Ortalama Bir Kuzey Koreli vs Ortalama Bir Güney Koreli - İnsan Karşılaştırması: İngilizce çalışma notları
The Infographics Show
Video özeti: Kuzey ve Güney Kore'deki yaşamı ücret, konut, sağlık, iş, eğitim, fiziksel durum ve eğlence üzerinden karşılaştırır; doğrulanması zor Kuzey Kore verilerine ihtiyatla yaklaşır. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. what could be called — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: edilgen kip yapısı bir etiketi kesin gerçek değil, temkinli öneri olarak sunar. 2. breaking good — Kültür, medya ve gerçek yaşam bağlamı: Breaking Bad başlığının tersi, metamfetamin anlatısını yaşam koşulları karşılaştırmasına bağlar. 3. ending it all — Deyimler ve mecazlı ifadeler: intiharı dolaylı anlatan bu hassas örtmeceyi tanıyın; gerçek iletişimde daha açık, saygılı ve şefkatli sözler seçin.
Bu derste
So far in our shows featuring the average person,
0:00Şimdiye kadar ortalama insanları konu alan programlarımızda,
to compare what could be called a flourishing nation Dilbilgisi
0:06gelişip zenginleşen bir ulus olarak adlandırılabilecek bir ülke ile
what could be called: temkinli bir adlandırma önermek
what could be called... yapısında could, edilgen be called ile birleşerek olası bir adlandırma sunar: belirli bir adla makul biçimde anılabilecek bir şey. Burada söz konusu olan yetenek değildir; could, adlandırma veya sınıflandırma iddiasını yumuşatır. Bu yapı, yoruma açık veya tartışılabilir bir betimlemeyi tartışmasız bir gerçek gibi sunmadan tanıtmayı sağlar. Kalıp what could be called + ad öbeği biçiminde genişletilebilir.
Alıştırma
Cümleyi dersteki temkinli edilgen adlandırma ifadesiyle tamamlayın: The policy created ____ a temporary safety net.
Cevabı göster
what could be called
with a country that is usually given the epithet of secret state.
0:08genellikle gizli devlet lakabıyla anılan bir ülkeyi karşılaştırmak için.
and yet: şaşırtıcı bir karşıtlığı belirtmek
And yet önceki düşünceyi, o düşüncenin yarattığı beklentiyle güçlü biçimde çelişen bir sonuca bağlar. Burada coğrafi yakınlık benzerlik beklentisi yaratabilir; and yet ise çok az ortak yön bulunduğunu gösterir. They haven't arrived yet cümlesindeki zamanla ilgili yet kullanımından farklı olarak burada bir söylem bağlayıcısıdır. Önce bir olguyu kabul edip ardından şaşırtıcı bir karşıtlığı vurgulayarak savı düzenler.
Alıştırma
Hangi cümle bir beklentiyi tersine çevirmek için and yet ifadesini en uygun biçimde kullanıyor?
- She had trained for months, and yet she felt unprepared on the morning of the race.
- She had trained for months, because she enjoyed the routine.
- She had trained for months, and then she packed her bag.
Cevabı göster
She had trained for months, and yet she felt unprepared on the morning of the race.
share very little in common: çok az ortak noktası olmak
Burada share very little in common, ortak niteliklerin, ilgi alanlarının veya özelliklerin neredeyse hiç olmadığı anlamına gelir. Share, iki ya da daha fazla kişi veya şeyin birlikte sahip olduğu unsuru belirtir; very little ise miktarı güçlü biçimde sınırlar. In common ifadesini iki tarafın veya tüm tarafların paylaştığı anlamına gelen tek bir bütün olarak düşünün. Burada common, sıradan anlamına gelmez. Bu yapı kişiler, gruplar, yerler, fikirler veya seçenekler arasında karşılaştırma yapabilir: A and B share very little in common.
Alıştırma
Cümleyi share ile başlayan hedef ifadeyle tamamlayın: Although the twins look alike, they ____ beyond their appearance.
Cevabı göster
share very little in common
One nation is viewed as a threat to Western democratic capitalist values,
0:15Bir ulus Batılı demokratik kapitalist değerlere bir tehdit olarak görülürken,
and the other an ally and exponent of those values.
0:19diğeri bu değerlerin bir müttefiki ve temsilcisi olarak kabul ediliyor.
it's not often that the global public gets to see what happens north of the border. Dilbilgisi
0:23küresel kamuoyunun sınırın kuzeyinde neler olup bittiğini görme fırsatı pek olmuyor.
it's not often that + yan cümle: seyrek gerçekleşen bir olay
it's not often that + yan cümle yapısında it, yer tutucu veya önden kullanılan bir öznedir. Bir kişiye, yere ya da daha önce geçen bir isme gönderme yapmaz; değerlendirilen olay that ile başlayan yan cümlede bulunur. Bu kalıp olayın tamamının alışılmadık olduğunu veya seyrek gerçekleştiğini belirtir. Bu değerlendirmeyi başa alarak sonraki gerçeğe, sıradan bir sıklık ifadesinden daha fazla vurgu verir.
Alıştırma
Cümleyi olayı alışılmadık olarak sunan doğru kalıpla tamamlayın: ____ every member of the family can meet on the same day.
Cevabı göster
It's not often that
Even when we are given a glimpse inside the secretive nation, Kalıp ifadeler
0:27Bu gizemli ulusun içine dair bir bakış açısı sunulduğunda bile,
are given a glimpse inside: izin verilen kısa ve sınırlı iç bakış
are given a glimpse inside ifadesinde are given edilgen yapıdadır: birisi normalde gizli olan şeyin küçük bir bölümünü görmemize izin verir. A glimpse inside + bir yer, kurum veya kapalı dünya yapısı, o yerin içini ya da işleyişini kısa süreli ve sınırlı biçimde görmeyi anlatır. Bu ifade tam bir ziyaret, sınırsız erişim veya kapsamlı kanıt anlamına gelmez. Erişimi kimin verdiği belirtilmediğinden, gösterilenler izin veren tarafça seçilmiş veya kontrol edilmiş de olabilir.
Alıştırma
'give a glimpse inside' ifadesinin edilgen biçimiyle cümleyi tamamlayın: During the tour, reporters ____ the new research lab.
Cevabı göster
were given a glimpse inside
we are often told the reality was only a show, propaganda.
0:30bize genellikle gerçeğin sadece bir gösteri, bir propaganda olduğu söyleniyor.
the average North Korean versus the average South Korean.
0:36ortalama Kuzey Koreli, ortalama Güney Koreli'ye karşı.
Don't forget to subscribe and click the bell button
0:40Abone olmayı ve zil düğmesine tıklamayı unutmayın
so that you can be part of our notification squad.
0:41böylece bildirim ekibimizin bir parçası olabilirsiniz.
