Bir şeyi "Kafkaesk" yapan nedir? - Noah Tavlin: İngilizce çalışma notları
TED-Ed
Video özeti: Dava, Poseidon, Dönüşüm ve Açlık Sanatçısı üzerinden “Kafkaesk” kavramının gerçek anlamını inceleyen video; saçma sistemlerin, karakteri kendi tuzağına düşüren mantığın ve kara mizahın hem kurumsal iktidarı hem de insanın kusurlarını nasıl açığa çıkardığını gösteriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. out of nowhere — Deyimler ve Mecazi İfadeler: Bu deyimin fiziksel bir yeri belirtmediğini; bir olayın görünür bir uyarı ya da açıklama olmadan aniden gerçekleştiğini anlattığını kavramak ve öykülerde beklenmedik bir gelişmeyi sunmak için kullanabilmek. 2. tragicomic — Sözcük Anlamı ve Dil Düzeyi: Bu edebî sıfatın aynı anda hem trajik hem komik olan bir tonu anlattığını tanımak ve acı, saçmalık ile mizahın birbirinden ayrılamadığı eserleri tartışırken kullanabilmek. 3. tyranny without a tyrant. — Kültür, Medya ve Gerçek Dünya Bağlamı: Hannah Arendt’in, kimliği belirlenebilen tek bir diktatör olmadan işleyen baskıcı sistem kavramını anlamak ve bunu Kafka’nın karanlık kurallar ve prosedürlerle kendi varlığını sürdüren kurumlara ilişkin görüşüyle ilişkilendirebilmek.
Bu derste
Someone must have been telling lies about Josef K. He knew he had done nothing wrong, Dilbilgisi
0:06Biri Josef K. hakkında yalanlar söylemiş olmalı. Hiçbir yanlış yapmadığını biliyordu,
must have been telling lies: geçmişte süren bir eylemi çıkarımla belirtmek
Burada must bir zorunluluğu değil, ipuçlarına dayanan güçlü bir çıkarımı ifade eder. Konuşan kişi kimin yalan söylediğini bilmez; must have been telling lies, geçmişte olanlar hakkında bir çıkarım yapıldığını gösterir. must have been + fiil-ing, geçmişte belirli bir süre devam eden veya tekrarlanan bir eylemi anlatır. Sonradan görülen kanıtlar geçmişteki devamlı bir süreci neredeyse kesin gösterdiğinde bu yapı kullanılır.
Alıştırma
Yağmurun geçen gece boyunca devam ettiğine dair güçlü çıkarımı en doğal biçimde hangi cümle ifade eder?
- The ground is wet. It must rain tomorrow.
- The ground is wet. It had to rain all night.
- The ground is wet. It must have been raining all night.
Cevabı göster
The ground is wet. It must have been raining all night.
Thus begins + özne: resmî bir devrik başlangıç
Burada thus, “bu şekilde” anlamına gelir ve hemen önce anlatılan olaylara gönderme yapar. Cümlenin başına getirilmesi, okurun bu olayları yalnızca “bu nedenle” anlamındaki bir sebep olarak değil, romanın başlama biçimi olarak görmesini sağlar. thus başa geldiğinde begins fiili The Trial öznesinden önce yer alır: Thus + begins + özne. Bu devrik yapı önce önceki bilgiyle bağlantıyı sunar, ardından neyin başladığını açıklar ve kısa, resmî bir başlangıç duyurusu oluşturur.
Alıştırma
Cümleyi “bu şekilde başladı” anlamındaki iki sözcüklük resmî başlangıçla tamamlayın: ____ a new chapter in her life.
Cevabı göster
Thus began
is arrested out of nowhere and made to go through a bewildering process Notlar
0:22hiç yoktan tutuklanır ve şaşırtıcı bir süreçten geçmek zorunda bırakılır,
out of nowhere: aniden ve hiçbir uyarı olmadan
Out of nowhere, aniden ve önceden hiçbir uyarı ya da belirgin işaret olmadan anlamına gelen bir deyimdir. Burada tutuklamanın beklenmedik biçimde gerçekleştiğini gösterir; gerçek bir yerin adını belirtmez. Bir kişi, olay, fikir veya mesaj önceden hiçbir belirti olmadan ortaya çıkmış ya da gerçekleşmiş gibi göründüğünde kullanılır. Odak noktası gözlemcinin şaşkınlığıdır; bu yüzden ifade, gerçekten hiçbir neden olmadığını kanıtlamaz.
Alıştırma
'A dog ran out of nowhere and crossed the road,' cümlesinde out of nowhere ne anlama gelir?
- Köpek hiçbir uyarı olmadan aniden ortaya çıktı.
- Köpek uzun süredir görünür durumdaydı.
- Köpek adı bilinmeyen bir yerden geldi.
Cevabı göster
Köpek hiçbir uyarı olmadan aniden ortaya çıktı.
made to go through: bir süreci yaşamaya zorlanmak
made to go through ifadesindeki made, be made to + fiilin yalın hâli şeklindeki edilgen ettirgen yapının parçasıdır. Önceki is, eşgüdümlü iki bölümde de geçerlidir: is arrested ... and (is) made to go through. Özne özgürce seçim yapmak yerine dışarıdan bir kişi veya gücün etkisiyle eyleme zorlanır. Burada go through a process, bir yerin içinden fiziksel olarak geçmek değil, bir sürecin aşamalarını yaşamak veya tamamlamak anlamına gelir. İfadenin tamamı, süreci yaşamaya zorlanmak ya da mecbur bırakılmak demektir.
Alıştırma
Cümleyi make fiilinin edilgen biçimi ve go through ifadesiyle tamamlayın: The visitors were ____ a security check before entering.
Cevabı göster
made to go through
neither ... nor ...: iki paralel ögeyi birlikte olumsuzlamak
Neither A nor B, iki paralel ögeyi birbirine bağlar ve ikisini de olumsuzlar: ne A ne de B. Burada A, the cause of his arrest; B ise the nature of the judicial proceedings ifadesidir. Dolayısıyla iki bilgi de ona açıklanmamıştır. İki öge uzunsa önce neither ve nor sözcüklerini bulun. Ardından her birinin sonrasındaki tam ifadeyi tek bir birim olarak okuyun; böylece eşli olumsuzlamanın bir bölümünü gözden kaçırmazsınız.
Alıştırma
Her iki nedeni de dışlamak için cümleyi neither ... nor ... ile tamamlayın: The investigation found ____ a technical fault ____ human error.
Cevabı göster
neither · nor
judicial proceedings: resmî adli işlemler
Judicial proceedings, bir mahkemenin veya adli makamın bir davayı ele alırken yürüttüğü resmî aşama ve işlemleri anlatan resmî bir hukuk ifadesidir. Proceedings burada çoğul bir isimdir; proceed fiili değildir. Bu cümlede ifade, niteliği kendisine açıklanmamış olan hukuki süreci adlandırır. Bağlama göre mahkeme işlemlerini veya bir davanın daha geniş usul sürecini anlatabilir.
Alıştırma
Hangi cümlede judicial proceedings doğal biçimde kullanılmıştır?
- The chef explained the judicial proceedings for baking the bread.
- The judge postponed the judicial proceedings until the lawyer arrived.
- We used judicial proceedings to organize the school picnic.
Cevabı göster
The judge postponed the judicial proceedings until the lawyer arrived.
This sort of scenario is considered so characteristic of Kafka's work Dilbilgisi
0:32Bu tür bir senaryo, Kafka'nın eserlerinin o kadar karakteristik bir özelliği kabul edilir ki
that scholars came up with a new word for it. Öbek fiiller
0:37akademisyenler bunun için yeni bir kelime buldular.
so characteristic of ... that: sonuca yol açan derece
so characteristic of Kafka's work that ... yapısında so, characteristic ile belirtilen dereceyi yükseltir: durum, Kafka'nın yazılarına son derece özgü olarak sunulur. That ile başlayan yan cümle bu yüksek derecenin sonucunu verir: akademisyenler bunun için yeni bir terim bulmuştur. Yeniden kullanılabilir kalıp so + sıfat/zarf + that + sonuç cümlesidir. Buradaki that bir sonucu başlatır; önceki bir isme gönderme yapan ilgi zamiri değildir.
Alıştırma
Cümleyi so ... that derece-sonuç kalıbıyla tamamlayın: The instructions were ____ clear ____ everyone finished quickly.
Cevabı göster
so · that
came up with: bir fikir veya çözüm üretmek
Came up with, come up with öbek fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Burada yeni bir sözcüğün düşünüldüğü, yaratıldığı veya önerildiği anlamına gelir; fiziksel bir hareketi anlatmaz. Üç sözcüğü tek bir birim olarak değerlendirin. Nesnesi genellikle fikir, ad, plan, yanıt veya çözüm gibi insanların düşünebileceği bir şeydir.
Alıştırma
Hangi cümle ekibin düşündükten sonra bir fikir ürettiğini anlatır?
- The team came up with a new plan.
- The team brought up the new plan during lunch.
- The team came across a new plan in an old folder.
