Patatesin gözünden tarih - Leo Bear-McGuinness: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
499 kelime 153 kel/dk

Video özeti: Video, patatesin And Dağları’nda yetiştirilmeye başlanmasından ve Avrupa’da ilk başta reddedilmesinden nüfus artışı, sanayileşme, İrlanda kıtlığı ve modern dünyanın oluşumundaki rolüne uzanan tarihsel süreci anlatıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. Without the potato, ve might not exist at all. — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: without + isim yapısının might not ile birleşerek gerçeğe aykırı bir koşulu ve bunun olası tarihsel sonucunu nasıl ifade ettiğini öğrenin. Bu kalıp, hayal edilen sonucu kesin bir gerçek gibi göstermeden belirli bir etkenin ne kadar vazgeçilmez olduğunu vurgulamanızı sağlar. 2. caught on as a major food source — Phrasal Verbs: catch on ifadesinin fiziksel olarak bir şeyi yakalamak değil, popüler olmak veya yaygın biçimde kabul görmek anlamına geldiğini fark edin. catch on as ile bir yiyeceğin, teknolojinin, geleneğin ya da fikrin zaman içinde toplumda belirli bir rol kazanmasını anlatabilirsiniz. 3. the simple spud from the Peruvian hilltops. — Sözcük Anlamı ve Dil Düzeyi: spud sözcüğünün potato için kullanılan samimi bir ifade olduğunu anlayın ve simple ile anlatılan büyük tarihsel sonuçlar arasındaki bilinçli karşıtlığı görün. Böylece sıcak ve hafif mizahi bir dil düzeyinin tarihsel bir anlatının sonucunu nasıl daha etkili kıldığını ayırt edebilirsiniz.

Bu derste

Baked or fried,

0:06

Fırınlanmış veya kızarmış,

boiled or roasted,

0:08

haşlanmış veya közlenmiş,

as chips or fries,

0:09

cips veya patates kızartması olarak,

at some point in your life you've probably eaten a potato. Kalıp ifadeler

0:11

hayatınızın bir noktasında muhtemelen bir patates yemişsinizdir.

Kalıp ifadeler

at some point in your life: hayatınızın belirsiz bir zamanında

Bu cümlede at some point in your life, «hayatınızın kesin olarak belirtilmeyen bir zamanında» anlamına gelir. Tam olarak ne zaman olduğu önemli değildir; bu ifade, konuşanın dinleyicinin muhtemelen yaşadığı bir deneyim hakkında genelleme yapmasını sağlar. Buradaki point bir yeri değil, zamandaki bir anı ifade eder. at some point in + zaman dilimi kalıbı, your career veya the week gibi zaman dilimleriyle de kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi «hayatınızın kesin olarak belirtilmeyen bir zamanında» anlamına gelen beş kelimelik hedef ifadeyle tamamlayın: At ____, you may need to make a difficult choice.

Cevabı göster

some point in your life

Delicious for sure,

0:15

Elbette çok lezzetli,

but the fact is potatoes have played a much more significant role in our history Notlar

0:16

ancak gerçek şu ki patatesler tarihimizde

Anlatım akışı

the fact is: asıl noktayı sunmak

Bu cümlede the fact is bir söylem belirteci olarak kullanılır: dikkati, konuşanın önemli gerçek olarak sunmak istediği iddiaya yöneltir. Önündeki but ile birlikte ifade, patateslerle ilgili tanıdık bir izlenimden onların daha büyük tarihsel önemine geçiş yapar. Yaygın kalıp The fact is (that) + yan cümledir. Konuşma dilinde, bu örnekte olduğu gibi that sık sık atılır; is sonrasındaki sözler vurgulanan iddiayı verir.

Alıştırma

Konuşan kişi olumlu bir ilk izlenimden temel soruna geçmek istiyor. Hedef kalıbı doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. The fact that the roof still leaks.
  2. In fact is the roof still leaks.
  3. The fact is that the roof still leaks.
Cevabı göster

The fact is that the roof still leaks.

than just that of the dietary staple we have come to know and love today. Kalıp ifadeler

0:21

bugün bildiğimiz ve sevdiğimiz temel gıda maddesi olmanın çok daha ötesinde bir rol oynadı.

Kalıp ifadeler

play a much more significant role in: çok daha önemli bir rol oynamak

Play a role in, “bir şeyde işlevi veya etkisi olmak” anlamına gelir. Buradaki role, bir tiyatro karakterini değil, işlevi veya etkiyi belirtir: Patatesler tarihi etkilemiştir. Much, more significant karşılaştırmasını güçlendirir. A much more significant role, “çok daha önemli bir rol” demektir. Yeniden kullanılabilen yapı play + a/an + sıfat + role + in + isim şeklindedir.

Alıştırma

Eşdizimi tek bir sözcükle tamamlayın: Regular exercise plays an important ____ in heart health.

Cevabı göster

role

Kalıp ifadeler

have come to know and love: zamanla tanıyıp sevmeye başlamak

Have come to know and love, aşinalık ve sevginin zaman içinde yavaş yavaş gelişip bugüne ulaştığını anlatır. Come to + fiil, bilgi, duygu veya tutumun zamanla değişmesini ifade edebilir; burada bir yere gelmek anlamına gelmez. Know ve love, to yapısını paylaşan bağlı fiillerdir: have come to know and (to) love. Bu ifade yalnızca şu anki bir duyguyu belirtmek yerine, bir şeyi tanıyıp sevmeye başlama sürecini vurgular.

Alıştırma

Cümleyi “zamanla tanıyıp sevmeye başlamak” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: Over the years, we have ____ this little town.

Cevabı göster

come to know and love

Without the potato, Dilbilgisi

0:26

Patates olmasaydı,

our modern civilization might not exist at all.

0:27

modern medeniyetimiz hiç var olmayabilirdi.

Dilbilgisi

Varsayımsal bir sonuç için Without ... might not ... at all

Without + isim öbeği, tam bir if yan cümlesi kullanmadan bir koşul sunabilir. Burada Without the potato, “patates var olmasaydı” ya da “insanlık patatese hiç sahip olmasaydı” anlamına gelir. Ana cümledeki might not, kesin olmayan varsayımsal bir sonucu ifade eder. At all olumsuzluğu güçlendirir: uygarlık hiçbir şekilde var olmayabilirdi. Bu yapı, bir etkenin ne kadar önemli olduğunu vurgular.

Alıştırma

Cümleyi Without ... might not ... at all kalıbıyla tamamlayın: ____ regular rain, many crops ____ survive at all.

Cevabı göster

Without · might not

8,000 years ago in South America,

0:31

8.000 yıl önce Güney Amerika'da,

high atop the Andes, Kelime

0:33

And Dağları'nın yükseklerinde,

ancient Peruvians were the first to cultivate the potato. Dilbilgisi

0:35

eski Perulular patatesi ilk yetiştirenlerdi.

Kelime

high atop the Andes: And Dağları'nın yükseklerinde

Burada atop, “üstünde” veya “tepesinde” anlamına gelen bir edattır. High atop the Andes ifadesinde sahneyi And Dağları'nın yüksek kesimlerine yerleştirir; bir fiil ya da yer adının parçası değildir. Atop, günlük on sözcüğünden daha edebî ve betimleyicidir; ayrıca on top of ifadesinden daha kısadır. High yüksekliği daha da vurgular. Böylece cümle başındaki ifade, ana açıklamaya canlı bir coğrafi ortam kazandırır.

