Sohbet sanatı - 6 Minute English: İngilizce çalışma notları
BBC Learning English
Video özeti: Bu bölüm, iyi bir sohbetin anlamak için dinlemeye, konuşma sırasına uymaya ve yalnızca görüş bildirmek ya da karşı tarafı bastırmak yerine insanları birbirine yaklaştıran bir diyalog kurmaya dayandığını açıklıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. the art of conversation — Deyimler ve Mecazlı İfadeler. art sözcüğünün sohbeti özen ve pratik gerektiren bir beceri olarak mecazen sunduğunu anlayın; geliştirilebilen bir yetenekten söz ederken the art of... kalıbını kullanın. 2. difference between listening simply to reply and listening to understand. — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları. difference between... and... yapısının iki yaklaşımı doğrudan nasıl karşılaştırdığını fark edin; cevap hazırlarken dinlemek ile karşıdakinin bakış açısını kavramak için dinlemek arasındaki ayrımı anlatmakta bu yapıdan yararlanın. 3. drown them out — Phrasal Verb’ler. Daha yüksek sesle konuşarak ya da gürültü çıkararak birinin duyulmasını engellemek anlamını öğrenin; bir kişinin sırayla konuşmak yerine diğerinin sesini bastırdığı eşitsiz sohbetleri anlatırken kullanın.
Bu derste
Hello, this is 6 Minute English from BBC Learning English.
0:07Merhaba, ben BBC Learning English'ten 6 Minute English.
Recently, I met up with an old school friend Öbek fiiller
0:12Geçenlerde, eski bir okul arkadaşımla buluştum,
met up with: biriyle planlı olarak buluşmak
Met up with, meet up with ifadesinin geçmiş zaman biçimidir. Burada konuşanın eski okul arkadaşıyla birlikte vakit geçirmek için bilerek buluştuğunu anlatır; tesadüfi bir karşılaşmayı ifade etmez. Yapı meet up with + kişi şeklindedir. Zamana göre yalnızca meet değişir: geçmiş zamanda meet up with, met up with olur.
Alıştırma
Cümleyi meet up with ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Yesterday, I ____ Leo for coffee.
Cevabı göster
met up with
hadn't seen ... for years: daha sonraki bir geçmiş olaydan önce
Hadn't seen, geçmişte tamamlanmış zamanın olumsuz biçimidir: had + not + geçmiş zaman ortacı seen. Buradaki had, sahiplik bildiren fiil değil, yardımcı fiildir. Daha sonraki geçmiş olay, met up ile anlatılan buluşmadır. For years, arkadaşını görmeden geçen sürenin o buluşmaya kadar ne kadar devam ettiğini gösterir. Past perfect, bu uzun aralığı yeniden buluşmadan önceye yerleştirir.
Alıştırma
Cümleyi see fiilinin olumsuz past perfect biçimiyle tamamlayın: When we met again in 2022, I ____ her for six years.
Cevabı göster
hadn't seen
Ah, it sounds like you had a good chinwag. Notlar
0:18Ah, güzel bir çene çalmışsınız (chinwag) gibi görünüyor.
it sounds like: birinin anlattıklarından yumuşak bir çıkarım
Bu cümlede it sounds like, karşıdaki kişinin söylediklerine dayanarak bir çıkarım yapar. Yaklaşık olarak “anlattıklarından anladığım kadarıyla...” demektir; herhangi bir şeyin gerçek sesi hakkında yorum yapmaz. It sounds like + cümle yapısı, sonucu kesin bir gerçekmiş gibi sunmadan karşılık vermeyi sağlar. It sounds like a good idea örneğindeki gibi ardından bir isim öbeği de gelebilir.
Alıştırma
Arkadaşınız bugün bitirdiği her şeyi az önce anlattı. Duyduklarınıza dayanarak yumuşak bir çıkarım yapan en uygun karşılık hangisidir?
- It sounds like you had a productive day.
- You definitely had a productive day.
- It looks like you had a productive day.
Cevabı göster
It sounds like you had a productive day.
chinwag: samimi sohbet için gündelik Britanya İngilizcesi
Chinwag, genellikle arkadaşlar veya birbirini tanıyan kişiler arasındaki rahat ve samimi bir sohbeti anlatan, Britanya İngilizcesine ait gündelik bir isimdir. Bu örnekte a good chinwag, resmî bir görüşmeden ziyade bir süre devam eden keyifli bir sohbeti anlatır. Yaygın kalıplar have a chinwag ve have a good chinwag şeklindedir.
Alıştırma
İngilizce cümleyi dinleyin ve duyduğunuz tam cümleyi seçin. chinwag sözcüğündeki vurgulu ilk hece /tʃɪn/ ile /wæɡ/ sonuna odaklanın.
- We had a good chat over lunch.
- We had a quick sandwich over lunch.
- We had a good chinwag over lunch.
Cevabı göster
We had a good chinwag over lunch.
which is great because in this program we're talking about talking. Anlatım akışı
0:24ki bu harika çünkü bu programda konuşmak hakkında konuşacağız.
we're talking about talking: konuyu tanıtan bilinçli tekrar
we're talking about talking ifadesinde ilk talking, are talking about fiil öbeğinin bir parçasıdır ve “üzerine konuşuyoruz” ya da “tartışıyoruz” anlamına gelir. İkinci talking ise ad olarak kullanılan bir -ing biçimidir; ele alınan konuşma eylemini adlandırır. Bu bilinçli tekrar, sunucuların yaptığı şeyle programın konusunu birbirine bağlayarak bilgiyi düzenler. talking konusunu hafif ve eğlenceli bir şekilde tanıtır; ikinci talking bir hata değildir.
Alıştırma
Bu cümlede we're talking about talking ne anlama gelir?
- Konuşma eylemi hakkında konuşuyoruz.
- Herkesten daha yüksek sesle konuşmasını istiyoruz.
- Yanlışlıkla talking sözcüğünü iki kez söyledik.
Cevabı göster
Konuşma eylemi hakkında konuşuyoruz.
the exchange of ideas, thoughts, and feelings: konuşmada karşılıklı paylaşım
the exchange of ideas, thoughts, and feelings ifadesinde exchange, karşılıklı paylaşım veya iletişim anlamına gelen bir addır. Burada para bozdurmak ya da fiziksel nesneleri takas etmek anlamında kullanılmaz. the/an exchange of + ad yapısı, insanların ne paylaştığını belirtir. Buradaki liste, konuşmayı tek bir kişinin konuşması olarak değil, etkileşimli ve çift yönlü bir süreç olarak açıklar.
Alıştırma
Hangi cümlede exchange, vurgulanan ifadeyle aynı soyut anlamda kullanılmıştır?
- The meeting encouraged an exchange of ideas.
- We exchanged the blue shirt for a larger one.
- I went to the exchange to buy foreign currency.
