes and cancer, Kalıp ifadeler

3:26

tıpkı tütün şirketlerinin sigara ve kanser arasındaki bağlantıyı inkar etmesi gibi,

Kalıp ifadeler

deny the link between A and B: öne sürülen bir bağlantıyı reddetmek

deny the link between A and B kalıbı, iki şey arasında bir bağlantı veya ilişki olmadığını söylemek anlamına gelir. Cümlede tütün şirketleri, sigara ile kanser arasında bulunduğu öne sürülen bağlantıyı reddetmiştir. Between, öne sürülen bağlantının iki tarafını tanıtır: the link between A and B. Burada deny fiilinin nesnesi the link isim öbeğidir ve fiil bir iddiayı reddeder. Bu kullanım, birine bir şeyi vermemek anlamındaki deny someone something kalıbı değildir.

Alıştırma

deny the link between A and B hedef kalıbını tamamlayın: The spokesperson denied ____ the chemical and the illness.

Cevabı göster

the link between

oil and gas companies denied or downplayed climate science for decades. Kelime

3:30

petrol ve gaz şirketleri de onlarca yıl boyunca iklim bilimini inkar etti veya küçümsedi.

Kelime

denied or downplayed climate science: inkâr ve küçümseme arasındaki fark

Denied ve downplayed fiilleri, iki farklı tepkiyi kapsamak için or ile bağlanmıştır. Denied, iklim bilimini ya da bulgularını yanlış veya güvenilmez diye reddetmek anlamına gelir. Downplayed ise bunları tamamen reddetmeden bilimi, kanıtları veya riskleri daha az önemli ya da ciddi göstermektir. Bu eşleştirme, tartışmalarla ilgili haberlerde hem doğrudan inkârı hem de bir meseleyi küçümseyen daha zayıf yaklaşımı kapsadığı için kullanışlıdır.

Alıştırma

Bir sözcü güvenlik riskinin var olduğunu kabul ediyor, ancak bunun küçük olduğunu söylüyor. Bu tepkiyi en iyi hangi cümle açıklar?

  1. The spokesperson denied the safety risk.
  2. The spokesperson proved the safety risk was severe.
  3. The spokesperson downplayed the safety risk.
Cevabı göster

The spokesperson downplayed the safety risk.

Next, inequality.

3:34

Sırada, eşitsizlik var.

Inequality is complicated enough that we made a whole video about it. Dilbilgisi

3:36

Eşitsizlik yeterince karmaşık olduğu için bunun hakkında tam bir video yaptık.

Dilbilgisi

is complicated enough that: derece ve sonuç

be + adjective + enough that + clause kalıbı, bir niteliğin that yan cümlesindeki sonucu mümkün ya da mantıklı kılacak düzeye ulaştığını anlatır. Burada is complicated enough that, yüksek karmaşıklık düzeyi ile bir videonun tamamını bu konuya ayırma kararını birbirine bağlar. Very complicated yalnızca dereceyi vurgular. Adjective + enough that ise o dereceye ulaşıldığında ne olduğunu da belirtir.

Alıştırma

Cümleyi adjective + enough + that-clause kalıbıyla tamamlayın: The instructions are clear ____ everyone can follow them.

Cevabı göster

enough that

But the simple story is in many countries Anlatım akışı

3:39

Ancak basit hikaye şu ki birçok ülkede

inequality is rising.

3:42

eşitsizlik artıyor.

Anlatım akışı

the simple story is: basitleştirilmiş bir açıklamayı sunmak

the simple story is ifadesi, konuşmacının karmaşık bir durumu kolayca anlaşılabilecek bir özete indirgeyeceğini bildirir. Ardından gelen bilgi tüm ayrıntılar değil, genel çerçevedir. Yaygın yapı The simple story is (that) + cümlecik biçimindedir. Samimi konuşmada, burada olduğu gibi that atılabilir. Story bu kullanımda kurgusal bir hikâyeyi değil, duruma ilişkin açıklamayı veya anlatımı belirtir.

Alıştırma

Bu cümlede the simple story is dinleyiciye neyi bildirir?

  1. Konuşmacı ilgisiz bir konuya geçiyor.
  2. Basitleştirilmiş bir açıklama gelecek.
  3. Kurgusal bir hikâye başlamak üzere.
Cevabı göster

Basitleştirilmiş bir açıklama gelecek.

In the US, the UK, Canada, Ireland, and Australia,

3:44

ABD, İngiltere, Kanada, İrlanda ve Avustralya'da,

the top 1% of income earners Kelime

3:47

en çok kazanan %1'lik kesim

Kelime

the top 1% of income earners: en yüksek gelirli yüzde birlik kesim

the top 1% of income earners, gelir elde eden kişiler gelirlerine göre sıralandığında en yüksek gelire sahip yüzde birlik kesimi ifade eder. Top, gelir dağılımının en üst ucunu gösterir; en iyi veya en çok hak eden anlamına gelmez. Başka durumlara aktarılabilen yapı the top X% of + sıralanmış bir grup biçimindedir; the top 10% of applicants buna bir örnektir. Burada income earners, gelir elde eden kişiler demektir.

Alıştırma

the top 1% of income earners kimlerdir?

  1. Gelire bakılmaksızın net serveti en yüksek yüzde birlik kesim.
  2. Her biri toplam gelirin yüzde birini alan kişiler.
  3. Geliri en yüksek yüzde birlik dilimde bulunan kişiler.
Cevabı göster

Geliri en yüksek yüzde birlik dilimde bulunan kişiler.

have been eating up a larger and larger share of total income over the past 50 years. Notlar

3:48

son 50 yılda toplam gelirden giderek daha büyük bir pay alıyor.

Öbek fiiller

have been eating up: büyük bir payı sürekli tüketmek

Burada eat up mecazi anlamdadır: sınırlı bir kaynağın önemli bir bölümünü tüketmek veya almak demektir. Nesnesi gelirden bir pay olduğu için gerçek anlamda yemek yemeyi anlatmaz. Have been eating up, present perfect progressive yapısındadır. Bu payı alma durumunu geçmişte başlayan ve günümüze kadar uzanan dönem boyunca devam eden bir süreç olarak sunar.

Alıştırma

Şu cümleyi okuyun: Maintenance costs have been eating up more of the budget each year. Burada have been eating up ne anlama gelir?

  1. Bütçeyi gerçek anlamda yiyorlar.
  2. Bütçenin giderek artan bir bölümünü aşamalı olarak tüketiyorlar.
  3. Geçmişte belirli bir anda bütçenin tamamını tek seferde kullandılar.
Cevabı göster

Bütçenin giderek artan bir bölümünü aşamalı olarak tüketiyorlar.