According to a fact sheet created by the Korean Economic Institute of America,
0:43Amerika Kore Ekonomi Enstitüsü tarafından hazırlanan bir bilgi formuna göre,
South Korea's 51 million people are currently living in the 13th largest economy in the world
0:47Güney Kore'nin 51 milyon insanı şu anda satın alma gücü paritesine göre
putting South Korea in 11th place in the world for GDP. Dilbilgisi
0:59Güney Kore'yi GSYİH bakımından dünyada 11. sıraya yerleştiriyor.
putting South Korea in 11th place: sonuç bildiren bir -ing yan cümlesi
Virgül + putting yapısı, önceki GSYİH değerinin sonucunu sunar: bu değer Güney Kore’nin 11. sırada yer almasına neden olur. Bu nedenle putting burada bir nesneyi fiziksel olarak bir yere koyma eylemi değildir; bir kişinin, takımın, ülkenin veya şeyin belirli bir sıra ya da konuma gelmesine neden olmak anlamındadır. Yeniden kullanılabilir kalıp “olgu veya olay, putting + nesne + in + sıra sayısı + place” biçimindedir. Veri anlatımında kanıtı sıralamaya, yeni bir cümle başlatmadan kısa ve sıkı biçimde bağlar.
Alıştırma
Sonuç yan cümlesini putting + nesne + in kalıbıyla tamamlayın: The team earned 82 points, ____ second place overall.
Cevabı göster
putting it in
North Korea's 25 million people will not be enjoying an economic boon anytime soon. Notlar
1:02Kuzey Kore'nin 25 milyon insanı ise yakın zamanda bir ekonomik canlanma yaşamayacak.
economic boon: büyük bir ekonomik fayda
Bu cümlede an economic boon, ekonomi için büyük bir fayda veya olumlu bir gelişme anlamına gelir. Olumsuz ifade, böyle bir faydanın beklenmediğini gösterir. Boon, son derece yararlı bir şeyi belirten, nispeten resmî ve haber dilinde yaygın bir isimdir. Aktarılabilir kalıplar arasında a boon to/for + kişi, grup veya faaliyet ile economic boon örneğindeki gibi sıfat + boon bulunur.
Alıştırma
Hangi cümlede boon, yerel işletmeler için büyük bir faydayı anlatmak üzere kullanılmıştır?
- The city entered an economic boom after exports surged.
- The tax credit could be a boon to local businesses.
- Local businesses hired more staff during the boom.
Cevabı göster
The tax credit could be a boon to local businesses.
not ... anytime soon: yakın vadede gerçekleşme beklentisi yok
Bu cümlede will not be enjoying ... anytime soon, bu faydanın yakın gelecekte beklenmediği anlamına gelir. Anytime soon yakın geleceği kapsayan bir zaman aralığı belirler; olumsuz fiil ise olayın bu aralıkta gerçekleşmesini reddeder. Bu ifade çoğu zaman olayın hiçbir zaman gerçekleşmeyeceğine dair kesin bir iddia değil, konuşanın tahminini veya şüpheciliğini taşır. Burada “herhangi bir zamanda” anlamına gelmez; anlam, not ... anytime soon olumsuz kalıbının tamamından doğar.
Alıştırma
Cümleyi “yakın gelecekte” anlamındaki iki kelimelik hedef ifadeyle tamamlayın: Because the permit is still pending, construction will not begin ____.
Cevabı göster
anytime soon
The country's main industries are agriculture, mining, fishing, and the services,
1:13Ülkenin ana endüstrileri tarım, madencilik, balıkçılık ve hizmet sektörüyken,
while South Korea's major industries cover more modern sectors
1:17Güney Kore'nin başlıca endüstrileri daha modern sektörleri,
such as electronics, automotive, shipbuilding, and petrochemicals.
1:20örneğin elektronik, otomotiv, gemi inşası ve petrokimyayı kapsıyor.
What this means in terms of wealth per capita? Kalıp ifadeler
1:23Peki bu kişi başına düşen refah açısından ne anlama geliyor?
in terms of: karşılaştırma ölçütünü belirtmek
in terms of, bir ifadeyi veya soruyu belirli bir boyutla sınırlar. Burada odak, ekonominin toplam büyüklüğünden kişi başına düşen servete geçer. Bir şeyi hangi ölçüte göre değerlendirdiğinizi, karşılaştırdığınızı veya açıkladığınızı göstermek için in terms of + isim ya da isim öbeği yapısını kullanın: in terms of cost, in terms of safety veya in terms of long-term value.
Alıştırma
Karşılaştırma ölçütünü belirten ifadeyle cümleyi tamamlayın: The apartments are very different ____ size.
Cevabı göster
in terms of
figure that out: düşünerek yanıta ulaşmak
Figure that out, daha önce söz edilen şeyi anlamak, çözmek veya hesaplamak demektir. That, kişi başına düşen servetle ilgili önceki soruya gönderme yapar; out ise figure ile birlikte figure out öbek fiilini oluşturur. Nesne bir zamirse onu figure ile out arasına yerleştirin: figure it out, figure that out veya figure them out. Bu ifade çoğunlukla düşünerek, ipuçlarından yararlanarak veya hesaplama yaparak yanıta ulaşmayı anlatır.
Alıştırma
figure out ifadesini kullanın ve zamiri doğru konuma yerleştirin: This code is difficult, but I think I can ____.
Cevabı göster
figure it out
according to the Organization for Economic Cooperation and Development,
1:29Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü'ne (OECD) göre,
This was taken by calculating the total wage bill in the country
1:35Bu, ülkedeki toplam ücret faturasının
As the North Korean government doesn't publish its salaries,
1:40Kuzey Kore hükümeti maaşlarını açıklamadığı için,
it's hard to know exactly what people get paid. Dilbilgisi
1:42insanların tam olarak ne kadar maaş aldığını bilmek zor.
it's hard to know exactly + dolaylı soru
Burada it's hard to know exactly, mevcut bilgilerin cevabı güvenle belirlemek için yeterli olmadığını anlatır. Önceki As yan cümlesi bunun nedenini verir: maaş verileri yayımlanmamaktadır. What people get paid, know fiilinin nesnesi olan dolaylı bir sorudur. Başka bir cümlenin içine gömüldüğü için what + özne + fiil biçimindeki düz cümle dizilişini kullanır. Bu yapıda know sonrasında doğrudan soru dizilişi kullanılmaz.
Alıştırma
Dil bilgisi bakımından doğru tamamlamayı seçin: The records are incomplete, so it is hard to know exactly ___.
- do workers get paid what
- what do workers get paid
- what workers get paid
Cevabı göster
what workers get paid
a high-paid official in the country could earn as much as $1,000 a month. Dilbilgisi
1:46ülkede yüksek maaşlı bir yetkili ayda 1.000 dolar kadar kazanabiliyor.
as much as + yüksek bir tutar
Bu cümlede as much as, 1.000 doları üst düzey bir yetkilinin bir ayda kazanabileceği dikkat çekici derecede yüksek bir tutar olarak sunar. Rakamın büyüklüğünü vurgular ve burada yaklaşık olarak bu kadar yüksek bir tutara kadar anlamındadır. Bu ifade olağan maaşı ya da garanti edilmiş bir ödemeyi değil, olası bir üst düzey örneği anlatır. Bu bağlamda eşitlik karşılaştırması değildir.