Cevabı göster
The meeting encouraged an exchange of ideas.
With the rise of Twitter and social media, Kalıp ifadeler
0:39Twitter ve sosyal medyanın yükselişiyle,
which encourages us to give our opinion on a subject without always listening in return, Kalıp ifadeler
0:42bizi her zaman karşılığını dinlemeden bir konu hakkındaki fikrimizi söylemeye teşvik eden bu durumla,
give our opinion on a subject: bir konu hakkında görüş bildirmek
give our opinion on a subject, “bir konu hakkında ne düşündüğümüzü söylemek” anlamına gelir. Burada give bir nesneyi teslim etmek değil, “ifade etmek” anlamındadır; on ise görüşün ilgili olduğu konuyu tanıtır. Tekrar kullanılabilen yapı give + iyelik belirleyicisi + opinion + on + konudur. Görüşün sahibine göre our yerine my, your veya their kullanın: give their opinion on the plan.
Alıştırma
Hedef ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın ve our yerine their getirin: At the meeting, everyone had a chance to ____ the new schedule.
Cevabı göster
give their opinion on
in return: karşılıklı bir yanıt
Bu cümlede in return, “başka birinin yaptığı şeye karşılık olarak” anlamına gelir. İnsanlar kendi görüşlerini söyler, ancak her zaman karşılarındaki kişiyi dinleyerek yanıt vermezler. Burada return fiziksel bir hareketi veya “geri dönmeyi” anlatmaz. do something in return kalıbı, bir eylemi daha önceki bir eyleme verilen karşılıklı yanıt olarak sunar.
Alıştırma
Karşılıklı bir yanıtı göstermek için cümleyi hangi seçenek doğru tamamlar? Ava lent me her bike, so I fixed her broken lamp ____.
- in turn
- in return
- on return
Cevabı göster
in return
some think the art of conversation is being lost. Deyimler
0:47bazıları sohbet sanatının kaybolduğunu düşünüyor.
With the rise of: bir eğilimi arka plan olarak sunmak
With the rise of, “bir şey daha yaygın, önemli veya etkili hâle geldikçe” anlamına gelir. Bu cümlede Twitter ve sosyal medyanın gelişimini ana iddianın arka planı olarak sunar. Tekrar kullanılabilen yapı With the rise of + isim öbeğidir ve ardından tam bir ana cümle gelir. Bir eğilimi aynı dönemde gerçekleşen bir değişimle ilişkilendirir, ancak tek başına bu eğilimin değişime doğrudan neden olduğunu kanıtlamaz.
Alıştırma
Yukarıda öğrenilen dört sözcüklü başlangıçla cümleyi tamamlayın: ____ digital payments, many small businesses now handle less cash.
Cevabı göster
With the rise of
the art of conversation: pratikle gelişen sohbet becerisi
The art of conversation, iyi ve düşünceli bir sohbet yürütme becerisini anlatan bir benzetmedir. Burada art bir tablo veya başka bir sanat eseri anlamına gelmez; yetenek, muhakeme ve pratik yapmayı ifade eder. the art of + isim veya -ing biçimi kalıbı, bir etkinliği özen ve deneyim gerektiren bir beceri olarak sunar. the art of negotiation ve the art of telling a story buna örnektir.
Alıştırma
Cümleyi art içeren üç sözcüklü hedef kalıpla tamamlayın: A good interviewer learns ____ listening carefully.
Cevabı göster
the art of
who love to talk, chat, chinwag, and chatter away. Öbek fiiller
0:53konuşmayı, sohbet etmeyi, çene çalmayı ve laflamayı seven milyonlarca kişi var.
chatter away: rahat bir şekilde konuşmayı sürdürmek
Chatter away, rahat ve canlı bir biçimde konuşmayı sürdürmek demektir. Bu cümlede away bir yere doğru hareketi göstermez; eylemin devam ettiği anlamını katar. Aynı fiil + away kalıbı, work away veya type away örneklerinde olduğu gibi bir etkinliğin bir süre devam ettiğini gösterebilir. Fiil etkinliği belirtir, away ise süreklilik hissi katar.
Alıştırma
Cümleyi chatter away ifadesinin geçmiş zamanıyla tamamlayın: On the long bus ride, the cousins ____ about their favourite games.
Cevabı göster
chattered away
broke the world record for: en iyi dünya derecesini aştı
Break the world record for + kategori, o kategoride önceki en iyi dünya derecesinden daha iyi bir sonuç elde etmek demektir. Burada break mecazidir; hiçbir şey fiziksel olarak kırılmaz. Broke, break fiilinin geçmiş zaman biçimidir. for sonrasındaki sözler, the longest telephone conversation örneğinde olduğu gibi rekor kategorisini belirtir.
Alıştırma
Hangi cümle yüzücünün önceki en iyi dünya derecesini gerçekten aştığını söyler?
- The swimmer attempted to break the world record for the 100-metre freestyle.
- The swimmer broke the world record for the 100-metre freestyle.
- The swimmer held the world record for the 100-metre freestyle.
Cevabı göster
The swimmer broke the world record for the 100-metre freestyle.
How long did this record-breaking conversation last? Dilbilgisi
1:08Bu rekor kıran konuşma ne kadar sürdü?
How long did ... last?: geçmişteki süreyi sormak
How long did + özne + last? geçmişte gerçekleşen ve sona ermiş kabul edilen bir şeyin ne kadar sürdüğünü sorar. Burada last, belirli bir süre devam etmek anlamında bir fiildir; son anlamındaki sıfat değildir. Geçmiş zamanı did yardımcı fiili gösterdiği için last yalın hâlde kalır: How long did the conversation last? How long did the conversation lasted? denmez.
Alıştırma
Sona ermiş bir toplantının süresini soran cümleyi How long did ... last? kalıbıyla tamamlayın: ____ the meeting ____?
Cevabı göster
How long did · last
after which: önceki olayı sonraki olaya bağlamak
After which, o olaydan veya dönemden sonra anlamına gelir. Bu cümlede which, daha önce sözü edilen 24 saat 4 dakikalık konuşma süresine gönderme yapar ve yan cümle daha sonra muhtemelen ne olduğunu belirtir. Bu, edat + ilgi zamiri yapısıyla kurulan bir bağlantıdır. Önünde genellikle virgül bulunur ve after which sonrasında normal özne + fiil sırası kullanılır: ..., after which they probably fell asleep. Böylece zaman sırasına göre ilerleyen iki fikir tek cümlede kalır.
Alıştırma
Hangi cümle bir olay ile daha sonra gerçekleşen olayı bağlamak için after which ifadesini doğru kullanıyor?
- The museum closed at six, which after the staff went home.
- The museum closed at six, after which the staff went home.
- The museum closed at six, after which did the staff go home.
Cevabı göster
The museum closed at six, after which the staff went home.