Dilbilgisi

a larger and larger share: giderek büyüyen bir pay

Larger and larger ifadesinde aynı karşılaştırma biçimi and sözcüğünün iki yanında yer alır. Karşılaştırma biçimi + and + karşılaştırma biçimi kalıbı tek yönde devam eden bir değişimi gösterir: boyut veya miktar zamanla artmaya devam eder. A larger and larger share isim öbeğinin tamamı, oranın kendisinin büyüdüğünü anlatır. A larger share yalnızca bir karşılaştırma yaparken a larger and larger share devam eden bir eğilimi vurgular.

Alıştırma

Sürekli bir artışı göstermek için cümleyi large sözcüğünün tekrarlanan karşılaştırma biçimiyle tamamlayın: As the company grows, office rent takes up a ____ share of its budget.

Cevabı göster

larger and larger

In the UK, the top 1% share doubled from 7% in 1980 to 14% in 2014. Kalıp ifadeler

3:53

İngiltere'de en tepedeki %1'lik pay 1980'de %7'den 2014'te ikiye katlanarak %14'e çıktı.

Kalıp ifadeler

doubled from X to Y: iki katına çıkan bir değeri bildirmek

Double from X to Y, son değerin başlangıç değerinin iki katı olduğu bir değişimi bildirir. From başlangıç değerini, to ise son değeri tanıtır; burada %14, %7'nin iki katıdır. From 7% in 1980 to 14% in 2014 örneğinde olduğu gibi her değere bir zaman bilgisi eklenebilir. Bu yapı yüzdeler, fiyatlar, sayılar ve diğer ölçülebilir miktarlar için kullanılabilir; ancak doubled yalnızca son değer başlangıç değerinin tam iki katıysa doğrudur.

Alıştırma

Kliniğin ocak ayında haftada 30, haziran ayında ise 60 randevusu vardı. Raporu hedef yapıyla tamamlayın: The number of weekly appointments ____ in six months.

Cevabı göster

doubled from 30 to 60

But that's not the whole picture. Deyimler

4:00

Ancak tüm resim bu değil.

Deyimler

that's not the whole picture: bilginin eksik olduğunu belirtmek

That's not the whole picture, az önce verilen bilginin doğru olabileceğini ancak eksik olduğunu belirtir. Picture burada mecazidir: bir fotoğrafı değil, durumun tamamını ifade eder. Bu ifade dinleyiciyi eksik bir bağlama, başka bir etkene veya farklı bir bakış açısına hazırlar. Daha önce söylenen her şeyin yanlış olduğunu iddia etmeden olası bir sonucu düzeltir; baştaki but ise bu geçişi güçlendirir.

Alıştırma

Bir iş arkadaşınız doğru satış rakamları veriyor ancak maliyetlerdeki büyük artışı atlıyor. Hangi yanıt bilginin yanlış değil, eksik olduğunu en iyi ifade eder?

  1. That's not true.
  2. That's not the whole picture.
  3. That's beside the point.
Cevabı göster

That's not the whole picture.

In England, the country for which we have the best data before capitalism, Dilbilgisi

4:02

Kapitalizmden önceki en iyi verilere sahip olduğumuz ülke olan İngiltere'de,

Dilbilgisi

for which we have the best data: resmî bir ilgi cümleciği

for which we have the best data ifadesinde which, önceki the country ifadesine gönderme yapar. for edatı have data for a country kalıbından gelir; dolayısıyla yan cümle “o ülke hakkında en iyi verilere sahibiz” anlamındadır. for öğesini which'in önüne getirmek, edatın öne alındığı bir ilgi cümleciği oluşturur. Böylece bilgi, yeni bir cümle başlatmak yerine the country ifadesini niteleyen resmî ve sıkı bir yapı içine yerleşir.

Alıştırma

Hangi cümle, edatı öne alınmış resmî bir ilgi cümleciğini doğru kullanıyor?

  1. This is the period which we have the most reliable records.
  2. This is the period for that we have the most reliable records.
  3. This is the period for which we have the most reliable records.
Cevabı göster

This is the period for which we have the most reliable records.

the share of income going to the top 5% of income earners

4:06

gelirin en tepedeki %5'lik kesime giden payı

peaked at around 40% in 1801. Kalıp ifadeler

4:09

1801'de %40 civarında zirveye ulaştı.

Kalıp ifadeler

peaked at around: yaklaşık en yüksek değeri belirtmek

Burada peak, “en yüksek noktaya ulaşmak” anlamında bir fiildir. peaked at around 40% ifadesinde at, en yüksek düzeyi; around ise %40'ın yaklaşık bir değer olduğunu gösterir. Dolayısıyla ifade, yaklaşık %40'ın eğilimdeki en yüksek değer olduğunu söyler; yalnızca değerin %40 civarından geçtiğini anlatmaz.

Alıştırma

Cümleyi “yaklaşık olarak en yüksek noktasına ulaştı” anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The rate ____ 50%.

Cevabı göster

peaked at around

And then as capitalism took hold, Deyimler

4:12

Ve sonra kapitalizm yerleştikçe,

it fell steadily to a low of about 17% in 1977. Kalıp ifadeler

4:14

1977'de yaklaşık %17'lik bir düşük seviyeye kadar istikrarlı bir şekilde düştü.

Deyimler

as capitalism took hold: kapitalizm yerleşip etkili olmaya başladıkça

take hold ifadesinde özne bir sistem, fikir, eğilim, alışkanlık veya korku gibi soyut bir şeyse, bu şeyin yerleşmesi ve belirgin bir etki yaratmaya başlaması anlatılır. Burada capitalism took hold, kapitalizmin giderek uygulamada önemli bir güç hâline geldiği anlamındadır; hold fiziksel olarak bir şeyi kavramayı anlatmaz. As, bu gelişmeyi ana cümledeki değişimin arka planı olarak sunar: kapitalizm yerleşirken ölçülen değer düşmüştür. Bu kullanım iki gelişmeyi aynı zaman çerçevesine yerleştirir ve aralarında bağlantı olabileceğini düşündürebilir.

Alıştırma

as capitalism took hold ifadesinde took hold ne anlama gelir?

  1. birisi tarafından fiziksel olarak tutuldu
  2. yerleşti ve etkili olmaya başladı
  3. hiçbir etki yaratmadan önce ortadan kayboldu
Cevabı göster

yerleşti ve etkili olmaya başladı

Kalıp ifadeler

fell steadily to a low of: süreklilik gösteren bir düşüşle düşük seviyeye ulaşmak

Fell steadily, süreklilik gösteren bir düşüş eğilimini anlatır. steadily, değişimin oldukça düzenli bir biçimde sürdüğünü belirtir; hızlı anlamına gelmez ve değerin her dönemde tam olarak aynı miktarda düşmesi gerekmez. to a low of varış noktasını belirtir: yaklaşık %17, ilgili dönem için düşük bir seviyedir. Ardından gelen in 1977 zaman ifadesi, bu düşük seviyeye ne zaman ulaşıldığını gösterir.

