AIM-9 Sidewinder'ın Savaş Başlığı Nasıl Çalışır? - Smarter Every Day 282: İngilizce çalışma notları
SmarterEveryDay
Video özeti: Destin, Sidewinder rolleronlarını ve genişleyen çubuklu savaş başlığını açıklıyor. Başlıca İngilizce noktaları: 1. “side-looking proximity sensor,” — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: proximity sensor ifadesini ana ad, side-looking bölümünü algılama yönü olarak çözümleyip teknik ad öbeklerini daha kolay anlayın. 2. “what it does is” — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: parçanın işlevini öne çıkarıp ardından süreci ya da sonucu vermek için bu yapıyı kullanın. 3. “a really bad day” — Deyimler ve mecazlı ifadeler: bunun kötü bir günden çok, ciddi hasarı hafifleterek anlatan ölçülü ve mizahi bir ifade olduğunu fark edin.
Bu derste
I want to talk about something that's really neat.
0:02Gerçekten harika bir şey hakkında konuşmak istiyorum.
This uh this particular aircraft can be configured for the attack role Kalıp ifadeler
0:15Bu, uh, bu özel uçak saldırı rolü
be configured for ... role: bir görev için yapılandırılmak
Edilgen be configured for + role/purpose kalıbı, bir makinenin ya da sistemin belirli bir işlevi yerine getirebilmesi için düzenlendiğini veya ayarlandığını belirtir. Bu cümlede hava aracı saldırı yapılandırmasına ya da avcı yapılandırmasına geçirilebilir. Buradaki role, bir oyuncunun canlandırdığı rol değil, operasyonel işlev veya görev anlamındadır. İfade, hava aracının o anda görevi yapıp yapmadığına değil, kullanabileceği yapılandırmaya odaklanır.
Alıştırma
Cümleyi öğrendiğiniz teknik ifadeyle tamamlayın: The drone can ____ the surveillance role.
Cevabı göster
be configured for
And there's something I want to show you that's way over here.
0:21Ve şurada size göstermek istediğim bir şey var.
You know, all the different weapons on the pylons.
0:24Biliyorsunuz, pilonlardaki tüm o farklı silahlar.
This is a Sidewinder missile and this changed a lot of things
0:30Bu bir Sidewinder füzesi ve bu birçok şeyi değiştirdi,
So, this is one of the first heat-seeking missiles that was developed here in the '50s, Kelime
0:34Yani, bu 50'lerde burada geliştirilen ilk ısı güdümlü füzelerden biri,
heat-seeking missiles: ısı güdümlü füzeler
Heat-seeking bir bileşik sıfattır: heat algılanan şeyi belirtir, seeking ise onu takip etmeyi veya ona yönelmeyi anlatır. Isı güdümlü bir füze, çoğu zaman bir uçak motorundan gelen hedefe ait ısı sinyalini izlemek için sensör kullanır. Kısa çizgi, heat-seeking ifadesini missiles sözcüğünü niteleyen tek bir birim yapar. Seeking, füzenin insana özgü bir isteği olduğu anlamına gelmez; güdüm sisteminin hedefi nasıl bulduğunu açıklar.
Alıştırma
Hangi seçenek bir heat-seeking missile ifadesini doğru açıklar?
- Çevresini ısıtmak için ısı üretir.
- Hedefin ısısını algılayarak onu takip eder.
- Yalnızca sıcak havalarda kullanılabilir.
Cevabı göster
Hedefin ısısını algılayarak onu takip eder.
so it can it could go towards the exhaust of a of an aircraft.
0:45böylece bir uçağın egzozuna doğru gidebilir.
Uh you've got some kind of pivoting fins right here,
0:49Uh, burada dönebilen bir tür kanatçıklarınız var,
yana doğru algılama yapan yakınlık sensörü
Bu teknik isim grubunda sensor ana isimdir; adlandırılan aygıtın ne tür bir şey olduğunu gösterir. Proximity, anlamı yakındaki bir nesneyi veya hedefi algılayan bir sensörle sınırlar. Side-looking, sensörün algılama yönünü açıklar. Sensörün yana doğru baktığı veya algılama yaptığı anlamına gelir; tek başına sensörün fiziksel olarak bir nesnenin yan tarafına monte edildiğini göstermez. Ana isimden başlayıp önceki niteleyicileri geriye doğru çözümlemek, benzer mühendislik terimlerini anlamayı kolaylaştırır.
Alıştırma
Side-looking proximity sensor ifadesinde side-looking neyi belirtir?
- Sensörün etkinleştiği kesin mesafe
- Sensörün algılama yaptığı yön
- Sensörün fiziksel olarak monte edildiği taraf
Cevabı göster
Sensörün algılama yaptığı yön
We'll talk more about the warhead in a minute. Kalıp ifadeler
1:00Savaş başlığı hakkında birazdan daha fazla konuşacağız.
in a minute: birazdan
Burada in a minute, kısa bir gecikmeden sonra veya birazdan anlamına gelir. Konuşmacı, önce başka bir konuyu ele aldıktan sonra bu konunun kısa süre içinde konuşulacağını belirtir. Günlük konuşmada bu ifadede a minute çoğunlukla yaklaşık bir süredir; normalde tam olarak altmış saniye anlamına gelmez. Daha genel olarak in + bir zaman dilimi, bir eylemi şu andan itibaren o kadar süre sonrasına yerleştirebilir; gereken kesinlik düzeyini bağlam belirler.
Alıştırma
Küçük bir işi bitirmek üzeresiniz ve birazdan birine yardım edeceksiniz. Hangi cümle kısa ve yaklaşık bir gecikmeyi doğal biçimde ifade eder?
- I'll help you within a minute.
