Kapitalizm gerçekten çöktü mü?: İngilizce çalışma notları
TED-Ed
Video özeti: Ayarlanabilir düğmeleri olan bir makineyi model olarak kullanan video, kapitalist ekonomilerin mülkiyet, devlet koordinasyonu ve piyasaları nasıl birleştirdiğini açıklıyor. Ardından düzenlemelerin iklim değişikliği, eşitsizlik ve kalıcılaşan serveti giderip gideremeyeceğini ya da daha köklü bir sistem değişikliği gerekip gerekmediğini sorguluyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. think of this dial as controlling — Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: Soyut bir mekanizmayı anlamak için alternatif bir çerçeve sunarken think of X as Y kalıbını kullanmayı öğrenin. Burada düğme, düzenlemelerin kapsamını ölçen bir araç olarak yeniden yorumlanıyor; bu yapı sunumlarda veya akademik tartışmalarda modelleri açıklığa kavuşturmak için kullanılabilir. 2. On the one hand, / On the other hand, — Söylem, anlatı ve retorik: Bir savın gerçekten karşıt iki yönünü düzenli biçimde sunmak için kullanılan bu ikili yapıyı tanıyın ve uygulayın. Kapitalizmin geniş çapta değer yaratırken servetin orantısız bir bölümünü az sayıda kişiye yöneltebildiğini, karmaşık meseleyi tek taraflı bir iddiaya indirgemeden anlatmanıza yardımcı olur. 3. a feedback loop — Sözcük anlamı ve dil düzeyi: Bu sistem analizi terimini, sonuçların onları doğuran koşulları yeniden güçlendirdiği bir süreç olarak anlayın. Servetin eğitim, toplumsal konum ve güç sağladığını; bu avantajların da mülk sahiplerinin üstünlüklerini ve aile servetlerini kuşaklar boyunca korumasına veya büyütmesine yardım ettiğini anlatmak için kullanabilirsiniz.
Bu derste
Each one of these machines represents the economic system of a country. Anlatım akışı
0:09Bu makinelerin her biri bir ülkenin ekonomik sistemini temsil ediyor.
represents the economic system of a country: model ilişkisi kurmak
Burada represents bir modelleme ilişkisi kurar: gösterilen her makine bir ülkenin ekonomik sistemini temsil eder. Cümle, ekonominin gerçek bir makine olduğunu iddia etmez. Bu ilişki, sonraki açıklamanın nasıl düzenlenip anlaşılacağını gösterir. Makineyle ilgili ayrıntılar, onun temsil ettiği ekonomik sistemle ilgili ayrıntılar olarak yorumlanmalıdır: A represents B ise A hakkındaki bilgiler B’yi açıklamak için kullanılır.
Alıştırma
Bu cümlede represents the economic system of a country ne işe yarıyor?
- Bir makinenin ekonomiyi fiziksel olarak nasıl işlettiğini açıklar.
- Her ülkenin gerçek bir makineye sahip olduğunu söyler.
- Her makinenin bir ülkenin ekonomik sistemini temsil ettiği bir model kurar.
Cevabı göster
Her makinenin bir ülkenin ekonomik sistemini temsil ettiği bir model kurar.
Every machine has three inputs: labor, people's work,
0:13Her makinenin üç girdisi vardır: emek (insanların çalışması),
capital, all the stuff that a business might use including intangibles like ideas, Kelime
0:17sermaye (işletmelerin kullanabileceği, fikirler gibi soyut şeyler dahil her şey),
including intangibles like ideas: iş İngilizcesinde intangibles
Including, bir işletmenin kullanabileceği geniş kapsamlı şeyler kategorisine bir unsur daha ekler. Burada like “örneğin” anlamındadır; dolayısıyla ideas tüm kategori değil, yalnızca bir örnektir. İş ve ekonomi bağlamında intangibles, fiziksel biçimi olmayan fakat değer taşıyan kaynakları veya varlıkları ifade eder. Fikirler, ekipmanlar veya binalar gibi dokunulabilir olmasalar da bir işletmenin değer yaratmasına yardımcı olabildikleri için intangibles olabilir.
Alıştırma
Cümleyi derste öğrendiğiniz çoğul işletme terimiyle tamamlayın: Patents and brand value have no physical form but can still be valuable to a company. They are examples of ____.
Cevabı göster
intangibles
The machine converts these inputs into goods and services Kalıp ifadeler
0:24Makine bu girdileri mal ve hizmetlere dönüştürür.
convert X into Y yapısı: converts these inputs into goods and services
Convert X into Y, X'i değiştirerek Y hâline getirmek demektir. Bu cümlede these inputs başlangıç kaynakları olan X'i, goods and services ise sonuç olan Y'yi gösterir. Convert fiilinden sonraki nesne değişen şeyi belirtir; into ise yeni biçimi veya sonucu tanıtır. Bu yapı, bir sürecin girdiyi çıktıya nasıl dönüştürdüğünü açıklamak için kullanışlıdır.
Alıştırma
Convert X into Y yapısını tamamlayın: Solar panels ____ sunlight ____ electricity.
Cevabı göster
convert · into
because we're willing to pay for the things the machine produces,
0:28Çünkü makinenin ürettiği şeyler için para ödemeye hazırız,
what the machine is really creating here is value. Dilbilgisi
0:31makinenin burada asıl yarattığı şey değerdir.
What ... is ...: value sözcüğünü odağa yerleştirme
What the machine is really creating here yan cümlesi, «makinenin burada gerçekte yarattığı şey» anlamına gelir. Is fiilinin öznesi olarak görev yapar ve value bu şeyin ne olduğunu belirtir. Baştaki what, cümleyi doğrudan bir soruya dönüştürmez. Bu, genellikle pseudo-cleft olarak adlandırılan What ... is ... odak yapısıdır. Temel bilgiyi is sonrasına kadar geciktirerek value sözcüğünü güçlü biçimde vurgular ve konuşanın asıl noktayı açıklamasına ya da yeniden tanımlamasına olanak verir. Really bu karşıtlığı daha da güçlendirir.
Alıştırma
What ... is ... odak yapısını tamamlayın: ____ the team needs most ____ a clear plan.
Cevabı göster
What · is
turn inputs into value: turn X into Y yapısı
turn X into Y yapısında X değişime uğrayan öğe, Y ise sonuçtur. Burada ekonomiler, girdileri alıp onlardan değer üreten sistemler olarak sunulur. Bu yapı, başlangıçtaki bir malzemenin, kaynağın veya durumun yeni bir sonuca dönüşmesini vurgular. Hem kaynağı hem de sonucu gösterdiği için bir şeyin yalnızca değer ürettiğini söylemekten daha belirgindir.
Alıştırma
Dönüşüm yapısını tamamlayın: A good editor can ____ rough notes ____ a clear article.
Cevabı göster
turn · into
communist, socialist, or something else?
0:40komünist mi, sosyalist mi yoksa başka bir şey mi olduğunu ne belirler?
whether ... capitalist, communist, socialist, or something else: seçenekleri sıralamak
Burada whether, determines fiilinin nesnesi görevindeki dolaylı bir soruyu başlatır. Cevabı açık olan soru, makinenin hangi kategoriye ait olduğudur: kapitalist, komünist, sosyalist veya başka bir şey. Whether çoğu zaman evet-hayır meselesini başlatır, ancak adı belirtilen birden fazla seçeneği de düzenleyebilir. Listeyi aynı anda geçerli olan etiketler olarak değil, tek bir sınıflandırma sorusunun olası cevapları olarak okuyun.
Alıştırma
Örnek cümlede whether ne işe yarıyor?
- Her kategorinin makineyi tanımladığını söyler.
- Makine için birkaç olası kategori sunar.
- Makinenin var olup olmadığını sorar.
Cevabı göster
Makine için birkaç olası kategori sunar.
“Three dials.”: üç etken için bir yol haritası
“Three dials.” kısa ve öz bir yol haritasıdır. Dinleyiciye, açıklamanın ayarlanabilir üç etken etrafında düzenleneceğini bildirir. Burada dials mecazdır: artırılıp azaltılabilen kontroller düşünülmelidir. Üç fiziksel ayar düğmesinden söz edilmez. Böyle kısa bir isim öbeği, ayrıntılardan önce genel çerçeveyi duyurabilir.
Alıştırma
Bu bağlamda “Three dials.” ne işe yarıyor?
- Üç fiziksel ayar düğmesinin onarılması gerektiğini bildirir.
- Herhangi bir yapı sunmadan konuyu kapatır.
- Açıklamayı düzenleyecek ayarlanabilir üç etkeni önceden bildirir.
Cevabı göster
Açıklamayı düzenleyecek ayarlanabilir üç etkeni önceden bildirir.
The first dial controls who owns the capital.
0:44İlk kadran sermayenin kime ait olduğunu kontrol eder.
Over here, the government owns every bit of capital
0:48Bu tarafta, hükümet sermayenin her bir parçasına,
down to the last office paperclip: eksiksiz kapsam
Down to the last + tekil sayılabilen isim, en küçük ya da son öğenin bile kapsama dahil olduğunu belirtir. Burada office paperclip, every bit of capital ifadesini daha canlı hâle getirir: iddia, büyük varlıklardan küçük ofis malzemelerine kadar uzanır. Buradaki last sözcüğü retorik bir vurgudur; öğelerin gerçekten tek tek “sonuncuya” kadar sayıldığı anlamına gelmez. İfadenin tamamı, kapsamın eksiksiz olduğu ve hiçbir şeyin dışarıda bırakılmadığı duygusunu güçlendirir.
Alıştırma
Son virgülün bile kontrol edildiğini belirtmek için cümleyi down to the last ... ile tamamlayın: The editor checked everything, ____.
Cevabı göster
down to the last comma
North Korea is probably the closest economy to 0%
0:52Kuzey Kore muhtemelen %0'a en yakın ekonomidir.
the other end of the spectrum: aynı ölçeğin karşı ucundaki uç nokta
Bu cümlede the other end of the spectrum, aynı ölçeğin karşı tarafındaki uç noktayı ifade eder. Spectrum burada mecazidir; fiziksel bir renkli ışık bandını değil, kesintisiz bir aralığı anlatır. Bu ifade karşılaştırmayı düzenler. Bir uç veya konum belirlendikten sonra the other end uzaktaki karşı ucu gösterir ve arada pek çok konuma yer bırakır.
Alıştırma
the other end of the spectrum hangi duruma doğal biçimde uyar?
- Aynı ürün yelpazesindeki en ucuz ve en pahalı seçeneklerin karşılaştırılması.
- Bir kutunun odanın diğer tarafındaki fiziksel konumu.
- Hava durumu raporundan ilgisiz bir yemek tarifine geçilmesi.
Cevabı göster
Aynı ürün yelpazesindeki en ucuz ve en pahalı seçeneklerin karşılaştırılması.
The US is about here at roughly 2/3 private ownership.
1:00ABD yaklaşık olarak burada, özel mülkiyetin 2/3 civarında olduğu bir yerdedir.
The second dial dictates how much control the government has over what gets produced. Notlar
1:04İkinci kadran, hükümetin neyin üretileceği üzerinde ne kadar kontrol sahibi olacağını belirler.
dictates how much control ... has over ...: kontrol derecesini belirlemek
Burada dictates, ‘birinin yazması için sözcükleri söylemek’ değil, ‘belirlemek’ veya ‘kararlaştırmak’ anlamındadır. Özne bir etkendir —ikinci kadran— ve how much yan cümlesi bu etkenin belirlediği sonucu gösterir. dictate(s) how much control A has over B kalıbı, ‘A’nın B üzerindeki kontrol derecesini belirlemek’ anlamına gelir. what gets produced isim cümleciği over sözcüğünün nesnesidir ve ‘üretilen şeyler’ anlamındadır.
Alıştırma
Asıl cümlede dictates nasıl bir ilişki ifade ediyor?
- Hükümet tarafından söylenen sözleri kaydeder.
- Hükümetin kontrolü üzerinde yalnızca küçük ve belirsiz bir etkisi vardır.
