Planktonların Gizli Yaşamı: İngilizce çalışma notları
TED-Ed
Video özeti: Küçük bir balık, plankton dünyasında geçen çocukluğunu anlatırken hayatta kalma mücadelesini, beslenmeyi, günlük dikey göçü ve okyanusun son derece karmaşık besin ağını açıklar; sonunda ise başka bir canlının lezzetli öğününden ibaret olmadığını gösterir. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. How did I get here? — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: Açılıştaki sorunun sıradan bir açıklamayı nasıl bir köken hikâyesine dönüştürdüğünü ve hemen merak uyandırdığını görün. Bu çerçeveyi kişisel bir deneyime, tarihsel bir değerlendirmeye veya belgesel anlatısına başlarken kullanabilir; dinleyiciyi ardından gelecek olaylara yönlendirebilirsiniz. 2. part of the largest daily migration — Kültür, medya ve gerçek dünya bağlamı: İfadenin, çok büyük sayıda deniz canlısının geceleri beslenmek için derin sulardan yukarı çıkıp gündüzleri tekrar aşağı indiği günlük dikey göçe gönderme yaptığını anlayın. Böylece belgesellerdeki düzenli ve geniş ölçekli hayvan hareketlerini anlatan bölümleri gerçek ekolojik bağlamıyla yorumlayabilirsiniz. 3. There's so much more to me than just a tasty meal. — Deyimler ve mecazlı ifadeler: There’s more to X than just Y kalıbının dar bir bakış açısına karşı çıkmak ve görünmeyen kimlik, değer ya da karmaşıklığı vurgulamak için kullanıldığını fark edin. Bu yapıyla insanlar, meslekler, eserler, yerler veya toplumsal konular hakkındaki değerlendirmeleri yalnızca ek özellikleri sıralamadan etkili biçimde sonuçlandırabilirsiniz.
Bu derste
Anlatıya giriş sorusu olarak How did I get here?
Burada How did I get here? yol tarifi istemez. Anlatıcı, mevcut durumuna ya da aşamaya nasıl geldiğini sorar ve bu soruyla daha önce olanların hikâyesini başlatır. Yanıt hemen verilmediği için soru merak uyandırır ve izleyiciye devamındaki hikâyenin neyi açıklayacağını gösterir. Aynı tür giriş kişisel bir yolculukta, tarihsel bir değerlendirmede veya belgeselde kullanılabilir.
Alıştırma
Bir hikâyenin başında, bu bağlamdaki How did I get here? sorusunun temel amacı nedir?
- Birinden yol tarifi istemek
- Anlatıcının bulunduğu yerin resmî adını kontrol etmek
- Merak uyandırıp anlatıcının bu noktaya nasıl geldiğine dair geriye dönüşü başlatmak
Cevabı göster
Merak uyandırıp anlatıcının bu noktaya nasıl geldiğine dair geriye dönüşü başlatmak
Well, it's a stranger story than you might think. Kalıp ifadeler
0:32Aslında, düşündüğünüzden daha garip bir hikaye.
Beklentileri düzelten than you might think
a stranger story than you might think karşılaştırmasında, than you might think “bekleyebileceğiniz ya da hayal edebileceğinizden” anlamına gelir. Dinleyicinin olası beklentisini kesin olmayan bir düşünce olarak sunar; might, konuşanın dinleyicinin ne düşündüğünü tam olarak bildiğini göstermez. Gerçek derecenin beklenenden farklı olduğunu göstermek için sıfatın karşılaştırma biçimi + than you might think yapısını kullanın: easier than you might think, closer than you might think veya more useful than you might think.
Alıştırma
Rotanın dinleyenin bekleyebileceğinden daha güvenli olduğunu söylemek için cümleyi örnekteki ifadeyle tamamlayın: The route is safer ____.
Cevabı göster
than you might think
world of drifters: akıntıların taşıdığı plankton dünyası
Bu deniz bilimi anlatısında drifters, su akıntılarının taşıdığı canlılar, yani planktonlar anlamına gelir; oradan oraya dolaşan insanlar anlamına gelmez. Yaşam alanlarına a world of drifters denmesi kişileştirmedir. Ortak bir ekolojik özelliği grubun kimliğine dönüştürür ve bilimsel anlatımı bir yaşam öyküsü gibi duyurur. Burada drifters canlı bir betimlemedir, resmî bir biyolojik sınıflandırma değildir.
Alıştırma
Bu deniz anlatısında drifters neyi ifade ediyor?
- Su akıntılarının taşıdığı planktonik canlılar
- Sabit bir evi olmayan insanlar
- Tekneyle seyahat eden turistler
Cevabı göster
Su akıntılarının taşıdığı planktonik canlılar
few humans have ever seen: bugüne kadar çok nadir yaşanan bir deneyim
few humans have ever seen, buranın nasıl bir yer olduğunu, yani neredeyse hiç kimsenin görmediği bir yer olduğunu anlatır. Dil bilgisi açısından place sözcüğünü niteleyen bir ilgi yan tümcesidir. that few humans have ever seen ile aynı yapıya sahiptir; place, seen fiilinin nesnesi olduğu için nesne konumundaki that ilgi zamiri düşürülmüştür. Few olumsuza yakın bir anlam taşır ve “çok olmayan”, burada ise “neredeyse hiç insan olmayan” demektir. Have ever seen, present perfect yapısıyla bugüne kadarki insan deneyimini kapsar; ever zaman aralığını “herhangi bir zamanda” anlamına genişletir.