Alıştırma

Yüksek bir yerdeki binayı canlı biçimde betimleyen bir anlatıma en uygun cümle hangisidir?

  1. A small observatory stands high atop the ridge.
  2. A small observatory stands below the ridge.
  3. A small observatory stands near the ridge.
Cevabı göster

A small observatory stands high atop the ridge.

Dilbilgisi

were the first to cultivate: be the first to + fiil yapısı

be the first to + fiilin yalın hâli yapısı, öznenin bir eylemi herkesten önce yaptığını belirtir. Bu cümlede Antik Peru halkları, patates yetiştiren ilk topluluktu. to cultivate mastarı, first ile bağlantılı eylemin ne olduğunu gösterir; amaç bildirmez. be fiilinin biçimi özneye ve zamana göre was the first to ya da were the first to şeklinde değişir.

Alıştırma

be the first to + fiil yapısını tamamlayın: Nia was ____ cross the finish line.

Cevabı göster

the first to

Containing high levels of proteins and carbohydrates, Dilbilgisi

0:38

Yüksek seviyede protein ve karbonhidrat,

as well as essential fats, vitamins, and minerals, Kalıp ifadeler

0:41

ayrıca temel yağlar, vitaminler ve mineraller içeren

Dilbilgisi

Containing high levels of ...: cümle başındaki -ing öbeği

Containing high levels of ... cümle başında kullanılan bir şimdiki zaman ortaç öbeğidir. Patateslerin bir özelliğini arka plan bilgisi olarak kısaltır ve ana cümlenin onları neden kusursuz bir besin kaynağı olarak tanımladığını açıklamaya yardımcı olur. containing sözcüğünün örtük öznesi, ardından gelen ana cümlenin öznesi olan potatoes sözcüğüdür. proteins sözcüğünü belirtmez ve containing cümlenin çekimli ana fiili değildir.

Alıştırma

Hangi cümlede, baştaki -ing öbeğinin örtük öznesi doğrudur?

  1. Containing detailed maps, the trail is easy to follow.
  2. Containing detailed maps, hikers can plan a safer route.
  3. Containing detailed maps, the guidebook is useful for hikers.
Cevabı göster

Containing detailed maps, the guidebook is useful for hikers.

Kalıp ifadeler

as well as: tamamlayıcı bilgi eklemek

Burada as well as, “-e ek olarak” anlamına gelir. Daha önce verilen proteins and carbohydrates listesine essential fats, vitamins, and minerals ögelerini ekler. Bu ifade, iki bölüme tamamen eşit ağırlık vermek yerine ikinci bölümü çoğunlukla ek bilgi olarak sunar. As well as ifadesini üç sözcüklü, tek bir bağlayıcı olarak düşünün.

Alıştırma

Ücretsiz yemekleri ek bilgi olarak ekleyen üç sözcüklü bağlayıcıyla cümleyi tamamlayın: The camp provides activities ____ free meals.

Cevabı göster

as well as

potatoes were the perfect food source to fuel a large Incan working class Kelime

0:44

patates, devasa İnka işçi sınıfına enerji sağlamak için mükemmel bir besin kaynağıydı.

Kelime

fuel a large Incan working class: enerji ve destek sağlamak

Burada fuel, “bir şeyin sürmesi için gereken enerjiyi veya desteği sağlamak” anlamında kullanılan bir fiildir. Patates, kalabalık İnka işçi sınıfına uzun süre çalışabilmeleri için besin enerjisi sağlıyordu; makineler için yakıttan veya bir şeyi yakmaktan söz edilmiyor. Bu anlam soyut nedenlere de uzanır: para fuel research, söylentiler ise fuel fear olabilir. Nesne, neyin güç kazandığını veya yoğunlaştığını gösterir.

Alıştırma

“A healthy breakfast fueled the runners through the race,” cümlesinde fueled ne anlama gelir?

  1. Koşucuların içine benzin koydu.
  2. Koşuculara devam etmeleri için enerji verdi.
  3. Koşucular için yemek pişirdi.
Cevabı göster

Koşuculara devam etmeleri için enerji verdi.

as they built and farmed their terraced fields, Kültür

0:49

Teraslı tarlalarını inşa edip ekerken,

Kültür

terraced fields: yamaçlardaki basamaklı tarım alanları

Terraced fields, bir yamacın düz ve basamak benzeri katmanlar hâlinde düzenlenmesiyle oluşturulan tarım alanlarıdır. Buradaki terraced, tarlaların biçimini anlatır; tarlaların bir ev terasının yanında olduğu anlamına gelmez. Bu katmanlar, dik dağ yamaçlarını tarım için kullanılabilir hâle getirir. Bu cümlede ifade, And Dağları'ndaki tarımı destekleyen mühendislik ve emeğe işaret eder.

Alıştırma

Bu tarihî cümlede terraced fields ne anlama gelir?

  1. bir yamaçta basamak benzeri katmanlar hâlinde oluşturulan tarlalar
  2. evlerin yanındaki çatı bahçeleri
  3. insanlar tarafından değiştirilmemiş doğal düz çayırlar
Cevabı göster

bir yamaçta basamak benzeri katmanlar hâlinde oluşturulan tarlalar

mined the Rocky Mountains,

0:52

Rocky Dağları'nda madencilik yaparken

and created the sophisticated civilization of the great Incan Empire.

0:53

ve büyük İnka İmparatorluğu'nun sofistike medeniyetini kurarken onlara güç verdi.

But considering how vital they were to the Incan people, Dilbilgisi

0:58

Ancak İnka halkı için ne kadar hayati olduğu düşünüldüğünde,

Dilbilgisi

considering how vital they were to: önemli bir olguyu değerlendirme temeli yapmak

Burada considering, “bir karar hakkında düşünmek” değil, “hesaba katmak” anlamına gelir. Considering how vital they were to the Incan people, “İnka halkı için ne kadar son derece önemli olduklarını hesaba katınca” demektir. Çevredeki bağlamda they, patatesleri ifade eder. considering how + sıfat + özne + be kalıbı, bir olgunun derecesini ardından gelen bölümü değerlendirmek için temel olarak sunar. But ile birlikte bir karşıtlık kurar: Patatesler İnkalar için çok önemli olduğundan, daha sonra başka yerlerde kabul görmemeleri özellikle şaşırtıcıdır.

Alıştırma

Hangi cümle, şaşırtıcı bir karşıtlık kurmak için considering how ... yapısını doğru kullanır?

  1. Considering how vital is sleep to health, many people still neglect it.
  2. Considering how vital sleep is to health, many people still neglect it.
  3. Considering how sleep vital to health, many people still neglect it.
Cevabı göster

Considering how vital sleep is to health, many people still neglect it.

when Spanish sailors returning from the Andes first brought potatoes to Europe, Dilbilgisi

1:01

And Dağları'ndan dönen İspanyol denizciler patatesi Avrupa'ya ilk getirdiklerinde,

Dilbilgisi

returning from the Andes: isimden sonra gelen bir ortaç öbeği

Returning from the Andes, sailors sözcüğünden sonra gelen bir şimdiki zaman ortaç öbeğidir. Hangi denizcilerden söz edildiğini belirtir ve who were returning from the Andes şeklinde açılabilir. When yan cümlesindeki ana olayı taşıyan çekimli fiil brought'tur. Returning yalnızca arka plandaki bir eylemi ekler; bu yüzden ikinci bir ana fiil olarak okunmamalıdır.

