Bingo Bebek Geliyor! 😆 🧡 | 2. Sezondan Öne Çıkanlar - Baba Bebek | Bluey: İngilizce çalışma notları
Bluey - Official Channel
Video özeti: Doğum canlandırması yapılan bir oyunda Bluey’nin babası ile Pat, kriket maçı yüzünden dikkatleri dağılırken bebeği çıkarmanın yolunu doğaçlama biçimde arar. Sonunda başka biri görevi devralır ve uyumlu şekilde itip çekmeleri işe yaramaya başlar. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. having a baby. — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: have a baby ifadesinin aile veya sağlık bağlamında bir bebeğe kelimenin tam anlamıyla sahip olmak değil, doğum yapmak anlamına geldiğini anlayın. Böylece hamilelik, doğum ve aile haberleriyle ilgili konuşmalarda çok sık geçen bu ifadeyi doğru yorumlayabilirsiniz. 2. none for six, — Kültür, medya ve gerçek yaşam bağlamı: Bunun Avustralya kriketinde kullanılan bir skor ifadesi olduğunu ve takımın hiç wicket kaybetmeden altı run aldığını belirleyin. Bu kültürel bilgi, babanın maç yüzünden sorduğu dalgın soruları takip etmenizi ve sayıları tek tek çevirmenin sahnedeki mizahı neden aktarmadığını anlamanızı sağlar. 3. Give me a go. — Konuşma edimbilimi ve tutum: Avustralya ve Britanya İngilizcesinde sıra istemenin ya da bir işi denemek için izin talep etmenin doğal bir yolunu öğrenin. Bir oyuna katılırken, uygulamalı bir işi devralırken veya başka biri zorlandıktan sonra kendiniz denemeyi önerirken bu ifadeyi kullanabilirsiniz.
Bu derste
having a baby: sahiplik değil, doğum yapmak
Bu doğum yapma oyunu sahnesinde having a baby, doğum yapıyor olmak anlamına gelir. Buradaki have sahiplik bildirmez; devam eden zaman yapısı doğumun şu anda gerçekleştiğini gösterir. Başka bağlamlarda have a baby daha geniş biçimde çocuk beklemek veya ebeveyn olmak anlamına gelebilir. İfadenin doğumun kendisini mi yoksa bir bebeği karşılama sürecinin tamamını mı anlattığını çevredeki ayrıntılar gösterir.
Alıştırma
Cümleyi have kullanan hedef ifadeyle tamamlayın: The baby is being born right now. Maya is ____.
Cevabı göster
having a baby
What happens now?: bir sonraki aşamayı sormak
What happens now?, bir olayın, hikâyenin veya sürecin bu noktadan sonra nasıl devam edeceğini sorar. Now mevcut aşamayı belirtirken geniş zamandaki happens bundan sonra ne geleceğini sorar. Odak, mutlaka bir kişinin eyleminde değil, olayların gidişatındadır. Dolaylı olarak Bundan sonra ne beklemeliyiz? anlamına da gelebilir.
Alıştırma
Sınıf bir yangın tatbikatının ilk bölümünü tamamladı. Kişisel olarak hangi eylemi yapmanız gerektiğini değil, sürecin nasıl devam edeceğini sormak istiyorsunuz. Hangi soru en uygundur?
- What do we do now?
- What's happening now?
- What happens now?
Cevabı göster
What happens now?
Sorumluluğu reddeden What are you asking me for?
Bu bağlamda What are you asking me for?, “Bunu neden bana soruyorsun?” demektir. Konuşan kişi gerçekten bir açıklama beklemez; ne yapılacağını bilmesi gerektiği düşüncesine karşı çıkar. Soru, dikkati sorunun kendisinden neden o kişiye sorulduğuna çevirir. Ses tonuna bağlı olarak şaşkınlık, savunmacı bir tavır veya sabırsızlık gösterebilir: “Buna cevap verebilecek kişi ben değilim.”
Alıştırma
Bir iş arkadaşı Nina'dan bir sunucuyu düzeltmesini istiyor, ancak Nina'nın teknik bir görevi yok. Nina, “What are you asking me for?” diyor. Büyük olasılıkla ne demek istiyor?