Cevabı göster
The team came up with a new plan.
entered the vernacular: gündelik dilin parçası olmak
To enter the vernacular, bir sözcüğün veya ifadenin uzmanlık, edebiyat ya da belirli bir grup bağlamının dışına çıkıp halkın gündelik dilinin bir parçası olması demektir. Burada entered mecazidir; vernacular ise insanların yaygın olarak kullandığı dili ifade eder. Bu ifade, bir sözün kullanım alanının ne kadar genişlediğini anlatır. Gündelik dilin daha düşük düzeyde veya yanlış olduğunu ima etmez.
Alıştırma
Gündelik dilin bir parçası oldu anlamındaki ifadeyle cümleyi tamamlayın: After years as specialist jargon, the term ____.
Cevabı göster
entered the vernacular
to describe unnecessarily complicated and frustrating experiences,
0:42bürokrasinin labirentlerinde gezinmeye zorlanmak gibi
Kafkaesque: absürtlük, baskı ve çaresizlik
Kafkaesque, yazar Franz Kafka'nın adından gelir. Kafka'nın kurmaca eserlerinde insanlar çoğu zaman mantıksız veya çelişkili kuralları, gizli otoritesi ve açık bir çıkış yolu olmayan kafa karıştırıcı sistemlerin içinde kalır. Bu cümlede sözcüğün, sinir bozucu gündelik deneyimleri anlatmak için de kullanılmaya başladığı belirtiliyor. Ancak sözcük yalnızca karmaşık veya can sıkıcı demek değildir: Kafkaesque bir durum genellikle absürtlüğü, baskıcı sistemleri ve kişinin çaresizliğini bir araya getirir.
Alıştırma
Hangi durum en iyi Kafkaesque olarak tanımlanabilir?
- Bir vatandaş gizli kurallara göre suçlanır ve sorumluluk kabul etmeyen kurumlar arasında durmadan gönderilir.
- Bir aile iki açık seyahat planını karşılaştırır ve daha ucuz olanı seçer.
- Bir müşteri, bir kasa kapalı olduğu için beş dakika bekler.
Cevabı göster
Bir vatandaş gizli kurallara göre suçlanır ve sorumluluk kabul etmeyen kurumlar arasında durmadan gönderilir.
like being forced to navigate labyrinths of bureaucracy. Deyimler
0:47gereksiz yere karmaşık ve sinir bozucu deneyimleri tanımlamak için kullanılır.
navigate labyrinths of bureaucracy: karmaşık prosedürler için labirent metaforu
Burada navigate, zor bir şeyin içinde işe yarar bir yol bulmak anlamına gelir. Labyrinths of bureaucracy, idari kuralları, formları ve kurum birimlerini birçok kafa karıştırıcı yolu olan labirentlere benzetir. İfade mecazidir; ortada gerçek bir labirent yoktur. Yalnızca evrakın çok olduğunu değil, sistemin anlaşılmasının zor olduğunu ve ilerlemenin çaba gerektirdiğini vurgular.
Alıştırma
Hangi cümle karmaşık bir sistemi anlatmak için labirent metaforunu doğal biçimde kullanıyor?
- New employees must navigate a labyrinth of approval procedures before they can order equipment.
- New employees must navigate a boat across the office.
- New employees must draw a labyrinth on the equipment order.
Cevabı göster
New employees must navigate a labyrinth of approval procedures before they can order equipment.
But does standing in a long line to fill out confusing paperwork
0:51Peki kafa karıştırıcı evrakları doldurmak için uzun bir sırada beklemek
really capture the richness of Kafka's vision? Kalıp ifadeler
0:55Kafka'nın vizyonunun zenginliğini gerçekten yansıtıyor mu?
capture the richness of: derinliği ve çeşitliliği yansıtmak
Capture the richness of ifadesinde capture, bir şeyi fiziksel olarak yakalamak değil, başarılı biçimde temsil etmek veya aktarmak anlamına gelir. Richness ise bir fikrin, eserin, kültürün veya deneyimin derinliğini, çeşitliliğini, ayrıntılarını ve anlam katmanlarını belirtir. Soru, evrak işlerine ilişkin tanıdık tek bir görüntünün Kafka'nın bakışındaki birçok boyutu yansıtmaya yetip yetmediğini sorar. Bu kalıp; bir kitabın, filmin, çevirinin, görselin veya özetin karmaşık bir konuyu ne kadar eksiksiz sunduğunu değerlendirirken kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi dersteki ifadenin aynısıyla tamamlayın: The documentary uses music, interviews, and family archives to ____ the community's history.
Cevabı göster
capture the richness of
Beyond the word's casual use: daha derin bir soruya geçmek
Cümle başındaki Beyond the word's casual use ifadesi, insanların sözcüğü yaygın ve gevşek biçimde kullandığı düzeyin ötesine geçer ve tartışmanın artık derinleşeceğini gösterir. Burada beyond, uzamsal olarak “daha uzakta” değil, “o tartışma düzeyinin dışında veya ötesinde” anlamına gelir. Cümle başındaki Beyond + isim öbeği, okuyucuyu veya dinleyiciyi açık bir noktadan daha önemli bir soruya yönlendirebilir.
Alıştırma
“Beyond its practical benefits, we should ask whether the plan is fair,” cümlesindeki başlangıç ifadesi ne yapar?
- Pratik yararların doğrudan adaletsizliğe neden olduğunu söyler.
- Planı fiziksel olarak daha uzağa yerleştirir.
- Tartışmayı pratik yararlardan daha derindeki adalet sorusuna taşır.
Cevabı göster
Tartışmayı pratik yararlardan daha derindeki adalet sorusuna taşır.
What makes something Kafkaesque?: bir niteliği neyin oluşturduğunu sormak
What makes something Kafkaesque? sorusu What makes + nesne + sıfat? kalıbını izler. Bir nesnenin veya durumun belirli bir niteliğe sahip olmasını sağlayan özellik ya da koşulların ne olduğunu sorar. Something, olası herhangi bir duruma genel olarak gönderme yapar. Buradaki make, “üretmek” değil, “bir şeyin belirli bir hâlde olmasına veya o hâle gelmesine neden olmak” anlamındadır. Kafkaesque, something sözcüğünü doğrudan tanımlayan bir nesne tamamlayıcısıdır; bu nedenle kalıpta to be kullanılmaz.
Alıştırma
Geniş zamandaki What makes + object + adjective kalıbını tamamlayın: What ____ this design so effective?
Cevabı göster
makes
Franz Kafka's stories do indeed deal with many mundane and absurd aspects Dilbilgisi
1:03Franz Kafka'nın hikayeleri gerçekten de modern bürokrasinin
do indeed deal with: bir konunun gerçekten ele alındığını vurgulayarak kabul etmek
do indeed deal with ifadesinde do vurgu yapan bir yardımcı fiildir; indeed ise doğrulamayı daha da güçlendirir. Ana fiil deal'dır ve deal with burada bir konuyu ele almak veya tartışmak anlamına gelir. Do, yapmak gibi ayrı bir eylem anlamına gelmez. do/does/did indeed + fiilin yalın biçimi yapısı, konuşanın bir noktanın doğru olduğunu açıkça kabul etmesini sağlar; ardından çoğu zaman bir sınırlama veya daha derin bir sav gelir. Stories çoğul olduğu için cümlede do kullanılır; geniş zamanda tekil bir özneyle does kullanılır.
Alıştırma
Hangi cümle, bir noktayı kabul edip ardından sınırlama eklemek için vurgulu yapıyı doğru kullanır?
- The report does indeed deal with safety, but it says little about cost.
- The report does indeed deals with safety, but it says little about cost.
- The report indeed dealing with safety, but it says little about cost.
Cevabı göster
The report does indeed deal with safety, but it says little about cost.
drawn in part from his experience of working as an insurance clerk Kalıp ifadeler
1:10ki bu kısmen 20. yüzyılın başlarında Prag'da
drawn in part from: kısmi bir kaynağı belirtmek
Drawn in part from, bir şeyden kısmen alınmış veya türetilmiş anlamına gelir. Drawn, draw fiilinin geçmiş zaman ortacıdır; ancak draw burada resim yapmak değil, bir kaynaktan malzeme, fikir veya ilham elde etmek demektir. In part iddiayı sınırlar: bu iş deneyimi kaynaklardan biriydi, ancak mutlaka tek kaynak değildi. Tam yapı çoğunlukla be drawn in part from + kaynak şeklindedir; hemen önce belirtilen malzemeyi tanımlayan kısaltılmış bir ortaç öbeği olarak da kullanılabilir.
Alıştırma
Hangi cümle, çocukluk anılarının kaynaklardan biri olduğunu ancak mutlaka tek kaynak olmadığını söyler?
- The novel is drawn in part from the author's childhood memories.
- The novel contains a drawing of the author's childhood home.
- The novel is based entirely on the author's childhood memories.
Cevabı göster
The novel is drawn in part from the author's childhood memories.
a web of obstacles: birbirine dolanmış engeller ağı
A web of obstacles, birbirine bağlı ve dolanmış engelleri anlatmak için örümcek ağı görüntüsünü kullanır. Sorunları ayrı ayrı ele almak zordur ve bu görüntü, ilerlemeye çalışırken kapana kısılma hissi de verebilir. Burada web, internet sitesi anlamına gelmez. Başka durumlara da uygulanabilen a web of + isim yapısı; yalanlar, kurallar, ilişkiler veya sorunlar gibi birbirine bağlı karmaşık bir bütünü anlatır. Yalnızca sayının çokluğunu değil, unsurların birbirine dolanmasını vurgular.