- Hükümetin kontrol derecesini belirler.
Cevabı göster
Hükümetin kontrol derecesini belirler.
gets produced: get edilgen yapısıyla ifade edilen sonuç
gets produced, get edilgen yapısıdır: get + geçmiş zaman ortacı produced. is produced veya comes to be produced ile aynı anlama gelir ve bir şeyin üretildiğini belirtir. what gets produced içinde what, üretme eylemine maruz kalan şeyleri temsil eder; dolayısıyla yan cümle sonunda hangi ürünlerin yapıldığına odaklanır. Get edilgen yapısı, üreticiden çok olayın gerçekleşmesine veya sonucuna dikkat çeker. Aynı get + geçmiş zaman ortacı kalıbı, başka eylemlerin sonuçlarını da vurgulayabilir.
Alıştırma
Cümleyi produce fiilinin get edilgen biçimiyle tamamlayın: The supervisor decides what ____ each morning.
Cevabı göster
gets produced
the government dictated what the economy could and would produce. Dilbilgisi
1:12hükümet ekonominin ne üretebileceğini ve ne üreteceğini dikte ederdi.
bir ekonomik sistemde high coordination
Bu cümlede high coordination, üretim ve kaynaklarla ilgili kararların ayrı ayrı üreticilere tamamen bırakılmayıp ekonomi genelinde düzenlendiği bir ekonomik sistemi anlatır; burada bu düzenleme güçlü bir hükümet yönlendirmesiyle gerçekleşir. İfade, iş arkadaşlarının iyi anlaşmasından değil, kararların nasıl yapılandırıldığından söz eder. Eski SSCB örneği, amaçlanan anlamın bağlamını verir: ekonominin neyi üretebileceği ve neyi üreteceğiyle ilgili birçok seçim merkezî olarak planlanıyordu. High, koordinasyonun derecesini belirtir; tek başına sistemi övmez veya verimli olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Eski SSCB ile ilgili cümlede high coordination ne anlama gelir?
- Üreticiler herhangi bir koordinasyon otoritesi olmadan bağımsız karar verir.
- İşçiler kibarca iletişim kurar ve birlikte çalışmaktan hoşlanır.
- Üretim kararları güçlü bir merkezî yönlendirme altında ekonomi genelinde düzenlenir.
Cevabı göster
Üretim kararları güçlü bir merkezî yönlendirme altında ekonomi genelinde düzenlenir.
could and would produce: mümkün olan alan ve beklenen üretim
Could ve would, yalın hâlde bulunan produce fiilini ortak kullanır. Could, ekonominin üretmesinin mümkün veya izin verilen şeyleri; would ise geçmişteki o bakış açısından üretilmesi beklenen ya da planlanan şeyleri gösterir. İki kiplik fiilin birlikte kullanılması, mümkün olan alanı planın sonucundan ayırır. Ekonominin bir şeyi üretebilmesi, onu gerçekten üreteceği anlamına gelmez.
Alıştırma
could and would produce ifadeleri cümleye ne katar?
- Ekonominin üretebildiği her şeyi üretme isteği
- Hem mümkün olan alan hem de düzenleme kapsamında beklenen üretim
- Yalnızca ekonominin teknik üretim kapasitesi
Cevabı göster
Hem mümkün olan alan hem de düzenleme kapsamında beklenen üretim
but leaves most decision-making up to the private sector. Kalıp ifadeler
1:20ancak karar alma sürecinin çoğunu özel sektöre bırakır.
leave X up to Y: kararı Y'ye bırakmak
Leave X up to Y, Y’nin X hakkında karar vermesine veya X’i ele almasına izin vermek anlamına gelir. Cümlede X most decision-making, Y ise the private sector olduğundan kararların çoğu hükûmet dışında alınır. Sıralama önemlidir: X karar verilecek konu, Y ise kararı veren taraftır. Bu yapıda up to, yetki veya sorumluluğun kimde olduğunu gösterir.
Alıştırma
leave X up to Y yapısını tamamlayın: The editor leaves the photo choice ____ the interns.
Cevabı göster
up to
The third dial controls how extensively markets are used to set prices. Kalıp ifadeler
1:23Üçüncü kadran, fiyatları belirlemek için piyasaların ne ölçüde kullanıldığını kontrol eder.
to set prices: fiyatları belirlemek
Bu cümlede to set prices, mal veya hizmetlerin ne kadara satılacağını kararlaştırmak ya da belirlemek demektir. Mastar öbeği are used ifadesinin işlevini açıklar: piyasalar fiyatları belirlemek için kullanılır. Set, bir şeyi belirli bir düzeye veya standarda göre belirlemek anlamına da gelebilir. Bu nedenle set a limit örneğinde olduğu gibi prices ile doğal bir şekilde kullanılır. Burada bir şeyi fiziksel olarak bir yere koymak anlamına gelmez.
Alıştırma
“Fiyatları belirlemek” anlamındaki hedef kalıbı tamamlayın: The board will ____ prices for the new membership plans.
Cevabı göster
set
consumers have no say: tüketicilerin söz hakkı yok
Consumers have no say, tüketicilerin fiyatlandırma kararına katılma veya bu kararı etkileme gücünün olmadığı anlamına gelir. Fiziksel olarak konuşamadıkları anlamına gelmez. İlgili karar bağlamdan anlaşılıyorsa ifade tek başına kullanılabilir. Ayrıca have no say in + bir karar veya faaliyet ve have no say over + kontrol edilen bir şey yapılarında da kullanılır.
Alıştırma
“The employees had no say in the final decision” cümlesi ne anlama gelir?
- Çalışanların konuşması tamamen yasaklandı.
- Çalışanlar nihai kararı etkileyemedi.
- Çalışanlar nihai kararı kendi başlarına verdi.
Cevabı göster
Çalışanlar nihai kararı etkileyemedi.
Over here at 100%, markets are used to set the price of everything,
1:36Burada %100'de ise piyasalar her şeyin fiyatını belirlemek için kullanılır,
even things like basic life-saving healthcare.
1:40hayat kurtaran temel sağlık hizmetleri gibi şeylerin bile.
You can also think of this dial as controlling the number and extent of government regulations Kalıp ifadeler
1:43Bu kadranı, hükümet düzenlemelerinin sayısını ve kapsamını kontrol eden bir araç olarak da düşünebilirsiniz,
think of this dial as controlling: X’i Y çerçevesinde görmek
Think of X as Y, X’i Y’nin rolü veya çerçevesi içinde anlamak ya da hayal etmek demektir. Bu cümlede dinleyiciden kadranı, devlet düzenlemelerinin sayısını ve ne kadar geniş uygulandığını kontrol eden bir şey olarak görmesi istenir. Kalıp think of + X + as + Y şeklindedir. Buradaki Y, controlling ... biçimindeki -ing öbeğidir ve dinleyicinin yaptığı bir eylemi değil, kadranın işlevini açıklar.
Alıştırma
“X’i Y rolünde görmek” anlamını veren iki yapı sözcüğünü tamamlayın: To plan the project, think ____ the timeline ____ a flexible guide, not a fixed promise.
Cevabı göster
of · as
tariffs on foreign goods: yabancı mallara uygulanan gümrük vergileri
Tariffs on foreign goods, başka ülkelerden getirilen mallara uygulanan vergiler anlamına gelir. Tariff genellikle ithalatla ilişkili bir ticaret politikası vergisidir; her türlü vergi için kullanılan genel bir sözcük değildir. tariffs on X yapısında on, tarifenin uygulandığı malları belirtir. Burada etkilenen mallar foreign goods ifadesidir.
Alıştırma
Burada tariffs on foreign goods ne anlama geliyor?
- başka ülkelerden gelen mallara uygulanan vergiler
- başka ülkelerden gelen mallara sunulan indirimler
- başka ülkelerden gelen mallara iliştirilen gönderi etiketleri
Cevabı göster
başka ülkelerden gelen mallara uygulanan vergiler
to antitrust laws to regulations on net neutrality. Kültür
1:49antitröst yasalarına ve ağ tarafsızlığı düzenlemelerine kadar.
from tariffs ... to antitrust laws ... to regulations: örneklerden bir aralık kurmak
from A to B to C dizisi, birkaç örneği geniş bir aralığın parçaları olarak düzenler. Burada gümrük vergileri, antitröst yasaları ve ağ tarafsızlığı düzenlemeleri, government regulations adlı soyut kategoriyi farklı politika alanlarında somutlaştırır. Her tekrarlanan to, dinleyiciyi bir sonraki örneğe taşır. Yapı, bir öğenin daha önemli olduğunu veya fiziksel bir hareket bulunduğunu söylemez; görevi kategoriyi adım adım genişletmektir.
Alıştırma
Bu cümlede from A to B to C yapısının temel işlevi nedir? “The club offers activities from chess to photography to weekend hikes.”
- Etkinlikleri en kolaydan en zora doğru sıralar.
- Kulübün izlediği rotayı anlatır.
- Kulübün geniş etkinlik yelpazesini göstermek için birkaç örnek verir.
Cevabı göster
Kulübün geniş etkinlik yelpazesini göstermek için birkaç örnek verir.
net neutrality: ağ tarafsızlığı
Net neutrality, internet hizmeti sağlayıcılarının belirli siteleri, uygulamaları veya içerikleri haksız biçimde engellemek, yavaşlatmak ya da kayırmak yerine çevrim içi trafiğe genel olarak eşit davranması gerektiğini savunan internet politikası ilkesidir. Bu cümlede regulations on net neutrality, bu ilkeyle ilgili devlet kuralları anlamına gelir. İfade bir internet düzenlemesi konusunu adlandırır; internet sitelerinin tarafsız görüşler belirtmesi gerektiği anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi ifade net neutrality kavramını en iyi açıklar?
- İnternet sağlayıcıları çevrim içi trafiğe genel olarak eşit davranmalıdır.
- Bütün internet kullanıcıları tam olarak aynı hızda bağlanmalıdır.
- Her internet sitesi bütün siyasi görüşleri eşit biçimde sunmalıdır.
Cevabı göster
İnternet sağlayıcıları çevrim içi trafiğe genel olarak eşit davranmalıdır.
So capitalism isn't just one type of economy.
1:53Yani kapitalizm sadece tek bir tür ekonomi değildir.
It's a wide range of possible economies, Kalıp ifadeler
1:56Olası ekonomilerin geniş bir yelpazesidir,
which makes answering the question of whether capitalism is broken complicated. Dilbilgisi
1:59bu da kapitalizmin çöküp çökmediği sorusuna cevap vermeyi karmaşık hale getiriyor.
a wide range of possible economies: çok çeşitli olası ekonomiler
a wide range of possible economies ifadesindeki a wide range of, “birçok farklı türde” anlamına gelir. Bu ifade kapitalizmi tek ve sabit bir model olarak değil, çeşitli ekonomik düzenlemeleri içerebilen bir kategori olarak sunar. Başka bağlamlara aktarılabilen kalıp a wide range of + isim şeklindedir. Önemli olan seçeneklerin, türlerin, düzeylerin veya olasılıkların çeşitliliği olduğunda kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi bu derste geçen ve “birçok farklı türde” anlamına gelen dört sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The science center offers ____ activities, from robotics workshops to nature walks.
Cevabı göster
a wide range of
which makes ... complicated: ... durumunu karmaşıklaştırır
Burada which, önceki düşüncenin tamamına, yani kapitalizmin birçok biçim alabilmesine gönderme yapar. which ile başlayan yan cümle bu olgunun sonucunu belirtir: kapitalizmin bozuk olup olmadığını yanıtlamak karmaşıklaşır. Kalıp, cümle, which makes + isim veya -ing yapısı + sıfat şeklindedir. makes answering the question ... complicated yapısında answering the question, makes fiilinin nesnesidir; complicated ise bu eylemi tanımlar.
Alıştırma
Önceki durumun tamamının bir sonuca yol açtığını göstermek için which sözcüğünü doğru kullanan cümle hangisidir?
- The schedule changes every week, which makes planning ahead difficult.
