Jül Sezar'a karşı kurulan büyük komplo - Kathryn Tempest: İngilizce çalışma notları
TED-Ed
Video özeti: Video, Brutus’un Julius Caesar suikastına katılma kararını, ardından yaşanan siyasi krizi ve Roma Cumhuriyeti’ni koruma girişiminin ironik biçimde imparatorluk yönetiminin önünü açmasını ele alıyor. Ayrıca Brutus’un neden hem özgürlük savunucusu hem de ihanetin simgesi olarak hatırlandığını inceliyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. were built, / were dedicated, / was renamed, — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: Tarih anlatımında art arda kullanılan edilgen yapıları tanımayı öğrenin. Bu yapı, her heykeli kimin yaptırdığını, her tapınağı kimin adadığını veya takvimdeki değişikliği kimin gerçekleştirdiğini tekrar tekrar belirtmek yerine, Caesar’a sunulan onurlara ve bunların görünür sonuçlarına odaklanır. 2. won out. — Phrasal Verbs: Bu phrasal verb’ün bir güdünün, korkunun, savın ya da karşıt gücün iç veya dış bir çatışmadan sonra sonunda üstün gelmesini anlattığını kavrayın. Burada Cassius’un ısrarı ile Brutus’un korkusunun, Brutus’un sadakatine ve tereddüdüne baskın çıktığı dönüm noktasını kısa ve etkili biçimde belirtir. 3. the price of liberty, — Deyimler ve Mecazlı İfadeler: Bu soyut siyasi mecazı gerçek bir para bedeli olarak değil, özgürlüğü korumanın gerektirebileceği fedakârlık, tehlike veya beklenmedik maliyet olarak yorumlayın. Kamusal bir ideali savunmanın kişisel ihaneti, şiddeti ya da düzeni sarsan sonuçları haklı çıkarıp çıkaramayacağını tartışırken kullanın.
Bu derste
What would you do if you thought your country was on the path to tyranny? Notlar
0:06Ülkenizin tiranlığa doğru gittiğini düşünseydiniz ne yapardınız?
What would you do if...?: varsayımsal bir seçim sormak
What would you do if...? bir kişiden bir durum hayal etmesini ve o durumda ne yapacağını söylemesini ister. Buradaki would, hayal edilen sonucu gösterir; daha önce gerçekleşmiş bir eylemi anlatan geçmiş zaman değildir. If yan cümlesi varsayımsal koşulu kurar. Bu yapıda thought veya found gibi geçmiş zaman biçimleri çoğunlukla mevcut gerçekliğe mesafe koyar; mutlaka geçmiş zamanı göstermez.
Alıştırma
Soruyu hedef varsayımsal seçim kalıbıyla tamamlayın: ____ you found a wallet on an empty bus?
Cevabı göster
What would you do if
on the path to tyranny: gelişmekte olan bir eğilim için yol mecazı
On the path to tyranny, siyasi değişimi yolculuk üzerinden anlatan bir mecazdır. Ülkenin tiranca yönetime doğru gelişiyor gibi göründüğünü belirtir; gerçek bir yoldan söz edilmez. be on the path to + isim kalıbı, bir sonucu olası bir varış noktası olarak sunar ve ona doğru ilerleyişe ya da eğilime odaklanır. Bu kalıp tek başına sonucun zaten gerçekleştiğini veya kesin olduğunu söylemez.
Alıştırma
Hangi cümle projenin başarısızlığa doğru ilerlediğini, ancak henüz mutlaka başarısız olmadığını ifade eder?
- The project has already failed.
- The project is on the path to failure.
- The project is on a path outside town.
Cevabı göster
The project is on the path to failure.
If you saw one man gaining too much power, Kalıp ifadeler
0:11Bir adamın çok fazla güç kazandığını görseydiniz,
one man gaining too much power: tek bir kişinin gücünün güvenli sınırı aşarak artması
see one man gaining... ifadesinde see + nesne + -ing yapısı, bir eylemi veya değişimi gelişirken gösterir. Konuşan kişi, birinin zaten güce sahip olduğunu bilmekten ziyade, tek bir kişinin gücünün arttığını fark etmeyi hayal eder. Gain power, kontrol veya nüfuz kazanmak ya da bunları artırmak anlamına gelir. Too much, miktarın konuşanın kabul edilebilir veya güvenli gördüğü sınırı aştığı yargısını ekler; one man ise gücün tek bir kişide yoğunlaşmasını vurgular.
Alıştırma
Hangi cümle, bir yöneticinin gücünün kabul edilebilir düzeyin ötesine geçtiğini vurgular?
- The board noticed one director gaining too much power.
- The board noticed one director losing too much power.
- The board noticed one director holding significant power.
Cevabı göster
The board noticed one director gaining too much power.
Even if that man was one of your closest friends and allies? Dilbilgisi
0:16Peki ya o adam en yakın arkadaşlarınızdan ve müttefiklerinizden biri olsaydı?
Even if: sonucu değiştirmeyen bir koşul
Even if, sonuca rağmen geçerli kalan bir koşul getirir: bu olası koşul gerçekleşse bile ana karar veya sonuç değişmez. Burada adamın yakın bir arkadaş ve müttefik olması, onu durdurmayı zorlaştırır; ancak soru, dinleyicinin yine de bunu yapıp yapmayacağını sorar. Altyazı, önceki soruyu devam ettiren ve ana cümlesi atılmış bir sorudur. Tam biçimi Would you try to stop him even if that man was one of your closest friends and allies? şeklindedir. Önceki soru eksik ana cümleyi sağladığında bu tür eksiltme doğaldır.
Alıştırma
Leo'nun itiraz edip etmeyeceğini bilmiyorsunuz, ancak itirazı planınızı değiştirmeyecek. Hangi cümle uygundur?
- Because Leo objects, I'll continue.
- Even though Leo objects, I'll continue.
- Even if Leo objects, I'll continue.
Cevabı göster
Even if Leo objects, I'll continue.
These were the questions haunting Roman senator Marcus Junius Brutus in 44 BCE, Anlatım akışı
0:20İşte bu sorular MÖ 44 yılında Romalı senatör Marcus Junius Brutus'un zihnini kurcalıyordu;
the year Julius Caesar would be assassinated. Dilbilgisi
0:27bu yıl, Julius Sezar'ın suikasta kurban gideceği yıldı.
These were the questions haunting...: açılış sorularını ana hikâyeye bağlamak
These, bu cümleden hemen önce sorulan sorulara gönderme yapar. These were the questions haunting + kişi kalıbı, soruları tekrar etmeden anlatıyı ilerletir ve bu sorularla uğraşan kişiyi belirler. Böylece dikkat çekici açılış sorularıyla ana hikâye arasında bir köprü kurulur. Burada haunting, soruların Brutus'u sürekli rahatsız edip zihnini meşgul etmesi anlamındadır; gerçek bir hayaletten söz edilmez.
Alıştırma
Bir haber dosyası, bir kasabanın onarımları karşılayıp karşılayamayacağını ve ne kadar bekleyebileceğini sorarak başlıyor. Ardından These were the questions haunting the mayor. diyor. Bu cümlenin işlevi nedir?
- Belediye başkanıyla ilgisiz yeni sorular ortaya koyar.
- Açılış sorularını belediye başkanının süregelen ikilemine bağlar.
- Belediye başkanının soruları çoktan çözdüğünü gösterir.
Cevabı göster
Açılış sorularını belediye başkanının süregelen ikilemine bağlar.
would be assassinated: geçmişten bakılan gelecekte edilgen yapı
Would be assassinated, would + be + past participle yapısına sahiptir. Would, olayı MÖ 44'teki geçmiş anlatı noktasından sonraya yerleştirir; edilgen yapı ise Jül Sezar'ın eyleme maruz kalan kişi olduğunu gösterir. Tarih anlatımında bu, geçmişten bakılan gelecektir: Hikâyenin o noktasında suikast henüz ileridedir, ancak anlatıcı ve okur olayın gerçekleştiğini bilir. Buradaki would, Sezar'ın isteğini ifade etmez.
Alıştırma
Cümleyi destroy fiilinin geçmişten bakılan gelecek zaman edilgen biçimiyle tamamlayın: In 1990, no one knew that the bridge ____ the following year.
Cevabı göster
would be destroyed
Opposing unchecked power wasn't just a political matter for Brutus. Notlar
0:31Kontrolsüz güce karşı çıkmak Brutus için sadece siyasi bir mesele değildi.
Opposing unchecked power: denetlenmeyen güce karşı çıkmak
Unchecked power, yasalar, denetim veya başka fren ve denge mekanizmalarıyla etkili biçimde sınırlandırılmayan yetkiyi ifade eder. Bu siyasi bağlamda unchecked yalnızca kontrol edilmemiş değil, dizginlenmemiş anlamındadır. Opposing unchecked power, cümlenin öznesi olarak kullanılan bir gerund öbeğidir. Böyle bir güce direnme eylemini ya da tutumunu adlandırır.
Alıştırma
Etkili sınırları olmayan yetki anlamındaki iki sözcüklük ifadeyle cümleyi tamamlayın: The new rules were designed to prevent ____.
Cevabı göster
unchecked power
wasn't just ... It was a personal one: yalnızca... değil, kişisel de
“Wasn't just A. It was B.” kalıbı ilk katmanı reddetmek yerine ikinci bir katman ekler. Burada denetlenmeyen güce karşı çıkmak Brutus için siyasi bir meseleydi ve onu kişisel olarak da etkiliyordu. Kısa ikinci cümle, kişisel boyutu daha fazla vurgular. One, matter sözcüğünün yerini alır; dolayısıyla a personal one, a personal matter anlamındadır. Bu kullanım tekrarı önler ve iki betimlemeyi sıkı biçimde birbirine bağlar.
Alıştırma
Cümleyi wasn't just ... one kalıbıyla tamamlayın: The delay ____ a scheduling problem. It was a financial ____.
Cevabı göster
wasn't just · one
who had helped overthrow the tyrannical king known as Tarquin the Proud. Kültür
0:40yardımcı olan Lucius Junius Brutus'un soyundan geldiğini iddia ediyordu.
Lucius Junius Brutus'un soyundan gelme iddiası: Miras alınmış krallık karşıtı kimlik
Lucius Junius Brutus, Roma'nın son kralı Gururlu Tarquinius'un devrilmesine yardım eden bir önder olarak geleneksel biçimde hatırlanır. Bu, cümledeki temel tarihsel bağlantıdır. Cümlede anlatılan kişi onun soyundan geldiğini iddia ederek krallığa ve zorbalığa karşı çıkışını aile kimliğiyle ilişkilendirir. Böylece soy iddiası, bu siyasi tutumu sıradan bir görüşten çok miras alınmış bir görev olarak sunar.
Alıştırma
Soy iddiası anlatıya esas olarak ne katar?
- Krallığa karşı çıkışını miras alınmış bir aile kimliğiyle ilişkilendirir.
- Lucius Junius Brutus ile Tarquinius'un aynı kişi olduğunu gösterir.
- Onun o sırada zaten kral olduğunu kanıtlar.
Cevabı göster
Krallığa karşı çıkışını miras alınmış bir aile kimliğiyle ilişkilendirir.
claimed descent from: İleri sürülen aile soyunu aktarmak
claim descent from + bir kişi veya grup, “o atanın ya da halkın soyundan geldiğini söylemek” anlamına gelir. Burada descent aile soyunu ifade eder. Claim, bu soy bağının bağımsız olarak kanıtlandığını garanti etmeden kişinin veya ailenin iddiasını aktarır. Bu nedenle ifade, resmî tarih, biyografi ve soybilim metinlerinde kullanışlıdır.
