Açgözlülüğün psikolojisi ⏲️ 6 Minute English: İngilizce çalışma notları
BBC Learning English
Video özeti: Program, açgözlülüğü beynin ödül sistemi ve kuralları önceden değiştirilmiş bir Monopoly deneyi üzerinden inceliyor; ayrıcalığın başarıyı açıklama biçimini nasıl çarpıtabildiğini ve empatiyi azaltabildiğini gösteriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. Isn't that a bit greedy? — Konuşma edimbilimi ve tutum: Olumsuz soru biçiminin ve a bit ifadesinin eleştiriyi nasıl yumuşattığını fark edin. Bu kalıpla doğrudan suçlamada bulunmadan bir davranışı sorgulayabilir veya nazik bir değerlendirme yapabilirsiniz. 2. it was the fixed game that determined who would win and lose, — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: it was ... that odaklama yapısının gerçek nedeni nasıl öne çıkardığını ve oyuncuların becerileri sayesinde kazandıkları iddiasını nasıl düzelttiğini anlayın. Böylece odağı varsayılan açıklamadan belirleyici kanıta taşıyabilirsiniz. 3. feeling financially better off than others / feeling better than others. — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: Maddi açıdan daha iyi durumda olmakla kendini başkalarından üstün görmek arasındaki ayrımı öğrenin. Bu karşıtlık, statü ve ayrıcalığı konuşurken zenginliği kişisel değerle karıştırmamanızı sağlar.
Bu derste
Hello, this is 6 Minute English from BBC Learning English.
0:07Merhaba, ben BBC Learning English'ten 6 Minute English.
I'm writing my birthday wish list, Beth. Kalıp ifadeler
0:13Doğum günü dilek listemi yazıyorum, Beth.
birthday wish list: alınması umulan hediyelerin listesi
birthday wish list, bir kişinin doğum gününde almayı umduğu hediyelerin veya diğer şeylerin listesidir. Bu isim öbeğinde wish list temel ifadedir; birthday ise listenin hangi özel gün için olduğunu belirtir. Yerleşik wish list ifadesini kullanın; birthday want list İngilizcede doğal değildir.
Alıştırma
Almayı umduğunuz doğum günü hediyelerinin listesini doğal biçimde anlatan ifade hangisidir?
- birthday shopping list
- birthday guest list
- birthday wish list
Cevabı göster
birthday wish list
quite a lot: oldukça büyük bir miktar veya sayı
Quite a lot, oldukça büyük bir miktar veya sayı anlamına gelir. Burada be fiilinden sonra tek başına kullanılır: that is quite a lot. quite a lot of homework ya da quite a lot of books örneklerinde olduğu gibi of ve bir isimden önce de gelebilir. Bu tepkide quite, a lot ifadesini güçlendirir ve konuşanın miktarın beklenenden fazla olduğunu söylemesine yardımcı olur. Tek başına miktarın aşırı olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Bir arkadaşınız sekiz kitap ödünç aldı. Sayıya şaşırdığınızı belirtmek, ancak aşırı olduğunu söylememek istiyorsunuz. En uygun yanıt hangisidir?
- That is quite a lot.
- That is only a little.
- That is too much.
Cevabı göster
That is quite a lot.
Isn't that a bit greedy?: olumsuz soru ve a bit ile eleştiriyi yumuşatmak
Bu olumsuz soru, tarafsız bir bilgi isteği değildir. Burada konuşan kişi, davranışın açgözlü olduğu değerlendirmesine karşısındakinin de katılmasını bekler. Eleştiriyi soru biçiminde söylemek, onu biraz daha dolaylı hâle getirir. a bit, greedy sıfatını “biraz açgözlü” anlamına getirerek yumuşatır. Eleştirinin gücünü azaltır ancak olumsuz yargıyı ortadan kaldırmaz.
Alıştırma
Konuşan kişi "Isn't that a bit greedy?" derken esas olarak ne yapıyor?
- Konuşan kişi greedy sözcüğünün sözlük anlamını soruyor.
- Konuşan kişi, davranışın açgözlü göründüğüne dair eleştirisini yumuşatıyor.
- Konuşan kişi davranışı cömert olduğu için övüyor.
Cevabı göster
Konuşan kişi, davranışın açgözlü göründüğüne dair eleştirisini yumuşatıyor.
So what?: bir endişeyi önemsiz bularak reddetmek
Bu yanıtta So what?, “Bunun ne önemi var?” anlamına gelir. Konuşan kişi önceki yorumu veya eleştiriyi reddeder ve bunu umursamadığını ya da tutumunu değiştirmeye niyeti olmadığını gösterir. Çoğu zaman savunmacı, meydan okuyan veya kışkırtıcı duyulur. Sonra ne olduğunu tarafsız biçimde soran bir soru değildir.
Alıştırma
Bir arkadaşınız "You might get in trouble." diyor. Siz de "So what?" diye yanıtlıyorsunuz. Yanıtınız büyük olasılıkla hangi tavrı gösterir?
- Sonra ne olacağı hakkında daha fazla ayrıntı istiyorum.
- Arkadaşımdan uyarıyı tekrarlamasını istiyorum.
- Bu sonucun önemli olduğunu düşünmüyorum.
Cevabı göster
Bu sonucun önemli olduğunu düşünmüyorum.
“Greed is good.” ifadesini kışkırtıcı bir giriş olarak kullanmak
“Greed is good.” kasıtlı olarak kesin ve kışkırtıcı kurulmuş bir iddiadır. Genellikle olumsuz olan greed sözcüğünü olumlu bir değerlendirme olan good ile birleştirir; bu terslik de dikkat çeker. Burada cümle bir giriş kancası işlevi görür: Konuşanın son kararını mutlaka bildirmek yerine, tartışmada incelenecek bir görüş ortaya koyar.
Alıştırma
“Greed is good.” cümlesinin buradaki temel söylem işlevi nedir?
- Dikkat çekmek ve tartışma başlatmak için kışkırtıcı bir iddia kullanır.
- Üzerinde anlaşılmış bir sonuçla tartışmayı bitirir.
- Greed sözcüğünün eksiksiz bir sözlük tanımını verir.
Cevabı göster
Dikkat çekmek ve tartışma başlatmak için kışkırtıcı bir iddia kullanır.
We're genetically built to want things that increase our social status, Notlar
0:27Sosyal statümüzü,
“genetically built to want”: doğuştan gelen bir eğilim
Be genetically built to + fiilin yalın hâli, genlerden veya biyolojiden kaynaklandığı düşünülen bir eğilimi anlatır. Built burada mecazidir: İnsanlar gerçek anlamda inşa edilmiş değildir; belirli bir şekilde davranmaya doğal olarak yatkın veya bunun için “programlanmış” olarak tanımlanır. Kalıp be + genetically + built + to-infinitive şeklindedir. Cümlede to want, eğilimin ne olduğunu belirtir. Bu ifade genel bir yatkınlığı anlatır; her insanın her durumda mutlaka yapacağı bir eylemi anlatmaz.
Alıştırma
“Doğuştan biyolojik bir eğilime sahip olmak” anlamındaki hedef yapıyla cümleyi tamamlayın: Humans are ____ seek social connection.
Cevabı göster
genetically built to
power, and material possessions
0:32gücümüzü ve maddi varlıklarımızı artıran şeyleri istemek üzere genetik olarak programlanmışız
social status, power, and material possessions: eş görevli üç kavram
Bu üç isim öbeği eş görevli bir liste oluşturur. Social status, bir kişinin toplumdaki konumu veya saygınlığıdır; power, insanları ya da sonuçları etkileme yeteneğidir; material possessions ise birinin sahip olduğu somut mal ve eşyalardır. Liste bir bütün olarak insanların isteyebileceği üç dışsal avantajı belirtir: konum, kontrol ve mülkiyet. Buradaki possessions, yalnızca birinin o anda elinde tuttuğu şeyi değil, ona ait olan malları ifade eder.
Alıştırma
“social status, power, and material possessions” ifadesine en uygun anlam hangisidir?