- The schedule changes every week, that makes planning ahead difficult.
- The schedule changes every week, which planning ahead difficult.
Cevabı göster
The schedule changes every week, which makes planning ahead difficult.
At the height of ...: bir dönemin doruk noktası
At the height of + isim öbeği, “bir şeyin en yoğun, başarılı veya etkin aşamasında” anlamına gelir. Bu cümlede anlatımı Sanayi Devrimi'nin herhangi bir zamanına değil, doruk dönemine yerleştirir. Bu yapı, bir olayı daha uzun bir dönemin içine yerleştirirken o dönemin etkisinin veya etkinliğinin en yüksek seviyeye yakın olduğu anlamını da ekler.
Alıştırma
Cümleyi “fırtınanın en yoğun döneminde” anlamına gelen kalıplaşmış ifadeyle tamamlayın: ____ the storm, rescue crews worked through the night.
Cevabı göster
At the height of
the dials were set pretty close to what we'd now call free market or laissez-faire capitalism. Kültür
2:07kadranlar bugün serbest piyasa veya laissez-faire kapitalizmi dediğimiz şeye oldukça yakın bir şekilde ayarlanmıştı.
free market or laissez-faire capitalism: serbest piyasa veya laissez-faire kapitalizmi
Serbest piyasa kapitalizmi, fiyatları ve üretimi büyük ölçüde özel alışverişin ve rekabetin yönlendirdiği bir sistemdir. Laissez-faire kapitalizmi ise devletin piyasalara mümkün olduğunca az müdahale etmesi gerektiğini savunan daha güçlü bir düşük müdahale fikridir. Burada or, iki terimi ekonomik ortam için birbirine yakın modern etiketler olarak sunar. Anlamları örtüşür, ancak her zaman tam eş anlamlı değildir: Bir piyasa nispeten serbest olup yine de düzenlemelere tabi olabilir.
Alıştırma
Laissez-faire capitalism kavramını en iyi hangi ifade açıklar?
- Piyasalar devletin çok az müdahalesiyle işler.
- Üretimin merkezî olarak planlanabilmesi için özel ticaret yasaklanır.
- Devlet tüm işletmelere sahiptir ve bütün fiyatları belirler.
Cevabı göster
Piyasalar devletin çok az müdahalesiyle işler.
basically individuals acting freely and in their own self-interest, Kelime
2:17yani temelde bireylerin özgürce ve kendi çıkarları doğrultusunda hareket etmesinin,
in their own self-interest: kendi çıkarları doğrultusunda
In their own self-interest, “kendilerine fayda sağlamak amacıyla” anlamına gelir. İyelik sözcüğü ilgili kişi veya grupla uyumlu olmalıdır: in my, your, his, her, our, or their own self-interest. Burada bireylerin eylemlerinin arkasındaki motivasyonu açıklar. Self-interest çoğunlukla analitik ve görece tarafsız bir terimdir. Tek başına, eylemin başka insanlara zarar verdiği anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi in one's own self-interest ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The investors rejected the risky deal because doing so was ____.
Cevabı göster
in their own self-interest
would produce optimal outcomes both for the economy and for society. Dilbilgisi
2:21hem ekonomi hem de toplum için en iyi sonuçları üreteceğine inanıyorlardı.
capitalism's invisible hand: kapitalizmin “görünmez eli”
Görünmez el, birçok insanın piyasa faaliyetleri içinde kendi çıkarlarının peşinden özgürce gitmesinin merkezî bir yönetici olmadan eşgüdüm yaratabileceği fikrini anlatan ekonomik bir metafordur. Bu cümlede capitalism's invisible hand, o dönemin ekonomistlerine atfedilen bir inancı adlandırır: Bu sürecin en iyi sonuçları doğurmasını bekliyorlardı. Gerçek bir elden söz edilmez; cümle, bu mekanizmanın her zaman işlediğini kanıtlamak yerine onların inancını aktarır.
Alıştırma
Bu ekonomik bağlamda invisible hand ne anlama gelir?
- Merkezî olmayan piyasa tercihlerinin genel bir eşgüdüm yaratabileceği fikri
- Piyasadaki her fiyatı doğrudan belirleyen gizli bir kuruluş
- Malları işletmeler arasında fiziksel olarak taşıyan gerçek bir kuvvet
Cevabı göster
Merkezî olmayan piyasa tercihlerinin genel bir eşgüdüm yaratabileceği fikri
both for the economy and for society: paralel for öbekleri
both for the economy and for society ifadesinde both ... and ..., sonuçlardan yararlanan iki tarafa eşit vurgu yapar. Her iki taraf da for ile başlatılır. for sözcüğünün tekrarlanması, for the economy ve for society biçiminde birbiriyle eşleşen iki edat öbeği oluşturur. Bu paralel yapı iki kısmın kolay anlaşılmasını sağlar ve özellikle dengeli bir görüş sunarken kullanışlıdır.
Alıştırma
Cümleyi tam olarak both for ... and for ... paralel kalıbıyla tamamlayın: The community center offers support ____ teenagers ____ older adults.
Cevabı göster
both for · and for
And that's how we ended up with embalming fluid in milk. Notlar
2:26Ve işte sütte mumyalama sıvısının olması böyle ortaya çıktı.
ended up with: nihai bir sonuç
Ended up with, bir süreç veya olaylar dizisinden sonra birinin sonunda bir şeye sahip olması, bir şeyi elde etmesi ya da bir durumla karşılaşması anlamına gelir. Bu cümlede sütte mumyalama sıvısı bulunması, yalnızca mevcut bir durum olarak değil, nihai sonuç olarak sunulur. Kalıp end up with + isim öbeği şeklindedir. Ended geçmiş zaman biçimidir. İfade çoğu zaman sonucun planlanmamış, şaşırtıcı veya istenmeyen olduğunu düşündürür; ancak nötr veya olumlu bir sonucu da anlatabilir.
Alıştırma
Cümleyi end up with ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After choosing the cheapest materials, the team ____ a product that broke easily.
Cevabı göster
ended up with
embalming fluid in milk: sütte tahnit sıvısı
Tahnit sıvısı, ölü bedenlerin çürümesini yavaşlatmak için kullanılan kimyasal bir sıvıdır. Bir gıda bileşeni değildir. Buradaki in milk, bu tür bir maddenin süte katıldığını ya da sütte bulunduğunu anlatır. Bu birleşim bilerek sarsıcıdır. Tehlikeli gıda tağşişini, zayıf denetim ve kâr arayışının uç bir sonucu olarak sunar; sütü korumanın normal bir yolu olarak değil.
Alıştırma
Bu cümlede embalming fluid in milk esas olarak neyi vurguluyor?
- Gıda tağşişinin sarsıcı ve tehlikeli bir sonucu
- Sütün tadında zararsız bir değişiklik
- Sütü taze tutmanın normal bir yöntemi
Cevabı göster
Gıda tağşişinin sarsıcı ve tehlikeli bir sonucu
food manufacturers put all kinds of cheap and sometimes dangerous adulterants in food to maximize profits. Notlar
2:32gıda üreticileri kârı maksimize etmek için yiyeceklere her türlü ucuz ve bazen tehlikeli katkı maddeleri koydular.
adulterants: ürünlere karıştırılan uygunsuz maddeler
Adulterants, adulterant sözcüğünün çoğuludur. Bir ürüne karıştırılarak onu saf olmayan hâle getiren, kalitesini düşüren ya da güvensiz yapan maddeleri ifade eder. Cümledeki cheap and sometimes dangerous, bunların normal bileşenler değil, maliyetleri düşürmek için kullanılan uygunsuz maddeler olduğunu gösterir. Bu sözcük resmîdir ve gıda güvenliği, test, hukuk ve düzenleme bağlamlarında yaygındır. Sözcüğün kendi içindeki olumsuz anlam önemlidir: adulterant, gıdaya eklenen herhangi bir şey demek değildir.
Alıştırma
Bu cümlede adulterants sözcüğüne en uygun anlam hangisidir?
- Tadı veya raf ömrünü iyileştirmek için eklenen onaylı bileşenler
- Gıdaya uygunsuz biçimde karıştırılarak onu saf olmayan ya da tehlikeli hâle getirebilen maddeler
- Her zaman kazara girmiş olması gereken istenmeyen maddeler
Cevabı göster
Gıdaya uygunsuz biçimde karıştırılarak onu saf olmayan ya da tehlikeli hâle getirebilen maddeler
to maximize profits: ticari bir amacı ifade etmek
To maximize profits, “kârı mümkün olan en yüksek düzeye çıkarmak amacıyla” demektir. to ile kurulan mastar, üreticilerin eylemlerinin amacını belirtir. Maximize profits iş ve ekonomi dilinde yerleşik bir sözcük birlikteliğidir. Maximize, yalnızca increase demekten daha güçlü ve kesindir; mümkün olan en yüksek kârı hedefler.
Alıştırma
“Kârı mümkün olan en yüksek düzeye çıkarmak” anlamındaki resmî iş dünyası ifadesiyle cümleyi tamamlayın: The company reduced operating costs to ____.
Cevabı göster
maximize profits
What they were doing was legal, but ... wrong: farklı ölçütleri karşılaştırmak
What they were doing, “yapmakta oldukları şey” anlamına gelir. Bu what yan cümlesinin tamamı was legal bölümünün öznesidir ve düz cümle söz dizimini korur: they were doing; were they doing değil. But, aynı eylemi değerlendiren iki ölçütü karşılaştırır: eylem yasalara uygundu, ancak konuşmacı onu ahlaki veya etik açıdan yanlış buluyordu. Of course, bu yargının konuşmacının bakış açısından açık olduğunu gösterir ve dinleyiciyi aynı fikirde olmaya yöneltir.
Alıştırma
Hangi cümlede what yan cümlesi özne olarak kullanılmış ve yasallık ile ahlaki yargı açıkça karşılaştırılmıştır?
- Was what the company did legal or morally wrong?
- The company acted legally, so its decision was morally right.
- What the company did was legal, but morally wrong.
Cevabı göster
What the company did was legal, but morally wrong.
a public outcry: halkın güçlü tepkisi
a public outcry, halktan çok sayıda kişinin bir olay, karar veya soruna karşı açıkça ortaya koyduğu güçlü olumsuz tepkiyi anlatır. Buradaki outcry, yalnızca bir kişinin bağırması değil, toplu öfke veya protestodur. There was a public outcry kalıbı, bu kamusal tepkinin gerçekleştiğini bildirir. Haber ve kamu politikası bağlamlarında, çoğu zaman bir kuruluşun ya da hükûmetin karşılık vermesi için baskı oluştuğunu gösterir.
Alıştırma
Bu cümlede a public outcry ne anlama gelir?
- Tek bir kişinin özel şikâyeti
- Sakin bir kamusal tartışma
- Çok sayıda kişinin açıkça ifade ettiği güçlü olumsuz tepki
Cevabı göster
Çok sayıda kişinin açıkça ifade ettiği güçlü olumsuz tepki
and in 1906 Congress passed the Pure Food and Drugs Act, Kültür
2:42ve 1906'da Kongre, Saf Gıda ve İlaç Yasası'nı geçirerek,
Congress passed ... Act: yasama organının onayı
Buradaki Congress, ABD Kongresini ifade eder. Hukuk ve siyaset İngilizcesinde passed the ... Act, yasama organının adı belirtilen mevzuatı onaylamak için oy kullandığı anlamına gelir. Passed burada “yanından geçti” demek değildir; Act ise bir eylem ya da gösteri değil, yasa demektir. Yıl ve yasanın adı, belirli bir federal düzenlemeyi tanımlar. Daha genel olarak legislature + passed + bill/law/Act kalıbı, bir yasama organının resmî bir yasama işlemi yaptığını gösterir.
Alıştırma
“Congress passed the Act” ifadesinde passed ne anlama gelir?