Alıştırma
Soy iddiasını aktaran üç sözcüklük İngilizce ifadeyle cümleyi tamamlayın: In the old biography, the family ____ an ancient ruler, although no records confirmed the link.
Cevabı göster
claimed descent from
known as Tarquin the Proud: tarihsel bir lakabı tanıtma
“Known as Tarquin the Proud” ifadesi, kralı insanların tanıdığı tarihsel ad veya lakapla belirtir. “Tarquin the Proud” içindeki “the Proud”, özel ada eklenen yerleşik bir lakaptır; o andaki geçici bir duyguyu anlatmaz. be known as + ad veya unvan kalıbı bir takma adı, sahne adını ya da kabul görmüş bir unvanı tanıtabilir.
Alıştırma
“Tarquin the Proud” içindeki “the Proud” ne işlev görür?
- O andaki geçici bir duyguyu anlatır.
- Tarquin’in yönettiği yerin adıdır.
- Tarihsel adın parçası olan yerleşik bir lakaptır.
Cevabı göster
Tarihsel adın parçası olan yerleşik bir lakaptır.
the elder Brutus led the people in a rousing oath Kalıp ifadeler
0:47büyük Brutus, bir daha asla bir kralın yönetmesine izin vermemek için
Instead of seizing power himself: farklı bir eylem seçmek
Instead of + -ing seçilmeyen bir eylemi belirtir. Burada seizing power himself reddedilen seçenektir; ana cümle ise Brutus’un gerçekte ne yaptığını anlatır. Of bir edat olduğu için ardından gelen fiil normalde -ing biçimini alır. Himself vurgu ekler: Brutus iktidarı bizzat ele geçirmedi. Bu sözcük instead of yapısının zorunlu bir parçası değildir.
Alıştırma
Parantez içindeki fiili değiştirerek cümleyi tamamlayın: Instead of ____ the complaint, Maya apologized and fixed the problem. (ignore)
Cevabı göster
ignoring
lead someone in an activity: başkalarına bir etkinlikte öncülük etmek
lead someone in + activity kalıbı, bir kişi etkinliğe öncülük ederken grubun tamamının katılması anlamına gelir. Burada led, lead fiilinin geçmiş zamanıdır: Brutus, halkla birlikte yemin ederek onlara öncülük etti. Rousing, yeminin yalnızca yüksek sesle söylenmediğini, güçlü duygular veya coşku uyandırdığını anlatır. Aynı kalıp dua, şarkı, tezahürat veya egzersiz gibi birlikte yapılan etkinliklerde de kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi lead someone in yapısının geçmiş zamanıyla tamamlayın: At the ceremony, the host ____ everyone ____ reciting the pledge.
Cevabı göster
led · in
Rome became a republic based on the principle Kalıp ifadeler
0:54Roma, hiçbir kişinin çok fazla güce sahip olmaması gerektiği
that no one man should hold too much power. Anlatım akışı
0:57ilkesine dayanan bir cumhuriyet oldu.
based on the principle that + cümlecik
be based on the principle that + cümlecik kalıbı, bir sistemin, politikanın veya kararın yol gösterici bir kural ya da inanca dayandığını anlatır. That ile başlayan cümlecik, bu ilkenin tam içeriğini verir. Bu cümlede based on the principle that ... republic sözcüğünü niteler ve cumhuriyetin hangi düşünceye göre düzenlendiğini açıklar: hiçbir kişi tek başına çok fazla güce sahip olmamalıdır.
Alıştırma
Cümleyi hedef ifadeyle tamamlayın: Our review process is ____ every applicant deserves a fair hearing.
Cevabı göster
based on the principle that
the principle that no one man should hold too much power: ilkenin içeriğini belirtme
that yan cümlesi principle isminin içeriğini verir: ilke, tek bir kişinin aşırı güce sahip olmaması gerektiğidir. Ayrı bir olay eklemek yerine “İlke nedir?” sorusunu yanıtlar. Bu yapı—principle, idea veya belief gibi soyut bir isimden sonra that + tam bir cümle—önce bir fikri adlandırıp sonra içeriğini açıklamayı sağlar. Buradaki should bir tahmin değil, doğru ya da gerekli kabul edilen şeyi ifade eder.
Alıştırma
“The policy rests on the principle that every applicant deserves a fair review” cümlesinde that yan cümlesi ne yapar?
- İlkenin kime ait olduğunu belirler.
- İlgisiz bir sonraki olayı tanıtır.
- İlkenin içeriğini belirtir.
Cevabı göster
İlkenin içeriğini belirtir.
Now, four and a half centuries later: anlatıyı ileri taşımak
Tarihsel anlatımda Now, dinleyiciyi hikâyenin geldiği mevcut noktaya taşır; bu nokta konuşanın gerçek şimdiki zamanı olmak zorunda değildir. Four and a half centuries later, daha önceki bir olaydan itibaren yapılan zaman sıçramasını ölçer; dört buçuk yüzyıl 450 yıldır. İfadenin tamamı cümlenin başına yerleştirilip virgülle ayrıldığında sonraki cümleye yeni bir zaman çerçevesi verir. Yeniden kullanılabilen kalıp Now, + zaman uzunluğu + later şeklindedir.
Alıştırma
Önceki bir cümle 1920'de geçiyor ve sonraki olay 1970'te gerçekleşiyor. Hangi geçiş hikâyeyi açıkça ileri taşır?
- Now, five decades earlier, the building serves as a library.
- At the same time, the building serves as a library.
- Now, five decades later, the building serves as a library.
Cevabı göster
Now, five decades later, the building serves as a library.
Julius Caesar's rise to the powerful position of consul Kalıp ifadeler
1:05Julius Sezar'ın güçlü konsüllük makamına yükselişi
rise to the powerful position of consul: güçlü konsüllük makamına yükseliş
Burada rise, statüde yukarı doğru ilerleme sürecini anlatan bir isimdir. Caesar's rise to the powerful position of consul ifadesi, Caesar'ın fiziksel olarak yukarı çıkmasını değil, önemli konsüllük makamına nasıl ulaştığını anlatır. Aktarılabilir kalıp someone's rise to + a position, rank, or level şeklindedir. Bu kalıp, yükselmeyi bir süreç veya kariyer hikâyesi olarak sunar.
Alıştırma
rise to the position of isim kalıbını ve director unvanını kullanarak cümleyi tamamlayın: After three promotions, her ____ surprised everyone.
Cevabı göster
rise to the position of director
Years of military triumphs had made him the wealthiest man in Rome. Dilbilgisi
1:09Yıllar süren askeri zaferler onu Roma'nın en zengin adamı yapmıştı.
had made him the wealthiest man: onu en zengin adam yapmıştı
make + nesne + isim öbeği tümleci yapısı, bir nedenin bir kişiye veya şeye yeni bir kimlik, rol ya da durum kazandırdığını anlatır. had made him the wealthiest man ifadesinde him nesnedir; the wealthiest man ise sonucu adlandıran tümleçtir. Araya to veya be eklenmez. Had made, past perfect biçimindedir. Sonucun, anlatıdaki başka bir geçmiş referans noktasından önce zaten oluştuğunu gösterir.
Alıştırma
Cümleyi make fiilinin past perfect biçimiyle ve Maya için doğru nesne zamiriyle tamamlayın: Maya trained for years. Before the final began, that hard work ____ the team's most reliable player.
Cevabı göster
had made her
was at its peak: en yüksek düzeyde olmak
Be at one's peak; güç, yetenek, popülerlik, talep veya yükselip düşebilen başka bir özelliğin en yüksek düzeyde olması demektir. Bu cümlede its, his power ifadesine gönderme yapar; dolayısıyla was at its peak, onun gücünün en yüksek düzeyine ulaştığını belirtir. Bu ifade, bir dönem veya gelişim içindeki en yüksek noktayı anlatır. Çoğu zaman düzeyin daha sonra düşebileceğini ima eder; durumun sonsuza kadar süreceği anlamına gelmez.
Alıştırma
İngilizce cümleyi dinleyin ve duyduğunuz seçeneği belirleyin. at its peak ifadesine ve peak /pik/ sözcüğündeki ünlüye odaklanın.
- Demand was at its peak in July.
- Demand began to pick up in July.
- Demand was still weak in July.
Cevabı göster
Demand was at its peak in July.
such as distributing lands to the poor: bir eylemi örnek olarak vermek
Such as, daha önce belirtilen geniş bir kategoriden bir veya daha fazla somut örnek verir. Burada distributing lands to the poor, girişimler arasındaki belirli bir eylemi adlandırır; tam bir liste sunmaz. Örnek bir etkinlik olduğunda such as ifadesinden sonra -ing öbeği gelebilir. distributing lands to the poor öbeğinin tamamı örnek işlevi görür; bu nedenle yapı such as + -ing öbeğidir, such as + fiilin yalın hâli değildir.
Alıştırma
Parantez içindeki fiili such as sonrasında gereken biçimde kullanın: The charity supports families in practical ways, such as ____ free meals. (distribute)
Cevabı göster
distributing
popular with the public: halk arasında popüler
Popular with + kişi veya grup, birinin ya da bir şeyin o kişi veya grup tarafından beğenildiği, onaylandığı veya desteklendiği anlamına gelir. Buradaki the public, genel olarak sıradan insanları ifade eder. With edatı, olumlu görüşe sahip insan grubunu belirtir; bir eylemi yapan kişiyi göstermez.
Alıştırma
Popular sözcüğünden sonra bir şeyi seven grubu belirtmek için kullanılan edatla cümleyi tamamlayın: The new library is popular ____ local families.
Cevabı göster
with
vied for his favor: gözüne girmek için yarıştılar
Vied, vie fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Vie for + hedef, aynı şeyi elde etmek için başkalarıyla rekabet etmek demektir. His favor ifadesinde favor, onun onayı, iyi niyeti veya desteği anlamındadır. Bu cümlede senatörler yalnızca onu onurlandırmıyor; onayını kazanmak için yarışıyorlar. By showering him with honors bölümü bunu nasıl yapmaya çalıştıklarını açıklar.
Alıştırma
Vie fiilinin geçmiş zamanını ve gerekli edatını kullanarak cümleyi tamamlayın: Several cities ____ the chance to host the tournament.
Cevabı göster
vied for
showering him with honors: onu onurlara boğmak
Burada showering him with honors, ona bol bol ve art arda onur verilmesi anlamına gelir. Shower mecazidir: onurlar, sanki sağanak yağmur gibi üzerine yağıyormuş gibi anlatılır. Yeniden kullanılabilen kalıp shower + someone + with + something şeklindedir. Bir kişinin aldığı şeyin çokluğunu veya hızlı biçimde peş peşe gelmesini vurgular.
Alıştırma
Cümleyi shower ... with yapısının geçmiş zamanıyla tamamlayın: After the concert, fans ____ the singer ____ praise.
Cevabı göster
showered · with
were built ... were dedicated ... was renamed: paralel simple past edilgen yapılar
Vurgulanan üç fiil öbeği simple past edilgen yapılardır: was/were + geçmiş zaman ortacı. Statues ve temples çoğul olduğu için were; a whole month tekil olduğu için was alır. Üç edilgen yan cümleyi paralel biçimde sıralamak, odağı eylemleri kimin yaptığına değil, ne yapıldığına ve ortaya çıkan değişikliklere yöneltir. Bu, eylemi yapanların bilinmediği, açık olduğu veya daha az önemli olduğu tarih anlatılarında kullanışlıdır.
