Neden pek çok kültürde ejderha efsaneleri var? - Timothy J. Burbery: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
665 kelime 134 kel/dk

Video özeti: Bu video, mitlerin yerel jeolojiye ilişkin eski yorumları nasıl koruduğunu inceleyen jeomitolojiyi tanıtıyor. Fosillerin, volkanik etkinliğin ve başka doğal oluşumların farklı bölgelerdeki ejderha efsanelerini nasıl şekillendirmiş olabileceğini ve bu anlatıların günümüzde bilimsel araştırmalara nasıl yol gösterebildiğini ele alıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. Could it be that — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: Olası bir açıklamayı kesin bir iddia yerine açık uçlu bir soru olarak sunmayı öğrenin. Bu kalıp, doğal olaylarla geleneksel anlatılar arasındaki henüz kanıtlanmamış bağlantıları ihtiyatlı biçimde araştırırken kullanışlıdır. 2. often mirror local fossil finds. — Deyimler ve Mecazi İfadeler: mirror fiilinin burada gerçek anlamıyla değil, “yakından yansıtmak veya karşılık gelmek” anlamında kullanıldığını kavrayın; bölgesel ejderha özelliklerinin yakındaki fosillere nasıl benzediğini açıklarken bu kullanımdan yararlanın. 3. well known for their supposed dragon bone deposits. — Kültür, Medya ve Gerçek Dünya Bağlamı: supposed sözcüğünün “ejderha kemiği yatakları” şeklindeki halk yorumuyla kabul edilmiş bilimsel gerçek arasına nasıl mesafe koyduğunu görün ve Çinli paleontologların kazı alanı seçerken bu tür yerel ünleri neden dikkate alabildiğini anlayın.

Bu derste

From the Chinese Loong to the Filipino Bakunawa, Anlatım akışı

0:07

Çinli Loong'dan Filipinli Bakunawa'ya,

the Scottish Beithir to the Greek Hydra,

0:11

İskoç Beithir'den Yunan Hydra'ya,

dragons have inflamed imaginations for millennia. Deyimler

0:15

ejderhalar binlerce yıldır hayal gücünü ateşlemiştir.

Anlatım akışı

From the Chinese Loong to ... the Greek Hydra: geniş bir kapsam oluşturmak

Buradaki From A to B, C to D bir güzergâhı anlatmaz. Farklı kültürlerden örnekleri gruplandırır ve onları geniş bir kapsamın parçaları olarak sunar. İkinci çiftte From kullanılmaz: the Scottish Beithir to the Greek Hydra aynı paralel yapıyı sürdürür. Konuşmacı bu kapsamı ana cümleden önce vererek önce genişlik hissi yaratır, ardından ejderhalar hakkında genel bir görüş belirtir. Başka durumlarda da kullanılabilen from ... to ... kalıbı, daha geniş bir düşünceden önce çeşitli örnekleri tanıtabilir.

Alıştırma

Örneğin başındaki From ... to ... dizisi ne işe yarıyor?

  1. Bütün ejderha hikâyelerini tarih sırasına dizer.
  2. Geniş bir kapsam oluşturmak için farklı kültürlerden örnekleri gruplandırır.
  3. Yaratıkların izlediği bir seyahat güzergâhını verir.
Cevabı göster

Geniş bir kapsam oluşturmak için farklı kültürlerden örnekleri gruplandırır.

Deyimler

inflamed imaginations: zihni güçlü biçimde harekete geçiren ateş mecazı

inflamed imaginations bir mecazdır. Inflame ateşi ve giderek artan yoğunluğu çağrıştırır; bu nedenle ifade, ejderhaların insanların merakını, düşlerini ve yaratıcı düşüncelerini güçlü biçimde harekete geçirdiği anlamına gelir. Gerçekte yanan veya tıbbi olarak iltihaplanan bir şey yoktur. Bu canlı fiil, ifadeyi interested people demekten daha güçlü ve dramatik yapar. Bu bağlamda ateş imgesi, ejderhalarla alevler arasındaki bilinen bağlantıya da uyar.

Alıştırma

Örnekte inflamed imaginations ne anlama geliyor?

  1. İnsanların zihninin tıbbi olarak iltihaplanmasına yol açtı.
  2. İnsanların merakını ve yaratıcı düşüncelerini güçlü biçimde harekete geçirdi.
  3. İnsanların herhangi bir şey hayal etmesini engelledi.
Cevabı göster

İnsanların merakını ve yaratıcı düşüncelerini güçlü biçimde harekete geçirdi.

Their ubiquity across world mythology has led many scholars to ponder their possible origins. Notlar

0:20

Dünya mitolojisindeki bu yaygınlıkları, birçok akademisyenin olası kökenleri üzerinde kafa yormasına yol açmıştır.

Kelime

Their ubiquity across world mythology: dünya mitolojilerindeki yaygın varlıkları

Ubiquity, bir şeyin birçok yerde veya bir alanın tamamında yaygın biçimde bulunması anlamına gelen resmî bir isimdir. Burada their ubiquity across world mythology, ejderhaların veya ejderhaya benzeyen varlıkların dünya mitolojilerinde görülmesi anlamına gelir. Their, belirli bir ejderhaya değil, geniş bir grup olarak dragons sözcüğüne gönderme yapar. Bu ifade cümlenin öznesidir ve ardından bu yaygın örüntü, araştırmacıların düşünmesine yol açan neden olarak sunulur.

Alıştırma

Bu cümlede Their ubiquity across world mythology ne anlama gelir?

  1. Ejderhalar veya ejderhaya benzeyen varlıklar dünyanın çeşitli mitolojilerinde yaygın olarak görülür.
  2. Belirli bir ejderha dünyadaki bütün mitolojileri yönetir.
  3. Araştırmacılar bütün ejderha hikâyelerinin tam olarak nerede başladığını bilir.
Cevabı göster

Ejderhalar veya ejderhaya benzeyen varlıklar dünyanın çeşitli mitolojilerinde yaygın olarak görülür.

Kalıp ifadeler

has led many scholars to ponder: birçok araştırmacıyı dikkatle düşünmeye yöneltti

Lead + someone + to + fiilin yalın hâli yapısı, bir olgu, olay veya deneyimin bir kişi ya da grubu harekete geçirdiğini anlatır. Burada ejderhaların yaygın biçimde görülmesi, araştırmacıları kökenleri üzerine düşünmeye yöneltmiştir; lead, birinin araştırmacıları yönetmesi anlamına gelmez. Has led, lead fiilinin present perfect biçimidir. Uzun süredir gözlemlenen örüntüyü günümüze kadar gelen sonucuna bağlar. Ponder, bir konu üzerine dikkatle düşünmek anlamına gelen resmî bir fiildir.

Alıştırma

Cümleyi lead fiilinin geçmiş biçimi ve gerekli mastar işaretleyicisiyle tamamlayın: The surprising result ____ the researchers ____ reconsider their theory.

Cevabı göster

led · to

Could it be that tales of dragons were crafted to make sense Notlar

0:26

Ejderha masalları, anlamlandırmak için uydurulmuş olabilir mi;

of violent weather events like storms or tornadoes?

0:29

fırtınalar veya kasırgalar gibi şiddetli hava olaylarını?

Dilbilgisi

Could it be that ...? ile açık bir varsayım sunmak

Could it be that + cümle? dinleyiciyi olası bir açıklamayı değerlendirmeye çağırır: Acaba ... olabilir mi? Burada ejderha hikâyelerinin şiddetli hava olaylarını açıklamak için oluşturulmuş olabileceği düşüncesini gerçekmiş gibi sunmadan ortaya atar. Bu kullanımda could geçmiş zamanı değil, olasılığı ifade eder. Soru biçimi iddiayı açık bırakır ve düşünmeye ya da tartışmaya davet eder. Kanıtların sınırlı olduğu veya kesin bir dil kullanmaktan kaçınmak istediğiniz durumlarda kullanışlıdır.

Alıştırma

Elinizde sınırlı kanıt var ve tartışılabilecek bir olasılık sunmak istiyorsunuz. Hangi cümle en uygundur?

  1. The footprints definitely came from a large bird.
  2. Is it true that the footprints came from a large bird?
  3. Could it be that the footprints came from a large bird?
Cevabı göster

Could it be that the footprints came from a large bird?

Kalıp ifadeler

crafted to make sense of ...: amaç ve anlama

Be crafted to + fiil, bir şeyin belirli bir amaç için yaratıldığını veya şekillendirildiğini anlatır. Edilgen were crafted biçimi, bunu yapan kişileri belirtmez. Burada hikâyeler, insanların şiddetli hava olaylarını yorumlamasına yardımcı olmak amacıyla yapılmış gibi sunulur. Make sense of + isim öbeği, kafa karıştırıcı bir şeyi anlamak veya ona tutarlı bir açıklama bulmak demektir. Bu nedenle make sense of violent weather events, bu olayları yorumlamak anlamına gelir; onları duyularla fiziksel olarak algılamak anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi, bilgiyi anlamak ve düzenlemek anlamına gelen kalıpla tamamlayın: We reviewed all the notes to ____ what had happened.

Cevabı göster

make sense of

Did ancient peoples interpret volcanic eruptions Dilbilgisi

0:33

Eski insanlar, volkanik patlamaları

or the unearthing of strange-looking bones

0:37

ya da garip görünümlü kemiklerin ortaya çıkmasını

as evidence that fire-breathing beasts lurked nearby?