- Sorudaki sözcükleri anlamıyor.
- Hangi ödülü alacağını öğrenmek istiyor.
- Sunucuyu nasıl düzelteceğini bilmesi gerektiği beklentisini reddediyor.
Cevabı göster
Sunucuyu nasıl düzelteceğini bilmesi gerektiği beklentisini reddediyor.
Aren't you the midwife?: beklenti içeren olumsuz soru
Aren't you the midwife? olumsuz bir sorudur. Konuşan kişi karşısındakinin ebe olmasını bekler veya daha önce buna inanmıştır; durum bu inançla uyuşmuyor gibi göründüğü için onay ister. Bu yapı, “Senin ebe olduğunu sanıyordum; değil misin?” tavrını ekler. Ses tonuna bağlı olarak yalnızca kimliği tarafsızca sormak yerine şaşkınlık veya sorgulama ifade edebilir.
Alıştırma
Maya'nın takım kaptanı olduğuna inanıyordunuz, ancak tepkisi sizi şüpheye düşürdü. Bu beklentiyi ve şaşkınlığı en iyi hangi soru gösterir?
- Aren't you the team captain, Maya?
- You aren't the team captain, Maya.
- Are you the team captain, Maya?
Cevabı göster
Aren't you the team captain, Maya?
Britanya ve Avustralya İngilizcesinde petrol station
Petrol station, sürücülerin yakıt satın aldığı benzin istasyonu anlamına gelir. Bu cümlede petrol, arabalarda kullanılan benzini ifade eder; bir marka ya da özel ad değildir. Bu ifade Britanya ve Avustralya İngilizcesinde yaygındır. Amerikan İngilizcesinde aynı tür yere genellikle gas station denir.
Alıştırma
Sürücülerin araba yakıtı satın aldığı bir yer için Britanya İngilizcesindeki yaygın terimi kullanan cümle hangisidir?
- We stopped at a gas station to buy fuel.
- We stopped at a petrol station to buy fuel.
- We stopped at a bus station to buy fuel.
Cevabı göster
We stopped at a petrol station to buy fuel.
coming out: içeriden dışarı hareket etmek
Burada coming out, bir yerin ya da kapalı alanın içinden dışarı doğru hareket etmek anlamına gelir. Doğumun canlandırıldığı sahnede konuşan kişi bebek rolündedir ve hareketin şimdi gerçekleştiğini ya da gerçekleşmek üzere olduğunu söyler. Come out birden fazla anlama sahiptir. Fiziksel hareket anlamını tanımak için özneye ve out of, from, bir kapı ya da kap gibi yakındaki ipuçlarına bakın.
Alıştırma
Hangi cümlede coming out içeriden dışarıya fiziksel hareket anlamına gelir?
- The cat is coming out of the cupboard.
- Her new book is coming out in May.
- The truth is finally coming out.
Cevabı göster
The cat is coming out of the cupboard.
deliver my baby: doğum bağlamında deliver
Bu doğum bağlamında deliver my baby, bebeğimin dünyaya gelmesine yardım etmek anlamındadır. Doğuma yardım eden kişi, çoğunlukla bir doktor veya ebe, öznedir; bebek ise nesnedir. Tıbbi bağlam, deliver fiilinin bu özel anlamını seçer. Bebeği başka bir yere taşımak veya götürmek anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümlede deliver “doğuma yardım etmek” anlamında kullanılmıştır?
- The obstetrician delivered the twins just before dawn.
- The courier delivered the medicine before noon.
- The actor delivered the final speech.
Cevabı göster
The obstetrician delivered the twins just before dawn.
True Blue: Avustralya havası taşıyan şakacı bir hitap
True blue, bir rengi gerçek anlamıyla tarif eden söz değil, bir deyimdir. Tamamen sadık veya hakiki anlamına gelebilir; Avustralya İngilizcesinde true-blue ayrıca gerçekten ya da tipik biçimde Avustralyalı olan birini veya bir şeyi anlatabilir. Burada True Blue, şakacı bir hitap olarak kullanılır. Avustralya yapımı bir çizgi filmde yerel kültürel bir hava verir ve blue sözcüğüyle Bluey adına gönderme yapar. Avustralyalı izleyicilere ünlü “True Blue” şarkısını da hatırlatabilir; ancak bu tek replik, şarkıdan doğrudan alıntı yapıldığını kanıtlamaz.