Alıştırma
Hangi cümle bugüne kadar mağaraya neredeyse hiçbir kâşifin girmediğini anlatır?
- It is a cave a few explorers entered yesterday.
- It is a cave few explorers have ever entered.
- It is a cave many explorers have already entered.
Cevabı göster
It is a cave few explorers have ever entered.
I came from a batch of a million eggs, Kalıp ifadeler
0:47Bir milyonluk bir yumurta partisinden geldim,
a batch of a million eggs: aynı turda üretilen tek bir grup
a batch of a million eggs ifadesinde batch, yumurtaları aynı üreme olayında üretilmiş tek bir grup olarak toplar. A million bu grupta kaç yumurta bulunduğunu belirtir. Batch sözcüğünün temel fikri yalnızca büyük bir miktar değil, aynı üretim, hazırlama, toplama veya işleme turunu paylaşan bir gruptur.
Alıştırma
Cümleyi a batch of ile tamamlayın: The lab tested ____ samples collected during the same field trip.
Cevabı göster
a batch of
came in all sizes: çeşitli boyutları anlatmak
came in all sizes ifadesinde come in, «belirli biçim veya çeşitlerde bulunmak ya da sunulmak» anlamına gelir; hareket anlatmaz. All sizes, planktonların boyutlarının çok değiştiğini belirtir. Came geçmiş zamandadır çünkü anlatıcı geçmişten söz eder. Şimdiki zamana ait genel bir gerçek için come veya comes kullanılır: These bags come in three sizes.
Alıştırma
Cümleyi hedef ifadenin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: At the craft market, the handmade bowls ____, from tiny to huge.
Cevabı göster
came in all sizes
from tiny algae ... to animals ...: bir aralığın uç noktalarını gösterme
from X to Y kalıbı bir aralığın iki uç noktasını belirtir. Burada tiny algae and bacteria bir ucu, animals longer than a blue whale ise diğer ucu oluşturur. İki uç arasındaki güçlü karşıtlık, boyut aralığının ne kadar geniş olduğunu vurgular. Bu kullanımda to, aralığın diğer ucunu işaretler; hayvanlara doğru hareket anlamına gelmez. Bu kalıp boyut, yaş, fiyat, beceri, zaman veya tür aralıklarını düzenleyerek gösterebilir.
Alıştırma
Cümleyi eşleşen aralık yapısıyla tamamlayın: The course covers everything ____ basic spelling ____ advanced writing.
Cevabı göster
from · to
I shared my nursery with other embryos and juveniles, Kelime
1:21Kreşimi diğer embriyolar ve yavrularla paylaştım,
my nursery: genç hayvanların büyüdüğü bir yaşam alanı
Bu doğa bağlamında nursery, embriyoların veya genç hayvanların geliştiği ve yavruların yiyecek ile barınak bulabildiği bir yaşam alanı demektir. My nursery, anlatıcının yaşamının erken dönemindeki çevreyi anlatır; insanların bakım verdiği bir oda değildir. Bu yaşam alanına nursery denmesi, ekolojik işlevini gözde canlandırmayı kolaylaştırmak için insan dünyasından tanıdık bir kelimenin ödünç alınmasıdır. Bu anlam fish nursery ve nursery habitat gibi ifadelerde yaygındır.
Alıştırma
The reef is a nursery for young fish cümlesinde nursery büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- İnsan bebeklerine bakılan bir oda
- Genç balıkların büyüyüp barınak bulabildiği bir yaşam alanı
- Satış için bitkilerin yetiştirildiği bir yer
Cevabı göster
Genç balıkların büyüyüp barınak bulabildiği bir yaşam alanı
We drifting animals are called zooplankton. Dilbilgisi
1:33Biz sürüklenen hayvanlara zooplankton denir.
are called zooplankton: edilgen yapıyla adlandırma
Are called zooplankton, sürüklenen hayvanların standart adını verir. Edilgen A is/are called B kalıbını kullanır ve B adının A için kullanıldığını anlatır. Ad, doğrudan called sözcüğünden sonra gelir. Çoğul öznede are called, tekil öznede is called kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi be called ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: A young dog ____ a puppy.
Cevabı göster
is called
The most common animals here are copepods and krill.
1:38Buradaki en yaygın hayvanlar kopepodlar ve krillerdir.
search the world over: dünyanın her yerini aramak
Search the world over, dünyanın her yerini aramak demektir. Buradaki over, aramanın bütün alanı kapsadığını gösterir; dünyanın üstünde anlamına gelmez. Bu ifade, kapsamı bilerek abartır ve çoğu zaman and never find another one gibi bir sonuca hazırlık yapar. Bir kişiyi veya şeyi son derece nadir, özel ya da yeri doldurulamaz gösterir.
Alıştırma
Dünyanın her yerini aramak anlamına gelen ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: You could ____ and never find another necklace like this.