Alıştırma

“Travelers returning from the coast brought fresh fruit inland.” cümlesinde ana fiil hangi sözcüktür?

  1. returning
  2. brought
  3. Travelers
Cevabı göster

brought

the spuds were duds. Deyimler

1:06

bu yumrular tam bir hayal kırıklığı oldu.

Deyimler

the spuds were duds: gündelik bir kafiye ve olumsuz değerlendirme

Spuds, potatoes demenin gündelik bir yoludur. Burada duds; başarısız olan, hayal kırıklığı yaratan ya da işe yaramaz görülen şeyler anlamına gelir, “giysiler” anlamına gelmez. Cümle, patateslerin ilk başta başarısız veya cazip olmayan bir şey olarak görüldüğünü anlatır. Spuds ve duds kafiyeli olduğu için değerlendirme kısa, şakacı ve akılda kalıcı duyulur. Bu sözcük seçimi, tarafsız bir betimleme yapmak yerine olumsuz bir tarihsel tepkiye mizah katar.

Alıştırma

İngilizce cümleyi dinleyin ve duyduğunuzu seçin. Spuds ve duds sözcüklerinin başındaki ünsüzlere ve ortak uyağa odaklanın.

  1. The spuds were duds.
  2. The spuds were done.
  3. The bulbs were duds.
Cevabı göster

The spuds were duds.

Europeans simply didn't want to eat what they considered dull and tasteless oddities from a strange new land Notlar

1:08

Avrupalılar, yabancı yeni bir diyardan gelen, tatsız tuzsuz ve sıkıcı buldukları bu tuhaflıkları yemek istemediler.

Dilbilgisi

what they considered ...: yargının kime ait olduğunu belirtmek

Burada what, “... olan şey ya da şeyler” anlamına gelir. what they considered dull and tasteless oddities yan cümlesinin tamamı eat fiilinin nesnesidir. Yan cümledeki they considered, dull and tasteless oddities ifadesinin bu şeyler hakkında Avrupalıların yargısı olduğunu gösterir; anlatıcının kabul ettiği bir gerçek olmak zorunda değildir. what + özne + considered + tanımlama kalıbı, bir etiketin veya değerlendirmenin kimin bakış açısına ait olduğunu gösterir.

Alıştırma

“The editor removed what she considered an unfair claim,” cümlesinde “unfair” kimin yargısını ifade eder?

  1. Anlatıcının tartışılmaz bir gerçek olarak sunduğu yargı
  2. İddiayı yazan kişinin yargısı
  3. Editörün yargısı
Cevabı göster

Editörün yargısı

Kelime

oddities from a strange new land: dışarıdan bakanın kuşkulu etiketi

Oddities, tuhaf, ilginç veya sınıflandırılması zor görünen alışılmadık şeyler anlamına gelir. Tarafsız things sözcüğünden daha fazla yargı içerir. Bu cümlede, alışılmadık yiyecekleri yalnızca başka bir yerden gelen nesneler olarak değil, şüpheli ve çekici olmayan şeyler olarak sunmaya yardımcı olur. from a strange new land ifadesi Avrupalıların bakış açısını sürdürür. Strange ve new, o toprağın onlara nasıl göründüğünü anlatır; toprak veya orada yaşayan insanlar hakkında tarafsız gerçekler değildir.

Alıştırma

Cümlede “oddities from a strange new land” nasıl bir tutum aktarıyor?

  1. Yiyecekler tarafsız bir bilimsel kategoride listeleniyor.
  2. Yiyecekler tanıdık ve rahatlatıcı oldukları için övülüyor.
  3. Yiyecekler tuhaf ve şüpheli görülüyor.
Cevabı göster

Yiyecekler tuhaf ve şüpheli görülüyor.

too closely related to the deadly nightshade plant belladonna for comfort. Kalıp ifadeler

1:14

Üstelik içlerini rahatlatmak için zehirli itüzümü bitkisi belladonaya fazla yakın akrabaydı.

Kalıp ifadeler

too closely related ... for comfort: kaygı verecek kadar yakın bir ilişki

“Too closely related ... for comfort”, ilişkinin kaygı yaratacak kadar yakın göründüğü anlamına gelir. Burada patatesler, zehirli bir itüzümü olan belladonna ile rahatsız edici derecede yakın akraba görünüyordu; for comfort, “rahat hissetmek amacıyla” demek değildir. Aktarılabilir kalıp too + sıfat/zarf + for comfort biçimindedir. Güvenli, rahatlatıcı veya kabul edilebilir hissedilen sınırı aşan bir dereceyi belirtir.

Alıştırma

“Tehlikeli hissettirecek kadar yakın” anlamındaki kalıbı tamamlayın: The drone flew too close ____.

Cevabı göster

for comfort

So instead of consuming them, Dilbilgisi

1:19

Bu yüzden onları tüketmek yerine,

Dilbilgisi

instead of consuming them: instead of + -ing biçimi

Instead of consuming them, patatesleri tüketmeyi seçilmeyen eylem olarak sunar. Ardından gelen ana cümle, bunun yerine seçilen eylemi belirtir. Instead of bir edat öbeğidir. Ardından bir eylem geldiğinde -ing biçimi kullanılır: instead of consuming; instead of consume denmez. Ardından bir isim veya zamir de gelebilir.

Alıştırma

cook fiilini instead of sonrasında gereken biçime getirin: Instead of ____ at home, we ordered soup.

Cevabı göster

cooking

they used potatoes as decorative garden plants. Dilbilgisi

1:20

patatesleri dekoratif bahçe bitkileri olarak kullandılar.

Dilbilgisi

use potatoes as decorative garden plants: use X as Y yapısı

Use X as Y, X'in Y ile belirtilen rolü, işlevi veya kullanım amacını üstlenmesini sağlamak demektir. Bu cümlede potatoes X, decorative garden plants ise Y'dir; yani insanlar patatesleri öncelikle yiyecek olarak değil, bahçe süsü olarak değerlendiriyordu. Bu yapıda as, X'e verilen rolü tanıtır. Zaman cümleciklerinde görülen iken veya olduğunda anlamına gelmez.

Alıştırma

use X as Y yapısını tamamlayın: In the school play, we used a cardboard box ____ a treasure chest.

Cevabı göster

as

More than 200 years would pass before the potato caught on as a major food source throughout Europe, Notlar

1:25

Patatesin Avrupa genelinde önemli bir besin kaynağı olarak kabul görmesi 200 yıldan fazla sürecekti,

Dilbilgisi

More than 200 years would pass before: geçmişten bakılan bir gecikme

a length of time + would pass before + past-tense event yapısı, geçmişte anlatılan bir olayın daha erken bir noktasından sonrasına bakar. Belirtilen sürenin geçtiğini ve before yan cümlesindeki olayın ancak bundan sonra gerçekleştiğini anlatır. Burada would istek ifade etmez. Geçmişteki daha erken bir noktadan bakıldığında sonradan yaşanacak gelişmeyi gösterir; before ise uzun gecikmeyi öne çıkarır.

Alıştırma

a length of time + would pass before yapısını tamamlayın: After that first trial, five years ____ before the treatment became widely available.