Alıştırma

Bir yüzde değeri birkaç yıl boyunca düştü ve o dönemin en düşük noktası olan %12'ye ulaştı. Bunu hangi cümle tam olarak ifade eder?

  1. It fell steadily to a low of 12%.
  2. It fell steadily by 12 percentage points.
  3. It remained steady at 12%.
Cevabı göster

It fell steadily to a low of 12%.

These days it's back up hovering around 26%.

4:19

Bugünlerde ise tekrar %26 civarında seyrediyor.

And here's another data point.

4:23

Ve işte başka bir veri noktası.

In many European countries and Japan,

4:25

Birçok Avrupa ülkesinde ve Japonya'da,

the top 1% share of income

4:27

en çok kazanan %1'lik kesimin gelir payı

came down from 20 to 25% in the early 1900s Kalıp ifadeler

4:28

1900'lerin başındaki %20 ila 25'ten

to 7 to 12% today.

4:32

bugün %7 ila 12'ye düştü.

Kalıp ifadeler

came down from X to Y: bir düşüşü anlatmak

Veri anlatımlarında came down, “düştü” veya “azaldı” anlamına gelir. Dış yapı olan came down from X to Y, daha yüksek başlangıç değeri X'ten daha düşük son değer Y'ye geçişi gösterir. Burada X ve Y'nin ikisi de birer aralıktır: 20 to 25% önceki aralık, 7 to 12% ise bugünkü aralıktır. Her aralığın içindeki to alt ve üst sınırları birbirine bağlarken, dıştaki from ... to ... değişimin yönünü gösterir.

Alıştırma

Cümleyi came down from ... to ... ile tamamlayın. Her yüzdeyi bir rakam ve ardından percent sözcüğü gelecek şekilde yazın. Kusur oranı %10'dan %4'e düştü: After the safety upgrade, the defect rate ____ in six months.

Cevabı göster

came down from 10 percent to 4 percent

So is capitalism increasing inequality or not?

4:34

Peki kapitalizm eşitsizliği artırıyor mu, artırmıyor mu?

It depends. Ton ve niyet

4:38

Duruma göre değişir.

Ton ve niyet

It depends: koşullara bağlı bir yanıt

It depends, yanıtın koşullara göre değiştiğini ve bu yüzden basit bir yes ya da no yanıtının eksik kalacağını belirtir. Bu ifade çoğu zaman belirsizlikten çok temkinli bir tutum gösterir: konuşan kişi yanıtı hangi etkenlerin belirlediğini biliyor olabilir. İlgili koşullar anlaşılıyorsa cümle tek başına kullanılabilir. Koşulları belirtmek için It depends on + isim veya yan cümle kullanılır; örneğin It depends on the weather ya da It depends on whether we have enough time.

Alıştırma

Birisi “Can we finish today?” diye soruyor. Yanıt, testlerin ne kadar hızlı tamamlanacağına göre değişiyor. En uygun yanıt hangisidir?

  1. It depends on how quickly the tests finish.
  2. It doesn't matter when we finish.
  3. I'm not sure what the word means.
Cevabı göster

It depends on how quickly the tests finish.

Remember, there's a wide range of settings that all fall under capitalism, Öbek fiiller

4:39

Unutmayın, hepsi kapitalizm kapsamına giren geniş bir ayar yelpazesi vardır,

Öbek fiiller

fall under capitalism: fiziksel hareket değil, sınıflandırma

fall under capitalism ifadesinde fall under, daha geniş bir kategorinin “parçası olarak sınıflandırılmak” veya “kapsamına girmek” anlamına gelir. Fiziksel olarak düşmeyi anlatmaz. Özne olan settings, sınıflandırılan farklı düzenlemeleri ifade eder. Kalıp fall under + kategori, kural, alan veya yetki şeklindedir. Buradaki all, the wide range of settings ifadesine gönderme yapar; dolayısıyla cümle, birçok farklı düzenlemenin yine de kapitalizm olarak değerlendirilebileceğini söyler.

Alıştırma

Örnekte fall under capitalism ne anlama geliyor?

  1. kapitalizmin çökmesine neden olmak
  2. kapitalizme karşı çıkmak
  3. kapitalizm biçimleri olarak sınıflandırılmak
  4. fiziksel olarak kapitalizmin altına düşmek
Cevabı göster

kapitalizm biçimleri olarak sınıflandırılmak

meaning that one country's version can look very different from another's. Kalıp ifadeler

4:43

bu da bir ülkenin versiyonunun diğerinden çok farklı görünebileceği anlamına gelir.

Kalıp ifadeler

can look very different from another's: bağ fiili look ve iyelik eksiltisi

Burada look, gözleri kullanarak bakma eylemi değil, “görünmek” veya “öyle bir izlenim vermek” anlamındaki bir bağ fiilidir. Can look very different from, bir versiyonun gözlemlenebilir biçiminin veya işleyişinin diğerinden büyük ölçüde farklı olabileceğini belirtir. Farkın yalnızca görsel ya da yüzeysel olması gerekmez. Another's, tekrarı önleyen bir iyelik biçimidir. Bu bağlamda another country's version ifadesinin yerine geçer. Kesme işareti ve s, çıkarılan version sözcüğünün başka bir ülkeye ait olduğunu gösterir.

Alıştırma

Örnekteki can look very different from another's ifadesinin anlamını en iyi hangi cümle açıklar?

  1. One country's version may replace another country's version.
  2. Every country must use exactly the same version.
  3. One country may carefully watch another country's version.
  4. One country's version may appear very unlike another country's version.
Cevabı göster

One country's version may appear very unlike another country's version.

It's totally possible that inequality could be increasing in China's version of capitalism Dilbilgisi

4:46

Çin'in kapitalizm versiyonunda eşitsizliğin artması tamamen mümkündür,

while it decreases in France's.

4:51

halbuki Fransa'nınkinde azalmaktadır.

Dilbilgisi

could be increasing ... while it decreases: olası karşıt eğilimleri karşılaştırma

Could be increasing, sürmekte olan bir yükseliş eğilimini doğrulanmış bir olgu değil, bir olasılık olarak sunar. Could ifadeye belirsizlik katar; be increasing ise değişimin sürmekte olduğunu gösterir. While bu eğilimi başka bir örnekteki karşıt eğilime bağlar: eşitsizlik Çin'deki biçimde artabilirken Fransa'daki biçimde azalabilir. Burada while, “... olduğu sırada” anlamında değil, whereas gibi karşıtlık anlamındadır. it zamiri inequality sözcüğüne gönderme yapar; France's ise France's version of capitalism ifadesinin yerini tutar.