Cevabı göster
search the world over
but you'd never find a place more diverse than my childhood home. Anlatım akışı
1:48ama asla çocukluk evimden daha çeşitli bir yer bulamazsınız.
you'd never find ... more ... than: eşsizliği anlatan bir karşılaştırma
Burada you'd, you would anlamına gelir. Konuşmacı birinin aradığını hayal eder ve o durumda bile daha çeşitli bir yer bulamayacağını söyler. Would, hayal edilen sonucu belirtir; geçmiş zamana gönderme yapmaz. you'd never find ... more ... than X kalıbı, neredeyse en üstünlük derecesinde bir iddia oluşturmak için karşılaştırma kullanır. X'i başka hiçbir şeyin aşamayacağı ölçüt olarak belirler; böylece çocukluk evi çeşitlilik bakımından eşsiz gösterilir.
Alıştırma
Vurgulanan kalıp bu cümlede ne işe yarıyor?
- Hayalî bir arama yapılsa bile çocukluk evini çeşitlilik bakımından eşsiz gösterir.
- Dinleyiciden tam olarak aynı çeşitliliğe sahip bir yer bulmasını ister.
- Konuşmacının geçmişte arama yaptığını ve daha çeşitli bir yer bulduğunu bildirir.
Cevabı göster
Hayalî bir arama yapılsa bile çocukluk evini çeşitlilik bakımından eşsiz gösterir.
A teaspoon of seawater can contain more than a million living creatures. Dilbilgisi
1:54Bir çay kaşığı deniz suyu bir milyondan fazla canlı yaratık barındırabilir.
can contain more than a million: genel olasılık ve kapasite
Bu bilimsel ifadede can contain, bir çay kaşığı deniz suyunun uygun olabilecek koşullarda ne kadar canlı barındırabildiğini anlatır. İzin değil, genel bir olasılık veya kapasite ifade eder ve belirli bir örnekte ölçülen içeriği bildirmesi gerekmez. More than a million, sayının bir milyonu aştığı anlamına gelir. Daha genel olan can + fiilin yalın hâli yapısı, bir tür şeyin neleri barındırabileceğini, yapabileceğini veya hangi düzeye ulaşabileceğini açıklarken yaygın olarak kullanılır.
Alıştırma
“A small cloud can contain millions of tiny water droplets” cümlesinde can contain ne anlama gelir?
- Birisi buluta damlacık barındırma izni verir.
- Her bulut her zaman tam olarak bu sayıda damlacık içerir.
- Bulut, belirli koşullarda bu kadar çok damlacık barındırabilir.
Cevabı göster
Bulut, belirli koşullarda bu kadar çok damlacık barındırabilir.
It can be a pretty tough existence, though. Anlatım akışı
2:02Yine de oldukça zorlu bir varoluş olabilir.
Cümle sonundaki though: sonradan karşıt bir nokta ekleme
Burada cümle sonundaki though, “yine de” ya da “ama” anlamına yakındır. Önceki olumlu anlatımdan onu sınırlayan karşıt bir noktaya geçer: bu yaşam biçimi aynı zamanda çok zor olabilir. Though tamamlanmış bir cümlenin sonunda olduğunda söylem belirteci işlevi görür. Bir yan cümle başlatmak yerine tüm ifadeyi yorumlar ve çoğu zaman sonradan eklenmiş bir düşünce gibi duyulur.
Alıştırma
Cümle sonundaki though ile doğal konuşma karşıtlığını tamamlayın: The room is small. It's comfortable, ____.
Cevabı göster
though
Make it to adulthood: yetişkinlik aşamasına başarıyla ulaşmak
Make it to + bir yer, zaman veya aşama, çoğu zaman zorluğa rağmen oraya ulaşmayı başarmak anlamına gelir. Burada make it to adulthood, yetişkin olacak kadar uzun süre hayatta kalmak demektir. Make burada “yapmak” anlamına gelmez ve it bir nesneyi göstermez. Tarafsız reach adulthood ifadesiyle karşılaştırıldığında make it to adulthood, sürecin zorluğunu ve birçok canlının bunu başaramadığını vurgular.
Alıştırma
Cümleyi make it to ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Despite the storm, all the hikers ____ the shelter before dark.
Cevabı göster
made it to
no larger than a pinhead: boyut için üst sınır belirlemek
“No larger than a pinhead” en büyük olası boyutu belirler. Toplu iğnenin başıyla aynı büyüklükte ya da daha küçük olabilir, ancak daha büyük olamaz. Toplu iğne başı, ne kadar küçük olduğunu somut biçimde gösterir. no + karşılaştırma derecesindeki sıfat + than kalıbı “bu sınırın ötesine geçmemek” anlamına gelir ve çoğu zaman bir şeyin ne kadar küçük veya sınırlı olduğunu vurgular. Burada larger, ölçülen özelliğin boyut olduğunu gösterir.
Alıştırma
Kameranın en fazla bir madeni para büyüklüğünde olduğunu söylemek için large ile no + karşılaştırma derecesindeki sıfat + than kalıbını tamamlayın: The camera is ____ a coin.
Cevabı göster
no larger than
but this crab larva is an arrow worm's worst nightmare. Deyimler
2:16ancak bu yengeç larvası, bir ok solucanının en kötü kabusudur.
worst nightmare: mecazi bir tehdit veya korkulan durum
Someone’s worst nightmare, bir kişinin en çok korktuğu veya en çok kaçınmak istediği kişi, şey ya da durumdur. Genellikle gerçek bir kötü rüyayı değil, mecazi bir anlamı ifade eder. Bu cümlede yengeç larvası, ok kurdu için ciddi bir tehdit olarak sunulur. İyelik yapısı korkunun kime ait olduğunu gösterir: an arrow worm’s worst nightmare. Bu ifade canlı bir anlatım sunar ve çoğu zaman bilinçli olarak abartılıdır.