0:40

yakınlarda alev püskürten canavarların gizlendiğine dair bir kanıt olarak mı yorumladılar?

Dilbilgisi

interpret X as evidence that...: bir gözlemi kanıt olarak yorumlamak

interpret X as evidence that... kalıbı, X'i that yan cümlesinde belirtilen sonucu destekleyen bilgi olarak değerlendirmek demektir. Burada X, volkanik patlamalar ya da tuhaf görünümlü kemiklerin bulunmasıdır; varılan sonuç ise yakınlarda ateş püskürten yaratıkların bulunduğudur. Kalıp interpret + gözlem veya bilgi + as evidence that + tam yan cümle biçimindedir. Soru, insanların bu işaretleri nasıl anlamlandırmış olabileceğini aktarır; sonucun gerçekten doğru olduğunu söylemez.

Alıştırma

Cümleyi interpret fiilinin geçmiş zaman biçimi ve interpret X as evidence that kalıbındaki eksik bağlantı sözcüğüyle tamamlayın: The researchers ____ the unusual marks ____ evidence that an animal had crossed the cave.

Cevabı göster

interpreted · as

Questions like these are central to geomythology, Anlatım akışı

0:45

Bunun gibi sorular jeomitolojinin merkezinde yer alır;

which examines the connections between myths and the geology of the regions where they originated. Kalıp ifadeler

0:49

ki bu alan, mitler ile onların ortaya çıktığı bölgelerin jeolojisi arasındaki bağlantıları inceler.

Anlatım akışı

Questions like these are central to...: soruları bir çalışma alanına bağlamak

Questions like these ifadesi, az önce sorulan sorulara geri gönderme yapar ve onları tek bir konu altında toplar; böylece yazarın her soruyu yeniden söylemesi gerekmez. Ardından are central to geomythology, bu soruları bir sonraki yan cümlenin tanımladığı alana bağlar. Burada central to, bir şey için temel veya çok önemli olmak anlamına gelir; fiziksel merkezinde bulunmak anlamına gelmez. İfadenin tamamı, somut sorulardan daha geniş bir kavramın adına ve açıklamasına geçiş sağlayan bir köprü görevi görür.

Alıştırma

Vurgulanan ifadenin bilgiyi düzenlemedeki temel işlevi nedir?

  1. Önceki soruların hepsinin zaten yanıtlandığını söyler.
  2. Önceki soruları bir araya toplar ve geomythology'yi bu soruların ait olduğu alan olarak tanıtır.
  3. Geomythology'yi bir bölgenin fiziksel merkezine yerleştirir.
Cevabı göster

Önceki soruları bir araya toplar ve geomythology'yi bu soruların ait olduğu alan olarak tanıtır.

Kalıp ifadeler

mitler ile ortaya çıktıkları bölgelerin jeolojisi arasındaki bağlantılar

connections between A and B ad öbeği, iki konuyu birbirine bağlayıp aralarındaki ilişkiyi anlatır. Bu cümlede A myths, B ise the geology of the regions ifadesidir; yani B yalnızca regions değildir. where they originated yan cümlesi, mitlerin ortaya çıktığı bölgeleri belirtir. they, myths sözcüğüne gönderme yapar; dolayısıyla bütün ifade “mitler ile onların ortaya çıktığı bölgelerin jeolojisi arasındaki bağlantılar” anlamına gelir.

Alıştırma

Çoğul connections adını ve doğru edatı kullanarak cümleyi tamamlayın: The study explores the ____ sleep and memory.

Cevabı göster

connections between

It's based on the idea that legends are more than just fiction. Kalıp ifadeler

0:55

Bu, efsanelerin sadece kurgudan ibaret olmadığı fikrine dayanır.

Kalıp ifadeler

be based on the idea that + yan cümle: bir düşünceye dayanmak

be based on the idea that + yan cümle, bir teori, proje, kural ya da savın yönlendirici bir düşünceye veya varsayıma dayandığını belirtir. that ile başlayan yan cümle, idea sözcüğünün içeriğini açıklar. Burada It, geomythology alanına gönderme yapar; legends are more than just fiction ise bu alanın çıkış noktası olan düşüncedir. Bu ifade, söz konusu önermeyi sıradan bir düşünce değil, alanın temeli olarak sunar.

Alıştırma

Hedef kalıbı tamamlayın: The reading program is ____ children learn more when they choose books they enjoy.

Cevabı göster

based on the idea that

Kalıp ifadeler

more than just fiction: tek bir tanımın ötesindeki değeri vurgulamak

More than just X, “X'tir ama yalnızca X değildir” anlamına gelir. Bir şeyi tek bir kategoriye indirgeyen ya da değerini küçümseyen bir bakışı düzeltir. Burada cümle, efsanelerin kurgu unsurları içerebileceğini kabul eder. Aynı zamanda geçmiş hakkında bilgi taşıyabileceklerini vurgular; her efsanenin tamamen gerçek olduğunu söylemez.

Alıştırma

'Legends are more than just fiction' ifadesini en iyi hangi cümle açıklar?

  1. Efsaneler kurmaca olabilir ama başka değerler de taşıyabilir.
  2. Efsaneler kurgu öykülerden daha uzundur.
  3. Efsanelerde hiçbir kurgu unsuru yoktur.
Cevabı göster

Efsaneler kurmaca olabilir ama başka değerler de taşıyabilir.

They're also preserved records of the past. Kelime

0:59

Onlar aynı zamanda geçmişin korunmuş kayıtlarıdır.

Kelime

preserved records of the past: zaman içinde korunmuş geçmiş kayıtları

Preserved records of the past, günümüze ulaşmış ve önceki dönemler hakkında hâlâ bilgi taşıyan kayıtlar demektir. Preserved, sıfat gibi kullanılan bir geçmiş zaman ortacıdır; kayıtların kaybolmaktan veya yok edilmekten korunduğunu anlatır. Burada records, müzik plaklarını değil, saklanmış bilgileri veya kanıtları ifade eder. İfade, efsaneleri geçmişe ait bilgi ve anıların varlığını sürdürmesini sağlayan bir araç olarak sunar.

Alıştırma

Cümledeki 'preserved records of the past' ne anlama gelir?

  1. Henüz gerçekleşmemiş etkinliklerin planları
  2. Kaybolmaması için korunmuş eski dönemlere ait bilgiler
  3. İnsanların uzun zaman önce dinlediği müzik albümleri
Cevabı göster

Kaybolmaması için korunmuş eski dönemlere ait bilgiler

And these stories can contain valuable insights into our ancestors' understanding of the natural world. Kalıp ifadeler

1:02

Ve bu hikayeler, atalarımızın doğal dünyayı nasıl anladıklarına dair değerli içgörüler içerebilir.

Kalıp ifadeler

valuable insights into: bir konu hakkında yararlı ve derin anlayış

Insight, bir şey hakkında açık ve derin bir anlayıştır. valuable insights into + konu kalıbı, kişinin bir konuyu daha net görmesine yardımcı olan yararlı bir anlayışı ifade eder. Into, anlaşılan konuyu tanıtır; fiziksel bir yön göstermez. Burada into sonrasındaki konu our ancestors' understanding of the natural world ifadesidir. Bu kalıp, hikâyelerin atalarımızın doğaya nasıl baktığını anlamamıza yardımcı olabileceğini anlatır.

Alıştırma

Cümleyi valuable, insight sözcüğünün çoğul biçimi ve doğru edatla tamamlayın: The interviews gave us ____ how children learn new words.

Cevabı göster

valuable insights into

Beyond questioning the origins of mythical beasts like griffins, minotaurs, and dragons, Anlatım akışı

1:09

Grifonlar, minotorlar ve ejderhalar gibi efsanevi canavarların kökenlerini sorgulamanın ötesinde,

geomythology can be a catalyst for scientific discovery. Deyimler

1:15

jeomitoloji bilimsel keşifler için bir katalizör olabilir.

Anlatım akışı

Beyond questioning the origins of...: daha ileri bir noktaya geçmek

Beyond + -ing biçimi, ilk etkinliğin önemli olduğunu ancak tartışmanın daha ileri gittiğini belirtir. Cümlenin başında bir etkinliği kabul eder ve okuyucuyu ana cümledeki daha geniş ya da önemli bir noktaya hazırlar. Burada questioning the origins of mythical beasts ilk etkinliktir. Ana cümle, jeomitolojinin bilimsel keşiflere yardımcı olmak gibi daha büyük bir rolünü ekler. Bu nedenle Beyond bir konumu değil, savın kapsamındaki genişlemeyi gösterir. Bu ifadede questioning the origins, yaratıkların nereden geldiğini araştırmak veya sormak demektir. Mutlaka şüphe ya da anlaşmazlık ifade etmez.

Alıştırma

Hangi cümle, bir katkıdan daha ileri bir katkıya geçmek için cümle başındaki Beyond + -ing yapısını doğru kullanır?

  1. Beyond identify the problem, the team developed a solution.
  2. Beyond identifying the problem, the team identified the problem.
  3. Beyond identifying the problem, the team developed a solution.
Cevabı göster

Beyond identifying the problem, the team developed a solution.