Alıştırma
Bu replikteki True Blue ifadesinin en uygun yorumu hangisidir?
- Birinin gerçekten mavi renkte olduğunu söyleyen gerçek anlamlı bir ifade.
- Sadakati veya gerçek Avustralyalılığı çağrıştıran ve Bluey adına gönderme yapan şakacı bir hitap.
- Mavi takımın lideri için kullanılan resmî bir unvan.
Cevabı göster
Sadakati veya gerçek Avustralyalılığı çağrıştıran ve Bluey adına gönderme yapan şakacı bir hitap.
give us a hand: yardım istemek
Give someone a hand, “birine yardım etmek” anlamına gelen bir deyimdir. Burada us, yardımı alan kişileri gösterir; dolayısıyla give us a hand, “bize yardım et” demektir ve gerçekten bir el vermek anlamına gelmez. Yaygın kalıp give + kişi + a hand + with + görev veya şey biçimindedir. Can you...? ya da Could you...? sonrasında kullanıldığında günlük ve doğal bir yardım isteği oluşturur.
Alıştırma
give someone a hand kalıbını ve doğru zamiri kullanarak isteği tamamlayın: Could you ____ with this table?
Cevabı göster
give me a hand
no worries: bir isteği rahatça kabul etmek
No worries, kalıplaşmış ve gündelik bir yanıttır. Burada “Sorun değil, memnuniyetle yardım ederim” anlamına gelir; böylece hem isteği kabul eder hem de istekte bulunan kişiyi rahatlatır. Kaygılar hakkında gerçek anlamda yapılan bir konuşma değildir. İfadenin işlevi önceki söze bağlıdır. Bir isteğin ardından no worries genellikle rahat ve gönüllü bir kabul bildirir.
Alıştırma
Bir arkadaşınız “Can you help me carry this box?” diye soruyor. Hangi yanıt isteği rahat bir şekilde kabul eder?
- Sorry, I can't help today.
- No worries, I can help.
- Don't worry; someone else may help.
Cevabı göster
No worries, I can help.
the something: daha önceki belirsiz something ifadesine gönderme
Bu cümlede the something, “daha önce something diye adlandırdığın belirli iş” anlamına gelir. Belirli tanımlık the, önceki belirsiz sözü iki kişinin de artık tanıyabildiği bir konu için geçici bir etikete dönüştürür. Konuşan kişi, karşısındakinin kasıtlı olarak belirsiz bıraktığı ifadeyi tekrarlayarak şaşkınlık veya yakınma gösterir: “Kastettiğin şeyin bu olduğunu bilmiyordum.” Bu alışılmadık kullanım mizah yaratır; the something bir nesnenin veya işin normal adı değildir.
Alıştırma
Konuşan kişi burada the something diyerek ne yapıyor?
- Daha önce belirsiz kullanılan something ifadesine mizahi biçimde gönderme yapar.
- Daha önce hiçbir işten söz edilmediğini söyler.
- İşe resmî adını verir.
Cevabı göster
Daha önce belirsiz kullanılan something ifadesine mizahi biçimde gönderme yapar.
Harden up: daha güçlü olmaya yönelik sert bir çağrı
Harden up, “daha güçlü ol, cesaretini topla ve geri çekilmeyi bırak” anlamına gelen gayriresmî bir emirdir. Burada konuşan kişi, Pat'i korkmasına rağmen devam etmeye zorluyor; hiç kimse veya hiçbir nesne gerçek anlamda fiziksel olarak sertleşmiyor. Ses tonuna ve ilişkiye göre sert bir teşvik, takılma, sabırsızlık veya karşıdakinin duygularını küçümseme gibi duyulabilir.
Alıştırma
Değerlendirme: Bir yabancı az önce kötü bir haber aldı ve ağlıyor. Ona “Harden up” demek uygun bir teselli yöntemidir.