- I'll help you in a minute.
- I'll help you for a minute.
Cevabı göster
I'll help you in a minute.
you'll notice there's something that looks like a water wheel here.
1:11burada su çarkına benzer bir şey olduğunu fark edeceksiniz.
If you look closely, you'll notice: yönlendirilmiş gözlem
if yan cümlesi, bir ayrıntıyı keşfetmenin koşulu olarak dikkatle bakmayı sunar. Ana cümledeki you'll notice ise konuşmacının izleyicinin algılamasını beklediği sonucu tanıtır. Burada will esas olarak fark etme eylemini geleceğe yerleştirmez. Gözlemi öngörülebilir bir sonuç olarak sunar: dikkatle bakıldığında ayrıntının görünür hâle gelmesi beklenir. If you ..., you'll notice ... kalıbı bir görseli, nesneyi veya veri kümesini açıklarken dikkati yönlendirmek için kullanışlıdır.
Alıştırma
closely ve you will ifadesinin kısaltılmış biçimini kullanarak yönlendirilmiş gözlem kalıbını tamamlayın: In this photo, ____, ____ a small boat near the horizon.
Cevabı göster
if you look closely · you'll notice
Now, if you can imagine this aircraft is flying along super super fast, Anlatım akışı
1:23Şimdi, bu uçağın süper, süper hızlı uçtuğunu hayal edebilirseniz,
Now, if you can imagine: düşünce deneyi kurmak
Now, açıklamanın bir sonraki aşamasına geçildiğini gösterir. If you can imagine, konuşmacı mühendislik sorununu açıklamadan önce dinleyicileri zihinlerinde varsayımsal bir sahne —burada yüksek hızda hareket eden uçak ve füze— kurmaya davet eder. İfade, bilgiyi önce durumun kurulması, ardından açıklamanın gelmesi şeklinde düzenler. Can, daveti yumuşak ve iş birliğine açık hâle getirir; dinleyicinin yeterli hayal gücüne sahip olup olmadığına dair gerçek bir soru değildir.
Alıştırma
Now, if you can imagine burada hangi söylem işlevini yerine getiriyor?
- Hayal edilen olayın kesinlikle gerçekleşeceğini öngörür.
- Açıklama devam etmeden önce dinleyiciyi bir durum hayal etmeye davet eder.
- Dinleyicinin yeterli hayal gücüne sahip olup olmadığını sorgular.
Cevabı göster
Açıklama devam etmeden önce dinleyiciyi bir durum hayal etmeye davet eder.
So, you got roll, pitch, and yaw, Kelime
1:35Yani, yuvarlanma (roll), yunuslama (pitch) ve sapma (yaw) var,
Roll, pitch ve yaw: üç dönme ekseni
Roll, pitch ve yaw; bir uçak, füze, gemi veya robotun üç standart dönme hareketidir. Roll, önden arkaya uzanan boylamsal eksen çevresindeki dönüş; pitch, bir yandan diğer yana uzanan yanal eksen çevresindeki dönüş; yaw ise dikey eksen çevresindeki dönüştür. Bu cümlede konuşmacı, yönelim hareketinin üç bileşenini sıralıyor. Bu terimler, belirsiz turn sözcüğünü kullanmak yerine kontrol sisteminin hangi yönelim değişimini yönettiğini belirtir.
Alıştırma
Düz konumunu koruyan bir dronun burnu, yana yatmadan sağa ve sola dönüyor. Hangi dönüş hareketi anlatılıyor?
- pitch
- yaw
- roll
Cevabı göster
yaw
You don't want this thing to roll in ways that you don't want it to.
1:38Bu şeyin istemediğiniz şekillerde yuvarlanmasını istemezsiniz.
So, this is a genius way to get around that. Öbek fiiller
1:41İşte bu, bunun üstesinden gelmek için dâhice bir yol.
Get around: bir sorunu veya kısıtlamayı aşmak
a way to get around that ifadesinde get around, az önce belirtilen güçlüğü aşan veya onunla başarılı biçimde başa çıkan bir yöntem bulmak anlamına gelir. Yöntem, nedenini ortadan kaldırmak yerine sınırlamadan kaçınabilir; bu yüzden ifade çoğu zaman alternatif bir çözüm yolunu ima eder. Nesne, deyimsel fiilden sonra gelir: get around a problem, get around a restriction veya get around it. Buradaki that, daha önceki kontrol sorununa gönderme yapar; bir şeyin fiziksel olarak çevresinden dolaştığı bir nesneye değil.
Alıştırma
Hangi cümlede get around, bir kısıtlamayı aşmak anlamında kullanılmıştır?
- News of the surprise got around the office quickly.
- Tourists get around the city by subway.
- We changed the file format to get around the upload limit.
Cevabı göster
We changed the file format to get around the upload limit.
little bitty: “çok küçük” demenin gündelik bir yolu
Burada little bitty, “çok küçük” anlamına gelir. İki sıfat birlikte, oyukları gündelik ve vurgulu biçimde tanımlayan tek bir ifade gibi çalışır; bitty burada tek başına küçük parçaları adlandırmaz. Bu ifade, yalnızca little kullanmaktan daha canlı ve konuşma diline özgü bir anlatım sağlar. Küçük nesneleri, hayvanları veya ayrıntıları sıcak, şakacı ya da güçlü biçimde vurgulamak istediğinizde başka durumlara da aktarabilirsiniz.
Alıştırma
Cümleyi “çok küçük” anlamındaki iki sözcüklü gündelik ifadeyle tamamlayın: The toy has ____ wheels.