Deyimler

a catalyst for scientific discovery: bilimsel keşifler için bir katalizör

Bu cümlede catalyst mecaz olarak kullanılır. Jeomitoloji, kimyasal bir madde olarak değil, bilimsel keşifleri başlatmaya veya hızlandırmaya yardımcı olabilecek bir unsur olarak anlatılır. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp a catalyst for + isim şeklindedir. Bir kişiyi veya şeyi değişim ya da ilerlemenin önemli bir tetikleyicisi olarak gösterir, ancak bunun tek neden olduğunu söylemez.

Alıştırma

Standart kalıbı tamamlayın: The new telescope became a catalyst ____ major advances in astronomy.

Cevabı göster

for

In Australia, for instance,

1:19

Örneğin Avustralya'da,

researchers followed the clues in an ancient indigenous dreamtime legend, Notlar

1:21

araştırmacılar eski bir yerli düş zamanı efsanesindeki ipuçlarını takip ettiler;

Kalıp ifadeler

followed the clues in ...: ... içindeki ipuçlarını takip ettiler

Followed the clues, bir araştırmayı yönlendirmek için bilgi parçalarını kullanmak anlamına gelir. Buradaki followed, fiziksel olarak birinin arkasından yürümeyi değil, sonraki adımları ipuçlarına göre belirlemeyi anlatır. in edatı, ipuçlarının bulunduğu kaynağı gösterir: Araştırmacılar bir efsanede ipuçları bulup bunların peşinden gittiler. Bu kalıp araştırmalarda, dedektiflik çalışmalarında, bulmacalarda ve problem çözmede kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi hedef ifadenin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The rescue team ____ in the visitor log and found the lost hikers.

Cevabı göster

followed the clues

which recounts a star falling into a waterhole,

1:26

bu efsane, bir su birikintisine düşen bir yıldızı anlatıyordu,

Kültür

an ancient Indigenous Dreamtime legend: eski bir Avustralya Yerli Düş Zamanı efsanesi

Bu Avustralya bağlamında Dreamtime, Avustralya Aborjinlerinin atalara ait varlıklar, dünyanın oluşumu, yasalar ve insan, toprak ile kültür arasındaki ilişkiler hakkındaki geleneklerini genel olarak anlatan İngilizce bir terimdir. Uykuda görülen sıradan bir rüya değildir. Burada an ancient Indigenous Dreamtime legend, bu kültürel bağlamdan gelen eski bir geleneksel anlatı anlamına gelir. Anlatı, düşen bir yıldızı belirli bir su birikintisiyle ilişkilendirdiği için araştırmacılar yere bağlı ayrıntıları ipucu olarak kullanabilir.

Alıştırma

Bu cümlede Dreamtime legend ne anlama gelir?

  1. Atalara ait varlıklar, toprak ve kültürel bilgiyle bağlantılı geleneksel bir Avustralya Aborjin anlatısı
  2. Birinin uyuduktan sonra yazdığı kişisel bir rüya
  3. Bir göktaşı hakkındaki modern bilimsel rapor
Cevabı göster

Atalara ait varlıklar, toprak ve kültürel bilgiyle bağlantılı geleneksel bir Avustralya Aborjin anlatısı

to locate a previously uncharted meteor impact site. Kelime

1:29

ve daha önce haritalanmamış bir meteor çarpma alanının yerini tespit ettiler.

Kelime

to locate a previously uncharted meteor impact site: daha önce haritalanmamış bir göktaşı çarpma alanını bulmak

To locate mastarı, ipuçlarının izlenme amacını belirtir: alanı bulmak ve konumunu belirlemek. A meteor impact site, uzaydan gelen bir kayanın yere çarptığı fiziksel alandır; site burada internet sitesi değil, yer anlamındadır. Previously uncharted, bu araştırmadan önce alanın ilgili haritalarda veya resmî kayıtlarda bulunmadığını söyler. Bu, bölge halkının da orayı bilmediği anlamına gelmek zorunda değildir.

Alıştırma

To locate a previously uncharted meteor impact site ifadesini en iyi hangi seçenek açıklar?

  1. Daha önce haritalanmamış veya resmî olarak kaydedilmemiş bir uzay kayası çarpma alanı
  2. Turist haritalarında zaten işaretlenmiş ünlü bir göktaşı müzesi
  3. Yakın zamandaki hava durumunu gösteren bir internet sitesi
Cevabı göster

Daha önce haritalanmamış veya resmî olarak kaydedilmemiş bir uzay kayası çarpma alanı

And the field has also helped to correct geological timelines. Kelime

1:33

Ayrıca bu alan, jeolojik zaman çizelgelerini düzeltmeye de yardımcı olmuştur.

Kelime

correct geological timelines: bilimsel kronolojileri düzeltmek

Burada correct, to sözcüğünden sonra gelen bir fiildir. Daha iyi kanıtlara dayanarak yanlış ya da eksik bir şeyi düzeltmek anlamına gelir; doğru anlamındaki bir sıfat değildir. A geological timeline, jeolojik olayları tarihlerine ve sırasına göre düzenler. Bu nedenle to correct geological timelines, günlük bir programı düzeltmek değil, olayların ne zaman ya da hangi sırayla gerçekleştiğine ilişkin bilimsel açıklamayı değiştirmek demektir.

Alıştırma

Hangi cümlede correct ve timeline altyazıdakiyle aynı şekilde kullanılmıştır?

  1. After lunch, the geologist added a dentist appointment to the geological timeline.
  2. The museum displayed a correct timeline of its staff's daily meetings.
  3. New evidence may correct the timeline of an ancient eruption.
Cevabı göster

New evidence may correct the timeline of an ancient eruption.

Stories of Pele, the Hawaiian goddess of volcanoes, for example, Kültür

1:38

Örneğin, Hawaii volkan tanrıçası Pele'nin hikayeleri,

led scientists to rethink the natural history of the Kilauea volcano. Kalıp ifadeler

1:42

bilim insanlarını Kilauea volkanının doğal tarihini yeniden düşünmeye yöneltti.

Kültür

Pele, the Hawaiian goddess of volcanoes: kimliği açıklayan eş isim öbeği

Pele, Hawaii Yerli geleneğinde yanardağlar ve ateşle yakından ilişkili bir tanrıdır. Burada gereken tek arka plan bilgisi budur: Pele hakkındaki hikâyelerin neden bir yanardağın tarihiyle ilgili olabileceğini açıklar. the Hawaiian goddess of volcanoes isim öbeği, Pele adından sonra gelen ve onun kim olduğunu belirten açıklayıcı bir eş isim öbeğidir. Virgüller, bu öbeğin aynı kişi hakkında ek açıklama verdiğini gösterir; ikinci bir kişiyi tanıtmaz.

Alıştırma

the Hawaiian goddess of volcanoes öbeği cümlede ne işe yarar?

  1. Pele ile yolculuk eden ikinci bir kişiyi tanıtır.
  2. Pele'nin kim olduğunu belirtir ve yanardağ konusuyla bağlantısını açıklar.
  3. Pele'nin yanardağları inceleyen modern bir bilim insanı olduğunu söyler.
Cevabı göster

Pele'nin kim olduğunu belirtir ve yanardağ konusuyla bağlantısını açıklar.

Kalıp ifadeler

led scientists to rethink: birini yeniden değerlendirmeye yöneltmek

lead + kişi + to + fiilin yalın hâli kalıbı, “birinin bir şey yapmasına neden olmak veya onu buna yöneltmek” anlamına gelir. Burada led geçmiş zamandadır: Öyküler, bilim insanlarına Kilauea'nın doğal tarihi hakkındaki anlayışlarını yeniden değerlendirmeleri için bir neden verdi. Rethink yalnızca aynı şeyi bir kez daha düşünmek değildir. Genellikle yeni kanıt veya bilgi ortaya çıktığında mevcut bir fikri yeniden incelemek ve gerekirse değiştirmek anlamına gelir.

Alıştırma

lead + kişi + to rethink yapısını geçmiş zamanda kullanın: The surprising test results ____ the engineers ____ their original design.

Cevabı göster

led · to rethink

Following the events in the goddess's journey, Kalıp ifadeler

1:48

Tanrıçanın yolculuğundaki olayları takip ederek,

they recalibrated when it's believed the volcano first collapsed, Dilbilgisi

1:50

volkanın ilk olarak ne zaman çöktüğünün düşünüldüğünü yeniden hesapladılar,

Kalıp ifadeler

Following the events in...: olayları yol gösterici olarak kullanmak

Cümlenin başındaki Following the events in the goddess's journey, “bu olayların izini sürmek ve onları yol gösterici olarak kullanmak” anlamına gelir. Araştırmacıların tarihi yeniden ayarlarken hangi bilgileri ve olay sırasını kullandığını gösterir. Following + isim öbeği, ana eyleme yön veren ipuçlarını, talimatları veya sırayı tanıtabilir. Burada following eylemini yapan kişi, ana cümledeki they ile aynıdır. Araştırmacıların fiziksel olarak tanrıçanın arkasından yürüdüğü anlamına gelmez.

Alıştırma

Özgün cümlede “Following the events in the goddess's journey” ne anlama geliyor?