Alıştırma

Hangi cümle, zıt yönlerde ilerleyen iki olası eğilimi karşılaştırmak için could be ... while ... yapısını kullanır?

  1. Temperatures rose in the north because the season changed.
  2. Temperatures could be rising in the north while they fall in the south.
  3. Temperatures could be rising in both the north and the south.
  4. Temperatures could be rising in the north while researchers collect data.
Cevabı göster

Temperatures could be rising in the north while they fall in the south.

Capitalism, it seems, is a double-edged sword. Deyimler

4:53

Görünüşe göre kapitalizm iki ucu keskin bir kılıçtır.

Deyimler

a double-edged sword: hem yarar hem zarar getiren bir şey

A double-edged sword, hem yararlı hem de zararlı etkiler doğurabilen bir şey için kullanılan kalıplaşmış bir benzetmedir. Gerçek bir silahı ifade etmez. Bu cümlede ifade, kapitalizm hakkında dengeli bir değerlendirme yapar: aynı sistem olumlu sonuçlara da olumsuz sonuçlara da yol açabilir. Bu benzetme, iki yön de aynı şeyden kaynaklandığında en uygun olur.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki deyimle tamamlayın: Being highly competitive can be ____: it can motivate you, but it can also make teamwork harder.

Cevabı göster

a double-edged sword

On the one hand, it generates a huge amount of value, Anlatım akışı

4:56

Bir yandan çok büyük miktarda değer yaratır,

which translates to almost everyone having more money than they otherwise would. Notlar

4:59

bu da hemen hemen herkesin sahip olacağından daha fazla paraya sahip olması anlamına gelir.

Kalıp ifadeler

translates to: pratik bir sonuç üretmek

Burada translates to, “sözcükleri bir dilden başka bir dile çevirmek” değil, “karşılık gelen pratik bir sonuç üretmek veya o sonuca dönüşmek” anlamına gelir. Üretilen değer ile neredeyse herkesin daha fazla paraya sahip olması sonucunu birbirine bağlar. Yaygın kalıp A translates to B şeklindedir. A bir koşul, sayı, eylem veya değişikliktir; B ise bunun gerçek dünyadaki etkisidir. B bir isim öbeği ya da everyone having more money örneğindeki gibi bir -ing yan cümlesi olabilir.

Alıştırma

"Faster processing translates to shorter wait times," cümlesinde translates to ne anlama gelir?

  1. bir şeyi başka bir yere taşır
  2. bilgiyi tamamen aynı şekilde kopyalar
  3. sözcükleri başka bir dile çevirir
  4. pratik bir etki doğurur
Cevabı göster

pratik bir etki doğurur

Dilbilgisi

than they otherwise would: örtük bir alternatifle karşılaştırma

than they otherwise would ifadesinde would’dan sonra have money kısmı düşürülmüştür. having more money aynı anlamı zaten verdiği için İngilizcede bu bölüm tekrarlanmaz. Otherwise, “farklı koşullarda” demektir; burada daha önce belirtilen durumun var olmadığı varsayımını anlatır. Karşılaştırılan şey iki ayrı grup değil, aynı kişilerin belirtilen durumdaki parası ile örtük alternatif koşullarda sahip olacakları paradır.

Alıştırma

Bu cümlede than they otherwise would neyi karşılaştırıyor?

  1. Bir grup insan ile tamamen ayrı bir grup
  2. İnsanların cüzdanlarındaki para miktarı ile cüzdanların fiziksel büyüklüğü
  3. İnsanların belirtilen durumda sahip olduğu para ile aynı kişilerin farklı koşullarda sahip olacağı para
Cevabı göster

İnsanların belirtilen durumda sahip olduğu para ile aynı kişilerin farklı koşullarda sahip olacağı para

On the other hand,

5:03

Öte yandan,

it also funnels the biggest chunk of that money into the wallets of relatively few people. Deyimler

5:03

bu paranın en büyük kısmını nispeten az sayıda insanın cüzdanına akıtır.

Anlatım akışı

On the one hand ... On the other hand: bir konunun iki yönünü düzenlemek

On the one hand bir konunun bir yönünü sunar, On the other hand ise aynı konunun karşıt başka bir yönüne geçildiğini gösterir. Bu iki ifade birlikte bilgiyi iki yönlü bir karşılaştırma olarak düzenler; ikinci yön birincisini geçersiz kılmaz. Bu cümlede ilk yön, sistemin geniş ölçekte değer ürettiğini söyler. İkinci yön ise en büyük payın görece az sayıda insana gittiği karşıt gerçeğini ekler. Bu çift, dinleyiciyi bir yarardan bir dezavantaja yönlendirir.

Alıştırma

İki yönlü karşılaştırmayı eşleşen işaretlerle tamamlayın: ____, the apartment is close to work. ____, the rent is very high.

Cevabı göster

On the one hand · On the other hand

Deyimler

funnels ... into the wallets: paranın belirli bir yerde yoğunlaşması

funnel X into Y yapısında funnel, bir şeyi belirli bir hedefe yönlendirmek veya aktarmak anlamına gelen bir fiildir ve çoğu zaman yoğunlaşmış bir akışı anlatır. Burada yönlendirilen şey the biggest chunk of that money, hedef ise the wallets ifadesidir. Wallets yalnızca fiziksel cüzdanları değil, parayı alan kişilerin servetini veya mali varlıklarını temsil eder. Bu imge, paranın büyük bir bölümünün nispeten az sayıda kişide yoğunlaştığını vurgular; basitçe give money to demekten daha güçlü ve daha belirgin bir yön hissi taşır.

Alıştırma

Vurgulanan yapıdaki fiil ve edatı kullanarak cümleyi tamamlayın: The program ____ most of its funding ____ a few large charities.

Cevabı göster

funnels · into

Capitalism's staunchest defenders say that with enough grit and determination, Kelime

5:09

Kapitalizmin en sadık savunucuları, yeterince cesaret ve kararlılıkla,

Kelime

Capitalism's staunchest defenders: kapitalizmin en kararlı savunucuları

Bu ifadede staunchest, staunch sıfatının en üstünlük derecesidir ve desteği en sağlam, en sarsılmaz olan savunucuları anlatır. Buradaki defenders fiziksel korumalar değil, kapitalizm lehine görüş bildiren ve ona yöneltilen eleştirilere cevap veren kişilerdir. Capitalism's, defenders of capitalism ile aynı ilişkiyi ifade eder. Bu söz öbeği, söz konusu görüşe en güçlü şekilde bağlı olduğu sunulan grubu tanıtır.

Alıştırma

Bu cümlede Capitalism's staunchest defenders ne anlama gelir?

