Bluey "Balonu Düşürme" | Tam Bölüm | 1. Sezon 3. Bölüm | @disneyjr: İngilizce çalışma notları

Disney Jr.

Öğrenme zorluğu
608 kelime 157 kel/dk

Video özeti: Bluey ile Bingo balonu yere değdirmemeye çalışırken anne ve babaları oyunu giderek zorlaştırır. Balon kovalamacası komşunun bahçesine kadar uzanır, son balon patlar ve aile, eğlencenin dozunu ayarlamanın zor olduğunu ancak oyunun gerçekten çok keyifli geçtiğini kabul eder. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. I mean, — Konuşma Edimbilimi ve Tutum: Konuşanın az önce söylediği şeyi bütün cümleyi baştan kurmadan anında nasıl düzelttiğini veya netleştirdiğini fark edin. Bu konuşma belirtecini dil sürçmesini düzeltmek, bir kelimeyi değiştirmek ya da asıl niyetinizi konuşma sırasında doğal biçimde açıklamak için kullanabilirsiniz. 2. tidied them all away? — Öbek Fiiller: tidy away ifadesinin etrafa dağılmış eşyaları toplayıp yerlerine kaldırmak anlamına geldiğini öğrenin. Nesne them gibi bir zamirse fiil ile away arasına gelir; böylece oyuncakları, malzemeleri veya başka eşyaları toplarken doğru sözcük dizilişini kullanabilirsiniz. 3. I've done me hammy. — Sözcük Anlamı ve Kullanım Düzeyi: Birinin arka bacak kasını incittiğini anlatan, oldukça gündelik ve Avustralya İngilizcesi havası taşıyan ifadeyi tanıyın. Burada do “incitmek”, me standart dışı konuşma dilinde my, hammy ise hamstring kısaltmasıdır; böylece espriyi anlayabilir ve bu kullanımdan resmî ortamlarda kaçınabilirsiniz.

Bu derste

Mum!

0:06

Anne!

Dad.

0:12

Baba.

Bingo.

0:18

Bingo.

Bluey.

0:23

Bluey.

Oh.

0:29

Oh.

Oh.

0:31

Oh.

Morning balloons.

0:33

Günaydın balonlar.

I mean, morning last balloon. Ton ve niyet

0:36

Yani, günaydın son balon.

Ton ve niyet

I mean ile anında kendini düzeltme

Buradaki I mean, konuşurken kişinin kendi sözünü anında düzelttiğini gösteren bir ifadedir. Konuşan kişi yanlış veya eksik bir şey söylemiş ya da söylemeye başlamıştır ve ardından düzeltilmiş ifade olan morning last balloon sözünü getirir. Burada resmî ve ayrıntılı bir açıklamaya başlamaz. Şöyle düşünülebilir: “Az önce söylediğimi düzelt veya dikkate alma; I mean ifadesinden sonraki sözler asıl söylemek istediğim şeydir.” Böylece tüm cümleye baştan başlamadan bir tarih, sayı, ad veya ifade hızla düzeltilebilir.

Alıştırma

Hangi cümlede I mean, konuşanın kendi hatasını hemen düzeltmek için kullanılmıştır?

  1. I mean that Thursday is an important day.
  2. We'll meet on Tuesday—I mean, Thursday.
  3. Do you mean Tuesday or Thursday?
Cevabı göster

We'll meet on Tuesday—I mean, Thursday.

You ready? Dilbilgisi

0:42

Hazır mısınız?

Dilbilgisi

You ready?: Are you ready? sorusunun samimi kısa biçimi

You ready?, Are you ready? sorusunun konuşma dilindeki kısa ve samimi biçimidir. Baştaki be fiili biçimi are düşürülür; ancak soru tonlaması ve durum, bunun hazır olup olmadığını soran bir evet-hayır sorusu olduğunu gösterir. Dinlerken eksik sözcüğü fark edin, ancak tam kalıbı da hatırlayın: Are + you + ready? Kısa biçim, hızlı ve gündelik konuşmalarda yaygındır; standart tam cümle değildir.

Alıştırma

You ready? ifadesinin standart tam biçimi hangisidir?

  1. You are ready.
  2. Were you ready?
  3. Are you ready?
Cevabı göster

Are you ready?

Ready.

0:43

Hazırız.

Keep your arms up.

0:44

Kollarınızı yukarıda tutun.

Again.

0:47

Tekrar.

Morning Bluey.

0:48

Günaydın Bluey.

Oh, what have you got there? Ton ve niyet

0:49

Oh, ne var orada elinde?

Ton ve niyet

What have you got there?: bir nesneyi merakla sormak

Birinin bir şey tuttuğunu, taşıdığını veya gösterdiğini fark ettiğinde, What have you got there? bunun ne olduğunu dostça sormanın bir yoludur. Burada have got, 'yanında bulundurmak' veya 'elinde tutmak' anlamına gelir; there ise kabaca diğer kişinin bulunduğu tarafı ya da ellerini gösterir. Bu soru yalnızca nesnenin adını istemez; merak gösterir ve kişiyi daha fazla anlatmaya veya göstermeye davet eder. Bu nedenle yalnızca What is that? demekten daha etkileşimli gelir.

Alıştırma

Küçük ve kapalı bir sepet tutan bir çocuk görüyorsun. have got ve there içeren ders ifadesiyle dostça soruyu tamamla: Oh, ____?

Cevabı göster

what have you got there

This is my pet bird.

0:50

Bu benim evcil kuşum.

She's saying good morning.

0:54

Günaydın diyor.

Oh, good morning pet birdie.

0:57

Oh, günaydın küçük kuş.

Oh, that's funny, is it? Ton ve niyet

1:07

Oh, ne kadar komik, değil mi?

Ton ve niyet

That's funny, is it?: şakacı bir yankı sorusu

That's funny, is it? cümlesinde hem ifade hem de sonundaki kısa soru olumlu biçimdedir. Is it?, genellikle onay isteyen olumsuz soru isn't it? gibi çalışmaz. Bunun yerine, az önce ortaya konan bir düşünceyi tekrarlar veya ona tepki verir. Burada konuşan kişi oyuna katılmak ve hafifçe takılmak için bunu sıcak bir biçimde kullanır; yaklaşık anlamı 'Aa, demek komik, öyle mi?' şeklindedir. Aynı sözler düz ya da sert bir tonla söylendiğinde kuşkulu veya meydan okuyan bir hava taşıyabilir. Bu nedenle ilişki ve söyleyiş biçimi anlamın büyük bölümünü taşır.

Alıştırma

Bir çocuk 'I'm the champion!' diyor. Çocuğun iddiasını yankılayan olumlu eklenti soruyla tamamla: Oh, you're the champion, ____?