Alıştırma
Bir yolcunun en çok korktuğu şeyi anlatmak için dersteki deyimle cümleyi tamamlayın: Losing a passport abroad is a traveler's ____.
Cevabı göster
worst nightmare
Epic battles between carnivores like these are just one way to get food.
2:36Bunun gibi etoburlar arasındaki destansı savaşlar, yiyecek bulmanın sadece bir yoludur.
But the real powers of this place come from phytoplankton.
2:41Ancak buranın gerçek güçleri fitoplanktondan gelir.
Single-celled life that transforms sunlight and carbon dioxide into edible gold. Notlar
2:47Güneş ışığını ve karbondioksiti yenilebilir altına dönüştüren tek hücreli yaşam.
transform X into Y: X’i Y’ye dönüştürmek
Transform X into Y, X’i değiştirip Y hâline getirmek demektir. X girdiyi veya başlangıç malzemesini, into’dan sonraki Y ise sonucu belirtir. Bu cümlede sunlight and carbon dioxide girdi olarak, edible gold ise ortaya çıkan değerli besin kaynağı olarak sunulur. Aynı kalıp fiziksel, biyolojik, teknolojik veya soyut değişimleri anlatabilir.
Alıştırma
Cümleyi transform X into Y kalıbıyla tamamlayın: The new process ____ food waste ____ useful fuel.
Cevabı göster
transforms · into
edible gold: değerli bir besin kaynağı için metafor
Edible gold burada bir metafordur; metalle ilgili gerçek bir iddia değildir. Edible, ürünün diğer canlılara besin olabileceğini belirtirken gold onu son derece değerli bir şey olarak sunar. Bu imge soyut bir ekoloji fikrini canlı hâle getirir: tek hücreli yaşam, bir besin ağını destekleyebilecek enerji açısından zengin madde üretir. Gold sözcüğünü gerçek altın olarak değil, “değerli bir şey” olarak anlayın.
Alıştırma
Bu cümlede edible gold ne anlama geliyor?
- Ekosistem için son derece değerli bir besin ve enerji kaynağı
- Tek hücreli canlıların ürettiği gerçek altın parçacıkları
- Süsleme amacıyla yiyeceğe eklenen altın varak
Cevabı göster
Ekosistem için son derece değerli bir besin ve enerji kaynağı
Phytoplankton are the base for the largest food web in the world. Kelime
3:00Fitoplanktonlar dünyadaki en büyük besin ağının temelidir.
the base for the largest food web: ekolojik bir sistemin temeli
the base for... ifadesindeki base, daha büyük bir sistemi destekleyen temel ya da ana kaynak anlamına gelir. Burada fitoplankton, canlıların birbirleriyle beslendiği dev ağı destekleyen başlangıç enerjisini sağlar. Food web, birbirine bağlı beslenme ilişkilerinden oluşan bir ağdır. İfadenin tamamı, bir unsuru karmaşık bir sistemin işlemesini sağlayan temel olarak gösterir. Aynı the base for kalıbı, başka bir sistemi mümkün kılan şeyi anlatmak için de kullanılabilir.
Alıştırma
Bu cümlede vurgulanan ifade ne anlama geliyor?
- Fitoplankton, geniş bir beslenme ilişkileri ağına temel destek sağlar.
- Fitoplankton, yiyeceklerin saklandığı bir askerî üste yaşar.
- Fitoplankton, yiyeceklerle ilgili dünyanın en büyük internet sitesini kurar.
Cevabı göster
Fitoplankton, geniş bir beslenme ilişkileri ağına temel destek sağlar.
many animals like me would rise up from the depths to feed on this sun-powered feast. Notlar
3:08benim gibi birçok hayvan, güneş enerjisiyle çalışan bu ziyafetle beslenmek için derinliklerden yükselirdi.
would rise up from the depths to feed on: geçmişte tekrarlanan bir eylem
Geçmiş zamanda geçen bu anlatıda would + fiilin yalın hâli, tekrar tekrar gerçekleşen bir eylemi anlatır: hayvanlar her gece derinliklerden yukarı çıkardı. Buradaki would, gelecek zaman ya da kibar bir rica değil, geçmişteki alışkanlığı bildirir. İfadenin geri kalanı, tekrarlanan eylemin yolunu ve amacını gösterir: from the depths hareketin nereden başladığını, to feed on... ise hayvanların neden yükseldiğini anlatır. Alışkanlık bildiren would, hikâyede geçmiş zaman çerçevesi önceden kurulmuşsa en doğal şekilde kullanılır.
Alıştırma
Hangi cümlede would geçmişte tekrarlanan bir alışkanlığı anlatıyor?
- Would you open the window, please?
- When we lived by the sea, we would walk along the beach every morning.
- I would travel more if I had enough time.
Cevabı göster
When we lived by the sea, we would walk along the beach every morning.
this sun-powered feast: güneş ışığının beslediği bol yiyecek
Bu cümlede sun-powered, güneş ışığının ilk enerji kaynağı olduğu anlamına gelir. Fitoplankton güneş ışığını kullanarak büyür ve daha derin sulardan yükselen hayvanlar için besine dönüşür. Feast burada resmî bir yemek değil, bol ve zengin bir besin kaynağı için kullanılan bir benzetmedir. Bu ifade, enerjiyle ilgili bilimsel bir düşünceyi canlı bir beslenme görüntüsüyle birleştirir: doğa yazılarında feast gibi bir isim gördüğünüzde bunun gerçek bir olayı değil, bolluğu anlatıp anlatmadığına bakın.