  1. Bir şirkete ait binayı koruyan kişiler
  2. Kapitalizme yalnızca hafif bir ilgi duyan kişiler
  3. Kapitalizm hakkında henüz bir görüş oluşturmamış kişiler
  4. Kapitalizmi en güçlü biçimde destekleyen ve onu savunan kişiler
Cevabı göster

Kapitalizmi en güçlü biçimde destekleyen ve onu savunan kişiler

Kelime

with enough grit and determination: azim ve kararlılığı bir koşul olarak sunmak

Burada grit, zorluklara rağmen uzun süre çalışmaya devam etme gücünü; determination ise bir hedefe ulaşma yönündeki sağlam kararı ifade eder. İki sözcük birlikte, ısrarlı kişisel çaba fikrini güçlendirir. with enough bu nitelikleri ardından gelen sonucun koşulu veya aracı olarak sunar: yeterli azim ve kararlılığın o sonucu ortaya çıkarabileceği ileri sürülür. Cümlede defenders say that dendiği için bu, savunucuların başarı anlatısını aktarır; tek başına konuşanın bu iddiayı kabul ettiğini göstermez.

Alıştırma

Cümledeki with enough grit and determination ifadesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Motivasyon mesajı taşımayan tarafsız bir ölçüm verir.
  2. Uzun vadeli bir hedefi olmayan kısa süreli fiziksel enerji patlamasını anlatır.
  3. Yeterli azim ve sağlam kararlılığın ardından gelen sonucu ortaya çıkarabileceği görüşünü aktarır.
  4. Çabadan bağımsız olarak sonucun esas olarak şans eseri ortaya çıktığını söyler.
Cevabı göster

Yeterli azim ve sağlam kararlılığın ardından gelen sonucu ortaya çıkarabileceği görüşünü aktarır.

anyone can join the ranks of the wealthy. Kalıp ifadeler

5:13

herkesin zenginlerin saflarına katılabileceğini söylüyor.

Kalıp ifadeler

join the ranks of the wealthy: bir gruba katılmak

Join the ranks of, “belirli bir grubun üyesi olmak” anlamına gelir. Burada the wealthy, varlıklı insanları bir grup olarak ifade eder; bu nedenle join the ranks of the wealthy, zenginlerden biri olmak demektir. Bu ifade üyelikte veya statüde bir değişim anlatır. join the ranks of + grup kalıbı başka durumlarda da kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi join the ranks of ifadesinin doğru geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After passing the final exam, Leo ____ certified electricians.

Cevabı göster

joined the ranks of

Is that really true?

5:16

Bu gerçekten doğru mu?

In a free capitalist market,

5:18

Özgür bir kapitalist piyasada,

the wealth generated by successful companies mostly flows to the owners, Notlar

5:20

başarılı şirketlerin yarattığı zenginlik çoğunlukla sahiplerine akar

Dilbilgisi

the wealth generated by successful companies: kısaltılmış edilgen ilgi cümleciği

the wealth generated by successful companies ad öbeğinde temel ad wealth sözcüğüdür. generated by successful companies, hangi servetin kastedildiğini belirtmek için bu adın arkasına yerleştirilen bir geçmiş zaman ortaç öbeğidir. Öbek edilgen anlam taşır: wealth, generate eyleminden etkilenir. Bu yapı, that is bölümünün atıldığı the wealth that is generated by successful companies ifadesinin kısaltılmış biçimidir.

Alıştırma

the wealth generated by successful companies ifadesini doğru biçimde açan tam ilgi cümleciği hangisidir?

  1. The wealth that is generated by successful companies
  2. The successful companies that are generated by wealth
  3. The wealth that generates successful companies
Cevabı göster

The wealth that is generated by successful companies

Kalıp ifadeler

flows to the owners: servetin nereye gittiğini anlatmak

flows to the owners ifadesinde flow mecaz anlamda kullanılır. Servet, hareket eden bir madde gibi sunulur: the wealth hareket eden şeydir, the owners ise onun ulaştığı yer veya alıcılardır. Bu kalıp ekonomik analizlerde yaygındır çünkü bir kişinin tek seferlik alma eyleminden çok, paranın, kaynakların veya faydaların sonunda nereye dağıldığını vurgular.

Alıştırma

Cümleyi flow fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: In this report, most of the tax revenue ____ local schools.

Cevabı göster

flows to

and along with that come other benefits: Dilbilgisi

5:24

ve bununla birlikte başka faydalar da gelir:

education, health, social standing, and power. Kelime

5:26

eğitim, sağlık, sosyal statü ve güç.

Dilbilgisi

along with that come other benefits: sunumsal devrik yapı

along with that edat öbeği başa getirilir ve cümlede sunumsal bir devrik yapı kullanılır: come, gerçek özne olan other benefits ifadesinden önce gelir. Normal özne-fiil sırasıyla cümle Other benefits come along with that. olur. Başa alınan öbek önceki düşünceyle bağlantı kurarken sona bırakılan özne yeni bilgiyi ve ardından gelen listeyi tanıtır. Fiil bu sonraki özneyle uyum sağlar; bu nedenle çoğul other benefits ile comes değil, come kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümle Along with that come other benefits ifadesini normal özne-fiil sırasıyla yeniden yazar?

  1. Other benefits come along with that.
  2. That comes along with other benefits.
  3. Other benefits are followed by that.
Cevabı göster

Other benefits come along with that.

Kelime

social standing: toplumdaki konum ve itibar

Social standing, bir kişinin toplumdaki veya bir grup içindeki göreli konumu, statüsü ya da itibarı anlamına gelir. Buradaki standing soyut bir isimdir; ayakta durmak anlamına gelmez. Bu sıralamada social standing, eğitim, sağlık ve güçle birlikte bir avantaj türünü belirtir. Bu ifade; servet, meslek, eğitim veya aile geçmişi gibi etkenlerin bir kişinin gördüğü saygıyı ve sahip olduğu etkiyi nasıl değiştirdiğini açıklamak için kullanışlıdır.

Alıştırma

Örnekte social standing ne anlama geliyor?

  1. Bir kişinin ayakta kalabildiği süre
  2. Bir kişinin toplumdaki konumu ve itibarı
  3. Bir kişinin sosyal etkinliklere katılma sıklığı
Cevabı göster

Bir kişinin toplumdaki konumu ve itibarı

If owners tinker with the machine so that it benefits them more than others, Notlar

5:30

Eğer sahipleri makineyle oynayarak onlara diğerlerinden daha fazla fayda sağlamasını sağlarlarsa,

Öbek fiiller

tinker with the machine: bir sistemde küçük değişiklikler yapmak

Tinker with the machine ifadesinde tinker with, bir şeyi tamamen yeniden yapmak yerine küçük ve deneme amaçlı ayarlamalar yapmak anlamına gelir. Değişiklikleri azar azar denemeyi, bazen de resmî bir plan olmadan müdahale etmeyi çağrıştırabilir. Buradaki the machine bir mecazdır ve bir sistemi ya da kurumu temsil eder. Sahipler, sistemin kendilerine daha büyük bir avantaj sağlaması için işleyiş biçimini değiştiriyor.