Cevabı göster

are you

Yeah.

1:09

Evet.

Well, I've got a game for you. Kalıp ifadeler

1:10

Pekala, sizin için bir oyunum var.

Kalıp ifadeler

I've got ... for you: birine bir şey sunmak

Bu cümlede I've got, I have anlamındadır. Konuşan kişinin karşı tarafa sunmaya veya tanıtmaya hazır bir oyunu vardır; “bir oyun edindim” anlamına gelmez. I've got + isim + for you kalıbını soru, görev, hediye veya sürpriz gibi karşı tarafa yönelik bir şeyi konuşmaya dâhil etmek için kullanabilirsiniz.

Alıştırma

Cümleyi I've got ile tamamlayın: ____ a quick question for you.

Cevabı göster

I've got

Is it Keepy Uppy?

1:14

Yere Düşürmemece mi?

Yeah, it's Keepy Uppy.

1:15

Evet, Yere Düşürmemece.

It's Keepy Uppy.

1:16

Bu Yere Düşürmemece.

This episode of Bluey is called Keepy Uppy. Kalıp ifadeler

1:19

Bluey'nin bu bölümünün adı Yere Düşürmemece.

Kalıp ifadeler

is called + ad: bir adı veya başlığı belirtmek

Is called + ad, bir kişinin, yerin, nesnenin, oyunun veya eserin adını ya da başlığını bildirir. Burada Keepy Uppy bölümün başlığıdır. Yapı, özne + be called + ad şeklindedir. Called, edilgen yapıdaki geçmiş zaman ortacıdır; burada “adı budur” anlamına gelir, “telefon edilir” anlamına gelmez. Çoğul bir özneyle are called kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi is called ile tamamlayın: This new board game ____ Moon Mission.

Cevabı göster

is called

What's Keepy Uppy?

1:24

Yere Düşürmemece nedir?

You have to keep the balloon in the air and can't let it touch the ground. Notlar

1:25

Balonu havada tutmanız gerekiyor ve yere değmesine izin veremezsiniz.

Dilbilgisi

have to: bir zorunluluğu ifade etmek

Have to + fiilin yalın hâli, “bir şeyi yapmak zorunda olmak” anlamına gelir. Burada balonu havada tutmayı oyunun bir gereği olarak gösterir. Genellikle bir kuralı, görevi veya koşulların oluşturduğu zorunluluğu ifade eder. Ardından gelen eyleme sahip olmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Laboratuvar kuralını have to ile ifade edin: Students ____ wear safety glasses in the lab.

Cevabı göster

have to

Kalıp ifadeler

keep the balloon in the air: keep + nesne + yer/durum

Bu cümlede keep the balloon in the air, “balonun sürekli havada kalmasını sağlamak” anlamına gelir. Keep, balonu saklamayı veya ona sahip olmayı değil, zaman boyunca belli bir konumu korumayı anlatır. Yeniden kullanılabilen kalıp keep + nesne + yer veya durum şeklindedir. Nesne doğrudan keep sözcüğünden sonra gelir; son bölüm ise nesnenin nerede veya hangi durumda kalacağını gösterir.

Alıştırma

keep + nesne + sıfat yapısını ve İngilizce your voice ile low sözcüklerini kullanın: Please ____ while the baby is sleeping.

Cevabı göster

keep your voice low

Dilbilgisi

can't let it touch: let + nesne + fiilin yalın biçimi

Burada can't let it touch the ground ifadesi, “yere değmesini önlemelisin” anlamına gelir. Bir kuralda can't let, bu sonuca izin verilmediğini gösterir. let'ten sonra nesne ve fiilin yalın biçimi gelir: let + it + touch. touch'tan önce to kullanılmaz.

Alıştırma

Bu güvenlik kuralını let + the child + touch ile tamamlayın: We can't ____ the stove.

Cevabı göster

let the child touch

What happens if it touches the ground? Dilbilgisi

1:29

Yere değerse ne olur?

Dilbilgisi

What happens if ...?: bir koşulun sonucunu sormak

What happens if ...?, bir koşul gerçekleştiğinde sonucun ne olacağını sorar. Kuralları, riskleri veya bir eylemin etkisini sorarken yaygın olarak kullanılır. Gerçek ya da mümkün bir koşulda if yan cümlesi genellikle geniş zaman kullanır: What happens if it touches ...? Bu kalıpta if'ten sonra will kullanılmaz.

Alıştırma

Olası bir durumun sonucunu doğru şekilde soran cümle hangisidir?

  1. What happens if I will miss the last bus?
  2. What happen if I miss the last bus?
  3. What happens if I miss the last bus?
Cevabı göster

What happens if I miss the last bus?

Oh, nothing Bingo.

1:31

Oh, hiçbir şey olmaz Bingo.

It's just a game. Ton ve niyet

1:33

Bu sadece bir oyun.

Ton ve niyet

just a game: just ile durumu daha az ciddi göstermek

just a game ifadesindeki just, “sadece” veya “bundan fazlası değil” anlamına gelir. Oyunu daha az önemli ya da daha az ciddi gösterir. Bu kalıp, birini sakinleştirmek veya hayal kırıklığı yaratan bir sonucu doğru ölçekte değerlendirmesini sağlamak için kullanılır. Buradaki just, “az önce” anlamına gelmez.

Alıştırma

“It's just a game” cümlesinde just nasıl bir etki yaratır?

  1. Durumun daha az ciddi görünmesini sağlar.
  2. Oyunun az önce gerçekleştiğini söyler.
  3. Oyunun zaten sona erdiğini söyler.
Cevabı göster

Durumun daha az ciddi görünmesini sağlar.

Oh, okay.

1:35

Oh, tamam.

You ready?

1:35

Hazır mısınız?

Yeah.

1:37

Evet.

Okay, go.

1:37

Tamam, başla.

Bingo, quick.

1:46

Bingo, çabuk.

I got it, Bluey. Kelime

1:52

Bende, Bluey.

Kelime

I got it: bir hareket sahnesinde sorumluluk üstlenmek

Bu hareket sahnesinde I got it, “ben yakalarım” veya “ben hallederim” anlamına gelir. Konuşan kişi o anda gerçekleşen şeyin sorumluluğunu üstlenir. Aynı sözler bir açıklamadan sonra “anladım” anlamına da gelebilir. Bu nedenle doğru anlamı seçmek için çevredeki hareketlere ve konuşmaya bakın.

Alıştırma

Bir tepsi kaymaya başlıyor ve Lee, “I got it!” diyor. Lee ne demek istiyor?

  1. Lee tepsiyi satın aldı.
  2. Lee bir açıklamayı anlıyor.
  3. Lee tepsiyi yakalayacak veya sabitleyecek.
Cevabı göster

Lee tepsiyi yakalayacak veya sabitleyecek.