Alıştırma
Bir doğa belgeselindeki bu cümlede sun-powered feast ne anlama gelir?
- Deniz hayvanları için yemek pişiren bir makine
- Enerjisi nihayetinde güneş ışığından gelen bol bir besin kaynağı
- Güneş panellerinin üzerinde sunulan resmî bir yemek
Cevabı göster
Enerjisi nihayetinde güneş ışığından gelen bol bir besin kaynağı
I was part of the largest daily migration of life on Earth. Kültür
3:18Ben, Dünya üzerindeki en büyük günlük yaşam göçünün bir parçasıydım.
part of the largest daily migration: devasa bir günlük hareketteki tek bir hayvan
Burada daily migration, deniz hayvanlarının her gün farklı derinlikler arasında yaptığı büyük ve tekrarlanan harekettir. Bu bağlamda birçok hayvan beslenmek için gece yukarı çıkar ve gündüz daha derin sulara döner. Daily, bu döngünün her gün gerçekleştiğini gösterir; migration mutlaka ülkeler arasında geçiş yapmak veya mevsimde bir kez yolculuk etmek anlamına gelmez. Be part of, bir hayvanın çok daha büyük bir toplu olaya katıldığı anlamına gelir. Bu ifade, tek bir canlının hareketini devasa bir doğal düzenin küçük bir parçası olarak gösterir.
Alıştırma
Burada part of the largest daily migration ne anlama gelir?
- Tek bir hayvan, deniz canlılarının her gün farklı derinlikler arasındaki devasa hareketine katılır.
- Tek bir hayvan, her sabah işe giden insanları izler.
- Tek bir hayvan, ülke sınırlarını aşan mevsimlik bir yolculuk yapar.
Cevabı göster
Tek bir hayvan, deniz canlılarının her gün farklı derinlikler arasındaki devasa hareketine katılır.
I'd return to the darkness where I'd join my bizarre companions.
3:26tuhaf yoldaşlarıma katılacağım karanlığa geri dönerdim.
Cannibals like this sea butterfly mollusk that eats its next of kin. Deyimler
3:35Kendi akrabalarını yiyen bu deniz kelebeği yumuşakçası gibi yamyamlar.
next of kin: resmî İngilizcede en yakın akraba
Next of kin, özellikle hastaneler ve hukuki belgeler gibi resmî ortamlarda bir kişinin hayattaki en yakın akrabasını veya akrabalarını belirten kalıplaşmış bir ad öbeğidir. Bu cümlede its, yumuşakçayı gösterir; dolayısıyla its next of kin, onunla yakın akraba olan hayvanlar anlamına gelir. İnsan ailesi için kullanılan resmî bir terimi bir hayvana uygulamak hafif bir kişileştirme yaratır ve hayvanın yakın akrabalarını bile yediğini vurgular. Kin, akrabaları veya aynı aile grubunun üyelerini ifade eder; bu kalıpta next, “bir sonraki” demek değildir.
Alıştırma
“Bir kişinin en yakın akrabası” anlamındaki kalıplaşmış resmî ifadeyi tamamlayın: In an emergency, the hospital will contact her ____.
Cevabı göster
next of kin
And comb jellies that beat cilia like rainbowed eyelashes. Deyimler
3:45Ve gökkuşağı rengi kirpikler gibi sillerini çırpan taraklı denizanaları.
like rainbowed eyelashes: görsel bir benzetme
Like rainbowed eyelashes bir benzetmedir. Like, rainbowed eyelashes ad öbeğini getirir ve hareket edip ışığı yansıtan silleri renkli kirpiklere benzetir. Rainbowed, gökkuşağına benzeyen renkler göstermek demektir. Bu ifade, taraklıların gerçekten kirpikleri olduğunu söylemez; alışılmadık bir biyolojik ayrıntıyı izleyicinin gözünde canlandırabileceği bir görüntüye dönüştürür.
Alıştırma
Bu cümlede like rainbowed eyelashes ne işe yarıyor?
- Taraklıların gerçekten insan kirpiklerine sahip olduğunu söyler.
- Renkli ve hareket eden silleri kirpiklere benzetir.
- Sillerin gerçek gökkuşakları oluşturduğunu söyler.
Cevabı göster
Renkli ve hareket eden silleri kirpiklere benzetir.
Some of these snare their prey with sticky tentacles, Kelime
3:55Bunlardan bazıları avlarını yapışkan dokunaçlarla tuzağa düşürür,
snare their prey: avı tuzağa düşürüp yakalamak
Bu cümlede snare, “tuzağa düşürüp yakalamak” anlamına gelen geçişli bir fiildir. Yapışkan dokunaçlar bir tuzak gibi davranır ve avın kaçamaması için onu tutar. Bu fiil yalnızca yakalama sonucunu değil, yakalamanın tuzağa benzer biçimde gerçekleşmesini vurgular. Snare aynı zamanda “tuzak” anlamında bir isim olabilir; ancak burada nesnesi olan their prey ifadesinden önce geldiği için fiildir.