Alıştırma
Bu cümlede a web of obstacles ne anlama gelir?
- Kaçması veya ayrı ayrı çözmesi zor olan, birbirine bağlı birkaç güçlük.
- Hemen kaldırılabilecek tek ve basit bir engel.
- Birbiriyle ilgisiz birkaç sorunu listeleyen bir internet sitesi.
Cevabı göster
Kaçması veya ayrı ayrı çözmesi zor olan, birbirine bağlı birkaç güçlük.
compelled to: resmî bağlamlarda harekete zorlanmak
be compelled to + fiilin yalın hâli yapısı, bir emir, kural, tehlike veya güçlü baskı nedeniyle kişinin gerçek bir seçeneği kalmadan hareket etmek zorunda olduğunu anlatır. Buradaki compelled to struggle, karakterlerin mücadeleyi isteyerek seçmediğini; koşulların bunu zorunlu kıldığını gösterir. Compelled to, forced to ifadesinden daha resmîdir ve yazılı anlatılarda, raporlarda, hukuki veya kurumsal bağlamlarda sık görülür. Had to ise daha tarafsız ve konuşma diline daha uygundur.
Alıştırma
Cümleyi dersteki resmî ifadeyle tamamlayın: Because the court order left the company no choice, it was ____ release the records.
Cevabı göster
compelled to
that success becomes pointless in the first place. Kalıp ifadeler
1:29başarı daha en başından anlamsızlaşır.
turns out to be: sonradan ortaya çıkan sonuç
turn out to be + isim veya sıfat yapısında turn out, bir kişinin ya da şeyin kimliğinin, özelliğinin veya sonucunun sonradan anlaşılması ya da kanıtlanması anlamına gelir. Burada bütün bu çilenin sonunda kafa karıştırıcı ve mantıksız olduğu anlaşılır. Bu ifade, deneyim veya kanıt sonrasında netleşen bir gerçeğe geriye dönüp bakar. Fiziksel olarak dönmeyi anlatmaz ve tek başına başka bir şeye dönüşme anlamı taşımaz.
Alıştırma
Hangi cümle, taşın değiştiğini değil, insanların onun kimliğini sonradan keşfettiğini anlatır?
- The stone turned the meteorite out.
- The stone turned out to be a meteorite.
- The stone turned into a meteorite.
Cevabı göster
The stone turned out to be a meteorite.
so disorienting and illogical that: sonuca yol açan derece
Yapı so + sıfat(lar) + that + sonuç cümleciği biçimindedir. So yüksek bir dereceyi gösterir, that ise bu derece yüzünden ortaya çıkan sonucu başlatır. Tek bir so, birbirine bağlanan disorienting ve illogical sıfatlarının ikisini de niteler. Burada success becomes pointless ek bir açıklama değil, sonuçtur: yaşanan çile o kadar kafa karıştırıcı ve akıl dışıdır ki başarılı olmanın bile artık değeri kalmaz.
Alıştırma
Derece ve sonuç yapısını so ... that ile tamamlayın: The directions were ____ confusing and incomplete ____ nobody could follow them.
Cevabı göster
so · that
in the first place: asıl nedene dönmek
Bu cümlede in the first place, “en başta” ya da “en temel düzeyde” anlamına gelir. Dinleyeni başarıya önem verilmesinin ilk nedenine geri götürür: Bir şey başarıyı anlamsız hâle getiriyorsa hedef daha temelinden geçerliliğini yitirir. Burada ifade, bir listenin ilk maddesini tanıtmaz. Daha genel olarak, bir şeyin neden gerçekleştiğini ya da neden önemli olduğunu sorgulamak için soru veya olumsuz cümlelerde sıkça kullanılır.
Alıştırma
Altyazıdaki cümlede in the first place ne işe yarıyor?
- Başarı türlerini numaralı bir liste hâlinde sıralamaya başlar.
- Hedefin neden önemli olduğuna ilişkin temel nedene döner.
- Başarının diğer bütün olaylardan önce gerçekleştiğini söyler.
Cevabı göster
Hedefin neden önemli olduğuna ilişkin temel nedene döner.
the ancient Greek god is an executive so swamped with paperwork Deyimler
1:35antik Yunan tanrısı evrak işlerine o kadar boğulmuş bir yöneticidir ki
swamped with paperwork: evrak işlerine boğulmuş
Swamped with paperwork, başa çıkması zor olacak kadar çok evrak işi bulunması demektir. Swamped, su altında kalma veya iş yükü altında ezilme görüntüsünü kullanır; ancak buradaki anlam gerçek değil, mecazidir. Tekrar kullanılabilen yapı be swamped with + çok miktarda iş, mesaj, istek veya başka talepler biçimindedir. Yalnızca meşgul olmayı değil, aşırı yük altında kalmayı vurgular.
Alıştırma
Cümleyi derste öğrendiğiniz ve “aşırı yük altında” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: I can't review another report today—I'm ____ paperwork.
Cevabı göster
swamped with
that he's never had time to explore his underwater domain.
1:40su altı bölgesini keşfetmeye hiç vakti olmamıştır.
can handle the amount of paperwork demanded by the modern workplace.
1:45modern iş yerinin talep ettiği evrak miktarının üstesinden gelememesidir.
not even a god: düşünceyi güçlendiren uç bir örnek
not even a god ifadesinde even, a god ögesini bir ölçeğin şaşırtıcı uç noktasına yerleştirir: bir tanrının sıradan bir insandan çok daha güçlü olması beklenir. not eklendiğinde, bu uç örneğin bile başarısız olduğu anlatılır; böylece daha az güçlü herkesin de başarısız olacağı anlaşılır. Cümle, bu ölçeği mizahi bir abartı olarak kullanır. Ciddi bir dini iddiada bulunmaz; evrak işlerinin başa çıkılamayacak kadar saçma olduğunu vurgular.
Alıştırma
Bu cümlede not even a god ne işlev görür?
- Evrak işlerini tamamlaması gereken tek çalışanların tanrılar olduğunu söyler.
- Bir tanrıyı başarılı olması beklenen uç bir örnek olarak sunar, ardından bu örneğin bile başarısız olduğunu söyler.
- Çalışmayla ilgili farklı dini inançları sıralamaya başlar.
Cevabı göster
Bir tanrıyı başarılı olması beklenen uç bir örnek olarak sunar, ardından bu örneğin bile başarısız olduğunu söyler.
is telling: önemli bir şeyi açığa vurmak
is telling yapısında telling, “bir şeyi açığa çıkaran” ya da “anlamlı” demek olan bir sıfattır. Burada neden gerçekten konuşmaz; görünürdekinin ardındaki önemli bir şeyi ortaya çıkaran ipucu verir. Bir olgu, seçim, tepki, sessizlik veya neden daha geniş bir sonuca ulaşmayı sağladığında bu yapı sıkça kullanılır.
Alıştırma
Hangi cümlede telling, “önemli bir şeyi açığa çıkaran” anlamında kullanılmıştır?
- The sudden change in his story was telling.
- He is telling the children a bedtime story.
- She was telling her friend the news.
Cevabı göster
The sudden change in his story was telling.
He's unwilling to delegate any of the work Kelime
1:52İşin hiçbir kısmını devretmeye istekli değildir
delegate any of the work: görevleri başkalarına devretmek
Bu cümlede delegate, işin bir bölümünü ve o işi yapma sorumluluğunu başka bir kişiye vermek anlamında kullanılan bir fiildir. delegate any of the work, işin tek bir bölümünü bile devretmek demektir; o ise bunu yapmayı reddeder. Yaygın yapı delegate + görev, iş veya sorumluluk + to + kişi şeklindedir. Görevi alacak kişi bilinmiyorsa veya bağlamdan anlaşılıyorsa burada olduğu gibi belirtilmeyebilir.
Alıştırma
Hangi cümlede delegate, bir işi başka birine vermek anlamında doğru kullanılmıştır?
- She became a delegate the weekly report to Omar.
- She delegated the weekly report to Omar.
- She delegated Omar from the weekly report.
Cevabı göster
She delegated the weekly report to Omar.
because he deems everyone else unworthy of the task. Kelime
1:55çünkü diğer herkesi bu göreve layık görmez.
deems everyone else unworthy: deem + nesne + sıfat
deems everyone else unworthy, deem + nesne + sıfat yapısını izler. deems resmî biçimde yargılamak anlamına gelir, everyone else nesnedir ve unworthy bu kişiler hakkındaki yargıyı açıklayan nesne tamamlayıcısıdır. Burada unworthy of the task, onun bu kişileri görevi yapacak kadar nitelikli veya layık görmediği anlamına gelir. Bu, onların ahlaki karakterinin kötü olduğu anlamına gelmek zorunda değildir.
Alıştırma
Cümleyi deem fiilinin geçmiş zamanı ve parantez içindeki sözcüklerle deem + nesne + sıfat yapısına göre tamamlayın: Based on the test results, the engineers ____. (device / unreliable)
Cevabı göster
deemed the device unreliable
Kafka's Poseidon is a prisoner of his own ego. Deyimler
1:59Kafka'nın Poseidon'u kendi egosunun bir esiridir.
a prisoner of his own ego: kendi gururunun tutsağı olmak
Bu cümlede a prisoner of his own ego bir benzetmedir. Poseidon gerçekten hapiste değildir; gururu seçimlerini öylesine güçlü biçimde kontrol eder ki onu, oluşmasına kendisinin de katkıda bulunduğu bir sorunun içinde tutar. a prisoner of + soyut isim kalıbı; bir duygu, alışkanlık, inanç veya zayıflığı kişinin özgürlüğünü kısıtlayan bir güç olarak gösterir. His own, bu tuzağın kaynağının kişinin kendi içinde olduğunu vurgular.