- Uygun değil
- Uygun
Cevabı göster
Uygun değil
But I don't know how to deliver a baby. Dilbilgisi
0:34Ama ben nasıl bebek doğurtulur bilmiyorum ki.
know how to + fiilin yalın hâli: nasıl yapılacağını bilmek
know how to + fiilin yalın hâli, bir işi yapma yöntemini veya gerekli pratik beceriyi bilmek anlamına gelir. Burada I don't know how to deliver a baby, konuşanın doğum yaptıramadığını belirtir; yalnızca bir gerçeği bilmediği anlamına gelmez. how to ifadesinden sonra eylem fiilinin yalın hâli gelir: know how to swim, know how to fix it.
Alıştırma
Cümleyi üç sözcüklü hedef yapıyla tamamlayın: After one lesson, I ____ change a bicycle tyre.
Cevabı göster
know how to
grew up on a farm: çiftlikte büyüdü
grew up, çocukluk dönemini geçirip yetişkin olmak anlamındaki grow up ifadesinin düzensiz geçmiş zaman biçimidir. Bu cümlede kişi çocukluğunu bir çiftlik ortamında geçirmiştir; up yukarı doğru bir hareketi anlatmaz. Çiftliğin tamamı yaşam alanı veya yaşam biçimi olarak düşünülüyorsa İngilizcede genellikle on a farm denir. Yalnızca ev binası vurgulanıyorsa in a farmhouse kullanılır.
Alıştırma
Hangi cümle Lina'nın çocukluğunu bir çiftlik ortamında geçirdiğini söyler?
- Lina moved to a farm last year.
- Lina grew vegetables on a farm.
- Lina grew up on a farm.
Cevabı göster
Lina grew up on a farm.
the cricket's started: kriket maçı başladı
Bu cümlede the cricket, iki konuşanın da bildiği kriket maçını ya da yayınını anlatır. Hangi maçtan veya yayından söz edildiği belliyse bu samimi kullanım Britanya ve Avustralya İngilizcesinde yaygındır. Burada böcek olan cırcır böceği anlamına gelmez. cricket's started ifadesindeki 's, has sözcüğünün kısaltmasıdır: the cricket has started. İfadenin tamamı maçın veya yayının başladığını söyler.
Alıştırma
Bir spor yayını hakkındaki konuşmada The cricket's started ne anlama gelir?
- Bir böcek ses çıkarmaya başladı.
- Birisi kriket kurallarını öğrenmeye başladı.
- Bir kriket maçı veya yayını başladı.
Cevabı göster
Bir kriket maçı veya yayını başladı.
mate: samimi bir hitap biçimi
Burada mate, dinleyiciye doğrudan ve samimi biçimde hitap eder; friend veya buddy sözcüklerine benzer. Virgül bunun bir hitap sözü olduğunu gösterir: konuşan kişi karşısındakine seslenir, onu bir mate olarak tanımlamaz. Bu kullanım özellikle Britanya ve Avustralya İngilizcesinde yaygındır. Sıcak ve yakın gelebilir, ancak bu cümlede eş veya partner anlamına gelmez.
Alıştırma
I'm busy, mate. cümlesinde mate ne işe yarıyor?
- Dinleyiciye samimi biçimde hitap eder.
- Dinleyiciye mesleki bir unvan verir.
- Konuşanın eşini belirtir.
Cevabı göster
Dinleyiciye samimi biçimde hitap eder.
a wicket: krikette vurucunun oyun dışı kalması
Krikette wicket, üç kazık ile bunların üzerindeki küçük çubuklardan oluşan hedefi adlandırabilir; ancak maç anlatımında a wicket çoğu zaman bir vurucunun oyun dışı kalması demektir. if there's a wicket ifadesinde bu olay anlamı kullanılır: biri oyun dışı kalınca seslenmek gerekir. Bu, oyundaki önemli bir değişikliktir; küçük bir kapı veya futboldaki gol değildir.
Alıştırma
Just shout if there's a wicket kriket cümlesinde hangi olay dinleyenin seslenmesine neden olmalıdır?
- Birisi küçük bir kapı açar.
- Bir oyuncu futbolda gol atar.
- Bir vurucu oyun dışı kalır.