I got it.

1:54

Bende.

I got it.

1:55

Bende.

Bluey, get it. Kelime

1:55

Bluey, vur.

Kelime

get it: bir şeyi yakalama veya alma talimatı

Burada get it, Bluey'ye harekete geçmesini söyleyen bir emir cümlesidir: it balonu gösterir; get ise onu yakalamak veya tutmak anlamındadır. Bu sahnede “anlamak” anlamına gelmez. Anlamı seçerken çevredeki duruma bak. Görünen bir nesne hareket ediyor, düşüyor veya alınması gerekiyorsa Get it! çoğu zaman hemen fiziksel bir eylem yapılmasını ister. Bir fikir veya açıklama konuşuluyorsa get it “anlamak” anlamına gelebilir.

Alıştırma

Bir frizbi arkadaşına doğru düşüyor. “Get it!” diye bağırıyorsun. Arkadaşından ne yapmasını istiyorsun?

  1. Oyunun kurallarını açıklamak.
  2. Frizbiyi yakalamak veya yerden almak.
  3. Talimatları anladığını göstermek.
Cevabı göster

Frizbiyi yakalamak veya yerden almak.

I got it.

1:58

Bende.

Oh, good.

1:58

Oh, güzel.

quick, quick.

2:00

Çabuk, çabuk.

Ah, Mum,

2:01

Ah, Anne,

You're making it harder. Dilbilgisi

2:01

Oyunu zorlaştırıyorsun.

Dilbilgisi

making it harder: make + nesne + sıfat

making it harder ifadesinde make, make + nesne + sıfat yapısını izler. It yapılan etkinliği veya içinde bulunulan durumu gösterir; harder ise onun yeni durumunun öncekinden daha zor olduğunu anlatır. Burada harder fiziksel sertliği değil, zorluk derecesini anlatır. Aynı yapı make it easier, make it clear ve make it possible ifadelerinde de kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi make + it + hard sözcüğünün karşılaştırma biçimiyle tamamla: The extra steps ____ to finish on time.

Cevabı göster

make it harder

Okay.

2:03

Tamam.

I'm gonna cook brecky, kids. Kelime

2:04

Ben kahvaltı hazırlayacağım çocuklar.

Kelime

be + gonna + fiilin yalın biçimi yapısındaki gonna

gonna, going to ifadesinin resmî olmayan konuşma biçimidir ve konuşmayı özellikle yansıtan metinlerde de kullanılır. I'm gonna cook örneğinde am + gonna + cook, konuşanın bir sonraki eylem olarak bunu yapma planını anlatır. Tekrar kullanılabilen kalıp, be fiilinin uygun biçimi + gonna + fiilin yalın biçimidir. be özneye göre değişir; gonna ve ardından gelen fiilin yalın biçimi değişmez.

Alıştırma

Cümleyi going to ifadesinin resmî olmayan konuşma biçimiyle tamamlayın: Mia is ____ call her friend tonight.

Cevabı göster

gonna

Kelime

brecky: breakfast sözcüğünün Avustralya İngilizcesindeki kısaltması

brecky, Avustralya İngilizcesinde breakfast sözcüğünün samimi bir kısaltmasıdır. Bu cümlede cook brecky yalnızca kahvaltı hazırlamak demektir; brecky bir kişinin adı ya da özel bir yemek değildir. Bu sözcük cümleye sıcak, gündelik bir aile havası verir. Avustralya'da brekkie ve brekky yazımları da yaygındır; ancak standart ve geniş ölçüde anlaşılan sözcük breakfast'tır.

Alıştırma

Günlük Avustralya İngilizcesinde brecky burada ne anlama gelir?: Let's have brecky before school.

  1. kısa bir mola
  2. okul çantası
  3. kahvaltı
Cevabı göster

kahvaltı

Look, what if we do small ones? Ton ve niyet

2:10

Bakın, ya küçük vuruşlar yaparsak?

Ton ve niyet

What if we do small ones? ile nazikçe öneride bulunmak

What if we + fiilin yalın hâli ...? yapısı, grubun değerlendirmesi için “Biz ... yapsak nasıl olur?” anlamında bir fikir sunar. Bu cümlede konuşan kişi emir vermek yerine daha küçük olanlara geçmeyi öneriyor. Buradaki do, kullanmak veya seçmek anlamına gelen genel ve gündelik bir fiildir. Ones, konuşmada hangi çoğul isimden söz edildiği zaten belli olduğu için onun yerini alır; small ones da konuşulan daha küçük nesneleri belirtir.

Alıştırma

What ile başlayan üç kelimelik yapıyı kullanarak nazik grup önerisini tamamlayın: ____ meet outside the library?

Cevabı göster

What if we

This is so easy now.

2:15

Şimdi çok kolay oldu.

Check it out, Mum! Öbek fiiller

2:18

Şuna bak, Anne!

Öbek fiiller

Check it out: birini bakmaya çağırmak

Check it out! göstermek istediğiniz bir şeye başkasının dikkatini çekmenin gündelik bir yoludur. Bir şeyi gösterirken genellikle heyecanlı bir “Şuna bak!” duygusu taşır. Burada check it out, bir şeyi dikkatle incelemek veya otelden çıkış yapmak anlamına gelmez. Etraftaki gösterme eylemi, bu ifadeye “bir bak” anlamını verir.

Alıştırma

Küçük bir robot yaptınız ve bir arkadaşınızın ona hemen bakmasını istiyorsunuz. Söylenecek en doğal cümle hangisidir?

  1. We have to check out of the hotel by noon.
  2. Check it out—I built it myself!
  3. Please inspect the robot for damaged wires.
Cevabı göster

Check it out—I built it myself!

Hey, nice strategy, balloon girls.

2:19

Hey, iyi strateji balon kızlar.

I'm a Keepy Uppy expert.

2:23

Ben Yere Düşürmemece uzmanıyım.

Yep.

2:25

Evet.

But it's not as fun now. Dilbilgisi

2:26

Ama şimdi pek eğlenceli değil.

Dilbilgisi

it's not as fun: not as + sıfat ile daha düşük derece

it's not as fun ifadesinde not as + sıfat, bir özelliğin bilinen bir karşılaştırma noktasına göre daha düşük derecede bulunduğunu anlatır: öncesine göre daha az eğlencelidir. Bağlamda önceki durum açık olduğu için ikinci as ile başlayan karşılaştırma bölümü söylenmemiştir. Tam bir karşılaştırma için be + not as + sıfat + as + karşılaştırılan kişi, şey veya zaman yapısını kullan: This game is not as fun as the old one. Sıfatı temel biçiminde tut; bu yapının içinde -er veya more kullanma.