Alıştırma
500 doları şaşırtıcı derecede yüksek olası bir tutar olarak sunan ifadeyle cümleyi tamamlayın: The repair could cost ____ $500.
Cevabı göster
as much as
it was said many talented North Koreans working in good factory jobs
1:51iyi fabrika işlerinde çalışan yetenekli birçok Kuzey Korelinin
It also said the workers were doing relatively okay,
1:57Ayrıca işçilerin durumunun nispeten iyi olduğu
This is certainly good when compared to the bottom rung of the ladder, Deyimler
2:01Toplumun en alt kademesiyle karşılaştırıldığında bu kesinlikle iyi bir rakam,
“the bottom rung of the ladder” hiyerarşi metaforu
Bu cümlede “the bottom rung of the ladder” kavramsal bir metafordur: Bir hiyerarşi merdiven olarak düşünülür ve merdivenin en alt basamağı gelir, statü veya fırsat bakımından en düşük düzeyi temsil eder. İfade, daha büyük bir sistem içindeki göreli konumu anlatır; gerçek bir merdiveni veya belirli bir maaş miktarını anlatmaz. Aynı imge ekonomik sınıfları, mesleki kademeleri veya sıralanmış başka düzeyleri de betimleyebilir.
Alıştırma
Cümleyi bottom ve rung sözcüklerini içeren altı kelimelik hedef metaforla tamamlayın: She entered the company on ____ and worked her way up.
Cevabı göster
the bottom rung of the ladder
with some reports saying many North Koreans earned as little as $2 or $3 a month.
2:04bazı raporlara göre birçok Kuzey Koreli ayda sadece 2 veya 3 dolar kadar az kazanıyor.
If that is the case: doğrulanmamış bir öncülden hareketle akıl yürütme
“If that is the case”, az önce sözü edilen bir iddia veya duruma geri gönderme yapar. Burada that, önceki bilgiyi tek bir önerme olarak toplar; case ise “durum” veya “mevcut koşullar” anlamına gelir. Bir if koşul cümleciği olarak bu önermeyi geçici biçimde doğru kabul eder; böylece konuşan kişi bir sonuç çıkarabilir, ek bir soru sorabilir veya sonraki adımı belirleyebilir. Doğrulanmamış bir öncülü sonraki bilgiye bağlayarak bilgiyi düzenler, ancak konuşanın bu öncülü mutlaka onayladığını göstermez.
Alıştırma
“If that is the case, we should delay the launch,” cümlesinde başlangıçtaki ifade neyi gösterir?
- Konuşan kişi tamamen ilgisiz bir konuya geçiyor.
- Konuşan kişi önceki bir iddiayı geçici olarak kabul edip sonraki adımın temeli yapıyor.
- Konuşan kişi önceki iddianın doğru olduğunu bağımsız olarak kanıtladı.
Cevabı göster
Konuşan kişi önceki bir iddiayı geçici olarak kabul edip sonraki adımın temeli yapıyor.
how do they survive on such meager wages? Öbek fiiller
2:09bu kadar yetersiz maaşlarla nasıl hayatta kalıyorlar?
survive on + sınırlı bir kaynak
Bu soruda survive on, eldeki ücretlere dayanarak “hayatta kalmayı veya yaşamını sürdürmeyi başarmak” anlamına gelir. Meager, miktarın ancak yetecek kadar olduğunu açıkça gösterir; bu yüzden ifade rahatlığı değil, zorluğu aktarır. Kalıp survive on + para, yiyecek veya başka bir kaynaktır. Burada on, kişiyi ayakta tutan kaynağı belirtir; fiziksel bir konumu anlatmaz.
Alıştırma
Cümleyi örnekteki hedef ifadeyle tamamlayın: With prices this high, I don't know how anyone can ____ such a small pension.
Cevabı göster
survive on
North Korea claims that it is the world's only tax-free country,
2:12Kuzey Kore dünyanın tek vergisiz ülkesi olduğunu iddia ediyor,
celebrating tax abolition day on April 1st.
2:151 Nisan'ı verginin kaldırılışı günü olarak kutluyor.
İlk noktayı For starters, ile açmak
For starters, daha geniş bir açıklamadaki ilk nedeni, örneği veya adımı tanıtan bir söylem belirtecidir. Burada vergi iddiasını cevabın ilk noktası olarak sunar ve ardından başka noktaların gelmesine yer bırakır. Bir başlangıç yemeğini veya ilk on birdeki oyuncuyu belirtmek yerine bilgi akışını düzenler. Virgül, cümle başındaki bu belirteci ana cümleden ayırır.
Alıştırma
İlk noktayı açmak için örnekteki hedef ifadeyi kullanın: ____, we need to agree on the budget.
Cevabı göster
For starters
many studies tell us that a large number of North Koreans battle with poverty.
2:18birçok araştırma bize çok sayıda Kuzey Korelinin yoksullukla mücadele ettiğini söylüyor.
Even if that's true: varsayımsal bir ödün
Even if that's true, dinleyiciden önceki iddianın —Kuzey Kore'nin dünyanın vergiden muaf tek ülkesi olduğu iddiasının— doğru olduğunu geçici olarak varsaymasını ister. Bu, konuşanın iddiaya inandığını veya onu doğruladığını göstermez. Ana cümle, bu varsayıma rağmen geçerliliğini koruyan bir sonuç verir. Aktarılabilir Even if + koşul, sonuç kalıbı, konuşanın sonuçtaki savından vazgeçmeden bir olasılığı kabul etmesini sağlar.
Alıştırma
Hangi cümle raporun doğruluğunu onaylamadan bağımsız inceleme gereğinin değişmediğini ifade eder?
- Even though the report is accurate, we still need an independent review.
- If the report is accurate, we still need an independent review.
- Even if the report is accurate, we still need an independent review.
Cevabı göster
Even if the report is accurate, we still need an independent review.
A UN report stated that much of the population has to live on corn and kimchi
2:22Bir BM raporu, nüfusun büyük bir kısmının mısır ve kimchi ile yaşamak zorunda olduğunu
and doesn't even have fuel to cook with.
2:26ve yemek pişirmek için yakıtlarının bile olmadığını belirtti.
is that all North Korean property is owned by the government.
2:30tüm Kuzey Kore mülklerinin hükümete ait olmasıdır.
The upside, if it can be seen that way, is that: bir avantajı ihtiyatla nitelemek
The upside ... is that kalıbı önce ardından gelen that yan cümlesini bir avantaj olarak tanımlar. Önce değerlendirmeyi, sonra da sözde avantajın içeriğini vererek bilgiyi düzenler. Araya giren if it can be seen that way ifadesi bu tanımı hemen zayıflatır. “Eğer buna gerçekten olumlu bir yan denebilirse” anlamına gelir; dolayısıyla anlatıcı devlet mülkiyetini bir yarar olarak tümüyle desteklemek yerine şüphe, ihtiyat veya hafif ironi gösterir.