Alıştırma
Örnekte a prisoner of his own ego ne anlama geliyor?
- İtibarını korumak için bir hapishaneyi gözetmektedir.
- Bir suç nedeniyle gerçekten hapiste tutulmaktadır.
- Kendi gururu onu tuzağa düşürüp sınırlar.
Cevabı göster
Kendi gururu onu tuzağa düşürüp sınırlar.
This simple story contains all of the elements
2:03Bu basit hikaye, gerçek anlamda Kafkaesk bir senaryoyu
make for: bir sonucun oluşmasına katkıda bulunmak
Burada make for, bir sonucu oluşturmaya katkıda bulunmak veya o sonuca yol açmak anlamına gelir. Hikâyedeki unsurlar birleşerek gerçekten Kafkaesk bir durum ortaya çıkarır. Kullanılabilir kalıp A makes/make for B biçimindedir. A bir neden veya katkıda bulunan koşuldur; B ise ortaya çıkan durum ya da deneyimdir. Örnekte that, çoğul isim elements sözcüğüne gönderme yaptığı için fiil make olur. Bu, make + something + for + someone yapısı değildir.
Alıştırma
Sonuç oluşturmaya katkıda bulunmak anlamındaki öbek fiille cümleyi tamamlayın: Clear rules ____ a safer workplace.
Cevabı göster
make for
not X alone, but Y: aşırı basitleştirilmiş bir açıklamayı düzeltmek
not X alone, but Y kalıbı, yalnızca X'e odaklanan aşırı dar bir açıklamayı düzeltir. X'in hâlâ ilgili olduğunu kabul eder, ancak tek başına yeterli olmadığını belirtir; Y ise konuşanın ayrıca vurgulamak istediği noktayı getirir. Bu cümlede bürokrasinin saçmalığı hâlâ önemlidir. Ancak but ile başlayan bölüm, asıl odağı karakterin döngüsel akıl yürütmesinin yarattığı ironiye kaydırır ve Kafka'nın yazımını neyin simgelediğiyle ilgili daha güçlü iddiayı taşır.
Alıştırma
not X alone, but Y kalıbı hangi ilişkiyi ifade eder?
- X hâlâ önemlidir, ancak tek başına yeterli değildir; Y ayrıca vurgulanan noktadır.
- X tamamen reddedilir ve yalnızca Y kabul edilir.
- X ve Y, zaman sırasına göre listelenmiş ilgisiz olaylardır.
Cevabı göster
X hâlâ önemlidir, ancak tek başına yeterli değildir; Y ayrıca vurgulanan noktadır.
circular reasoning: sonucunu önceden varsayan bir argüman
Circular reasoning, bir argümandaki kusurdur: gerekçe, kanıtlaması gereken sonucu önceden varsayar, tekrarlar veya o sonuca dayanır. Bağımsız destek sunmadığı için argüman mantıksal olarak başladığı yere döner. Bu bağlamda karakter, başka kimsenin buna layık olmadığına inandığı için yetki devretmez. Hiç yetki devretmediğinden aşırı iş yükü altında kalır ve bu sonuç ona bir çıkış yolu açmak yerine aynı mantığın içinde kalmasına yol açar.
Alıştırma
Hangi ifade circular reasoning için en açık örnektir?
- This policy was changed after several complaints.
- This policy is fair because it gives every applicant the same chance.
- This policy is fair because it is a fair policy.
Cevabı göster
This policy is fair because it is a fair policy.
emblematic of: daha geniş bir şeyi açıkça temsil etmek
Be emblematic of, “bir şeyin açık ve tipik bir göstergesi ya da örneği olmak” demektir. Bu cümlede that sözcüğünün işaret ettiği özellik, Kafka'nın yazımının daha genel bir niteliğini temsil eder. Kalıp A + be + emblematic of + B şeklindedir. A belirli örnektir; B ise onun ortaya koyduğu daha geniş üslup, dönem, eğilim veya sorundur. Buradaki kullanım mecazidir; A'nın gerçekten bir amblem olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi, dersteki “güçlü biçimde temsil eden” anlamına gelen resmî ifadeyle tamamlayın: The long lines became ____ the city's housing crisis.
Cevabı göster
emblematic of
His tragicomic stories act as a form of mythology for the modern industrial age, Notlar
2:18Trajikomik hikayeleri modern endüstriyel çağ için bir tür mitoloji görevi görür,
tragicomic: hem trajik hem komik
Tragicomic, tragic ve comic sözcüklerini birleştirir. Hem üzücü ya da acı verici hem de komik olan bir öyküyü, sahneyi, olayı veya tonu anlatır. İki etki birbirine karışır: saçmalık, karşıtlık veya kara mizah, acı verici bir durumu aynı zamanda eğlenceli kılabilir. Sözcük yalnızca bir şeyin üzgün başlayıp daha sonra tamamen neşeli hâle gelmesi demek değildir.
Alıştırma
Hangi durum en iyi tragicomic sözcüğüyle tanımlanır?
- Bir öykü üzücü başlar ama yalnızca neşeli bir kutlamayla biter.
- Ciddi bir haber, acı verici gerçekleri hiçbir mizah olmadan sunar.
- Bir veda sahnesi yürek parçalayıcıdır, ancak karakterlerin saçma hataları sahneyi komik de kılar.
Cevabı göster
Bir veda sahnesi yürek parçalayıcıdır, ancak karakterlerin saçma hataları sahneyi komik de kılar.
act as a form of mythology: kültürel bir işlevi açıklamak
X acts as Y yapısı, X’e bir işlev ya da rol yükler. Burada act as “... işlevi görmek” anlamına gelir; a form of ise sınıflandırmayı esnek tutar: Bu öyküler antik mitler değildir, ama benzer bir işlev görür. Burada mythology, insanların bir çağın korkularını, çatışmalarını ve güç yapılarını anlamasına yardımcı olan ortak simge ve anlatı kalıplarıdır. Bu ifade, Kafka’nın öykülerini yalnızca kurmaca ya da gerçek dışı öyküler olarak değil, modern sanayi yaşamını yorumlama yolu olarak sunar.
Alıştırma
Bu cümlede act as a form of mythology ifadesi öykülere nasıl bir rol verir?
- Öykülerin daha geniş bir anlamı olmayan asılsız anlatılar olduğu söylenir.
- Öyküler antik tanrıların kesin tarihini yeniden anlatır.
- Öyküler, modern sanayi yaşamını anlamak için ortak simgeler sunar.
Cevabı göster
Öyküler, modern sanayi yaşamını anlamak için ortak simgeler sunar.
dream logic: rüyaya özgü anlatı kuralları
Dream logic, bir öykünün uyku sırasında görülen rüyaya benzeyen kurallarla işlemesi demektir. Olaylar birden sıçrayabilir, imkânsız şeyler normal karşılanabilir ve neden-sonuç ilişkisi gündelik gerçekliğe uymayabilir. Bu cümlede rüyaya özgü bu yöntem, keyfî güç sistemleri ile bu sistemlerde sıkışıp kalan kişiler arasındaki gerçek ilişkileri incelemek için kullanılır. Böylece gerçek dışı anlatım, gerçek korkuları ve gücü açığa çıkarabilir.
Alıştırma
Hangi sahne dream logic kullanımı olarak en iyi biçimde tanımlanabilir?
- Bir karakter her kapı açtığında koridor uzar ve herkes bunu normal karşılar.
- Bir dedektif her olayı açık fiziksel kanıtlarla açıklar.
- Bir karakter kariyer hedefine ulaşmak için haftalık plan yapar.
Cevabı göster
Bir karakter her kapı açtığında koridor uzar ve herkes bunu normal karşılar.
systems of arbitrary power: açık sınırlardan yoksun güç sistemleri
Bu cümlede systems of arbitrary power, yönetimdeki kişi ya da kurumların açık ve tutarlı kurallar, yeterli gerekçeler veya etkili sınırlamalar olmadan karar alabildiği örgütlü yapılar demektir. Burada arbitrary ciddi bir eleştiri taşır: güç yalnızca gelişigüzel ya da rastgele değil, aynı zamanda kapalı ve öngörülemez olabilir. systems of + soyut isim yapısı, sistemleri neyin düzenlediğini veya nitelediğini gösterir. Bu nedenle ifade, tek bir kişinin ara sıra verdiği haksız bir karardan çok kurumsal güce işaret eder.
Alıştırma
Hangi durum a system of arbitrary power ifadesini en iyi örnekler?
- Sıralar, önceden duyurulmuş rastgele bir çekiliş süreciyle belirlenir.
- Yetkililer gerekçe sunmadan veya açık kurallara uymadan insanları cezalandırabilir.
- Yetkililer yayımlanmış kurallara uymalı ve bağımsız itiraz yollarına izin vermelidir.