Cevabı göster
little bitty
See those little things that are drilled out there? Öbek fiiller
1:52Orada delinmiş olan şu küçük şeyleri görüyor musunuz?
drilled out: matkapla malzeme çıkarmak
Drilled out, drill out fiilinin geçmiş zaman ortacı biçimidir. are drilled out içinde edilgen bir fiil oluşturur: birisi matkap kullanarak az miktarda malzemeyi çıkarmış ve görünen oyukları bırakmıştır. out parçacığı bir sonuç ekler: malzeme, delme işlemiyle dışarı alınır. Başka nesnelerle kullanıldığında drill out, bir deliği genişletmek veya kırık bir cıvata gibi hasarlı bir parçayı matkapla çıkarmak anlamına da gelebilir.
Alıştırma
Cümleyi “matkap kullanarak çıkardı” anlamındaki geçmiş zamanlı öbek fiille tamamlayın: A broken bolt blocked the opening, so the mechanic ____ the damaged part.
Cevabı göster
drilled out
Because this could spin at over 100,000 RPM
1:55Çünkü bu 100.000 devir/dakikanın (RPM) üzerinde dönebilir
and So, they had to make some weigh more or less than others.
1:58ve bu yüzden, bazılarının diğerlerinden biraz daha ağır veya hafif olmasını sağlamaları gerekiyordu.
So, they had to like spin this thing up and balance it like you'd balance a tire by removing material. Notlar
2:02Böylece, bunu döndürüp tıpkı bir lastiği malzeme çıkararak dengeler gibi dengelemek zorundaydılar.
spin ... up: dönen bir parçayı hedef hıza çıkarmak
Bu cümlede spin this thing up, parçayı kullanılabilir ya da hedeflenen bir hıza ulaşana kadar giderek daha hızlı döndürmek anlamına gelir. Up, dönüş hızındaki artışı belirtir; yukarı doğru hareket anlamına gelmez. Spin up, ayrılabilen bir öbek fiildir. Bir isim öbeği up'tan sonra ya da spin ile up arasına gelebilir; ancak bir zamir mutlaka ortaya gelmelidir: spin the rotor up veya spin up the rotor denebilir, fakat zamirle spin it up kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi spin up ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın. It zamirini kullanın: Before measuring vibration, the engineers need to ____.
Cevabı göster
spin it up
balance it like you'd balance a tire: teknik bir süreci benzetmeyle açıklamak
Konuşmacı, pek bilinmeyen bir dengeleme işlemini tanıdık bir işlemle karşılaştırarak açıklıyor. Balance it teknik eylemi adlandırırken like you'd balance a tire dinleyiciye nasıl bir yöntem düşünmesi gerektiğini anlatır: dönen bir cismin daha düzgün çalışması için eşit olmayan kütle dağılımını düzeltmek. Burada like, aynı şey oldukları iddiasını değil bir benzetmeyi başlatır. You'd, you would ifadesinin kısaltmasıdır ve you genel anlamdadır; yeniden kullanılabilen kalıp action + like you'd + familiar action şeklindedir.
Alıştırma
Like you'd balance a tire ifadesi cümlede nasıl bir işlev görüyor?
- Dönen parçanın aslında bir lastik olduğunu söyler.
- Malzemenin dönen parçadan değil, bir lastikten çıkarılması gerektiğini söyler.
- Dengelemenin yapılması gereken yeri belirtir.
- Pek bilinmeyen bir süreci, yöntemini tanıdık bir dengeleme işiyle karşılaştırarak açıklar.
Cevabı göster
Pek bilinmeyen bir süreci, yöntemini tanıdık bir dengeleme işiyle karşılaştırarak açıklar.
a rolleron, what it does is as you fire the missile and it spins up, Dilbilgisi
2:07bir rolleron, yaptığı şey, füzeyi ateşlediğinizde ve dönmeye başladığında,
Açıklama çerçevesi olarak what it does is
what it does is, kabaca “onun işlevi veya etkisi şudur” anlamına gelen bir odaklama kalıbıdır. Burada it, rolleron’a gönderme yapar; is sonrasındaki sözler de füze ateşlenip rolleron dönmeye başladığında ortaya çıkan etkiyi açıklar. Dilbilgisel olarak what it does, isim gibi işleyen bir bütün oluşturur; dolayısıyla what doğrudan bir soru başlatmaz. Bu kalıp önce bir açıklamanın geleceğini haber verir, ardından önemli süreç veya sonucu is sonrasına yerleştirir. Bir cihazın ya da sistemin nasıl çalıştığını açıklarken kullanışlıdır.
Alıştırma
Cihazın işlevini öne çıkaran açıklama kalıbıyla şu İngilizce cümleyi tamamlayın: The mechanism may look complicated, but ____ release excess pressure before the tank is damaged.
Cevabı göster
what it does is
So, you get a gyroscopic effect and it becomes a giant flywheel, like a gyroscope.
2:14Böylece bir jiroskopik etki elde edersiniz ve dev bir volan haline gelir, bir jiroskop gibi.
And so, that angular momentum gives you an angular momentum vector that's right there.
2:20Ve böylece, bu açısal momentum size tam orada bir açısal momentum vektörü verir.
you're about to fire this missile and if and if you have problems with dynamic stability in the roll axis
2:36bu füzeyi ateşlemek üzeresiniz ve eğer yuvarlanma ekseninde dinamik stabilite sorunlarınız varsa
and you don't have really fast control loops and digital circuitry at your disposal yet, Deyimler
2:43ve henüz elinizin altında gerçekten hızlı kontrol döngüleri ve dijital devreler yok,
Kullanıma hazır kaynaklar için at your disposal
At your disposal, “gerektiğinde kullanabileceğiniz veya yönlendirebileceğiniz şekilde hazır” anlamına gelir. Bu cümlede hızlı kontrol döngüleri ile dijital devreler henüz mühendislerin yararlanabileceği kaynaklar değildi. İfade gerçek anlamlı değildir: Buradaki disposal, bir şeyi atmakla değil, onu düzenleme veya kullanma yetkisiyle ilgilidir. Kalıp at + iyelik belirleyicisi + disposal biçimindedir; at my disposal ve at their disposal buna örnektir.