I'll reveal the correct answer later...: program akışını gösteren bir işaret
I'll reveal the correct answer later in the program programın akışını gösteren bir işarettir: sunucu cevabı şimdi vermez, dinleyicilere programın bu soruya daha sonra döneceğini söyler. Böylece bölümü düzenler ve merak yaratır. Burada reveal, yalnızca bir şey söylemek değil, daha önce bilinmeyen veya saklı tutulan bir bilgiyi açıklamak demektir. Later in the program aynı bölümün ilerleyen kısmı anlamına gelir.
Alıştırma
I'll reveal the correct answer later in the program ifadesinin temel işlevi nedir?
- Sunucu cevabı başka bir bölüme taşır.
- Sunucu doğru cevabı hemen verir.
- Sunucu cevabı şimdilik saklar ve daha sonra vereceğine söz verir.
Cevabı göster
Sunucu cevabı şimdilik saklar ve daha sonra vereceğine söz verir.
During a long career, DJ and BBC Radio presenter
1:32Uzun kariyeri boyunca, DJ ve BBC Radyo sunucusu
Nihal Arthanayake, has had conversations with hundreds of people. Dilbilgisi
1:36Nihal Arthanayake, yüzlerce insanla sohbetler etti.
has had conversations with...: bugüne kadar birikmiş deneyim
has had conversations with... İngilizcedeki present perfect yapısındadır. Çok sayıdaki konuşmayı, bitmiş belirli bir geçmiş zamana yerleştirmek yerine geçmişteki bir noktadan bugüne kadar birikmiş deneyim olarak sunar. İlk has yardımcı fiildir. Had ise have a conversation with someone ifadesindeki ana fiil have'in geçmiş zaman ortacıdır.
Alıştırma
Cümleyi have fiilinin present perfect biçimiyle tamamlayın: Since becoming a reporter, Ben ____ conversations with many local leaders.
Cevabı göster
has had
Now, he's used these experiences to write a book
1:40Şimdi bu deneyimlerini bir kitap yazmak için kullandı,
entitled Let's Talk: How to Have Better Conversations. Kelime
1:43adı Let's Talk: How to Have Better Conversations (Konuşalım: Nasıl Daha İyi Sohbet Edilir).
entitled: bir eserin başlığını resmî biçimde tanıtmak
a book entitled X yapısında entitled, “X başlığını taşıyan” anlamına gelir. Eserin adını eklemek için isimden sonra kullanılan bir geçmiş zaman ortacıdır; yapının açık hâli a book that is entitled X şeklindedir. Bu yapı bir kitabın, makalenin, raporun, filmin veya başka bir eserin adını tanıtabilir.
Alıştırma
Hangi cümlede entitled bir eserin başlığını tanıtmak için kullanılmıştır?
- He sounded entitled during the meeting.
- He wrote an essay entitled The Value of Silence.
- Members are entitled to a free replacement.
Cevabı göster
He wrote an essay entitled The Value of Silence.
Michael Rosen of BBC Radio 4's Word of Mouth,
1:50BBC Radio 4'ün Word of Mouth programından Michael Rosen'a,
who also loved talking to people in her job as a nurse.
1:56annesi de hemşire olarak işinde insanlarla konuşmayı çok severdi.
Well, it gave me the sense that you are enriched by listening. Notlar
2:00Şey, bu bana dinleyerek zenginleştiğiniz hissini verdi.
gave me the sense that: kişisel bir izlenimi ifade etmek
gave me the sense that... ifadesi, “bende ... izlenimini oluşturdu” anlamına gelir. Buradaki sense, beş fiziksel duyudan biri değil, bir izlenim veya anlayıştır. Yapı give + kişi + the sense that + yan cümle şeklindedir. Ardından gelen düşünceyi kesin olarak kanıtlanmış bir gerçek değil, konuşanın çıkarımı veya kişisel izlenimi olarak sunar.
Alıştırma
Hedef ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: The empty classroom ____ everyone had already gone home.
Cevabı göster
gave me the sense that
are enriched by listening: deneyim yoluyla derinlik kazanmak
Are enriched by listening, dinlemenin kişinin anlayışına, deneyimine veya iç dünyasına derinlik kattığı anlamına gelir. Buradaki enriched, kişisel ya da zihinsel gelişimi anlatır. Yapı be enriched by + isim veya -ing biçimidir. Özne yararı alan taraftır; by ise bu yararı sağlayan deneyimi veya kaynağı tanıtır.
Alıştırma
Cümleyi enrich fiilinin edilgen biçimiyle ve kaynağı tanıtan edatla tamamlayın: Maya's understanding was ____ listening to local residents.
Cevabı göster
enriched by
which has of course encouraged us to project, to transmit, more than receive. Kelime
2:08sosyal medya elbette bizi almaktan çok yansıtmaya, aktarmaya teşvik etti.
pre-social media: daha eski bir dönemi pre- ile belirtmek
Pre-social media, sosyal medyanın var olmasından veya yaygın biçimde kullanılmasından önce demektir. Bu cümlede durumu iletişimin daha eski bir dönemine yerleştirir. Pre-, önce anlamına gelen bir ön ektir. Tek başına bir sözcük gibi davranmak yerine, pre-war veya pre-digital örneklerindeki gibi tek bir zaman etiketi oluşturmak için sonraki sözcüğe ya da kavrama bağlanır.
Alıştırma
Hangi cümlede pre-social media, sosyal medyanın yaygınlaşmasından önceki bir zamanı anlatır?
- The recording was posted on social media yesterday.
- The recording gives a preview of a social media app.
- The recording comes from the pre-social media period.
Cevabı göster
The recording comes from the pre-social media period.
project, to transmit, more than receive: almaktan daha çok dışa aktarmak
Project burada bir fiildir: bir imgeyi, kimliği ya da fikri başkalarının görmesi için dışa yansıtmak anlamına gelir. Transmit bilgiyi dışarı iletmek, receive ise başkalarının ilettiğini almak demektir. Üç fiil de iletişimin yönünü anlatır. More than receive, bu iletişimi dengesiz gösterir. Konuşmacının anlatmak istediği, insanların başkalarını dinleyip fark etmelerinden ve söylediklerini özümsemelerinden daha çok kendilerini göstermeye ve mesaj göndermeye teşvik edilmesidir.
Alıştırma
Bu cümledeki project, to transmit, more than receive ifadesini en iyi hangi seçenek açıklar?
- İnsanlar paylaştıklarından daha fazla bilgi alır.
- İnsanlar aldıklarından daha fazla içeriği sergiler ve dışarı iletir.
- İnsanlar tamamladıklarından daha fazla proje planlar.
Cevabı göster
İnsanlar aldıklarından daha fazla içeriği sergiler ve dışarı iletir.
of experiences of others and wanted to try and understand them.
2:15deneyimlerinin farkındaydım ve onları anlamaya çalışmak istedim.