- Yasama organı mevzuatı onaylamak için oy kullandı
- Kongre üyeleri bir binanın yanından yürüyerek geçti
- Kongre bir sınavı geçti
Cevabı göster
Yasama organı mevzuatı onaylamak için oy kullandı
setting the stage for the Food and Drug Administration, Deyimler
2:46Gıda ve İlaç İdaresi'nin zeminini hazırladı,
setting the stage for: sonraki bir sonuç için koşulları yaratmak
Set the stage for + isim veya -ing biçimi, “daha sonraki bir gelişmeyi mümkün ya da daha olası hâle getiren koşulları yaratmak” anlamındaki bir sahne benzetmesidir. Gerçek anlamda sahne kurmak demek değildir. Buradaki setting, önceki eylemin sonucunu anlatan bir -ing biçimidir: bu eylem, daha sonra Gıda ve İlaç Dairesinin kurulabilmesine yardımcı olmuştur. İfade, hazırlık veya temel oluşturma anlamı taşır; mutlaka tek ve doğrudan bir neden göstermez.
Alıştırma
Cümleyi bu derste geçen ve “koşullarını yarattı” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: The early experiments ____ later medical breakthroughs.
Cevabı göster
set the stage for
which watches over the US's food supply to this day. Notlar
2:48ki bu kurum günümüze kadar ABD'nin gıda tedarikini denetler.
watches over: sürekli gözetim ve koruma
Watch over + kişi veya şey, onun güvenliğinden, bakımından ya da uygun durumda kalmasından sorumlu olduğunuz için onu sürekli gözetmek demektir. Çoğu zaman denetleme ile koruma anlamlarını bir araya getirir. Bu cümlede kurum, gıda arzını denetleyip güvenli kalmasına yardımcı olarak onu watches over eder. Over, ifadenin bir parçasıdır; ifade “yukarıdaki bir şeye bakmak” anlamına gelmez.
Alıştırma
“The agency watches over the city's water supply.” cümlesinde watches over ne anlama gelir?
- Onu acil bir tehlikeye karşı uyarır
- Onun üzerinde bulunan bir şeye bakar
- Onu sürekli denetler ve korur
Cevabı göster
Onu sürekli denetler ve korur
to this day: geçmişten bugüne devam eden durum
Bu cümlede to this day, bir durumun geçmişte başlayıp şu anda da geçerli olduğunu anlatır. Kurumun geçmişi ile bugün de süren görevini birbirine bağlar. Bu ifade çoğunlukla yan cümlenin sonunda yer alır. Yalnızca bugünün tarihini belirtmez; bir durumun, etkinin, uygulamanın veya nüfuzun kesintisiz biçimde bugüne ulaştığını vurgular.
Alıştırma
'The tradition survives to this day,' cümlesinde 'to this day' neyi gösterir?
- Bugün başladı ve daha eski bir geçmişi yok.
- Geçmişten beri devam ediyor ve şu anda da geçerli.
- Bugünden önceki bir zamanda sona erdi.
Cevabı göster
Geçmişten beri devam ediyor ve şu anda da geçerli.
Now these days, no economy really practices pure invisible hand capitalism,
2:51Bugünlerde hiçbir ekonomi gerçekten saf görünmez el kapitalizmini uygulamıyor,
but some people are increasingly worried that today's threats like climate change and rising inequality
2:56ancak bazı insanlar iklim değişikliği ve artan eşitsizlik gibi günümüz tehditlerinin
can't be solved by any capitalist system.
3:01hiçbir kapitalist sistem tarafından çözülemeyeceğinden giderek daha fazla endişe duyuyor.
Sunum yönlendirmesi olarak Let's look at ... first
'Let's look at climate change first' bir yönlendirme ifadesidir: Dinleyicilere, konuşmacının ele alacağı ilk konunun iklim değişikliği olduğunu bildirir. Burada look at yalnızca gözleri bir şeye çevirmek değil, bir konuyu incelemek veya tartışmak anlamına gelir. Let's look at + topic + first kalıbı, genel bakıştan açıklamanın ilk bölümüne geçiş yapar. Let's konuşmacı ile dinleyicileri sonraki adıma birlikte taşırken first daha sonra başka konuların veya adımların geleceğine işaret eder.
Alıştırma
Bir sunumun ilk bölümünü tanıtmak için Let's look at + topic + first yönlendirme kalıbını kullanın: ____ the budget ____.
Cevabı göster
Let's look at · first
incentivize growth: teşviklerle büyümeyi desteklemek
Incentivize, ödüller sunarak veya maliyetlerle kuralları düzenleyerek bir eylemi ya da sonucu daha çekici hâle getirmek demektir. Buradaki incentivize growth, ekonomik sistemin işletmelerin ve insanların büyümeye devam etmesi için nedenler yarattığını anlatır. Bu ifade yalnızca bir şeyin büyümeye yardımcı olduğunu söylemez; seçimleri biçimlendiren bir mekanizmaya işaret eder. Incentivize geçişli bir fiildir, dolayısıyla growth onun doğrudan nesnesidir.
Alıştırma
Hangi cümle, bir finansal mekanizmanın genişlemeyi teşvik ettiğini en kesin biçimde anlatır?
- Analysts can measure growth after loan rates fall.
- Lower loan rates can incentivize growth by making expansion cheaper.
- Managers can celebrate growth at the end of the year.
Cevabı göster
Lower loan rates can incentivize growth by making expansion cheaper.
That's created massive demand for the cheapest energy possible, Kalıp ifadeler
3:09Bu da mümkün olan en ucuz enerji için devasa bir talep yarattı,
massive demand for the cheapest energy possible: mümkün olan en ucuz enerjiye yönelik devasa talep
Demand for + isim, insanların veya piyasanın istediği ya da ihtiyaç duyduğu şeyi belirtir. Massive miktarın çok büyük olduğunu gösterir; bu nedenle massive demand for the cheapest energy possible, çok düşük maliyetli enerjiye yönelik son derece güçlü bir talep demektir. The cheapest energy possible ifadesinde possible isim öbeğinden sonra gelir ve “elde edilebilen” anlamını taşır: gerçekçi koşullarda olabildiğince ucuz. Öbeğin tamamı talebin nesnesini açıklar.
Alıştırma
Piyasa talebi ifadesini standart edatla tamamlayın: The heat wave created massive demand ____ affordable fans.
Cevabı göster
for
fossil fuels: kömür, petrol ve doğal gaz
Fossil fuels, kömür, petrol ve doğal gaz gibi eski organik maddelerden oluşmuş yakıtları ifade eder. İklim tartışmalarında fossil fuels genel olarak tüm yakıtları değil, bu belirli enerji sınıfını adlandırır. Bu yakıtların yakılması karbondioksit açığa çıkardığı için terim iklim değişikliği tartışmalarında merkezîdir.
Alıştırma
Hangi grup tamamen fossil fuels kapsamındadır?
- kömür, petrol ve doğal gaz
- güneş enerjisi, rüzgâr enerjisi ve hidroelektrik
- uranyum, güneş ışığı ve kömür
Cevabı göster
kömür, petrol ve doğal gaz
Burning all those fossil fuels unquestionably drove and continues to drive climate change. Dilbilgisi
3:14Tüm bu fosil yakıtları yakmak şüphesiz iklim değişikliğine yol açtı ve yol açmaya devam ediyor.
drove and continues to drive: geçmişte başlayan ve süren nedensellik
Bu cümlede drive, araç kullanmak değil, “bir sonuca yol açmak veya o sonuca güçlü biçimde katkıda bulunmak” anlamına gelir. Drove geçmişteki etkiyi, continues to drive ise aynı nedenin şimdi de etkin olduğunu gösterir. X drove and continues to drive Y kalıbı geçmişteki nedenselliği devam eden nedensellikle açıkça birleştirir. Her iki zaman çerçevesini de belirgin biçimde vurgulamak istediğinizde bu kalıbı kullanabilirsiniz.
Alıştırma
Etkinin geçmişte gerçekleştiğini ve şimdi de sürdüğünü belirtmek için cümleyi cause fiilinin tam eşleşen biçimleriyle tamamlayın: Air pollution ____ serious health problems in the city.
Cevabı göster
caused and continues to cause
a powerful incentive to ignore inconvenient truths, Deyimler
3:23rahatsız edici gerçekleri görmezden gelmeleri için güçlü bir teşvik verir,
Not only that, but: ek bir noktayı vurgulayarak sunmak
Not only that, but daha önce belirtilen bir noktaya gönderme yapar ve aynı savı güçlendiren ek bir nokta sunar. That önceki düşünceyi ifade eder; yeni yan cümle dinleyiciye eklenecek başka bir şey daha olduğunu bildirir. Bu cümlede ifade, kâr güdüsünün sıradan bir ek ayrıntı değil, kaygı duymak için başka önemli bir neden olduğunu gösterir. Buradaki but, ekleme yapan not only ... but yapısının bir parçasıdır; karşıtlık bildirmez.
Alıştırma
The plan already costs more than our budget. Hangi devam cümlesi vurgulu bir ilerlemeyle başka bir dezavantajı en iyi şekilde ekler?
- Not only that, but it would delay the launch.
- On the other hand, it would delay the launch.
- For example, it would delay the launch.
Cevabı göster
Not only that, but it would delay the launch.
give someone an incentive to do something: birine bir şeyi yapması için teşvik sağlamak
İfade, give + someone + an incentive + to + fiilin yalın hâli kalıbını izler. Corporations teşviki alan gruptur; to ignore ise teşvik edilen eylemi belirtir. Incentive, bir eylemi daha cazip hâle getiren neden veya avantajdır. Davranışı güçlü biçimde etkileyebilir, ancak birine emir verildiği, kişinin zorlandığı ya da kesinlikle harekete geçeceği anlamına gelmez. Burada kârı en üst düzeye çıkarma arzusu, rahatsız edici gerçekleri görmezden gelmeyi şirketler açısından yararlı gösterir.
Alıştırma
Incentive kullanarak hedef kalıbı tamamlayın: A cash reward gives volunteers ____ report safety problems quickly.
Cevabı göster
an incentive to
inconvenient truths: insanların yüzleşmek istemediği gerçekler
Inconvenient truths, gerçek olan ancak birinin çıkarları, inançları veya tercih ettiği anlatı açısından rahatsız edici ya da zarar verici olan olguları ifade eder. Buradaki inconvenient, bu olgulara fiziksel olarak erişmenin veya onları kullanmanın zor olduğu anlamına gelmez. Bu ifade genellikle eleştireldir: Bir kişi veya kuruluşun, gerçekleri kabul etmenin bir bedeli olacağı ya da değişim gerektireceği için onları görmezden gelebileceğini ima eder.
Alıştırma
Bu cümlede inconvenient truths ifadesinin en yakın anlamı nedir?
- Doğru olan ancak kabul edilmesi zor veya bedel gerektiren olgular
- Kısa bir gecikmeye yol açan küçük pratik sorunlar
- Uzakta saklandığı için bulunması zor bilgiler
Cevabı göster
Doğru olan ancak kabul edilmesi zor veya bedel gerektiren olgular
just like tobacco companies denied the link between cigarettes and cancer, Kalıp ifadeler
3:26tıpkı tütün şirketlerinin sigara ve kanser arasındaki bağlantıyı inkar etmesi gibi,
deny the link between A and B: öne sürülen bir bağlantıyı reddetmek
deny the link between A and B kalıbı, iki şey arasında bir bağlantı veya ilişki olmadığını söylemek anlamına gelir. Cümlede tütün şirketleri, sigara ile kanser arasında bulunduğu öne sürülen bağlantıyı reddetmiştir. Between, öne sürülen bağlantının iki tarafını tanıtır: the link between A and B. Burada deny fiilinin nesnesi the link isim öbeğidir ve fiil bir iddiayı reddeder. Bu kullanım, birine bir şeyi vermemek anlamındaki deny someone something kalıbı değildir.
Alıştırma
deny the link between A and B hedef kalıbını tamamlayın: The spokesperson denied ____ the chemical and the illness.