Alıştırma
“Gerektiğinde kullanmanız için hazır” anlamındaki üç kelimelik İngilizce ifadeyle cümleyi tamamlayın: Our research staff and archives are ____ throughout your visit.
Cevabı göster
at your disposal
here and there and just kind of lock it in space
2:58şuraya ve buraya ve onu adeta uzaya kilitleyebileceğinizi hayal edin
One thing I don't understand is there appears to be a pivot point here.
3:03Anlamadığım tek şey, burada bir pivot noktası var gibi görünüyor.
and I assume that would also provide some aerodynamic stability passively. Ton ve niyet
3:16ve sanırım bu da pasif olarak bir miktar aerodinamik stabilite sağlayacaktır.
I assume that would: geçici bir teknik çıkarımı belirtme
“I assume that would also provide...” ifadesinde I assume, sonraki iddianın konuşmacının gözlemleyebildiklerinden çıkardığı bir sonuç olduğunu, doğrulanmış bir gerçek olmadığını gösterir. That az önce açıklanan mekanizmaya gönderme yapar; would ise bu yorum doğru kabul edildiğinde beklenen sonucu sunar. Varsayılan bir koşulun veya mekanizmanın ne yapmasının muhtemel olduğunu temkinli biçimde öngörürken I assume that would + fiil yapısını kullanabilirsiniz. Bu ifade, elinizdeki kanıtın sınırını açıkça belirtir.
Alıştırma
Cümlede “I assume that would” neyi gösterir?
- Mekanizmanın muhtemel etkisi hakkında geçici bir çıkarımı belirtir.
- Mekanizmanın geçmişte tekrar tekrar ürettiği bir etkiyi anlatır.
- Zaten doğrudan doğrulanmış bir sonucu bildirir.
Cevabı göster
Mekanizmanın muhtemel etkisi hakkında geçici bir çıkarımı belirtir.
I think I think it's an amazing piece of engineering.
3:25Bence, bence bu inanılmaz bir mühendislik harikası.
Let's see if I can focus up close here. Kalıp ifadeler
3:53Bakalım burada yakından odaklanabilecek miyim.
up close: çok kısa bir mesafeden görmek
Up close, küçük ayrıntıların görülebileceği kadar kısa bir mesafeden anlamına gelir. Burada kamerayı odaklama girişimini niteler; yani konuşmacı yakından ve net bir görüntü elde etmeye çalışmaktadır. İfade genellikle see it up close veya examine it up close örneklerinde olduğu gibi fiilden sonra zarf görevinde kullanılır. Bir şeyi kapatma eylemini değil, izleyicinin ya da kameranın konumunu anlatır.
Alıştırma
Cümleyi “çok kısa bir mesafeden” anlamına gelen iki kelimelik İngilizce ifadeyle tamamlayın: The engraving is tiny, so you need to look at it ____.
Cevabı göster
up close
but you can see anytime you have something in the rocket plume itself, Dilbilgisi
4:26ama görebileceğiniz gibi, roketin egzoz dumanı içinde herhangi bir şey varsa,
that's usually an indication of thrust vector control.
4:29bu genellikle itki vektör kontrolünün bir göstergesidir.
Anytime you have X, that's usually an indication of Y: bir işaretten ihtiyatlı çıkarım yapmak
Burada anytime, “X her ortaya çıktığında” anlamında genel bir koşul getirir: gözlemlenebilir X olgusu görüldüğünde konuşmacı durumun tamamını Y için kanıt sayar. Bu kalıpta have yalnızca “sahip olmak” değil, çoğu zaman “gözlemlemek”, “bulmak” veya “karşılaşmak” anlamına gelir. That, X durumunun tamamına gönderme yapar; that's usually an indication of ise ihtiyatlı bir çıkarım getirir. Usually, Y’yi tekrarlanan bir örüntüye dayanan olası açıklama olarak sunar, mantıksal açıdan kesin bir neden olarak değil.
Alıştırma
Cümleyi derste öğretilen iki ifadeyi aynen kullanarak tamamlayın: During the motor test, ____ smoke, ____ overheating.
Cevabı göster
anytime you have · that's usually an indication of
So, I assume that means that the AIM-9X can do thrust vector control.
4:32Yani sanırım bu AIM-9X'in itki vektör kontrolü yapabileceği anlamına geliyor.
I've never worked with the system, so I don't know: deneyimin ve yargının sınırını belirtmek
worked with the system ifadesindeki work with, sistemi kullanma veya sistemle ilgilenme konusunda uygulamalı ve doğrudan deneyime sahip olmak demektir. Bu nedenle ilk yan cümle eksik olan kanıt kaynağını belirtir, so ise bunun sonucu olarak I don't know ifadesini getirir. Bu, önceki her düşüncenin reddi olmak zorunda olmayan bir güvenilirlik beyanıdır. Geçici bir çıkarımı doğrudan deneyime dayalı bilgiden ayırır ve konuşmacının kanıtların izin verdiğinden daha emin görünmesini önler.
Alıştırma
Bir çalışma arkadaşınız, tanımadığınız bir yazılımın belirli bir özelliği destekleyip desteklemediğini soruyor. Hangi yanıt belirsizliğinizi doğrudan deneyim eksikliğine açıkça dayandırır?
- I've never worked with that software, so I don't know.
- I don't like that software, so nobody can know.