I guess I was içindeki guess I: kişisel bir yargıyı yumuşatmak
Vurgulanan guess I sözcükleri, I guess I was... kalıbının içinde yer alır. Guess sözcüğünden önceki I, guess fiilinin öznesidir; guess sözcüğünden sonraki I ise konuşmacının geçmişiyle ilgili cümleyi başlatır. Buradaki I guess, I think («bence») veya as I see it («benim gördüğüm kadarıyla») anlamındadır; «bir cevabı tahmin etmeye çalışıyorum» demek değildir. Bu ifade, kişinin kendisiyle ilgili tanımını daha az kesin hâle getirir. Konuşmacı geçmişe bakarken tamamen emin olduğunu iddia etmek yerine düşünceli ve biraz kararsız görünür.
Alıştırma
Hangi cümlede I guess kişisel bir anıya ilişkin yargıyı yumuşatır?
- Guess what happened after lunch.
- I guess I was too nervous to speak.
- Her guess was completely right.
Cevabı göster
I guess I was too nervous to speak.
conscious of: bir şeyi fark etmek veya bilincinde olmak
Be conscious of something, bir şeyi fark etmek veya onun varlığının bilincinde olmak demektir. Burada konuşan kişi, başkalarının deneyimlerinin farkında olduğunu ve onları anlamak istediğini söylüyor. Farkında olunan şey bir isim, zamir veya -ing biçimiyle belirtilirse conscious sözcüğünden sonra of gelir: conscious of the problem, conscious of them, conscious of being watched. Bu cümlede anlam bir şeyin farkında olmaktır; tıbbi bağlamdaki uyanık ve bilinci açık olma anlamı değildir.
Alıştırma
Cümleyi conscious ve doğru edatla tamamlayın: During the meeting, Ava was ____ the time.
Cevabı göster
conscious of
Also, partially, Michael, it was a survival instinct Kelime
2:21Ayrıca, kısmen, Michael, bu bir hayatta kalma içgüdüsüydü
survival instinct: tehdit karşısında otomatik olarak kendini koruma
Survival instinct, tehlike, tehdit veya güçlü baskı hissedildiğinde kişinin kendini korumaya yönelik doğal ve çoğu zaman otomatik dürtüsüdür. Burada konuşan kişi, bu ifadeyi zor bir sosyal ortamda kendini korumak için kullanıyor. Bu ifade yalnızca doğada hayatta kalmakla ilgili değildir. Bir kişi sosyal veya duygusal açıdan kendini güvende hissetmediğinde gösterdiği koruyucu davranışları da anlatabilir.
Alıştırma
Hangi durum survival instinct için en doğal örnektir?
- Noah gömleğiyle uyumlu olduğu için yeşil çorap seçti.
- Şiddetli bir fırtına sırasında Noah otomatik olarak pencerelerden uzaklaştı.
- Noah ödevi için bir şiiri düzgünce kopyaladı.
Cevabı göster
Şiddetli bir fırtına sırasında Noah otomatik olarak pencerelerden uzaklaştı.
because I was a little brown boy in a predominantly white school, Notlar
2:24çünkü ağırlıklı olarak beyazların okuduğu bir okulda küçük esmer bir çocuktum,
a little brown boy: yaş ve kimliği anlatan çocukluk öz tanımı
a little brown boy ifadesinde little, konuşmacının o zaman küçük bir çocuk olduğunu belirtir. Brown burada bir nesnenin sıradan renk betimlemesi değildir; konuşmacının kendi ırksal veya etnik kimliğini ve başkalarının onu nasıl görmüş olabileceğini anlatmasının bir parçasıdır. İfade bir bütün olarak onu, beyazların çoğunlukta olduğu bir okulda dikkat çeken küçük bir çocuk olarak konumlandırır. Kesin etnik kökenini, uyruğunu veya dinini belirtmez.
Alıştırma
Bu cümlede a little brown boy ne anlatıyor?
- Konuşmacı kesin etnik kökenini ve uyruğunu belirtiyor.
- Konuşmacı kendisini, kahverengi tenli kimliğinin o okul ortamında önemli olduğu küçük bir çocuk olarak anlatıyor.
- Çocuk kahverengi giysiler giyiyordu ve herkesten daha kısaydı.
Cevabı göster
Konuşmacı kendisini, kahverengi tenli kimliğinin o okul ortamında önemli olduğu küçük bir çocuk olarak anlatıyor.
predominantly white school: çoğunluğu beyaz, tamamı değil
a predominantly white school ifadesinde predominantly, çoğunlukla veya büyük ölçüde anlamına gelir. White okul topluluğunu, özellikle de öğrenci yapısını anlatır; yani oradaki insanların çoğu beyazdı, ancak herkesin beyaz olduğu anlamına gelmez. Bu ayrıntı, konuşmacının o ortamda görünür bir azınlığın parçası olduğunu gösterir. İfade okul binasının rengini değil, topluluğun yapısını anlatır.
Alıştırma
a predominantly white school ne anlama gelir?
- Okul topluluğundaki insanların çoğu beyazdı, ancak herkesin beyaz olması gerekmiyordu.
- Okul binalarının çoğu beyaza boyanmıştı.
- Okuldaki herkes istisnasız beyazdı.
Cevabı göster
Okul topluluğundaki insanların çoğu beyazdı, ancak herkesin beyaz olması gerekmiyordu.
Britanya İngilizcesinde state school
Britanya eğitim sisteminde state school, devlet tarafından finanse edilen ve öğrencilerin genellikle ücretsiz devam ettiği bir ilk veya ortaöğretim okuludur. Buradaki state, Amerika Birleşik Devletleri'ndeki eyaletlerden birini değil, kamunun sağladığı eğitimi ifade eder. Bu ifade, bir ABD eyaletine ait okul olarak anlaşılmamalıdır.
Alıştırma
Britanya eğitim bağlamında state school genellikle ne anlama gelir?
- Mutlaka Amerika Birleşik Devletleri'ndeki bir eyalet tarafından işletilen okul
- Devlet tarafından finanse edilen ve öğrencilerin genellikle ücretsiz devam ettiği okul
- Britanya'daki geleneksel ve ücretli bir public school
Cevabı göster
Devlet tarafından finanse edilen ve öğrencilerin genellikle ücretsiz devam ettiği okul
For Nihal, good conversation involves listening as much as speaking. Dilbilgisi
2:31Nihal'e göre iyi bir sohbet, konuşmak kadar dinlemeyi de içerir.
listening as much as speaking: dinlemeye ve konuşmaya eşit ağırlık verme
listening as much as speaking ifadesinde as much as, -ing biçimindeki iki etkinliği bağlar ve ikisine eşit ağırlık verir: iyi bir sohbet, aynı ölçüde dinlemeyi ve konuşmayı gerektirir. Bu, dakikaların veya konuşma sıralarının tam olarak sayılması değildir. X as much as Y kalıbı, bir durumda iki etkinliğin, niteliğin veya ihtiyacın eşit derecede önemli olduğunu gösterebilir.