Cevabı göster
the link between
oil and gas companies denied or downplayed climate science for decades. Kelime
3:30petrol ve gaz şirketleri de onlarca yıl boyunca iklim bilimini inkar etti veya küçümsedi.
denied or downplayed climate science: inkâr ve küçümseme arasındaki fark
Denied ve downplayed fiilleri, iki farklı tepkiyi kapsamak için or ile bağlanmıştır. Denied, iklim bilimini ya da bulgularını yanlış veya güvenilmez diye reddetmek anlamına gelir. Downplayed ise bunları tamamen reddetmeden bilimi, kanıtları veya riskleri daha az önemli ya da ciddi göstermektir. Bu eşleştirme, tartışmalarla ilgili haberlerde hem doğrudan inkârı hem de bir meseleyi küçümseyen daha zayıf yaklaşımı kapsadığı için kullanışlıdır.
Alıştırma
Bir sözcü güvenlik riskinin var olduğunu kabul ediyor, ancak bunun küçük olduğunu söylüyor. Bu tepkiyi en iyi hangi cümle açıklar?
- The spokesperson denied the safety risk.
- The spokesperson proved the safety risk was severe.
- The spokesperson downplayed the safety risk.
Cevabı göster
The spokesperson downplayed the safety risk.
Inequality is complicated enough that we made a whole video about it. Dilbilgisi
3:36Eşitsizlik yeterince karmaşık olduğu için bunun hakkında tam bir video yaptık.
is complicated enough that: derece ve sonuç
be + adjective + enough that + clause kalıbı, bir niteliğin that yan cümlesindeki sonucu mümkün ya da mantıklı kılacak düzeye ulaştığını anlatır. Burada is complicated enough that, yüksek karmaşıklık düzeyi ile bir videonun tamamını bu konuya ayırma kararını birbirine bağlar. Very complicated yalnızca dereceyi vurgular. Adjective + enough that ise o dereceye ulaşıldığında ne olduğunu da belirtir.
Alıştırma
Cümleyi adjective + enough + that-clause kalıbıyla tamamlayın: The instructions are clear ____ everyone can follow them.
Cevabı göster
enough that
the simple story is: basitleştirilmiş bir açıklamayı sunmak
the simple story is ifadesi, konuşmacının karmaşık bir durumu kolayca anlaşılabilecek bir özete indirgeyeceğini bildirir. Ardından gelen bilgi tüm ayrıntılar değil, genel çerçevedir. Yaygın yapı The simple story is (that) + cümlecik biçimindedir. Samimi konuşmada, burada olduğu gibi that atılabilir. Story bu kullanımda kurgusal bir hikâyeyi değil, duruma ilişkin açıklamayı veya anlatımı belirtir.
Alıştırma
Bu cümlede the simple story is dinleyiciye neyi bildirir?
- Konuşmacı ilgisiz bir konuya geçiyor.
- Basitleştirilmiş bir açıklama gelecek.
- Kurgusal bir hikâye başlamak üzere.
Cevabı göster
Basitleştirilmiş bir açıklama gelecek.
In the US, the UK, Canada, Ireland, and Australia,
3:44ABD, İngiltere, Kanada, İrlanda ve Avustralya'da,
the top 1% of income earners: en yüksek gelirli yüzde birlik kesim
the top 1% of income earners, gelir elde eden kişiler gelirlerine göre sıralandığında en yüksek gelire sahip yüzde birlik kesimi ifade eder. Top, gelir dağılımının en üst ucunu gösterir; en iyi veya en çok hak eden anlamına gelmez. Başka durumlara aktarılabilen yapı the top X% of + sıralanmış bir grup biçimindedir; the top 10% of applicants buna bir örnektir. Burada income earners, gelir elde eden kişiler demektir.
Alıştırma
the top 1% of income earners kimlerdir?
- Gelire bakılmaksızın net serveti en yüksek yüzde birlik kesim.
- Her biri toplam gelirin yüzde birini alan kişiler.
- Geliri en yüksek yüzde birlik dilimde bulunan kişiler.
Cevabı göster
Geliri en yüksek yüzde birlik dilimde bulunan kişiler.
have been eating up a larger and larger share of total income over the past 50 years. Notlar
3:48son 50 yılda toplam gelirden giderek daha büyük bir pay alıyor.
have been eating up: büyük bir payı sürekli tüketmek
Burada eat up mecazi anlamdadır: sınırlı bir kaynağın önemli bir bölümünü tüketmek veya almak demektir. Nesnesi gelirden bir pay olduğu için gerçek anlamda yemek yemeyi anlatmaz. Have been eating up, present perfect progressive yapısındadır. Bu payı alma durumunu geçmişte başlayan ve günümüze kadar uzanan dönem boyunca devam eden bir süreç olarak sunar.
Alıştırma
Şu cümleyi okuyun: Maintenance costs have been eating up more of the budget each year. Burada have been eating up ne anlama gelir?
- Bütçeyi gerçek anlamda yiyorlar.
- Bütçenin giderek artan bir bölümünü aşamalı olarak tüketiyorlar.
- Geçmişte belirli bir anda bütçenin tamamını tek seferde kullandılar.
Cevabı göster
Bütçenin giderek artan bir bölümünü aşamalı olarak tüketiyorlar.
a larger and larger share: giderek büyüyen bir pay
Larger and larger ifadesinde aynı karşılaştırma biçimi and sözcüğünün iki yanında yer alır. Karşılaştırma biçimi + and + karşılaştırma biçimi kalıbı tek yönde devam eden bir değişimi gösterir: boyut veya miktar zamanla artmaya devam eder. A larger and larger share isim öbeğinin tamamı, oranın kendisinin büyüdüğünü anlatır. A larger share yalnızca bir karşılaştırma yaparken a larger and larger share devam eden bir eğilimi vurgular.
Alıştırma
Sürekli bir artışı göstermek için cümleyi large sözcüğünün tekrarlanan karşılaştırma biçimiyle tamamlayın: As the company grows, office rent takes up a ____ share of its budget.
Cevabı göster
larger and larger
In the UK, the top 1% share doubled from 7% in 1980 to 14% in 2014. Kalıp ifadeler
3:53İngiltere'de en tepedeki %1'lik pay 1980'de %7'den 2014'te ikiye katlanarak %14'e çıktı.
doubled from X to Y: iki katına çıkan bir değeri bildirmek
Double from X to Y, son değerin başlangıç değerinin iki katı olduğu bir değişimi bildirir. From başlangıç değerini, to ise son değeri tanıtır; burada %14, %7'nin iki katıdır. From 7% in 1980 to 14% in 2014 örneğinde olduğu gibi her değere bir zaman bilgisi eklenebilir. Bu yapı yüzdeler, fiyatlar, sayılar ve diğer ölçülebilir miktarlar için kullanılabilir; ancak doubled yalnızca son değer başlangıç değerinin tam iki katıysa doğrudur.
Alıştırma
Kliniğin ocak ayında haftada 30, haziran ayında ise 60 randevusu vardı. Raporu hedef yapıyla tamamlayın: The number of weekly appointments ____ in six months.
Cevabı göster
doubled from 30 to 60
that's not the whole picture: bilginin eksik olduğunu belirtmek
That's not the whole picture, az önce verilen bilginin doğru olabileceğini ancak eksik olduğunu belirtir. Picture burada mecazidir: bir fotoğrafı değil, durumun tamamını ifade eder. Bu ifade dinleyiciyi eksik bir bağlama, başka bir etkene veya farklı bir bakış açısına hazırlar. Daha önce söylenen her şeyin yanlış olduğunu iddia etmeden olası bir sonucu düzeltir; baştaki but ise bu geçişi güçlendirir.
Alıştırma
Bir iş arkadaşınız doğru satış rakamları veriyor ancak maliyetlerdeki büyük artışı atlıyor. Hangi yanıt bilginin yanlış değil, eksik olduğunu en iyi ifade eder?
- That's not true.
- That's not the whole picture.
- That's beside the point.
Cevabı göster
That's not the whole picture.
In England, the country for which we have the best data before capitalism, Dilbilgisi
4:02Kapitalizmden önceki en iyi verilere sahip olduğumuz ülke olan İngiltere'de,
for which we have the best data: resmî bir ilgi cümleciği
for which we have the best data ifadesinde which, önceki the country ifadesine gönderme yapar. for edatı have data for a country kalıbından gelir; dolayısıyla yan cümle “o ülke hakkında en iyi verilere sahibiz” anlamındadır. for öğesini which'in önüne getirmek, edatın öne alındığı bir ilgi cümleciği oluşturur. Böylece bilgi, yeni bir cümle başlatmak yerine the country ifadesini niteleyen resmî ve sıkı bir yapı içine yerleşir.
Alıştırma
Hangi cümle, edatı öne alınmış resmî bir ilgi cümleciğini doğru kullanıyor?
- This is the period which we have the most reliable records.
- This is the period for that we have the most reliable records.
- This is the period for which we have the most reliable records.
Cevabı göster
This is the period for which we have the most reliable records.
the share of income going to the top 5% of income earners
4:06gelirin en tepedeki %5'lik kesime giden payı
peaked at around: yaklaşık en yüksek değeri belirtmek
Burada peak, “en yüksek noktaya ulaşmak” anlamında bir fiildir. peaked at around 40% ifadesinde at, en yüksek düzeyi; around ise %40'ın yaklaşık bir değer olduğunu gösterir. Dolayısıyla ifade, yaklaşık %40'ın eğilimdeki en yüksek değer olduğunu söyler; yalnızca değerin %40 civarından geçtiğini anlatmaz.
Alıştırma
Cümleyi “yaklaşık olarak en yüksek noktasına ulaştı” anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The rate ____ 50%.
Cevabı göster
peaked at around
it fell steadily to a low of about 17% in 1977. Kalıp ifadeler
4:141977'de yaklaşık %17'lik bir düşük seviyeye kadar istikrarlı bir şekilde düştü.
as capitalism took hold: kapitalizm yerleşip etkili olmaya başladıkça
take hold ifadesinde özne bir sistem, fikir, eğilim, alışkanlık veya korku gibi soyut bir şeyse, bu şeyin yerleşmesi ve belirgin bir etki yaratmaya başlaması anlatılır. Burada capitalism took hold, kapitalizmin giderek uygulamada önemli bir güç hâline geldiği anlamındadır; hold fiziksel olarak bir şeyi kavramayı anlatmaz. As, bu gelişmeyi ana cümledeki değişimin arka planı olarak sunar: kapitalizm yerleşirken ölçülen değer düşmüştür. Bu kullanım iki gelişmeyi aynı zaman çerçevesine yerleştirir ve aralarında bağlantı olabileceğini düşündürebilir.
Alıştırma
as capitalism took hold ifadesinde took hold ne anlama gelir?
- birisi tarafından fiziksel olarak tutuldu
- yerleşti ve etkili olmaya başladı
- hiçbir etki yaratmadan önce ortadan kayboldu
Cevabı göster
yerleşti ve etkili olmaya başladı
fell steadily to a low of: süreklilik gösteren bir düşüşle düşük seviyeye ulaşmak
Fell steadily, süreklilik gösteren bir düşüş eğilimini anlatır. steadily, değişimin oldukça düzenli bir biçimde sürdüğünü belirtir; hızlı anlamına gelmez ve değerin her dönemde tam olarak aynı miktarda düşmesi gerekmez. to a low of varış noktasını belirtir: yaklaşık %17, ilgili dönem için düşük bir seviyedir. Ardından gelen in 1977 zaman ifadesi, bu düşük seviyeye ne zaman ulaşıldığını gösterir.
Alıştırma
Bir yüzde değeri birkaç yıl boyunca düştü ve o dönemin en düşük noktası olan %12'ye ulaştı. Bunu hangi cümle tam olarak ifade eder?
- It fell steadily to a low of 12%.
- It fell steadily by 12 percentage points.
- It remained steady at 12%.
Cevabı göster
It fell steadily to a low of 12%.
came down from X to Y: bir düşüşü anlatmak
Veri anlatımlarında came down, “düştü” veya “azaldı” anlamına gelir. Dış yapı olan came down from X to Y, daha yüksek başlangıç değeri X'ten daha düşük son değer Y'ye geçişi gösterir. Burada X ve Y'nin ikisi de birer aralıktır: 20 to 25% önceki aralık, 7 to 12% ise bugünkü aralıktır. Her aralığın içindeki to alt ve üst sınırları birbirine bağlarken, dıştaki from ... to ... değişimin yönünü gösterir.