- I read one comment about that software, so the feature definitely exists.
Cevabı göster
I've never worked with that software, so I don't know.
I just think it's clever and interesting.
4:48ben sadece bunun zekice ve ilginç olduğunu düşünüyorum.
Son Konuyu Tanıtmak İçin “last thing I want to talk about here is”
Burada “last thing I want to talk about here is” bir söylem işareti görevi görür: Dinleyicilere konuşmacının açıklamadaki son konuya geçtiğini bildirir. “Last thing”, gündemin son maddesi demektir; konuşmacının mutlaka son cümlesi anlamına gelmez. Yapı (the) last thing + özne + want to talk about + is + konu şeklindedir. “is”ten sonra gelen bölüm konunun adını verir; böylece dinleyiciler yeni konuyu duymadan önce düzenleyici işareti alır.
Alıştırma
Son konuyu tanıtan geçiş ifadesini tamamlayın: “The ____ our rollout schedule.”
Cevabı göster
last thing I want to talk about here is
this missile is designed to engage aircraft. Kelime
5:06bu füze uçaklara saldırmak için tasarlanmış.
“engage aircraft” İfadesinin Askerî Anlamı
Bu askerî bağlamda “engage”, doğrudan nesne olarak “aircraft” alır ve bir hava aracına saldırmak, ateş açmak veya onunla başka bir biçimde çatışmaya girmek anlamına gelir. Hava aracının ilgisini çekmek veya onunla birlikte bir etkinliğe katılmak anlamına gelmez. engage + hedef kalıbı silahların ve savaş sistemlerinin açıklamalarında yaygındır. Nesne, çatışma eyleminin hedefini belirtir; burada “aircraft” genel bir kategoriyi adlandırdığı için artikelsiz kullanılabilir.
Alıştırma
“The missile is designed to engage aircraft,” cümlesinde “engage aircraft” ne anlama gelir?
- Hava araçlarının dikkatini çekmek
- Hava araçlarına saldırmak veya onlarla çatışmaya girmek
- Hava aracı tasarımına katılmak
Cevabı göster
Hava araçlarına saldırmak veya onlarla çatışmaya girmek
So, let's say you're going for a heat signature there Öbek fiiller
5:10Yani, diyelim ki oradaki bir ısı izini takip ediyorsunuz
“going for a heat signature” ifadesindeki “go for” anlamı
Burada going for a heat signature, ısı izini takip edilecek veya saldırılacak hedef olarak seçip peşinden gitmek anlamına gelir. Sinyalin bulunduğu yere sıradan bir şekilde gitmeyi anlatmaz. Go for ifadesinin özel anlamını nesnesi ve bağlam belirler. Bir şeyi seçmeyi, elde etmeye çalışmayı veya hedef almayı anlatabilir; füze arayıcısı ve ısı izi bağlamında kastedilen, hedef seçme anlamıdır.
Alıştırma
“The seeker is going for the hottest heat signature,” cümlesinde “going for” ne anlama gelir?
- Bu ısı izini hedef olarak seçip takip ediyor.
- Heat Signature adlı bir yere gidiyor.
- Bu ısı izinden vazgeçip hedef değiştiriyor.
Cevabı göster
Bu ısı izini hedef olarak seçip takip ediyor.
it would probably lead the aircraft a little bit. Kelime
5:16muhtemelen uçağa biraz önleme verecektir (önünden gidecektir).
Bir önleme manevrası olarak “lead the aircraft”
Burada lead the aircraft, hareket eden uçağın mevcut konumu yerine önündeki tahminî bir noktayı hedeflemek veya rotayı oraya yöneltmek anlamına gelir. Böylece önleyici ve uçak hareket etmeyi sürdürdükten sonra aynı noktada buluşabilir. Atış ve önleme dilinde lead, lead + moving target kalıbında kullanılan geçişli bir fiildir. Nesne, gelecekteki konumu tahmin edilen hedefi belirtir; füzenin uçağa yol gösterdiği veya onu yönettiği anlamına gelmez.
Alıştırma
Bir önleyiciye “lead the target” talimatı veriliyor. Ne yapmalıdır?
- Hedefi güvenli bir şekilde varış noktasına götürmek.
- Hedefin tam arkasında kalıp rotasını kopyalamak.
- Hareketli hedefin bulunması beklenen konumu hedeflemek.
Cevabı göster
Hareketli hedefin bulunması beklenen konumu hedeflemek.
but um let's say that it gets to the endgame and it wants to detonate this warhead because Kelime
5:20ama um diyelim ki son aşamaya geldi ve bu savaş başlığını patlatmak istiyor çünkü
gets to the endgame: belirleyici son aşamaya girmek
Bu cümlede gets to the endgame, füzenin uçağa yaklaşıp harp başlığını patlatmaya hazırlandığı önleme sürecinin son aşamasına ulaşması demektir. Buradaki endgame bir füze parçası veya video oyununun sonu değildir. Endgame sözcüğü aslında bir satranç oyununun son bölümünü ifade eder. Daha geniş anlamda ise bir planın, çatışmanın, müzakerenin ya da sürecin, kalan hamlelerin sonucu belirlediği kritik son aşamasını anlatır. Bu nedenle get to the endgame, o aşamaya ilerlemek demektir.
Alıştırma
The talks are entering the endgame. İngilizce cümlesinde endgame ne anlama gelir?
- Kalan hamlelerin sonucu şekillendirdiği belirleyici son aşama.
- Bir silahın içindeki fiziksel bir parça.
- Her şey tamamen bittikten sonraki an.