Alıştırma
İşi yapan kişiler yerine sonuçlara odaklanmak için üç paralel simple past edilgen yan cümle kullanan seçenek hangisidir?
- The bridge was repair, the road was widen, and new lights were install.
- Workers repaired the bridge, widened the road, and installed new lights.
- The bridge was repaired, the road was widened, and new lights were installed.
Cevabı göster
The bridge was repaired, the road was widened, and new lights were installed.
still called July today: July adında korunan Caesar ismi
Burada still called July today, Julius Caesar'ı onurlandıran ay adının günümüzde de kullanılmaya devam ettiğini anlatır. Eski bir anma eylemini günlük bir İngilizce sözcüğe bağlar. Roma takvimindeki Quintilis ayına Caesar'ın onuruna Julius adı verildi; İngilizce July sözcüğü de sonuçta bu Latince addan gelir.
Alıştırma
still called July today hangi tarihsel bağlantıya işaret eder?
- Romalı diktatörler görevlerine her zaman temmuz ayında başlardı.
- July, geçici olağanüstü yetkiler için kullanılan başka bir İngilizce terimdir.
- Günümüzde kullanılan July adı, Julius Caesar'la bağlantılı bir onurlandırmayı korur.
Cevabı göster
Günümüzde kullanılan July adı, Julius Caesar'la bağlantılı bir onurlandırmayı korur.
More importantly: sonraki noktayı daha önemli göstermek
More importantly, dinleyiciye sıradaki noktanın önce söylenenden daha önemli olduğunu bildiren bir cümle zarfıdır. Yalnızca yeni bir bilgi eklemez; bilgilerin önem sırasını değiştirir. Cümlenin başında kullanıldığında ardından genellikle virgül gelir ve sonraki ifadenin tamamını çerçeveler.
Alıştırma
Güvenlik özelliğini ağırlıktan daha önemli göstermek için cümleyi bu dersteki iki sözcüklü hedef ifadeyle tamamlayın: The backpack is lightweight. ____, it has reflective strips for nighttime safety.
Cevabı göster
More importantly
had been bestowed upon Caesar several times in succession. Notlar
1:46Sezar'a üst üste birkaç kez bahşedilmişti.
meant to grant temporary emergency powers in wartime: Roma makamının amacı
meant to grant temporary emergency powers in wartime ifadesi the title of dictator sözünü niteler. Burada meant to, “... amacıyla tasarlanmış”, grant ise “resmî olarak vermek” demektir. Bu bölüm makamın ilk amacını açıklar; dictator sözcüğünün tek başına bu yetkiler anlamına geldiğini söylemez. Roma Cumhuriyeti'nde dictator, olağanüstü yetkilere sahip geçici bir acil durum makamını adlandırabiliyordu. Bu tarihsel kullanım, dictator sözcüğünün günümüzdeki yaygın anlamından farklıdır; dolayısıyla burada otomatik olarak modern bir otokrat değil, süresi sınırlı bir savaş dönemi makamı anlaşılır.
Alıştırma
Bu cümlede dictator için en uygun yorum hangisidir?
- Sınırsız biçimde yöneten herhangi bir modern hükümdarı anlatır.
- Savaş dönemindeki acil durumlar için geçici bir Roma makamını anlatır.
- Kalıcı bir Roma askerî rütbesini anlatır.
Cevabı göster
Savaş dönemindeki acil durumlar için geçici bir Roma makamını anlatır.
bestowed upon Caesar: resmî olarak verme
Bestow something upon someone, “bir şeyi birine resmî olarak vermek veya bahşetmek” anlamına gelir. Vurgulanan sözcükler, bu resmî verme eyleminin alıcısının Sezar olduğunu gösterir. Tam cümlede verilen şey the title ifadesidir. Had been bestowed, past perfect'ın edilgen biçimidir; bu nedenle bestowed upon Caesar, unvanın Sezar'a daha önce resmî olarak verilmiş olduğunu anlatır.
Alıştırma
Cümleyi bestow fiilinin upon kullanılan edilgen biçimiyle tamamlayın: The university's highest honor was ____ the physicist.
Cevabı göster
bestowed upon
several times in succession: art arda birkaç kez
Several times bir şeyin birden fazla kez gerçekleştiğini belirtir. In succession ise bu olayların zamana dağılmış tekrarlar olmadığını, ilgili dizide birbiri ardına geldiğini ekler. Burada bu ifade had been bestowed yapısını niteler: onur, Sezar'a art arda birkaç durumda verilmiştir. Başka durumlara aktarılabilecek ana fikir yalnızca sayının çokluğu değil, tekrar ile kesintisiz sıranın birleşmesidir.
Alıştırma
Hangi cümle aynı sonucun art arda üç maçta gerçekleştiğini söyler?
- Our team played three games at the same time.
- Our team won three games over several years.
- Our team won three games in succession.
Cevabı göster
Our team won three games in succession.
he was made dictator perpetuo: potansiyel olarak sınırsız bir süre için atanma
he was made dictator perpetuo ifadesinde was made, üretildi anlamına gelmez; atandı veya kendisine resmen bu statü verildi anlamındadır. Dictator perpetuo, cümlenin potansiyel olarak sınırsız süreyle görev yapan diktatör diye açıkladığı Latince bir unvandır. Tarihsel açıdan önemli nokta görev süresidir. Roma'daki diktatörlük makamı geleneksel olarak acil durumlar için geçici bir görevdi. Bu nedenle açık bir bitiş noktası olmayan unvan, Sezar'ın kişisel yetkisinin Cumhuriyet'in olağan sınırını aşarak devam edebileceğini düşündürüyordu.
Alıştırma
Bu cümlede he was made dictator perpetuo ne anlama gelir?
- Bir yıl hüküm sürecek bir diktatörü fiziksel olarak yarattı.
- Bitişi sabit olmayabilecek bir süre için diktatör olarak atandı.
- Makamına atanmadan geçici olarak diktatörlük yaptı.
Cevabı göster
Bitişi sabit olmayabilecek bir süre için diktatör olarak atandı.
for a potentially unlimited term: görev süresi anlamındaki term
Bu siyasi bağlamda term, bir kişinin bir makamda bulunduğu süre, yani görev süresi anlamına gelir. for edatı dictator sözcüğünü bu görevin süresine bağlar: kişi bu süre boyunca diktatör olarak kalabilirdi. potentially unlimited, görev süresinin belirlenmiş bir bitişi olmayabileceğini ifade eder. potentially yalnızca bir olasılık belirtir; sürenin kesinlikle sonsuza kadar devam edeceğini söylemez.
Alıştırma
Hangi cümlede term siyasi bir görevde geçirilen süre anlamındadır?
- The spring term ends in June.
- The senator began a six-year term in January.
- The legal term was difficult to translate.
Cevabı göster
The senator began a six-year term in January.
All of this was too much for the senators Anlatım akışı
1:58Atalarının ortadan kaldırmak için savaştığı
All of this was too much: önceki olayları özetlemek
All of this, daha önce belirtilen birkaç olaya gönderme yapar ve bunları tek bir bütün hâlinde sunar. Böylece konuşan kişi ayrıntıları sıralamayı bırakıp bunların birleşik etkisini anlatabilir. Was too much for the senators, bu durumun tamamını değerlendirir: gelişmeler bir araya geldiğinde senatörlerin kabul veya tahammül edebileceği sınırı aşmıştır. Böylece anlatı, arka plandaki olaylardan senatörlerin tepkisine geçer.
Alıştırma
Şu parçayı okuyun: The project missed three deadlines, doubled its budget, and still had major errors. All of this was too much for the client. All of this burada ne yapıyor?
- Yalnızca projenin bütçesine gönderme yapar.
- Daha önce belirtilmemiş üç yeni sorun sunar.
- Önceki üç sorunu tek bir genel değerlendirmede toplar.
Cevabı göster
Önceki üç sorunu tek bir genel değerlendirmede toplar.
fear a return to ...: önceki bir durumun yeniden ortaya çıkmasından duyulan kaygı
Burada feared a return to the monarchy, monarşinin yeniden yönetim sistemi olmasından korktukları anlamına gelir. Return, bir kişinin bir yere geri dönmesini değil, önceki bir durumun yeniden ortaya çıkmasını adlandıran bir isimdir. Aktarılabilir fear a return to + isim kalıbı, geçmişteki bir sistemin, durumun veya sorunun yeniden var olacağına dair kaygıyı ifade eder.
Alıştırma
Cümleyi a return to kalıbıyla tamamlayın: After months of calm, residents feared ____ widespread violence.
Cevabı göster
a return to
as well as those whose own power and ambition Kalıp ifadeler
2:06Sezar'ın yönetimi tarafından engellenenlerin gözünde
as well as: ek bilgi eklemek
Bu cümlede as well as, daha önce sözü edilen gruba başka bir grup ekler: güçleri ve hırsları Caesar’ın yönetimi tarafından engellenen kişiler. “Ve ayrıca” anlamına gelir, ancak eklenen grubu eşit derecede öne çıkarmak yerine ek bilgi olarak sunar. Bu kalıp bilgiyi A as well as B biçiminde düzenler: A ana öğedir, B ise eklenen öğedir.
Alıştırma
two assistants ifadesini ek bilgi olarak sunan ve resmî özne-fiil uyumuna uyan cümleyi seçin.
- The director and two assistants is attending the meeting.
- The director, as well as two assistants, are attending the meeting.
- The director, as well as two assistants, is attending the meeting.
Cevabı göster
The director, as well as two assistants, is attending the meeting.
were impeded by Caesar's rule: engellenmeyi anlatan resmî bir edilgen yapı
Edilgen were impeded by ifadesi, Sezar'ın yönetiminin bu kişilerin kendi güçlerini ve hırslarını genişletmelerini ya da kullanmalarını zorlaştırdığını anlatır. Were, power and ambition birleşik öznesiyle uyumludur; impeded geçmiş zaman ortacıdır ve by Caesar's rule engelin kaynağını gösterir. Buradaki rule, tek bir kuralı veya talimatı değil, Sezar'ın yönetim yetkisini ifade eder. Impede genellikle bir şeyi engellemek veya yavaşlatmak anlamına gelir; mutlaka tamamen durdurmak anlamına gelmez.
Alıştırma
Resmî edilgen cümleyi impede fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: The rescue effort was ____ by heavy traffic.
Cevabı göster
impeded
began to secretly discuss plans for assassination.
2:16gizlice suikast planları tartışmaya başladı.
calling themselves the Liberators: grubun kendisi için seçtiği siyasi bir etiket
Calling themselves the Liberators, conspirators sözcüğünü niteleyen bir şimdiki zaman ortacı yan cümlesidir. Conspirators who called themselves the Liberators ile aynı anlama gelir; themselves, üyelerin bu adı kendi grupları için seçtiğini gösterir. Liberators, başkalarını baskıdan kurtaran kişiler anlamında olumlu bir siyasi çağrışım taşır. Komplocular bu adı benimseyerek davalarını bir kurtuluş hareketi gibi sunar. İfade yalnızca kendilerini nasıl tanımladıklarını aktarır; anlatıcının veya halkın bu etiketi kabul ettiğini tek başına doğrulamaz.
Alıştırma
Calling themselves the Liberators ifadesi bize en doğrudan ne anlatır?
- Üyeler adı kendi grupları için seçti; cümle daha geniş bir onay olduğunu göstermiyor.
- Başka kişiler bu adı gruba resmî olarak verdi.
- Anlatıcı, grubun gerçekten herkesi kurtardığını kanıtlıyor.
Cevabı göster
Üyeler adı kendi grupları için seçti; cümle daha geniş bir onay olduğunu göstermiyor.