Alıştırma
Hangi cümlede snare, tuzağa benzer bir yakalamayı anlatmak için kullanılmıştır?
- The spider snares flies in its sticky web.
- The bird watches insects from a branch.
- The child catches a ball thrown across the yard.
Cevabı göster
The spider snares flies in its sticky web.
while others just take a bite out of their cousins. Kalıp ifadeler
3:59diğerleri ise kuzenlerinden bir ısırık alır.
take a bite out of: bir şeyin bir kısmını koparmak veya azaltmak
Burada take a bite out of gerçek anlamıyla kullanılır: Bir canlı diğerini ısırır ve onun bir parçasını koparır ya da yer. Out of, ısırılan parçayı daha büyük bir bütünün içinden alınmış olarak gösterir. Aynı imge, bir masraf, gecikme veya başka bir yük para, zaman ya da kaynakların kayda değer bir kısmını tükettiğinde mecaz anlamda da sıkça kullanılır. Genellikle tam bir yok oluşu değil, kısmi bir kaybı anlatır.
Alıştırma
Bu notta yer alan ve “kayda değer bir kısmını tüketmek” anlamına gelen beş sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The unexpected fee will ____ our travel budget.
Cevabı göster
take a bite out of
And siphonophores that catch prey with toxic fishing lures. Deyimler
4:05Ve avını zehirli olta yemleriyle yakalayan sifonoforlar.
Bilimsel bir metafor olarak toxic fishing lures
Fishing lures, balıkları çekmek için tasarlanmış olta yemleridir. Burada toxic fishing lures, bir sifonoforun üzerindeki, yem gibi işleyerek avını yakalamasına yardım eden zehirli vücut yapılarını anlatan bir metafordur; toxic, fishing lures söz öbeğinin tamamını niteler. Tanıdık balıkçılık görüntüsü, alışılmadık bir beslenme yöntemini gözde canlandırmayı kolaylaştırır. Hayvanın gerçekten insanlara ait balıkçılık ekipmanı taşıdığı ya da kullandığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu cümlede toxic fishing lures neyi ifade ediyor?
- Hayvanın taşıdığı insanlara ait balıkçılık ekipmanı
- İnsanların okyanusta bıraktığı balıkçılık araçları
- Yem gibi işleyip hayvanın avını yakalamasına yardım eden zehirli vücut yapıları
Cevabı göster
Yem gibi işleyip hayvanın avını yakalamasına yardım eden zehirli vücut yapıları
But my favorite would have to be the crustacean Phronima. Ton ve niyet
4:15Ama benim favorim kabuklu Phronima olmalı.
my favorite would have to be: düşünülmüş ve vurgulu bir seçim
my favorite would have to be X kalıbı, farklı seçenekler değerlendirildikten sonra X’i konuşanın açık tercihi olarak sunar. Would, if I had to choose gibi örtük bir koşul düşündürürken have to sonucu güçlendirir: En uygun seçenek X’tir. Burada have to dışarıdan gelen bir kuralı veya istenmeyen bir zorunluluğu ifade etmez. Konuşan kişi kendi değerlendirmesini vurgular; birinin bu tercihi ona zorla yaptırdığını söylemez.
Alıştırma
Cümleyi hedef yapıyla tamamlayın: After trying all five flavors, my favorite ____ mango.
Cevabı göster
would have to be
Its monstrous looks inspired the movie Aliens. Kültür
4:20Onun canavarca görünümü Yaratık (Alien) filmine ilham kaynağı oldu.
inspired the movie Aliens: film adına gönderme ve yaratıcı etki
Aliens burada 1986 yapımı bilim kurgu-korku filminin adıdır; İngilizce alien sözcüğünün sıradan çoğul anlamı değildir. the movie sözleri ve büyük A harfi, belirli bir eserden söz edildiğini gösterir. Burada inspired, canlının canavarımsı görünüşünün film yapımcılarına filmdeki yaratıkların tasarımı için fikir verdiği anlamına gelir. Yaratıcı bir etkiyi anlatır; hayvanın filmi yaptığı veya her tasarım ayrıntısının ondan kopyalandığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu cümlede inspired the movie Aliens ne anlama geliyor?
- Canlının görünüşü, Aliens filminin yapımcılarına yaratıcı fikirler verdi.
- Aliens burada bir filmle ilgisi olmayan birkaç uzaylı varlık anlamına gelir.
- Canlı, Aliens filmini bizzat yapıp yönetti.
Cevabı göster
Canlının görünüşü, Aliens filminin yapımcılarına yaratıcı fikirler verdi.
prowls the deeper water: sessiz ve yırtıcı biçimde av arama
prowl, av, hedef ya da fırsat ararken sessiz ve tetikte dolaşmak anlamına gelir. Bu cümlede prowls the deeper water, dişiyi yalnızca yüzen bir hayvan olarak değil, daha derin sularda dolaşan bir avcı olarak gösterir. Burada prowl geçişli kullanılır: the deeper water, hayvanın dolaştığı bölgenin adıdır. İngilizcede prowl the streets veya prowl the forest da denir.
Alıştırma
Hangi cümle sessiz ve yırtıcı biçimde av aramayı en iyi anlatır?
- The swimmer completes one fast lap in the pool.
- The leopard prowls the forest at night, quietly searching for prey.