- toplum hizmeti, elektrik enerjisi ve inşaat malzemeleri
- sosyal konum, etki veya kontrol ve kişinin sahip olduğu somut mallar
- sosyal medya güncellemeleri, fiziksel güç ve alışveriş poşetleri
Cevabı göster
sosyal konum, etki veya kontrol ve kişinin sahip olduğu somut mallar
all that stuff: önceki bir listeye gündelik gönderme
All that stuff, daha önce sözü edilen bir şeyler veya fikirler grubuna gönderme yapar; böylece konuşan kişi listeyi tekrarlamak zorunda kalmaz. That, konuşmada zaten bilinen veya paylaşılan bilgiyi gösterir. Stuff burada geniş anlamlı, günlük ve sayılamayan bir isimdir. İfadenin tamamı birkaç ayrıntıyı tek bir genel grup olarak ele alır ve all those things ifadesine benzer.
Alıştırma
Cümleyi dersteki tam gündelik ifadeyle tamamlayın: We bought paper, tape, and markers, then put ____ in one box.
Cevabı göster
all that stuff
I'm not so sure: şüpheyi nazikçe belirtmek
Başka birinin fikrine cevap olarak söylendiğinde I'm not so sure genellikle yalnızca “yeterli bilgim yok” değil, “şüphelerim var” veya “tam olarak katılmıyorum” anlamına gelir. Burada anlaşmazlığı yumuşatır ve konuşanın ardından bir gerekçe sunmasına alan açar. You're wrong demekten daha naziktir.
Alıştırma
Hangi cevap başka birinin iddiasından şüphe duyulduğunu fazla sert görünmeden ifade eder?
- I completely agree with that claim.
- I'm not so sure. The evidence points in another direction.
- You're wrong. Stop arguing.
Cevabı göster
I'm not so sure. The evidence points in another direction.
Remember, greed is also one of the seven deadly sins. Kültür
0:40Unutma, açgözlülük aynı zamanda yedi ölümcül günahtan biridir.
the seven deadly sins: Hristiyan kültürüne ait bir terim
the seven deadly sins, başka yanlış davranışlara yol açtığı düşünülen yedi temel kötü huyun Hristiyan geleneğindeki adıdır. Açgözlülük bunlardan biridir. Bu kalıplaşmış ifadede deadly, ciddi ruhsal ve ahlaki zararı anlatır; her günahın hemen fiziksel ölüme yol açtığı anlamına gelmez. Bu kültürel kavramı tanımak, konuşmalardaki, kitaplardaki, filmlerdeki ve sanattaki göndermeleri anlamaya yardımcı olur.
Alıştırma
Bu cümlede the seven deadly sins ne anlama gelir?
- Her zaman fiziksel ölüme yol açan yedi suç
- Hristiyan geleneğindeki yedi temel kötü huy
- Açgözlülükle ilgili yedi modern yasa
Cevabı göster
Hristiyan geleneğindeki yedi temel kötü huy
accumulate stuff: zamanla birikme
Accumulate stuff, eşyaların zaman içinde yavaş yavaş artıp birikmesi veya biriktirilmesi anlamına gelir. Accumulate, her nesneyi bir koleksiyonun parçası olarak seçmeye değil, miktarın artmasına odaklanır. Bu cümlede ifade, giderek daha fazla şeye sahip olma yönündeki sürekli bir arzuyu adlandırır. Oldukça resmî olan accumulate fiili tanımı kesinleştirirken stuff, eşyaları genel olarak anlatan gündelik bir sözcüktür.
Alıştırma
Hangi cümle accumulate sözcüğünü zaman içinde gerçekleşen kademeli bir artışı göstermek için en açık biçimde kullanıyor?
- We bought one new chair this morning.
- We collected rare stamps for a carefully planned album.
- Over several years, we accumulated a lot of unused stuff in the garage.
Cevabı göster
Over several years, we accumulated a lot of unused stuff in the garage.
keep it for yourself: paylaşmadan kendine saklamak
Keep it for yourself, bir şeyi başkasına vermek veya paylaşmak yerine kendi kullanımın ya da yararın için tutmak anlamına gelir. keep + nesne + for + yourself/himself/herself kalıbında son sözcük, nesneyi elinde tutacak veya kullanacak kişiyi işaret eder. Bağlama göre bu, birinin hediyeyi saklamasına izin vermek gibi tarafsız bir izin veya birinin bencil davrandığına yönelik bir eleştiri olabilir.
Alıştırma
Hangi cümle fazladan bir biletin paylaşılmak yerine bir kişide kalacağını söylüyor?
- You may keep the news to yourself.
- You may keep yourself busy while you wait.
- You may keep the extra ticket for yourself.
Cevabı göster
You may keep the extra ticket for yourself.
And of course, we'll be learning some useful new vocabulary as well.
0:53Ve tabii ki, bazı faydalı yeni kelimeler de öğreneceğiz.
Geçiş ifadesi olarak But first,
Bir cümlenin başında But first, konuşmacının dinleyicilerin sırada beklediği konuyu ya da adımı kısa süreliğine erteleyip önce başka bir şey yapacağını gösterir. But yön değişikliğini, first ise araya eklenen adımın daha önce geleceğini belirtir. Burada ifade, konuşmayı konuyu tanıtmaktan Beth'e soru sormaya geçirir. Ayrıca dinleyicilere ana konuya daha sonra dönüleceği mesajını verir.
Alıştırma
Bir sunum yapan kişi sonuçları açıklamak üzeredir, ancak önce ekibe teşekkür etmek istemektedir. Mesajı en iyi düzenleyen geçiş hangisidir?
- We'll look at the results soon. Finally, I'd like to thank the team.
- We'll look at the results soon. For example, I'd like to thank the team.
- We'll look at the results soon. But first, I'd like to thank the team.
Cevabı göster
We'll look at the results soon. But first, I'd like to thank the team.
you reminded me of a famous quote by one of history's greatest leaders. Kalıp ifadeler
0:59bana tarihin en büyük liderlerinden birinin ünlü bir sözünü hatırlattın.
you reminded me of: bir anıyı çağrıştırmak
you reminded me of ... ifadesinde remind, remind + kişi + of + şey kalıbını izler. Bir kişi, o kişinin sözleri ya da başka bir şey, başka birinin zihninde bir anı veya çağrışım uyandırır. Burada you çağrışımı başlatan öge, me hatırlayan kişi, a famous quote ise akla gelen şeydir. Reminded geçmiş zamandadır çünkü karşı tarafın daha önce söylediği sözler bu çağrışımı o anda zaten oluşturmuştur. Bu istemeden de olabilir; kişinin konuşmacıya bilerek bir şeyi hatırlamasını söylediği anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi remind me of ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: When I opened the old notebook, it ____ my first science class.
Cevabı göster
reminded me of
The world has enough for everyone's need, Anlatım akışı
1:04Dünyada herkesin ihtiyacına yetecek kadar var,
has enough for everyone's need, but not everyone's greed: paralel karşıtlık
has enough for X, but not Y kalıbı dengeli bir karşıtlık kurar. İlk bölüm, dünyanın kaynaklarının herkesin ihtiyacını karşılayabileceğini söyler; but not ise herkesin açgözlülüğü söz konusu olduğunda bu iddiayı tersine çevirir. İkinci bölümde, cümleyi the world does not have enough for everyone's greed biçiminde tamamlayacak sözler çıkarılmıştır. Bu eksilti, savı kısa tutar ve need ile greed karşıtlığını öne çıkarır: gerekli ihtiyaçlar karşılanabilir, ancak sınırsız arzu karşılanamaz.
Alıştırma
Kısaltılmış ikinci bölüm ne anlama gelir?
- Herkesin açgözlülüğü herkesin ihtiyacını oluşturur.
- Dünyada herkesin açgözlülüğüne yetecek kadar yoktur.
- Dünyada herkesin açgözlülüğüne yetecek kadar da vardır.
Cevabı göster
Dünyada herkesin açgözlülüğüne yetecek kadar yoktur.
Okay, Beth, I'll reveal the correct answer at the end of the program. Kalıp ifadeler
1:20Tamam, Beth, doğru cevabı programın sonunda açıklayacağım.