Leading them were the senator Gaius Cassius Longinus Dilbilgisi
2:19Onlara senatör Gaius Cassius Longinus
and his friend and brother-in-law Brutus. Kelime
2:23ve arkadaşı ile kayınbiraderi Brutus liderlik ediyordu.
Leading them were ...: liderleri devrik yapıyla tanıtmak
Leading them başa alınır ve çekimli fiil were, gerçek dilbilgisel özne olan the senator Gaius Cassius Longinus and his friend and brother-in-law Brutus ifadesinden önce gelir. Normal söz diziminde cümle The senator Gaius Cassius Longinus and his friend and brother-in-law Brutus were leading them. olurdu. Them, leading fiilinin nesnesidir; özne değildir. Bu sunuş amaçlı devrik yapı önce liderlik rolünü verir, ardından bu rolü kimin üstlendiğini açıklar. Sona bırakılan özne iki kişiyi belirttiği için fiilin çoğul biçimi olan were kullanılır.
Alıştırma
Hangi cümle Leading them were ... ile aynı devrik yapıyı kullanır ve doğru özne-fiil uyumuna sahiptir?
- Leading the expedition was two experienced climbers.
- Leading the expedition were two experienced climbers.
- Leading the expedition were an experienced climber.
Cevabı göster
Leading the expedition were two experienced climbers.
friend and brother-in-law Brutus: aynı kişi için iki ilişki
his friend and brother-in-law Brutus ifadesinde friend ve brother-in-law, aynı kişiyi, yani Brutus'u belirten iki eş görevli ilişki adıdır. And, iki ilişkinin de geçerli olduğunu gösterir: Brutus hem Cassius'un arkadaşıdır hem de onun evlilik yoluyla erkek akrabasıdır. Brother-in-law tek başına kesin aile bağını göstermez. Örneğin kişinin eşinin erkek kardeşini veya kendi kardeşinin kocasını belirtebilir; hangi ilişkinin kastedildiğini anlamak için ek bağlam gerekir.
Alıştırma
Bu cümlede friend and brother-in-law Brutus ne anlama gelir?
- Brutus ya arkadaştı ya da evlilik yoluyla erkek akrabaydı, ancak ikisi birden değildi.
- Brutus biyolojik erkek kardeşti, evlilik yoluyla akraba değildi.
- Brutus aynı kişiyle bu iki ilişkinin ikisine de sahipti.
Cevabı göster
Brutus aynı kişiyle bu iki ilişkinin ikisine de sahipti.
Joining the conspiracy was not an easy choice for Brutus. Dilbilgisi
2:27Komploya katılmak Brutus için kolay bir seçim değildi.
Joining the conspiracy was not an easy choice: özne olarak ulaç öbeği
Joining the conspiracy, özne olarak kullanılan bir ulaç öbeğidir. Eylemin tamamını tek bir fikir olarak adlandırdığı için fiil tekildir: were değil, was kullanılır. Doing something was not an easy choice for someone kalıbı, bir eylemi zor bir karar olarak sunar. Yalnızca eylemi gerçekleştirmenin zor olduğunu söylemek yerine tereddüt, risk veya birbiriyle çatışan nedenler bulunduğunu düşündürür.
Alıştırma
Eylemin özne olması için cümleyi leave fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: ____ the team was not an easy choice for Elena.
Cevabı göster
Leaving
Even though Brutus had sided with Pompey in the ill-fated Civil War, Notlar
2:30Brutus talihsiz İç Savaş'ta Pompey'in tarafını tutmuş olsa da,
Even though: sonuçla çelişen bir gerçeği aktarmak
Even though, ödünleme bildiren bir yan cümle başlatır. Bağlamda gerçek veya kabul edilmiş bir durumu, normalde belirli bir beklenti yaratacak bir olgu olarak sunar; ana cümle daha sonra bu beklentiyle çelişen bir sonuç verir. Kalıp even though + özne + çekimli fiildir. Burada Brutus had sided ... yan cümledir ve sondaki virgül ana cümlenin henüz gelmediğini gösterir.
Alıştırma
Yolun buzlu olduğu kesindi, ancak otobüs zamanında geldi. Hangi cümle yolun buzlu olmasını gerçek bir olgu, varışı da beklenmedik bir sonuç olarak sunar?
- Even if the road was icy, the bus arrived on time.
- Despite the road was icy, the bus arrived on time.
- Even though the road was icy, the bus arrived on time.
Cevabı göster
Even though the road was icy, the bus arrived on time.
sided with Pompey: Pompey'in tarafını seçip desteklemek
Side with + bir kişi veya grup, bir anlaşmazlık ya da çatışmada o tarafı desteklemek anlamına gelir. Burada sided with Pompey, Brutus'un İç Savaş'ta Pompey'in tarafını seçtiğini anlatır. Bu ifadede side bir fiildir. Fiil zamana göre değişir, ancak with desteklenen kişi veya gruptan önce kalır: side with them, sided with them, had sided with them.
Alıştırma
Cümleyi side with ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: After hearing both arguments, Mia ____ her brother and supported his plan.
Cevabı göster
sided with
ill-fated Civil War: kötü bir sonla damgalanmış İç Savaş
Ill-fated, başarısızlık, felaket veya trajedi gibi kötü bir sonuca sahip olmak ya da böyle bir sonuca doğru gitmek demektir. ill-fated Civil War ifadesinde sıfat, savaşın yalnızca tatsız olduğunu söylemek yerine savaşın gidişatı ve sonucu hakkında geriye dönük bir değerlendirme yapar. Ill-fated, Civil War ifadesinden önce gelen, kısa çizgili bir bileşik sıfattır. Aynı yapı, hikâyesi kötü biten bir kişiyi, planı, yolculuğu veya olayı anlatabilir.
Alıştırma
Cümleyi “kötü sonlanmaya mahkûm” anlamındaki kısa çizgili hedef sıfatla tamamlayın: The ____ mission was abandoned after the crew lost all communication.
Cevabı göster
ill-fated
Caesar had personally intervened to save his life, Kalıp ifadeler
2:34Sezar hayatını kurtarmak için bizzat müdahale etmiş,
had personally intervened to save his life: hayatını kurtarmak için bizzat müdahale etmişti
Bu cümlede intervene to + fiil, zor bir duruma girip belirli bir sonuç elde etmek için harekete geçmek anlamına gelir. Sezar genel bir yardım sunmaktan fazlasını yaptı; adamın ölmesini engellemek için duruma dahil oldu. Personally, işi başkasına bırakmak yerine Sezar'ın bizzat harekete geçtiğini vurgular. Had intervened, past perfect yapıdadır. Müdahalenin anlatıdaki başka bir geçmiş noktadan önce tamamlanmış olduğunu gösterir.
Alıştırma
Hangi cümlede intervene, devam eden bir duruma girip bir amaca ulaşmak için harekete geçmek anlamında kullanılmıştır?
- The judge met the witness after the trial.
- The judge intervened to protect the witness.
- The judge mentioned the witness in her report.
Cevabı göster
The judge intervened to protect the witness.
not only pardoning him, but even accepting him: yalnızca affetmekle kalmayıp kabul etmek bile
Not only A, but even B iki eylemi bir derece sırasına yerleştirir. A zaten önemlidir; even ise B'yi daha şaşırtıcı veya daha güçlü bir adım olarak gösterir. Burada onu affetmenin ardından, yakın bir danışman olarak kabul etmek gibi daha da dikkat çekici bir eylem gelir. Yapı yalnızca ekleme değil, giderek güçlenen bir anlam ifade eder. İki bölüm paraleldir: pardoning ve accepting sözcüklerinin ikisi de -ing biçimindedir. Biçimleri eşleştirmek aralarındaki ilişkiyi daha anlaşılır kılar.
Alıştırma
Daha şaşırtıcı olan ikinci eylemi belirten iki sözcüklü bağlayıcıyla not only ... yapısını tamamlayın: The museum not only refunded our tickets ____ offered us a private tour.
Cevabı göster
but even
accept someone as...: Birini belirli bir rolde kabul etmek
Accept someone as + role or identity, bir kişiyi belirli bir rolde ya da kimlikte tanımak ve kabul etmek anlamına gelir. Bu cümlede him kabul edilen kişiyi, as a close advisor ise rolü belirtir. Bu yapı, kişinin statüsünün kabul edilmesine veya tanınmasına odaklanır. Tek başına, o kişinin tavsiyelerinin kabul edildiği anlamına gelmez.
Alıştırma
accept someone as + role yapısını tamamlayın: The players accepted Maya ____ their new coach.
Cevabı göster
as
elevate someone to a post: Birini bir göreve yükseltmek
Elevate someone to + post, position veya rank, bir kişiyi daha önemli ya da daha güçlü bir role yükseltmek anlamına gelir. Burada posts resmî görevleri belirtir ve çoğul biçim, kişinin birden fazla önemli görev aldığını gösterir. Elevate burada mecazidir: Birini fiziksel olarak yukarı kaldırmayı değil, statüsünün yükselmesini anlatır.
Alıştırma
elevate someone to + position yapısını tamamlayın: After years of service, the council elevated Amir ____ the post of chair.
Cevabı göster
to
Brutus was hesitant to conspire against the man Kalıp ifadeler
2:45Brutus, kendisine bir oğul gibi davranan adama
hesitant to conspire against: gizli bir komploya katılma konusunda tereddüt
Be hesitant to + fiil, bir eylemi yapma konusunda duraksamak veya emin olamamak anlamına gelir. İsteksizlik ya da kararsızlık belirtir; kesin bir ret anlamına gelmez. Conspire against someone, başkalarıyla gizlice plan yaparak birine zarar vermek, onu yenmek veya konumundan uzaklaştırmak anlamına gelir. Burada tüm ifade, Brutus'un kendisine yakın davranmış bir adama karşı gizli bir komploya katılma konusunda kararsız olduğunu gösterir.
Alıştırma
Hangi cümle “Nora was hesitant to conspire against the mayor” ifadesini en doğru biçimde yeniden anlatır?
- Nora, belediye başkanına karşı gizli bir komploya katılıp katılmama konusunda kararsızdı.
- Nora belediye başkanına açıkça karşı çıktı ve hemen harekete geçti.
- Nora belediye başkanıyla ilgili bütün planları zaten reddetmişti.
Cevabı göster
Nora, belediye başkanına karşı gizli bir komploya katılıp katılmama konusunda kararsızdı.
treated him like a son: mecazi bir aile ilişkisi
Treat someone like a son, bir kişiye bir ebeveynin oğluna davranacağı gibi ilgi göstermek, yol göstermek, onu korumak veya ona sevgi göstermek anlamına gelir. Like bir benzetme kurar; dolayısıyla kişinin biyolojik ya da yasal olarak oğul olduğunu söylemez. Bu cümlede benzetme, ilişkinin yakın ve şefkatli olduğunu gösterir. Bu nedenle o adama karşı hareket etmek daha kişisel bir ihanet gibi görünür.
Alıştırma
Hangi yorum “The coach treated Leo like a son” cümlesine en uygundur?
- Antrenör, Leo'nun biyolojik çocuğu olduğunu kanıtladı.
- Antrenör, Leo'ya önemsiz bir yabancı gibi davrandı.
- Antrenör, Leo'yla bir ebeveyn yakınlığıyla ilgileniyordu.
Cevabı göster
Antrenör, Leo'yla bir ebeveyn yakınlığıyla ilgileniyordu.