Cevabı göster
Bir vurucu oyun dışı kalır.
How hard can this be?: güven gösteren retorik soru
How hard can this be? genellikle retorik bir sorudur. Bilgi istemek yerine işin muhtemelen çok zor olamayacağını ima eder. Konuşan kişi bunu bir şeyi denemeden önce kendine güven vermek için söyleyebilir veya işi hafife alıyor olabilir. Bir hikâyede, iş kısa süre sonra zor çıkarsa bu güven komik bir duruma da zemin hazırlayabilir.
Alıştırma
Maya bisikletini ilk kez onarmak üzere. How hard can this be? diyor. Büyük olasılıkla ne demek istiyor?
- Onarımın imkânsız olduğunu biliyor.
- Zorluk için kesin bir değerlendirme istiyor.
- Onarımın oldukça kolay olmasını bekliyor.
Cevabı göster
Onarımın oldukça kolay olmasını bekliyor.
not going anywhere: ayrılmayıp burada kalmak
Bu cümlede not going anywhere, ayrılmamak ya da burada kalmak anlamına gelir. not ... anywhere kalıbı bütün varış noktalarını dışlar: konuşan kişi hiçbir yere gitmeyi planlamaz. Aynı ifade, ilerleme kaydetmeyen bir planı, görüşmeyi veya ilişkiyi de anlatabilir. Burada kişinin nereye gittiği sorulduğu için fiziksel anlam açıktır.
Alıştırma
Biri “Where are you going?” diye soruyor ve yanıt “I'm not going anywhere.” oluyor. Bu yanıt ne anlama gelir?
- Konuşan kişi bilinmeyen bir yere gidiyor.
- Konuşan kişi burada kalıyor.
- Konuşan kişinin planları ilerlemiyor.
Cevabı göster
Konuşan kişi burada kalıyor.
we'll see about this: kararlı biçimde harekete geçme niyeti
Burada we'll see about this yalnızca ne olacağını bekleyip görmek anlamına gelmez. Konuşan kişinin mevcut soruna müdahale etmeyi, araştırmayı, karşı çıkmayı veya sorunu ele almayı amaçladığını gösterir. İfade, bu işin henüz bitmediğini anlatan meydan okuyucu bir tavır taşıyabilir. Yalnızca kararlı mı yoksa bir uyarı gibi mi duyulacağı, ses tonuna ve çatışmanın düzeyine bağlıdır.
Alıştırma
Bir yönetici şikâyetinizi reddediyor. Sonucu kabul etmediğinizi ve buna karşı çıkmayı planladığınızı en açık biçimde hangi yanıt gösterir?
- We'll see about this.
- I'll look into this.
- We'll see.
Cevabı göster
We'll see about this.
Kriket skorunda none for six
Bu kriket skorunda none, hiç wicket kaybedilmediğini; six ise takımın altı run yaptığını gösterir. Dolayısıyla ifade 0 kayıp wicket ve 6 runlık skoru bildirir. Bu, skoru kısa biçimde bildiren bir kalıptır; none + for + six ifadesinin sözcük sözcük gündelik anlamı değildir. Wicket sayısının önce verildiği bir düzende for öncesi kaybedilen wicket sayısını, sonrası ise run sayısını gösterir.
Alıştırma
Wicket sayısının önce verildiği bir kriket skorunda none for six ne anlama gelir?
- Takım hiç wicket kaybetmeden altı run yaptı.
- Altı oyuncu vuruş yapmak için bekliyor.
- Takım altı wicket kaybetti ve hiç run yapmadı.
Cevabı göster
Takım hiç wicket kaybetmeden altı run yaptı.
Krikette One boundary, two singles
Krikette boundary, topun saha sınırına ulaştığı veya sınırı geçtiği bir sayı oyunudur. Top sınırı geçmeden önce yere değerse normalde dört run, yere değmeden geçerse altı run kazandırır. Single ise genellikle koşularak tamamlanan bir run demektir. Buradaki toplam altı rundır. İki singles toplam iki run eder; dolayısıyla bu boundary dört run değerindeydi. İfade, altı runın nasıl yapıldığını kısa biçimde açıklar.