Alıştırma
'Aynı ölçüde' anlamındaki üç sözcüklü hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: A strong friendship needs honesty ____ kindness.
Cevabı göster
as much as
By listening, we find out things about the person we're talking to, Öbek fiiller
2:36Dinleyerek, konuştuğumuz kişi hakkında bir şeyler öğreniriz,
which in turn help us understand ourselves. Anlatım akışı
2:39bu da sırasıyla kendimizi anlamamıza yardımcı olur.
find out: bilgi edinmek veya öğrenmek
Find out; dinleme, soru sorma, kontrol etme veya araştırma sonucunda “bilgi edinmek ya da öğrenmek” anlamına gelir. Bu cümlede dinlemek, konuştuğumuz kişi hakkında bilgi edinmemizi sağlar. Bu bir öbek fiildir: find ve out birlikte tek bir anlam oluşturur. Buradaki out bir hareket yönünü belirtmez. Find out something ve find out that/why/when... sık kullanılan yapılardır.
Alıştırma
Find ile kurulan ve “bilgi edinmek” anlamına gelen öbek fiille cümleyi tamamlayın: I checked the website to ____ when the museum closes.
Cevabı göster
find out
in turn: zincirdeki sonraki sonucu göstermek
In turn, fikri bir etkiler zinciri olarak düzenler. Dinlemek başka bir kişi hakkında bilgi edinmemize yardımcı olur; bu bilgi de ardından kendimizi anlamamıza yardım eder. Burada in turn, “bunun sonucunda bir sonraki adımda” veya “zincirin sonraki halkasında” anlamına gelir. Bir sonucun başka bir sonucun nedeni hâline geldiğini açıkça gösterir; bu cümlede “sırayla” anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi “bir zincirdeki sonraki sonuç olarak” anlamına gelen iki kelimelik bağlayıcıyla tamamlayın: Better sleep improves memory, which ____ helps us concentrate.
Cevabı göster
in turn
This is why Nihal says we are enriched by listening. Anlatım akışı
2:43İşte bu yüzden Nihal dinleyerek zenginleştiğimizi söylüyor.
This is why: nedeni sonuca bağlamak
This is why, daha önce verilmiş bir neden ya da açıklamaya gönderme yapar ve bundan çıkan sonucu sunar. Burada “Nihal says we are enriched by listening”, önceki anlatımın desteklediği sonuç olarak verilir. Kalıp This is why + özne + fiil şeklindedir. why sonrasındaki yan cümle normal düz cümle sırasındadır; why yeni bir soru başlatmaz.
Alıştırma
Hangi cümle, bir nedeni sonucuna bağlamak için This is why ifadesini doğru kullanıyor?
- The roads were icy. This is because the school closed.
- The roads were icy. This is why the school closed.
- The roads were icy. This is why did the school close.
Cevabı göster
The roads were icy. This is why the school closed.
As a British Asian boy growing up in a white community, Kültür
2:50Beyaz bir toplulukta büyüyen Britanyalı Asyalı bir çocuk olarak,
British Asian: Britanyalı kimliği ve Asya kökeni
British Asian, Britanyalı kimliğine sahip ve ailesel ya da etnik olarak Asya kökenli bir kişi için kullanılan bir kimlik ifadesidir. Birleşik Krallık bağlamında Asian, çoğu zaman özellikle Güney Asya kökenini çağrıştırır; ancak terimin kapsamı ve kişilerin tercih ettiği kimlik tanımı değişebilir. Bu cümlede British Asian, çocuğun kimliği ile çevresindeki beyaz topluluk arasında karşıtlık kurar ve onun orada etnik bir azınlığın parçası olarak büyüdüğünü gösterir. Bu ifade tek başına kişinin tam kökenini, dinini veya dilini göstermez.
Alıştırma
Bu Britanya bağlamında British Asian ifadesi büyük olasılıkla kimi tanımlar?
- Asya’da bir yere seyahat etmiş Britanyalı bir kişi.
- Şu anda Britanya’da bulunan herhangi bir Asyalı ziyaretçi.
- Ailesel veya etnik olarak Asya kökenli Britanyalı bir kişi.
Cevabı göster
Ailesel veya etnik olarak Asya kökenli Britanyalı bir kişi.
Nihal also thinks conversation was a way for him to make friends and find protection. Dilbilgisi
2:54Nihal sohbetin onun için arkadaş edinmenin ve korunmanın bir yolu olduğunu da düşünüyor.
a way for him to...: a way for someone to do something kalıbı
a way for him to make friends and find protection ifadesinde a way for someone to do something kalıbı kullanılır. Bu kalıp, belirli bir kişinin bir eylemi gerçekleştirmesine yarayan bir yol ya da fırsatı anlatır. Burada for him, to’dan sonraki iki eylemi kimin yaptığını gösterir: arkadaş edinen ve koruma bulan kişi him ile belirtilen kişidir. Tek bir to, birbirine paralel make friends ve find protection fiil gruplarını başlatır; bu nedenle find öncesinde to’nun tekrarlanması gerekmez.
Alıştırma
Cümleyi a way for someone to do something kalıbıyla tamamlayın: The club is ____ new students ____ people.
Cevabı göster
a way for · to meet
He says having conversations was a survival instinct,
3:00Sohbet etmenin bir hayatta kalma içgüdüsü olduğunu söylüyor,
the human instinct to do something in a dangerous situation
3:04insanların tehlikeli bir durumda kendilerini zarardan koruyacak
keep them safe from harm: keep + nesne + sıfat + from
keep them safe from harm ifadesinde keep fiilini nesne olan them ve ardından sıfat olan safe izler. İfade, onların güvenli bir durumda kalmasını sağlamak anlamına gelir. From harm, korundukları tehlikeyi veya kötü sonucu belirtir; bir yeri belirtmez. Yeniden kullanılabilen kalıp keep + kişi veya şey + safe from + tehlike şeklindedir.
Alıştırma
Cümleyi keep + nesne + safe from kalıbıyla tamamlayın: These helmets ____ cyclists ____ head injuries.
Cevabı göster
keep · safe from
Nihal sees an important difference between listening simply to reply Dilbilgisi
3:10Nihal sadece cevap vermek için dinlemekle
difference between ... and ...: paralel fikirleri karşılaştırma
difference between A and B kalıbı, karşılaştırılan iki şeyi belirtir. Burada A listening simply to reply, B ise listening to understand olduğundan cümle iki farklı dinleme amacını karşılaştırır. between sonrasında karşılaştırılabilir iki bölümü and ile bağlayın. A ve B'yi paralel tutmak karşılaştırmayı netleştirir. Burada iki bölüm de listening ile başlar ve ardından amaç bildiren to-infinitive yapısı gelir.