  1. Doğrudan tanrıçanın arkasından yürümek
  2. Yolculuktaki olayları yol gösterici olarak kullanmak
  3. Yalnızca yolculuk bittikten sonra yeniden ayarlama yapmak
Cevabı göster

Yolculuktaki olayları yol gösterici olarak kullanmak

Dilbilgisi

it's believed...: bir görüşü temkinli biçimde aktarmak

Burada it's believed, bir şeyin genel olarak düşünüldüğü veya kabul edildiği anlamına gelir. Bu, görüşü kimin savunduğunu belirtmeyen kişisiz edilgen bir aktarım yapısıdır. Çöküş tarihini anlatıcının doğrudan garanti ettiği bir gerçek olarak değil, mevcut bir sonuç olarak sunar. Tam kalıp It is believed (that) + yan cümle biçimindedir; burada that atılmıştır. when it's believed the volcano first collapsed içinde when çöküş zamanını belirtirken it's believed bu zamanın kesinliği konusunda temkin katar.

Alıştırma

Hangi cümle güncel bir görüşü sunmak için edilgen aktarım yapısını doğru kullanıyor?

  1. It is believed that the settlement was built around 800 CE.
  2. It is believed the settlement to build around 800 CE.
  3. It believes that the settlement was built around 800 CE.
Cevabı göster

It is believed that the settlement was built around 800 CE.

forming the vast active caldera still present today. Kelime

1:55

ve bugün hala var olan o devasa aktif kalderayı oluşturan çöküşün zamanını.

Kelime

active caldera: jeolojik olarak etkin, ancak mutlaka patlama hâlinde değil

Kaldera, magma yer altındaki bir magma odasından çıktıktan sonra zeminin çökmesiyle oluşan büyük bir volkanik çöküntüdür. Genellikle büyük bir patlama sırasında oluşur. Active, kalderayla bağlantılı volkanik sistemi tanımlar. Sistemin hâlâ etkinlik gösterebileceğinin düşünüldüğü veya jeolojik etkinlik belirtileri gösterdiği anlamına gelir; o anda bir patlamanın gerçekleştiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede active caldera en doğru biçimde ne anlama gelir?

  1. Volkanlarla bağlantısı olmayan eski bir nehir vadisi
  2. Jeolojik olarak hâlâ etkin bir sistemle bağlantılı büyük bir volkanik çökme çukurluğu
  3. Tam şu anda mutlaka patlamakta olan küçük bir açıklık
Cevabı göster

Jeolojik olarak hâlâ etkin bir sistemle bağlantılı büyük bir volkanik çökme çukurluğu

So what has geomythology uncovered about dragons? Anlatım akışı

2:00

Peki jeomitoloji ejderhalar hakkında neleri ortaya çıkardı?

Anlatım akışı

So what has ... uncovered about ...?: ana konuya geçiş sorusu

Bu sorudaki So, az önce yapılan açıklamayla bağlantı kurar ve bir sonraki adıma geçildiğini gösterir. Konuşmacı, jeomitolojiyi anlatmaktan onun ejderhalar hakkında ne ortaya çıkardığını sormaya geçer. Present perfect yapısındaki what has ... uncovered about ...? sorusu, birazdan açıklanacak bulgulara işaret eder. Buradaki uncovered, fiziksel olarak bir örtüyü kaldırmak değil, “araştırma yoluyla ortaya çıkarmak” anlamındadır.

Alıştırma

Bu sorunun açıklamadaki temel işlevi nedir?

  1. Sırada ne olduğunu belirtmeden konuyu bitirir.
  2. Jeomitolojiyi tanıtmaktan onun ejderhalar hakkında ne ortaya çıkardığını sormaya geçer.
  3. Birinden ejderhanın üzerindeki gerçek bir örtüyü kaldırmasını ister.
Cevabı göster

Jeomitolojiyi tanıtmaktan onun ejderhalar hakkında ne ortaya çıkardığını sormaya geçer.

As far as we know, Ton ve niyet

2:04

Bildiğimiz kadarıyla,

fire-breathing reptilian creatures never existed.

2:06

ateş püskürten sürüngen yaratıklar hiçbir zaman var olmadı.

Ton ve niyet

As far as we know: bir iddiayı mevcut bilgiyle sınırlamak

As far as we know, “şu anda elimizde bulunan bilgilere göre” anlamına gelir. Ardından gelen iddianın kapsamını sınırlar; böylece konuşmacı bunu asla değiştirilemeyecek kesin bir gerçek değil, mevcut en iyi sonuç olarak sunar. Buradaki far fiziksel mesafeyi anlatmaz. Bu cümlede ifade, bu tür canlıların hiçbir zaman var olmadığı yönündeki güçlü iddiayı ihtiyatlı ve kanıta dayalı bir çerçeveye yerleştirir.

Alıştırma

Cümleyi, bu derste geçen ve “şu anda bilinenlere göre” anlamına gelen beş kelimelik ifadeyle tamamlayın: ____, the museum has never displayed this artifact.

Cevabı göster

As far as we know

And while it's unlikely that this diverse set of creatures shares a single origin, Dilbilgisi

2:10

Ve bu çok çeşitli yaratık grubunun tek bir kökeni paylaşması pek olası olmasa da,

it's believed that some tales might be tied to the fossils of prehistoric animals. Kalıp ifadeler

2:15

bazı hikayelerin tarih öncesi hayvanların fosillerine bağlı olabileceğine inanılıyor.

Dilbilgisi

while it's unlikely that ... it's believed that: iki iddiayı dengelemek

while it's unlikely that ... yapısındaki while, “... iken” değil, “... olsa da” anlamına gelir. İlk yan cümle bir sınırlamayı kabul eder: tek bir ortak köken muhtemelen iyi bir açıklama değildir. Ana cümledeki it's believed that ... yapısı, bu görüşü kimin savunduğunu belirtmeden bir görüş sunar. Some ve might, iddianın kapsamını ve kesinliğini daha da azaltır. Yapının bütünü, aşırı geniş bir açıklamayı reddederken daha sınırlı ve temkinli bir olasılığa yer bırakır.

Alıştırma

Cümleyi while ... it's believed yapısıyla tamamlayın: ____ it's unlikely that one cause explains the pattern, ____ that several factors contributed.

Cevabı göster

While · it's believed

Kalıp ifadeler

be tied to the fossils of prehistoric animals: olası bir bağlantıyı ifade etmek

Be tied to burada mecazi anlamda kullanılır. “Bir şeyle bağlantılı veya ilişkili olmak” demektir; dolayısıyla cümle, bazı anlatılarla tarih öncesi hayvan fosilleri arasında olası bir bağlantı olduğunu öne sürer. Bu ifade doğrudan bir neden-sonuç ilişkisi kurmaz. Some anlatıların sayısını sınırlar, might ise bağlantının belirsiz olduğunu gösterir. Bu iddia, fosillerin anlatılara neden olduğunu söylemekten daha zayıftır.

Alıştırma

Cümleyi be tied to ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The change might ____ recent weather patterns.

Cevabı göster

be tied to

One such story is the Greek myth of Cadmus, Anlatım akışı

2:22

Bu tür hikayelerden biri Yunan Cadmus efsanesidir;

Anlatım akışı

One such story is: daha önce belirtilen bir gruptan örnek sunmak

One such story is, daha önce sözü edilen bir hikâye grubundan belirli bir örnek sunar. Buradaki such, “o türden” anlamına gelir ve önceki kategoriye gönderme yapar; “çok” ya da “ne kadar” anlamında bir ünlem değildir. Kalıp one such + tekil sayılabilen isim + tekil fiil şeklindedir. Bilgiyi “genel kategori → bir örnek” düzeninde sunar: one such story is, one such method works veya one such problem occurs.

Alıştırma

one such + noun + is kalıbında tekil project ismini yeniden kullanarak geçişi tamamlayın: Many towns have started safety projects for children who walk to school. ____ a walking school bus led by parents.

Cevabı göster

One such project is

who, according to legend, Kalıp ifadeler

2:25

efsaneye göre o,

defeated a fierce water dragon and sowed its jagged teeth into soil. Kelime

2:27

vahşi bir su ejderhasını yenmiş ve onun sivri uçlu dişlerini toprağa ekmiştir.

Kalıp ifadeler

according to legend: kaynağın geleneksel bir hikâye olduğunu belirtmek

According to legend, “geleneksel bir hikâyenin anlattığına göre” demektir. İddianın kaynağını doğrulanmış tarih yerine efsane olarak gösterir. Konuşan kişi geleneği aktarır; olayın gerçekten yaşandığını doğrulamaz. Cümlede according to legend, who ile defeated arasına giren ve kaynağı belirten bir ara sözdür. Virgüller bu ifadeyi ayırır; ifade çıkarıldığında who defeated ... and sowed ... temel yan cümle olarak kalır.

Alıştırma

Hangi cümle iddiayı doğrulanmış bir gerçek olarak değil, geleneksel bir hikâyenin parçası olarak açıkça sunuyor?

  1. Scientific evidence proves that a hidden city lies beneath the lake.
  2. According to legend, a hidden city lies beneath the lake.
  3. The travel guide confirms the exact location of the hidden city.
Cevabı göster

According to legend, a hidden city lies beneath the lake.

Kelime

sowed its jagged teeth into soil: sow fiilinin ‘tohum ekmek’ anlamı

Bu mitte sowed, ‘tohum gibi toprağın içine koydu’ anlamına gelir. Ejderhanın sivri ve tırtıklı dişleri tohum gibi ele alınır; böylece fiil açık bir ekim görüntüsü oluşturur. İfade sowed + nesne + into soil yapısındadır: its jagged teeth neyin ekildiğini, into soil ise hareketin yöneldiği yeri gösterir. Sowed, sow fiilinin geçmiş zaman biçimidir.