Alıştırma
Toplam altı rundır. One boundary, two singles. ifadesine hangi açıklama uyar?
- İki vurucunun yaptığı toplam bir run.
- Dört runlık bir boundary ve iki tane bir runlık skor; toplam altı run.
- Altı runlık bir boundary ve iki tane bir runlık skor; toplam sekiz run.
Cevabı göster
Dört runlık bir boundary ve iki tane bir runlık skor; toplam altı run.
Keep pulling: keep + fiil-ing
Keep + fiil-ing yapısı, «bir eylemi sürdürmek» veya «durmamak» anlamına gelir. Keep pulling. cümlesinde keep'ten sonra pull fiilinin -ing biçimi olan pulling gelir. Bu bir emir cümlesidir ve özne you söylenmez. Bu kalıp Keep going ve Keep trying örneklerinde olduğu gibi talimat ve teşviklerde yaygındır. Burada keep «saklamak» anlamına gelmez; eylemin sürdüğünü gösterir.
Alıştırma
Talimatı keep ve pull kullanarak tamamlayın: The rope is starting to move—____!
Cevabı göster
keep pulling
dim sims: bir Avustralya atıştırmalığının adı
Dim sim, Çin mantılarından esinlenmiş, genellikle buharda pişirilen veya kızartılan tuzlu bir Avustralya atıştırmalığıdır. Dim sims bunun çoğuludur ve bu cümlede a lot of sonrasında uygun biçimdir. Bu ad tarihsel olarak dim sum ile bağlantılıdır, ancak genel anlamda dim sum demek değildir. Burada belirli bir Avustralya yemeğini adlandırır; beklenmedik miktar da komik etkiye katkıda bulunur.
Alıştırma
Hangi cümle iki ayrı Avustralya atıştırmalığını ifade ediyor?
- We ordered two dim sims with chips.
- We went out for dim sum and shared several small dishes.
Cevabı göster
We ordered two dim sims with chips.
do like: olumlu cümlede vurgu yapan do
Olumlu I do like... cümlesinde do, asıl fiil olan like fiilini vurgular. “Gerçekten seviyorum...” veya “Kesinlikle seviyorum...” anlamı verir; soru oluşturmaz. Bir şeyi güçlü biçimde doğrulamak, ters bir izlenimi düzeltmek veya duyguya sıcak ve belirgin bir vurgu katmak istediğinizde do/does/did + fiilin yalın hâli yapısını kullanabilirsiniz. Kişi ve zaman do, does veya did üzerinde gösterilir; asıl fiil yalın hâlde kalır.
Alıştırma
Dinleyenin yanlış düşüncesini düzelten vurgu yardımcı fiiliyle cümleyi tamamlayın: “You think I dislike the plan, but I ____ like it.”
Cevabı göster
do
get me out: get + nesne + out yapısı
get me out ifadesindeki get, “almak” veya “elde etmek” değil, “birinin içeriden dışarı çıkmasını sağlamak ya da buna yardım etmek” anlamındadır. Me hareket eden kişidir; out ise sonuçta dışarıda olma durumunu gösterir. Kullanılabilir kalıp get + kişi veya şey + out biçimindedir ve ardından sıkça of + yer gelir: get them out of the car, get the key out of the lock. Nesne zamirini get ile out arasına koyun: get me out deyin, get out me demeyin.
Alıştırma
Bir asansörde kapalı kaldınız ve dışarıdaki birinin sizi kurtarmasını istiyorsunuz. Hangi cümle bu anlamı ifade eder?
- Can you help me out with my homework?
- Can you get me out of here?
- Can you get out of here?
Cevabı göster
Can you get me out of here?
not budging: hiç kıpırdamamak
Budge, çok az da olsa hareket etmek demektir. Bu cümlede She's not budging, birinin onu hareket ettirmeye çalıştığını ama onun hâlâ hiç hareket etmediğini anlatır. Sadece hareket etmediğini tarafsızca söylemekten daha güçlü ve canlıdır. Aynı fikir fiziksel hareketten bir kişinin tutumuna veya kararına da aktarılabilir. Will not budge, birinin değişmeyi ya da geri adım atmayı reddettiğini belirtebilir.