I'll reveal the correct answer: doğru cevabı açıklamak
I'll reveal the correct answer ifadesinde reveal, bir süre gizli tutulan cevabı artık açıklamak anlamına gelir. Yalnızca “söylemekten” daha güçlüdür; cevabı resmî biçimde ortaya çıkarılan bir şey gibi sunar ve merak yaratır. I'll, I will ifadesinin kısaltmasıdır. Tüm ifade, gelecekte yapılması planlanan bir açıklamayı bildirir.
Alıştırma
Bir bilgi yarışması sunucusu cevabı bilerek sonuna kadar gizli tuttu. Bu duruma en uygun cümle hangisidir?
- The host will explain every step before the quiz begins.
- The host will keep the correct answer secret at the end.
- The host will reveal the correct answer at the end.
Cevabı göster
The host will reveal the correct answer at the end.
greed is controlled by the reward center of the brain. Kelime
1:26açgözlülük beynin ödül merkezi tarafından kontrol edilir.
At the neurological level: analiz bakış açısını belirtmek
At the neurological level, cümlenin başında kullanılan bir çerçeve ifadedir. Sonraki iddianın ahlaki veya toplumsal bir bakış açısından değil, beyin ve sinir sistemi süreçleri üzerinden anlaşılması gerektiğini gösterir. Burada level, fiziksel bir katı değil, soyut bir analiz katmanını ifade eder. At the + niteleyici + level kalıbı, ana iddiadan önce bakış açısını duyurmak için yeniden kullanılabilir.
Alıştırma
Hangi cümle At the ... level kalıbını bir analiz bakış açısını duyurmak için kullanır?
- At the biological level, sleep helps the body repair itself.
- Please hold the shelf at eye level.
- The science lab is on the third level of the building.
Cevabı göster
At the biological level, sleep helps the body repair itself.
the reward center of the brain: popüler bilimde kullanılan bir beyin terimi
The reward center of the brain; motivasyon, haz, öğrenme ve ödüllendirici sonuçları arama dürtüsüyle ilgili beyin sistemlerini ifade eden popüler bilim terimidir. Bu cümlede ifade, açgözlülüğü kontrol ettiği söylenen beyin mekanizmasını adlandırır. Center, küçük ve ayrı tek bir nokta anlamına gelmez; reward da beyinde saklanan bir ödül değildir. İfade, bağlantılı beyin bölgeleri ve sinyalleri için kullanılan basitleştirilmiş bir addır.
Alıştırma
Bu cümlede the reward center of the brain neyi ifade eder?
- Paranın değerini hesaplayan tek bir beyin hücresi
- Ödüllerin saklandığı, beynin içindeki fiziksel bir oda
- Motivasyon, öğrenme ve ödüllendirici sonuçlara verilen tepkilerle ilgili bir beyin sistemi
Cevabı göster
Motivasyon, öğrenme ve ödüllendirici sonuçlara verilen tepkilerle ilgili bir beyin sistemi
Greedy people feel good when they choose the stuff they want,
1:30Açgözlü insanlar istedikleri eşyaları seçtiklerinde kendilerini iyi hissederler,
meaning there's little conscious awareness Dilbilgisi
1:38bu da açgözlü eylemlerin başkalarını nasıl etkileyebileceği veya adaletsiz olabileceği hakkında
about how greedy actions might affect others or be unfair.
1:40çok az bilinçli farkındalık olduğu anlamına gelir.
beynin bilinçdışı duygusal düzeyinde
Bu cümlede at the unconscious emotional level of the brain, süreci açık bir bilinçli farkındalığın dışında gerçekleşen otomatik ve duygularla bağlantılı zihinsel etkinlik içine yerleştirir. Buradaki level, fiziksel bir yükseklik ya da beynin görülebilir bir bölümü değil, soyut bir işlem katmanı veya biçimidir. Unconscious, bayılmış bir kişiyi değil, kişinin fark etmediği bir süreci anlatır.
Alıştırma
Bu cümlede at the unconscious emotional level of the brain ne anlama geliyor?
- Bayılmış bir kişinin zihinsel durumu
- Beynin fiziksel olarak daha yüksek bir bölümü
- Açık bilinçli farkındalığın dışında gerçekleşen, duygularla bağlantılı otomatik zihinsel işlem
Cevabı göster
Açık bilinçli farkındalığın dışında gerçekleşen, duygularla bağlantılı otomatik zihinsel işlem
meaning there's little conscious awareness: bir sonucu açıklamak
Virgülden sonra gelen meaning + yan cümle, önceki durumun tamamının hangi sonuca yol açtığını veya ne ima ettiğini açıklar. Dil bilgisi açısından bu, şimdiki zaman ortacıyla kurulan bir ek açıklamadır ve çoğu zaman which means that ... biçiminde genişletilebilir. There's little conscious awareness, insanların olup bitenin neredeyse hiç farkında olmadığını anlatır. Little, sayılamayan awareness ismini niteler ve olumsuz bir anlam taşır: neredeyse hiç farkındalık yoktur.
Alıştırma
Sonucu açıklamak için cümleyi mean fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: The road is flooded, ____ the school bus cannot get through.
Cevabı göster
meaning
what does this look like in real life?: soyut bir fikirden gerçek hayattaki örneğe geçiş
Bu sorudaki this, daha önce sözü edilen bir fikir veya açıklamayı belirtir. What does this look like in real life? bu fikrin gerçek bir durumda nasıl ortaya çıktığını sorar; bir nesnenin fiziksel görünüşünü sormaz. Soru, söylemde bir yönlendirme işareti görevi görür: açıklamayı soyut bir noktadan somut bir örneğe, vakaya veya gözlemlenebilir sonuca taşır. Bir teorinin uygulamada nasıl işlediğini göstermeden önce kullanılabilir.
Alıştırma
Vurgulanan sorunun söylemdeki temel işlevi nedir?
- Soyut bir fikirden gerçek hayattan bir örneğe geçmek
- Açıklamanın bittiğini belirtmek
- Bir nesnenin fiziksel görünüşünü sormak
Cevabı göster
Soyut bir fikirden gerçek hayattan bir örneğe geçmek
That's what University of California psychologist Professor Paul Piff
1:47Kaliforniya Üniversitesi psikoloğu Profesör Paul Piff,
investigated using the classic family board game Monopoly.
1:52bunu klasik bir aile masa oyunu olan Monopoly'yi kullanarak araştırdı.
The game was rigged to give one rich player an advantage Notlar
1:57Oyun zengin bir oyuncuya avantaj sağlamak üzere hileliydi,
rigged: adaletsiz bir avantaj yaratmak için gizlice manipüle edilmiş
Burada rigged, oyunun bir oyuncuyu kayıracak şekilde kasıtlı ve gizlice manipüle edildiği anlamına gelir. Edilgen yapı was rigged, birinin müdahale ettiği şey olarak oyuna odaklanır. Rigged; kurallara, sürece, ekipmana veya sonuca kasıtlı biçimde müdahale edildiğini düşündürür. rig something to do something kalıbı amaçlanan etkiyi açıklar; bu cümlede amaç, zengin bir oyuncuya avantaj sağlamaktır.
Alıştırma
Cümleyi rig fiilinin geçmiş zaman ortacıyla tamamlayın: The organisers secretly changed the rules, so the contest was ____ in favour of their friend.
Cevabı göster
rigged
give one rich player an advantage: zengin bir oyuncuya avantaj sağlamak
Give someone an advantage, bir kişiyi daha avantajlı bir konuma getirmek demektir. Kalıp give + kişi + an advantage şeklindedir; burada fayda sağlayan kişi one rich player ifadesidir. Bir avantaj kişinin başarı şansını artırır, ancak başarıyı garanti etmez. Bu cümlede avantajı yaratan şey ayarlanmış oyundur.
Alıştırma
Cümleyi give someone an advantage kalıbını her ile kullanarak tamamlayın: Access to the practice room will ____ in tomorrow's match.
Cevabı göster
give her an advantage
by letting them roll two dice instead of one, Dilbilgisi
2:01bir yerine iki zar atmalarına izin vererek,
by letting them roll two dice instead of one: by + -ing ile yöntemi açıklamak
By + fiilin -ing biçimi, bir sonucu meydana getirmek için kullanılan yöntemi açıklar. Burada by letting them roll two dice, oyunun bir oyuncuya nasıl avantaj sağladığını gösterir. Let, let + nesne + fiilin yalın hâli kalıbını kullanır; bu nedenle let them roll doğrudur, let them to roll denmez. Instead of one, two dice ile diğer seçenek olan one die arasında karşıtlık kurar.