Cevabı göster
Yetkililer gerekçe sunmadan veya açık kurallara uymadan insanları cezalandırabilir.
caught up in: bir durumun içine çekilmek
Bu cümlede caught up in, daha büyük bir sistemin içine çekilmek veya ondan etkilenmek anlamına gelir; çoğu zaman kişinin kontrolünün sınırlı olduğunu ya da durumdan çıkmakta zorlandığını düşündürür. Buradaki kullanım mecazidir: bireyler fiziksel olarak yakalanmış değildir. individuals caught up in them sözleri, individuals who are caught up in them yapısının kısaltılmış biçimidir. Them, systems of arbitrary power ifadesine gönderme yapar; dolayısıyla söz öbeği bu sistemlere dolanan kişileri tanımlar.
Alıştırma
Cümleyi, bu derste geçen ve ‘istemeden bir durumun içine çekilmek’ anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Several families were ____ a legal dispute they did not start.
Cevabı göster
caught up in
Destekleyici bir örnek sunmak için Take, for example, kullanımı
Take, for example, hemen önce dile getirilen genel bir düşünceyi destekleyen veya açıklayan somut bir örnek sunar. Burada Kafka'nın öyküleri hakkındaki genel iddiadan kanıt olarak Dönüşüm'e geçiş sağlar. Bu kalıpta take, bir şeyi fiziksel olarak taşımak anlamına gelmez; “bu örneği düşünün” demektir. Buradaki yaygın sıra Take, for example, + isim öbeği şeklindedir. “Take Kafka's story, for example.” da denebilir.
Alıştırma
Konuşmacı, küçük değişikliklerin bir mahalleye nasıl yardımcı olabileceği hakkında genel bir iddiada bulundu. Hangi cümle bu iddiayı destekleyen bir örneği doğal biçimde sunar?
- Take, for example, the community garden on Pine Street.
- Therefore, the community garden on Pine Street.
- On the other hand, the community garden on Pine Street.
Cevabı göster
Take, for example, the community garden on Pine Street.
When Gregor Samsa awakens one morning to find himself transformed into a giant insect, Dilbilgisi
2:37Gregor Samsa bir sabah uyandığında kendini dev bir böceğe dönüşmüş bulduğunda,
to find himself transformed into: kendini beklenmedik bir durumda bulmak
to find himself transformed into, find + dönüşlülük zamiri + geçmiş ortaç yapısını kullanır. Gregor'un kendisini zaten değişmiş bir durumda bulduğunu anlatır; buradaki find “aramak” değil, “fark etmek veya keşfetmek” anlamındadır. transformed, himself'in içinde bulunduğu durumu; into a giant insect ise değişimin sonucunu anlatır. Bu yapı çoğunlukla beklenmedik, planlanmamış veya ancak sonradan fark edilen bir durumu sunar. Buradaki to find, onun uyanmasını ardından gelen şaşırtıcı keşfe bağlar.
Alıştırma
Hangi cümle beklenmedik bir durumu anlatmak için find oneself + geçmiş ortaç yapısını doğru kullanır?
- After the bridge collapsed, the village searched itself cut off from the outside world.
- After the bridge collapsed, the village found itself cut off from the outside world.
- After the bridge collapsed, the village found itself to cut off the outside world.
Cevabı göster
After the bridge collapsed, the village found itself cut off from the outside world.
his greatest worry is that he gets to work on time. Notlar
2:42en büyük endişesi işe zamanında yetişmektir.
his greatest worry is that he gets to work on time: absürt ironi
Gregor dev bir böceğe dönüştüğünü fark ettikten hemen sonra, vurgulanan yan cümle işe zamanında varabilmeyi onun “en büyük kaygısı” olarak sunar. Bilgiler şaşırtıcı bir uyumsuzlukla sıralanır: olağanüstü bir bedensel felaketin ardından sıradan bir dakiklik endişesi gelir. Önceliklerin bu şekilde tersine çevrilmesi absürt bir ironi yaratır. Ayrıca iş yaşamının beklentilerinin Gregor üzerinde öylesine güçlü olduğunu, kendi dönüşümüne tepki vermeden önce geç kalmayı düşündüğünü gösterir.
Alıştırma
Vurgulanan yan cümlenin etkisini en iyi hangi ifade açıklar?
- İşe varmanın dönüşümü geri çevireceğini ima eder.
- Böceğe dönüşmenin işinin olağan bir parçası olduğunu gösterir.
- Olağanüstü bir felaket ile sıradan bir iş kaygısını karşılaştırır.
Cevabı göster
Olağanüstü bir felaket ile sıradan bir iş kaygısını karşılaştırır.
gets to work on time: iş yerine zamanında varmak
gets to work on time ifadesinde get to, “ulaşmak” veya “varmak” anlamına gelir. Work, varış noktası olan iş yerini belirtir; on time ise gereken zamanda, geç kalmadan demektir. İfadenin tamamı “iş yerine zamanında varır” anlamındadır. Aynı get to work sözleri “çalışmaya başlamak” anlamına da gelebilir. Ancak burada on time varış zamanıyla ilgili bir ipucu verdiği için work sözcüğünün hedef olan iş yerini belirttiği açıktır.
Alıştırma
Cümleyi “iş yerine gereken zamanda varmak” anlamındaki hedef get ifadesiyle tamamlayın: The first bus was canceled, so I took a taxi to ____.
Cevabı göster
get to work on time
It was not only the authoritarian realm of the workplace Anlatım akışı
2:49Kafka'ya ilham veren sadece işyerinin
not only the authoritarian realm of the workplace: argümanı genişletmek
It was not only X kalıbında not only, X'in açıklamanın tamamı olduğu düşüncesini reddeder. Burada otoriter iş yeri açıklamanın bir parçasıdır, ancak açıklamanın bütünü değildir. Bilgiyi düzenleyen bir işaret olarak not only, dinleyiciye başka bir kaynak veya bakış açısının geleceğini bildirir. Konuşmada ya da birden fazla cümleye yayılan açıklamalarda, but also hemen ardından gelmese bile ek bilgi sonraki cümlede verilebilir.
Alıştırma
Not only burada esas olarak neyin işaretini verir?
- Konuşmacı authoritarian sözcüğünü tanımlamak üzeredir.
- Konuşmacı, iş yerindeki otoritenin hiçbir etkisi olduğunu kabul etmiyor.
- Otoriter iş yeri açıklamanın bir parçasıdır ve ardından başka bir parça gelecektir.
Cevabı göster
Otoriter iş yeri açıklamanın bir parçasıdır ve ardından başka bir parça gelecektir.
Some of his protagonists' struggles come from within. Kalıp ifadeler
2:54Bazı kahramanlarının mücadeleleri kendi içlerinden gelir.
come from within: kaynağı içeride olmak
Come from within, kaynağın söz konusu kişinin veya şeyin içinde bulunduğu anlamına gelir. Burada kahramanların mücadeleleri yalnızca dış koşullardan değil, kendi düşüncelerinden, arzularından, korkularından veya iç çatışmalarından doğar. Within burada soyut anlamdadır; fiziksel bir yerden dışarı doğru hareketi anlatmaz. Aynı yapı bir kişinin, grubun veya kuruluşun içinden gelen bir kaynağı da anlatabilir.
Alıştırma
Hangi cümlede come from within içsel bir kaynağı anlatır?
- The music comes from inside the studio.
- She comes into the studio at nine.
- Her confidence comes from within.
Cevabı göster
Her confidence comes from within.
describes a circus performer whose act consists of extended fasts. Notlar
2:59gösterisi uzun süreli oruçlardan oluşan bir sirk sanatçısını anlatır.
whose act consists of: whose ile tanımlayıcı bilgi ekleme
Whose, circus performer hakkında bilgi ekleyen bir ilgi cümleciği başlatır. Aidiyet bildirir: whose act, «sanatçının gösteri numarası» demektir. Buradaki act, «gösteri numarası» anlamında bir isimdir; «eylem» ya da act fiili değildir. Consists of, «-den oluşur» anlamına gelir. Yeniden kullanılabilen isim + whose + şey + consists of + içerik kalıbı, bir kişinin veya nesnenin bir parçasının ne içerdiğini ya da nelerden oluştuğunu söyleyerek önceki ismi açıklar.
Alıştırma
Bir kişiyi yaptığı etkinliğin içeriğiyle anlatmak için whose ... consists of ... yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?
- The museum hired a guide whose tour consists of three sections.
- The museum hired a guide who tour consists of three sections.
- The museum hired a guide whose tour consists three sections.
Cevabı göster
The museum hired a guide whose tour consists of three sections.
extended fasts: yemek yenmeyen dönemleri anlatan isim fasts
Extended fasts ifadesinde fasts, sayılabilen fast isminin çoğuludur ve bir kişinin yemek yemediği ayrı dönemleri anlatır. Extended, bu dönemlerin uzun sürdüğünü bildirir; dolayısıyla ifade «uzun süreli aç kalma dönemleri» demektir. Buradaki fast sözcüğünün hızla ilgisi yoktur. Dil bilgisi de anlamı belirlemeye yardımcı olur: extended, çoğul isim fasts'i niteleyen bir sıfattır.
Alıştırma
"The tradition includes two short fasts each year," cümlesinde fasts ne anlama gelir?