Cassius's insistence and Brutus's own fear of Caesar's ambitions
2:51Cassius'un ısrarı ve Brutus'un Sezar'ın hırslarına dair kendi korkusu
But in the end: nihai sonucu sunmak
“But in the end”, bir kararsızlık, çatışma veya birbiriyle yarışan olasılıklar dönemini kapatıp sonunda gerçekten gerçekleşen sonucu sunar. “But”, gerçekleşebilecek başka bir yönden dönüşü belirtirken “in the end” sürecin sonundaki sonucu gösterir. Bu cümlede ifade, birbiriyle yarışan baskıların çözüme ulaşmak üzere olduğunu bildirir. Ardından gelen sözler, sonunda hangisinin daha güçlü bir etki yarattığını açıklar.
Alıştırma
Cümleyi “kararsızlıktan sonra nihai sonuç bu oldu” anlamıyla tamamlayan ifadeyi seçin: “We considered several routes, but ___, we took the train.”
- by the end
- in the end
- at the end
Cevabı göster
in the end
won out: sonunda daha güçlü hâle gelmek
“Won out”, “win out” öbek fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Rekabet veya çatışmadan sonra bir şeyin sonunda daha güçlü ya da etkili hâle geldiğini anlatır. Özne yalnızca bir yarışmadaki kişi değil; bir fikir, duygu, ilke, çıkar veya grup da olabilir. Burada Cassius'un ısrarı ve Brutus'un korkusu, Brutus'u diğer yöne çeken güçlerden sonunda daha etkili oldu. Bu ifade, iç çatışmayı bir rekabet gibi gösterir ve hangi etkilerin sonunda üstün geldiğini belirtir.
Alıştırma
Cümleyi “sonunda daha güçlü hâle geldi” anlamındaki öbek fiille tamamlayın: After hours of debate, caution ____ over excitement.
Cevabı göster
won out
The moment they had been waiting for came on March 15th. Anlatım akışı
2:58Bekledikleri an 15 Mart'ta geldi.
The moment they had been waiting for: uzun zamandır beklenen dönüm noktasını sunmak
The moment they had been waiting for ad öbeğinin tamamı came fiilinin öznesidir. Cümle önce tarihi vermek yerine olayı herkesin beklediği an olarak sunar, ardından bu anın ne zaman geldiğini açıklar. Bilginin bu sırayla verilmesi 15 Mart'ı anlatıda bir dönüm noktasına dönüştürür. they had been waiting for, the moment ifadesini niteleyen bir ilgi cümleciğidir. İlgi sözcüğü that düşürülür ve for sonda kalır. Past perfect continuous, o anın gelişinden geriye bakarak daha önce bir süre boyunca devam eden bekleyişi gösterir.
Alıştırma
Uzun zamandır beklenen bir olayı hikâyenin bir sonraki önemli noktası olarak en iyi hangi cümle sunar?
- The meeting happened at a convenient time.
- The moment we had been waiting for finally arrived.
- We waited for a moment before opening the door.
Cevabı göster
The moment we had been waiting for finally arrived.
At a Senate meeting held shortly before Caesar was to depart Dilbilgisi
3:01Sezar'ın bir sonraki askeri seferine çıkmasından kısa süre önce düzenlenen
shortly before Caesar was to depart: geçmişten bakılan bir plan
Shortly before, toplantıyı planlanan ayrılıştan kısa bir süre önceye yerleştirir. was to depart yapısında be + to-infinitive'in geçmiş biçimi, ayrılışı geçmişteki bir noktadan bakıldığında düzenlenmiş veya gerçekleşmesi beklenen gelecekteki bir olay olarak sunar. İfade bir bütün olarak planlanan ayrılışı Senato toplantısı için zaman belirteci olarak kullanır. Ayrılığın gerçekleştiğini bildiren sıradan bir simple past anlatımı değildir.
Alıştırma
“Ayrılması planlanmıştı” anlamını vermek için cümleyi be to + fiil yapısının geçmiş biçimiyle tamamlayın: According to the official itinerary, the minister ____ leave at dawn the next day.
Cevabı göster
was to
as many as 60 conspirators: yüksek bir sayıyı vurgulamak
as many as + sayı + çoğul sayılabilen isim kalıbı, sayının dikkat çekici derecede yüksek olduğunu gösterir. Burada 60 tarafsız bir istatistik olarak verilmez; ifade, kaç komplocunun olaya karıştığını vurgular. Many kullanılır çünkü conspirators çoğul ve sayılabilen bir isimdir. Bu kalıp, bir sayı dinleyicinin bekleyebileceğinden yüksek olduğunda haberlerde, tarih anlatılarında ve veri açıklamalarında sık görülür.
Alıştırma
Sayılabilen kişilerin şaşırtıcı derecede yüksek sayısını vurgulamak için cümleyi dersteki üç kelimelik kalıpla tamamlayın: Although the hall looked small, it could hold ____ 200 guests.
Cevabı göster
as many as
unsheathing daggers from their togas: gizlenmiş silahları çekmek
Unsheathing daggers, hançerlerin bıçaklarını kınlarından çekmek anlamına gelir. Toga, Antik Roma'da giyilen büyük ve vücuda dolanan bir dış giysiydi. From their togas, giysinin kıvrımlarının hançerleri gizlediğini düşündürür. Bu nedenle ifade, saklı silahların aniden çekildiği bir pusu görüntüsü oluşturur.
Alıştırma
Bu sahnede unsheathing daggers from their togas neyi gösteriyor?
- Hançerleri giysilerinin dışında süs olarak kullandılar.
- Roma giysilerinin gizlediği hançerleri çektiler.
- Hançerlerini güvenli bir şekilde saklama kutularına kilitlediler.
Cevabı göster
Roma giysilerinin gizlediği hançerleri çektiler.
from all sides: her yönden veya birçok kaynaktan
Bu cümlede from all sides, saldırıların kişinin çevresindeki birçok yönden geldiğini gösterir ve onun kuşatılmış olduğu izlenimini verir. All sides, yönlerin kesin sayısını belirtmez. Bu ifade mecaz anlamda da kullanılabilir. Eleştiri, baskı, soru veya destek birçok kişi, grup ya da bakış açısından geliyorsa from all sides ile anlatılabilir.
Alıştırma
Hangi cümlede from all sides, birçok farklı kaynaktan anlamında mecaz olarak kullanılmıştır?
- The train traveled in the same direction all day.
- The child painted stars on one side of the box.
- The new policy drew complaints from all sides.
Cevabı göster
The new policy drew complaints from all sides.
As the story goes: yaygın olarak anlatılan bir rivayeti tanıtmak
As the story goes, ardından gelen bilgiyi insanların yaygın biçimde anlattığı versiyon olarak çerçeveleyen bir giriş ifadesidir. Dinleyiciye sonraki iddiayı konuşanın doğrudan doğrulaması olarak değil, aktarılagelen bir anlatının parçası olarak değerlendirmesini söyler. Bu ifade anlatının mutlaka yanlış olduğunu göstermez. Yalnızca olgusal kesinliği açık bırakır; bu nedenle efsanelerden, anekdotlardan ve kesinliği olmayan tarihî ayrıntılardan önce kullanışlıdır.
Alıştırma
As the story goes, ardından gelen bilgi hakkında neyin işaretini verir?
- Bu, yaygın olarak anlatılan ancak tamamen doğrulanmamış olabilecek bir anlatıdır.
- Her ayrıntı hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kanıtlanmıştır.
- Bu, resmî bir kayıttan doğrudan alıntıdır.
Cevabı göster
Bu, yaygın olarak anlatılan ancak tamamen doğrulanmamış olabilecek bir anlatıdır.
Caesar struggled fiercely until he saw Brutus.
3:17Sezar Brutus'u görene kadar kıyasıya mücadele etti.
Ünlü "Et tu, Brute?" sözüne rağmen: edebî gönderme ve tarihsel gerçek
"Et tu, Brute?", Shakespeare'in Julius Caesar oyununda Sezar'ın saldırganları arasında Brütüs'ü fark ettiğinde söylediği Latince bir sözdür. Genellikle "Sen de mi, Brütüs?" olarak anlaşılır. İngilizce medyada, güvenilen birinin ihanetine uğramanın yarattığı şaşkınlığa yönelik kolayca tanınan bir göndermedir. Despite, sözün ününü bir ödünleme unsuru olarak sunar: Edebî alıntıyı birçok kişinin bilmesi, bunun Sezar'ın gerçek son sözleri olduğunu kanıtlamaz. Cümle, etkili bir kültürel anlatı ile doğrulanmış tarihi birbirinden ayırır.
Alıştırma
"Et tu, Brute?" sözünün modern ve şakacı kullanımına en uygun durum hangisidir?
- Bir otobüs zamanında gelir ve siz "Et tu, Brute?" dersiniz.
- Sıradan bir hava durumu güncellemesi okur ve "Et tu, Brute?" dersiniz.
- Yakın bir takım arkadaşınız planınıza karşı oy verir ve siz şakayla "Et tu, Brute?" dersiniz.
Cevabı göster
Yakın bir takım arkadaşınız planınıza karşı oy verir ve siz şakayla "Et tu, Brute?" dersiniz.
Some ancient sources claim he said nothing, Anlatım akışı
3:28Bazı antik kaynaklar hiçbir şey söylemediğini iddia ederken,
Some ancient sources claim ... while others record ...: kaynakları karşılaştırma
Some ... claim ..., while others record ... kalıbı kaynakları iki gruba ayırır ve anlattıklarını karşılaştırır. Burada while, "... sırasında" değil, "oysa" anlamına gelir. Claim, ilk grubun iddiasını doğrulamadan aktarır. Record ise başka bir kaynağın farklı bir anlatıyı koruduğunu belirtir; bu, anlatının doğru olduğunu garanti etmez. Bu yapı, yazarın hangi tarafın doğru olduğuna karar vermeden tartışmalı kanıtları sunmasını sağlar.
Alıştırma
Some ... while others ... kaynak karşılaştırma kalıbını kullanarak cümleyi tamamlayın: ____ historical accounts claim the town surrendered peacefully, ____ record a violent siege.
Cevabı göster
Some · while others
fueling speculation that Brutus may have actually been Caesar's illegitimate son. Notlar
3:34ve Brutus'un aslında Sezar'ın gayrimeşru oğlu olabileceği yönündeki spekülasyonları körüklemiştir.
“And you, child?”: tarihî bir hitap biçimi
“And you, child?” eski bir anlatıda Sezar'ın Brutus'a söylediği son sözlerin bir versiyonu olarak sunulur. Bu tarihî alıntıda child; gençlik, yakınlık veya ebeveyni andıran bir tavır ima edebilen bir hitap sözüdür. Bu ifade, Brutus'un Sezar'ın evlilik dışı oğlu olduğu yönündeki tahminlerin doğmasına katkıda bulunmuştur; ancak hitap biçimi birden fazla şekilde yorumlanabilir. Yalnızca olası bir bağlantı çağrıştırır, biyolojik ilişkinin kanıtı değildir.
Alıştırma
Bu bağlamda “And you, child?” sözünün en doğru yorumu hangisidir?
- Bu söz, günümüzde tanımadığınız herhangi bir yetişkini selamlamanın sıradan bir yoludur.
- child sözcüğü Brutus'un Sezar'ın biyolojik oğlu olduğunu kesin olarak ortaya koydu.
- Bu hitap, aile ilişkisi hakkında tahminleri artırdı ancak böyle bir ilişkiyi kanıtlamadı.