Alıştırma
difference between A and B kalıbını tamamlayın: There is a difference ____ hearing a word ____ understanding it.
Cevabı göster
between · and
When we listen to reply, we're thinking about the next thing we want to say
3:17Cevap vermek için dinlediğimizde, karşımızdakinin bakış açısını anlamaya çalışmaktan çok
more than trying to understand the other person's point of view. Kalıp ifadeler
3:21söylemek istediğimiz bir sonraki şeyi düşünüyoruz.
point of view: bir kişinin bir konuya bakış biçimi
Point of view, bir kişinin bir durumu görme, anlama veya düşünme biçimi demektir. Bu cümlede the other person's point of view, diğer kişinin bakış açısıdır; baktığı fiziksel bir yer değildir. someone's point of view yapısını bakış açısını adlandırmak için, from someone's point of view yapısını ise durumun o kişiye nasıl göründüğünü anlatmak için kullanın.
Alıştırma
Cümlede the other person's point of view ne anlama geliyor?
- Diğer kişinin fiziksel olarak durduğu yer.
- Diğer kişinin söylemeyi planladığı sonraki cümle.
- Diğer kişinin konuyu görme ve anlama biçimi.
Cevabı göster
Diğer kişinin konuyu görme ve anlama biçimi.
who are very different or do not like each other.
3:31köprüler kurmaya, ilişkileri geliştirmeye yardımcı olur.
on the other hand: karşıt bir yönü tanıtmak
On the other hand, daha önce ele alınmış bir konunun farklı veya karşıt bir yönünü tanıtır. Burada listening to understand ifadesini karşıt taraf olarak işaretleyerek farklı dinleme biçimleri arasındaki karşılaştırmayı izlemeyi kolaylaştırır. Cümlenin başında veya içinde kullanılabilir ve genellikle virgüllerle ayrılır. Kalıplaşmış bir ifadedir: hand sözcüğü gerçek anlamında değildir ve ilk taraf zaten belliyse on the one hand kullanmak zorunlu değildir.
Alıştırma
Hangi cümle, uzun çalışma saatlerini iyi ücretin karşıt bir yönü olarak en iyi şekilde sunuyor?
- The job pays well. On the contrary, the hours are very long.
- The job pays well. As a result, the hours are very long.
- The job pays well. On the other hand, the hours are very long.
Cevabı göster
The job pays well. On the other hand, the hours are very long.
build bridges: bağ ve anlayış oluşturmak
Build bridges burada bir mecazdır. Farklılık, hoşnutsuzluk veya çatışma nedeniyle birbirinden uzak olan kişiler ya da gruplar arasında bağ, güven veya anlayış oluşturmak anlamına gelir; fiziksel bir köprü inşa etmekten söz etmez. Yakındaki improve relationships ifadesi mecaz anlamı doğrular. Bu ifade, bir ayrılığı aşarak iletişim ve iş birliğini mümkün hâle getirmeye odaklanır.
Alıştırma
Build bridges hangi cümlede ilişki kurmak veya geliştirmek anlamındadır?
- The exchange programme helps build bridges between the two communities.
- The engineers build bridges that carry trains across rivers.
- The storm damaged several bridges along the coast.
Cevabı göster
The exchange programme helps build bridges between the two communities.
Here's Nihal again in conversation with BBC Radio 4's Word of Mouth.
3:34İşte Nihal yine BBC Radio 4'ün Word of Mouth programında sohbette.
So, conversation can build bridges and it is proven through history Anlatım akışı
3:39Yani, sohbet köprüler kurabilir ve tarih boyunca kanıtlanmıştır ki
that conversation has and that conversation can be seen as an art form. Dilbilgisi
3:44sohbet bunu başarmıştır ve sohbet bir sanat formu olarak görülebilir.
it is proven through history: bir iddiayı tarihle desteklemek
Bu cümlede it is proven through history, that ile başlayan iddiayı destekleyen kaynak olarak tarihi sunar. It, ardından gelen that yan cümlesinin yerini önceden tutar; edilgen is proven yapısı ise kimin kanıtladığını söylemeden iddianın kanıtlandığını bildirir. Bu ifade, tarihsel deneyime genel olarak başvurur; ayrıntılı bir kanıt sunmaz. Söylemdeki görevi, ardından gelen iddiayı daha inandırıcı göstermektir.
Alıştırma
Bu savda it is proven through history ne işe yarar?
- Tarihsel deneyimi iddiaya genel bir destek olarak sunar.
- Tarihin henüz yanıtlamadığı bir soru ortaya atar.
- Kanıtın tarihlerini ve ayrıntılarını verir.
Cevabı göster
Tarihsel deneyimi iddiaya genel bir destek olarak sunar.
can be seen as an art form: değerlendirme ve sınıflandırma
can be seen as an art form ifadesinde seen, fiziksel olarak görülmek değil, “kabul edilmek” veya “değerlendirilmek” anlamındadır. Edilgen be seen as + isim öbeği kalıbı, özneye bir kategori ya da değerlendirme atar. Can, bu sınıflandırmanın kesin değil, mümkün bir görüş olduğunu gösterir: konuşma makul biçimde bir sanat türü olarak değerlendirilebilir, ancak bu tek tanımmış gibi sunulmaz.
Alıştırma
Be, see fiilinin geçmiş zaman ortacı ve as kullanarak cümleyi tamamlayın: Street photography can ____ a record of everyday life.
Cevabı göster
be seen as
And that's one of the things I want us to understand.
3:48Ve bu da anlamamızı istediğim şeylerden biri.
it's not just shouting at each other on social media.
3:54sosyal medyada sadece birbirine bağırmak değil.
It's not two politicians talking over each other.
3:57Birbirlerinin sözünü keserek konuşan iki politikacı değil.
It's not just ... It's not ...: yanlış tanımları dışarıda bırakmak
Tekrarlanan It's not just ... ve It's not ... cümlecikleri birlikte olumsuz bir tanım oluşturur. İlk ikisi iyi bir sohbetin yalnızca dedikoduya veya internette bağırışmaya indirgenebileceği düşüncesini reddeder; sonuncusu ise insanların birbirinin sözünü bastırarak konuşmasını doğrudan dışarıda bırakır. Bu kalıp, önce dar veya yanlış düşünceleri ortadan kaldırarak açıklamayı düzenler. Ardından gelecek olumlu tanıma zemin hazırlar; bu nedenle cümlecikler birbiriyle ilgisiz şikâyetler değil, tek bir düşünce dizisidir.
Alıştırma
Bu olumsuz cümlecikler dizisinin söylemdeki temel işlevi nedir?
- Üç olayı zaman sırasına göre anlatmak.
- Olumlu bir tanım vermeden önce dar veya yanlış düşünceleri reddetmek.