Alıştırma
Cümleyi came down from ... to ... ile tamamlayın. Her yüzdeyi bir rakam ve ardından percent sözcüğü gelecek şekilde yazın. Kusur oranı %10'dan %4'e düştü: After the safety upgrade, the defect rate ____ in six months.
Cevabı göster
came down from 10 percent to 4 percent
So is capitalism increasing inequality or not?
4:34Peki kapitalizm eşitsizliği artırıyor mu, artırmıyor mu?
It depends: koşullara bağlı bir yanıt
It depends, yanıtın koşullara göre değiştiğini ve bu yüzden basit bir yes ya da no yanıtının eksik kalacağını belirtir. Bu ifade çoğu zaman belirsizlikten çok temkinli bir tutum gösterir: konuşan kişi yanıtı hangi etkenlerin belirlediğini biliyor olabilir. İlgili koşullar anlaşılıyorsa cümle tek başına kullanılabilir. Koşulları belirtmek için It depends on + isim veya yan cümle kullanılır; örneğin It depends on the weather ya da It depends on whether we have enough time.
Alıştırma
Birisi “Can we finish today?” diye soruyor. Yanıt, testlerin ne kadar hızlı tamamlanacağına göre değişiyor. En uygun yanıt hangisidir?
- It depends on how quickly the tests finish.
- It doesn't matter when we finish.
- I'm not sure what the word means.
Cevabı göster
It depends on how quickly the tests finish.
Remember, there's a wide range of settings that all fall under capitalism, Öbek fiiller
4:39Unutmayın, hepsi kapitalizm kapsamına giren geniş bir ayar yelpazesi vardır,
fall under capitalism: fiziksel hareket değil, sınıflandırma
fall under capitalism ifadesinde fall under, daha geniş bir kategorinin “parçası olarak sınıflandırılmak” veya “kapsamına girmek” anlamına gelir. Fiziksel olarak düşmeyi anlatmaz. Özne olan settings, sınıflandırılan farklı düzenlemeleri ifade eder. Kalıp fall under + kategori, kural, alan veya yetki şeklindedir. Buradaki all, the wide range of settings ifadesine gönderme yapar; dolayısıyla cümle, birçok farklı düzenlemenin yine de kapitalizm olarak değerlendirilebileceğini söyler.
Alıştırma
Örnekte fall under capitalism ne anlama geliyor?
- kapitalizmin çökmesine neden olmak
- kapitalizme karşı çıkmak
- kapitalizm biçimleri olarak sınıflandırılmak
- fiziksel olarak kapitalizmin altına düşmek
Cevabı göster
kapitalizm biçimleri olarak sınıflandırılmak
meaning that one country's version can look very different from another's. Kalıp ifadeler
4:43bu da bir ülkenin versiyonunun diğerinden çok farklı görünebileceği anlamına gelir.
can look very different from another's: bağ fiili look ve iyelik eksiltisi
Burada look, gözleri kullanarak bakma eylemi değil, “görünmek” veya “öyle bir izlenim vermek” anlamındaki bir bağ fiilidir. Can look very different from, bir versiyonun gözlemlenebilir biçiminin veya işleyişinin diğerinden büyük ölçüde farklı olabileceğini belirtir. Farkın yalnızca görsel ya da yüzeysel olması gerekmez. Another's, tekrarı önleyen bir iyelik biçimidir. Bu bağlamda another country's version ifadesinin yerine geçer. Kesme işareti ve s, çıkarılan version sözcüğünün başka bir ülkeye ait olduğunu gösterir.
Alıştırma
Örnekteki can look very different from another's ifadesinin anlamını en iyi hangi cümle açıklar?
- One country's version may replace another country's version.
- Every country must use exactly the same version.
- One country may carefully watch another country's version.
- One country's version may appear very unlike another country's version.
Cevabı göster
One country's version may appear very unlike another country's version.
It's totally possible that inequality could be increasing in China's version of capitalism Dilbilgisi
4:46Çin'in kapitalizm versiyonunda eşitsizliğin artması tamamen mümkündür,
could be increasing ... while it decreases: olası karşıt eğilimleri karşılaştırma
Could be increasing, sürmekte olan bir yükseliş eğilimini doğrulanmış bir olgu değil, bir olasılık olarak sunar. Could ifadeye belirsizlik katar; be increasing ise değişimin sürmekte olduğunu gösterir. While bu eğilimi başka bir örnekteki karşıt eğilime bağlar: eşitsizlik Çin'deki biçimde artabilirken Fransa'daki biçimde azalabilir. Burada while, “... olduğu sırada” anlamında değil, whereas gibi karşıtlık anlamındadır. it zamiri inequality sözcüğüne gönderme yapar; France's ise France's version of capitalism ifadesinin yerini tutar.
Alıştırma
Hangi cümle, zıt yönlerde ilerleyen iki olası eğilimi karşılaştırmak için could be ... while ... yapısını kullanır?
- Temperatures rose in the north because the season changed.
- Temperatures could be rising in the north while they fall in the south.
- Temperatures could be rising in both the north and the south.
- Temperatures could be rising in the north while researchers collect data.
Cevabı göster
Temperatures could be rising in the north while they fall in the south.
Capitalism, it seems, is a double-edged sword. Deyimler
4:53Görünüşe göre kapitalizm iki ucu keskin bir kılıçtır.
a double-edged sword: hem yarar hem zarar getiren bir şey
A double-edged sword, hem yararlı hem de zararlı etkiler doğurabilen bir şey için kullanılan kalıplaşmış bir benzetmedir. Gerçek bir silahı ifade etmez. Bu cümlede ifade, kapitalizm hakkında dengeli bir değerlendirme yapar: aynı sistem olumlu sonuçlara da olumsuz sonuçlara da yol açabilir. Bu benzetme, iki yön de aynı şeyden kaynaklandığında en uygun olur.
Alıştırma
Cümleyi bu dersteki deyimle tamamlayın: Being highly competitive can be ____: it can motivate you, but it can also make teamwork harder.
Cevabı göster
a double-edged sword
On the one hand, it generates a huge amount of value, Anlatım akışı
4:56Bir yandan çok büyük miktarda değer yaratır,
which translates to almost everyone having more money than they otherwise would. Notlar
4:59bu da hemen hemen herkesin sahip olacağından daha fazla paraya sahip olması anlamına gelir.
translates to: pratik bir sonuç üretmek
Burada translates to, “sözcükleri bir dilden başka bir dile çevirmek” değil, “karşılık gelen pratik bir sonuç üretmek veya o sonuca dönüşmek” anlamına gelir. Üretilen değer ile neredeyse herkesin daha fazla paraya sahip olması sonucunu birbirine bağlar. Yaygın kalıp A translates to B şeklindedir. A bir koşul, sayı, eylem veya değişikliktir; B ise bunun gerçek dünyadaki etkisidir. B bir isim öbeği ya da everyone having more money örneğindeki gibi bir -ing yan cümlesi olabilir.
Alıştırma
"Faster processing translates to shorter wait times," cümlesinde translates to ne anlama gelir?
- bir şeyi başka bir yere taşır
- bilgiyi tamamen aynı şekilde kopyalar
- sözcükleri başka bir dile çevirir
- pratik bir etki doğurur
Cevabı göster
pratik bir etki doğurur
than they otherwise would: örtük bir alternatifle karşılaştırma
than they otherwise would ifadesinde would’dan sonra have money kısmı düşürülmüştür. having more money aynı anlamı zaten verdiği için İngilizcede bu bölüm tekrarlanmaz. Otherwise, “farklı koşullarda” demektir; burada daha önce belirtilen durumun var olmadığı varsayımını anlatır. Karşılaştırılan şey iki ayrı grup değil, aynı kişilerin belirtilen durumdaki parası ile örtük alternatif koşullarda sahip olacakları paradır.
Alıştırma
Bu cümlede than they otherwise would neyi karşılaştırıyor?
- Bir grup insan ile tamamen ayrı bir grup
- İnsanların cüzdanlarındaki para miktarı ile cüzdanların fiziksel büyüklüğü
- İnsanların belirtilen durumda sahip olduğu para ile aynı kişilerin farklı koşullarda sahip olacağı para
Cevabı göster
İnsanların belirtilen durumda sahip olduğu para ile aynı kişilerin farklı koşullarda sahip olacağı para
it also funnels the biggest chunk of that money into the wallets of relatively few people. Deyimler
5:03bu paranın en büyük kısmını nispeten az sayıda insanın cüzdanına akıtır.
On the one hand ... On the other hand: bir konunun iki yönünü düzenlemek
On the one hand bir konunun bir yönünü sunar, On the other hand ise aynı konunun karşıt başka bir yönüne geçildiğini gösterir. Bu iki ifade birlikte bilgiyi iki yönlü bir karşılaştırma olarak düzenler; ikinci yön birincisini geçersiz kılmaz. Bu cümlede ilk yön, sistemin geniş ölçekte değer ürettiğini söyler. İkinci yön ise en büyük payın görece az sayıda insana gittiği karşıt gerçeğini ekler. Bu çift, dinleyiciyi bir yarardan bir dezavantaja yönlendirir.
Alıştırma
İki yönlü karşılaştırmayı eşleşen işaretlerle tamamlayın: ____, the apartment is close to work. ____, the rent is very high.
Cevabı göster
On the one hand · On the other hand
funnels ... into the wallets: paranın belirli bir yerde yoğunlaşması
funnel X into Y yapısında funnel, bir şeyi belirli bir hedefe yönlendirmek veya aktarmak anlamına gelen bir fiildir ve çoğu zaman yoğunlaşmış bir akışı anlatır. Burada yönlendirilen şey the biggest chunk of that money, hedef ise the wallets ifadesidir. Wallets yalnızca fiziksel cüzdanları değil, parayı alan kişilerin servetini veya mali varlıklarını temsil eder. Bu imge, paranın büyük bir bölümünün nispeten az sayıda kişide yoğunlaştığını vurgular; basitçe give money to demekten daha güçlü ve daha belirgin bir yön hissi taşır.
Alıştırma
Vurgulanan yapıdaki fiil ve edatı kullanarak cümleyi tamamlayın: The program ____ most of its funding ____ a few large charities.
Cevabı göster
funnels · into
Capitalism's staunchest defenders say that with enough grit and determination, Kelime
5:09Kapitalizmin en sadık savunucuları, yeterince cesaret ve kararlılıkla,
Capitalism's staunchest defenders: kapitalizmin en kararlı savunucuları
Bu ifadede staunchest, staunch sıfatının en üstünlük derecesidir ve desteği en sağlam, en sarsılmaz olan savunucuları anlatır. Buradaki defenders fiziksel korumalar değil, kapitalizm lehine görüş bildiren ve ona yöneltilen eleştirilere cevap veren kişilerdir. Capitalism's, defenders of capitalism ile aynı ilişkiyi ifade eder. Bu söz öbeği, söz konusu görüşe en güçlü şekilde bağlı olduğu sunulan grubu tanıtır.
Alıştırma
Bu cümlede Capitalism's staunchest defenders ne anlama gelir?
- Bir şirkete ait binayı koruyan kişiler
- Kapitalizme yalnızca hafif bir ilgi duyan kişiler
- Kapitalizm hakkında henüz bir görüş oluşturmamış kişiler
- Kapitalizmi en güçlü biçimde destekleyen ve onu savunan kişiler
Cevabı göster
Kapitalizmi en güçlü biçimde destekleyen ve onu savunan kişiler
with enough grit and determination: azim ve kararlılığı bir koşul olarak sunmak
Burada grit, zorluklara rağmen uzun süre çalışmaya devam etme gücünü; determination ise bir hedefe ulaşma yönündeki sağlam kararı ifade eder. İki sözcük birlikte, ısrarlı kişisel çaba fikrini güçlendirir. with enough bu nitelikleri ardından gelen sonucun koşulu veya aracı olarak sunar: yeterli azim ve kararlılığın o sonucu ortaya çıkarabileceği ileri sürülür. Cümlede defenders say that dendiği için bu, savunucuların başarı anlatısını aktarır; tek başına konuşanın bu iddiayı kabul ettiğini göstermez.