Alıştırma

Karşılaştırmayı heavy ve not as ... as kullanarak tamamla: This box is ____ that one.

Cevabı göster

not as heavy as

Can you make it hard again?

2:27

Tekrar zorlaştırabilir misin?

Sorry, pickle. Kelime

2:29

Üzgünüm tatlım.

Kelime

pickle: şakacı ve sevgi dolu bir takma ad

Sorry, pickle. cümlesinde pickle, karşıdaki kişiye doğrudan seslenme biçimidir: konuşan kişi onu şakacı ve sevgi dolu bir takma ad olarak kullanır. Burada yiyeceği anlatmaz. Bu takma ad, özrü veya reddetmeyi daha sıcak gösterir. İngilizcede yiyecek adları da dâhil olmak üzere sıradan isimler bazen özel sevgi adlarına dönüştürülür. Şaşırtıcı bir ismin bu şekilde kullanıldığını ilişki ve ses tonu gösterir; bu nedenle çeviride yiyecekle ilgili gerçek anlamı değil, sevgi gösterme işlevini yansıt.

Alıştırma

Bir ebeveyn nazikçe “Time for bed, pickle.” diyor. Burada pickle büyük olasılıkla ne işe yarıyor?

  1. Çocuğa resmî bir unvan verir.
  2. Çocuktan yiyecek getirmesini ister.
  3. Çocuğa şakacı bir takma adla sevgiyle seslenir.
Cevabı göster

Çocuğa şakacı bir takma adla sevgiyle seslenir.

I've got my hands full. Deyimler

2:30

Ellerim dolu.

Deyimler

I've got my hands full: başka iş alamayacak kadar meşgul olmak

Have got one's hands full, yapılacak o kadar çok şey olması nedeniyle başka bir işe ayıracak çok az zaman veya güç kalması anlamına gelen bir deyimdir. I've got my hands full cümlesinde I've got, I have anlamındadır; my ise I öznesine göre seçilir. Burada konuşan kişi başka bir etkinliğe neden yardım edemediğini açıklıyor. İfade, ellerin gerçekten dolu olduğu görüntüsünü çağrıştırabilir; ancak bu cümlede amaçlanan anlam tamamen meşgul olmaktır.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki deyimle tamamlayın: I can't take another task today—I've ____.

Cevabı göster

got my hands full

Oh, good morning, everybody.

2:32

Oh, herkese günaydın.

Said good morning, everyone.

2:34

Herkese günaydın dedim.

What up, party people? Kelime

2:37

Naber, parti canavarları?

Kelime

What up, party people?: şakacı ve son derece samimi bir selam

What up, What's up? ifadesinin son derece samimi bir çeşididir. Genellikle ayrıntılı biçimde ne olduğunu sormak için değil, selam vermek için kullanılır. Party people, bir gruba hitap etmenin eğlenceli ve abartılı bir yoludur. Bu sözler birlikte enerjik ve şakacı bir giriş oluşturur. Konuşan kişi resmî bir selam veren birinden çok eğlenceye katılan bir parti sunucusu gibi duyulur.

Alıştırma

Arkadaşların samimi bir buluşmasına şakacı biçimde girerken hangi selam en uygundur?

  1. What up, party people?
  2. Please tell me what happened at the party.
  3. Good afternoon, distinguished guests.
Cevabı göster

What up, party people?

Dad, we're playing Keepy Uppy.

2:39

Baba, Yere Düşürmemece oynuyoruz.

Can you make it harder?

2:40

Daha zor hale getirebilir misin?

My newspaper.

2:43

Gazetem.

Bingo, help.

2:45

Bingo, yardım et.

I can't.

2:46

Edemem.

I'm a newspaper.

2:47

Ben bir gazetenim.

Old so and so is at it again. Deyimler

2:50

İhtiyar yine iş başında.

Deyimler

Old so and so is at it again: adı verilmeyen biri tanıdık bir davranışı tekrarlıyor

Old so and so, adı söylenmeyen bir kişiden söz etmenin şakacı ve bilerek belirsiz bırakılmış bir yoludur. Buradaki old, samimi ve hafif alaycı bir ton katar; kişinin gerçekten yaşlı olması gerekmez. At it again, kişinin bilinen bir davranış türüne yeniden döndüğünü belirtir. Tüm cümle, neredeyse abartılı bir haber gibi, adı verilmeyen kişinin yine her zamanki şeyi yaptığını şakayla duyurur.

Alıştırma

Bu cümlede Old so and so is at it again ne anlama geliyor?

  1. Yaşlı bir kişi yine aynı yerde duruyor.
  2. Adı verilen bir kişi bir şeyi ilk kez deniyor.
  3. Adı verilmeyen tanıdık bir kişi, her zamanki türden davranışını yine yapıyor.
Cevabı göster

Adı verilmeyen tanıdık bir kişi, her zamanki türden davranışını yine yapıyor.

Look.

2:54

Bak.

Wow.

2:55

Vay canına.

Woah, look at that.

2:56

Vay, şuna bak.

Bluey, help.

2:58

Bluey, yardım et.

I'll save ya, Bingo. Kelime

2:59

Seni kurtaracağım Bingo.

Kelime

I'll save ya: you yerine kullanılan gündelik ya

Ya, you sözcüğünün rahat konuşmadaki telaffuzunu gösteren gayriresmî bir yazımdır. I'll save ya ifadesinde ya, save fiilinin nesnesidir; bu nedenle temel anlam I'll save you ile aynıdır. Bu vaat, bir kurtarma oyunundaki kahramanın şakacı sözü gibi duyulur. Ya cümleyi rahat ve samimi yapar; farklı bir zamir değildir.

Alıştırma

İngilizce cümlenin tamamını dinleyin ve duyduğunuzu seçin. save ile isim arasındaki kısa ya sesine odaklanın.

  1. I'll save ya, Ben.
  2. I'll save your pen.
  3. I'll save young Ben.
Cevabı göster

I'll save ya, Ben.

Let her go. Ton ve niyet

3:01

Bırak onu.

Ton ve niyet

Let her go: birini serbest bırakma emri

Let + nesne + fiilin yalın hâli, “birinin ya da bir şeyin bir eylemi yapmasına izin vermek” anlamındaki yapıdır. Let her go cümlesinde her nesnedir, go ise yalın hâlde kalır. Buradaki durum, konuşanın birinden onu tutmayı veya kısıtlamayı bırakmasını istediğini gösterir. Bu nedenle Let her go, “Onu bırak” anlamındadır. Başka bir bağlamda aynı sözler “Gitmesine izin ver” anlamına gelebilir.