- Eşit derecede iyi üç sohbet biçimini önermek.
Cevabı göster
Olumlu bir tanım vermeden önce dar veya yanlış düşünceleri reddetmek.
Good conversation brings people together, Öbek fiiller
4:01İyi bir sohbet insanları bir araya getirir,
bring people together: bağ kurmak veya birlik sağlamak
Burada bring people together, insanları aynı yere taşımak anlamına gelmez. İnsanların bağ kurmasını, birbirini daha iyi anlamasını veya daha birlik içinde olmasını sağlamak anlamına gelir. Yaygın yapı bring + kişi ya da grup + together şeklindedir. Zamir, bring them together örneğinde olduğu gibi ortaya gelir. Good conversation tekil bir özne olduğu için geniş zamanda fiil burada brings biçimindedir.
Alıştırma
Cümleyi bring ... together ile tamamlayın: A shared challenge can ____ a team ____.
Cevabı göster
bring · together
tittle-tattle: başkaları hakkında olumsuz anlamlı, gündelik dedikodu
Burada tittle-tattle, başkalarının özel hayatı hakkında yapılan; özellikle önemsiz, kaba, kınayıcı veya güvenilmez görülen konuşma demektir. Tarafsız bir sohbeti anlatmaz; sözcüğün kendisi bu konuşmaya karşı olumsuz bir tutum gösterir. Resmî olmayan bir isimdir ve genellikle sayılamayan genel bir etiket gibi kullanılır: That is just tittle-tattle. Başka bağlamlara aktarılabilecek temel düşünce, “önemsiz veya güvenilmez bulunarak küçümsenen dedikodu”dur.
Alıştırma
Hangi cümlede tittle-tattle doğal biçimde kullanılmıştır?
- She used tittle-tattle to mean a friendly hello.
- That rumour about the actor was only tittle-tattle.
- The report calls its carefully checked evidence tittle-tattle.
Cevabı göster
That rumour about the actor was only tittle-tattle.
And good conversation involves taking turns, Kalıp ifadeler
4:11Ve iyi bir sohbet sırayla konuşmayı içerir,
taking turns: bir şeyi veya konuşmayı sırayla yapmak
Taking turns, insanların aynı etkinliği birbiri ardına yapması ve herkesin bir sırasının olması demektir. Bu cümlede, konuşanların aynı anda konuşmak yerine sırayla konuşması anlamına gelir. Temel ifade take turns şeklindedir. Yaygın kalıp take turns doing something biçimindedir; take turns speaking buna bir örnektir. Burada involve fiilinden sonra ulaç geldiği için involves sonrasında -ing biçimi olan taking turns kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi “birbiri ardına konuşmak” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: A respectful discussion involves ____ and listening carefully.
Cevabı göster
taking turns
not talking over someone, trying to silence people Öbek fiiller
4:14birinin sözünü kesmeyi, onlardan daha yüksek sesle, zorla ve ısrarla
by talking more loudly, forcefully, and persistently than them.
4:18konuşarak insanları susturmaya çalışmayı değil.
talking over someone: biri konuşurken onun sesini bastırmak
talk over someone, karşıdaki kişi konuşurken konuşmaya devam edip kendi sesinle onun sesini bastırmak demektir; böylece kişinin sözünü bitirmesi veya duyulması zorlaşır. Bu cümlede, daha yüksek sesle, daha güçlü ve daha ısrarcı konuşarak sohbeti kontrol etme çabasını anlatır. over, bir sesin diğerini örttüğü fikrini verir; dolayısıyla ifade, başka birinin konuşma sırasını engellemeye odaklanır.
Alıştırma
Hangi cümle, Leo hâlâ konuşurken Maya'nın konuşmaya devam ettiğini ve onun sözünü bitirmesine engel olduğunu anlatır?
- Maya talked with Leo until the meeting ended.
- Maya kept talking over Leo, so he could not finish his point.
- Maya kept talking about Leo after the meeting.
Cevabı göster
Maya kept talking over Leo, so he could not finish his point.
Hopefully, Nihal's tips can help us all have better conversations, Dilbilgisi
4:22Umarım Nihal'in ipuçları hepimizin daha iyi sohbetler etmesine,
encounter new ideas, and make friends.
4:26yeni fikirlerle karşılaşmasına ve arkadaşlar edinmesine yardımcı olur.
help us all have..., encounter..., and make...: help sonrasında paralel yalın fiiller
Kalıp help + nesne + fiilin yalın hâlidir: can help us all have.... Nesne us all ifadesidir ve “hepimiz” anlamına gelir. Ardından gelen have, encounter ve make, önerilerin ortaya çıkmasına yardımcı olabileceği sonuçları belirten üç paralel yalın fiildir. Üç fiil de can help us all bölümünü paylaşır; bu nedenle bu sözleri tekrarlamak gerekmez. Help, nesne + to-infinitive yapısıyla da kullanılabilir; ancak birkaç eylem sıralanırken fiil biçimleri paralel tutulmalıdır.
Alıştırma
Paralel yapıyı tamamlamak için build, meet ve learn fiillerini kullanın: A reading club can help children ____ confidence, ____ new people, and ____ new skills.
Cevabı göster
build · meet · learn
There was no tittle-tattle, but a little bit of gossip. Ton ve niyet
4:36Boş dedikodu yoktu ama biraz gıybet vardı.
a little bit of gossip: olumsuz bir durumu yumuşatarak kabul etme
A little bit of gossip, az miktarda dedikodu anlamına gelir. Burada a little bit of yalnızca miktarı göstermez; söylenen şeyi kabul etme biçimini de yumuşatır. Konuşan kişi biraz dedikodu yapıldığını kabul eder, ancak bunu sınırlı ve ciddi olmayan bir durum olarak sunar. Bu yapı, a little bit of tension örneğinde olduğu gibi sayılamayan bir isimden önce kullanıldığında hafif bir sorundan söz etmeyi yumuşatabilir. Sorunun gerçekten küçük olup olmadığını yine bağlam belirler.
Alıştırma
Hangi cümle a little bit of kullanarak hafif bir sorunu ciddi göstermeden kabul ediyor?
- There was a little bit of tension, but the team stayed polite.
- There was no tension at all, and the team stayed polite.
- The tension was intense, but the team stayed polite.
Cevabı göster
There was a little bit of tension, but the team stayed polite.
Before we knew it, a couple of hours had passed. Deyimler
4:39Biz farkına varmadan birkaç saat geçmişti.
Before we knew it: fark edilmeden gerçekleşen bir sonucu belirtme
Before we knew it, bir şeyin gerçekleştiğini veya zamanın o kadar hızlı geçtiğini ve kimsenin süreci fark etmediğini anlatan bir deyimdir. Burada sonucu açıklar: birkaç saat çoktan geçmişti. it zamiri belirli bir nesneyi göstermez. İfadenin tamamı, anlatıda beklenmedik derecede hızlı gerçekleşen bir sonuçtan önce zaman işareti görevi görür. Bakış açısına göre özne değişebilir: Before I knew it veya Before she knew it.