Cevabı göster

would pass

Öbek fiiller

caught on as a major food source: belirli bir rolde kabul görmek

Burada caught on, “popülerleşti veya geniş ölçüde kabul gördü” anlamındadır; “bir şeyi yakaladı” anlamına gelmez. Cümle, patatesin Avrupa genelinde yavaş yavaş kabul gördüğünü anlatır. catch on as + isim öbeği yapısı, bir şeyin hangi rol veya kullanım amacıyla kabul gördüğünü belirtir. Burada as a major food source, patatesin yeni rolünü gösterir.

Alıştırma

Cümleyi catch on as ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Within a few months, the app ____ a simple way to share tools with neighbors.

Cevabı göster

caught on as

though even then it was predominantly eaten by the lower classes. Anlatım akışı

1:30

ancak o zaman bile ağırlıklı olarak alt sınıflar tarafından yeniyordu.

Anlatım akışı

though even then: ilerlemeden sonra bir sınırlama eklemek

Though bir ödünleme anlatımı başlatır: önceki ilerlemeden, o ilerlemeyi sınırlayan bir gerçeğe geçiş yapar. Patates önemli bir besin kaynağı olmuştu, ancak toplumun farklı sınıflarında aynı ölçüde kabul görmemişti. Even then yalnızca “o zaman” değil, “o aşamada bile” anlamına gelir. Daha önce anlatılan ilerlemeye rağmen sınırlamanın sürdüğünü vurgular.

Alıştırma

though even then cümlede nasıl bir işlev görür?

  1. Önceki ilerlemeyi kabul eder, ancak o aşamada hâlâ bir sınırlama olduğunu ekler.
  2. Yalnızca ilerlemenin başladığı kesin tarihi verir.
  3. Sonraki sınırlamanın önceki ilerlemeye neden olduğunu söyler.
Cevabı göster

Önceki ilerlemeyi kabul eder, ancak o aşamada hâlâ bir sınırlama olduğunu ekler.

However, beginning around 1750,

1:34

Ancak 1750 civarında,

and thanks at least in part to the wide availability of inexpensive and nutritious potatoes, Kalıp ifadeler

1:37

ve en azından kısmen, ucuz ve besleyici patateslerin yaygın olarak bulunması sayesinde,

Kalıp ifadeler

thanks at least in part to: katkıda bulunan bir nedeni belirtmek

Thanks to bir neden sunar. at least in part eklendiğinde nedensellik iddiası sınırlandırılır: ardından gelen etken sonucun ortaya çıkmasına katkıda bulunmuştur, ancak tek neden olmayabilir. Bu ifade, bir sonucun birden fazla nedeni olabileceğinde kullanışlıdır. Kesin bir iddiada bulunmadan bir katkıyı kabul eder veya nedensellik kurar.

Alıştırma

Cümleyi “en azından kısmen ... nedeniyle” anlamına gelen hedef ifadeyle tamamlayın: The team's improvement was ____ better practice routines.

Cevabı göster

thanks at least in part to

Kalıp ifadeler

wide availability of: geniş ölçekte kolay erişim

Availability, bir şeyin elde edilebilir veya kullanıma hazır olma durumudur. Wide availability of + isim, bir şeyin birçok yerde ya da birçok kişi tarafından kolayca elde edilebildiğini anlatır. Bu ifade yalnızca miktarın fazla olmasına değil, erişim ve tedarike odaklanır. Burada ucuz ve besleyici patateslerin geniş bir alanda kolayca bulunabildiği anlamına gelir.

Alıştırma

Cümleyi “geniş ve kolay erişim” anlamına gelen hedef ifadeyle tamamlayın: The program grew because of the ____ free digital textbooks.

Cevabı göster

wide availability of

European peasants with greater food security Kültür

1:43

gıda güvenliği artan Avrupalı köylüler

no longer found themselves at the mercy of the regularly occurring grain famines of the time, Notlar

1:45

artık o dönemin düzenli olarak meydana gelen tahıl kıtlıklarının insafına kalmamışlardı

Kültür

greater food security: yeterli gıdaya daha güvenilir erişim

Food security, sağlıklı bir yaşam için yeterli, güvenli ve besleyici gıdaya sürekli ve güvenilir biçimde erişebilmek demektir. Greater food security, bu erişimin daha güvenilir hâle geldiğini belirtir. Bu cümlede daha güçlü gıda güvencesi, tahıl hasadı başarısız olduğunda bile köylülerin yeterli yiyecek bulmaya devam etme olasılığının arttığını anlatır. Buradaki security, erişimin ve arzın istikrarıyla ilgilidir; güvenlik görevlileri veya koruyucu ekipmanlarla ya da yalnızca belirli bir yiyeceğin kirlenmemiş olmasıyla ilgili değildir.

Alıştırma

Hangi cümlede food security doğru kullanılmıştır?

  1. Careful handwashing in a kitchen improves food security.
  2. Emergency meal programs can improve food security after a disaster.
  3. Food security means that every dish has been cooked safely.
Cevabı göster

Emergency meal programs can improve food security after a disaster.

Deyimler

no longer found themselves at the mercy of: güçsüz bir bağımlılık durumundan kurtulmak

Find oneself + tümleç, çoğu zaman kişinin bilinçli olarak seçmediği belirli bir durumda bulunması veya kendisini o durumda bulması demektir. At the mercy of X, X üzerinde çok az denetime sahip olmak veya hiç denetime sahip olmamak ve onun etkilerini kabullenmek zorunda kalmak anlamına gelir. Found sözcüğünden önce gelen no longer, bu güçsüz bağımlılığın geçmişte var olduğunu fakat sona erdiğini anlatır. Buradaki mercy gerçek anlamda iyilik veya merhamet değildir; ifade, tahıl kıtlıklarından yalnızca etkilenmeyi değil, onların insafına kalmayı anlatır.

Alıştırma

Cümleyi no longer + find oneself + at the mercy of yapısının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After the school added a second internet connection, teachers ____ one unstable network.

Cevabı göster

no longer found themselves at the mercy of

Kelime

regularly occurring grain famines: tekrarlanan tahıl kıtlığı krizleri

Bu ifadede grain famines, buğday veya çavdar gibi tahılların ciddi biçimde azalması ya da ürün vermemesi nedeniyle yaşanan ağır açlık dönemleridir. Grain, söz konusu temel gıda türünü tahılla sınırlar; her türlü yiyecek anlamına gelmez. Regularly occurring, bu kıtlıkların tek ve nadir bir olay olmadığını, zaman içinde tekrarlandığını belirtir. Cümlede ifadenin tamamı, insanların artık karşısında çaresiz kalmadığı tekrarlanan bir tehlikeyi adlandırır.

Alıştırma

Bu cümlede regularly occurring grain famines ne anlama gelir?

  1. Tahıl kıtlığıyla bağlantılı ve tekrar tekrar yaşanan ağır açlık krizleri
  2. Tahıl fiyatlarının düşük olduğu tek bir sıra dışı gün
  3. Pek çok yiyecek türünün programa göre sunulduğu kutlamalar
Cevabı göster

Tahıl kıtlığıyla bağlantılı ve tekrar tekrar yaşanan ağır açlık krizleri

and so their populations steadily grew.

1:51

ve böylece nüfusları istikrarlı bir şekilde arttı.