Cevabı göster
Bu hitap, aile ilişkisi hakkında tahminleri artırdı ancak böyle bir ilişkiyi kanıtlamadı.
fueling speculation that...: doğrulanmamış bir ihtimal hakkındaki tahminleri körüklemek
fueling speculation that... ifadesinde fuel, belirsiz bir ihtimal hakkındaki tartışmaların artmasına neden olmak anlamına gelen mecazi bir fiildir. that yan cümlesi, insanların tam olarak hangi iddia hakkında tahminde bulunduğunu belirtir. Burada fueling ile başlayan -ing ortaç öbeği, önceki alıntının etkisini açıklar. Söz konusu ifadenin Brutus'un kökeni hakkında daha fazla tahmini teşvik ettiğini söyler; iddianın kanıtlandığını söylemez.
Alıştırma
Cümleyi “doğrulanmamış tahminlerin artmasına neden olmak” anlamındaki ders ifadesiyle tamamlayın: The unexplained delay is ____ the launch may be postponed.
Cevabı göster
fueling speculation that
may have actually been: geçmiş hakkında tahminde bulunma
May have + geçmiş zaman ortacı, geçmişteki bir durum hakkında kesin olmayan bir tahmin bildirir. Burada been, be fiilinin geçmiş zaman ortacıdır; dolayısıyla may have been, Brutus'un geçmişteki olası kimliğini gerçek olarak değil, bir ihtimal olarak sunar. Actually, gerçek durumun şaşırtıcı veya insanların varsaydığından farklı olabileceği anlamını ekler. Bu karşıtlığı vurgular, ancak iddiayı daha kesin hâle getirmez.
Alıştırma
Eksik iki sözcükle modal perfect yapıyı tamamlayın: New evidence suggests that the portrait may ____ actually ____ a later copy.
Cevabı göster
have · been
But all agree that: anlaşmazlıktan ortak görüşe dönmek
But, az önce ele alınan birbiriyle yarışan anlatımlardan uzaklaşan bir geçişi belirtir. Ardından gelen all agree that, bu kaynakların veya anlatımların ortaklaştığı noktayı sunar ve bilgileri tartışmalı ayrıntılar ile ortak bir sonuç olarak düzenler. All, dünyadaki herkes değil, ilgili gruptaki herkes anlamına gelir. Bu grubun daha önce sözü edilen tarihçiler, tanıklar veya anlatımlar gibi bağlamdan anlaşılabilmesi gerekir.
Alıştırma
Hangi cümle bir ayrıntı hakkındaki anlaşmazlıktan ortak bir sonuca en açık şekilde geçer?
- The witnesses agree about the time, but no one checked the door.
- The witnesses offered different accounts, so no conclusion was shared.
- The witnesses disagree about the time, but all agree that the door was locked.
Cevabı göster
The witnesses disagree about the time, but all agree that the door was locked.
gave up the fight: direnmekten vazgeçmek
Burada gave up the fight, “direnmeyi bıraktı” anlamına gelir. Give up, nesne olarak bir isim öbeği alabilir; gave ise give fiilinin geçmiş zaman biçimidir. The fight, bir maç veya yarışmayı değil, saldırganlara karşı direnişi anlatır. Aynı ifade, birinin kazanma ya da bir davayı savunma çabasını bıraktığı fiziksel olmayan mücadeleler için de kullanılabilir; ancak genellikle ciddi veya uzun süren bir çabayı ima eder.
Alıştırma
Cümleyi “direnmeyi bıraktı” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: After their escape route was blocked, the guards finally ____.
Cevabı göster
gave up the fight
falling to the ground after being stabbed 23 times. Dilbilgisi
3:46ve 23 kez bıçaklandıktan sonra yere yığıldığıdır.
falling to the ground after being stabbed: sıkıştırılmış bir eylem sırası
Falling to the ground, önceki ana cümleyi sürdüren bir şimdiki zaman ortacı yan cümleciğidir. Örtük öznesi önceki ana cümlenin öznesiyle aynı kişidir; böylece yeni bir cümle başlatmadan daha sonra ne olduğunu ekler. After being stabbed zaman sırasını gösterir ve edilgen bir -ing biçimi kullanır. Being stabbed, öznenin bıçaklama eylemine maruz kaldığını; after ise bıçaklanmanın düşmeden önce gerçekleştiğini anlatır.
Alıştırma
Hangi cümle tabelanın güçlü bir rüzgâr darbesine maruz kaldıktan sonra düştüğünü ve -ing yan cümleciğinin the sign ifadesine gönderme yaptığını doğru biçimde anlatır?
- The sign broke loose, falling to the ground after being struck by a strong gust.
- Falling to the ground after being struck by a strong gust, the street was blocked by the sign.
- The sign broke loose, falling to the ground after striking a strong gust.
Cevabı göster
The sign broke loose, falling to the ground after being struck by a strong gust.
Caesar's popularity among the Roman public.
3:55Sezar'ın Roma halkı arasındaki popülaritesini hafife almışlardı.
Unfortunately for Brutus: Onun İçin Kötü Bir Sonucu Önceden Haber Vermek
“Unfortunately for Brutus” değerlendirme bildiren bir cümle açılışıdır. Ana bilgi gelmeden önce, bu bilginin Brutus için kötü olacağını dinleyiciye bildirir; for Brutus, çıkarları zarar gören kişiyi belirtir. Cümle başında Unfortunately for + kişi veya grup, dinleyicinin beklentisini yönlendirir ve hikâyenin gidişatını önceden haber verir.
Alıştırma
Durumun Lena için kötü olduğunu göstermek üzere cümleyi Unfortunately for + kişi ile tamamlayın: ____, the library had already closed.
Cevabı göster
Unfortunately for Lena
underestimated ... popularity among ...: Bir Gruptaki Popülerliği Olduğundan Düşük Tahmin Etmek
underestimated Caesar's popularity ifadesinde underestimated, onun popülerlik düzeyini gerçekte olduğundan daha düşük değerlendirmek anlamına gelir. Doğrudan nesne Caesar değil, Caesar's popularity ifadesidir. Among the Roman public, onun hangi grup içinde popüler olduğunu belirtir. Başka durumlara aktarılabilen yapı underestimate someone's or something's popularity among a group şeklindedir.
Alıştırma
Stüdyonun programın genç izleyiciler arasındaki popülerliğini çok düşük değerlendirdiğini söylemek için cümleyi tamamlayın. underestimated ... popularity among yapısını kullanın: The studio ____ young viewers.
Cevabı göster
underestimated the show's popularity among
and the Senate as a corrupt aristocracy.
4:01Senatoyu ise yozlaşmış bir aristokrasi olarak görüyordu.
see A as X and B as Y: paralel değerlendirmeler
See A as B, A'yı B olarak görmek veya değerlendirmek anlamına gelir; yalnızca A'yı gözle görmek anlamına gelmez. Burada insanlar onu etkili bir lider, Senatoyu da yozlaşmış bir aristokrasi olarak görüyordu. Cümle iki değerlendirmeyi paralel biçimde bağlar: saw him as ... ve (saw) the Senate as .... İkinci saw anlamdan çıkarılabildiği için kullanılmaz, ancak her değerlendirmenin önündeki as korunur.
Alıştırma
Paralel değerlendirme yapısını gerekli edatla tamamlayın: The coach saw Maya ____ a leader and Jordan ____ a strong organizer.
Cevabı göster
as · as
Within moments of Caesar's assassination, Kalıp ifadeler
4:04Sezar'ın suikastından birkaç dakika sonra,
Within moments of: bir olaydan neredeyse hemen sonra
Within moments of + bir olay, başka bir şeyin o olaydan çok kısa süre sonra, neredeyse hemen gerçekleştiğini belirtir. Of'tan sonraki bölüm, bu kısa sürenin başlangıç noktası olan olayı gösterir. Buradaki moments kesin bir zaman ölçüsü değil, özellikle yaklaşık bırakılmış bir ifadedir. Haberlerde ve anlatılarda bu ifade, hızlı bir sonuç veya tepkiyi anlatan ana cümleden önce sıkça kullanılır.
Alıştırma
Hangi cümle internet sitesinin duyurudan neredeyse hemen sonra çöktüğü anlamına gelir?
- Several weeks before the announcement, the website crashed.
- Within moments of the announcement, the website crashed.
- Throughout the announcement, the website stayed online.
Cevabı göster
Within moments of the announcement, the website crashed.
in a state of panic: panik halinde olmak
In a state of panic, yoğun ve yaygın bir korku yaşayıp sakinliğini kaybetmek anlamına gelir. Burada Rome, şehirdeki insanları ve kamusal yaşamı temsil eder; dolayısıyla cümle, bir yerin gerçekten duygu hissetmesini değil, şehrin genel durumunu anlatır. Be in a state of + isim kalıbı, bir kişi, grup veya durumu belirli bir koşul içinde gösterir. Duruma neden olan eylemden çok durumun kendisi önemliyse confusion, shock veya crisis gibi isimlerle kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi panic ile kurulan tam in a state of ifadesiyle tamamlayın: When smoke filled the theater, the audience was ____.
Cevabı göster
in a state of panic
while the assassins barricaded themselves on the Capitoline Hill. Kelime
4:11suikastçılar ise Capitoline Tepesi'nde barikat kurmuştu.
barricaded themselves on the Capitoline Hill: Capitoline Tepesi'nde barikat kurup mevzilenmek
Barricaded themselves, suikastçıların bulundukları konuma ulaşılmasını engellemek ve kendilerini korumak için bariyerler kullandığını anlatır. Dönüşlülük zamiri themselves, çoğul özne the assassins ifadesine döner; yani çevreledikleri veya savundukları taraf kendi gruplarıdır. On the Capitoline Hill, güçlendirdikleri konumu belirtir. İfade, yalnızca tepede kalmayı veya saklanmayı değil, bilinçli bir savunma eylemini anlatır.
Alıştırma
Cümleyi barricade fiilinin geçmiş zamandaki dönüşlü biçimiyle tamamlayın: During the attack, the guards ____ inside the control room.
Cevabı göster
barricaded themselves
was swift to seize the upper hand: hızla üstünlüğü ele geçirdi
Be swift to + fiilin yalın hâli, çoğu zaman başkaları tepki vermeye fırsat bulamadan hızlı hareket etmek anlamına gelir. Bu cümlede was swift to, Marcus Antonius'un sonraki hamlesini anında ve kararlı biçimde yapılmış bir hareket olarak sunar. Seize the upper hand, rekabet içeren bir durumda üstünlük kazanmak veya kontrolü ele almak demektir. Was swift to seize the upper hand bir bütün olarak onun durumu hızla kendi lehine çevirdiğini anlatır; fiziksel olarak bir eli yakalamaktan söz etmez.
Alıştırma
Hangi cümle Leo'nun hızlı hareket ederek üstünlük kazandığını anlatır?
- Leo had the upper hand before the talks began.
- Leo gave his opponent an advantage by revealing his plan.
- Leo was swift to seize the upper hand when the other side hesitated.
Cevabı göster
Leo was swift to seize the upper hand when the other side hesitated.
whipped the crowd into a frenzy of grief and anger: kalabalığı keder ve öfke çılgınlığına sürükledi
Whip A into B, A'yı kışkırtarak, baskılayarak veya heyecanlandırarak yoğun bir B durumuna sokmak anlamına gelen güçlü bir ettirgen yapıdır. Burada konuşma whipped the crowd into a frenzy, yani kalabalığı neredeyse kontrol edilemez bir duygu durumuna sürükledi; fiziksel olarak kırbaçlamaktan söz edilmiyor. Of grief and anger, bu çılgınlığı oluşturan duyguların keder ve öfke olduğunu belirtir. İfade, konuşmayı kalabalığın duygularını hızla yükselten güçlü bir neden olarak gösterir ve duygusal yönlendirmeye karşı çoğu zaman eleştirel veya uyarıcı bir ton taşır.