Alıştırma

Tohumları toprağa koyma anlamında sow fiilinin geçmiş biçimini doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. The gardener sowed wildflower seeds along the path.
  2. The gardener sewn wildflower seeds along the path.
  3. The gardener sewed wildflower seeds along the path.
Cevabı göster

The gardener sowed wildflower seeds along the path.

It's known that the remains of mastodons, Dilbilgisi

2:32

Mastodon kalıntılarının,

including their large and pointy molars,

2:35

büyük ve sivri azı dişleri de dahil olmak üzere,

are abundantly scattered across Europe. Kalıp ifadeler

2:37

Avrupa geneline bolca dağılmış olduğu bilinmektedir.

Dilbilgisi

It's known that: yerleşik bir gerçeği kişisiz biçimde tanıtmak

'It's known that + cümlecik' kişisiz edilgen bir yapıdır. Kimin bildiğini söylemek yerine ardından gelen cümleciği yerleşik bilgi olarak sunar ve bilgi kaynağını arka planda bırakır. Örnekte that ile başlayan cümlecik, tanıtılan gerçeği içerir. Girişteki it belirli bir şeyi göstermez; bilinen bilginin that sonrasında gelmesi için cümleyi düzenler. Buradaki known, ‘bilgi olarak yerleşmiş’ demektir; ‘birini şahsen tanımak’ anlamına gelmez.

Alıştırma

İfadeyi yerleşik bir gerçek olarak sunan, dersteki kısaltılmış kişisiz yapıyla cümleyi tamamlayın: ____ water expands when it freezes.

Cevabı göster

It's known that

Kalıp ifadeler

abundantly scattered across Europe: Avrupa’nın dört bir yanına bol miktarda dağılmış

Be scattered across + yer, nesnelerin geniş bir alanın birçok farklı noktasında bulunduğunu anlatır. Burada across Europe dağılımın kapsadığı alanı belirtir; Avrupa’nın bir tarafından diğer tarafına hareket etmeyi anlatmaz. Edilgen are scattered yapısı mastodon kalıntılarını çeşitli yerlere dağılmış nesneler olarak sunar; abundantly ise bunların çok miktarda bulunduğunu ekler.

Alıştırma

Cümleyi “bir alanın birçok yerine dağılmış” anlamındaki iki sözcüklü hedef ifadeyle tamamlayın: Ancient ruins are ____ the valley.

Cevabı göster

scattered across

This has led some to suggest that ancient storytellers may have crafted Cadmus's tale after unearthing these mastodon fossils. Notlar

2:40

Bu durum, bazı kişilerin antik hikaye anlatıcılarının bu mastodon fosillerini ortaya çıkardıktan sonra Cadmus'un masalını yaratmış olabileceklerini öne sürmesine yol açmıştır.

Kalıp ifadeler

This has led some to suggest: temkinli bir hipotez sunmak

This has led some to suggest that... önceki bir kanıtı veya gözlemi olası bir açıklamaya bağlar. This o kanıta gönderme yapar; lead someone to suggest ise “birinin fikir öne sürmesine neden olmak veya ona bunun için bir gerekçe vermek” anlamına gelir. Some iddiayı grubun yalnızca bir bölümüyle sınırlar; suggest ise fikri kanıtlanmış bir gerçek değil, bir öneri olarak sunar. Tam cümlede may ek bir belirsizlik katmanı oluşturur. Bu seçimler birlikte, kanıta dayanan ancak kesinleşmemiş bir açıklamayı tanıtır.

Alıştırma

Cümleyi temkinli ve kesin olmayan bir açıklama sunan hedef yapıyla tamamlayın: New DNA evidence appeared this year. This ____ the two samples came from the same family.

Cevabı göster

has led some to suggest that

Dilbilgisi

after unearthing...: önceki bir eylem için after + -ing

After + -ing öbeği, -ing eyleminin nitelediği cümledeki eylemden önce gerçekleştiğini gösterir. Burada hikâye anlatıcıları önce fosilleri ortaya çıkarmış, ardından öyküyü oluşturmuş olabilir. Bu yapı, "after they unearthed these mastodon fossils." zaman ilişkisini kısa biçimde ifade eder. unearthing eyleminin örtük öznesi, bu öbeğin nitelediği cümlenin öznesi olan ancient storytellers ifadesidir. Unearth, bir şeyi kazarak ortaya çıkarmak demektir; bu nedenle fosillerle birlikte gerçek anlamında kullanılmıştır. Bu bağlamda sıralama bir esin kaynağına işaret edebilir, ancak after tek başına kesin bir neden bildirmez; yalnızca zamanı gösterir.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için after ile birlikte "finish the experiment" ifadesinin -ing biçimini kullanın: After ____, the researchers compared their results.

Cevabı göster

finishing the experiment

Paleontologists have similarly dug up mastodon bones in Chios, Öbek fiiller

2:50

Paleontologlar benzer şekilde Sakız Adası'nda mastodon kemikleri çıkardılar;

Öbek fiiller

dug up: gömülü bir şeyi ortaya çıkarmak

Dig up, kazılarak gömülü bir şeyi ortaya çıkarmak veya yerden çıkarmak anlamına gelen bir öbek fiildir. Burada paleontologlar mastodon kemiklerini bulup topraktan çıkarmıştır. Up, bir şeyin ortaya çıkarılması sonucunu ekler; yalnızca daha yüksek bir konuma doğru hareket anlamına gelmez. Dug, dig fiilinin hem geçmiş zaman hem de geçmiş zaman ortacı biçimidir. Have dug up yapısında have + dug, present perfect zamanı oluşturur.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için dig up ifadesinin geçmiş zaman biçimini kullanın: During the excavation, the team ____ an old wooden box.

Cevabı göster

dug up

a Greek island that was once said to have been terrorized by another jagged-toothed dragon. Dilbilgisi

2:55

burası bir zamanlar bir başka sivri dişli ejderhanın dehşet saçtığı söylenen bir Yunan adasıdır.

Dilbilgisi

was once said to have been terrorized by: geçmişteki bir iddiayı mesafeli biçimde aktarmak

was once said to... yapısında özne, konuşan kişi değil, insanların hakkında konuştuğu şeydir. Bu edilgen aktarma yapısı “insanlar bir zamanlar ... derdi” anlamına gelir ve anlatıcının hikâyeyi doğrulanmış bir gerçek olarak sunmamasını sağlar. Edilgen perfect infinitive olan to have been terrorized, korku yaratan eylemi aktarılma zamanından önceye yerleştirir ve adanın eyleme maruz kaldığını gösterir. By another jagged-toothed dragon ise varsayılan faili belirtir.

Alıştırma

Cümleyi destroy fiilinin doğru biçimiyle ve was once said to have been + past participle + by yapısıyla tamamlayın: The old lighthouse ____ a giant wave.

Cevabı göster

was once said to have been destroyed by

What's even more compelling is that the distinct physical features of dragons from different regions Anlatım akışı

3:03

Daha da ikna edici olan şey, farklı bölgelerdeki ejderhaların kendilerine has fiziksel özelliklerinin

often mirror local fossil finds. Deyimler

3:09

genellikle yerel fosil buluntularını yansıtmasıdır.

Anlatım akışı

What's even more compelling is that: sonraki noktayı daha güçlü hâle getirmek

What's even more compelling is that... kalıbı, dinleyenlere bilgileri önem bakımından nasıl sıralayacaklarını gösterir. That sonrasındaki önermeyi önceki noktalardan daha güçlü bir destek olarak sunar ve savı daha ikna edici bir noktaya taşır. Even more karşılaştırmayı kurarken What...is that... odak yapısı ana mesajı that sonrasına yerleştirir. Burada compelling, “ikna edici” veya “güçlü biçimde dikkat çekici” demektir; birini bir şey yapmaya zorlamak anlamına gelmez.

Alıştırma

What's even more compelling is that... bir sav içinde ne işe yarar?

  1. Kanıtlar başarısız olduğu için önceki savı geri çeker.
  2. Sonraki iddianın önceki noktalardan daha güçlü bir destek sunduğunu belirtir.
  3. Önceki noktalarla ilgisiz bir yan konu açar.
Cevabı göster

Sonraki iddianın önceki noktalardan daha güçlü bir destek sunduğunu belirtir.

Deyimler

mirror local fossil finds: soyut benzerlik ve karşılık

Bu cümlede mirror, “yakından yansıtmak veya karşılık gelmek” anlamında bir fiildir. Buradaki düşünce, bölgesel ejderha özelliklerinin yakınlarda bulunan fosillerde görülen özelliklere benzemesidir; gerçek bir aynadan söz edilmez. Burada finds, “keşfedilen şeyler” anlamında çoğul bir isimdir. Bu nedenle local fossil finds, o bölgede bulunan fosiller demektir.

Alıştırma

“The layout of the park mirrors the shape of the island” cümlesinde mirror ne anlama gelir?

  1. Yerleşim, adanın yanına cam bir ayna koyar.
  2. Yerleşim, tasarıma adanın neden olduğunu kanıtlar.
  3. Yerleşim, adanın şeklini yakından yansıtır.
Cevabı göster

Yerleşim, adanın şeklini yakından yansıtır.