Alıştırma
Bir şeyi hareket ettirme çabasına rağmen onun tamamen yerinde kaldığını en iyi hangi cümle vurgular?
- The cabinet wasn't budging, even when three of us pushed it.
- The cabinet wasn't moving because no one was touching it.
- The cabinet was moving easily across the floor.
Cevabı göster
The cabinet wasn't budging, even when three of us pushed it.
go through the sunroof: şakacı bir benzetme
Go through the sunroof, kelime anlamıyla bir arabanın tavanındaki açıklıktan geçmek demektir. Ancak burada gerçek bir araba yoktur. Doğum taklidi yapılan sahnede konuşan kişi, vücuttan başka bir çıkış yolunu şakayla arabanın açılır tavanına benzetir; dolayısıyla ifade başka bir çıkış kullanmaları gerekebileceğini anlatır. Bu, ortak oyundan o anda oluşturulan bir benzetmedir; İngilizcede kalıplaşmış bir deyim değildir. İfadeye genel bir mecaz anlam yüklemek yerine hayalî karşılaştırmayı izleyerek anlayın.
Alıştırma
Bu cümlede go through the sunroof ne anlama geliyor?
- Gerçek bir arabanın açılır tavanından çıkmayı planlıyorlar.
- Hayalî sahnede başka bir çıkış kullanmaları gerekebilir.
- Hasarlı bir araba tavanını onarmaları gerekiyor.
Cevabı göster
Hayalî sahnede başka bir çıkış kullanmaları gerekebilir.
Give me a go: deneme fırsatı istemek
Give me a go ifadesinde a go, bir şeyi denemek için tek bir fırsat ya da sıra anlamına gelir. Konuşan kişi işi devralmak veya sonraki denemeyi yapmak ister; burada go bir yere gitmek ya da ayrılmak anlamına gelmez. Başka durumlara da aktarılabilen give someone a go kalıbı, o kişiye bir kez deneme fırsatı vermek demektir.
Alıştırma
Dersteki ifadeyle söyleyeceğiniz cümleyi tamamlayın. Arkadaşınız bir kavanozu birkaç kez açmayı denedi: '____.'
Cevabı göster
Give me a go
Get outta the way: çekilmeyi söyleyen doğrudan bir emir
Get out of the way, bir kişiyi ya da şeyi engelleyen konumdan çekilmeyi emreden kalıplaşmış bir ifadedir. Bu cümlede konuşan kişi, harekete geçebilmek için hemen yer açılmasını ister. Outta, out of ifadesinin hızlı söylenişini gösteren gayriresmî bir yazımdır; anlamı değiştirmez. Cümle, öznesi you olduğu hâlde bu öznenin söylenmediği bir emir cümlesidir; bu yüzden doğrudan ve sert gelir.
Alıştırma
Bu kullanımı değerlendirin: Sessiz bir mağazada bir yabancı rafın önünü kapatıyor ve siz 'Get outta the way.' diyorsunuz.
- Bu durum için fazla doğrudan
- Uygun ve kibar
Cevabı göster
Bu durum için fazla doğrudan
I'll pull and you push: Bağlı cümleciklerle görev paylaşımı
Bu cümle, ortak bir işi iki kişiye bölmek için iki kısa cümleciği birbirine bağlar. I'll pull çekme işini konuşana, you push ise itme işini dinleyene verir. and iki eylemi aynı planın birbirini tamamlayan parçaları olarak sunar. İki cümlecik işlev bakımından paraleldir, ancak dil bilgisi bakımından aynı değildir: I'll pull konuşanın ne yapacağını bildiren bir ifadedir; you push ise öznesi açıkça belirtilmiş bir emir cümlesidir. Kısa “I'll + eylem, and you + eylem” kalıbı, herkesin rolünü hızlıca belirtir.
Alıştırma
Hangi cümle, her kişiye bir görev vermek için iki bağlı cümlecik kullanıyor?
- I'll carry the boxes and you open the door.
- I'll carry the boxes after you open the door.
- You and I carried the boxes through the door.
Cevabı göster
I'll carry the boxes and you open the door.