Alıştırma

Bir kişi bir kız çocuğunu tutuyor ve bırakmayı reddediyor. Hangi emir bu duruma uygundur?

  1. Let her know.
  2. Go with her.
  3. Let her go.
Cevabı göster

Let her go.

Oh, you want to read the newspaper, Bluey?

3:02

Oh, gazete mi okumak istiyorsun, Bluey?

Okay.

3:05

Tamam.

Just don't do the Sudoku. Ton ve niyet

3:05

Sadece Sudoku'yu çözme.

Ton ve niyet

Just don't...: açık bir kısıtlama eklemek

Just don't + fiilin yalın hâli, genellikle bir izin, öneri veya düzenlemenin ardından tek ve açık bir kısıtlama ekler. Bu cümledeki kısıtlama Sudoku'nun yapılmamasıdır. Bu yapıda just, “kısaca” veya “yalnızca” anlamındadır; “kısa süre önce” anlamında değildir. Dikkati kaçınılması gereken tek şeye yöneltir ve emri biraz daha hafif duyurabilir, ancak don't yine de gerçek bir yasak ifade eder.

Alıştırma

Hangi yanıt önce izin verip ardından Just don't... ile açık bir kısıtlama ekliyor?

  1. You can use my tablet. I just didn't change the settings.
  2. You can use my tablet. Just don't change the settings.
  3. You can use my tablet. Don't just change the settings.
Cevabı göster

You can use my tablet. Just don't change the settings.

Oh, look.

3:08

Oh, bak.

Lovely orange juice.

3:09

Harika bir portakal suyu.

Yes, please. Ton ve niyet

3:11

Evet, lütfen.

Ton ve niyet

Yes, please. ile bir teklifi nazikçe kabul etmek

Yes, please. biri sana bir şey sunduğunda veya senin için bir şey yapmayı teklif ettiğinde kullanılan kalıplaşmış ve nazik bir yanıttır. Yes teklifi kabul eder, please ise karşı tarafı teklif ettiği şeyi yapmaya nazikçe davet eder. Buradaki please yeni bir istekte bulunmaz. Yes, please. birlikte “Kabul ediyorum; lütfen onu bana ver veya benim için bunu yap” anlamına gelir.

Alıştırma

Bir kafe çalışanı “Would you like some water?” diye soruyor. Hangi yanıt teklifi nazikçe kabul eder?

  1. Yes, it is.
  2. No, thank you.
  3. Yes, please.
Cevabı göster

Yes, please.

No, no, no.

3:13

Hayır, hayır, hayır.

I'll get it.

3:15

Ben vururum.

That's it, Bingo. Ton ve niyet

3:16

İşte böyle, Bingo.

Ton ve niyet

That's it ile doğru hareketi teşvik etmek

Bu cümlede That's it, “Evet, doğru şekilde yapıyorsun” anlamına gelir. Konuşan kişi Bingo'nun hareketi doğru yaptığını görür ve devam etmesi için onu hemen cesaretlendirir. That, o anda gerçekleşen hareketi gösterir. Bu ifade her zaman bir şeyin bittiği anlamına gelmez: burada durum ve destekleyici ses tonu, “aynı şekilde devam et” anlamını verir.

Alıştırma

Hangi cümlede That's it, bir hareketi doğru yapan kişiyi cesaretlendirir?

  1. That's it for today's meeting.
  2. That's it—keep going just like that!
  3. That's it; I won't discuss this again.
Cevabı göster

That's it—keep going just like that!

Oh, dear child.

3:17

Oh, canım çocuğum.

You grow up so fast. Kalıp ifadeler

3:20

Ne kadar çabuk büyüyorsun.

Kalıp ifadeler

grow up so fast: bir çocuğun büyümesine yönelik duygulu bir yorum

Grow up, bir çocuğun büyüyüp yetişkin olması demektir. You grow up so fast cümlesindeki so fast, bu değişimin çok kısa sürede olmuş gibi hissedildiğini duygulu bir şekilde anlatır. Yetişkinler bu sözü çoğu zaman sevgi dolu veya biraz hüzünlü bir ünlem olarak kullanır. Çocuğun büyüme hızını tam olarak ölçmez; konuşan kişiye zamanın ne kadar hızlı geçtiğini ifade eder. Burada bu duygusal yetişkin tepkisi oyun içinde taklit edilir.

Alıştırma

Bir ebeveyn eski bir fotoğrafa bakıyor ve çocuğunun çok çabuk büyüdüğünü hissediyor. En doğal ünlem hangisidir?

  1. You wake up so fast.
  2. You grow up so fast.
  3. You run so fast.
Cevabı göster

You grow up so fast.

Aw, Dad, let go.

3:21

Ah, Baba, bırak.

Bingo, get it.

3:23

Bingo, vur.

Don't let it touch the ground.

3:24

Yere değmesine izin verme.

Bluey, help.

3:26

Bluey, yardım et.

I can't do it by myself. Kalıp ifadeler

3:28

Tek başıma yapamıyorum.

Kalıp ifadeler

by myself: tek başına veya yardım almadan

By myself, 'tek başıma' veya 'kimsenin yardımı olmadan' anlamına gelebilir. I can't do it by myself cümlesinde 'yardım almadan' anlamındadır: konuşan kişi görevi tek başına tamamlayamayacağını ve bu nedenle yardıma ihtiyacı olduğunu söyler. Dönüşlülük zamiri özneyle uyumlu olmalıdır: by yourself, by himself, by herself, by ourselves veya by themselves.

Alıştırma

Cümleyi by + I öznesine uygun dönüşlülük zamiriyle tamamlayın: I fixed the shelf ____.

Cevabı göster

by myself

Dear child, embrace your father. Kelime

3:30

Canım çocuğum, babana sarıl.

Kelime

Dear child, embrace your father: bilerek resmî ve tiyatral dil

Dear child ve embrace your father, sıradan aile konuşmasına göre çok daha resmî ve eski moda duyulur. Embrace birine sarılmak ya da onu kucaklamak anlamına gelir; embrace your father ise bir emir cümlesidir. Özne olan you söylenmez, ancak anlamda vardır. Ailenin eğlendiği bir anda bu yüksek üslubun kullanılması komik bir karşıtlık yaratır. Konuşan kişi ciddi bir tiyatro rolünü oynuyormuş gibi duyulur. Birdenbire alışılmadık derecede resmî bir dile geçilmesi; oyunculuğa, abartıya veya şakaya işaret edebilir.

Alıştırma

Eğlenceli bir aile sahnesinde hangi cümle en bilinçli şekilde resmî ve tiyatral duyulur?

  1. Dear child, embrace your father.
  2. Come give Dad a hug.
  3. Can I have a quick hug?
Cevabı göster

Dear child, embrace your father.

Let go.