As a result, Anlatım akışı

1:54

Bunun sonucunda,

Anlatım akışı

As a result: bir sonucu tanıtma

As a result, bir sonraki ifadenin daha önce verilen bilginin sonucu olduğunu gösteren bir söylem bağlayıcısıdır. Burada açıklamayı gıda güvenliğinin iyileşmesinden bunun ardından gelen değişikliklere taşır. Okurken veya dinlerken bu ifadeyle karşılaştığınızda nedeni önceki bilgilerde, sonucu ise sonraki bilgilerde arayın. Yalnızca zamanda bir sonraki olayı değil, neden-sonuç adımını gösterir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki sonuç bağlayıcısıyla tamamlayın: The storm damaged the power lines. ____, the neighborhood lost electricity.

Cevabı göster

As a result

the British, Dutch, and German Empires rose on the backs of the growing groups of farmers, Deyimler

1:55

İngiliz, Hollanda ve Alman İmparatorlukları, giderek büyüyen çiftçi,

Deyimler

rose on the backs of: başkalarının emeği üzerinden yükselmek

rose on the backs of the growing groups of farmers ifadesinde rose “güç kazandı, yükseldi” anlamındadır. on the backs of ise bir mecazdır: İmparatorlukların yükselişi çiftçilerin emeğine ve katkısına dayanmıştır; fiziksel olarak birinin sırtında durmaktan söz edilmez. Bu ifade yalnızca nedeni belirtmez, çoğu zaman eleştiri de içerir. Bir grubun güç kazanırken başka bir grubun işi, fedakârlığı veya bedeli üstlendiğini ve adil bir karşılık görmemiş olabileceğini düşündürür.

Alıştırma

“The city grew on the backs of underpaid laborers,” cümlesinde on the backs of neyi anlatır?

  1. Emekçiler bütün şehri fiziksel olarak taşıdı.
  2. Şehir, emekçiler oradan ayrıldığı için büyüdü.
  3. Şehrin büyümesi, yükün büyük bölümünü taşıyan emekçilere dayanıyordu.
Cevabı göster

Şehrin büyümesi, yükün büyük bölümünü taşıyan emekçilere dayanıyordu.

laborers, and soldiers,

2:00

işçi ve asker gruplarının sırtında yükselerek

thus lifting the West to its place of world dominion. Anlatım akışı

2:02

Batı'yı dünya hakimiyeti konumuna taşıdı.

Anlatım akışı

thus lifting...: sonucu thus + -ing ile özetlemek

Thus, ardından gelen kısmı daha önce anlatılan gelişmenin sonucu olarak gösterir. Lifting, ek bir sonuç yapısındaki -ing biçimidir; bu nedenle thus lifting... yeni bir tam cümle başlatmak yerine “and this raised...” gibi bir düşünceyi kısaltarak aktarır. Bu yapı bilgiyi nedenden daha büyük bir sonuca doğru düzenler. Burada lifting fiziksel olarak kaldırmak değil, statüyü yükseltmek anlamındadır. world dominion ise küresel güç veya denetim konumunu anlatır.

Alıştırma

Sonucu tamamlamak için thus ile force fiilinin -ing biçimini kullanın: The road was closed, ____ drivers to take a longer route.

Cevabı göster

thus forcing

However, not all European countries sprouted Empires. Deyimler

2:06

Ancak tüm Avrupa ülkeleri imparatorluk kuramadı.

Deyimler

sprouted Empires: bitki büyümesine dayalı bir mecaz

Sprout genellikle bir bitkinin büyümeye başlamasını anlatır. Burada sprouted Empires, bu bitki imgesini mecaz olarak kullanır: bazı Avrupa ülkeleri imparatorluklar geliştirmiş veya kurmuştur. Bu ifade, bağlamdaki patates ve tarım ürünü temasını sürdürerek tarih anlatımına eğlenceli bir hava katar. Bir imparatorluğun gerçekten bitki gibi büyüdüğünü söylemez; bilinçli olarak oluşturulmuş yaratıcı bir ifadedir.

Alıştırma

sprouted Empires bu cümlede nasıl bir işlev görüyor?

  1. Bitkilerin büyümesini, ülkelerin imparatorluk geliştirmesine yönelik bir mecaz olarak kullanır.
  2. İmparatorlukların yalnızca insanların tarım yaptığı yerlerde ortaya çıktığını söyler.
  3. Her Avrupa ülkesinin bir imparatorluk kurduğunu söyler.
Cevabı göster

Bitkilerin büyümesini, ülkelerin imparatorluk geliştirmesine yönelik bir mecaz olarak kullanır.

After the Irish adopted the potato, Kelime

2:10

İrlandalılar patatesi benimsedikten sonra,

Kelime

adopted the potato: adopt fiilinin kullanmaya başlamak anlamı

Burada adopted, bir şeyi kabul edip kullanmaya başlamak anlamına gelir. The Irish adopted the potato, İrlandalıların patates yetiştirmeye ve onu düzenli bir yiyecek olarak tüketmeye başladığını anlatır; adopt burada bir çocuğu aileye alma anlamında kullanılmaz. adopt fiilinin bu anlamı, bir kişi veya grup bir yöntemi, politikayı, teknolojiyi, sistemi ya da alışkanlığı seçip kullanmaya başladığında da kullanılır.

Alıştırma

Seçip kullanmaya başlamak anlamındaki fiili seç: The city decided to ___ a new recycling policy.

  1. adopt
  2. adapt
  3. adapt to
Cevabı göster

adopt

their population dramatically increased,

2:12

nüfusları dramatik bir şekilde arttı,

as did their dependence on the tuber as a major food staple. Notlar

2:15

tıpkı temel bir besin maddesi olarak bu yumruya olan bağımlılıkları gibi.

Dilbilgisi

as did their dependence: devrik yapıyla aynı değişimi eklemek

Bu cümlede as did their dependence, bağımlılıklarının da arttığı anlamına gelir. Did, daha önceki geçmiş zaman fiili increased yerine kullanılır; birinin bir eylem yaptığı anlamına gelmez. Kalıp as + yardımcı fiil + özne şeklindedir. Aynı değişimi yaşayan ikinci bir özne ekler ve fiilin tekrarını önler: Their population increased, as did their dependence.

Alıştırma

Cümleyi as + yardımcı fiil + özne kalıbıyla tamamlayın: Museum attendance rose last year, ____ interest in local history.

Cevabı göster

as did

Kelime

the tuber as a major food staple: bitki türü ve beslenmedeki rolü

Burada the tuber, patatesten bitki sınıflandırmasına dayalı ve daha resmî bir şekilde söz eder. Tuber, bir bitkinin besin depolayan, yer altında büyümüş kısmıdır. Bu sözcük patates dışındaki bitkileri de tanımlayabilir; bu nedenle bağlam, buradaki yumrunun patates olduğunu gösterir. A major food staple, bir topluluğun düzenli olarak yediği ve beslenmesinin önemli bir parçası olarak dayandığı temel gıdadır. as a major food staple sözleri yumrunun rolünü açıklar: insanlar ona başlıca gıdalarından biri olarak bağımlıydı.

Alıştırma

Bu cümledeki the tuber as a major food staple ifadesini en iyi hangi seçenek açıklar?