Alıştırma
turn off ifadesini by + fiil-ing yapısına uyacak şekilde değiştirerek cümleyi tamamlayın: You can save energy ____ unused lights.
Cevabı göster
by turning off
and collecting twice as much money as the poor player when passing Go. Notlar
2:04ve Başlangıç noktasından geçerken fakir oyuncudan iki kat daha fazla para toplayarak.
twice as much money as: sayılamayan miktarları karşılaştırma
twice as much + sayılamayan isim + as yapısı miktarları karşılaştırır ve bir miktarın diğerinin iki katı olduğunu belirtir. Burada money sayılamayan bir isimdir; bu nedenle collecting twice as much money as the poor player, yoksul oyuncunun topladığı miktarın iki katını toplamak demektir. İkinci as, karşılaştırmada temel alınan kişi veya şeyi belirtir. Bu cümlede tekrar edilecek collects ya da collecting money sözleri yeniden söylenmek yerine anlamca tamamlanır.
Alıştırma
Cümleyi twice as much ... as yapısıyla tamamlayın: The old pump uses 10 litres of water per minute, and the new pump uses 20. The new pump uses ____ the old pump.
Cevabı göster
twice as much water as
when passing Go: Monopoly tahtası kuralı
Go, Monopoly tahtasının köşesindeki başlangıç karesinin adıdır; bu nedenle büyük harfle yazılır. Bir piyon tahta üzerinde ilerler ve standart kurala göre piyon Go karesinden geçtiğinde veya bu kareye geldiğinde oyuncu bankadan para alır. Burada when passing Go, para alınmasını sağlayan oyun içi olayı belirtir. “Piyon Go karesini geçerken” demektir; günlük hayatta yalnızca bir şeyin yanından yürüyerek geçmek anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu Monopoly bağlamında when passing Go ne anlama gelir?
- Oyuncu bir turunu atladığında
- Oyuncunun piyonu tahtadaki Go karesini geçtiğinde
- Biri zar atmadan önce go dediğinde
- Oyuncu bir bankanın önünden yürüyerek geçtiğinde
Cevabı göster
Oyuncunun piyonu tahtadaki Go karesini geçtiğinde
So, what happened when Professor Piff asked the rich players
2:09Peki, Profesör Piff zengin oyunculara
why they had inevitably won the fixed game? Kelime
2:13hileli oyunu neden kaçınılmaz olarak kazandıklarını sorduğunda ne oldu?
fixed game: sonucu hileyle önceden belirlenmiş oyun
Buradaki fixed game, sonucu önceden gizlice ve dürüst olmayan bir şekilde ayarlanmış oyun demektir. Fixed burada “hileyle önceden belirlenmiş” anlamındadır; “tamir edilmiş” anlamına gelmez. Bu anlam, galibiyetin neden kaçınılmaz olduğunu açıklar: sonuç adil bir rekabetle ortaya çıkmamıştır. Aynı kullanım a fixed match, a fixed race ve a fixed election gibi ifadelerde de görülür.
Alıştırma
Bu cümlede fixed game ne anlama geliyor?
- Daha katı kurallarla oynanan bir oyun.
- Beraberlikle bitmek zorunda olan bir oyun.
- Bozulduktan sonra tamir edilmiş bir oyun.
- Sonucu önceden dürüst olmayan biçimde ayarlanmış bir oyun.
Cevabı göster
Sonucu önceden dürüst olmayan biçimde ayarlanmış bir oyun.
Seven Deadly Psychologies.
2:19Seven Deadly Psychologies'e (Yedi Ölümcül Psikoloji) verdiği cevabı dinleyin.
took credit for: bir başarının payesini üstlenmek
Take credit for something, bir başarı veya iyi sonuç için övgüyü hak ettiğini kabul etmek ya da öne sürmek demektir. Took, take fiilinin geçmiş zaman biçimidir; for sözcüğünden sonra isim, zamir veya -ing biçimi gelebilir: take credit for the idea; take credit for solving it. Övgü hak edilmişse ifade tarafsız olabilir. Biri başka birinin çalışmasını veya haksız biçimde elde edilmiş bir sonucu kendi başarısı gibi gösterdiğinde ise eleştirel bir anlam kazanır. Bu cümlede galibiyetleri kendi başarıları olarak görüyorlar.
Alıştırma
“Payeyi kendine çıkardı” anlamına gelen üç sözcüklü İngilizce ifadeyle cümleyi tamamlayın: Maya wrote the whole report, but Leo ____ it.
Cevabı göster
took credit for
They talked about how they'd controlled their own outcomes. Kalıp ifadeler
2:26Kendi sonuçlarını nasıl kontrol ettikleri hakkında konuştular.
control their own outcomes: kendi sonuçlarını şekillendirmek
Control your own outcomes, kişinin kendi seçimleri veya eylemleriyle sonunda ne olacağını şekillendirmesi demektir. Own, sonucun dış güçlerden çok kişilerin kendilerine atfedildiğini vurgular. Bu cümlede konuşan kişiler, önceki sonucu kendi eylemlerinin yarattığı bir şey olarak anlatır.
Alıştırma
Burada They controlled their own outcomes ne anlama gelir?
- Kendi seçimleri ve eylemleri sonunda olanları şekillendirdi.
- Nihai sonucun ne olduğunu bilmiyorlardı.
- Onlar adına bütün önemli seçimleri başka biri yaptı.
- Başka insanların seçtiği sonuçları kaydettiler.
Cevabı göster
Kendi seçimleri ve eylemleri sonunda olanları şekillendirdi.
They talked about how it was the decisions they'd made Dilbilgisi
2:31Sonunda galip gelmelerini sağlayan şeyin
that had led to their being ultimately victorious, Dilbilgisi
2:34aldıkları kararlar olduğundan bahsettiler,
It was the decisions ... that ...: nedeni öne çıkaran vurgu yapısı
It was X that Y kalıbı, X'i özel bir odak konumuna yerleştiren bir vurgu yapısıdır. Burada X, the decisions they'd made bölümüdür; bu nedenle cümle, zaferin nedeni olarak bu kararları öne çıkarır. Vurgu yapısı çıkarıldığında temel cümle The decisions they'd made had led to their being ultimately victorious olur. Bu yapı karşılaştırmalı bir vurgu ekler: sonuca başka olası bir nedenin değil, onların kararlarının yol açtığını gösterir. Baştaki it belirli bir şeyi göstermez.
Alıştırma
Her careful planning bölümünü vurgulamak için cümleyi It was ... that ... kalıbıyla tamamlayın: ____ her careful planning ____ prevented the mistake.
Cevabı göster
It was · that
led to their being ultimately victorious: lead to + iyelik + -ing
Burada had led to, bir sonuca yol açmıştı anlamına gelir. lead to yapısındaki to bir edattır; bu nedenle ardından bir isim veya -ing yan cümlesi gelebilir. Their being ultimately victorious sonucu, yani onların sonunda galip gelmiş olması gerçeğini adlandırır. Their bu durumda olan kişilerin kim olduğunu gösterir; -ing yan cümlesinin tamamı da to’dan sonra bir isim gibi işlev görür.
Alıştırma
Anlamı resmî lead to + iyelik + -ing yapısıyla yeniden yazın ve lead fiilini simple past biçiminde kullanın: The new evidence caused them to be released. The new evidence ____.
Cevabı göster
led to their being released
that randomly got them into that position of privilege in the first place. Notlar
2:40yazı tura atışı olmadığını söylediler.
flip of a coin: şansla belirlenen bir sonuç
A flip of a coin, kelime anlamıyla bir para atıp iki seçenek arasında yazı veya turanın karar vermesine izin vermektir. Sonuç kontrol edilemediği için bu ifade şansın belirlediği bir kararı veya sonucu temsil eder. Bu cümlede, onlara başlangıçta avantajlı konumu veren rastgele olayı anlatır. Konuşan kişi bu şansı, daha sonra zafere yol açan etkenle karşılaştırır.
Alıştırma
Hangi durum flip of a coin ifadesine en iyi uyar?