Cevabı göster
Kalan hamlelerin sonucu şekillendirdiği belirleyici son aşama.
it's called an expanding rod warhead. Kelime
5:31genişleyen çubuklu savaş başlığı (expanding rod warhead) olarak adlandırılır.
expanding rod warhead: ana isim ve niteleyicileri
Expanding rod warhead ifadesinde warhead ana isimdir; yani ifadenin tamamı bir harp başlığı türünü adlandırır. Expanding rod ise mekanizmayı belirtir. Patlama sırasında birbirine bağlı metal çubuklar dışarı doğru itilir ve genişleyen, yaklaşık halka biçiminde bir kesme yapısı oluşturur. Buradaki expanding, çubuk düzeneğinin patlama sırasında yaptığı hareketi anlatır. Harp başlığının tamamının sürekli büyüdüğü anlamına gelmez. Teknik birleşik isimleri çözümlerken son isimle başlayın ve önceki sözcüklerin türü ve çalışma biçimini nasıl daralttığını yorumlayın.
Alıştırma
Expanding rod warhead ifadesindeki ana isim ve niteleyicileri doğru belirleyen açıklama hangisidir?
- Üç sözcüğün tamamı nesnenin sürekli büyüdüğü anlamına gelir.
- Son sözcük ana isimdir ve önceki sözcükler mekanizmayı açıklar.
- Ortadaki sözcük ana isimdir ve son sözcük yalnızca nerede saklandığını belirtir.
Cevabı göster
Son sözcük ana isimdir ve önceki sözcükler mekanizmayı açıklar.
imagine you had a little bitty rod of steel here,
5:35burada küçücük bir çelik çubuğunuz olduğunu hayal edin,
Um sometimes people use tungsten because it's more dense.
5:42Um bazen insanlar tungsten kullanır çünkü daha yoğundur.
But imagine you had all these rods stacked up in a cylinder around this thing Dilbilgisi
5:44Ama tüm bu çubukların bu şeyin etrafında bir silindir şeklinde istiflendiğini hayal edin
imagine you had ... you were to weld: varsayımsal bir durum kurmak
Imagine you had + ad öbeği, dinleyiciden gerçek olarak sunulmayan bir durumu zihninde canlandırmasını ister. Buradaki geçmiş zaman biçimi had varsayımsal bir mesafe yaratır; çubukları gerçekten yaşanmış geçmiş bir olaya yerleştirmez. You were to weld + nesne, hayal edilen düzenek içinde sınanacak eylemi ekler. İki yan cümle birlikte, konuşmacının doğrudan emir vermek yerine olası bir tasarımı adım adım değerlendirmesini sağlar.
Alıştırma
Tasarım düşünce deneyini vurgulanan iki kalıpla, aynı sırada tamamlayın: Now ____ two support plates, and ____ their top edges together; the joint would be much stronger.
Cevabı göster
imagine you had · you were to weld
and you go to the top one and you go all the way over
5:54ve üsttekine gidip sonuna kadar gideceksiniz
and you go all the way around the warhead like that.
6:00ve savaş başlığının etrafını bu şekilde dolanacaksınız.
back and forth: tekrarlanan hareket veya aktarım
Back and forth, bir yönde ve ardından karşıt yönde tekrar tekrar hareket etmek veya iki konum arasında gidip gelmek demektir. Bu cümlede zikzak desenini oluşturan tekrarlı yanlamasına yolu anlatır. Aynı ifade; mesajların, müzakerelerin veya görüşlerin taraflar arasında hareket etmesi gibi soyut dönüşümleri de düzenleyebilir. Temel fikir tekrardır; yalnızca bir kez gidip bir kez dönmek değildir.
Alıştırma
Hangi cümle arabanın karşıt yönler arasında tekrar tekrar hareket ettiğini söylüyor?
- The cart rolls to the end of the track and stops.
- The cart rolls back and forth along the track.
- The cart goes there and back once.
Cevabı göster
The cart rolls back and forth along the track.
and you detonate the explosive on the inside of that,
6:08ve bunun içindeki patlayıcıyı patlattığınızda,
O çubukları birbirine kaynaklattıktan sonra
Bu süreç açıklamasında once, bir sonraki sonuç anlatılmadan önce tamamlanması gereken koşulu tanıtır. Buradaki anlamı “bu olur olmaz veya olduktan sonra”dır; sayısal olarak “bir kez” anlamında değildir. have those rods welded together içindeki have + nesne + geçmiş zaman ortacı yapısı, çubukları kaynak işlemi tamamlanmış bir durumda sunar. Böylece yan cümle bilgiyi önce ön koşul, ardından patlatma ve sonucu gelecek şekilde düzenler.
Alıştırma
Tamamlanması gereken koşulu once ile işaretleyin: “____ you have the safety checks completed, you can start the machine.”
Cevabı göster
Once
Bu açıklama anlaşılır mı?
Burada Does that make sense? az önce yapılan açıklamanın açık ve mantıksal olarak anlaşılır olup olmadığını sorar. That, önceki düşünceyi veya akıl yürütmeyi gösterir; make sense ise fiziksel bir his yaratmak değil, “tutarlı veya anlaşılır olmak” anlamına gelir. Soru, dinleyiciyi anladığını onaylamaya veya açıklama istemeye davet eder. Bu bağlamda açıklamayı tarafsız biçimde kontrol eder ve dinleyicinin zekâsını sorgulamak yerine konuşanın ne kadar açık anlattığını denetlediğini de gösterebilir.
Alıştırma
Bir yönetici yeni bir dosyalama sürecini açıkladıktan sonra “Does that make sense?” diyor. En doğrudan neyi kontrol ediyor?