Alıştırma
Şu cümlede konuşanın tutumunu en iyi hangi açıklama yansıtır: The upside, if it can be seen that way, is that the plan is cheap?
- Konuşan planın gerçekten ucuz olup olmadığından emin değil.
- Konuşan planı güçlü biçimde destekliyor çünkü düşük maliyet tartışmasız bir avantajdır.
- Konuşan düşük maliyeti olası bir avantaj olarak sunarken buna avantaj denmesi konusunda kuşku gösteriyor.
Cevabı göster
Konuşan düşük maliyeti olası bir avantaj olarak sunarken buna avantaj denmesi konusunda kuşku gösteriyor.
but the condition of that place will depend on what work you do
2:34ancak o yerin durumu ne iş yaptığınıza
Your social status and which part of the country you live in will also factor.
2:38Sosyal statünüz ve ülkenin hangi bölgesinde yaşadığınız da bir faktör olacaktır.
This could mean getting a fairly decent apartment
2:41Bu, oldukça düzgün bir daire elde etmek anlamına gelebilir
or living in a place heated by an open fire
2:43veya sifonlu tuvaleti ya da güvenilir elektriği olmayan,
that does not have a flushing toilet or reliable electricity.
2:45açık bir ateşle ısıtılan bir yerde yaşamak anlamına da gelebilir.
and North Korea says it has a national literacy rate of 100% for children 15 or over.
2:49ve Kuzey Kore, 15 yaş ve üzeri çocuklar için ulusal okuryazarlık oranının %100 olduğunu söylüyor.
although according to various articles, it is lacking.
2:55ancak çeşitli makalelere göre yetersiz kalmaktadır.
with which is partly due to sanctions and a struggling economy.
2:58ki bu kısmen yaptırımların ve zor durumdaki ekonominin bir sonucudur.
According to one article published in The Guardian,
3:01The Guardian'da yayımlanan bir makaleye göre,
sick people were using crystal meth instead of medical drugs
3:03hastalar tıbbi ilaçlar yerine kristal metamfetamin (met) kullanıyorlardı
because the former was cheaper and provided a modicum of relief. Kelime
3:06çünkü bu daha ucuzdu ve bir nebze olsun rahatlama sağlıyordu.
a modicum of relief: çok az rahatlama
a modicum of relief ifadesinde a modicum of, “çok küçük bir miktarda” anlamına gelir. Resmî bir isim olan modicum, relief düzeyini bilinçli olarak sınırlar: İnsanlar önemli bir iyileşme değil, yalnızca hafif ve geçici bir rahatlama yaşamıştır. Burada relief, belirtilerin veya rahatsızlığın azalması demektir. Bu ifade; iyileşme, kanıtlanmış tıbbi fayda veya kristal metamfetamin kullanma tavsiyesi anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi, derste geçen ve “çok küçük bir miktarda” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: The new policy brought ____ stability, but the crisis was far from over.
Cevabı göster
a modicum of
but at the same time more money does often mean more problems. Dilbilgisi
3:12ancak aynı zamanda daha fazla para genellikle daha fazla sorun anlamına gelir.
Breaking Bad ifadesinin tersine çevrilmiş hâli olarak breaking good
Breaking good, Breaking Bad adlı televizyon dizisinin adı üzerinden yapılan tek seferlik bir kelime oyunudur. Önceki konu kristal metamfetamin olduğu için değiştirilmiş başlık tanınabilir; bad yerine good kullanılması, sözü Güney Kore’nin kıyasla daha iyi yaşam koşullarına yöneltir. Bu, yerleşik bir phrasal verb veya deyim değildir. Yorumcu, bilinen bir kültürel göndermeyi mizahi bir geçiş olarak kullanır; dolayısıyla ifade, bir şeyi kelimenin gerçek anlamıyla “kırmak” olarak değil, kelime oyunu olarak anlaşılmalıdır.
Alıştırma
Bu yorumda “breaking good” esas olarak ne yapıyor?
- Güney Korelilerin gerçekten değerli eşyaları kırdığını söyler.
- Breaking Bad başlığını eğlenceli biçimde tersine çevirerek kıyasla olumlu bir dönüşü ima eder.
- Bir şeyin kırıldıktan sonra iyileşmesi anlamındaki yerleşik bir deyimi kullanır.
Cevabı göster
Breaking Bad başlığını eğlenceli biçimde tersine çevirerek kıyasla olumlu bir dönüşü ima eder.
"does often mean" ifadesindeki vurgulu does
Buradaki does, olumlu bir cümlede kullanılan vurgu yardımcı fiilidir. mean fiilini güçlendirir: konuşan kişi, daha fazla paranın gerçekten de çoğu zaman daha fazla sorun getirdiğini kabul eder veya bunu kararlılıkla ileri sürer; does burada soru ya da olumsuzluk kurmaz. Kalıp, özne + do/does/did + fiilin yalın hâlidir. Özne more money olduğu için geniş zamanda does kullanılır ve ana fiil means değil mean olarak kalır. Sıklık zarfı often doğal olarak yardımcı fiil ile ana fiilin arasına gelir.
Alıştırma
Cümleyi reduce fiilinin vurgulu biçimiyle tamamlayın: The plan seems modest, but it ____ costs.
Cevabı göster
does reduce
they also have high household debt according to global averages.
3:17küresel ortalamalara göre yüksek hanehalkı borçları da var.
South Korea landed in seventh position on the debt list
3:22Güney Kore borç listesinde yedinci sıraya yerleşti
South Koreans are well known for overworking themselves. Kalıp ifadeler
3:30Güney Koreliler kendilerini aşırı çalıştırmalarıyla çok iyi bilinirler.
"a walk in the park" deyimi
A walk in the park, kolay, hoş veya çok az çaba gerektiren bir şeyi anlatan deyimdir. Gerçek bir yürüyüşü değil, bir görevi veya deneyimi ifade eder. doesn't sound like a walk in the park ifadesinde deyim olumsuz bir benzetmenin içindedir. Konuşan kişi, orada çalışmanın zor veya yorucu göründüğünü anlatır. Bu olumsuz kalıp, zorluğu ölçülü biçimde kabul etmenin yaygın bir yoludur.
Alıştırma
“Kolay değil” anlamındaki deyimi tamamlayın: Training for a marathon isn't ____.
Cevabı göster
a walk in the park
kendilerini fazla çalıştırmalarıyla iyi bilinmek
Be well known for, bir kişi, grup, yer veya şeye güçlü ve yaygın bir ün kazandıran özelliği ya da faaliyeti belirtir. Ardından bir isim veya -ing biçimi gelir; bu nedenle burada for overworking yapısı gereklidir. Overworking themselves, kendilerini gereğinden fazla çalıştırmak demektir. Çoğul dönüşlülük zamiri themselves, South Koreans ifadesine geri gönderme yapar ve aşırı çalışmayı kendilerine yaptıkları bir şey olarak sunar.