- Eşit derecede yetkin iki takım, kimin önce başlayacağını yazı turanın belirlemesine izin verir.
- Bir hâkim karar vermeden önce bütün kanıtları inceler.
- Bir koşucu en hızlı dereceyi yaptığı için kazanır.
Cevabı göster
Eşit derecede yetkin iki takım, kimin önce başlayacağını yazı turanın belirlemesine izin verir.
position of privilege: toplumsal veya kurumsal açıdan avantajlı bir durum
Position of privilege ifadesinde position, fiziksel bir yeri değil, kişinin toplumsal veya kurumsal durumunu anlatır. İfade, bir kişiye başkalarının sahip olmayabileceği avantajlar, erişim imkânları veya fırsatlar sağlayan koşulları belirtir. Bu cümlede onları bu avantajlı duruma getiren şey şanstır. Daha genel olarak ifade, kişinin çevresindeki elverişli koşullara odaklanır; bu avantajların emekle kazanıldığını kendi başına söylemez.
Alıştırma
Bu cümlede position of privilege ne anlama geliyor?
- Şans eseri oluşmuş rahatsız bir duruş.
- Bir kişinin tesadüfen ayakta durduğu fiziksel bir yer.
- Bir kişinin başkalarının sahip olmadığı avantajlara sahip olduğu bir durum.
- Özel bir avantaj sağlamayan bir iş unvanı.
Cevabı göster
Bir kişinin başkalarının sahip olmadığı avantajlara sahip olduğu bir durum.
in the first place: başlangıçtaki nedene dönmek
In the first place, bir durumun arkasındaki ilk nedene, koşula veya başlangıç noktasına dönmeyi ifade eder. Burada onların en başta ayrıcalıklı konuma nasıl geldiklerini vurgular. Bir yarışmada birinci olmak anlamına gelmez ve burada bir listedeki ilk maddeyi tanıtmak için kullanılmamıştır.
Alıştırma
“Başlangıçta” veya “en başta” anlamındaki kalıbı tamamlayın: Why did you accept the invitation in the ____?
Cevabı göster
first place
Now, I don't know that this is a perfect model Ton ve niyet
2:45Şimdi, bunun günlük hayatta ayrıcalığın,
success, or wealth operates in everyday life. Kelime
2:51mükemmel bir model olup olmadığını bilmiyorum.
I don't know that ... ile şüpheyi dikkatli biçimde ifade etmek
Değerlendirme içeren bu cümlede I don't know that yalnızca bilgi eksikliğini bildirmez. Konuşanın sonraki iddiayı, yani bunun kusursuz bir model olduğu düşüncesini kabul etmeye hazır olmadığını gösterir. Bu ifade anlaşmazlığı yumuşatır. Konuşan doğrudan This is not a perfect model demek yerine biraz belirsizlik payı bırakır ama yine de şüphesini ifade eder.
Alıştırma
Bu cümlede I don't know that esas olarak hangi tutumu ifade ediyor?
- Konuşan, modeli tartışmaya devam etmeyi reddediyor.
- Konuşan, modelin ne olduğu hakkında hiçbir bilgiye sahip değil.
- Konuşan, modelin kusursuz olduğundan emin.
- Konuşan, modelin kusursuz olduğundan dikkatli biçimde şüphe ediyor.
Cevabı göster
Konuşan, modelin kusursuz olduğundan dikkatli biçimde şüphe ediyor.
operates in everyday life: soyut bir gücün işleyişi
Burada operates, özne ayrıcalık, başarı veya zenginlik gibi soyut bir güç olduğunda «işler» ya da «etki gösterir» anlamına gelir. Bir makineyi kullanmak veya ameliyat yapmak anlamında değildir. in everyday life ifadesi bu işleyişi gündelik ve gerçek yaşam durumlarına yerleştirir. how ... operates bir arada, bu gücün yalnızca var olup olmadığını değil, nasıl işlediğini sorar.
Alıştırma
Hangi cümlede operate, soyut bir sistemin veya gücün işlediği anlamında kullanılmıştır?
- The surgeon operates on patients at the hospital.
- The old engine operates quietly.
- Social pressure operates differently online.
- The technician operates the printing machine.
Cevabı göster
Social pressure operates differently online.
Some people indeed have worked themselves up by their own bootstraps
2:55Bazı insanlar gerçekten de kendi çabalarıyla yükselmişlerdir
and get what they have because they worked hard.
2:58ve sahip olduklarını çok çalıştıkları için elde etmişlerdir.
Interestingly, the rich players took credit for winning.
3:02İlginçtir ki, zengin oyuncular kazanmayı üstlendiler.
you accept praise and recognition for doing something,
3:08bir şey yaptığınız için övgü ve takdiri kabul ediyorsunuzdur,
whether or not that praise and recognition is deserved. Dilbilgisi
3:11bu övgü ve takdirin hak edilip edilmediğinden bağımsız olarak.
whether or not: iki olasılık da aynı sonuca götürür
Whether or not, bir şeyin doğru olması ve olmaması şeklindeki iki zıt olasılığı sunar ve ana ifadenin her iki durumda da geçerli olduğunu belirtir. Burada övgü hak edilmiş de olabilir, edilmemiş de olabilir; kişi her iki durumda da övgü ve takdiri kabul eder. whether ile başlayan yan cümle, ana cümleden önce veya sonra gelebilir. Or not olumsuz olasılığı açıkça içerdiği için sonuç, hangi olasılığın doğru olduğuna bağlı değildir.
Alıştırma
Cümleyi «olup olmadığına bakılmaksızın» anlamındaki üç kelimelik İngilizce ifadeyle tamamlayın: Wear a seat belt, ____ the trip is short.
Cevabı göster
whether or not
In fact, it was the fixed game that determined who would win and lose, Dilbilgisi
3:15Aslında kimin kazanıp kimin kaybedeceğini belirleyen hileli oyundu,
It was the fixed game that determined ...: gerçek nedeni vurgulamak
Bu bir it-cleft vurgu yapısıdır: It was + odaklanan öge + that + mesajın geri kalanı. Yapı, the fixed game ifadesini odağa yerleştirir. Aynı temel bilgi vurgu yapısı olmadan The fixed game determined who would win and lose. şeklinde verilir. Yapı, In fact ile birlikte olası yanlış bir açıklamayı düzeltir: sonucun gerçek nedeni oyuncuların seçimleri veya becerileri değil, manipüle edilmiş oyundur.
Alıştırma
Elektrik kesintisini neden olarak vurgulayacak it-cleft yapısını tamamlayın: ____ the power outage ____ stopped the train.
Cevabı göster
It was · that
not anything the players did: alternatif bir sebebi dışlamak
not anything the players did ifadesi, önceki temel düşünceye bağlanan olumsuz bir karşıtlıktır. Oyuncuların yaptıklarının sebep veya açıklama olduğu ihtimalini dışlar. Bu kısa olumsuz ifadenin temel düşünceden sonra gelmesi düzeltmeyi tamamlar: konuşmacı önce ilgili sebebi verir, ardından ona rakip olan başka bir açıklamayı reddeder. Anything the players did, oyuncuların yaptığı herhangi bir eylem anlamına gelir.
Alıştırma
Bu bölümde not anything the players did ne işe yarıyor?
- Oyuncuların eylemlerini açıklama olarak dışlar.
- Oyuncular hakkında yeni bir soru ortaya atar.
- Oyuncuların eylemlerine örnekler verir.
- Oyuncuların harekete geçmeyi reddettiğini söyler.
Cevabı göster
Oyuncuların eylemlerini açıklama olarak dışlar.
to describe something which is based solely on random chance, Kalıp ifadeler
3:25"yazı tura atmak" (the flip of a coin) ifadesini kullanıyor,
based solely on random chance: tek belirleyici etkeni belirtmek
be based on yapısı, bir şeyin temelini, dayanağını veya belirleyici etkenini belirtir. Burada based solely on random chance, sonucu belirleyen tek etkenin rastlantı olduğu anlamına gelir. Solely, on ile başlayan kısmı tek bir dayanakla sınırlar; böylece beceri, planlama, değerlendirme ve diğer önemli sebepleri dışlar. Solely olmadan kullanılan based on random chance ifadesinden daha güçlüdür; o ifade başka etkenlerin bulunabileceğini açıkça dışlamaz.