  1. Tuber, potato ile tamamen aynı anlamda kullanılıyor; bu yüzden her tuber patates olmalıdır.
  2. Patates, bitki türü ve günlük temel gıda olarak oynadığı rol üzerinden tanımlanıyor.
  3. Patates, insanların yalnızca özel günlerde yediği nadir bir lezzet olarak tanımlanıyor.
Cevabı göster

Patates, bitki türü ve günlük temel gıda olarak oynadığı rol üzerinden tanımlanıyor.

But then disaster struck. Anlatım akışı

2:19

Ancak sonra felaket geldi.

Anlatım akışı

disaster struck: ani bir krizi anlatıya sokmak

Bu cümlede disaster struck, ciddi bir felaketin aniden meydana geldiği anlamına gelir. Struck gerçek anlamda bir vurmayı anlatmaz; ifade, felaketi güçlü ve neredeyse hiç uyarı olmadan gelen bir olay gibi sunar. But then hikâyedeki dönüşü işaretler. Birlikte but then disaster struck, anlatıyı önceki durumdan büyük bir krize geçirir ve sonraki cümlelerin neyin ters gittiğini açıklayacağını bildirir.

Alıştırma

Disaster ve strike fiilinin geçmiş zaman biçimini kullanarak hikâyedeki geçişi tamamlayın: The rescue team had made steady progress, but then ____.

Cevabı göster

disaster struck

From 1845 to 1852,

2:21

1845'ten 1852'ye kadar,

potato blight disease ravaged the majority of Ireland's potato crop, Kültür

2:23

patates yanıklığı hastalığı İrlanda'nın patates mahsulünün büyük bir kısmını mahvetti,

Kültür

potato blight disease: patates mahsulünü yok eden bir hastalık

Potato blight disease burada patates geç yanıklığını, yani 19. yüzyılın ortalarında İrlanda'daki patates ürünlerini harap eden yıkıcı bitki hastalığını ifade eder. Bu bağlamda blight hafif bir hasar değildir: bitkilerin ve yumruların çürümesine, mahsulün kaybedilmesine yol açabilir. Bu arka plan cümledeki neden-sonuç bağını açıklar: hastalık temel bir gıda ürününü yok ederek ciddi gıda kıtlığına yol açtı. Bu ifade, tarihî felaketin tarımsal nedenini adlandırır.

Alıştırma

Bu tarihî cümlede potato blight disease ne anlama gelir?

  1. Patatesleri taze tutan bir depolama yöntemi
  2. Patateslerin daha hızlı büyümesine yardım eden bir gübre
  3. Patates mahsulünün geniş bölümlerini yok edebilen bir bitki hastalığı
Cevabı göster

Patates mahsulünün geniş bölümlerini yok edebilen bir bitki hastalığı

leading to the Irish potato famine, Anlatım akışı

2:28

ve dünya tarihinin en ölümcül kıtlıklarından biri olan

Anlatım akışı

leading to the Irish potato famine: sonucu sunma

Burada leading to + isim öbeği, önceki olayın tamamının sonucunu sunar. Patates mildiyösü mahsulün büyük bölümünü yok etmiş, bu olay da ardından İrlanda Patates Kıtlığı'na neden olmuştur. Bu kullanımda lead to, “birini bir yere götürmek” değil, “neden olmak” veya “sonuç doğurmak” anlamına gelir. Virgülden sonra gelen -ing yapısı, sonucu ek bilgi olarak sunar ve neden-sonuç zincirini tek bir cümlede tutar. Bu yapı tarih, haber ve bilim açıklamalarında yaygındır.

Alıştırma

Nehrin taşmasının sele yol açtığını göstermek için leading to ifadesini doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. The river overflowed, leading to the roads were closed nearby.
  2. The river overflowed, leading from severe flooding nearby.
  3. The river overflowed, leading to severe flooding nearby.
Cevabı göster

The river overflowed, leading to severe flooding nearby.

one of the deadliest famines in world history. Dilbilgisi

2:31

İrlanda Patates Kıtlığı'na yol açtı.

Dilbilgisi

one of the deadliest famines: one of the + en üstünlük derecesi + çoğul isim

one of the + en üstünlük derecesindeki sıfat + çoğul isim yapısı, “en uç gruptaki üyelerden biri” anlamına gelir. Burada kıtlık, dünya tarihindeki en ölümcül kıtlıklar arasına yerleştirilir; onun tek ve kesin olarak en ölümcül kıtlık olduğu söylenmez. one of ifadesinden sonra çoğul isim kullanılır çünkü ifade bir gruba gönderme yapar: one of the deadliest famines. Sondaki in world history, karşılaştırmanın kapsamını belirler.

Alıştırma

Siklonun en çok can kaybına yol açan fırtınalar grubunda olduğunu doğru biçimde söyleyen cümle hangisidir?

  1. The cyclone was the one of deadliest storms in the country's history.
  2. The cyclone was one of the deadliest storms in the country's history.
  3. The cyclone was one of the deadliest storm in the country's history.
Cevabı göster

The cyclone was one of the deadliest storms in the country's history.

Over a million Irish citizens starved to death Kalıp ifadeler

2:34

Bir milyondan fazla İrlanda vatandaşı açlıktan öldü

Kalıp ifadeler

starved to death: açlığın ölümle sonuçlanması

starved to death ifadesinde starved, ciddi yiyecek eksikliği yüzünden aç kalmayı anlatır; to death ise sonucu belirtir: açlık ölümle sonuçlanmıştır. Buradaki to bir amaç ya da yön göstermez. Gerçek anlamlı kullanımlarda fiil + to death yapısı, bir eylem veya durumun ölüme yol açtığını belirtir. freeze to death ve bleed to death de aynı yapıyı kullanır.

Alıştırma

Cümleyi starve to death ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After months without any food, the trapped animals ____.

Cevabı göster

starved to death

and 2 million more left their homes behind. Öbek fiiller

2:37

ve 2 milyondan fazlası evlerini terk etti.

Öbek fiiller

left their homes behind: evi ve eski yaşamı geride bırakmak

Leave + nesne + behind, kişi ayrılırken bir eşyanın, yerin ya da eski yaşamın bir parçasının geride kalması demektir. left their homes behind ifadesinde insanlar evlerinden uzaklaşmıştır; yalnızca evlerin arka tarafına yürümüş değillerdir. Bu kıtlık bağlamında behind, ayrılık ve kayıp duygusu ekler. İfade, insanların alıştıkları evden ve yaşam biçiminden vazgeçmek zorunda kaldığı büyük bir göçü anlatır.

Alıştırma

Cümleyi leave their homes behind ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: When the island became unsafe, the families ____ and began new lives elsewhere.

Cevabı göster

left their homes behind

But of course,

2:41

Fakat elbette,

this wasn't the end for the potato. Kalıp ifadeler

2:41

bu patatesin sonu değildi.

Kalıp ifadeler

wasn't the end for: hikâye veya etki devam etti

Bu cümlede wasn't the end for the potato, patatesin hikâyesinin ve tarihsel etkisinin o noktada sona ermediği anlamına gelir. Burada bir canlının yaşamının gerçek anlamda bitmesinden söz edilmez. This wasn't the end for + kişi veya şey kalıbı, bir kriz ya da aksilikten sonra anlatıdaki dönüşü sık sık işaretler. Dinleyiciye daha fazla gelişme, fırsat veya etkinin geleceğini bildirir.