Alıştırma

Hangi cümlede tinker with küçük ve deneme amaçlı ayarlamalar için kullanılmıştır?

  1. Someone tampered with the safety seal before the inspection.
  2. We tinkered with the robot's controls until it turned smoothly.
  3. The mechanic overhauled the engine by replacing every major part.
Cevabı göster

We tinkered with the robot's controls until it turned smoothly.

Dilbilgisi

so that it benefits them more than others: başkalarından çok kendilerine fayda sağlaması için

“So that”, “tinker with the machine” eylemiyle amaçlanan etkiyi belirten bir yan cümle başlatır. Sahipler makineyi kendilerini kayıracak şekilde değiştirmektedir. Bu yan cümlede “it” makineyi gösterir; “benefits them more than others” ise sahiplerle diğer insanların ne kadar yarar sağladığını karşılaştırır. Başka durumlara aktarılabilen kalıp, bir amacı veya amaçlanan sonucu açıklamak için eylem + so that + tam yan cümledir.

Alıştırma

Cümleyi amacı belirten iki sözcüklü bağlaçla tamamlayın: The coach moved practice indoors ____ the team could train despite the rain.

Cevabı göster

so that

they create a feedback loop Kelime

5:34

bir geri bildirim döngüsü yaratırlar,

Kelime

a feedback loop: geri besleme döngüsü

Feedback loop, bir sistemin çıktısının geri dönerek sistemin bir sonraki adımını etkilediği döngüdür. Sonuç, bir sonraki sonucu üreten koşulların parçası hâline gelir. Burada makineyi sahiplerin yararına değiştirmek, sisteme geri dönen ve kendisini oluşturan koşulları güçlendiren bir avantaj yaratır. Bu, tek seferlik ve tek yönlü bir sonuç değil, kendi kendini güçlendiren bir feedback loop örneğidir.

Alıştırma

Hangi durum bir feedback loop oluşturur?

  1. Şiddetli yağmur bir açık hava etkinliğinin bir kez iptal edilmesine yol açar.
  2. Bir mağaza bir sipariş için tedarikçiye bir kez ödeme yapar.
  3. Daha iyi yorumlar daha fazla müşteri çeker, daha fazla müşteri de daha fazla yorum üretir.
Cevabı göster

Daha iyi yorumlar daha fazla müşteri çeker, daha fazla müşteri de daha fazla yorum üretir.

where power and everything that flows with it

5:35

burada güç ve onunla birlikte akan her şey

calcifies within their families. Deyimler

5:37

kendi aileleri içinde kemikleşir.

Deyimler

calcifies within their families: gücün aileler içinde katılaşıp yoğunlaşması

Burada calcifies mecaz anlamda kullanılmıştır. Fiziksel kireçlenmenin bir şeyi sertleştirmesi gibi, güç ve ona bağlı avantajlar da dolaşmak yerine katı biçimde sabitlenir. Within their families, bu yoğunlaşmanın nerede sürdüğünü gösterir: aynı aileler avantajları zaman içinde ellerinde tutar. Bu imge stays ifadesinden daha güçlüdür; çünkü toplumsal hareketliliğin azaldığını ve yapının değiştirilmesinin giderek zorlaştığını düşündürür.

Alıştırma

Bu cümlede calcifies within their families neyi düşündürüyor?

  1. Her aile fiziksel olarak daha aktif hâle gelir.
  2. Güç bu aileleri hızla terk eder.
  3. Aile üyelerinin vücutlarında gerçekten kalsiyum birikir.
  4. Güç ve sağladığı avantajlar aynı ailelerde katı biçimde yoğunlaşır.
Cevabı göster

Güç ve sağladığı avantajlar aynı ailelerde katı biçimde yoğunlaşır.

And then you've got basically an aristocracy. Ton ve niyet

5:39

Ve o zaman temelde bir aristokrasi elde etmiş olursunuz.

Ton ve niyet

you've got basically an aristocracy: konuşma dilinde bir sonuç

You've got basically ..., bir süreci anlattıktan sonra “sonuç özünde ... oluyor” demenin konuşma dilindeki bir yoludur. Buradaki you geneldir ve have got, dinleyicinin kişisel olarak bir şeye sahip olduğu anlamına gelmez. An aristocracy sonucu adlandırır: güç küçük, ayrıcalıklı ve çoğu zaman kalıtsal bir grupta yoğunlaşmıştır. Basically, konuşmacının pratik bir nitelendirme yaptığını gösterir; toplumun resmen aristokratik bir sistem ilan ettiğini söylemesi gerekmez.

Alıştırma

You've got basically an aristocracy burada söylem açısından hangi işlevi görüyor?

  1. Önceki açıklamayı yanlış diyerek reddeder.
  2. Önceki mekanizmayı, fiilen bir aristokrasi üretiyor diye özetler.
  3. Aristokratik bir unvan satın alma planını anlatmaya başlar.
  4. Dinleyicinin kişisel olarak bir aristokrasiye sahip olduğunu söyler.
Cevabı göster

Önceki mekanizmayı, fiilen bir aristokrasi üretiyor diye özetler.

So let's break down the question we started with. Öbek fiiller

5:42

Öyleyse başladığımız soruyu parçalara ayıralım.

Öbek fiiller

break down the question: soruyu parçalara ayırarak incelemek

Bu cümlede break down the question, karmaşık bir soruyu daha küçük parçalara ayırıp her parçayı tek tek incelemek anlamına gelir. Konuşmacı, cevap vermeden önce bir analiz süreci önerir; break down burada “zarar vermek” anlamında değildir. Bu kullanımda break down, ayrılabilen bir öbek fiildir. Hem break down the question hem de break the question down denebilir. Nesne bir zamirse fiil ile parçacığın arasına gelir: break it down.

Alıştırma

Cümleyi break down ve it zamirini kullanarak tamamlayın: This question is complex, so let us ____ before answering.

Cevabı göster

break it down

Is pure invisible hand capitalism

5:44

Saf görünmez el kapitalizmi

with all the dials set to the extremes broken? Kalıp ifadeler

5:47

tüm kadranlar aşırıya ayarlandığında bozulmuş mudur?

Kalıp ifadeler

with all the dials set to the extremes ... broken?: tüm ayarlar uç noktadayken sistem çalışmaz mı?

with + isim + geçmiş zaman ortacı yapısı, ana soruya bir arka plan durumu ekler. Burada all the dials set to the extremes, ayarlanabilen her kontrolün uç bir değere getirildiğini ifade eder. Dials, sistemin ayarlanabilir kuralları veya parametreleri için kullanılan bir benzetmedir. Broken, Is'ten sonra gelen ana sıfattır ve with öbeğinin parçası değildir. Soru, saf “görünmez el” kapitalizminin ayarlanabilir tüm özellikleri uç değerlere itildiğinde düzgün çalışmayı bırakıp bırakmadığını sorar.