Alıştırma
Rastlantının tek belirleyici etken olduğunu anlatan beş kelimelik hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: The speaking order was ____.
Cevabı göster
based solely on random chance
Whether it lands on heads or tails is pure luck. Dilbilgisi
3:31Yazı mı yoksa tura mı geleceği tamamen şanstır.
Whether it lands on heads or tails: iki olası sonucu sunmak
Whether A or B, cevap ya da sonuç henüz bilinmiyorken iki seçeneği sunar. Burada heads ve tails iki olası sonuçtur. Whether it lands on heads or tails yan cümlesinin tamamı cümlenin öznesidir. Cümlenin geri kalanı, hangi sonucun çıkacağının tamamen şans olduğunu söyler.
Alıştırma
İki olası günü sunmak için cümleyi whether ... or ile tamamlayın: ____ the picnic is on Saturday ____ Sunday depends on the forecast.
Cevabı göster
Whether · or
Yet the winning players claimed they won thanks to their own skill and ability. Kalıp ifadeler
3:35Ancak kazanan oyuncular kendi beceri ve yetenekleri sayesinde kazandıklarını iddia ettiler.
thanks to their own skill and ability: başarıyı kendi becerilerine bağlamak
thanks to + ad öbeği yapısında thanks to, bir sonucun nedenini belirtir ve genellikle bu nedene olumlu bir pay verir. Burada oyuncular, kendi beceri ve yeteneklerinin galibiyetlerini sağladığını söylüyor. Own vurgu ekler: başarıyı şansa veya başka birine değil, kendilerine bağlarlar.
Alıştırma
Hangi cümle okul şenliğinin sorunsuz geçmesini doğal biçimde dikkatli planlamaya bağlar?
- The school fair went smoothly after careful planning.
- The school fair went smoothly despite careful planning.
- The school fair went smoothly thanks to careful planning.
Cevabı göster
The school fair went smoothly thanks to careful planning.
to pull yourself up by your bootstraps, Deyimler
3:43kendi çabasıyla yükselmek (to pull yourself up by your bootstraps),
pull yourself up by your bootstraps: kendi çabasıyla ayağa kalkmak
Pull yourself up by your bootstraps, çok az dış yardım alarak veya hiç yardım almadan kişinin kendi çabasıyla zor bir durumu iyileştirmesi anlamına gelen bir deyimdir. Çizmeleri gerçekten çekmeye yönelik bir talimat değildir. Dönüşlülük zamiri özneye göre değişir: I pulled myself up, she pulled herself up ve they pulled themselves up. Yaygın kalıp pull + dönüşlülük zamiri + up by + iyelik sözcüğü + bootstraps şeklindedir.
Alıştırma
“Kendi çabasıyla durumunu iyileştirmek” anlamındaki deyimi tamamlayın: After the business failed, Ana had to ____ and start again.
Cevabı göster
pull herself up by her bootstraps
meaning to improve your situation through your own hard work
3:46kimseden yardım almadan kendi sıkı çalışmanızla
can easily change into feeling better than others.
3:57nasıl kolayca diğerlerinden daha iyi hissetmeye dönüşebileceğini gösterdi.
financially better off than others ile better than others arasındaki fark
Feeling financially better off than others, kişinin maddi durumunun başkalarınınkinden daha rahat veya güvende olduğuna inanması demektir. Better off koşulları karşılaştırır; financially ise karşılaştırmayı parayla sınırlar. Feeling better than others ise insanların kendisini değerlendirir. Buradaki paralel ifade, ekonomik bir avantajı fark etmekten kendini kişisel olarak üstün görmeye doğru endişe verici bir geçişi gösterir.
Alıştırma
Cümledeki karşıtlığı doğru açıklayan ifade hangisidir?
- İkinci ifade birinin daha sağlıklı hâle geldiği anlamına gelir.
- Her iki ifade de yalnızca insanların ne kadar parası olduğunu karşılaştırır.
- İlk ifade maddi koşulları karşılaştırır; ikincisi kişisel üstünlük ima eder.
Cevabı göster
İlk ifade maddi koşulları karşılaştırır; ikincisi kişisel üstünlük ima eder.
And the reason behind these feelings could be what money buys you, Notlar
4:01Ve bu hislerin arkasındaki neden paranın size satın aldığı şey olabilir,
the reason behind: altında yatan neden
the reason behind + isim öbeği, gözlemleyebildiğimiz bir şeyi ortaya çıkaran neden veya açıklama demektir. Bu cümlede these feelings açıklanan sonuçtur; what money buys you ise olası bir neden olarak sunulur. Behind burada fiziksel bir konumu değil, mecazı ifade eder. Genellikle görünen yüzeyin altındaki nedeni araştırma anlamı katar; reason for ise daha tarafsız ve geneldir. Açıklanan ismi the reason behind the change örneğindeki gibi doğrudan behind sözcüğünden sonra getirin; of kullanmayın.
Alıştırma
Cümleyi “bir olayın altında yatan açıklama” anlamındaki ders ifadesiyle tamamlayın: Investigators are trying to uncover ____ the sudden outage.
Cevabı göster
the reason behind
what money buys you: paranın sağlayabildiği yararlar
what money buys you, paranın sizin için elde edebildiği şey veya şeyler anlamına gelir. Bu yan cümlede money özne, what buys fiilinin nesnesi, you ise yararı alan kişidir. What ile kurulan yan cümlenin tamamı bir isim gibi çalışır ve could be ifadesini tamamlar. Bir bildirme cümlesinin içinde olduğu için doğrudan soru biçimi olan What does money buy you? yerine bildirme cümlesi sırasını kullanır. Burada buy, fiziksel bir nesneyi satın almaktan daha geniş bir anlama sahiptir. Money, bir yaşam koşulu sağlayabilecek kaynakları temsil eder ve sonraki ifade bir örnek verir: space.
Alıştırma
Doğal bir isim yan cümlesi oluşturan tamamlamayı seçin: More control over your day is _____.
- what can a flexible schedule buy you
- what a flexible schedule can buy you
- what a flexible schedule can buys you
Cevabı göster
what a flexible schedule can buy you
At work, you have your own spacious private office. Kelime
4:10İşte, kendi geniş özel ofisiniz vardır.
own spacious private office: özel kullanım, genişlik ve mahremiyet
Your own spacious private office üç ayrı fikri bir araya getirir. own ofisin özellikle senin kullanımına ait olduğunu, spacious bolca alana sahip olduğunu, private ise ortak veya herkese açık çalışma alanlarından ayrı olduğunu anlatır. Bu sözcükler birlikte yalnızca bir çalışma yerini değil, daha fazla alanı, bağımsızlığı ve mahremiyeti öne çıkarır. your own + sıfatlar + isim yapısında own, iyelik belirleyicisi your içindeki “sana ait” anlamını güçlendirir.
Alıştırma
Hangi cümle Maya'nın yalnızca kendisine ait, geniş ve başkalarıyla paylaşılmayan bir ofisi olduğunu anlatır?
- Maya has her own spacious private office.
- Maya shares a spacious office with three colleagues.
- Maya has her own desk in a small open-plan office.
Cevabı göster
Maya has her own spacious private office.
your own private bubble: korunaklı ve yalıtılmış kişisel bir dünya
Bu cümlede bubble mecaz anlamdadır. Your own private bubble, diğer insanları ve dış dünyadaki deneyimleri uzakta tutan, kendi içine kapalı kişisel ve sosyal bir dünyadır; gerçek bir balon değildir. Own ve private, bu dünyanın tek bir kişinin etrafında kurulduğu ve dışarıdan müdahaleye karşı korunduğu hissini güçlendirir. Bağlama göre bu imge rahatlık ve mahremiyet anlatabilir; ancak yalnızlık, ayrıcalık veya gerçeklerden kopukluk da ima edebilir.
Alıştırma
Hangi durum living in your own private bubble ifadesinin mecaz anlamına en uygundur?
- Rina fen dersinde sabun balonları üfler.
- Rina kalabalık bir kafede çalışır ve her gün yeni müşterilerle sohbet eder.