Alıştırma
'Bir nedenle güçlü bir üne sahip olmak' anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: This small clinic ____ providing free weekend care.
Cevabı göster
is well known for
According to the Organization for Economic Cooperation and Development,
3:33Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü'ne göre,
the South Koreans work the second highest number of hours in the world
3:35Güney Koreliler 2015'te 2.113 saat ile
This could include 12 hours of obligatory overtime on weekdays
3:41Bu, hafta içi 12 saatlik zorunlu mesaiyi
We might also cite a recent Time Magazine article
3:51Ayrıca son zamanlarda çıkan bir Time Magazine makalesini de alıntılayabiliriz;
that said North Koreans are forced to work 70 days straight to get a day off. Kalıp ifadeler
3:53bu makale, Kuzey Korelilerin bir gün izin almak için 70 gün üst üste çalışmaya zorlandıklarını söylüyordu.
70 gün üst üste
Sayı + zaman birimi + straight yapısı, ara verilmeden veya herhangi bir birim atlanmadan o sayıda birimin art arda sürmesi anlamına gelir. Burada 70 days straight, bir gün izin verilmeden yetmiş gün üst üste çalışmak demektir. Straight sürenin ardından gelir ve zarf işlevi görür. İnsanların her günün her saatinde çalıştığını söylemez; burada önemli olan süreklilik, izin günü olmamasıdır.
Alıştırma
'Art arda' anlamına gelen hedef yapıdaki tek bir kelimeyle cümleyi tamamlayın: The team practiced for ten days ____ before the tournament.
Cevabı göster
straight
Other sources have said they get 15 days off a year.
3:57Diğer kaynaklar, yılda 15 gün izin aldıklarını söyledi.
South Koreans might hope to have good healthcare
4:01Güney Koreliler kendilerini aşırı yormaktan dolayı hastalanırlarsa
fall ill: hastalık durumuna geçmek
Fall ill, hastalanmak veya hasta olmaya başlamak demektir. Burada fall, ardından ill sıfatını alan ve durum değişikliği bildiren bir fiildir; fiziksel olarak düşmeyi anlatmaz. Bu ifade, hastalık durumuna geçişe odaklanır. Bu cümlede aşırı çabanın olası sonucunu belirtir.
Alıştırma
Cümleyi “hastalanmak” anlamına gelen tarafsız veya resmî ifadeyle tamamlayın: Without enough rest, workers may ____.
Cevabı göster
fall ill
overdo it: bir etkinliği aşırıya vardırmak
Overdo it, bir etkinliği makul olandan daha yoğun, daha fazla çabayla veya daha uzun süre yapmak ve bunun sonucunda çoğunlukla yorgunluğa ya da başka olumsuz sonuçlara yol açmak demektir. over- ön eki “gereğinden fazla” temel anlamını taşır. It, durumdan veya önceki sözlerden zaten anlaşılan bir etkinliği özetleyebilir; fiziksel bir nesneyi göstermesi gerekmez. Bu nedenle Don't overdo it tek başına eksiksiz bir uyarı olabilir.
Alıştırma
Uyarıyı “kendini gereğinden fazla zorlamak” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: You have already trained for three hours, so don't ____.
Cevabı göster
overdo it
That they do with their free-for-all compulsory national health insurance. Notlar
4:05Bunu herkes için ücretsiz olan zorunlu ulusal sağlık sigortasıyla yapıyorlar.
That they do: konuyu başa alan vurgulu doğrulama
Burada that, daha önceki “iyi sağlık hizmetlerine sahipler” iddiasına gönderme yaparken do, tekrarlanması gerekecek have good healthcare fiil öbeğinin yerini alır. Dinleyen kişi iki unsuru da önceki cümleden çıkarmalıdır; do burada yalnızca “bir eylem yapmak” anlamına gelmez. That sözcüğünün başa alınması, cevaba yankı niteliğinde güçlü bir vurgu verir: That they do, “They certainly do have that” anlamındadır. Önce konuyu yeniden hatırlatır, sonra doğrular ve böylece bütün iddianın tekrarlanmasını önler.
Alıştırma
Konuyu başa alan vurgulu yankıyla cevabı tamamlayın: “Do the volunteers keep the shelter running?” “____, even during storms.”
Cevabı göster
That they do
free-for-all, “herkes için ücretsiz” demek değildir
Standart İngilizcede a free-for-all, herkesin kendi başına hareket ettiği ve normal denetimlerin çöktüğü düzensiz bir durum, yarışma, tartışma veya kavga anlamına gelir. Kısa çizgilerle yazılan bu ifade kalıplaşmış bir deyimdir; “herkes için ücretsiz” anlamına gelmez. Bu sağlık hizmeti ifadesini standart İngilizceyle dinleyen biri, amaçlanan düşünce toplumun tamamının erişebildiği sağlık hizmeti olsa bile, kaotik veya denetimsiz bir sigorta sisteminin tarif edildiğini düşünebilir. Bu politika anlamı bağlamdan çıkarılmalıdır; free-for-all ifadesinin normal anlamı değildir.
Alıştırma
Hangi ifade, kaos çağrıştırmadan sağlık hizmetlerinin toplumun tamamına sunulduğunu açıkça belirtir?
- free at the point of use
- universal healthcare
- a free-for-all
Cevabı göster
universal healthcare
South Korea also has very modern standards of medical care
4:09Güney Kore ayrıca çok modern tıbbi bakım standartlarına
The system is frequently rated as being one of the best in the world.
4:13Sistem sık sık dünyadaki en iyilerden biri olarak derecelendiriliyor.
It can't, however, do anything for a successful suicide. Kelime
4:16Ancak, başarılı bir intihar için hiçbir şey yapamaz.
successful suicide: sonuç dili ve duyarlılık
Burada successful suicide, ölümle sonuçlanan bir intihar girişimi anlamına gelir. Successful, sonucu sanki bir hedef tamamlanmış gibi anlatır; konuşanın ölümü kutladığı anlamına gelmez. Yine de bu çerçeve duyarsız gelebilir, çünkü günlük İngilizcede success genellikle arzu edilen bir şeyi ifade eder. Başka durumlara aktarılabilecek ders, intihardan söz ederken olgusal sonucu başarı dilinden ayırmaktır.
Alıştırma
Bu ifadenin güncel genel kullanım için uygun olup olmadığına karar verin: “The report described two successful suicides.”
- Uygun değil
- Uygun
Cevabı göster
Uygun değil
According to the most recent World Health Organization report on global suicide,
4:19Dünya Sağlık Örgütü'nün küresel intiharla ilgili en son raporuna göre,
make it onto the top 10 list: ilk 10 listesine girmek
Make it onto a list, gereken ölçütleri karşılayıp bir listeye dâhil olmayı başarmak demektir. Kalıp make it onto + list, shortlist, roster, team veya başka bir seçici gruptur; çoğu zaman dâhil olmanın kendiliğinden gerçekleşmediğini ima eder. Make it bir şeyi başarmayı ifade eder, ancak sonuç mutlaka iyi değildir. Buradaki liste zararlı bir istatistiği sıraladığı için ifade, bunu kutlamadan ilk 10'a girmeyi bildirir.