- The tourists walk through the museum at noon, chatting with their guide.
Cevabı göster
The leopard prowls the forest at night, quietly searching for prey.
she performs one of the strangest behaviors in the entire animal kingdom. Dilbilgisi
4:42tüm hayvanlar alemindeki en garip davranışlardan birini sergiler.
Prey in hand: cümle başında bağımsız bir yapı
Prey in hand, ana eylem başladığında avın zaten onun elinde olduğunu anlatan kısa bir arka plan öbeğidir. Çekimli bir fiil içermez; dil bilgisi açısından prey adı ile durumu gösteren in hand ifadesinden oluşan bağımsız bir yapıdır. Ana cümle she ile başlar; bu nedenle performs fiilinin öznesi prey değil, she'dir. Bu kısa giriş önce durumu gösterir, sonra anlatımı hızla eyleme taşır.
Alıştırma
Hangi cümle, ana eylemden önce bir durumu belirtmek için aynı tür başlangıç öbeğini kullanır?
- Tickets in hand, we entered the theater.
- We had tickets, and the theater was open.
- We entered the theater with our tickets in a bag.
Cevabı göster
Tickets in hand, we entered the theater.
one of the strangest behaviors: one of + en üstünlük derecesi + çoğul isim
one of the + en üstünlük derecesindeki sıfat + çoğul isim kalıbı, ölçeğin en uç noktasındaki gruptan bir üye anlamına gelir. Burada, the strangest behaviors in the entire animal kingdom diye tanımlanan gruptan bir davranış seçilir. one of sonrasında behaviors çoğul kullanılır çünkü of öbeği birden fazla üyesi olan bir grubu belirtir. One yalnızca tek bir üyenin seçildiğini gösterir; ardından gelen ismi tekil yapmaz.
Alıştırma
useful ve tool sözcüklerini kullanarak one of + en üstünlük derecesi + çoğul isim kalıbını tamamla: This is one of the ____ in the kitchen.
Cevabı göster
most useful tools
With body parts from her victims: malzemeyi with ile belirtmek
Cümlenin başındaki “With body parts from her victims”, onun yuvayı bir araya getirirken hangi malzemeyi kullandığını gösterir. Burada with, “kullanarak” ya da “yardımıyla” anlamındadır; “birlikte” anlamında değildir. Cümle başındaki With + isim öbeği, ana cümle temel eylemi vermeden önce aracı, malzemeyi veya koşulu sunabilir. Böylece odak, eylemin kendisinde kalır.
Alıştırma
“With a small brush, Mia painted the model.” cümlesinde baştaki öbek ne yapar?
- Mia’nın yanında resim yapan bir kişiyi belirtir.
- Mia’nın boyama yaparken kullandığı aracı belirtir.
- Mia’nın modeli seçme nedenini belirtir.
Cevabı göster
Mia’nın boyama yaparken kullandığı aracı belirtir.
barrel-like home: -like ile sıfat oluşturmak
barrel-like home ifadesinde -like, barrel adına eklenerek bir sıfat oluşturur. Barrel-like, özellikle biçim bakımından “fıçıya benzeyen” demektir; yani yuva gerçek bir fıçı olarak tanımlanmaz. İsim + -like, biçim, doku, görünüş veya tarz bakımından benzerliği anlatmak için kullanılabilen üretken bir kalıptır. Burada barrel-like bileşiğinin tamamı home sözcüğünü niteler.
Alıştırma
dome sözcüğünü ve -like ekini kullanarak cümleyi tamamla: The museum has a ____ roof.
Cevabı göster
dome-like
feeding her young until they can drift off and survive on their own. Notlar
4:56yavrularını kendi başlarına sürüklenip hayatta kalana kadar besler.
drift off: yavaşça sürüklenip uzaklaşmak
Burada drift off, güçlü ve kontrollü bir biçimde hareket etmekten çok, suyun taşımasıyla “yavaşça sürüklenip uzaklaşmak” demektir. Off, başlangıç noktasından ayrılma fikrini ekler. Drift off aynı zamanda “yavaş yavaş uykuya dalmak” anlamına da gelebilir. Yakındaki kendi başına hayatta kalma fikri, bu cümlenin uykudan değil, gerçekten uzaklaşan bir hareketten söz ettiğini gösterir.
Alıştırma
Hangi cümlede drifted off, “yavaşça uzaklaştı” anlamında kullanılmıştır?
- The team put off the game until Friday.
- The tired child drifted off during the story.
- The paper boat drifted off with the current.
Cevabı göster
The paper boat drifted off with the current.
survive on their own: yardım almadan hayatta kalmak
On their own, “başkasının yardımına bağımlı olmadan” demektir. Bu nedenle survive on their own, annenin bakımı olmadan hayatta kalmak anlamına gelir. Their, çoğul anlamdaki young sözcüğünü karşılar. İyelik sözcüğü özneye göre değişir: on my own, on your own, on her own, on its own veya on their own.
Alıştırma
Çoğul özneyle uyumlu olacak şekilde on ... own hedef ifadesini kullanarak cümleyi tamamlayın: The rescued birds are now able to survive ____.
Cevabı göster
on their own
they make the perfect snack for a small fish like me. Kelime
5:05benim gibi küçük bir balık için mükemmel bir atıştırmalık olurlar.