3:33

Bırak.

I'll get it.

3:36

Ben vururum.

Oh, this heat is oppressive. Kelime

3:38

Oh, bu sıcak çok bunaltıcı.

Kelime

heat is oppressive: boğucu ve dayanılması zor sıcaklık

Oppressive, heat sözcüğünü nitelediğinde havanın son derece sıcak, ağır ve dayanılması zor hissedildiğini, çoğu zaman havanın boğucu olduğunu anlatır. Very hot ifadesinden daha güçlü ve canlıdır. Oppressive yalnızca hükümetleri veya adaletsiz denetimi anlatmaz. İnsanların üzerine çöküyormuş gibi güçlü rahatsızlık veren havayı, ortam havasını veya atmosferi de anlatabilir. Burada resmî ve dramatik tonu, şikâyetin abartılı duyulmasını sağlar.

Alıştırma

Hangi cümlede oppressive, boğucu ve dayanılması zor sıcaklık anlamında kullanılmıştır?

  1. The oppressive heat made it hard to breathe on the crowded train platform.
  2. The oppressive law prevented people from speaking freely.
  3. The warm sunlight felt gentle on my face.
Cevabı göster

The oppressive heat made it hard to breathe on the crowded train platform.

I'll just turn on this fan. Öbek fiiller

3:40

Şu vantilatörü açayım.

Öbek fiiller

turn on: bir cihazı çalıştırmak

Turn on, elektrikli bir cihazın veya sistemin çalışmaya başlamasını sağlamak demektir. Bu cümlede turn on this fan, vantilatörü çalıştırmak anlamına gelir. Nesne bir isimse öbek fiil bir arada kalabilir veya ayrılabilir: turn on the fan ve turn the fan on kullanımları doğaldır. Nesne bir zamirse fiil ayrılır: turn it on denir, turn on it denmez.

Alıştırma

“Bir cihazı çalıştırmak” anlamını veren parçacıkla turn ifadesini tamamlayın: The fan is off. Please ____ the fan.

Cevabı göster

turn on

Dad.

3:44

Baba.

Mine! Mine!

3:45

Benim! Benim!

There's leaves everywhere.

3:47

Her yerde yapraklar var.

Too many toys on the ground.

3:53

Yerde çok fazla oyuncak var.

But who is responsible for this mess? Kalıp ifadeler

3:54

Peki bu dağınıklığın sorumlusu kim?

Kalıp ifadeler

responsible for this mess?: kimin suçlu olduğunu sormak

Be responsible for + isim veya -ing biçimi, bir konuda görevi olmak ya da o sonuca kendi eylemleriyle neden olan kişi olmak anlamına gelir. Who is responsible for this mess? cümlesinde konuşan kişi, dağınıklığa kimin yol açtığını ve kimin bunun hesabını vermesi gerektiğini sorar. Responsible, for olmadan güvenilir ve dikkatli bir kişiyi de anlatabilir. Buradaki for this mess, bir sonuçtan sorumlu olma anlamını açıkça gösterir.

Alıştırma

Responsible sözcüğünü doğru edatla tamamlayın: Leo is ____ checking the safety equipment before each trip.

Cevabı göster

responsible for

My my.

3:58

Aman Tanrım.

All these toys left lying around Kalıp ifadeler

3:59

Etrafta bırakılan tüm bu oyuncaklar

Kalıp ifadeler

left lying around: kaldırılmadan ortada bırakılan eşyalar

Left lying around, eşyaların kaldırılmadan bir yerde bırakıldığını, genellikle de gelişigüzel veya dağınık durduğunu anlatır. Burada oyuncakların durumunu belirtir ve neden engel olduklarını açıklamaya yardımcı olur. Dil bilgisi açısından left lying around, kısaltılmış bir ilgi cümleciğidir: toys [that were] left lying around. Left, bir şeyin belli bir durumda kalmasına izin verildiğini; lying around ise çeşitli yerlerde durduğunu anlatır. Buradaki lying, yalan söylemekle ilgili değildir.

Alıştırma

Aletlerin kaldırılmadığını ve farklı yerlerde bırakıldığını doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?

  1. The tools were left lying around the garage.
  2. The tools were carefully stored in the garage.
  3. The tools were left telling lies in the garage.
Cevabı göster

The tools were left lying around the garage.

sure are making it difficult to keep the balloon up. Dilbilgisi

4:01

balonu havada tutmayı kesinlikle zorlaştırıyor.

Dilbilgisi

making it difficult to keep: make it + sıfat + to-infinitive

Making it difficult to keep, make + it + sıfat + to-infinitive yapısını kullanır. Bir şeyin, to sözcüğünden sonra gelen eylemi zorlaştırdığını anlatır. Buradaki zor eylem to keep the balloon up, yani balonu havada tutmaktır. it belirli bir şeyi göstermez; sonraki içeriğin yerini tutan bir nesnedir. Asıl içerik to-infinitive tarafından aktarılır. Aynı kalıp başka sıfatlarla da kullanılabilir: make it easy to understand, make it possible to enter ve make it hard to choose.

Alıştırma

Cümleyi make it difficult ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The poor signal is ____ to understand the speaker.

Cevabı göster

making it difficult

We know.

4:04

Biliyoruz.

Can you imagine how easy this would be Dilbilgisi

4:06

Tüm bunları toplasaydınız

if you'd tidied them all away? Öbek fiiller

4:09

bunun ne kadar kolay olacağını hayal edebiliyor musunuz?

Dilbilgisi

would be ... if you'd tidied: şimdiki sonucu olan geçmiş koşul

how easy this would be ifadesindeki would be, daha kolay olan durumu şu anda gerçek dışı bir olasılık olarak sunar: gerçekte şu an kolay değildir. if yan cümlesi gerçekleşmemiş bir geçmiş koşula bakar: if you'd tidied... if you had tidied... anlamına gelir, ancak toplama işi gerçekleşmemiştir. Şimdiki varsayımsal sonuç için would + fiilin yalın hâli, geçmişteki gerçek dışı koşul için if + had + geçmiş zaman ortacı kullanılması karma koşul cümlesini oluşturur. Burada you'd, tidied bir geçmiş zaman ortacı olduğu için you had anlamındadır. Tam soruda bu varsayımsal anlatım eleştiriyi de daha dolaylı yapar: konuşan kişi dinleyiciyi açıkça suçlamak yerine toplamamanın sonucuna dikkat çeker.

Alıştırma

Dün gece telefonunu şarj etmedin, bu yüzden telefonun şarjı şimdi bitmiş durumda. Gerçekleşmemiş geçmiş koşulu şimdiki sonuçla doğru biçimde bağlayan cümle hangisidir?