Alıştırma
Cümleyi geçmiş zaman bağlamına uyan make it onto biçimiyle tamamlayın: After several auditions, Maya finally ____ the cast list.
Cevabı göster
made it onto
with some sources putting South Korea in third place in the world behind North Korea.
4:29bazı kaynaklar Güney Kore'yi Kuzey Kore'nin ardında dünyada üçüncü sıraya yerleştiriyor.
Most reports don't mention North Korea because there are no verifiable statistics.
4:34Çoğu rapor, doğrulanabilir bir istatistik olmadığı için Kuzey Kore'den bahsetmiyor.
and it stands at around 41.7 per 100,000 men in South Korea.
4:38ve Güney Kore'de her 100.000 erkekte 41,7 civarında seyrediyor.
This is very high in view of all other developed nations. Kalıp ifadeler
4:43Bu, diğer tüm gelişmiş ülkelere kıyasla çok yüksek bir oran.
in view of: yargıya varırken olguları dikkate almak
In view of, bir yargının temelini oluşturan olguyu veya karşılaştırmayı sunar. Burada oran, diğer gelişmiş ülkelerin oranlarıyla birlikte değerlendirildiğinde çok yüksek olarak nitelenir. Bu, ardından isim öbeği gelen bir edat öbeğidir: in view of + ilgili olgu veya durum. Buradaki anlamı “göz önüne alındığında” ya da “dikkate alındığında”dır; “birinin görüş alanında” değildir.
Alıştırma
Hangi seçenek uyarıyı bir yargıya varılırken dikkate alınan bilgi olarak en açık biçimde sunar?
- Because of the warning, the committee delayed the launch.
- The warning sign was in full view of the committee.
- In view of the warning, the committee delayed the launch.
Cevabı göster
In view of the warning, the committee delayed the launch.
Many experts say the high expectations of society
4:46Birçok uzman, bazen aşırı çalışan erkekler üzerindeki
on sometimes overworked men is to blame.
4:48toplumun yüksek beklentilerinin sorumlu olduğunu söylüyor.
we should add: cümle sonunda ek bilgi veren ara yorum
Cümlenin sonunda we should add, konuşmacıların parantez içi niteliğinde bir yorumudur. Önceki bölüm erkeklere odaklandıktan sonra, kadınlarla ilgili ifadenin de belirtilmesi gereken ek ve ilgili bir olgu olduğunu gösterir. Should, konuşmacıların bu olgudan söz etmeyi uygun veya gerekli gördüğünü ifade eder. Dinleyicilere bir şey eklemelerini emretmez; asıl mesaj yorumdan önceki yan cümlededir.
Alıştırma
“The apartment is small but very quiet, we should add,” cümlesinde we should add ne işlev görür?
- Dinleyiciye daireye bir şey eklemesini söyler.
- Dairenin sessiz olup olmadığına dair şüphe ifade eder.
- very quiet ifadesini, konuşmacıların belirtilmeye değer gördüğü ilgili bir ek olgu olarak işaretler.
Cevabı göster
very quiet ifadesini, konuşmacıların belirtilmeye değer gördüğü ilgili bir ek olgu olarak işaretler.
This also applies to school in the south,
4:53Bu aynı zamanda güneydeki okullar için de geçerlidir,
where students study notoriously long hours as well as after-school study.
4:55çünkü öğrenciler okul sonrası çalışmaların yanı sıra kötü şöhretli uzun saatler boyunca ders çalışıyorlar.
its students are often in the top leagues globally for their academic performance.
4:59öğrencileri akademik performansları sayesinde genellikle küresel çapta en üst liglerde yer alıyor.
Seven out of every 10 high school students in South Korea go to university, Dilbilgisi
5:03Güney Kore'deki her 10 lise öğrencisinden yedisi üniversiteye gidiyor,
Seven out of every 10: bir oranı ifade etmek
number out of every total kalıbı, oranı belirtilen büyüklükteki her grubun içindeki bir sayı olarak ifade eder. Burada Seven out of every 10, temsili her 10 kişilik grupta yedi kişi, yani yüzde 70 demektir. Every oranı genelleştirir; yalnızca belirli ve sabit bir 10 kişilik gruba gönderme yapmaz. Bu ifade haberlerde, araştırmalarda ve sunumlarda oranı gözde canlandırmayı kolaylaştırır.
Alıştırma
Oran ifadesini tamamlayın: The survey found that 18 ____ of every 20 commuters use the train at least once a week.
Cevabı göster
out
but this also means competitiveness and pressure make life hard for youngsters.
5:06ancak bu aynı zamanda rekabetin ve baskının gençlerin hayatını zorlaştırdığı anlamına da geliyor.
One report says half of them think about ending it all during their school years. Deyimler
5:10Bir rapora göre, öğrencilerin yarısı okul yıllarında her şeyi sonlandırmayı düşünüyor.
Ending it all: intihar için kullanılan bir örtmece
Bu raporda ending it all, intihara gönderme yapan örtmeceli bir ifadedir; think about ending it all, intihar düşüncelerine sahip olmak anlamına gelir. Öğrencilerin okul yıllarında bunu düşünmesinden söz edilmesi; okulu, bir görevi veya ilişkiyi bitirmeyi değil, ciddi bir ruh sağlığı sorununu gösterir. Örtmeceler ifadeyi daha dolaylı hâle getirir, ancak durumun aciliyetini de gizleyebilir. Medya içeriklerini veya konuşmaları yorumlarken bağlamda çaresizlik, umutsuzluk ya da kişisel güvenlik söz konusuysa bu ifadeyi olası bir intihar riski işareti olarak değerlendirin.
Alıştırma
Bu cümlede think about ending it all ne anlama geliyor?
- Bütün okul ödevlerini tamamlamayı planlamak
- Okuldan ayrılmayı düşünmek
- İntiharı düşünmek
Cevabı göster
İntiharı düşünmek
It also means more expensive private schools popping up, Öbek fiiller
5:14Bu aynı zamanda daha pahalı özel okulların türemesi anlamına gelirken,
Popping up: hızlı veya fark edilir biçimde ortaya çıkmak
Burada popping up, giderek daha fazla özel okulun ortaya çıkması veya kurulması anlamına gelir. İfade canlı bir görüntü yaratır, ancak kelimenin tam anlamıyla yukarı doğru hareket etmeyi anlatmaz; ayrıca bu cümle tek başına her okulun aniden ortaya çıktığını kanıtlamaz. Pop up bir phrasal verb’dür. Bu cümlede popping up, onun -ing biçimidir ve means ile sunulan düşüncede okulların ne yaptığını belirtir. Başka bağlamlarda bir şeyin ortaya çıkmasını, açılmasını veya fark edilir hâle gelmesini anlatabilir.