Alıştırma
Cümledeki with enough grit and determination ifadesine en uygun yorum hangisidir?
- Motivasyon mesajı taşımayan tarafsız bir ölçüm verir.
- Uzun vadeli bir hedefi olmayan kısa süreli fiziksel enerji patlamasını anlatır.
- Yeterli azim ve sağlam kararlılığın ardından gelen sonucu ortaya çıkarabileceği görüşünü aktarır.
- Çabadan bağımsız olarak sonucun esas olarak şans eseri ortaya çıktığını söyler.
Cevabı göster
Yeterli azim ve sağlam kararlılığın ardından gelen sonucu ortaya çıkarabileceği görüşünü aktarır.
anyone can join the ranks of the wealthy. Kalıp ifadeler
5:13herkesin zenginlerin saflarına katılabileceğini söylüyor.
join the ranks of the wealthy: bir gruba katılmak
Join the ranks of, “belirli bir grubun üyesi olmak” anlamına gelir. Burada the wealthy, varlıklı insanları bir grup olarak ifade eder; bu nedenle join the ranks of the wealthy, zenginlerden biri olmak demektir. Bu ifade üyelikte veya statüde bir değişim anlatır. join the ranks of + grup kalıbı başka durumlarda da kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi join the ranks of ifadesinin doğru geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After passing the final exam, Leo ____ certified electricians.
Cevabı göster
joined the ranks of
the wealth generated by successful companies mostly flows to the owners, Notlar
5:20başarılı şirketlerin yarattığı zenginlik çoğunlukla sahiplerine akar
the wealth generated by successful companies: kısaltılmış edilgen ilgi cümleciği
the wealth generated by successful companies ad öbeğinde temel ad wealth sözcüğüdür. generated by successful companies, hangi servetin kastedildiğini belirtmek için bu adın arkasına yerleştirilen bir geçmiş zaman ortaç öbeğidir. Öbek edilgen anlam taşır: wealth, generate eyleminden etkilenir. Bu yapı, that is bölümünün atıldığı the wealth that is generated by successful companies ifadesinin kısaltılmış biçimidir.
Alıştırma
the wealth generated by successful companies ifadesini doğru biçimde açan tam ilgi cümleciği hangisidir?
- The wealth that is generated by successful companies
- The successful companies that are generated by wealth
- The wealth that generates successful companies
Cevabı göster
The wealth that is generated by successful companies
flows to the owners: servetin nereye gittiğini anlatmak
flows to the owners ifadesinde flow mecaz anlamda kullanılır. Servet, hareket eden bir madde gibi sunulur: the wealth hareket eden şeydir, the owners ise onun ulaştığı yer veya alıcılardır. Bu kalıp ekonomik analizlerde yaygındır çünkü bir kişinin tek seferlik alma eyleminden çok, paranın, kaynakların veya faydaların sonunda nereye dağıldığını vurgular.
Alıştırma
Cümleyi flow fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: In this report, most of the tax revenue ____ local schools.
Cevabı göster
flows to
and along with that come other benefits: Dilbilgisi
5:24ve bununla birlikte başka faydalar da gelir:
along with that come other benefits: sunumsal devrik yapı
along with that edat öbeği başa getirilir ve cümlede sunumsal bir devrik yapı kullanılır: come, gerçek özne olan other benefits ifadesinden önce gelir. Normal özne-fiil sırasıyla cümle Other benefits come along with that. olur. Başa alınan öbek önceki düşünceyle bağlantı kurarken sona bırakılan özne yeni bilgiyi ve ardından gelen listeyi tanıtır. Fiil bu sonraki özneyle uyum sağlar; bu nedenle çoğul other benefits ile comes değil, come kullanılır.
Alıştırma
Hangi cümle Along with that come other benefits ifadesini normal özne-fiil sırasıyla yeniden yazar?
- Other benefits come along with that.
- That comes along with other benefits.
- Other benefits are followed by that.
Cevabı göster
Other benefits come along with that.
social standing: toplumdaki konum ve itibar
Social standing, bir kişinin toplumdaki veya bir grup içindeki göreli konumu, statüsü ya da itibarı anlamına gelir. Buradaki standing soyut bir isimdir; ayakta durmak anlamına gelmez. Bu sıralamada social standing, eğitim, sağlık ve güçle birlikte bir avantaj türünü belirtir. Bu ifade; servet, meslek, eğitim veya aile geçmişi gibi etkenlerin bir kişinin gördüğü saygıyı ve sahip olduğu etkiyi nasıl değiştirdiğini açıklamak için kullanışlıdır.
Alıştırma
Örnekte social standing ne anlama geliyor?
- Bir kişinin ayakta kalabildiği süre
- Bir kişinin toplumdaki konumu ve itibarı
- Bir kişinin sosyal etkinliklere katılma sıklığı
Cevabı göster
Bir kişinin toplumdaki konumu ve itibarı
If owners tinker with the machine so that it benefits them more than others, Notlar
5:30Eğer sahipleri makineyle oynayarak onlara diğerlerinden daha fazla fayda sağlamasını sağlarlarsa,
tinker with the machine: bir sistemde küçük değişiklikler yapmak
Tinker with the machine ifadesinde tinker with, bir şeyi tamamen yeniden yapmak yerine küçük ve deneme amaçlı ayarlamalar yapmak anlamına gelir. Değişiklikleri azar azar denemeyi, bazen de resmî bir plan olmadan müdahale etmeyi çağrıştırabilir. Buradaki the machine bir mecazdır ve bir sistemi ya da kurumu temsil eder. Sahipler, sistemin kendilerine daha büyük bir avantaj sağlaması için işleyiş biçimini değiştiriyor.
Alıştırma
Hangi cümlede tinker with küçük ve deneme amaçlı ayarlamalar için kullanılmıştır?
- Someone tampered with the safety seal before the inspection.
- We tinkered with the robot's controls until it turned smoothly.
- The mechanic overhauled the engine by replacing every major part.
Cevabı göster
We tinkered with the robot's controls until it turned smoothly.
so that it benefits them more than others: başkalarından çok kendilerine fayda sağlaması için
“So that”, “tinker with the machine” eylemiyle amaçlanan etkiyi belirten bir yan cümle başlatır. Sahipler makineyi kendilerini kayıracak şekilde değiştirmektedir. Bu yan cümlede “it” makineyi gösterir; “benefits them more than others” ise sahiplerle diğer insanların ne kadar yarar sağladığını karşılaştırır. Başka durumlara aktarılabilen kalıp, bir amacı veya amaçlanan sonucu açıklamak için eylem + so that + tam yan cümledir.
Alıştırma
Cümleyi amacı belirten iki sözcüklü bağlaçla tamamlayın: The coach moved practice indoors ____ the team could train despite the rain.
Cevabı göster
so that
a feedback loop: geri besleme döngüsü
Feedback loop, bir sistemin çıktısının geri dönerek sistemin bir sonraki adımını etkilediği döngüdür. Sonuç, bir sonraki sonucu üreten koşulların parçası hâline gelir. Burada makineyi sahiplerin yararına değiştirmek, sisteme geri dönen ve kendisini oluşturan koşulları güçlendiren bir avantaj yaratır. Bu, tek seferlik ve tek yönlü bir sonuç değil, kendi kendini güçlendiren bir feedback loop örneğidir.
Alıştırma
Hangi durum bir feedback loop oluşturur?
- Şiddetli yağmur bir açık hava etkinliğinin bir kez iptal edilmesine yol açar.
- Bir mağaza bir sipariş için tedarikçiye bir kez ödeme yapar.
- Daha iyi yorumlar daha fazla müşteri çeker, daha fazla müşteri de daha fazla yorum üretir.
Cevabı göster
Daha iyi yorumlar daha fazla müşteri çeker, daha fazla müşteri de daha fazla yorum üretir.
calcifies within their families: gücün aileler içinde katılaşıp yoğunlaşması
Burada calcifies mecaz anlamda kullanılmıştır. Fiziksel kireçlenmenin bir şeyi sertleştirmesi gibi, güç ve ona bağlı avantajlar da dolaşmak yerine katı biçimde sabitlenir. Within their families, bu yoğunlaşmanın nerede sürdüğünü gösterir: aynı aileler avantajları zaman içinde ellerinde tutar. Bu imge stays ifadesinden daha güçlüdür; çünkü toplumsal hareketliliğin azaldığını ve yapının değiştirilmesinin giderek zorlaştığını düşündürür.
Alıştırma
Bu cümlede calcifies within their families neyi düşündürüyor?
- Her aile fiziksel olarak daha aktif hâle gelir.
- Güç bu aileleri hızla terk eder.
- Aile üyelerinin vücutlarında gerçekten kalsiyum birikir.
- Güç ve sağladığı avantajlar aynı ailelerde katı biçimde yoğunlaşır.
Cevabı göster
Güç ve sağladığı avantajlar aynı ailelerde katı biçimde yoğunlaşır.
And then you've got basically an aristocracy. Ton ve niyet
5:39Ve o zaman temelde bir aristokrasi elde etmiş olursunuz.
you've got basically an aristocracy: konuşma dilinde bir sonuç
You've got basically ..., bir süreci anlattıktan sonra “sonuç özünde ... oluyor” demenin konuşma dilindeki bir yoludur. Buradaki you geneldir ve have got, dinleyicinin kişisel olarak bir şeye sahip olduğu anlamına gelmez. An aristocracy sonucu adlandırır: güç küçük, ayrıcalıklı ve çoğu zaman kalıtsal bir grupta yoğunlaşmıştır. Basically, konuşmacının pratik bir nitelendirme yaptığını gösterir; toplumun resmen aristokratik bir sistem ilan ettiğini söylemesi gerekmez.
Alıştırma
You've got basically an aristocracy burada söylem açısından hangi işlevi görüyor?
- Önceki açıklamayı yanlış diyerek reddeder.
- Önceki mekanizmayı, fiilen bir aristokrasi üretiyor diye özetler.
- Aristokratik bir unvan satın alma planını anlatmaya başlar.
- Dinleyicinin kişisel olarak bir aristokrasiye sahip olduğunu söyler.
Cevabı göster
Önceki mekanizmayı, fiilen bir aristokrasi üretiyor diye özetler.
So let's break down the question we started with. Öbek fiiller
5:42Öyleyse başladığımız soruyu parçalara ayıralım.
break down the question: soruyu parçalara ayırarak incelemek
Bu cümlede break down the question, karmaşık bir soruyu daha küçük parçalara ayırıp her parçayı tek tek incelemek anlamına gelir. Konuşmacı, cevap vermeden önce bir analiz süreci önerir; break down burada “zarar vermek” anlamında değildir. Bu kullanımda break down, ayrılabilen bir öbek fiildir. Hem break down the question hem de break the question down denebilir. Nesne bir zamirse fiil ile parçacığın arasına gelir: break it down.
Alıştırma
Cümleyi break down ve it zamirini kullanarak tamamlayın: This question is complex, so let us ____ before answering.
Cevabı göster
break it down
with all the dials set to the extremes broken? Kalıp ifadeler
5:47tüm kadranlar aşırıya ayarlandığında bozulmuş mudur?
with all the dials set to the extremes ... broken?: tüm ayarlar uç noktadayken sistem çalışmaz mı?
with + isim + geçmiş zaman ortacı yapısı, ana soruya bir arka plan durumu ekler. Burada all the dials set to the extremes, ayarlanabilen her kontrolün uç bir değere getirildiğini ifade eder. Dials, sistemin ayarlanabilir kuralları veya parametreleri için kullanılan bir benzetmedir. Broken, Is'ten sonra gelen ana sıfattır ve with öbeğinin parçası değildir. Soru, saf “görünmez el” kapitalizminin ayarlanabilir tüm özellikleri uç değerlere itildiğinde düzgün çalışmayı bırakıp bırakmadığını sorar.