The antlers of the auspicious and celebrated Chinese Loong may have been influenced by fossilized Pliocene deer skulls, Notlar

3:12

Uğurlu ve ünlü Çin Loong'unun boynuzları, fosilleşmiş Pliyosen dönemine ait geyik kafataslarından etkilenmiş olabilir;

Kültür

auspicious and celebrated Chinese Loong: uğurlu ve saygı gören Çin Loong'u

Auspicious, “iyi şansla veya olumlu işaretlerle ilişkili” demektir; celebrated ise burada “geniş ölçüde saygı gören veya hayranlık duyulan” anlamındadır. Bu iki sıfat, Çin Loong'unu olumlu ve saygın bir kültürel figür olarak sunar. Loong, Çin ejderhası için kullanılan ve kültürel kimliği vurgulayan İngilizce bir adlandırmadır. Bu cümlede bu figürü Batı fantezisinde genellikle dragon denen tehlikeli, ateş püskürten canavardan ayırmaya yardımcı olur. Ejderhalarla ilgili belirli çağrışımlar geleneğe göre değişir.

Alıştırma

“the auspicious and celebrated Chinese Loong” nasıl bir kültürel imge oluşturur?

  1. İyi şansla ilişkilendirilen saygın bir figür olarak sunulur.
  2. Her ejderha geleneğinde tam olarak aynı anlama geldiği söylenir.
  3. Yalnızca felaket getiren kötü bir canavar olarak sunulur.
Cevabı göster

İyi şansla ilişkilendirilen saygın bir figür olarak sunulur.

which are commonly found in northern China.

3:21

ki bunlar Kuzey Çin'de yaygın olarak bulunur.

Kalıp ifadeler

may have been influenced by: geçmişteki bir etkiyi ihtiyatla öne sürmek

May have been influenced by, bir şeyin geçmişte bir etkiden etkilenmiş olabileceğini belirtir. May, bu iddianın kanıtlanmış bir gerçek değil, belirsiz bir tahmin olduğunu gösterir. Yapı may + have been + geçmiş zaman ortacı + by şeklindedir. Have been influenced, perfect yapıda edilgendir: özne olası etkiyi alır ve by bu etkinin kaynağını tanıtır. Bu yapı, olası tarihsel kökenleri gerçekmiş gibi sunmadan tartışmak için kullanışlıdır.

Alıştırma

Geçmişteki olası bir etkiyi belirten hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: The costume's shape ____ ancient armor.

Cevabı göster

may have been influenced by

In the Siwalik Hills of Pakistan,

3:24

Pakistan'ın Siwalik Tepeleri'nde,

legends of dragons with unique jeweled crests Kelime

3:27

üzerinde benzersiz mücevherli ibikler bulunan ejderha efsaneleri,

Kelime

unique jeweled crests: baştaki süslü yapılar

Unique jeweled crests ifadesinde unique ve jeweled sözcüklerinin ikisi de çoğul isim crests'i niteler. Burada crest, bir hayvanın veya efsanevi yaratığın başındaki kabarık ya da süslü yapıdır; bir tepenin sırtı değildir. Jeweled, mücevherlerle süslenmiş anlamına gelebilir. Hayalî bir betimlemede mücevher gibi parlak ve gösterişli bir görünüşü de anlatabilir. İfade tek başına bu yapıların gerçek değerli taşlar içerdiğini kanıtlamaz.

Alıştırma

Efsanevi bir yaratığın betimlemesinde unique jeweled crests ifadesi büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Başındaki benzersiz, mücevherlerle süslü veya mücevher benzeri yapılar
  2. Mutlaka tamamen gerçek değerli taşlardan yapılmış taçlar
  3. Bir dağdaki sıra dışı kayalık sırtlar
Cevabı göster

Başındaki benzersiz, mücevherlerle süslü veya mücevher benzeri yapılar

may have been inspired by the calcite crystals often embedded in local fossils such as the Sivatherium, Kelime

3:31

Sivatherium gibi yerel fosillerde sıkça gömülü olan kalsit kristallerinden ilham almış olabilir,

an extinct giraffe species.

3:37

ki bu nesli tükenmiş bir zürafa türüdür.

Kelime

Yerel fosillerin içine sıkça gömülü kalsit kristalleri

Bu isim öbeğinin ana unsuru calcite crystals ifadesidir. often embedded in local fossils bölümü kristalleri niteler: Kristaller çoğu zaman fiziksel olarak fosillerin içine gömülmüş veya fosillerin içinde kapalı durumdadır. Embedded, kısaltılmış edilgen bir ilgi cümleciğinde kullanılan geçmiş zaman sıfat-fiilidir. Tam biçim calcite crystals that are often embedded in local fossils olurdu. Bu yapı, bir açıklamayı isim öbeğinin içine kısa biçimde yerleştirdiği için bilimsel metinlerde yaygındır.

Alıştırma

Vurgulanan isim öbeği kalsit kristalleri hakkında ne söylüyor?

  1. Kristaller çoğu zaman yerel fosillerin içine fiziksel olarak gömülüdür.
  2. Kristaller yerel fosillerin dijital modellerini yapmak için kullanılır.
  3. Kristaller çoğu zaman yerel fosillerin görünmesini engeller.
Cevabı göster

Kristaller çoğu zaman yerel fosillerin içine fiziksel olarak gömülüdür.

Other beastly characteristics like flame-blowing

3:40

Alev püskürtme gibi diğer canavarımsı özellikler,

may have been connected to geothermal features like volcanoes and hot springs. Kalıp ifadeler

3:43

volkanlar ve kaplıcalar gibi jeotermal özelliklerle bağlantılı olmuş olabilir.

Kalıp ifadeler

Jeotermal oluşumlarla bağlantılı olmuş olabilir

May have been connected to, geçmişte bir bağlantının mümkün olduğunu anlatır. Buradaki bağlantı açıklamaya yöneliktir: Volkanlar ve sıcak su kaynakları gibi jeotermal olaylar, hayal edilen alev püskürtme özelliğini açıklamaya yardımcı olabilir. Bu, fiziksel bir bağlantı değildir. may have + past participle kalıbı, yazarın geçmişe ilişkin bir açıklamayı kesin olduğunu iddia etmeden sunmasını sağlar. Connected to bir ilişki belirtir; bir şeyin diğerine doğrudan neden olduğunun kanıtı değildir.

Alıştırma

Geçmişteki olası bir ilişkiyi temkinli biçimde anlatmak için cümleyi dersteki hedef ifadeyle tamamlayın: The sudden migration ____ a severe drought.

Cevabı göster

may have been connected to

Take the Chimera, Anlatım akışı

3:48

Örneğin Kimera'yı ele alalım,

a hybrid of a lion, goat, and dragon, Kelime

3:50

bir aslan, keçi ve ejderha melezi olan ve

Kelime

hybrid of a lion, goat, and dragon: bir karışımın bileşenlerini belirtmek

Burada a hybrid of a lion, goat, and dragon, üç farklı türden parçaları veya özellikleri bir araya getiren tek bir yaratığı anlatır. a hybrid of A, B, and C yapısında of sözcüğünden sonra gelenler karışımın kaynaklarını belirtir. Hybrid canlıları tanımlayabilir, ancak farklı sistemleri, tarzları, teknolojileri veya çalışma biçimlerini birleştiren şeyler için de daha geniş anlamda kullanılır. Temel fikir, farklı türlerin tek bir sonuçta birleşmesidir.

Alıştırma

Cümleyi “... karışımı” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: The new sport is a ____ tennis and volleyball.

Cevabı göster

hybrid of

supposedly originating in what's now Turkey. Kelime

3:53

günümüzde Türkiye olan bölgede ortaya çıktığı varsayılan bu yaratığı.

Anlatım akışı

Take the Chimera: Take ile örnek vermek

Burada Take the Chimera, “Kimera'yı örnek olarak ele alalım” veya “Kimera'yı düşünelim” demektir. Take + isim, açıklamayı genel bir fikirden belirli bir örneğe taşır; burada take bir şeyi alıp götürmeyi anlatmaz. Dinleyici, sonraki sözlerin bu örneğin neden önemli olduğunu açıklamasını bekler. Daha açık biçim Take the Chimera, for example şeklindedir; örnek verildiği zaten belliyse for example atılabilir.

Alıştırma

Hangi cümle bir örnek sunmak için Take + isim yapısını kullanır?

  1. Take the train to the science museum.
  2. Take the boxes into the garage before it rains.
  3. Take neighborhood trees: they cool streets and give people shade.
Cevabı göster

Take neighborhood trees: they cool streets and give people shade.

Kelime

what's now Turkey: geçmişteki bir yeri bugünkü adla belirtme

what's now Turkey ifadesindeki what's, what is ifadesinin kısaltmasıdır. Bu ifade, “bugün Türkiye olarak adlandırılan yerde” anlamına gelir. Geçmişteki bir yeri güncel bir coğrafi adla konumlandırır. Now, ortaya çıkış zamanını değil, yerin bugünkü tanımını belirtir. Adlar veya sınırlar değiştiğinde in what is now + yer adı kalıbı kullanılabilir.

Alıştırma

Bu tarihî cümleyi what's now ifadesinin tam biçimiyle tamamlayın: The temple stood in ____ central Mexico.