Alıştırma
İngilizce cümleyi pop up ifadesinin doğru -ing biçimiyle tamamlayın: Independent bookstores are ____ across the city.
Cevabı göster
popping up
while private university semesters can cost anything from $3,000 to $6,000. Dilbilgisi
5:16özel üniversite dönemleri 3.000 ile 6.000 dolar arasında herhangi bir fiyata mal olabiliyor.
Can cost anything from A to B: maliyetin bir aralıkta değişebilmesi
Can cost anything from $3,000 to $6,000, bir dönemin olası fiyatının bu aralıktaki herhangi bir tutar olabileceği anlamına gelir. Anything, satın alınan bir nesneyi ifade etmez; tutarın ne kadar geniş ölçüde değişebileceğini vurgular. Yeniden kullanılabilir yapı özne + can cost anything from + düşük tutar + to + yüksek tutar şeklindedir. Kesin fiyat sabit bir rakam olmayıp duruma, seçeneğe veya sağlayıcıya bağlı olduğunda kullanılır.
Alıştırma
İngilizce cümleyi anything from A to B aralık yapısıyla tamamlayın: Depending on the model, the repair can cost ____ $200 ____ $900.
Cevabı göster
anything from · to
North Korea's 23,000 colleges and universities are all free.
5:21Kuzey Kore'nin 23.000 yüksekokulu ve üniversitesi ise tamamen ücretsiz.
Let's now turn to: yeni bir konuya geçildiğini belirtmek
Bu cümlede "Let's now turn to", konuşmanın önceki bölümünü kapatır ve dinleyicilerin dikkatini yeni bir konuya, yani vücuda yöneltir. "Now", sunumun bir sonraki aşamasını işaret eder. Buradaki "turn to", fiziksel olarak bir şeye doğru dönmek değil, «bir konuyu ele almaya veya tartışmaya başlamak» anlamına gelir. Let's now turn to + isim/konu kalıbı; konuşma, ders veya rapor düzenlerken yeniden kullanılabilen bir geçiş işaretidir.
Alıştırma
Planlı sunum geçişini dersteki ifadenin aynısıyla tamamlayın: "We've finished the safety review. ____ the launch schedule."
Cevabı göster
Let's now turn to
These two countries should surely have similar-looking people, Ton ve niyet
5:26Bu iki ülkenin mutlaka benzer görünümlü insanları olmalı,
should surely ... right?: onay bekleyen güçlü bir beklenti
"Should surely have similar-looking people", konuşmacının makul veya açık olduğunu varsaydığı bir düşünceye dayanan güçlü bir beklenti sunar. Buradaki "should" görev ya da zorunluluk değil, beklenen olasılık anlamındadır; "surely" ise konuşmacının güvenini artırır. Sondaki "right?", dinleyicileri bu beklentiye katılmaya davet eder. Tarafsız bir bilgi talebi değil, yanıtı yönlendiren ve kısmen retorik olan bir doğrulama isteğidir; daha sonra gelecek bir sürprize veya karşı savunmaya da zemin hazırlayabilir.
Alıştırma
Konuşmacı bu cümlede "should surely ... right?" ile ne yapıyor?
- İnsanlara birbirine benzemek zorunda olduklarını söylemek
- Güçlü bir beklenti sunup dinleyicileri buna katılmaya davet etmek
- Önceden hiçbir inanç taşımadan tamamen tarafsız bir soru sormak
Cevabı göster
Güçlü bir beklenti sunup dinleyicileri buna katılmaya davet etmek
Well, some reports say that due to ill health, Kalıp ifadeler
5:29Şey, bazı raporlar sağlık sorunları nedeniyle,
due to ill health: kötü sağlık durumu nedeniyle
Bu cümlede due to, ardından gelen sonucun nedenini belirtir: sonuç, sağlık durumunun kötü olmasına bağlanır. Bu ifadeden sonra ill health isim öbeği gelir. Ill health, genel olarak kötü sağlık durumunu anlatan resmî ve kapsamlı bir ifadedir. Mutlaka tek bir hastalığı belirtmez ve yalnızca birinin geçici olarak hasta olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Due to ve genel olarak kötü sağlık durumunu anlatan kapsamlı ifadeyi kullanarak resmî rapor cümlesini tamamlayın: The committee chair resigned ____.
Cevabı göster
due to ill health
2 inches or even 3 inches shorter than South Koreans.
5:32Güney Korelilerden 2 inç veya hatta 3 inç daha kısa olduğunu söylüyor.
Outspoken social critic Christopher Hitchens once wrote that it was more like a 5 or 6 inch difference.
5:35Açık sözlü sosyal eleştirmen Christopher Hitchens bir keresinde bunun daha çok 5 veya 6 inçlik bir fark olduğunu yazmıştı.
Men in the south average around 5 ft 8 and 1/2,
5:41Güney'de erkekler ortalama 5 fit 8,5 inç (yaklaşık 1.74m)
The South Koreans are also quite well-proportioned
5:45Güney Koreliler ayrıca oldukça iyi orantılıdır
and not suffering an obesity crisis like many other developed nations.
5:47ve diğer birçok gelişmiş ülke gibi bir obezite krizi yaşamamaktadırlar.
most North Koreans are on the lighter side than their southern counterparts. Deyimler
5:57çoğu Kuzey Koreli güneyli meslektaşlarından daha hafiftir.
on the lighter side: nispeten düşük kilolu
Burada on the lighter side, “vücut ağırlığı nispeten düşük olma eğiliminde” anlamına gelir. Çevredeki nüfus karşılaştırması, lighter sözcüğünün renk, ruh hâli veya ciddiyet değil, ağırlık anlamında kullanıldığını gösterir. On the ... side kalıbı, bir özelliği katı ve mutlak bir yargı olarak değil, belirli bir aralık içindeki eğilim olarak sunar. Bu nedenle anlatımı yumuşatır ve kabaca “biraz” ya da “nispeten” anlamı verir.
Alıştırma
Ortalama vücut ağırlığıyla ilgili bir raporda “the group was on the lighter side” en doğal olarak ne anlama gelir?
- Grup daha az ciddi konulara odaklanıyordu.
- Grubun vücut ağırlığı nispeten düşük olma eğilimindeydi.
- Grup daha soluk renkler giyiyordu.
Cevabı göster
Grubun vücut ağırlığı nispeten düşük olma eğilimindeydi.
Some reports state that Kim Jong-un gained 88 lb since becoming leader.