- yemek yenmeyen iki dönem
- çok hızlı yenen iki öğün
- iki yüksek hızlı yarış
Cevabı göster
yemek yenmeyen iki dönem
He's upset that the circus master limits these to 40 days,
3:05Sirk patronunun bunları 40 günle sınırlandırmasına üzülür,
believing this prevents him from achieving greatness in his art. Kalıp ifadeler
3:09bunun sanatında büyüklüğe ulaşmasını engellediğine inanır.
prevent someone from doing: birinin bir şey yapmasını engellemek
Prevent + someone + from + -ing, bir şeyin bir kişinin bir eylemi yapmasını engellediğini veya eylemi imkânsız hâle getirdiğini anlatır. Burada this nedeni, him etkilenen kişiyi, achieving greatness ise engellenen sonucu gösterir. Bu yapıda from zorunludur ve ardından fiilin -ing biçimi gelir: prevents him from achieving denir; prevents him from achieve veya prevents him to achieve denmez.
Alıştırma
Prevent + object + from + -ing yapısını geçmiş zamanda, nesne olarak us ve eylem olarak enter ile kullanın: The locked gate ____ the park, so we waited outside.
Cevabı göster
prevented us from entering
he is left free to starve himself to death. Dilbilgisi
3:15kendini açlıktan öldürmekte özgür bırakılır.
is left free to: kısıtlamasız ama zararlı bir sonuç
Be left + adjective, bir değişiklikten sonra geriye kalan durumu anlatır. is left free to + fiil yapısında fiil yalın hâlde kullanılır ve tüm ifade artık hiçbir kişinin ya da kuralın onun hareket etmesini engellemediği anlamına gelir. Burada free olumlu değil, ironiktir. Popülerliğin kaybolması dışarıdan gelen sınırı kaldırır; böylece ölene kadar kendini aç bırakmayı sürdürebilir. İfade, kısıtlanmamanın yıkıcı bir sonuca yol açabileceğini vurgular.
Alıştırma
Bu cümlede was left free to ne anlama gelir? When the supervisor stopped checking his work, he was left free to ignore every safety rule.
- Artık kimse onun kuralları görmezden gelmesini engellemiyordu.
- Yönetici ona kuralları görmezden gelmesini resmen emretti.
- Kurallara uyduğu için ödüllendirildi.
Cevabı göster
Artık kimse onun kuralları görmezden gelmesini engellemiyordu.
The twist comes when he lays dying in anonymity, Notlar
3:19Olayın beklenmedik dönüşü, isimsiz bir şekilde can çekişirken
in anonymity: tanınmadan veya takdir görmeden yaşamak
in anonymity, bir kişinin halk tarafından tanınmadığı veya takdir görmediği süregelen bir durumu anlatır. Burada adamın yalnızca tek bir eylemde adını gizlemesi değil, unutulmuş ve kimsenin dikkatini çekmeden ölmesi kastedilir. Bu edat grubu çoğunlukla live, work, remain veya die gibi fiillerden sonra gelir ve birinin zaman geçirirken ya da bir sonuca ulaşırken içinde bulunduğu durumu anlatır.
Alıştırma
He lived in anonymity ifadesi hangi durumu en iyi anlatır?
- Bir kişi tek bir çevrim içi yorumda adını gizledi.
- Bir kişi yıllarca halk tarafından tanınmadan kaldı.
- Bir kişi kilitli bir odada yalnız kaldı.
Cevabı göster
Bir kişi yıllarca halk tarafından tanınmadan kaldı.
regretfully admitting that his art has always been a fraud.
3:22sanatının her zaman bir sahtekarlık olduğunu pişmanlıkla itiraf etmesiyle gelir.
The twist comes when: hikâyedeki sürpriz dönüşü tanıtmak
The twist, önceki olayların anlaşılma biçimini değiştiren beklenmedik bir gelişme, yani hikâyedeki sürpriz dönüş demektir. Burada The twist comes when, adamın son itirafının şaşırtıcı açıklama olduğunu dinleyiciye bildirir; twist fiziksel olarak dönmek anlamında değildir. The twist comes when + yan cümle kalıbı bir anlatı işareti gibi çalışır. Önemli dönüşün gelmekte olduğunu duyurur; when ile başlayan yan cümle de bu dönüşü ortaya çıkaran olayı veya anı belirtir.
Alıştırma
Dersteki anlatı ifadesiyle cümleyi tamamlayın: The ____ Maya realizes the helpful stranger is the thief.
Cevabı göster
twist comes when
strength of will: zihinsel kararlılık
Strength of will, ayartıcı bir şeye direnmek veya zorluklara rağmen devam etmek için gereken zihinsel kararlılık ya da öz denetim anlamına gelir. Buradaki will, gelecekten söz eden yardımcı fiil değil, kararlılık anlamındaki bir isimdir. Not through strength of will ifadesinde through, bu zihinsel gücü olası bir araç veya neden olarak sunar. Cümle, onun oruç tutma nedeninin bu olduğunu reddeder.
Alıştırma
“It took great strength of will to keep training after the setback.” cümlesinde strength of will ne anlama gelir?
- kaslardaki fiziksel güç
- gelecekte güçlü olunacağına dair bir tahmin
- devam etmek için gereken zihinsel kararlılık
Cevabı göster
devam etmek için gereken zihinsel kararlılık
but simply because he never found a food he liked.
3:28sadece sevdiği bir yiyeceği hiç bulamadığı için oruç tutmuştur.
not through ..., but simply because ...: yanlış bir nedenin yerine gerçeğini koymak
Not through A, but simply because B yapısı, açıklama olarak A’yı reddeder ve gerçek neden olarak B’yi verir. Burada through sözcüğünden sonra bir isim öbeği, because sözcüğünden sonra ise tam bir yan cümle gelir. Bu cümlede reddedilen açıklama strength of will ifadesidir. but sonrasındaki yan cümle ikinci bir neden eklemez; ilk nedenin yerini alır. Bir olayın nedenine ilişkin yanlış bir düşünceyi düzeltirken bu yapı kullanılabilir.
Alıştırma
Şansı neden olarak reddedip gerçek nedeni vermek için not through ..., but simply because ... yapısını kullanın: Maya won the contest ____ luck, ____ she had prepared carefully.
Cevabı göster
not through · but simply because
Even in: iddiayı sınayan güçlü bir örnek sunmak
Even in + isim öbeği, daha basit açıklamaya özellikle iyi uyuyor gibi görünen bir örneği tanıtır. Burada Dava doğrudan bürokrasiye odaklanıyor gibi görünür; ancak konuşmacı, daha derin bir yorumun yine de geçerli olduğunu savunmaya hazırlanmaktadır. Even vurgu katar: iddia, özellikle güçlü ya da görünüşte istisnai olan bu örnekte bile doğru kalıyorsa genel savı reddetmek zorlaşır. Bu kullanımda even zamanla ilgili değildir; “düz” ya da “ortalama” anlamına da gelmez.
Alıştırma
"Even in the clearest example, the pattern has exceptions," cümlesinde Even in ne işlev görür?
- Örneğin nitelik bakımından ortalama olduğunu söyler.
- Sonraki iddianın özellikle şaşırtıcı görünebileceği bir örneği vurgular.
- Örneğin düzenli bir zamanda gerçekleştiğini söyler.
Cevabı göster
Sonraki iddianın özellikle şaşırtıcı görünebileceği bir örneği vurgular.
point to something far more sinister: daha karanlık bir sonuca işaret etmek
Point to burada mecaz anlamda kullanılır: gerçekler veya belirtiler bir sonucu düşündürür ya da onu destekleyen kanıtlar sunar. Muğlak yasalar ve karmaşık prosedürler ipuçları olarak gösterilir; bunlar parmakla gerçek anlamda bir şeyi işaret etmez. Something sinister, açıkça belirtilmeyen bir tehdit, zararlı bir güç veya karanlık bir sorun anlamına gelir. Far, more sinister karşılaştırmasını güçlendirir; dolayısıyla tüm ifade, kanıtların sıradan bir bürokratik karışıklıktan çok daha karanlık veya tehdit edici bir soruna işaret ettiğini anlatır.
Alıştırma
"The repeated failures point to something far more sinister" cümlesi ne anlama gelir?
- Tekrarlanan başarısızlıklar, bunların arkasında çok daha karanlık bir sorun olabileceğini düşündürüyor.
- Birisi başarısızlıkları bir nesnenin tam yerini göstermek için kullanıyor.
- Başarısızlıklar sorunun küçük ve zararsız olduğunu kanıtlıyor.
Cevabı göster
Tekrarlanan başarısızlıklar, bunların arkasında çok daha karanlık bir sorun olabileceğini düşündürüyor.
proves unstoppable even by supposedly powerful officials. Kelime
3:43sözde güçlü yetkililer tarafından bile durdurulamaz olduğu kanıtlanır.
The terrible momentum of the legal system: hukuk sisteminin korkunç ataleti
Burada momentum, kurumsal atalet için kullanılan bir benzetmedir. Hukuk sistemi çoktan harekete geçmiş bir şey gibi anlatılır: süreçler bir kez başladığında sistemi ileri taşımayı sürdürür ve tek bir kişinin onları durdurması giderek zorlaşır. Terrible, bu devam eden gücün zararlı sonuçları olduğunu gösterir. İfade, ölçülebilir fiziksel momentumu anlatmaz; soyut bir sistemi kendine ait hareketi ve gücü varmış gibi sunar.