Cevabı göster

what is now

According to legend,

3:56

Efsaneye göre,

the beast was slain by the hero Bellerophon, Kelime

3:57

bu canavar kahraman Bellerophon tarafından öldürüldü;

Kelime

was slain by: yüksek ve edebî bir edilgen yapı

Was slain by, “... tarafından öldürüldü” anlamına gelir. Slay fiilinin geçmiş zamandaki edilgen biçimidir: was + geçmiş zaman ortacı slain, ardından eylemi yapan kişi veya gücü gösteren by + kişi ya da güç gelir. Slay ve slain sözcükleri yüksek, edebî veya dramatik bir tona sahiptir. Bu efsanede bu ifade, Bellerophon'un eylemini sıradan bir haberden çok destansı bir öykünün parçası gibi sunar.

Alıştırma

Cümleyi slay fiilinin geçmiş zamandaki edilgen biçimiyle tamamlayın: In the legend, the dragon ____ the knight.

Cevabı göster

was slain by

who thrust a block of lead into its fiery throat, Kelime

4:00

kahraman onun ateşli boğazına bir kurşun bloğu sokarak,

choking it.

4:03

onu boğdu.

Kelime

thrust a block of lead into its fiery throat: güçlü bir itme hareketi

thrust + nesne + into + yer yapısı, bir şeyi ani ve güçlü bir hareketle bir yerin içine itmek anlamına gelir. Burada a block of lead itilen nesne, its fiery throat ise varış noktasıdır. Bu yüzden thrust, eylemi şiddetli ve acil gösterir. Tarafsız put fiili bu gücü taşımaz. Burada thrust geçmiş zaman biçimidir; fiilin yalın hâli, geçmiş zamanı ve geçmiş zaman ortacı hep thrust şeklindedir. Bu isim grubundaki lead, metal olan kurşunu belirtir.

Alıştırma

Hangi cümlede thrust, bir yerin içine doğru ani ve güçlü bir hareketi vurgular?

  1. She left the emergency key beside the lock.
  2. She thrust the emergency key into the lock when the door jammed.
  3. She put the emergency key gently into the lock.
Cevabı göster

She thrust the emergency key into the lock when the door jammed.

Some scholars hypothesize that the fire-spitting natural gas vents in southern Turkey Kelime

4:04

Bazı akademisyenler, Türkiye'nin güneyindeki ateş püskürten doğal gaz deliklerinin

Kelime

fire-spitting natural gas vents: isimden önce kullanılan birleşik sıfat

fire-spitting natural gas vents ifadesinde temel isim vents'tir: doğal gazın yer altından çıktığı açıklıklar. Fire-spitting, yanan gazın bu açıklıkları ateş püskürtüyormuş gibi göstermesini anlatır. Fire-spitting, isimden önce kullanılan, kısa çizgili bir birleşik sıfattır. Daha uzun olan that spit fire, yani “ateş püskürten”, fikrini canlı bir niteleyicide toplar; kısa çizgi fire ve spitting sözcüklerinin birlikte çalıştığını gösterir.

Alıştırma

“Ateş püskürten” anlamındaki kısa çizgili birleşik sözcükle cümleyi tamamlayın: The story describes a ____ dragon.

Cevabı göster

fire-spitting

may have sparked stories of this flame-blowing beast. Deyimler

4:10

bu alev üfleyen canavar hikayelerini başlatmış olabileceğini varsaymaktadır.

Kelime

Some scholars hypothesize: geçici bir açıklama öne sürmek

Some scholars hypothesize that ... sınırlı sayıdaki bir akademisyen grubunun olası bir açıklama öne sürdüğü anlamına gelir. Hypothesize fiilinden sonra genellikle açıklamanın içeriğini belirten bir that cümleciği gelir. Bu fiil, kanıtlanmış bir gerçeği değil, araştırılması veya sınanması gereken bir fikri sunar. Some önemlidir çünkü cümle bütün akademisyenlerin aynı görüşte olduğunu iddia etmez. Tam cümledeki may have de temkinli anlatımı güçlendirir.

Alıştırma

Bir araştırma ekibinin resmî ve sınanabilir, ancak henüz kanıtlanmamış bir açıklaması var. Hangi cümle uygundur?

  1. The team refuses to consider what caused the sensor failure.
  2. The team has proved beyond doubt that moisture caused the sensor failure.
  3. The team hypothesizes that moisture caused the sensor failure.
Cevabı göster

The team hypothesizes that moisture caused the sensor failure.

Deyimler

may have sparked stories: geçmişteki olası bir neden

Burada spark, “bir şeyin başlamasına veya gelişmesine neden olmak” anlamında bir benzetmedir. Bu gaz çıkışları insanlara hikâye fikri vermiş olabilir; gerçek bir kıvılcım olması gerekmez. Konu ateş olduğu için spark sözcüğü alev imgesini de çağrıştırır. May have sparked, geçmişteki olası bir nedeni gösterir. May belirsizlik ifade ederken have sparked olası eylemi şimdiki zamandan önceye yerleştirir. Bu nedenle cümle, kanıtlanmış bir köken değil, bir varsayım sunar.

Alıştırma

“Geçmişte neden olmuş olabilir” anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: The unusual footprint ____ rumors about a giant animal.

Cevabı göster

may have sparked

Similarly, the seemingly burnt landscapes of western Turkey, Kelime

4:14

Benzer şekilde, Türkiye'nin batısındaki yanmış gibi görünen manzaralar,

which are the result of ancient volcanic activity, Kalıp ifadeler

4:18

ki bunlar eski volkanik faaliyetlerin sonucudur,

Kelime

seemingly burnt landscapes: görünüş, doğrulanmış gerçek değil

Seemingly burnt landscapes, yanmış gibi görünen yer şekilleri demektir. Seemingly, bunun doğrulanmış bir gerçek değil, görünüşe dayalı bir izlenim olduğunu belirtir. Burada ifade başka bir açıklamaya yer bırakır: yanmış gibi görünen bu yüzey eski volkanik faaliyetlerden kaynaklanır. Genel olarak seemingly + sıfat yapısı, ilk izlenimi gerçek olarak kesinleştirmeden bir şeyin nasıl göründüğünü anlatır.

Alıştırma

Hangi açıklama seemingly burnt landscapes ifadesine en uygundur?

  1. Yakın zamanda çıkan bir yangında kesinlikle yandılar.
  2. Hiç yanmış gibi görünmüyorlar.
  3. Yanmış gibi görünüyorlar, ancak gerçekten yanıp yanmadıkları doğrulanmış değil.
Cevabı göster

Yanmış gibi görünüyorlar, ancak gerçekten yanıp yanmadıkları doğrulanmış değil.

Kalıp ifadeler

are the result of ancient volcanic activity: sonuçtan nedene

Are the result of ancient volcanic activity, eski volkanik faaliyetlerin bu yer şekillerinin oluşmasına neden olduğu anlamına gelir. Be the result of yapısında özne sonucu, of sonrasındaki isim öbeği ise nedeni belirtir. Burada which, çoğul landscapes sözcüğünü gösterdiği için fiil are olur. Bu yapıda result bir isimdir. Yeniden kullanılabilecek kalıp Y is/was the result of X şeklindedir: Y sonuç, X ise nedendir.

Alıştırma

Cümleyi be the result of isim kalıbıyla tamamlayın: The delays were ____ a software failure.

Cevabı göster

the result of

could have stirred stories of the epic clash of Zeus and the hundred-headed Typhon. Deyimler

4:21

Zeus ile yüz başlı Typhon'un destansı çarpışmasının hikayelerini alevlendirmiş olabilir.

Deyimler

could have stirred stories: geçmişte olası bir esin kaynağı

Burada stir mecaz anlamda kullanılır. Arazinin görünümü insanların hayal gücünü uyandırmış ve hikâyelerin doğmasına ya da yayılmasına yardımcı olmuş olabilir; fiziksel bir karıştırma söz konusu değildir. Could have + past participle, geçmişteki olası bir nedene geriye dönüp bakar. Konuşan kişi hikâyelerin nasıl başladığına dair bir açıklama öne sürer, ancak bunun kanıtlandığını iddia etmez.

Alıştırma

Cümledeki could have stirred stories ifadesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Manzara, insanlara hikâyeler yaratmaları veya aktarmaları için ilham vermiş olabilir.
  2. Hikâyeler geçmişte tam olarak ne olduğunu kanıtladı.
  3. Birisi yazılı hikâyeleri kesinlikle eliyle karıştırdı.
Cevabı göster

Manzara, insanlara hikâyeler yaratmaları veya aktarmaları için ilham vermiş olabilir.

In fact, some tellings say the land itself was scorched by Zeus's bolts during their deadly duel. Notlar

4:27

Hatta bazı anlatılar, bu ölümcül düello sırasında toprağın kendisinin Zeus'un yıldırımları tarafından yakıldığını söyler.

Kelime

some tellings say: hikâye sürümlerine gönderme

Burada a telling, bir hikâyenin bir sürümü veya sunuluş biçimidir. Some tellings say, mitin belirli yeniden anlatımlarında bulunan bir ayrıntıyı tanıtır. Some iddianın kapsamını daraltır: Her sürümün toprağı bu şekilde betimlemesi gerekmez. Say, bu sürümlerin içerdiği bilgiyi aktarır; miti doğrulanmış tarih olarak sunmaz.