Alıştırma

Aksilikten sonra projenin devam ettiğini göstermek için cümleyi hedef ifadeyle tamamlayın: Although the first launch failed, it ____ the project.

Cevabı göster

wasn't the end for

The crop eventually recovered,

2:43

Mahsul sonunda toparlandı

and Europe's population,

2:45

ve Avrupa'nın nüfusu,

especially the working classes,

2:47

özellikle de işçi sınıfı,

continued to increase,

2:49

artmaya devam etti,

aided by the influx of Irish migrants, Kalıp ifadeler

2:51

İrlandalı göçmenlerin akınının yardımıyla,

Kalıp ifadeler

aided by the influx of Irish migrants: büyük ölçekli göçün yardımıyla

Aided by, bir sonucun oluşmasına veya güçlenmesine yardımcı olan bir etkeni belirtir. Geçmiş zaman ortacı öbeği olarak tek başına tam bir cümle kurmak yerine ana ifadeye destekleyici bir neden bilgisi ekler. The influx of Irish migrants, belirli bir dönemde çok sayıda İrlandalı göçmenin gelmesi anlamına gelir. Influx, yalnızca bir ya da iki kişinin gelmesini değil, bir yere gözle görülür ölçekte giriş hareketini vurgular.

Alıştırma

Çok sayıda yeni sakinin gelişinin kasaba ekonomisinin büyümesine yardımcı olduğunu doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?

  1. The town's economy expanded, aided by the influx of new residents.
  2. The town's economy expanded, aided from the influx of new residents.
  3. The town's economy expanded, aided by the arrival of one visitor.
Cevabı göster

The town's economy expanded, aided by the influx of new residents.

Europe now had a large, sustainable, and well-fed population Kelime

2:53

Avrupa artık Sanayi Devrimi aracılığıyla modern dünyamızı meydana getirecek

Kelime

well-fed population: düzenli olarak yeterli yiyecek alan nüfus

Well-fed population, insanlarının genel olarak yeterli yiyeceğe sahip olduğu bir nüfustur. Well-fed, yalnızca bir öğünden sonra tok olma hissini değil, süregelen veya genel bir durumu anlatır. Well-fed, population sözcüğünü niteleyen, kısa çizgiyle yazılan birleşik bir sıfattır. Bu cümlede düzenli gıda tedariki, büyük bir iş gücünü mümkün kılan koşullardan biri olarak sunulur; wealthy, yani “varlıklı” anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle, bir topluluktaki insanların zaman içinde genel olarak yeterli yiyecek aldığını söyler?

  1. The visitors are full after today's lunch.
  2. The program helps maintain a well-fed population throughout the year.
  3. The town has a wealthy population with many large property owners.
Cevabı göster

The program helps maintain a well-fed population throughout the year.

who were capable of manning the emerging factories Dilbilgisi

2:58

yeni ortaya çıkan fabrikalarda çalışabilecek

Dilbilgisi

capable of manning: personel sağlama veya işletme yeteneğine sahip

Capable of + isim veya -ing biçimi, bir şeyi yapabilecek durumda olmak anlamına gelir. Of bir edat olduğu için man burada yalın biçimiyle değil, manning ulaç biçimiyle kullanılır. Burada man, insanların bir yerde çalışmak veya orayı işletmek üzere görevlendirilmesi anlamına gelen bir fiildir. Manning the emerging factories, yeni fabrikaları çalışır durumda tutabilecek işçilerin sağlanması demektir; işi yalnızca erkeklerin yaptığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi man fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: The trained crew is capable of ____ the control room during the night shift.

Cevabı göster

manning

that would bring about our modern world via the Industrial Revolution. Notlar

3:01

büyük, sürdürülebilir ve iyi beslenen bir nüfusa sahipti.

Öbek fiiller

bring about our modern world: büyük bir sonuca yol açmak

Bring about, “bir şeyin olmasına neden olmak” veya “bir sonucun ortaya çıkmasına yardımcı olmak” anlamındaki bir öbek fiildir. Burada yeni ortaya çıkan fabrikalar, modern dünyanın oluşmasına katkı sağlayan bir güç olarak sunulur. Bring ve about sözcükleri tek bir fiil gibi birlikte çalışır. Nesnesi olan our modern world, tarihsel değişimin sonucunu belirtir.

Alıştırma

Asıl cümlede bring about our modern world ne anlama gelir?

  1. modern dünyayı başka bir yere taşımak
  2. modern dünyayı tartışmak
  3. modern dünyayı ortaya çıkarmak veya oluşmasına yardımcı olmak
Cevabı göster

modern dünyayı ortaya çıkarmak veya oluşmasına yardımcı olmak

Kültür

via the Industrial Revolution: değişimin izlediği yolu göstermek

Via, “aracılığıyla” veya “yoluyla” anlamına gelir. Bu cümlede via the Industrial Revolution, yeni ortaya çıkan fabrikaların modern dünyayı şekillendirmeye yardımcı olduğu tarihsel süreci gösterir. Sanayi Devrimi, 1700’lerin sonlarında başlayan makine üretimine ve fabrika sistemlerine geçişteki büyük değişimdi. Bu kısa arka plan fabrikaları, endüstriyel değişimi ve modern toplumun yükselişini birbirine bağlar.

Alıştırma

Bu cümlede via the Industrial Revolution neyi gösterir?

  1. Sanayi Devrimi’ne karşı çıkma
  2. Sanayi Devrimi adlı fiziksel bir yer
  3. modern dünyanın geliştiği tarihsel süreç
Cevabı göster

modern dünyanın geliştiği tarihsel süreç

So it's almost impossible to imagine a world without the potato. Dilbilgisi

3:06

Bu yüzden patatesin olmadığı bir dünya hayal etmek neredeyse imkansız.

Dilbilgisi

it's almost impossible to imagine: biçimsel özne it ve güçlü bir değerlendirme

it's almost impossible to imagine ifadesinde it biçimsel öznedir. Patatese ya da dünyaya gönderme yapmaz. Asıl değerlendirilen içerik, to imagine ile başlayan mastar öbeğidir: Böyle bir dünyayı hayal etmek neredeyse imkânsız olarak değerlendirilir. Başka durumlarda da kullanılabilecek kalıp It's + adjective + to + verb şeklindedir. Almost, impossible sözcüğünü biraz daha az kesin hâle getirir; ancak cümle yine de çok güçlü bir yargı ifade eder.

Alıştırma

Cümleyi dersteki güçlü değerlendirme kalıbının aynısıyla tamamlayın: For many people, ____ modern work without the internet.

Cevabı göster

it's almost impossible to imagine

Would the Industrial Revolution ever have happened? Anlatım akışı

3:09

Sanayi Devrimi hiç gerçekleşir miydi?

Anlatım akışı

Would ... ever have happened?: karşıt-gerçeklik bildiren retorik bir soru

Would + subject + ever + have + past participle? yapısı, geçmişteki bir olayın farklı bir koşul altında veya belirli bir koşul olmadan yine de gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini sorar. Buradaki koşul önceki açıklamadan gelir: Az önce ele alınan etken olmasaydı Sanayi Devrimi gerçekleşir miydi? Ever, «herhangi bir zamanda ya da herhangi bir olasılıkta» anlamını güçlendirir. Kapanıştaki retorik bir soru olarak önceki neden-sonuç iddiasını dinleyiciye yöneltilen bir soruya dönüştürür. Konuşmacının temel amacı yalnızca bir bilgi istemek değil, olayın önceki koşullara ne ölçüde bağlı olduğunu dinleyicilerin yeniden düşünmesini sağlamaktır.