Alıştırma
Cümleyi whip A into B yapısının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Repeated false alarms ____ the crowd ____ a frenzy of fear.
Cevabı göster
whipped · into
Bir sonucu tanıtmak için As a result,
As a result, daha önce belirtilmiş bir nedene veya duruma gönderme yapar ve sonraki cümlenin bunun sonucu olduğunu gösterir. Burada, Roma'dan zorla çıkarılmanın önceki olaylar yüzünden gerçekleştiğini, yalnızca onlardan sonra meydana gelmediğini anlatır. Cümlenin başında kullanıldığında ardından virgül gelen bir geçiş ifadesidir: As a result, + tam cümle. Bilgileri neden-sonuç sırasına koyar, ancak nedeni tek başına belirtmez.
Alıştırma
Cümleyi derste öğrendiğiniz sonuç geçiş ifadesiyle tamamlayın: The bridge was unsafe. ____, it was closed.
Cevabı göster
As a result
were forced out of Rome: be forced out of edilgen yapısı
Were forced out of Rome, force someone out of a place yapısının geçmiş zaman edilgen biçimidir. Dışarıdan gelen bir güç, baskı veya koşulların Kurtarıcıların Roma'dan ayrılmasına neden olduğu anlamına gelir; ayrılış gönüllü olarak sunulmaz. Edilgen yapı, etkilenen grubu öne çıkarır ve ayrılığa neden olan kişi ya da gücü belirtmez. Out of, ayrılmak zorunda kaldıkları yeri gösterir. Aynı yapı be forced out of a company veya be forced out of office örneklerinde olduğu gibi yerler, kuruluşlar ve görevler için de kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi force someone out of yapısının geçmiş zaman edilgen biçimiyle tamamlayın: After the investigation, the manager ____ the company.
Cevabı göster
was forced out of
The ensuing power vacuum led to a series of civil wars, Notlar
4:31Ardından gelen güç boşluğu bir dizi iç savaşa yol açtı
ensuing power vacuum: bir olaydan sonra ortaya çıkan otorite boşluğu
Bu cümlede ensuing, “önceki olayın ardından, çoğu zaman onun sonucu olarak gerçekleşen” anlamına gelir. power vacuum ifadesini niteler ve otorite eksikliğini daha önceki bir olayın sonrasına yerleştirir. Power vacuum, hiçbir kişi veya kurumun denetlemek ya da yönetmek için yeterli fiilî otoriteye sahip olmadığı bir durumdur. Fiziksel bir boşluk değildir; ifade çoğu zaman rakip grupların kontrolü ele geçirmek için mücadele edebileceğini de düşündürür.
Alıştırma
Hangi cümlede ensuing power vacuum doğru kullanılmıştır?
- The team appointed a new captain immediately, so the ensuing power vacuum gave everyone clear leadership.
- The president resigned without a successor, and the ensuing power vacuum triggered a struggle for control.
- After the storm, the ensuing power vacuum cleaned the dust from the room.
Cevabı göster
The president resigned without a successor, and the ensuing power vacuum triggered a struggle for control.
led to a series of ...: bir neden ve birden fazla sonuç
Led to, lead to + isim öbeği yapısının geçmiş zaman biçimidir ve “neden oldu” ya da “ortaya çıkardı” anlamına gelir. Burada power vacuum neden, civil wars ise sonuç olarak sunulur. A series of + çoğul sayılabilen isim, art arda gerçekleşen veya birbiriyle bağlantılı bir grup oluşturan birden fazla olay ya da şeyi ifade eder. Yeniden kullanılabilen kalıp neden + led to + a series of + çoğul isim şeklindedir.
Alıştırma
Cümleyi lead to ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The road closure ____ a series of delivery delays.
Cevabı göster
led to
facing certain defeat: ortaç yapısıyla arka plan eklemek
Facing certain defeat, Brutus’tan sonra araya giren -ing’li bir ortaç yapısıdır. Anlamca öznesi Brutus’tur ve ana eylem gerçekleştiğinde onun içinde bulunduğu durumu açıklar. when he was facing certain defeat biçiminde tam bir yan cümleye dönüştürülebilir. Burada certain, “gerçekleşmesi kesin” veya “kaçınılmaz” anlamındadır; dolayısıyla certain defeat, kaçınılmaz görünen bir yenilgiyi ifade eder. Bu kısa yapı, ayrı bir tam yan cümle kurmadan eylemi çevreleyen baskıyı eklemeyi sağlar.
Alıştırma
Cümleyi vurgulanan ifadeyi aynen kullanarak tamamlayın: The team, ____, changed its strategy.
Cevabı göster
facing certain defeat
took his own life: intiharı anlatan dolaylı bir ifade
Take one's own life, bir kişinin intihar sonucu öldüğünü dolaylı ve örtmeceli biçimde söylemenin bir yoludur. Burada took, take fiilinin geçmiş zaman biçimidir ve his, Brutus’a gönderme yapar. Özne değiştiğinde iyelik sözcüğü de took her own life veya took their own lives örneklerindeki gibi değişir. Bu ifade killed himself demekten daha dolaylıdır, ancak anlamı yine de belirli ve ciddidir. Own önemlidir: take someone's life o kişinin ölümüne neden olmak, take one's own life ise kişinin kendi ölümüne neden olması anlamına gelir.
Alıştırma
“The historian wrote that the king took his own life” cümlesi ne anlama gelir?
- Kral kaçtı ve yeni bir hayata başladı.
- Kral başka biri tarafından öldürüldü.
- Kral intihar sonucu öldü.
Cevabı göster
Kral intihar sonucu öldü.
Ironically, the ultimate result would be the opposite: nihai sonuç asıl niyetin tersi olacaktı
Ironically, dinleyiciye sonucu önceki niyetle nasıl ilişkilendirmesi gerektiğini gösterir: sonuç yalnızca şaşırtıcı olmakla kalmamış, ilgili kişilerin ulaşmaya çalıştığı şeyi tersine çevirmiştir. Ardından the ultimate result would be the opposite bu tersine dönüşü açıkça belirtir; ultimate, olaylar geliştikten sonra ortaya çıkan nihai sonucu anlatır. Buradaki would be, geçmişteki bir noktadan bakılan geleceği ifade eder. Hikâyenin daha önceki noktasında nihai sonuç hâlâ gelecekteydi; would, sonucu yalnızca varsayımsal hâle getirmez.
Alıştırma
Hangi cümlede ironically, sonucun asıl amacı boşa çıkardığını göstermek için kullanılmıştır?
- Ironically, the rule designed to reduce delays made the process even slower.
- Unfortunately, the train was delayed by ten minutes.
- Predictably, regular practice improved her score.
Cevabı göster
Ironically, the rule designed to reduce delays made the process even slower.
what the conspirators had hoped to accomplish: amaçlanan hedefi belirten bir what yan cümlesi
What the conspirators had hoped to accomplish bir isim yan cümlesidir. Yan cümlenin tamamı “komplocuların ulaşmayı umduğu hedef” anlamına gelir ve opposite of yapısındaki of edatının tümlecidir. What zaten “the thing that” anlamını içerdiği için önüne başka bir isim eklenmez. Had hoped, umudun daha sonraki sonuçtan önce var olduğunu gösterir. Hope to accomplish, bir hedefe veya amaçlanan sonuca ulaşmaya odaklanır; accomplish, do fiilinden daha belirgin ve biraz daha resmîdir.
Alıştırma
Hangi cümlede ekibin önceki hedefini belirtmek için what yan cümlesi doğru kullanılmıştır?
- The final design was different from what had the team hoped to accomplish.
- The final design was different from that the team had hoped to accomplish.
- The final design was different from what the team had hoped to accomplish.
Cevabı göster
The final design was different from what the team had hoped to accomplish.
concentration of power under the office of emperor: gücün imparatorluk makamında toplanması
Concentration of power, birkaç kişi ya da kurum arasında paylaşılabilecek yetkinin tek bir merkezde toplanması demektir. Burada cumhuriyet sona ererken yetkinin kurumsal imparatorluk makamına bağlanmasını anlatır. office of emperor ifadesindeki office, oda ya da bina değil, resmî görev veya makam anlamındadır. İfade yalnızca belirli bir imparatora değil, gücü elinde tutan kurum olarak imparatorluk makamına odaklanır.
Alıştırma
Vurgulanan bölüm bu cümlede ne anlama geliyor?
- İmparator, cumhuriyetin merkezindeki bir çalışma odasına taşındı.
- Siyasi yetki daha fazla cumhuriyet kurumuna dağıtıldı.
- Siyasi yetki, kurumsal imparatorluk makamında toplandı.
Cevabı göster
Siyasi yetki, kurumsal imparatorluk makamında toplandı.
were divided from the start ... have remained so: başından beri süren görüş ayrılığı
Were divided from the start, başlangıçtaki durumu geçmişte kurar: insanlar en başından beri aynı fikirde değildi. Have remained so ise present perfect kullanarak bu durumu günümüze taşır. So, divided sözcüğüne geri gönderme yapar ve sözcüğün tekrarlanmasını önler. Böylece cümle bilgiyi ‘başlangıçtaki görüş ayrılığı→değişmeden süren görüş ayrılığı’ şeklinde düzenler; bu yapı devam eden tartışmaları özetlemek için kullanışlıdır.
Alıştırma
Cümleyi remain fiilinin present perfect biçimi ve ardından so kullanarak tamamlayın: Responses were mixed at first and ____.
Cevabı göster
have remained so
few historical figures have inspired such a conflicting legacy. Dilbilgisi
4:59çok az tarihi figür böylesine çelişkili bir mirasa ilham vermiştir.
As for Brutus himself: konuyu Brutus'un kendisine çevirmek
As for + isim öbeği, sıradaki bağlantılı konuyu tanıtır. Burada As for Brutus himself, odağı bir kişi olarak Brutus'a çevirir. Himself vurgu ve karşıtlık katar: artık bağlantılı bir olaydan veya başka bir yönden değil, Brutus'un bizzat kendisinden söz edilir. Bu ifade bilgiyi düzenler; neden veya zaman bildirmez.
Alıştırma
Hangi cümlede as for bağlantılı bir konuya geçmek için doğru kullanılmıştır?
- As for it was raining, we moved the game indoors.
- We have chosen the venue. As for the schedule, we will decide it tomorrow.
- As for we arrived, the meeting began.
Cevabı göster
We have chosen the venue. As for the schedule, we will decide it tomorrow.
Few historical figures have...: nadirliği vurgulamak
Few + çoğul sayılabilen isim, “çok sayıda değil” anlamına gelir ve olumsuza yakın bir vurgu taşır. Few historical figures have inspired... bu düzeyde etki yaratmanın son derece nadir olduğunu vurgular. Have inspired, present perfect zamanındadır ve geçmişte başlayan etkiyi bugün ele alınan mirasa bağlar. Such a conflicting legacy, keskin biçimde karşıt yargıların veya etkilerin damga vurduğu bir miras demektir; yapısı such a + sıfat + tekil sayılabilen isim şeklindedir.
Alıştırma
Hangi cümle neredeyse hiçbir bilim insanının bu kadar büyük bir etki yaratmadığını en iyi vurgular?
- Many scientists have changed daily life so profoundly.
- A few scientists have changed daily life so profoundly.
- Few scientists have changed daily life so profoundly.
Cevabı göster
Few scientists have changed daily life so profoundly.