Alıştırma

Hangi cümlede tellings, bir hikâyenin sürümleri anlamında kullanılmıştır?

  1. Some tellings say the dragon guarded a river.
  2. The teacher is telling us where to sit.
  3. Some storytellers say the dragon guarded a river.
Cevabı göster

Some tellings say the dragon guarded a river.

Kültür

was scorched by Zeus's bolts: Zeus'un mitolojik yıldırımları

Yunan mitolojisinde Zeus's bolts, Zeus'un silah olarak kullandığı lightning bolts veya thunderbolts, yani yıldırımlar anlamına gelir. Buradaki bolts sözcüğü metal cıvatalar demek değildir. Edilgen yapı was scorched by, toprağın bu yıldırımlar tarafından yakılıp karartıldığını belirtir. Mit, kavrulmuş araziyi Zeus ile Tifon arasındaki savaşın bıraktığı bir iz olarak açıklar.

Alıştırma

Bu mitolojik bağlamda Zeus's bolts ne anlama gelir?

  1. Zeus'a ait metal cıvatalar
  2. Zeus'la ilişkilendirilen yıldırım silahları
  3. Sıradan bir yaydan atılan oklar
Cevabı göster

Zeus'la ilişkilendirilen yıldırım silahları

And more can be gleaned from dragon myths than just their possible origins. Kelime

4:35

Ve ejderha mitlerinden sadece olası kökenlerinden çok daha fazlası çıkarılabilir.

Kelime

more can be gleaned from: ipuçlarından bilgi çıkarmak

more can be gleaned from ifadesinde glean, bir kaynağı dikkatle inceleyerek bilgi toplamak veya keşfetmek demektir. Yalnızca bilgi almak yerine, dağınık ya da kolay fark edilmeyen ipuçlarından yararlı ayrıntılar toplamayı anlatır. Edilgen information can be gleaned from a source kalıbı bilgiyi öne çıkarır ve kaynağı inceleyen kişiyi belirtmez. Buradaki more, more information veya more insight yerine kullanılır.

Alıştırma

Burada öğretilen glean biçimiyle cümleyi tamamlayın: Several clues can be ____ the old letters.

Cevabı göster

gleaned from

In China, paleontologists often plan digs in regions well known for their supposed dragon bone deposits. Kültür

4:39

Çin'de paleontologlar, ejderha kemiği çökeltileri olduğuna inanılan ve iyi bilinen bölgelerde sık sık kazı planlarlar.

Kültür

well known for their supposed dragon bone deposits: sözde ejderha kemiği yataklarıyla tanınan

Well known for X, X ile tanınmak demektir. Burada bölgeler, insanların ejderha kemiği diye adlandırdığı veya öyle olduğuna inandığı maddelerin toprak altındaki yoğun birikimleriyle tanınır. Deposits, bu tür maddelerin yoğun biçimde biriktiği yerleri anlatır. Supposed, dragon bone ifadesinden önce gelerek bu adlandırmaya karşı mesafe gösterir. Yazar, gerçek ejderhaların var olduğunu söylemeden geleneksel veya doğrulanmamış bir inanışı aktarır. Bu kullanım, aktarılan bir ad ya da iddia ile doğrulanmış bir gerçeği ayırmaya yardımcı olur.

Alıştırma

supposed dragon bone deposits ifadesindeki supposed neyi gösterir?

  1. Ejderhalar bu birikintileri kasıtlı olarak yer altına yerleştirdi.
  2. Bilim insanları bu yataklarda gerçek ejderhaların kemiklerinin bulunduğunu kanıtladı.
  3. İnsanlar bunlara ejderha kemiği diyor veya öyle olduğuna inanıyor, fakat yazar bunu gerçek olarak doğrulamıyor.
Cevabı göster

İnsanlar bunlara ejderha kemiği diyor veya öyle olduğuna inanıyor, fakat yazar bunu gerçek olarak doğrulamıyor.

In fact, one of the richest areas in the world for finding dinosaur tracks is called Huanglonggou, Dilbilgisi

4:47

Aslında, dünyada dinozor ayak izi bulmak için en zengin alanlardan birinin adı Huanglonggou'dur;

which translates to Yellow Dragon Valley. Kalıp ifadeler

4:54

bu da Sarı Ejderha Vadisi anlamına gelir.

Dilbilgisi

one of the richest areas in the world for finding ...: dünyada bulmak için en zengin bölgelerden biri

One of the + en üstünlük biçimi + çoğul isim, bir üyeyi en üst gruplardan birinin içine yerleştirir. Bu nedenle one of the richest areas, söz konusu bölgenin dünyanın en zengin bölgeleri arasında olduğunu belirtir; onun tek ve en zengin bölge olduğunu iddia etmez. One of the sonrasında çoğul areas kullanılır, ancak öznenin merkezi tekil one olduğu için cümlede is yer alır. Burada richest, para bakımından en zengin değil, dinozor izlerinin en bol olduğu anlamına gelir. In the world karşılaştırma grubunu belirler; for finding dinosaur tracks ise bölgenin hangi etkinlik veya kaynak açısından öne çıktığını açıklar.

Alıştırma

Cümleyi one of the, best ve place sözcüğünün doğru biçimiyle tamamlayın: This wetland is ____ in the country for watching birds.

Cevabı göster

one of the best places

Kalıp ifadeler

which translates to ... ile bir adın çeviri anlamını verme

Burada which, bölgeyle ilgili önceki açıklamanın tamamına değil, Huanglonggou adına gönderme yapar. Which translates to Yellow Dragon Valley açıklayıcı ilgi cümleciği, bu adın İngilizce anlamını ekler. Ad + which translates to + çevrilmiş ifade kalıbında translates to, “çevrildiğinde şu anlama gelir” demektir. Ad gerçekten çeviri eylemini yapan bir varlık değildir; bu ifade adın çevirisini veya eş değer karşılığını sunar.

Alıştırma

Yabancı bir adın İngilizce anlamını dersin kalıbıyla doğru biçimde veren cümle hangisidir?

  1. The village is called Las Flores, which translates to English.
  2. The village is called Las Flores, which translates to The Flowers.
  3. The village is called Las Flores, which translates The Flowers.
Cevabı göster

The village is called Las Flores, which translates to The Flowers.

So while these mythical beasts may never have prowled our caves, skies, or seas, Dilbilgisi

4:57

Dolayısıyla, bu efsanevi canavarlar mağaralarımızda, gökyüzümüzde veya denizlerimizde hiçbir zaman dolaşmamış olsalar da,

their tales continue to be a source of inspiration in both fantasy and science alike. Kalıp ifadeler

5:03

onların masalları hem fantastik dünyada hem de bilimde bir ilham kaynağı olmaya devam ediyor.

Dilbilgisi

while ... may never have ..., ... continue to be ... ile dengeli bir sonuç

Burada while, “... sırasında” değil, although gibi “... olsa da” anlamına gelir. Açılış cümleciği, efsanevi yaratıkların gerçek dünyada hiç dolaşmamış olabileceğini kabul eder; may never have + geçmiş zaman ortacı, geçmiş hakkında temkinli bir değerlendirme bildirir. Ana cümlecik, konuşanın korumak istediği asıl noktayı verir: bu yaratıkların hikâyeleri ilham kaynağı olmaya devam eder. Continue to be + ad öbeği veya sıfat, bir durumun hâlâ geçerli olduğunu söyler. Yeniden kullanılabilir kalıp while + ödün, ana iddia biçimindedir: önce bir sınırı veya karşıt gerçeği kabul edin, sonra neyin hâlâ doğru olduğunu belirtin.

Alıştırma

While ve continue to be ifadesinin doğru biçimini kullanarak dengeli cümleyi tamamlayın: ____ the old map may not be perfectly accurate, it ____ a useful guide to the region.

Cevabı göster

While · continues to be

Kalıp ifadeler

a source of inspiration in both A and B alike: hem A hem B alanında aynı şekilde ilham kaynağı olmak

a source of inspiration, insanlara yeni fikirler veren veya yaratıcı ya da düşünsel çalışmaları teşvik eden bir kişi ya da şeyi anlatır. Bu cümlede hikâyeler, iki farklı alandaki fikir ve çalışmalara ilham vermeyi sürdürüyor. in both A and B, aynı ifadenin iki alanın her biri için geçerli olduğunu belirtir. Sondaki alike, bunun fantasy ve science için eşit ölçüde geçerli olduğunu vurgular; bu iki alanın birbirine benzediği anlamına gelmez.

Alıştırma

Doğal dünyanın insanlara hem sanat hem de mühendislik alanında ilham verdiğini hangi cümle doğal biçimde anlatır?

  1. The natural world is a source of inspiration in either art or engineering.
  2. The natural world is a source of inspiration between art and engineering.
  3. The natural world is a source of inspiration in both art and engineering.
Cevabı göster

The natural world is a source of inspiration in both art and engineering.

Ready to keep learning?

5:11

Öğrenmeye devam etmeye hazır mısınız?

Watch these videos to either challenge what you think you know or learn more about what you don't.

5:12

Bildiğinizi sandığınız şeylere meydan okumak veya bilmedikleriniz hakkında daha fazla şey öğrenmek için bu videoları izleyin.

Subscribe and stay curious.

5:18

Abone olun ve meraklı kalın.