- Rina çoğunlukla aynı varlıklı çevreden insanlarla görüşür ve başkalarının nasıl yaşadığını nadiren görür.
Cevabı göster
Rina çoğunlukla aynı varlıklı çevreden insanlarla görüşür ve başkalarının nasıl yaşadığını nadiren görür.
Here's Professor Piff again talking with BBC Radio 4's
4:16İşte BBC Radio 4'ün Seven Deadly Psychologies programıyla
People who are well off are just more socially independent. Kelime
4:22Hali vakti yerinde olan insanlar sosyal olarak daha bağımsızdır.
well off: maddi durumu iyi
Well off, maddi açıdan rahat olmak anlamına gelen bir sıfat öbeğidir: kişi ciddi para kaygıları yaşamadan geçinecek kadar paraya ve kaynağa sahiptir. Bu cümlede insanların sağlık durumunu değil, ekonomik durumunu anlatır. They are well off örneğindeki gibi çoğunlukla be fiilinin bir biçiminden sonra gelir. Kesin bir servet düzeyi değil, geniş ve göreceli bir durum belirtir.
Alıştırma
Hangi cümlede well off, maddi durumu iyi olmak anlamında doğru kullanılmıştır?
- After years of saving, Maya's family well off.
- After years of saving, Maya's family is well off.
- After years of saving, Maya's family is well of.
Cevabı göster
After years of saving, Maya's family is well off.
more socially independent: başkalarına daha az bağımlı
Bu cümlede more socially independent, günlük yaşamda diğer insanların pratik yardımına, desteğine veya iş birliğine daha az ihtiyaç duymak anlamına gelir. Buradaki düşünce, maddi kaynakların bir kişinin günlük ihtiyaçlarını ailesine, arkadaşlarına veya topluma fazla bağımlı olmadan karşılamasını sağlayabilmesidir. More derece bakımından bir karşılaştırma yapar, socially ise bağımsızlığın hangi alanda olduğunu gösterir. İfade, bu kişilerin daha dışa dönük, daha popüler veya yalnızken daha mutlu olduğunu söylemez.
Alıştırma
Hangi durum, burada kullanılan anlamıyla birinin more socially independent olmasını en iyi gösterir?
- Yakınlarından yardım istemeden güvenilir çocuk bakımı ayarlayabilir.
- İnternette binlerce yeni takipçi kazanmıştır.
- Okuldaki her konuşmadan kaçınır.
Cevabı göster
Yakınlarından yardım istemeden güvenilir çocuk bakımı ayarlayabilir.
They don't need others in their lives as much.
4:26Hayatlarında başkalarına o kadar da ihtiyaç duymazlar.
well, your empathy might suffer as a result. Kalıp ifadeler
4:31eh, sonuç olarak empatiniz zarar görebilir.
your empathy might suffer as a result: empati yeteneği bunun sonucunda zarar görebilir
Soyut bir nitelik veya beceri suffer fiilinin öznesi olduğunda, suffer “zayıflamak” ya da “olumsuz etkilenmek” anlamına gelebilir. Burada your empathy might suffer, başkalarının duygularını anlama becerinizin zayıflayabileceğini anlatır; empati yeteneğinin kelimenin gerçek anlamıyla acı çektiğini söylemez. Might kesinlik değil, olasılık belirtir. As a result bu olası zayıflamayı daha önce belirtilen duruma bağlar.
Alıştırma
Hangi cümlede suffer, soyut bir niteliğin kötüleştiğini anlatır?
- Leo suffered from a headache after lunch.
- Team communication suffered after everyone began working separately.
- The athlete suffered during the final kilometre.
Cevabı göster
Team communication suffered after everyone began working separately.
People who are well off and rich enough to do what they want Dilbilgisi
4:34Hali vakti yerinde ve istediklerini yapacak kadar zengin olan insanlar
rich enough to do what they want: sıfat + enough + to
Sıfat + enough + to + fiil, bir özelliğin bir eylem veya sonuç için gereken dereceye ulaştığını belirtir. Rich enough to do what they want, bu seçimleri yapmalarına yetecek kadar varlıklı oldukları anlamına gelir. Enough bir sıfatı nitelediğinde sıfattan sonra gelir: rich enough; enough rich değil. Ardından gelen to mastar yapısı, bu derecenin neyi mümkün kıldığını belirtir.
Alıştırma
calm kelimesini ve sıfat + enough + to yapısını kullanarak cümleyi tamamlayın: After a few minutes, Maya was ____ explain what had happened.
Cevabı göster
calm enough to
rely on other people less: başkalarına daha az bel bağlamak
rely on + kişi veya şey kalıbı, yardım ya da destek için o kişiye veya şeye bel bağlamak anlamına gelir. on edatı bu kalıbın bir parçasıdır ve burada atılamaz. less, bağımlılık derecesini azaltır. Bu cümlede nesneden sonra gelir: rely on other people less. rely less on other people da denebilir; iki dizilim de bağımlılığın azaldığını anlatır.
Alıştırma
Mia'nın artık ödev yardımı için erkek kardeşine daha az bel bağladığını doğru biçimde anlatan cümle hangisidir?
- Mia now relies to her brother less for homework help.
- Mia now relies her brother less for homework help.
- Mia now relies on her brother less for homework help.
Cevabı göster
Mia now relies on her brother less for homework help.
As a result: sonucu belirtmek
As a result bir sonuç bağlacıdır. Sıradaki bilginin az önce belirtilen durumun sonucu olduğunu gösterir; böylece fikirleri önce neden, sonra sonuç şeklinde düzenler. Cümle başında kullanıldığında genellikle ardından virgül ve tam bir cümle gelir. Daha önce belirtilen nedene gönderme yapar; nedenin kendisini tanıtmaz.
Alıştırma
Hangi seçenek As a result ifadesini nedeni önce, sonucu sonra vermek için doğru kullanır?
- As a result of it rained heavily overnight, the playground was flooded.
- The playground was flooded. As a result, it rained heavily overnight.
- It rained heavily overnight. As a result, the playground was flooded.
Cevabı göster
It rained heavily overnight. As a result, the playground was flooded.
lack empathy: lack fiili + isim
Burada lack, “gerekli veya değerli bir şeye yeterince sahip olmamak” anlamına gelen bir fiildir. Empathy bu fiilin doğrudan nesnesidir; dolayısıyla lack empathy, başkalarının duygularını anlama ve paylaşma becerisine yeterince sahip olmamak demektir. lack + isim kalıbını lack confidence, lack experience veya lack evidence şeklinde kullanabilirsin. Fiil olan lack ile nesnesi arasına of getirilmez.
Alıştırma
Cümleyi lack fiiliyle tamamla: Some public services ____ the money they need to stay open.
Cevabı göster
lack
the ability to share someone else's feelings
4:42birinin yerinde olmanın nasıl bir şey olduğunu hayal ederek
by imagining what it would be like to be them. Dilbilgisi
4:45onun duygularını paylaşma yeteneğinden.
what it would be like to be them: başka birinin deneyimini hayal etmek
what it would be like to be them, “o kişinin durumunda olma deneyiminin nasıl olacağı” anlamına gelir. what it would be like to + fiilin yalın hâli kalıbında what, hayal edilen deneyimin niteliğine veya nasıl hissettirdiğine işaret eder; would ise durumun varsayımsal olduğunu gösterir. Bu, imagining sonrasında kullanılan iç içe bir yapı olduğu için what would it be like değil, düz cümle sırasıyla what it would be like kullanılır. Them, someone else ifadesine döner; tekil them kişinin cinsiyetini belirtmekten kaçınır ve duruma o kişinin bakış açısından yaklaşmayı sağlar.
Alıştırma
Hangi cümle imagine sonrasında iç cümlecik yapısını doğru kullanıyor?
- Before judging him, imagine what it would be like to face that problem alone.
- Before judging him, imagine what would it be like to face that problem alone.
- Before judging him, imagine what would be like to face that problem alone.
Cevabı göster
Before judging him, imagine what it would be like to face that problem alone.