Best of all: konuşanın en sevdiği noktayı tanıtmak
Best of all, başka ayrıntılardan sonra konuşanın en sevdiği veya en memnun olduğu noktayı tanıtan bir işarettir. Dinleyiciye sıradaki bilginin en belirgin olumlu özellik olduğunu anlatır. Buradaki best, nesnel bir sıralamayı değil, küçük balığın kendi çıkarlarını yansıtır. Bu ifade nedenleri, yararları veya hikâye ayrıntılarını düzenlerken en tatmin edici olumlu noktayı vurgulayabilir.
Alıştırma
Bir sırt çantası hafif ve su geçirmezdir. Hangi başlangıç konuşanın en sevdiği ek yararı doğal biçimde tanıtır?
- Finally, it costs less than thirty dollars.
- Best of all, it costs less than thirty dollars.
- Most importantly, it costs less than thirty dollars.
Cevabı göster
Best of all, it costs less than thirty dollars.
make the perfect snack for: make fiilinin “olarak uygun olmak” anlamı
make the perfect snack for ifadesinde make, “üretmek” değil, “olarak uygun olmak” veya “işlevi görmek” anlamına gelir. they öznesi değerlendirilen şeydir: bu canlıların kendileri küçük balık için ideal yiyecektir. Yeniden kullanılabilen kalıp X makes a good, perfect, or useful Y for Z biçimindedir. Sıfat, X'in Y rolüne ya da kullanımına ne kadar uygun olduğunu değerlendirir; for Z ise bundan yararlanan kişiyi, hayvanı veya durumu belirtir.
Alıştırma
Hangi cümlede make, “üretmek veya hazırlamak” yerine “olarak uygun olmak” anlamında kullanılmıştır?
- Maya makes a snack for her brother after school.
- These flat stones make excellent seats for the picnic.
- The baker makes fresh bread every morning.
Cevabı göster
These flat stones make excellent seats for the picnic.
the food web is so tangled and complex, Dilbilgisi
5:15besin ağı o kadar karmaşık ve dolaşıktır ki,
even scientists don't know who eats whom. Dilbilgisi
5:18bilim insanları bile kimin kimi yediğini bilmez.
so tangled and complex ... even scientists don't know: derece ve beklenmedik sonuç
Burada so + sıfat, derecenin çok yüksek olduğunu gösterir: besin ağı son derece karışık ve karmaşıktır. Sonraki yan cümle bu derecenin sonucunu gösterir; ilişkileri çözmek zordur. Even, bilim insanlarını şaşırtıcı örnek olarak öne çıkarır. Bilim insanlarının bilmesi beklenir; bu nedenle even scientists don't know ifadesi karmaşıklığı özellikle çarpıcı hâle getirir. Bu, yalnızca bilim insanlarının emin olmadığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi so ... that even ... ile tamamlayın: The instructions were ____ confusing that ____ the coach read them twice.
Cevabı göster
so · even
who eats whom: özne who ve nesne whom
who eats whom ifadesinde who, eats fiilinin öznesidir ve yiyen tarafı belirtir. Whom nesnedir ve yenen tarafı belirtir. Bu nedenle sözcük sırası ilişkinin yönünü gösterir. İfadenin tamamı don't know sonrasında kullanılan dolaylı bir sorudur. Düz cümle sırasını korur ve do eklemez. Whom, who zamirinin resmî nesne biçimidir; günlük konuşmada birçok kişi bunun yerine who eats who der.
Alıştırma
İngilizce cümlenin tamamını dinleyin ve whom ile biten sürümü seçin. Sondaki /m/ sesine odaklanın.
- The chart shows who helps whom.
- The chart shows who helps who.
Cevabı göster
The chart shows who helps whom.
But I do: do ile önceki fiil öbeğinin yerini tutmak
Burada do, daha önce geçen know who eats whom fiil öbeğinin yerine kullanılır. Bu yüzden But I do, “Ama kimin kimi yediğini ben biliyorum” demektir; “Ama ben bir şey yapıyorum” anlamına gelmez. Yardımcı fiille yapılan bu değiştirme, bütün fiil öbeğini tekrarlamayı önler ve karşıtlığı keskinleştirir: bilim insanları bilmiyor, ama konuşan kişi biliyor. Böyle kısa bir cevapta do sözcüğünün yerine geçtiği fiil öbeğini önceki cümlede arayın.
Alıştırma
enjoy science class yerine bir yardımcı fiil kullanarak karşıtlığı tamamlayın: My brother doesn't enjoy science class, but I ____.
Cevabı göster
do
There's so much more to me than just a tasty meal. Deyimler
5:33Ben lezzetli bir öğünden çok daha fazlasıyım.
There's so much more to X than just Y: X yalnızca Y değildir
There's so much more to X than just Y, X'in Y'nin ötesinde başka nitelikleri, yönleri veya değeri olduğu anlamına gelir. Bu cümlede more to me, “hakkımda anlaşılacak daha fazla şey var” demektir; bana doğru bir hareketi anlatmaz. So much, more ifadesini güçlendirir; just ise a tasty meal sözünü fazlasıyla dar bir bakış açısı olarak sunar. Konuşan kişi bu tek ve basit etiketi reddederek yiyecekten daha fazlası olduğunu belirtir.
Alıştırma
more to X than just Y kalıbını tamamlayın: There's so much more ____ this museum than just old paintings.
Cevabı göster
to