- Sürecin fiziksel bir his yaratıp yaratmadığı
- Çalışanın karara katılıp katılmadığı
- Açıklamanın anlaşılır olup olmadığı
Cevabı göster
Açıklamanın anlaşılır olup olmadığı
you would take a cylinder and turn it into a disc quickly. Öbek fiiller
6:23bir silindiri alıp hızla bir diske dönüştürmüş olacaksınız.
turn it into a disc: turn + nesne + into + sonuç
Bu cümlede turn it into a disc, “silindiri bir diske dönüştürmek” anlamına gelir. Turn burada dönme hareketini değil, biçim değişikliğini anlatır; it ise silindiri ifade eder. Başka durumlara aktarılabilen ettirgen kalıp turn + nesne + into + sonuç biçimindedir. Nesne zamiri turn ile into arasında kalır: turn it into..., turn them into....
Alıştırma
Cümleyi vurgulanan kalıpla tamamlayın: The design team used heat to ____ the flat sheet ____ a curved shell.
Cevabı göster
turn · into
And that creates a cutter that's orthogonal to the direction of flight, Kelime
6:26Ve bu, uçuş yönüne dik (ortogonal) bir kesici yaratır,
orthogonal to the direction of flight: dik açılı bir ilişki
Burada orthogonal to the direction of flight, “nesnenin hareket ettiği yola dik açıyla” anlamına gelir. Kesicinin uçuş yönüne göre uzamsal doğrultusunu açıklar. Başka durumlara aktarılabilen teknik kalıp X is orthogonal to Y biçimindedir. Matematik ve mühendislikte orthogonal genellikle kesin olarak tanımlanmış 90 derecelik bir ilişkiyi belirtir; bazı teknik alanlarda bağımsız, korelasyonsuz veya örtüşmeyen anlamlarına da gelebilir, ancak burada anlamı bu değildir.
Alıştırma
Cümleyi vurgulanan teknik ifadeyle tamamlayın: The support beam must be ____ the main axis, forming a 90-degree angle.
Cevabı göster
orthogonal to
which is a really bad day if you have a hot engine on an aircraft. Deyimler
6:31ki bir uçakta sıcak bir motorunuz varsa bu gerçekten kötü bir gündür.
Kuru mizahlı bir hafifseme olarak a really bad day
Bu cümlede a really bad day, ciddi bir durumu bilerek hafife alan bir ifadedir. Gündelik bad day sözü kulağa hafif gelir; ancak burada yalnızca bir aksilikten veya birinin ruh hâlinden değil, uçak motorunda oluşabilecek ciddi fiziksel hasardan söz edilir. Hafif sözlerle tehlikeli sonuç arasındaki uyumsuzluk, konuşmacının ciddi bir teknik sonucu kuru bir mizahla anlatmasını sağlar. Teknik veya askerî yorumlarda buna benzer hafif gündelik ifadeler, gerçek sonucun sözcüklerin düz anlamından çok daha kötü olduğunu gösterebilir.
Alıştırma
“If both backup generators fail during the outage, that will be a really bad day for the data center.” cümlesinde a really bad day büyük olasılıkla ne anlatıyor?
- Kuru mizahlı bir hafifsemeyle ifade edilen ciddi ve yıkıcı olabilecek sonuçlar.
- Arıza önemsizdir ve güvenle görmezden gelinebilir.
- Veri merkezi çalışanları yalnızca bir gün üzgün olacak.
Cevabı göster
Kuru mizahlı bir hafifsemeyle ifade edilen ciddi ve yıkıcı olabilecek sonuçlar.
You know, the idea is to damage the engine. Anlatım akışı
6:35Biliyorsunuz, amaç motora hasar vermektir.
Amacı özetlemek için the idea is to + fiilin yalın hâli
Burada the idea is to, az önce açıklanan mekanizmanın temel amacını belirtir: amaç motora zarar vermektir. Idea, akla rastgele gelen bir düşünceyi değil, yol gösteren hedefi veya tasarım ilkesini ifade eder. Bu ifade, söylemi düzenleyen bir kalıp olarak önceki ayrıntıları tek ve kısa bir hedefte toplar. Konuşmacı bir şeyin nasıl çalıştığını açıkladıktan sonra the idea is to + fiilin yalın hâli kalıbıyla tüm bu ayrıntıların neyi başarmayı amaçladığını anlatabilir.
Alıştırma
Temel amacı tanıtan, tam olarak dört sözcüklük kalıpla cümleyi tamamlayın: After explaining the new backup process, the engineer concluded, “____ keep recovery simple.”
Cevabı göster
the idea is to
and I thought it would be worth talking about. Kalıp ifadeler
6:42ve hakkında konuşmaya değer olduğunu düşündüm.
be worth talking about: be worth + -ing yapısı
Bu cümlede be worth talking about, konunun üzerinde konuşmaya zaman ayırmayı haklı çıkaracak kadar ilginç veya değerli olduğunu belirtir. Worth, eylemin zaman ya da çaba harcamaya değip değmediğini değerlendirir. Yapı be worth + fiilin -ing biçimidir: be worth reading, be worth trying, be worth talking about. Worth sonrasında mastar kullanılmaz; bu nedenle worth to talk about standart İngilizce değildir. Buradaki would, değerlendirmeyi biraz daha yumuşak ve daha az kesin hâle getirir.
Alıştırma
Cümleyi be worth ve discuss fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: This issue may ____ at tomorrow's meeting.
Cevabı göster
be worth discussing
So, hope you enjoyed this random discussion about a Sidewinder missile.
6:44Yani, umarım bir Sidewinder füzesi hakkındaki bu rastgele tartışmadan keyif almışsınızdır.