Alıştırma
Özgün cümlede The terrible momentum of the legal system neyi ifade ediyor?
- Yetkililer her hukuki kararın daha hızlı alınmasını bilerek sağlamaktadır.
- Hukuk sistemi kendi kurumsal ataletiyle ilerlemeyi sürdürür ve durdurulması zordur.
- Hukuk sistemi ölçülebilir bir hızla fiziksel olarak hareket etmektedir.
Cevabı göster
Hukuk sistemi kendi kurumsal ataletiyle ilerlemeyi sürdürür ve durdurulması zordur.
supposedly powerful officials: kuşkucu mesafe
Supposedly, powerful sözcüğünü niteler. Yetkililerin gücünü, konuşanın bütünüyle onayladığı bir gerçek olarak değil, insanların iddia ettiği veya beklediği bir özellik olarak sunar. Bu yetkililer bile sistemi durduramadığı için sözcük kuşkucu ve ironik bir mesafe yaratır: isim olarak güçlü görünürler, ancak gerçek güçleri sınırlıdır. Başka bağlamlarda supposedly yalnızca doğrulanmamış bir bilgiyi gösterebilir; bu nedenle kuşkucu etki bağlama bağlıdır.
Alıştırma
Bu cümlede supposedly powerful officials nasıl bir tutum aktarıyor?
- Konuşan kişi, yetkililerin büyük güce sahip olduğunu hiçbir çekince olmadan doğruluyor.
- Güçlü oldukları söyleniyor, ancak konuşan kişi gerçekte ne kadar güçlü olduklarından kuşku duyuyor.
- Yetkililer yalnızca kamu görevlisiymiş gibi davranıyor.
Cevabı göster
Güçlü oldukları söyleniyor, ancak konuşan kişi gerçekte ne kadar güçlü olduklarından kuşku duyuyor.
but whose sole function is to perpetuate itself. Kelime
3:50ancak tek işlevi kendini idame ettirmek olan bir sistemdir.
that doesn't serve justice, but whose sole function is ...: beklenen rolü reddedip gerçek işlevi açıklamak
İki ilgi cümleciği de aynı ismi, yani system sözcüğünü açıklar. that doesn't serve justice önce bir hukuk sisteminden beklenen amacı reddeder. whose sole function is ... ise konuşanın sistemin gerçek işlevi olarak gördüğü şeyi belirtir. Buradaki whose, “sistemin” anlamındadır ve yalnızca insanlar için değil, nesneler ve kavramlar için de kullanılabilir. Bu karşıtlıkta ikinci cümlecik küçük bir ayrıntı değil, ana sonuçtur. Yeniden kullanılabilecek yapı a/an + noun + that doesn't ..., but whose + noun + is ... biçimindedir; beklenen rolü reddedip gerçek rolü ortaya koyar.
Alıştırma
Aynı ismi açıklamak için that ... but whose ... yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?
- This is a tool that doesn't solve the problem, but which sole function is to collect data.
- This is a tool that doesn't solve the problem, but whose sole function is to collect data.
- This is a tool whose doesn't solve the problem, but that sole function is to collect data.
Cevabı göster
This is a tool that doesn't solve the problem, but whose sole function is to collect data.
to perpetuate itself: kendi varlığını sürdürmek
To perpetuate itself, “kendi varlığını ya da işleyişini sürdürmesini sağlamak” demektir. Dönüşlülük zamiri itself, system sözcüğüne döner: sistem kendi varlığını korumaktadır. Perpetuate, tek bir eylemi yeniden yapmayı değil, bir şeyin zaman içinde devam etmesini anlatır. Burada cümleye eleştirel bir anlam katar: sistemin etkinliği adalete değil, kendi varlığını sürdürmeye hizmet eder.
Alıştırma
Cümleyi perpetuate ve doğru dönüşlülük zamiriyle tamamlayın: The institution creates rules that allow it to ____.
Cevabı göster
perpetuate itself
What political theorist Hannah Arendt ... would call: bir adlandırmayı kaynağına atfetmek
Buradaki What ... would call ... bir soru değildir. Birinin belirli bir adla tanımlayacağı şeyi veya durumu anlatan, isim görevindeki bir ilgi yapısıdır. Daha önce açıklanan olguya gönderme yapar ve Hannah Arendt'in bu olgu için kullanacağı adı sunar. writing years after Kafka's death sözleri, Arendt'in ne zaman yazdığına dair ek bilgi veren bir sıfat-fiil grubudur. Bu bölüm çıkarıldığında ana yapı görülür: What political theorist Hannah Arendt would call tyranny without a tyrant.
Alıştırma
Araya giren arka plan ifadesi çıkarıldığında hangi dizi dil bilgisel ana yapıyı oluşturur?
- What political theorist Hannah Arendt would call tyranny without a tyrant.
- Political theorist Hannah Arendt writing what would call tyranny without a tyrant.
- What would political theorist Hannah Arendt call tyranny without a tyrant?
Cevabı göster
What political theorist Hannah Arendt would call tyranny without a tyrant.
tyranny without a tyrant: tiransız tiranlık
Burada Arendt'in siyasi ifadesi Kafkaesk bir hukuk düzenini anlatmak için kullanılır: belirlenebilir tek bir diktatör sistemi yönetmese bile sistem baskı üretebilir. Kurallar, prosedürler ve kurumlar birleşerek korku ve güçsüzlük yaratabilir. İfadede tyranny baskıcı durumu, tyrant ise baskıcı yöneticiyi adlandırır. Bu karşıtlık, dikkati gizli bir kişiden uzaklaştırıp tüm sistemin işleyişine yöneltir.
Alıştırma
Hangi durum tyranny without a tyrant ifadesiyle en iyi anlatılır?
- Hiç kurum olmadığı için insanlar özgürce iş birliği yapar.
- Tek bir yönetici sistemi kontrol etmediği hâlde katı prosedürler herkesi baskı altında tutar.
- Bir diktatör her baskıcı emri bizzat verir.
Cevabı göster
Tek bir yönetici sistemi kontrol etmediği hâlde katı prosedürler herkesi baskı altında tutar.
Yet, accompanying the bleakness of Kafka's stories, Anlatım akışı
4:02Yine de, Kafka'nın hikayelerinin kasvetine eşlik eden,
rooted in the nonsensical logic of the situations described. Kalıp ifadeler
4:06köklenen büyük bir mizah vardır.
Yet, accompanying the bleakness: karşıt bir özelliği sunmak
Yet, okuyucuya sıradaki noktanın önceki odakla karşıtlık kurduğunu gösterir. Öyküler kasvetli olabilir, ancak tek özellikleri bu değildir; mizah beklenmedik ikinci bir yön olarak ortaya çıkar. Baştaki accompanying the bleakness ifadesi kasveti bilinen arka plan olarak tutar ve mizahı yeni bilgi olarak sunar. İki özellik bir arada bulunur; mizah kasveti ortadan kaldırmaz ya da onun yerini almaz.
Alıştırma
Bu cümlede Yet, accompanying the bleakness nasıl bir ilişki belirtir?
- Mizah kasvetin tamamen yerini alır.
- Cümle, karşıtlık kurmadan ilgisiz bir konuya geçer.
- Öyküler kasvetlidir, ancak mizah da bu kasvetle birlikte vardır.
Cevabı göster
Öyküler kasvetlidir, ancak mizah da bu kasvetle birlikte vardır.
rooted in: derin bir kaynak veya temel belirtmek
rooted in ifadesindeki root mecaz anlamda kullanılır. Cümle, mizahın temel kaynağını ya da dayanağını durumların anlamsız mantığından aldığını söyler; gerçek bitki köklerinden söz etmez. Burada rooted in the nonsensical logic... ifadesi humor sözcüğünü niteleyen bir geçmiş zaman ortacı grubudur ve humor that is rooted in... anlamına gelir. Bu yapı bir inancın, duygunun, geleneğin veya sorunun derin temelini açıklamak için yaygın olarak kullanılır ve çoğu zaman basitçe comes from demekten daha güçlüdür.
Alıştırma
Cümleyi “derin kaynağını şuradan alır” anlamındaki ders ifadesiyle tamamlayın: The town's music festival is ____ a century-old tradition.
Cevabı göster
rooted in
it's easy to recognize the Kafkaesque in today's world.
4:12bugünün dünyasında Kafkaesk'i tanımak kolaydır.
on the one hand: karşıtlığın ilk yönünü tanıtmak
On the one hand, iki yönlü bir karşılaştırmanın veya savın bir yönünü tanıtır. Burada, günümüz dünyasında Kafkaesk özellikleri fark etmenin kolay olduğu iddiasını ele alınacak ilk yön olarak çerçeveler. Bu ifade ayrıca dinleyiciyi, çoğu zaman on the other hand ile tanıtılan dengeleyici veya karşıt ikinci bir yöne hazırlar. Zamansal olayları değil, bakış açılarını düzenlediği için yalnızca first anlamına gelmez.
Alıştırma
İlk yönü tanıtan dört kelimelik ifadeyle standart karşıtlığı tamamlayın: ____, working from home saves commuting time. On the other hand, it can feel isolating.
Cevabı göster
On the one hand
that have real consequences on every aspect of our lives.