Alıştırma
Bu cümlede vurgulanan bölüm ne anlama geliyor?
- Ayarlar orta düzeyde kaldığı için sistemin çalıştığını söylüyor.
- Her ayarlanabilir parametre uç bir değere itildiğinde sistemin çalışmaz hâle gelip gelmediğini soruyor.
- Fiziksel düğmelerin hepsinin hasar görüp görmediğini soruyor.
Cevabı göster
Her ayarlanabilir parametre uç bir değere itildiğinde sistemin çalışmaz hâle gelip gelmediğini soruyor.
But it's also kind of irrelevant since no country uses pure capitalism. Ton ve niyet
5:51Ama aynı zamanda biraz alakasız çünkü hiçbir ülke saf kapitalizm kullanmıyor.
kind of irrelevant: olumsuz bir yargıyı yumuşatmak
Kind of irrelevant ifadesinde kind of, “biraz” veya “bir ölçüde” anlamına gelir. Irrelevant sıfatının gücünü azaltarak yargının daha az kesin ve daha az sert duyulmasını sağlar. Konuşmacı yine de bu noktanın pek ilgili olmadığını düşünüyor. Buradaki kind of, dereceyi yumuşatır; bir türü veya kategoriyi adlandırmaz.
Alıştırma
Hangi cümlede kind of, kind of irrelevant ifadesindeki gibi bir sıfatı yumuşatır?
- The extra detail is kind of distracting.
- What kind of music do you play?
- This is a kind of safety device.
Cevabı göster
The extra detail is kind of distracting.
as it's practiced in much of the world today, Dilbilgisi
5:57bugün dünyanın büyük bölümünde uygulandığı şekliyle,
as it's practiced ...: gerçek hayatta uygulanan biçim
As it's practiced in much of the world today, “günümüzde dünyanın büyük bölümünde fiilen uygulandığı biçimiyle” anlamına gelir. Edilgen bir tarz yan cümlesidir: it, capitalism sözcüğüne gönderme yapar; is practiced ise insanların ve kurumların bu sistemi gerçekte nasıl kullandığını anlatır. Virgüllerle ayrılan bu yan cümle, sorunun kapsamını soyut bir kapitalizm fikrinden günümüzdeki gerçek uygulama biçimlerine daraltır. Burada as, “uygulandığı şekilde” veya “aldığı biçimiyle” demektir; “çünkü” anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu cümlede as it's practiced in many workplaces ne anlama gelir? Remote work, as it's practiced in many workplaces, combines home and office days.
- uygulanmadan önce
- uygulandığı için
- gerçekte uygulandığı biçimiyle
Cevabı göster
gerçekte uygulandığı biçimiyle
Well, it's the major driver of climate change Kalıp ifadeler
6:00Şey, bu iklim değişikliğinin ana itici gücüdür
major driver of climate change: iklim değişikliğinin başlıca itici gücü
Bu cümlede driver, araç kullanan kişi anlamına gelmez. A driver of something, bir şeyin gerçekleşmesine veya gelişmesine yardım eden etken ya da güçtür. Major, bu etkenin çok önemli olduğunu belirtir. The major driver, onu bu bağlamdaki en önde gelen etken olarak sunar; ancak ifade tek başına onun tek neden olduğunu kanıtlamaz.
Alıştırma
Affordable housing is a major driver of neighborhood stability? cümlesinde driver ne anlama gelir?
- bir sonucun ortaya çıkmasına yardım eden önemli bir etken
- makine onarmak için kullanılan bir alet
- araç kullanan bir kişi
Cevabı göster
bir sonucun ortaya çıkmasına yardım eden önemli bir etken
and in many places is contributing to rising inequality, Kalıp ifadeler
6:02ve birçok yerde artan eşitsizliğe katkıda bulunuyor
contributing to rising inequality: artan eşitsizliğe katkıda bulunmak
Contribute to + isim veya -ing biçimi, bir sonucun ortaya çıkmasına yardımcı olmak anlamına gelebilir. Burada contributing to rising inequality, eşitsizliğin artmasına yol açan etkenlerden biri olmak demektir. Bu ifade başka nedenlere de yer bırakır; bu nedenle genellikle cause demekten daha temkinlidir. Contribute yalnızca olumlu katkılar için kullanılmaz; zararlı sonuçları da anlatabilir.
Alıştırma
Cümleyi contribute to ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Several small delays are ____ higher costs.
Cevabı göster
contributing to
and it may even be creating a de facto aristocracy in certain countries. Kelime
6:05ve hatta bazı ülkelerde de facto bir aristokrasi bile yaratıyor olabilir.
a de facto aristocracy: resmen tanınmasa da uygulamada var olan bir aristokrasi
De facto, “resmen tanınmasa bile gerçekte var olan veya işleyen” anlamına gelir. Burada aristocracy sözcüğünden önce gelen bir sıfat öbeği olarak kullanılır. Bu cümlede a de facto aristocracy, resmî soyluluk unvanlarına sahip olması gerekmese de aristokrasi gibi işleyen seçkin bir toplumsal sınıfı anlatır. İfade, yasal adına değil gerçek toplumsal düzene odaklanır.
Alıştırma
a de facto aristocracy ifadesine en uygun yorum hangisidir?
- Resmen tanınmasa bile aristokrasi gibi işleyen seçkin bir sınıf
- Aristokrasi tarihini tartışan bir grup
- Yasayla kurulmuş ve statüsü resmen tanınan bir soylu sınıf
Cevabı göster
Resmen tanınmasa bile aristokrasi gibi işleyen seçkin bir sınıf
not looking good: durumun olumsuz olduğunu değerlendirmek
Bu cümlede not looking good, “durum olumsuz görünüyor” veya “beklentiler kötü” anlamına gelir. Olayların nasıl geliştiğini değerlendirir; fiziksel görünüş hakkında bir yorum değildir. So, bu sözün önceki kanıtlardan çıkarılan bir sonuç olduğunu gösterir. Tam biçimi So, it is not looking good olurdu; ancak günlük konuşmada kısa ve etkili bir özet oluşturmak için it is çoğu zaman atılır.
Alıştırma
Bir proje üç teslim tarihini kaçırdı. Bu bağlamda It's not looking good ne anlama gelir?
- Kimse projeyi göremiyor.
- Projenin görsel tasarımı çekici değil.
- Projenin gidişatı kötü görünüyor.
Cevabı göster
Projenin gidişatı kötü görünüyor.
by fiddling with the dials or restricting who can turn them, Notlar
6:14kadranlarla oynayarak veya kimin onları çevirebileceğini kısıtlayarak düzeltebilir miyiz,
by fiddling with the dials: küçük ayarlamalar yapmak
by fiddling with the dials ifadesindeki by + fiilin -ing biçimi yöntemi belirtir: ayarlamalar yaparak bir şeyi düzeltmeye çalışmak. Fiddle with the dials bir makine benzetmesidir. Buradaki dials, kapitalizmin ayarlanabilir kurallarını veya parametrelerini temsil eder. Fiddle with ise sistemi baştan kurmak yerine mevcut sistem içinde küçük ve deneme yanılmaya dayalı değişiklikler yapmayı anlatır. Bu değişikliklerin sınırlı veya yetersiz olabileceğini de ima edebilir.
Alıştırma
by fiddling with the dials burada nasıl bir reformu ima ediyor?
- tüm sistemi değiştirmek
- mevcut sistem içinde küçük ayarlamalar yapmak
- mümkün olan her değişikliği engellemek
Cevabı göster
mevcut sistem içinde küçük ayarlamalar yapmak
restricting who can turn them: kimin izni olduğunu sınırlamak
Restricting who can turn them, restrict + who + can + fiilin yalın hâli yapısını kullanır. who can turn them yan cümlesinin tamamı restricting fiilinin nesnesidir ve onları çevirmesine izin verilen kişilerin kimler olduğunu sınırlamak anlamına gelir. Kısıtlanan şey fiziksel düğmeler değil, izin verilen kişi grubudur. Them, önceki dials sözcüğüne gönderme yapar. By ile başlayan daha büyük yapıda restricting, fiddling ile eş görevli olarak bağlanmıştır; dolayısıyla ikisi de sistemi değiştirmenin olası yollarını belirtir. Bu yapı erişim ve karar verme gibi izinlere de uygulanabilir: restrict who can access, decide, or approve.
Alıştırma
Cümleyi tam iki sözcükle tamamlayın: izin verilen grubu belirtmek için who, izni göstermek için can kullanın. The policy will restrict ____ approve refunds.
Cevabı göster
who can
to tear the machine down: makineyi tamamen sökmek
Bu cümlede tear the machine down, makinenin tamamını bilinçli olarak sökmek demektir. Machine mevcut bir sistemi temsil ettiği için ifade, küçük değişiklikler yapmak yerine o sistemi tamamen ortadan kaldırmayı da ima eder. Tear down ayrılabilen bir öbek fiildir: isim olan nesne down sözcüğünden önce veya sonra gelebilir, ancak zamir ortada olmalıdır. Bu nedenle tear the machine down veya tear down the machine denebilir, fakat zamirle tear it down kullanılır.
Alıştırma
Örnekte to tear the machine down neyi ifade ediyor?
- Mevcut sistemi tamamen ortadan kaldırmak
- Birkaç küçük ayar yapmak
- Açıklamak için sistemi parçalara ayırmak
Cevabı göster
Mevcut sistemi tamamen ortadan kaldırmak
a new one from scratch: sıfırdan yenisini yapmak
One, daha önce geçen tekil ve sayılabilen machine isminin yerini alır. Bu nedenle a new one, yeni bir makine veya mecazi olarak yeni bir sistem demektir. From scratch, mevcut bir sürümü, şablonu ya da hazırlanmış bir temeli kullanmadan en baştan başlamak anlamına gelir. Build something from scratch yapısı, zaten var olan bir şeyi onarmak veya değiştirmek yerine onu yeniden oluşturmayı vurgular. From scratch, make, create veya design gibi fiillerle de kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi, derste öğrendiğiniz ve “mevcut bir şablon kullanmadan” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: We didn't use a template; we built the website ____.
Cevabı göster
from scratch
And will any of it make a difference? Kalıp ifadeler
6:23Ve bunlardan herhangi biri bir fark yaratacak mı?
any of it make a difference?: bunlardan herhangi biri gerçek bir etki yaratacak mı?
Bu soruda any of it, daha önce sözü edilen eylemlere, planlara veya fikirlere gönderme yapar. Sorularda any, bu bütünün tek bir parçasının bile konuşulan sonucu doğurup doğurmayacağını sorar. Make a difference, “gerçek veya anlamlı bir etki yaratmak” demektir. Konuşan kişi bunların yalnızca farklı olup olmayacağını değil, sonucu gerçekten değiştirip değiştirmeyeceğini soruyor.
Alıştırma
Cümleyi “anlamlı bir etki yaratmak” anlamındaki kalıplaşmış ifadeyle tamamlayın: Even a small act of kindness can ____.
Cevabı göster
make a difference
in determining the answer to this question with this video.
6:28bu videoyla bu sorunun cevabını belirlemede.
the role we can play in determining ...: bir şeyi belirlemede oynayabileceğimiz rol
Vurgulanan sözcükler, the role we can play in determining the answer isim grubunun başlangıcıdır. We can play, role sözcüğünü niteler; yapı, that sözcüğünün çıkarıldığı the role that we can play ile aynıdır. play a role in + isim veya -ing biçimi, “bir sürece katkıda bulunmak veya onu etkilemek” anlamına gelir. Burada in determining the answer, şekillenmesine yardımcı olabileceğimiz süreci belirtir. Bir karakteri canlandırmaktan değil, katılım ve etkiden söz eder.
Alıştırma
Cümleyi “bir süreci etkilemeye nasıl yardımcı olabileceğimiz” anlamındaki yapıyla tamamlayın: We should think about ____ improving our neighborhood.
Cevabı göster
the role we can play in