Have a good one: samimi bir vedalaşma sözü
Have a good one, vedalaşırken karşınızdaki kişiye iyi dilek sunmanın samimi ve gündelik bir yoludur. Bu ifadede one belirli bir nesneyi göstermez; genel olarak yaklaşan günü, akşamı, hafta sonunu ya da bundan sonraki zamanı temsil eder. Dinleyici hangi zamanın kastedildiğini durumdan çıkarır, bu nedenle konuşanın bunu açıkça söylemesi gerekmez. İfade, konuşmayı sıcak ve rahat bir tonda bitirir.
Alıştırma
Kullanımı değerlendirin: Bu ifade doğal mı? Mia, bir iş arkadaşıyla rahat bir sohbetten sonra ayrılırken “Have a good one!” diyor.
- Evet, doğal.
- Hayır, bu durum için fazla resmî.
Cevabı göster
Evet, doğal.
you can find your own rolleron Sidewinder missile fin.
6:57kendi rolleron'lu Sidewinder füze kanatçığınızı bulabilirsiniz.
If you look hard enough: koşul olarak yeterli çaba
Burada if bir koşul bildirir ve hard, look fiilini niteleyen bir zarf olarak kullanılır. Hard enough, “yeterli çaba veya kararlılıkla” demektir. Arama çabası gereken düzeye ulaştığında sonuç mümkün hâle gelir. Bu bağlamda look internette aramak anlamındadır; hard, bir şeye fiziksel olarak kuvvetle bakmayı anlatmaz. Yeniden kullanılabilir kalıp If + sıfat veya zarf + enough içeren yan cümle, sonuç biçimindedir. Yeterli bir düzeye ulaşmayı olası bir sonuca bağlar.
Alıştırma
Cümleyi “yeterli çabayla” anlamındaki iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: If you look ____, you can often find a better price online.
Cevabı göster
hard enough
Uh I may have cut myself in the first 30 seconds I had it Dilbilgisi
7:19Uh bunu aldığım ilk 30 saniyede kendimi kesmiş olabilirim
I may have cut myself: geçmişe ilişkin belirsiz bir yargı
May have + geçmiş zaman ortacı, bir olasılığı geçmişe yerleştirir. I may have cut myself, konuşanın kendini kesmiş olmasının mümkün olduğunu düşündüğünü ancak bunu tamamen kesin bir gerçek olarak sunmadığını anlatır. Cut, fiilin yalın hâlinde ve geçmiş zaman ortacı olarak aynı biçimdedir; bu nedenle yazılışı değişmez. Buradaki temkinli ifade, kişinin kendi hatasını kabul etmesini de yumuşatır ve duruma hafif mizahi bir ton katabilir. Yeniden kullanılabilir yapı özne + may have + geçmiş zaman ortacıdır.
Alıştırma
Cümleyi may have ve leave fiilinin geçmiş zaman ortacıyla tamamlayın: I ____ my keys at the office, but I'm not sure.
Cevabı göster
may have left
because sözcüğünün samimi yazımı cuz
Burada cuz, because anlamına gelir. Önceki sorunun neden önemli olmadığını açıklayan “we got it” gerekçesini bağlar ve dil bilgisi açısından because ile aynı görevi görür. cuz yazımı, çok samimi bir konuşma biçimini yazıya yansıtır. Okurken because olarak anlaşılmalıdır, ancak standart ve resmî bir yazım olarak görülmemelidir.
Alıştırma
Hangi seçenekte cuz uygun bir bağlamda kullanılmıştır?
- Üniversite ödevi: The policy changed cuz costs increased.
- Resmî iş başvurusu: I am applying cuz this role matches my skills.
- Yakın bir arkadaşa gönderilen samimi mesaj: I'm heading home cuz I'm tired.
Cevabı göster
Yakın bir arkadaşa gönderilen samimi mesaj: I'm heading home cuz I'm tired.
So, thank you to everybody that supports on Patreon.
7:26Yani, Patreon'da destek olan herkese teşekkür ederim.
Coşkulu bir tepki olarak How cool is that?
How cool is that? biçim olarak bir sorudur, ancak burada coşkulu bir ünlem işlevi görür. Konuşan kişi puan istemez; heyecanını ifade eder ve dinleyiciyi bu tepkiyi paylaşmaya çağırır. Bu kullanımda cool, sıcaklığın düşük olması değil, etkileyici veya heyecan verici anlamına gelir. How + sıfat + is that? kalıbı, bir tepkiyi ortak heyecan arayan canlı bir yoruma dönüştürebilir.
Alıştırma
Bir arkadaşın sana telefonu şarj eden bir ceket gösterip “How cool is that?” diyor. Ne yapıyor?
- Heyecanını ifade etmek ve seni de paylaşmaya çağırmak
- Ceketin kesin sıcaklığını sormak
- Ne kadar havalı olduğuna sayısal puan istemek
Cevabı göster
Heyecanını ifade etmek ve seni de paylaşmaya çağırmak
Uh feel free to subscribe if you want to see what I do with this Ton ve niyet
7:41Uh bununla ne yapacağımı görmek istiyorsanız abone olmaktan çekinmeyin
Feel free to subscribe: baskı yaratmayan bir davet
Feel free to subscribe, abone olmayı bir emirden ziyade açık bir davet olarak sunar. Burada feel free to + fiilin yalın hâli, “isterseniz bunu yapabilirsiniz” anlamına gelir; free, aboneliğin ücretsiz olduğu anlamına gelmez. Bu kalıp, dinleyicinin seçim özgürlüğünü vurgulayarak baskıyı azaltır. Kararı tamamen karşı tarafa bırakırken onu bir eyleme davet etmek için Feel free to + fiilin yalın hâli yapısını kullanabilirsiniz.
Alıştırma
Dinleyicinin seçim özgürlüğünü vurgulayan ifadeyle daveti tamamlayın: If you have any questions, ____ ask me after the session.
Cevabı göster
feel free to