Alıştırma
Cümleyi bu derste geçen ve “kimse fark etmeden önce” anlamına gelen dört kelimelik deyimle tamamlayın: We began the puzzle after dinner, and ____, it was nearly midnight.
Cevabı göster
before we knew it
But not as much time as those record-breaking telephone conversations Dilbilgisi
4:42Ama daha önce bahsettiğim
not as much time as: süreleri karşılaştırma
Not as much time as iki zaman miktarını karşılaştırır ve ilkinin daha az olduğunu belirtir. Yapı not as + much + sayılamayan isim + as şeklindedir. Burada time bir zaman miktarını veya süreyi ifade eden sayılamayan bir isimdir; bu yüzden many değil, much kullanılır. Bu altyazı But ile başlar ve önceki cümleden anlaşılabilen sözcükleri atar. Aynı karşılaştırma tam bir cümlede The rehearsal did not take as much time as the concert. şeklinde kullanılabilir.
Alıştırma
Hangi cümle provanın konserden daha kısa sürdüğünü doğru şekilde ifade eder?
- The rehearsal took as much time as the concert.
- The rehearsal took more time than the concert.
- The rehearsal did not take as much time as the concert.
Cevabı göster
The rehearsal did not take as much time as the concert.
you asked how long the world's longest telephone conversation lasted.
4:49dünyanın en uzun telefon görüşmesinin ne kadar sürdüğünü sormuştun.
I guessed it was an incredible 24 hours and 4 minutes.
4:54İnanılmaz bir 24 saat 4 dakika olduğunu tahmin etmiştim.
Well, Neil, I'm afraid that was the wrong answer. Ton ve niyet
4:58Şey, Neil, korkarım bu yanlış cevaptı.
I'm afraid that was the wrong answer: kibar bir düzeltme
I'm afraid that was the wrong answer cümlesinde I'm afraid, hoş karşılanmayacak bir bilgiyi kibarca sunar. Konuşanın gerçekten korktuğu anlamına gelmez. Doğrudan That was the wrong answer. demeyi yumuşatır, ancak cevabın yanlış olduğu sonucu hâlâ açıktır. Yaygın yapı I'm afraid + yan cümle şeklindedir. Kötü bir haberi, reddi veya düzeltmeyi sunabilir. Günlük konuşmada that atılabilir: I'm afraid the answer was wrong.
Alıştırma
Bir kütüphaneci, ziyaretçiye kütüphanenin çoktan kapandığını kibarca söylemelidir. Kötü haberi sunmak için I'm afraid ifadesini en uygun şekilde kullanan cümle hangisidir?
- I'm frightened because the hallway is dark.
- I'm afraid the library has already closed.
- I'm afraid of reading in quiet libraries.
Cevabı göster
I'm afraid the library has already closed.
about the same as 540 programs of 6 Minute English. Dilbilgisi
5:08yaklaşık 540 adet 6 Minute English programı ile aynı sürede.
about the same as: yaklaşık eşitlik karşılaştırması
About the same as, “yaklaşık olarak eşit” anlamına gelir. Burada about karşılaştırmayı yaklaşık hâle getirir: 54 saat 4 dakika, 540 programın toplam süresine yakındır ancak iki sürenin tam olarak eşit olması gerekmez. Bu ifade, alışılmadık bir sayıyı daha kolay anlaşılır bir ölçütle karşılaştırmayı sağlar. Yaygın bir yapı A is/costs/weighs about the same as B şeklindedir. Altyazıda virgülden sonraki tam düşünce “which is about the same as the length of 540 programs” biçimindedir.
Alıştırma
Yaklaşık bir karşılaştırma belirtmek için cümleyi about the same as ile tamamlayın: This parcel weighs ____ that one; the difference is only 100 grams.
Cevabı göster
about the same as
Okay, let's recap the vocabulary we've learned Anlatım akışı
5:14Tamam, iyi sohbet sanatı hakkındaki bu programdan
recap the vocabulary: kısa bir özeti işaret etmek
Recap the vocabulary, daha önce öğretilmiş önemli kelimeleri kısa ve düzenli biçimde hatırlatmak anlamına gelir. Recap, sözcüğü sözcüğüne tekrarlamak değildir; temel noktaları seçip özetler. Okay, let's recap ... söylemi düzenleyen bir işarettir. Dinleyicilere ana bölümün sona erdiğini ve özet bölümünün başladığını bildirir. Burada recap nesnesini doğrudan alır: recap the vocabulary; araya edat girmez.
Alıştırma
Bir sunucu “Let's recap the vocabulary.” diyor. Büyük olasılıkla sırada ne vardır?
- Programın tamamının sözcüğü sözcüğüne yeniden oynatılması
- Önemli kelimelerin ve anlamlarının kısa bir özeti
- Tamamen ilgisiz yeni bir konu
Cevabı göster
Önemli kelimelerin ve anlamlarının kısa bir özeti
it's improved by having something else added to it.
5:27ona başka bir şey eklenerek geliştirilmiştir.
The survival instinct is the basic instinct in humans and animals
5:30Survival instinct (hayatta kalma içgüdüsü), insanlarda ve hayvanlarda
to do something in a dangerous situation that will keep them alive.
5:34tehlikeli bir durumda onları hayatta tutacak bir şeyler yapmaya yönelik temel içgüdüdür.
Tittle-tattle is talk about other people's lives
5:44Tittle-tattle (dedikodu), diğer insanların hayatları hakkında
that is usually unkind, disapproving, or untrue.
5:47genellikle kaba, onaylamayan veya yalan olan konuşmalardır.
And finally, if you talk over someone,
5:51Ve son olarak, eğer birinin üzerine konuşursanız (talk over someone),
you silence or drown them out by talking more loudly than them. Öbek fiiller
5:53onlardan daha yüksek sesle konuşarak onları susturur veya bastırırsınız.
drown them out: daha yüksek bir sesle birinin sesini bastırmak
Bu cümlede drown them out, daha yüksek bir ses çıkararak karşıdaki kişinin sesinin duyulmasını engellemek demektir. Burada drown mecazi anlamdadır; birinin suda boğulması anlamına gelmez. drown out ayrılabilen bir öbek fiildir. Nesne bir zamir olduğunda drown ile out arasına gelir: drown them out denir, drown out them denmez. İsim olan bir nesne iki konumda da bulunabilir: drown the speaker out veya drown out the speaker. Özne bir kişi ya da daha yüksek bir ses olabilir.
Alıştırma
Cümleyi drown out ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The cheering was so loud that it ____ the announcer ____.
Cevabı göster
drowned · out