6:01Bazı raporlar Kim Jong-un'un lider olduğundan beri 88 lb (40 kg) aldığını belirtiyor.
or prostrating yourself to your most excellent leader,
6:07veya o mükemmel liderinizin önünde eğilmediğinizde eğlenmeye gelince,
As for: yeni bir konuya geçiş
As for, regarding veya when it comes to anlamına gelen iki sözcüklü bir konu belirtecidir. Burada tartışmayı önceki konudan eğlenme konusuna geçirir. Genellikle bir isim, zamir ya da -ing yapısı getirir; ardından konuşanın bu konu hakkındaki yorumu gelir. Bilgiyi düzenler; çünkü anlamına gelmez ve amaç bildirmez.
Alıştırma
Cümleyi derste öğrenilen iki sözcüklü konu değiştirme ifadesiyle tamamlayın: We have settled the budget. ____ the launch date, we will decide that tomorrow.
Cevabı göster
As for
a Guardian article that cited North Korean defectors Kültür
6:09Kuzey Koreli ilticacıları alıntılayan The Guardian'daki bir makale,
North Korean defectors: siyasi anlam taşıyan bir haber etiketi
North Korean defectors ifadesi, Kuzey Kore’den ayrılan, çoğu zaman kaçarak çıkan ve daha sonra başka bir ülkeye yerleşen kişileri belirtir. Bu cümlede bu etiket, makalede alıntılanan kişileri Kuzey Kore hakkında doğrudan deneyime sahip kaynaklar olarak tanımlar. Defector, traveler veya migrant sözcüklerinin tarafsız bir eş anlamlısı değildir. Ayrılmayı çoğu zaman bir ülke, hükümet veya örgütle siyasi bir kopuş olarak çerçeveler; kaynak etiketini anlamak için gereken asgari arka plan budur.
Alıştırma
Bir haberde, Kuzey Kore’den ayrılıp başka bir ülkeye yerleşen kişilerin siyasi anlamını en iyi hangi ifade korur?
- North Korean tourists
- North Korean migrants
- North Korean defectors
Cevabı göster
North Korean defectors
Kültürel bir açıklama olarak Umju Gamu, meaning ...
Umju Gamu, burada Latin harfleriyle yazılmış Korece bir terimdir. Bu cümlede içki, müzik ve danstan keyif alma üzerine kurulu kültürel bir ruhu adlandırır; meaning sonrasındaki ifade, terimi anlamak için gereken asgari bağlamı sağlar. Özel ad + meaning + açıklama kalıbı, anlatıcının kültüre özgü ve bilinmeyen bir terimi tanıtıp hemen İngilizce olarak açıklamasını sağlar. Umju Gamu alıntılanan addır; meaning sonrasındaki sözcükler ise bu adın açıklamasıdır ve adın parçası değildir.
Alıştırma
Umju Gamu sonrasındaki meaning the love of drinking, music, and dancing ifadesinin işlevi nedir?
- Umju Gamu ifadesinin yalnızca içki içmek anlamına geldiğini söyler.
- Üç ayrı Kore geleneğinin adını tanıtır.
- Bilinmeyen Korece bir terime İngilizce açıklama getirir.
Cevabı göster
Bilinmeyen Korece bir terime İngilizce açıklama getirir.
is alive and well: güçlü biçimde sürmek
Bu cümlede is alive and well ifadesinin öznesi bir insan değil, the spirit of Umju Gamu ifadesidir. Buradaki anlam, bu kültürel uygulamanın hâlâ etkin olduğu ve ortadan kalkmadığıdır; bir kişinin fiziksel olarak sağlıklı olduğu söylenmemektedir. be alive and well ifadesi; bir geleneğin, fikrin, sektörün, alışkanlığın veya eğilimin güçlü biçimde varlığını sürdürdüğünü anlatabilir. Çoğu zaman, onun zayıfladığı ya da yok olduğu yönündeki iddia veya beklentilere karşı kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi ‘hâlâ etkin ve ortadan kalkmamış’ anlamındaki iki sözcüklü deyimle tamamlayın: Despite repeated predictions of its disappearance, community radio is ____.
Cevabı göster
alive and well
This is where the two countries can say they still share a similar trait.
6:18İki ülkenin hala benzer bir özelliği paylaştıklarını söyleyebilecekleri yer burasıdır.
They both love karaoke and getting wasted on white liquor. Kelime
6:21Her ikisi de karaokeyi ve beyaz likörle (soju) sarhoş olmayı seviyor.
Getting wasted: aşırı derecede sarhoş olmak
Getting wasted, aşırı derecede sarhoş olmak demektir. Yakındaki on white liquor ifadesi burada sebebin alkol olduğunu gösterir; başka bağlamlarda wasted, uyuşturucunun etkisiyle ağır biçimde kendinden geçmiş olmayı da anlatabilir. Bu kullanımda get, bir duruma geçişi belirtir: get wasted, wasted durumuna gelmek demektir. Food gets wasted gibi cümlelerdeki boşa harcanmak şeklindeki edilgen anlam değildir.
Alıştırma
Bu cümlede getting wasted ne anlama geliyor?
- Boşa harcanmak veya yanlış kullanılmak
- Sosyalleşmek için evden çıkmak
- Aşırı derecede sarhoş olmak
Cevabı göster
Aşırı derecede sarhoş olmak
Tend to go out: kesin olmayan bir sosyal alışkanlık
Tend to + fiilin yalın hâli, istisnalara yer bırakarak genel bir eğilimi anlatır. İfadeyi always kullanımına göre daha az kesin hâle getirir. Burada go out, sosyalleşmek veya boş zaman etkinlikleri için evden çıkmak demektir. Tend to go out birlikte, bu grubun çoğunlukla ev dışında sosyalleştiğini, ancak herkesin her seferinde böyle davranmadığını belirtir.
Alıştırma
Boş zaman geçirmek için evden çıkmaya yönelik yaygın ama kesin olmayan bir alışkanlığı anlatan ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: On warm evenings, people in this neighborhood ____, although some stay home.
Cevabı göster
tend to go out
leave it on that merry note ile bitirmek
Bu kapanış cümlesinde leave it on that merry note, “az önceki neşeli düşünceyi veya havayı son izlenim olarak bırakarak konuşmayı bitirmek” anlamına gelir. Buradaki note mecazidir: yazılı bir notu ya da müzik notasını değil, kapanışın tonunu veya temasını ifade eder. That, hemen önce sözü edilen neşeli konuya gönderme yaparken merry onun havasını tanımlar. Söylemi düzenleyen bir işaret olarak bu ifadenin tamamı, konuşmacının yeni bir ana noktaya geçmediğini ve artık konuyu toparladığını dinleyiciye bildirir.
Alıştırma
Kapanış cümlesini leave it on that ... note yapısı ve positive sıfatıyla tamamlayın: The team solved its final problem, so we'll ____.
Cevabı göster
leave it on that positive note
Can you think of other ways North Koreans differ from South Koreans?
6:29Kuzey Korelilerin Güney Korelilerden farklı olduğu başka yollar düşünebiliyor musunuz?
Also, be sure to check out our other video called Americans versus Europeans.
6:33Ayrıca, Amerikalılar Avrupalılara Karşı adlı diğer videomuzu da mutlaka izleyin.