  1. My phone won't be dead tomorrow if I charge it tonight.
  2. My phone wouldn't be dead now if I'd charged it last night.
  3. My phone wouldn't have died last night if I'd charged it.
Cevabı göster

My phone wouldn't be dead now if I'd charged it last night.

Öbek fiiller

tidied them all away: tidy ... away içinde zamirin yeri

tidied them all away ifadesinde tidy ... away, eşyaları ait oldukları yere geri koyarak bir yeri düzenli hâle getirmek demektir. Them daha önce sözü edilen oyuncakları gösterir; all ise her birinin toplanacağını vurgular. Tidy away ayrılabilen bir öbek fiildir. Nesne bir zamirse tidy ile away arasına gelmelidir: tidy them away. All ile birlikte doğru sıra tidy them all away şeklindedir; tidy away them all denmez.

Alıştırma

Konuşan kişi daha önce birkaç oyuncaktan söz etti. Tüm oyuncakların kaldırılmasını istemek için them sözcüğünü doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. Please tidy them all away before dinner.
  2. Please tidy away them all before dinner.
  3. Please them all tidy away before dinner.
Cevabı göster

Please tidy them all away before dinner.

That isn't helping. Ton ve niyet

4:11

Bu hiç yardımcı olmuyor.

Ton ve niyet

That isn't helping: bir söz veya davranışı etkisine göre değerlendirmek

Bu cümlede that, bir nesneyi değil, karşıdaki kişinin en son sözünü veya davranışını gösterir. Isn't helping, bunun sorunu çözmeyi kolaylaştırmadığını ya da durumu iyileştirmediğini anlatır. Konuşan kişi yalnızca karşısındakinin yanlış olduğunu söylemek yerine, onun yaptığının etkisini eleştirir. Ayrıca şu mesajı da verebilir: Bunu bırak ve gerçekten işe yarayan bir şey yap.

Alıştırma

Bir takım arkadaşı yazıcıyı onarmaya çalışırken başka biri sürekli şikâyet ediyor. Şikâyetlerin durumu iyileştirmediğini doğal biçimde söyleyen yanıt hangisidir?

  1. That isn't happening.
  2. That isn't helping.
  3. That isn't finished.
Cevabı göster

That isn't helping.

Oh, no.

4:13

Oh, hayır.

Haha, see Dad?

4:16

Haha, gördün mü Baba?

Our toys saved the balloon.

4:18

Oyuncaklarımız balonu kurtardı.

Not for long. Anlatım akışı

4:20

Uzun sürmez.

Anlatım akışı

Not for long: önceki beklentiyi tersine çevirmek

Not for long. önceki durumu açıkça tekrar etmese de konuşmada tam bir yanıt olarak kullanılabilir. Bu durumun çok daha uzun sürmeyeceği anlamına gelir; dinleyen kişi hangi durumdan söz edildiğini önceki cümleden çıkarır. Olumlu veya istikrarlı görünen bir ifadenin ardından geldiğinde beklentiyi hemen tersine çevirir ve yaklaşan değişikliğe işaret eder. Diyaloglarda ve hikâyelerde bu kısa yanıt bir uyarı, sürpriz dönüş veya merak oluşturabilir.

Alıştırma

Bir arkadaşınız “The rain has stopped.” diyor. Başka bir fırtınanın yaklaştığını görüyorsunuz. Hangi yanıt bu sözü tersine çevirerek kuru havanın yakında sona ereceğini tahmin eder?

  1. Before long.
  2. Not long ago.
  3. Not for long.
Cevabı göster

Not for long.

You get it.

4:25

Sen vur.

It's heading for the the fan! Kalıp ifadeler

4:28

Vantilatöre doğru gidiyor!

Kalıp ifadeler

heading for: bir hedefe doğru hareket etmek

Burada heading, head fiilinin -ing biçimidir. be heading for + yer veya hedef kalıbı, “o yere ya da hedefe doğru hareket etmek” anlamına gelir. Bu cümlede nesnenin vantilatör yönünde ilerlediğini gösterir. Aynı kalıp, olası bir sonuca doğru gidişi de anlatabilir. Örneğin heading for trouble, “başının derde girmesine doğru ilerlemek” anlamındadır.

Alıştırma

Hangi cümle trenin havaalanına doğru gittiğini doğal biçimde anlatır?

  1. The train is heading from the airport.
  2. The train is heading for the airport.
  3. The train is heading the airport.
Cevabı göster

The train is heading for the airport.

Oh, no.

4:30

Oh, hayır.

Oh, no.

4:33

Oh, hayır.

We can't let it touch the ground.

4:35

Yere değmesine izin veremeyiz.

We know.

4:37

Biliyoruz.

Bwut!

4:39

Pırt!

No, I mean we really can't let it touch the ground. Ton ve niyet

4:40

Hayır, yani yere gerçekten değmesine izin veremeyiz.

Ton ve niyet

we really can't let it touch the ground: ciddi bir kısıtlama

really can't ifadesinde really, can't anlamını güçlendirir. Konuşan kişi really sözcüğünü bir eylemi “gerçek” olarak tanımlamak için kullanmaz; kısıtlamanın gerçek ve ciddi olduğunu belirtir. No, I mean diyerek daha hafif bir yorumu düzeltir ve bu sonucun kesinlikle gerçekleşmemesi gerektiğini vurgular. let + nesne + fiilin yalın hâli kalıbı, engellenmesi gereken sonucu belirtir: let it touch, “onun dokunmasına izin vermek” demektir. Bu yüzden tüm yan cümle, yere değmesinin engellenmesi gerektiğini anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle köpeğin çikolatayı yemesine kesinlikle izin verilmemesi gerektiğini en güçlü ve doğrudan biçimde bildirir?

  1. We can't really let the dog eat the chocolate.
  2. We might not let the dog eat the chocolate.
  3. We really can't let the dog eat the chocolate.
Cevabı göster

We really can't let the dog eat the chocolate.

Balloons pop if they touch grass. Dilbilgisi

4:43

Balonlar çimlere değerse patlar.

Dilbilgisi

Balloons pop if...: genel sonuçlar için simple present

Bu cümle sonucu genel bir kural olarak sunar: Balonlar çimlere değdiğinde genellikle patlar. Hem ana cümle hem de if yan cümlesi simple present kullanır; fiiller pop ve touch'tır. Şimdiki geniş zamanın iki cümlede de kullanıldığı bu yapı genellikle sıfır koşul cümlesi olarak adlandırılır. Burada sonuç önce gelir, ancak if cümlesi de başa alınabilir. Konuşan kişi belirli bir gelecek olayını tahmin etmiyor, genel olarak geçerli bir sonucu söylüyor. Bu yüzden ana cümlede will kullanılmaz.