Alıştırma

Bu cümlede vurgulanan bölüm ne anlama geliyor?

  1. Ayarlar orta düzeyde kaldığı için sistemin çalıştığını söylüyor.
  2. Her ayarlanabilir parametre uç bir değere itildiğinde sistemin çalışmaz hâle gelip gelmediğini soruyor.
  3. Fiziksel düğmelerin hepsinin hasar görüp görmediğini soruyor.
Cevabı göster

Her ayarlanabilir parametre uç bir değere itildiğinde sistemin çalışmaz hâle gelip gelmediğini soruyor.

Yeah.

5:50

Evet.

But it's also kind of irrelevant since no country uses pure capitalism. Ton ve niyet

5:51

Ama aynı zamanda biraz alakasız çünkü hiçbir ülke saf kapitalizm kullanmıyor.

Ton ve niyet

kind of irrelevant: olumsuz bir yargıyı yumuşatmak

Kind of irrelevant ifadesinde kind of, “biraz” veya “bir ölçüde” anlamına gelir. Irrelevant sıfatının gücünü azaltarak yargının daha az kesin ve daha az sert duyulmasını sağlar. Konuşmacı yine de bu noktanın pek ilgili olmadığını düşünüyor. Buradaki kind of, dereceyi yumuşatır; bir türü veya kategoriyi adlandırmaz.

Alıştırma

Hangi cümlede kind of, kind of irrelevant ifadesindeki gibi bir sıfatı yumuşatır?

  1. The extra detail is kind of distracting.
  2. What kind of music do you play?
  3. This is a kind of safety device.
Cevabı göster

The extra detail is kind of distracting.

Is contemporary capitalism,

5:55

Çağdaş kapitalizm,

as it's practiced in much of the world today, Dilbilgisi

5:57

bugün dünyanın büyük bölümünde uygulandığı şekliyle,

broken?

5:59

bozulmuş mudur?

Dilbilgisi

as it's practiced ...: gerçek hayatta uygulanan biçim

As it's practiced in much of the world today, “günümüzde dünyanın büyük bölümünde fiilen uygulandığı biçimiyle” anlamına gelir. Edilgen bir tarz yan cümlesidir: it, capitalism sözcüğüne gönderme yapar; is practiced ise insanların ve kurumların bu sistemi gerçekte nasıl kullandığını anlatır. Virgüllerle ayrılan bu yan cümle, sorunun kapsamını soyut bir kapitalizm fikrinden günümüzdeki gerçek uygulama biçimlerine daraltır. Burada as, “uygulandığı şekilde” veya “aldığı biçimiyle” demektir; “çünkü” anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede as it's practiced in many workplaces ne anlama gelir? Remote work, as it's practiced in many workplaces, combines home and office days.

  1. uygulanmadan önce
  2. uygulandığı için
  3. gerçekte uygulandığı biçimiyle
Cevabı göster

gerçekte uygulandığı biçimiyle

Well, it's the major driver of climate change Kalıp ifadeler

6:00

Şey, bu iklim değişikliğinin ana itici gücüdür

Kalıp ifadeler

major driver of climate change: iklim değişikliğinin başlıca itici gücü

Bu cümlede driver, araç kullanan kişi anlamına gelmez. A driver of something, bir şeyin gerçekleşmesine veya gelişmesine yardım eden etken ya da güçtür. Major, bu etkenin çok önemli olduğunu belirtir. The major driver, onu bu bağlamdaki en önde gelen etken olarak sunar; ancak ifade tek başına onun tek neden olduğunu kanıtlamaz.

Alıştırma

Affordable housing is a major driver of neighborhood stability? cümlesinde driver ne anlama gelir?

  1. bir sonucun ortaya çıkmasına yardım eden önemli bir etken
  2. makine onarmak için kullanılan bir alet
  3. araç kullanan bir kişi
Cevabı göster

bir sonucun ortaya çıkmasına yardım eden önemli bir etken

and in many places is contributing to rising inequality, Kalıp ifadeler

6:02

ve birçok yerde artan eşitsizliğe katkıda bulunuyor

Kalıp ifadeler

contributing to rising inequality: artan eşitsizliğe katkıda bulunmak

Contribute to + isim veya -ing biçimi, bir sonucun ortaya çıkmasına yardımcı olmak anlamına gelebilir. Burada contributing to rising inequality, eşitsizliğin artmasına yol açan etkenlerden biri olmak demektir. Bu ifade başka nedenlere de yer bırakır; bu nedenle genellikle cause demekten daha temkinlidir. Contribute yalnızca olumlu katkılar için kullanılmaz; zararlı sonuçları da anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi contribute to ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Several small delays are ____ higher costs.

Cevabı göster

contributing to

and it may even be creating a de facto aristocracy in certain countries. Kelime

6:05

ve hatta bazı ülkelerde de facto bir aristokrasi bile yaratıyor olabilir.

Kelime

a de facto aristocracy: resmen tanınmasa da uygulamada var olan bir aristokrasi

De facto, “resmen tanınmasa bile gerçekte var olan veya işleyen” anlamına gelir. Burada aristocracy sözcüğünden önce gelen bir sıfat öbeği olarak kullanılır. Bu cümlede a de facto aristocracy, resmî soyluluk unvanlarına sahip olması gerekmese de aristokrasi gibi işleyen seçkin bir toplumsal sınıfı anlatır. İfade, yasal adına değil gerçek toplumsal düzene odaklanır.

Alıştırma

a de facto aristocracy ifadesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Resmen tanınmasa bile aristokrasi gibi işleyen seçkin bir sınıf
  2. Aristokrasi tarihini tartışan bir grup
  3. Yasayla kurulmuş ve statüsü resmen tanınan bir soylu sınıf
Cevabı göster

Resmen tanınmasa bile aristokrasi gibi işleyen seçkin bir sınıf

So not looking good. Ton ve niyet

6:08

Yani durum pek iyi görünmüyor.

Ton ve niyet

not looking good: durumun olumsuz olduğunu değerlendirmek

Bu cümlede not looking good, “durum olumsuz görünüyor” veya “beklentiler kötü” anlamına gelir. Olayların nasıl geliştiğini değerlendirir; fiziksel görünüş hakkında bir yorum değildir. So, bu sözün önceki kanıtlardan çıkarılan bir sonuç olduğunu gösterir. Tam biçimi So, it is not looking good olurdu; ancak günlük konuşmada kısa ve etkili bir özet oluşturmak için it is çoğu zaman atılır.