4:20giderek daha karmaşık hale gelen yönetim sistemlerine güveniyoruz.
increasingly convoluted systems of administration: giderek içinden çıkılmaz hâle gelen idari sistemler
Increasingly, bir niteliğin zamanla daha güçlü hâle geldiğini belirtir. Convoluted ise çok fazla dolambaç, katman veya adım içerdiği için anlaşılması ya da takip edilmesi zor olan bir şeyi tanımlar. Increasingly convoluted birlikte, giderek daha karmaşık, dolaşık ve içinden çıkılması zor hâle gelmek anlamına gelir. Systems of administration; kuralları, kararları, kayıtları veya hizmetleri yönetmek için kullanılan yapılar ve prosedürlerdir. Bu cümlede bütün ifade, günlük yaşamı etkileyen idari sistemleri yalnızca karmaşık oldukları için değil, zamanla daha da anlaşılmaz hâle geldikleri için eleştirir.
Alıştırma
Hangi cümle, complex sözcüğünün nötr anlamı yerine convoluted sözcüğünün eleştirel anlamını en iyi gösterir?
- The permit process is complex because several agencies share responsibility.
- The permit process is so convoluted that applicants cannot tell which form comes next.
- The permit process is efficient, with only one short form.
Cevabı göster
The permit process is so convoluted that applicants cannot tell which form comes next.
find our every word judged: find + nesne + geçmiş zaman ortacı
find our every word judged yapısında find ana fiildir, our every word nesnedir ve judged nesnenin bulunduğu andaki durumunu anlatan geçmiş zaman ortacı biçiminde bir nesne tamamlayıcısıdır. Anlamı, söylediğimiz her sözün yargılandığını fark etmemizdir. every word yargılama eylemini yapan değil, bu eyleme maruz kalan taraftır; bu nedenle geçmiş zaman ortacı edilgen bir ilişki kurar. judged ikinci bir ana fiil değildir. find + nesne + geçmiş zaman ortacı kalıbı, birini veya bir şeyi bir eylemden etkilenmiş durumda bulmayı anlatabilir.
Alıştırma
Hangi cümle, paket bulunduğunda zaten hasarlı olduğunu anlatmak için find + nesne + geçmiş zaman ortacı yapısını kullanır?
- When I opened the box, I found someone damaging the package.
- When I opened the box, I found the package and damaged it.
- When I opened the box, I found the package damaged.
Cevabı göster
When I opened the box, I found the package damaged.
by people we can't see ... to rules we don't know: paralel biçimde gizlenen bilgiler
Cümle, birbirine benzeyen iki bilgi parçası verir: by people we can't see kimin yargıladığını, according to rules we don't know ise hangi ölçütün kullanıldığını belirtir. İki isim grubunda da nesne görevindeki ilgi zamiri düşürülmüştür: people (whom/that) we can't see ve rules (that/which) we don't know. İsim + we + olumsuz fiil kalıbının tekrarı, düşünceyi paralel biçimde düzenler: önce yargılayan kişiler gizlidir, ardından ölçütler bilinmezdir. İki bölüm birlikte, ilgisiz iki ayrıntı sunmak yerine bütün yargılama sistemini şeffaf olmayan bir yapı gibi gösterir.
Alıştırma
İki paralel ilgi cümleciği birlikte nasıl bir etki oluşturur?
- Hem yargılayanları hem de kurallarını ayrıntılı biçimde açıklar.
- Yargılayanların görünür, kuralların ise adil olduğunu söyler.
- Hem yargılayanları hem de kuralları bizden gizli şeyler olarak sunar.
Cevabı göster
Hem yargılayanları hem de kuralları bizden gizli şeyler olarak sunar.
by fine-tuning our attention to the absurd, Kalıp ifadeler
4:34dikkatimizi absürde ince bir şekilde ayarlayarak,
Kafka also reflects our shortcomings back at ourselves. Deyimler
4:36Kafka kendi eksikliklerimizi de bize geri yansıtır.
On the other hand: ikinci yönü sunmak
On the other hand, iki bölümden oluşan bir bakışın ikinci yönünü belirtir. Burada ilk yön, modern dünyadaki Kafkaesk özellikleri fark etmekle ilgilidir; ikinci yön ise savı Kafka'nın kendimizde görmemize yardım ettiği şeylere çevirir. Bu yalnızca bir konu değişikliği değildir. on the one hand ile açılan çerçeveyi tamamlar ve yeni noktanın ilk noktayı dengelediğini ya da onunla karşıtlık oluşturduğunu gösterir.
Alıştırma
Standart iki bölümlü yapıyı tamamlayın: On the one hand, online classes save travel time. ____, some learners miss face-to-face discussion.
Cevabı göster
On the other hand
fine-tuning our attention to: dikkati daha hassas hâle getirmek
Fine-tuning our attention to the absurd ifadesinde fine-tune mecaz anlamda kullanılır. Burada bir makineyi ayarlamak yerine, Kafka'nın yazılarının dikkatimizi daha hassas ve duyarlı hâle getirerek absürt ayrıntıları daha açık biçimde fark etmemizi sağlaması anlatılır. Burada by + fine-tuning yöntemi belirtir. Attention ismi, dikkat edilen şeyden önce to alır: attention to the absurd.
Alıştırma
Fine-tune one's attention to kalıbını kullanın ve doğru iyelik sözcüğünü seçin: The workshop helps editors ____ subtle shifts in tone.
Cevabı göster
fine-tune their attention to
reflects our shortcomings back at ourselves: ayna benzetmesi
Bu ifade Kafka'nın eserlerini bir aynaya benzetir: insanlara kendi shortcomings sözcüğüyle belirtilen zayıflıklarını ve kusurlarını gösterir. reflect something back at someone, bir şeyi sanki görüntüsünü geri veriyormuş gibi bir kişiye göstermek anlamına gelir. Buradaki yansıma fiziksel değil, mecazidir. back at ourselves, ortaya çıkarılan kusurların bize ait olduğunu vurgular; böylece cümle bütün sorunları dışarıda aramak yerine kendimizi tanımaya çağırır.
Alıştırma
Hangi cümlede reflect ... back at ... yapısı, bir grubun kendi zayıflığını ortaya çıkaran ayna benzetmesi olarak kullanılmıştır?
- The novel reflects our prejudices back at us.
- We reflected on the novel's ending.
- Sunlight was reflected from the window.
Cevabı göster
The novel reflects our prejudices back at us.
and have the power to change for the better. Kalıp ifadeler
4:45ve onu daha iyiye doğru değiştirme gücüne sahip olduğumuzu bize hatırlatır.
In doing so: önceki bir eyleme gönderme
In doing so, önceki ifadeye gönderme yapan bir bağlama ifadesidir: so, daha önce belirtilen bir eylemin yerine geçer. Burada Kafka'nın kusurlarımızı bize geri yansıtmasını ifade eder; yeni bir eylem anlatmaz. Bu ifade önceki eylemi kısa bir bağlantı içinde toplar ve ana cümlenin bu eylemin sonraki etkisini belirtmesini sağlar: insanların dünyayı yarattığını ve onu iyileştirebileceğini bize hatırlatır. Başka bağlamlarda da önceki eylem sırasında veya onun sonucunda gerçekleşen bir durumu anlatabilir.
Alıştırma
Şunu okuyun: Leo shared his notes with the group. In doing so, he helped everyone prepare. so neye gönderme yapıyor?
- Leo wrote new notes afterward.
- Everyone prepared together.
- Leo shared his notes with the group.
Cevabı göster
Leo shared his notes with the group.
the world we live in is one we create: one, world yerine kullanılır
“The world we live in”, “içinde yaşadığımız dünya” anlamına gelir ve “the world that we live in” ile aynıdır. İlgi zamiri that veya which, in edatının nesnesi olduğu için atılır; in ise ilgi yan cümlesinin sonunda kalır. “one we create” içindeki one, 1 sayısı değildir. Tekil ve sayılabilen world isminin yerini tutar; “we create” ise that veya which’in atıldığı başka bir ilgi yan cümlesidir. İsim + ilgi yan cümlesi + be + one + ilgi yan cümlesi kalıbı, ismi tekrarlamadan bir şeyi tanımlamayı sağlar.
Alıştırma
“The park we visit is one the community protects.” cümlesinde one ne işe yarar?
- 1 sayısı anlamına gelir.
- Tekil ve sayılabilen “park” isminin yerini tutar.
- “the community” ifadesine gönderme yapar.
Cevabı göster
Tekil ve sayılabilen “park” isminin yerini tutar.
change for the better: daha iyi bir duruma doğru değişmek
“Change for the better”, “daha iyi hâle gelmek” veya “bir şeyi daha iyi hâle getirmek” anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. “For the better”, değişimin yönünün ya da sonucunun olumlu olduğunu belirtir; buradaki the better, daha iyi bir insanı değil, daha iyi bir durumu anlatır. Bu cümlede neyin değiştirildiği önceki sözlerden anlaşılır: dünya. Bu ifade, gelişmenin mümkün olduğunu söyleyerek düşünceyi tamamlar.
Alıştırma
Cümleyi “olumlu bir yönde” anlamına gelen kalıplaşmış ifadeyle tamamlayın: The new library program changed our afternoons ____.
Cevabı göster
for the better