Alıştırma

Bu sorunun savın sonundaki temel söylem işlevi nedir?

  1. Sanayi Devrimi’nin kesinlikle hiçbir zaman gerçekleşemeyeceğini söyler.
  2. Dinleyiciden Sanayi Devrimi’nin başladığı kesin tarihi ister.
  3. Dinleyiciyi, olayın önceki koşullara bağlı olup olmadığını yeniden düşünmeye davet eder.
Cevabı göster

Dinleyiciyi, olayın önceki koşullara bağlı olup olmadığını yeniden düşünmeye davet eder.

Would World War II have been lost by the Allies Dilbilgisi

3:12

Müttefik birliklerini besleyen bu kolay yetişen mahsul olmasaydı,

without this easy-to-grow crop that fed the Allied troops? Kalıp ifadeler

3:15

İkinci Dünya Savaşı Müttefikler tarafından kaybedilir miydi?

Dilbilgisi

have been lost by the Allies: geçmişe yönelik gerçek dışı bir soruda tamamlanmış edilgen yapı

Bu soruda Would + özne + have been + geçmiş zaman ortacı, geçmişte hayal edilen bir sonucu sorar. Have been lost edilgendir: World War II sonuçtan etkilenen ögedir; by the Allies ise yenilgiyi yaşayacak tarafı belirtir. Lose a war “bir savaşı kaybetmek” demektir. Bu nedenle have been lost by the Allies, Müttefiklerin savaşı kaybetmiş olacağı anlamına gelir; bir şeyi kaybedip bulamama anlamına gelmez. without öbeği gerçek dışı geçmiş koşulu verir.

Alıştırma

Geçmişe yönelik gerçek dışı soruyu lose fiilinin tamamlanmış edilgen biçimi ve işi yapanı gösteren belirteçle tamamlayın: Without the goalkeeper, would the match ____ our team?

Cevabı göster

have been lost by

Kalıp ifadeler

easy-to-grow crop: isimden önce gelen kısa çizgili birleşik sıfat

Easy-to-grow, crop sözcüğünden önce gelen birleşik bir sıfattır. Kısa çizgiler easy, to ve grow sözcüklerinin tek bir niteleyici olarak birlikte çalıştığını gösterir: an easy-to-grow crop, a crop that is easy to grow anlamına gelir. Bu kalıpta birleşik sıfattan sonra gelen isim, fiilin anlamca nesnesidir: people grow the crop. to-mastar hangi eylemin kolay olduğunu açıklar; amaç bildirmez.

Alıştırma

easy, to ve grow sözcüklerini kullanarak isimden önce gelen birleşik sıfatı oluşturun: The gardening club wants an ____ plant.

Cevabı göster

easy-to-grow

Would it even have started?

3:19

Hatta hiç başlar mıydı?

When you think about it like this, Anlatım akışı

3:20

Böyle düşündüğünüzde,

Anlatım akışı

“When you think about it like this”: sonuca bir çerçeve hazırlamak

“When you think about it like this”, dinleyiciyi konuyu az önce sunulan bakış açısı veya akıl yürütme zinciri üzerinden değerlendirmeye çağırır. “It” tartışılan konuyu belirtir; “like this” ise “bu şekilde” anlamına gelir, “bunu sevmek” anlamına gelmez. Bu ifade, önceki bilgileri tek bir düşünce çerçevesinde toplar ve dinleyiciyi gelecek sonuca hazırlar. Başka durumlara aktarılabilen kalıp When you think about + topic + like this, + conclusion şeklindedir.

Alıştırma

“When you think about it like this” bu bölümde ne işe yarıyor?

  1. Önceki akıl yürütmeyi bir bakış açısı olarak çerçeveler ve sonuca götürür.
  2. Dinleyicinin konuyu sevdiğini söyler.
  3. Önceki noktayla tamamen ilgisiz bir konu başlatır.
Cevabı göster

Önceki akıl yürütmeyi bir bakış açısı olarak çerçeveler ve sonuca götürür.

many major milestones in world history Kalıp ifadeler

3:22

dünya tarihindeki pek çok önemli dönüm noktası

can all be at least partially attributed to the simple spud from the Peruvian hilltops. Notlar

3:24

en azından kısmen Peru tepelerinden gelen bu basit yumruya atfedilebilir.

Kalıp ifadeler

“major milestones in world history”: gelişimdeki önemli aşamalar

“Major milestones in world history”, dünya tarihinin uzun gelişim sürecindeki çok önemli olaylar veya aşamalar anlamına gelir. “Milestone” aslında yoldaki mesafeyi gösteren bir taşı ifade eder; ancak burada mecaz anlamdadır ve kayda değer bir ilerlemeyi veya değişimi gösterir. Yaygın kalıp a milestone in + alan veya süreç şeklindedir; örneğin a milestone in medicine. “Major” önem fikrini güçlendirir.

Alıştırma

Cümleyi hedef ifade “a major milestone” ile tamamlayın: Graduation was ____ in her life.

Cevabı göster

a major milestone

Kalıp ifadeler

be at least partially attributed to: temkinli ve kısmi neden gösterme

Be attributed to, “bir şeye bağlanmak” veya “bir şeyin sonucu olarak açıklanmak” anlamına gelir. X be attributed to Y yapısında X açıklanan sonuç, Y ise öne sürülen neden veya katkı sağlayan etkendir. At least partially, “en azından kısmen” anlamına gelir ve iddianın gücünü sınırlar. Burada patatesin bu tarihsel gelişmelere katkıda bulunduğu söylenir; tek neden olduğu söylenmez.

Alıştırma

Temkinli bir kısmi ilişkilendirme anlatan vurgulanmış yapıyla cümleyi tamamlayın: The improvement can ____ better training.

Cevabı göster

be at least partially attributed to

Kelime

the simple spud from the Peruvian hilltops: gündelik anlatım ve karşıtlık

Spud, potato sözcüğünün gündelik ve samimi bir karşılığıdır. The simple spud ifadesi bu ürünü sıradan ve gösterişsiz gösterir. Bu eğlenceli anlatım daha önce sözü edilen büyük tarihsel olaylarla karşıtlık oluşturur: Mütevazı bir şey de tarihte çok büyük bir etki yaratabilir. From the Peruvian hilltops, patatesin And Dağları’ndaki kökenlerine gönderme yapar ve sonuca canlı bir yer görüntüsü katar. Buradaki simple sözcüğü mecazlıdır; bitkinin veya tarihinin bilimsel açıdan basit olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede spud nasıl bir etki yaratıyor?

  1. Gündelik sözcük, sonucu daha hafif hale getirir ve sıradan bir patatesle büyük tarihsel olaylar arasındaki karşıtlığı güçlendirir.
  2. Patatesin resmî bilimsel adıdır.
  3. Cümlenin patatesten farklı bir ürünü anlattığını gösterir.
Cevabı göster

Gündelik sözcük, sonucu daha hafif hale getirir ve sıradan bir patatesle büyük tarihsel olaylar arasındaki karşıtlığı güçlendirir.