Alıştırma

Bir proje üç teslim tarihini kaçırdı. Bu bağlamda It's not looking good ne anlama gelir?

  1. Kimse projeyi göremiyor.
  2. Projenin görsel tasarımı çekici değil.
  3. Projenin gidişatı kötü görünüyor.
Cevabı göster

Projenin gidişatı kötü görünüyor.

The critical question is,

6:11

Kritik soru şu,

can we fix contemporary capitalism

6:12

çağdaş kapitalizmi

by fiddling with the dials or restricting who can turn them, Notlar

6:14

kadranlarla oynayarak veya kimin onları çevirebileceğini kısıtlayarak düzeltebilir miyiz,

Deyimler

by fiddling with the dials: küçük ayarlamalar yapmak

by fiddling with the dials ifadesindeki by + fiilin -ing biçimi yöntemi belirtir: ayarlamalar yaparak bir şeyi düzeltmeye çalışmak. Fiddle with the dials bir makine benzetmesidir. Buradaki dials, kapitalizmin ayarlanabilir kurallarını veya parametrelerini temsil eder. Fiddle with ise sistemi baştan kurmak yerine mevcut sistem içinde küçük ve deneme yanılmaya dayalı değişiklikler yapmayı anlatır. Bu değişikliklerin sınırlı veya yetersiz olabileceğini de ima edebilir.

Alıştırma

by fiddling with the dials burada nasıl bir reformu ima ediyor?

  1. tüm sistemi değiştirmek
  2. mevcut sistem içinde küçük ayarlamalar yapmak
  3. mümkün olan her değişikliği engellemek
Cevabı göster

mevcut sistem içinde küçük ayarlamalar yapmak

Dilbilgisi

restricting who can turn them: kimin izni olduğunu sınırlamak

Restricting who can turn them, restrict + who + can + fiilin yalın hâli yapısını kullanır. who can turn them yan cümlesinin tamamı restricting fiilinin nesnesidir ve onları çevirmesine izin verilen kişilerin kimler olduğunu sınırlamak anlamına gelir. Kısıtlanan şey fiziksel düğmeler değil, izin verilen kişi grubudur. Them, önceki dials sözcüğüne gönderme yapar. By ile başlayan daha büyük yapıda restricting, fiddling ile eş görevli olarak bağlanmıştır; dolayısıyla ikisi de sistemi değiştirmenin olası yollarını belirtir. Bu yapı erişim ve karar verme gibi izinlere de uygulanabilir: restrict who can access, decide, or approve.

Alıştırma

Cümleyi tam iki sözcükle tamamlayın: izin verilen grubu belirtmek için who, izni göstermek için can kullanın. The policy will restrict ____ approve refunds.

Cevabı göster

who can

or do we need to tear the machine down Öbek fiiller

6:17

yoksa makineyi yıkıp

Öbek fiiller

to tear the machine down: makineyi tamamen sökmek

Bu cümlede tear the machine down, makinenin tamamını bilinçli olarak sökmek demektir. Machine mevcut bir sistemi temsil ettiği için ifade, küçük değişiklikler yapmak yerine o sistemi tamamen ortadan kaldırmayı da ima eder. Tear down ayrılabilen bir öbek fiildir: isim olan nesne down sözcüğünden önce veya sonra gelebilir, ancak zamir ortada olmalıdır. Bu nedenle tear the machine down veya tear down the machine denebilir, fakat zamirle tear it down kullanılır.

Alıştırma

Örnekte to tear the machine down neyi ifade ediyor?

  1. Mevcut sistemi tamamen ortadan kaldırmak
  2. Birkaç küçük ayar yapmak
  3. Açıklamak için sistemi parçalara ayırmak
Cevabı göster

Mevcut sistemi tamamen ortadan kaldırmak

and build a new one from scratch? Kalıp ifadeler

6:19

sıfırdan yeni bir tane mi inşa etmeliyiz?

Kalıp ifadeler

a new one from scratch: sıfırdan yenisini yapmak

One, daha önce geçen tekil ve sayılabilen machine isminin yerini alır. Bu nedenle a new one, yeni bir makine veya mecazi olarak yeni bir sistem demektir. From scratch, mevcut bir sürümü, şablonu ya da hazırlanmış bir temeli kullanmadan en baştan başlamak anlamına gelir. Build something from scratch yapısı, zaten var olan bir şeyi onarmak veya değiştirmek yerine onu yeniden oluşturmayı vurgular. From scratch, make, create veya design gibi fiillerle de kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi, derste öğrendiğiniz ve “mevcut bir şablon kullanmadan” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: We didn't use a template; we built the website ____.

Cevabı göster

from scratch

And will any of it make a difference? Kalıp ifadeler

6:23

Ve bunlardan herhangi biri bir fark yaratacak mı?

Kalıp ifadeler

any of it make a difference?: bunlardan herhangi biri gerçek bir etki yaratacak mı?

Bu soruda any of it, daha önce sözü edilen eylemlere, planlara veya fikirlere gönderme yapar. Sorularda any, bu bütünün tek bir parçasının bile konuşulan sonucu doğurup doğurmayacağını sorar. Make a difference, “gerçek veya anlamlı bir etki yaratmak” demektir. Konuşan kişi bunların yalnızca farklı olup olmayacağını değil, sonucu gerçekten değiştirip değiştirmeyeceğini soruyor.

Alıştırma

Cümleyi “anlamlı bir etki yaratmak” anlamındaki kalıplaşmış ifadeyle tamamlayın: Even a small act of kindness can ____.

Cevabı göster

make a difference

Is inequality inevitable?

6:25

Eşitsizlik kaçınılmaz mı?

Explore the role we can play Kalıp ifadeler

6:26

Oynayabileceğimiz rolü keşfedin

in determining the answer to this question with this video.

6:28

bu videoyla bu sorunun cevabını belirlemede.

Kalıp ifadeler

the role we can play in determining ...: bir şeyi belirlemede oynayabileceğimiz rol

Vurgulanan sözcükler, the role we can play in determining the answer isim grubunun başlangıcıdır. We can play, role sözcüğünü niteler; yapı, that sözcüğünün çıkarıldığı the role that we can play ile aynıdır. play a role in + isim veya -ing biçimi, “bir sürece katkıda bulunmak veya onu etkilemek” anlamına gelir. Burada in determining the answer, şekillenmesine yardımcı olabileceğimiz süreci belirtir. Bir karakteri canlandırmaktan değil, katılım ve etkiden söz eder.

Alıştırma

Cümleyi “bir süreci etkilemeye nasıl yardımcı olabileceğimiz” anlamındaki yapıyla tamamlayın: We should think about ____ improving our neighborhood.

Cevabı göster

the role we can play in