In Dante's Inferno: ihanete yönelik edebî bir yargı
Dante'nin Cehennem'i, İlahi Komedya'nın ilk bölümüdür. Eser, Cehennem'i cezaların her günahın ne kadar ağır değerlendirildiğini gösterdiği düzenli bir yer olarak tasvir eder. Açılış ifadesi, anlatılanları bu edebî dünyanın içine yerleştirir. Brutus, ihaneti nedeniyle Cehennem'in en derin noktasında cezalandırılırken gösterilir. Bu nedenle ardından gelen görüntü, sıradan bir abartı ya da tarihsel bir kayıt değil, ihanete yönelik son derece sert bir ahlaki yargı ifade eder.
Alıştırma
Dante's Inferno göndermesi bu cümleye esas olarak ne katar?
- Dante'nin Brutus'un suçuna bizzat tanık olduğunu öne sürer.
- Brutus'un ihanetini son derece ağır bir ahlaki cezayı hak eden bir eylem olarak çerçeveler.
- Brutus'un tutulduğu hapishanenin gerçek tarihî adresini verir.
Cevabı göster
Brutus'un ihanetini son derece ağır bir ahlaki cezayı hak eden bir eylem olarak çerçeveler.
was placed in the very center of Hell: ahlaki yargı olarak konum
Edilgen was placed ifadesi, Brutus'a Dante'nin hayal ettiği Cehennem içinde bir konum verildiğini gösterir. in the very center ifadesinde very, center sözcüğünü güçlendirir ve tam, en içteki nokta anlamına gelir. Bu konum, Cehennem'in tasarımında ahlaki bir anlam taşır: en derin merkez, en ağır biçimde kınanan hainlere ayrılmıştır. Bu nedenle ifade, onun ihanetini en ağır günahlar arasında değerlendirir; gerçek bir tarihî konumu belirtmez.
Alıştırma
Bu bağlamda he was placed in the very center of Hell esas olarak ne anlatır?
- İhanetine yönelik olağanüstü derecede sert bir kınamayı simgeler.
- Roma tarihindeki bir hapishanenin doğrulanmış konumunu verir.
- Onun Cehennem'in hükümdarı yapıldığı anlamına gelir.
Cevabı göster
İhanetine yönelik olağanüstü derecede sert bir kınamayı simgeler.
But Swift's Gulliver's Travels: olumlu bir karşı tasvir
Swift's Gulliver's Travels, bu değerlendirmenin kaynağı olan edebî eserin adıdır. Bu bölümde Swift'in kitabı Brutus'u son derece erdemli ve yardımsever biri olarak sunar. Baştaki But, Dante'nin sert tasvirinden bir dönüş olduğunu gösterir. Temel fikir, farklı edebî eserlerin aynı tarihî kişiye çok farklı ahlaki roller verebilmesidir; bu kaynak olumlu bir karşı tasvir sunar.
Alıştırma
Cümle, Swift's Gulliver's Travels adını vermeden önce neden But ile başlıyor?
- Swift ve Dante'nin Brutus hakkında tamamen aynı ahlaki değerlendirmeyi yaptığını gösterir.
- Swift'in Brutus'u değerlendirmeyi reddettiği anlamına gelir.
- Dante'nin sert tasviriyle karşıtlık oluşturan olumlu bir değerlendirme sunar.
Cevabı göster
Dante'nin sert tasviriyle karşıtlık oluşturan olumlu bir değerlendirme sunar.
as one of the most ... people to have lived: gelmiş geçmiş en... insanlardan biri
describe someone as ... yapısında as, kişiye atfedilen tanımı veya değerlendirmeyi başlatır. Burada one of the most + sıfatlar + çoğul isim, onu karşılaştırmanın en üst düzeyindeki küçük bir gruba yerleştirir; onu tek ve mutlak biçimde en üstün kişi olarak göstermez. Tamamlanmış mastar to have lived, tarih boyunca yaşamış insanlara dönüp bakar ve ifadeye «tarihte» ya da «gelmiş geçmiş» anlamı verir. Yapının tamamı tarihî kişiler hakkında resmî ve güçlü değerlendirmeler yaparken yaygındır.
Alıştırma
one of the most + adjective + plural noun + to have lived yapısını ve innovative ile musicians sözcüklerini kullanarak cümleyi tamamlayın: At the memorial exhibition, the curator described the late composer as ____.
Cevabı göster
one of the most innovative musicians to have lived
a selfless fighter against dictatorship: diktatörlüğe karşı özverili bir mücadeleci
Selfless, kişinin kişisel çıkar yerine başkalarını önemseyerek hareket ettiğini anlatır. Buradaki fighter mutlaka fiziksel bir çatışmaya giren kişi anlamına gelmez; bir sisteme veya davaya etkin biçimde karşı çıkan kişiyi de tanımlayabilir. Against dictatorship, kişinin karşı çıktığı şeyin diktatörlük olduğunu belirtir. a fighter against + sorun veya sistem kalıbı, kısa ve değerlendirici bir tanım oluşturur.
Alıştırma
Kişinin yolsuzluğa karşı çıktığını anlatan edatla cümleyi tamamlayın: She became a tireless fighter ____ corruption.
Cevabı göster
against
has shifted with the tides of history and politics. Deyimler
5:25tarih ve siyasetin gelgitleriyle birlikte değişmiştir.
as either A or B: iki rakip yorumu sunmak
interpretation of Brutus as... yapısında as, Brutus’a verilen rolü veya etiketi tanıtır. Either A or B, diktatörlüğe karşı özverili bir mücadeleci ve fırsatçı bir hain şeklindeki iki rakip yorumu aynı çerçevede sunar. İki taraf da birbirine paralel isim öbekleridir. Yapı, tartışmayı iki yorum arasında bir seçim olarak sunar; ancak hangi yorumun doğru olduğunu tek başına göstermez.
Alıştırma
Cümleyi as either A or B yapısıyla tamamlayın: Historians portray the ruler ____ a visionary reformer ____ a dangerous tyrant.
Cevabı göster
as either · or
has shifted with the tides of history and politics: daha geniş güçlerle gelen değişim
the tides of history and politics, tarihsel olayların ve siyasi koşulların oluşturduğu geniş çaplı güçleri ve değişen eğilimleri anlatan bir mecazdır. has shifted with..., bir şeyin bu daha geniş güçler değiştikçe değiştiğini belirtir. has shifted biçimindeki present perfect, geçmişteki değişimlere bakar ve sonuçlarını bugünkü duruma bağlar.
Alıştırma
has shifted with the tides of history and politics ifadesinin en doğru yorumu hangisidir?
- Okyanus gelgitleri yükseldiği için bir şey fiziksel olarak hareket etti.
- Siyasi olaylara rağmen bir şey hiç değişmeden kaldı.
- Daha geniş tarihsel ve siyasi güçler değiştikçe bir şey de değişti.
Cevabı göster
Daha geniş tarihsel ve siyasi güçler değiştikçe bir şey de değişti.
the price of liberty: özgürlük için gereken fedakârlıklar
the price of liberty ifadesinde price, bir para miktarı değil, mecazdır. Özgürlüğü kazanmak, korumak veya savunmak için gerekebilecek fedakârlıkları, riskleri ya da kayıpları anlatır. the price of + soyut hedef kalıbı, bu hedefin peşinden gitmenin neye mal olduğu sorusunu ciddi bir konu hâline getirir. Bu cümlede ifade, tartışılacak bir konuyu belirtir; belirli bir fedakârlığın haklı olduğunu söylemez.
Alıştırma
Bu cümlede the price of liberty ne anlama gelir? The museum exhibit examines the price of liberty.
- özgürlüğün önemi
- özgürlük için istenen para miktarı
- özgürlüğü kazanmak veya korumak için gereken fedakârlıklar
Cevabı göster
özgürlüğü kazanmak veya korumak için gereken fedakârlıklar
the conflict between A and B: temel bir ikilemi iki tarafla çerçevelemek
the conflict between A and B isim öbeği, karmaşık bir meseleyi aynı anda kolayca karşılanamayan iki baskı etrafında düzenler. Burada A olan personal loyalties, belirli kişilere veya gruplara bağlılıkları; B olan universal ideals ise herkes için geçerli olması amaçlanan ilkeleri ifade eder. İfadenin tamamı daha uzun bir cümlede veya listede tek bir konu olarak işlev görebildiği için bir hikâyeyi ya da tartışmayı açık bir temel ikileme indirger. İlk tarafı between ile belirtin ve ikinci tarafı and ile bağlayın: the conflict between A and B.
Alıştırma
Cümleyi the conflict between A and B kalıbıyla tamamlayın: The novel explores the conflict ____ family loyalty ____ professional duty.
Cevabı göster
between · and
remain more relevant than ever. Kalıp ifadeler
5:39her zamankinden daha geçerli olmaya devam ediyor.
over 2,000 years later: çok daha sonraki bir zamanı belirtmek
over “-den fazla” anlamına gelir; later ise bir zamanı daha önce belirtilen olayın veya zamanın sonrasına yerleştirir. Bu nedenle over 2,000 years later, o önceki noktadan iki bin yıldan fazla bir süre sonra demektir. Virgüllerle ayrılan ifade, parantez içi bir zaman belirteci gibi çalışır. even today ile birlikte, olağanüstü uzun bir süre geçmiş olsa da bu soruların bugün hâlâ önemli olduğunu vurgular.
Alıştırma
Hangi seçenek, bugünkü bir durumu önceki bir olaydan bir asırdan fazla sonrasına yerleştirmek için later kullanıyor?
- The theater has hosted performances for over a century.
- The theater opened in 1900. Over a century later, it still hosts performances.
- The theater opened over a century ago.
Cevabı göster
The theater opened in 1900. Over a century later, it still hosts performances.
and unintended consequences: ve amaçlanmayan sonuçlar
Unintended consequences, bir eylem, karar veya politikanın yol açtığı ancak kişinin ya da grubun ulaşmak istediği amacın parçası olmayan sonuçlardır. Zararlı veya yararlı olabilirler; unintended, sonucun tahmin edilip edilmemesinden çok niyetle ilgilidir. Burada and, unintended consequences kavramını daha önce belirtilen düşüncelere ekler. Bu ifade, bir seçimin yol açtığı yan etkileri ve zincirleme tepkileri tartışırken kullanışlıdır.
Alıştırma
Bir şehir trafiği azaltmak için otobüs şeridi ekliyor. Yetkililer bunu istemediği hâlde yakındaki dükkânlara yapılan teslimatlar yavaşlıyor. Durumu en iyi hangi cümle anlatır?
- The slower deliveries were an unintended consequence of the bus lane.
- The bus lane had no effect on deliveries.
- The slower deliveries were the intended purpose of the bus lane.
Cevabı göster
The slower deliveries were an unintended consequence of the bus lane.
remain more relevant than ever: her zamankinden daha önemli olmayı sürdürmek
Burada remain bir bağ fiilidir ve ardından more relevant than ever sıfat öbeği gelir. Remain bir durumun devam ettiğini, relevant ise mevcut konuyla doğrudan bağlantılı veya o konu için yararlı olmayı ifade eder. More relevant than ever, bugünü önceki tüm dönemlerle karşılaştırır. İfadenin tamamı, konunun önemini kaybetmediğini ve güncel kaygılarla bağlantısının artık eskisinden de güçlü olduğunu anlatır.
Alıştırma
Hangi cümle, tavsiyenin hâlâ geçerli olduğunu ve güncel ihtiyaçlar açısından önceki her dönemden daha önemli olduğunu anlatır?
- The advice remains more relevant than ever.
- The advice was relevant only in the past.
- The advice remains just as relevant as before.
Cevabı göster
The advice remains more relevant than ever.