Maybe it's not greed itself that's bad, Dilbilgisi
4:48Belki de kötü olan açgözlülüğün kendisi değildir,
It's not ... that's bad, but ...: yargının odağını değiştirmek
Burada it's not X that's bad, but Y kalıbı önce sorunun kaynağı olarak X'i reddeder, ardından yargıyı Y'ye taşır. Odak, greed kavramının kendisinden insanların açgözlülükle istediği şeylere kayar. that's bad sözleri yapıya ek bir vurgu kazandırır. İkinci bölümde tekrarlanan sözler atılmıştır; tam anlam, kötü olanın the things we're greedy for olduğudur. Fazla basit bir yargıyı düzeltmek ve gerçek sorunu belirtmek için bu kalıbı kullanabilirsiniz.
Alıştırma
Yargıyı gerçek soruna taşımak için karşıtlığı not ... but ile tamamlayın: It's ____ the phone itself that's distracting, ____ the way I use it.
Cevabı göster
not · but
greedy for social justice: kasıtlı bir olumlu tersine çevirme
Greedy for normalde bir şeyi gereğinden fazla istemek anlamına gelir ve genellikle eleştiri taşır. Bu ifadeyi social justice ve a clean environment gibi olumlu hedeflerle eşleştirmek kasıtlıdır: konuşmacı çok güçlü bir arzu fikrini korurken her türlü açgözlülüğün kötü olduğu düşüncesini sorgular. Bu, greedy sözcüğünün genel olarak yeni ve olumlu bir anlam kazanması değil, söz sanatı amaçlı bir kelime oyunudur. Olumlu nesne, bu cümlede arzunun nasıl değerlendirildiğini değiştirir; ancak sözcüğün olağan olumsuz tonunu ortadan kaldırmaz.
Alıştırma
Yargılayın: Resmî bir tavsiye yazısında "She is greedy for justice", birini övmek için kullanılan tarafsız ve standart bir ifade midir?
- Yanlış
- Doğru
Cevabı göster
Yanlış
Something to be admired by the world's leader in your question, Neil.
4:57Sorundaki dünya liderinin hayran kalacağı türden bir şey, Neil.
Okay, let's recap the vocabulary we've learned from this program, Anlatım akışı
5:13Tamam, bu programda öğrendiğimiz kelimeleri tekrarlayalım,
let's recap: kısa bir gözden geçirmeyi başlatmak
Let's recap, “ana noktaları kısaca gözden geçirelim” anlamına gelir. Burada yeni kelimeler eklemez; dinleyicilere programın yeni içerik öğretmekten daha önce öğrenilenleri gözden geçirmeye geçtiğini bildirir. Konuşmayı düzenleyen bir ifade olarak let's recap, dersin, toplantının, podcast'in veya videonun yapısını takip etmeyi kolaylaştırır. Recap, temel noktaların kısa bir özetidir; her şeyi baştan sona tekrar etmek değildir.
Alıştırma
Konuşmacının önceki noktaları gözden geçirmek üzere olduğunu doğal biçimde belirten cümle hangisidir?
- Let's recap the three main ideas before we finish.
- Let's leave the main ideas unexplained before we finish.
- Let's introduce a completely new topic before we finish.
Cevabı göster
Let's recap the three main ideas before we finish.
an informal word for material possessions: anlamı ve kullanım düzeyini açıklamak
an informal word for material possessions ifadesi bir tanımdır. a word for + kavram kalıbı, bir kelimenin neyi ifade ettiğini açıklar; informal ise kelimenin kullanım düzeyini belirtir. Burada stuff kelimesinin bir anlamı açıklanır: Birinin sahip olduğu fiziksel şeyleri ifade edebilen gündelik bir kelimedir. Material possessions, stuff kelimesinden daha resmî ve daha belirgindir. İlişkiler veya beceriler gibi maddi olmayan şeyleri değil, sahip olunan fiziksel nesneleri vurgular. Bu tanım yararlı bir genel anlam verir ancak iki ifadenin her bağlamda birbirinin yerine kullanılabileceği anlamına gelmez.
Alıştırma
an informal word for material possessions ifadesindeki kullanım düzeyini ve anlamı doğru açıklayan seçenek hangisidir?
- Stuff gündelik ve geniş anlamlıdır; material possessions ifadesi daha resmî ve kesindir.
- Material possessions duygular ve arkadaşlıklar anlamına gelir.
- Stuff her tür mülkü ifade eden resmî bir hukuk terimidir.
Cevabı göster
Stuff gündelik ve geniş anlamlıdır; material possessions ifadesi daha resmî ve kesindir.
To take credit for something means to allow people to believe
5:20Bir şeyin kredisini almak (to take credit for something), insanların
that something you did deserves praise or recognition.
5:24yaptığınız bir şeyin övgü veya takdiri hak ettiğine inanmalarına izin vermek anlamına gelir.
to an action or decision based on luck or random chance.
5:29şansa veya rastgele bir olasılığa dayanan bir eylem veya kararı ifade eder.
If you pull yourself up by your bootstraps,
5:34Eğer kendi çabanızla yükselirseniz (pull yourself up by your bootstraps),
to be able to have most of what they want.
5:44istediklerinin çoğuna sahip olabilecek kadar zengindir.
empathy means experiencing someone else's feelings
5:48empati (empathy), kendinizi başkasının yerine koyarak
putting yourself in their place: başka birinin durumunu hayal etmek
Put yourself in someone else's place, o kişinin duygularını veya bakış açısını anlayabilmek için kendinizi onun durumunda hayal etmek demektir. Buradaki place fiziksel bir yeri değil, kişinin yaşamındaki durumu veya konumu ifade eder. Bu cümlede by + putting, başka birinin duygularını deneyimleme yöntemini gösterir. Yourself, gizli özne you ile uyumludur; their ise tekil, cinsiyet belirtmeyen bir kullanımdır ve someone else ifadesine gönderme yapar.
Alıştırma
Put yourself in someone's place ifadesini try sonrasında -ing biçiminde kullanarak cümleyi tamamlayın. Zamirleri gerektiği gibi değiştirin: Before criticizing Leo, try ____.
Cevabı göster
putting yourself in his place
6 minutes are up: ayrılan süre sona erdi
Süre sınırı olan bir bağlamda be up, ayrılan sürenin sona erdiği veya tükendiği anlamına gelir. Our 6 minutes are up, hiç zaman kalmadığını ve etkinliğin bitmesi gerektiğini belirtir. Orijinal cümledeki kullanımda çoğul fiil are, minutes ile uyumludur. Çok yaygın tekil kalıp Time is up şeklindedir.
Alıştırma
Ayrılan sürenin bittiğini belirten be up ifadesiyle duyuruyu tamamlayın: Your time ____. Please put down your pencils.
Cevabı göster
is up
and useful vocabulary here at 6 Minute English.
5:59ve 6 Minute English'teki faydalı kelimeler için yakında bize tekrar katılın.
trending topics: şu anda dikkat çeken konular
Trending topics ifadesinde trending, özellikle haber sitelerinde, arama sayfalarında ve sosyal medyada bir şeyin şu anda çok fazla ilgi gördüğünü veya tartışıldığını belirtir. İfade, yalnızca genel olarak sevilen konuları değil, şu anda dikkat çeken konuları anlatır. Dil bilgisi açısından trending, topics sözcüğünden önce sıfat görevi görür. Trend fiilinden gelir, ancak burada konuları tanımlar.
Alıştırma
Bir sosyal medya sayfası şu anda çok fazla ilgi gören konuları gösteriyor. Bunlar için en uygun ifade hangisidir?
- trendy topics
- trending topics
- popular topics
Cevabı göster
trending topics
Goodbye for now: geçici bir veda
Goodbye for now, konuşanın şu anda veda ettiği ancak bunun mutlaka son veda olmadığı anlamına gelir. For now sözleri vedayı şu anla sınırlar ve kapanışa geçici, samimi bir his verir. İfade, belirli bir plan belirtmeden gelecekte yeniden iletişim kurma ihtimalini açık bırakır. Konuşan kalıcı bir son ilan etmek yerine bu etkileşimi bitirmektedir.
Alıştırma
Bir sunucu bugünkü programı bitiriyor ve gelecek hafta geri dönecek. En uygun kapanış hangisidir?
- Welcome back.
- Goodbye for now.
- Goodbye forever.
Cevabı göster
Goodbye for now.