Alıştırma

Hangi cümle sonucunu genel bir kural olarak sunuyor?

  1. If metal got hot enough, it would expand.
  2. If metal gets hot enough, it expands.
  3. If this piece of metal gets hot later, it will expand.
Cevabı göster

If metal gets hot enough, it expands.

What?

4:46

Ne?

You said nothing would happen. Dilbilgisi

4:46

Hiçbir şey olmayacağını söylemiştin.

Dilbilgisi

said ... would happen: geçmişten bakılan gelecek

said, aktarmanın referans noktasını geçmişe yerleştirir. would happen, o geçmiş noktadan bakıldığında hâlâ gelecekte olan bir sonucu anlatır. Buna sıkça geçmişte gelecek denir. Dolaylı anlatımda özgün söz olan Nothing will happen genellikle You said nothing would happen biçimine dönüşür. Buradaki would, will'in geçmişe kaydırılmış biçimidir; kibar bir rica ya da varsayım bildirmez.

Alıştırma

Önceki cümleyi tek bir kelime kullanarak dolaylı anlatıma çevirin: "The bus will arrive at six." Yesterday, Noah said the bus ____ arrive at six.

Cevabı göster

would

It's my last balloon. Kelime

4:48

O benim son balonumdu.

Kelime

last balloon: geriye kalan son balon

Bu cümlede last balloon, geriye kalan son balon anlamındadır: bu balon da giderse başka balon kalmayacaktır. Burada last, bir gruptan geriye ne kaldığını anlatır; en son kullanılan balonu anlatmaz. Last sözcüğünün hangi anlamda kullanıldığını bağlam gösterir.

Alıştırma

Hangi cümle, bu şişeden sonra başka su şişesi kalmadığı anlamına gelir?

  1. This is our last bottle of water.
  2. This is our next bottle of water.
  3. This is our previous bottle of water.
Cevabı göster

This is our last bottle of water.

Catch it.

4:50

Yakala onu.

It's going into Lucky's yard.

4:55

Lucky'nin bahçesine gidiyor.

Lucky,

4:58

Lucky,

the balloon.

4:59

balon.

I'll get it!

5:01

Ben yakalarım!

Lucky.

5:03

Lucky.

I'm not gonna make it. Kelime

5:04

Yetişemeyeceğim.

Kelime

gonna make it: başarmak veya zamanında yetişmek

gonna, going to ifadesinin resmî olmayan konuşma biçimidir. Burada make it, bir nesne yapmak değil, o andaki hedefe ulaşmak anlamına gelir. Genellikle zamanında varmak veya bir şeye yetişmekten söz eder. I'm not gonna make it, konuşanın zamanında başaramayacağını tahmin ettiğini ifade eder. Kesin hedef bağlamdan anlaşılır.

Alıştırma

“I'm not gonna make it to the airport by six” ne anlama gelir?

  1. Saat altıya kadar havaalanını inşa edemeyeceğim.
  2. Saat altıya kadar havaalanında bir nesne yapamayacağım.
  3. Saat altıya kadar havaalanına varamayacağım.
Cevabı göster

Saat altıya kadar havaalanına varamayacağım.

Oh, no.

5:05

Oh, hayır.

Mine, mine.

5:06

Benim, benim.

Yours, Lucky.

5:09

Senin, Lucky.

Get onto it. Öbek fiiller

5:09

Hadi vur.

Öbek fiiller

Get onto it: bir işi ele almaya başlamak

Bu cümlede Get onto it, “hemen onunla ilgilenmeye başla” anlamına gelir. it zamiri, bağlamdan zaten belli olan işi veya durumu temsil eder. Get... emir yapısı doğrudan eyleme geçme çağrısı yapar. Burada get onto, fiziksel bir yüzeyin üzerine çıkmayı anlatmaz; durum, bir işi ele almaya başlamak anlamında kullanıldığını gösterir.

Alıştırma

get onto ve it zamirini kullanarak yanıtı tamamlayın: “The printer is jammed again.” “I'll ____ right away.”

Cevabı göster

get onto it

Good one, Dad. Ton ve niyet

5:10

İyiydi, Baba.

Ton ve niyet

Good one: az önce yapılan bir hareketi övmek

Good one! birinin az önce yaptığı iyi bir yakalama, cevap, fikir veya hamle gibi bir şeyi övmek için kullanılan kısa ve samimi bir ifadedir. Good one, Dad cümlesinde one, mutlaka fiziksel bir nesneyi değil, az önceki eylemi veya performansı belirtir. Paylaşılan bir ana tepki verdiği için ifade genellikle tek başına ya da ardından kişinin adı getirilerek kullanılır.

Alıştırma

Good one! hangi durumda doğal bir övgü ifadesidir?

  1. Takım arkadaşın zor bir topu yakalar ve “Good one!” dersin.
  2. İyi bir elma istersin ve “Good one!” dersin.
  3. Bir ziyaretçi tuvaletin nerede olduğunu sorar ve “Good one!” dersin.
Cevabı göster

Takım arkadaşın zor bir topu yakalar ve “Good one!” dersin.

I got it.

5:11

Bende.

I got it.

5:12

Bende.

That's it, boy.

5:13

İşte böyle, evlat.

I got it, mine.

5:14

Bende, benim.

Oh, I've done me hammy. Kelime

5:18

Oh, bacağıma kramp girdi.

Kelime

I've done me hammy: arka uyluk kası yaralanmasını anlatan çok gündelik bir ifade

Bu cümlede I've done me hammy, “Arka uyluk kasımı incittim” anlamına gelir. Buradaki done, “incittim” anlamındadır; hammy ise uyluğun arka kısmındaki kasları belirten hamstring sözcüğünün samimi ve kısaltılmış biçimidir. Me, standart my yerine iyelik sözcüğü olarak kullanılmıştır. İfadenin tamamı son derece gündelik ve lehçesel bir tını taşır; temel anlam, konuşanın arka uyluk kasını incitmiş olmasıdır.

Alıştırma

Bu spor bağlamında I've done me hammy ne anlama gelir?

  1. Pişirilmiş bir yemek.
  2. Arka uyluk kası yaralanması.
  3. Tamamlanmış bir antrenman.
Cevabı göster

Arka uyluk kası yaralanması.

You get it, Lucky.

5:20

Sen al, Lucky.

Lucky, get it.

5:21

Lucky, yakala.

Okay, Bluey.

5:22

Tamam, Bluey.

Yah!

5:24

Hah!

There ya go, Bluey. Ton ve niyet

5:25

Al bakalım, Bluey.

Ton ve niyet

There ya go: bir şeyi uzatırken veya küçük bir işi bitirirken kullanılan ifade

There ya go, There you go ifadesinin gündelik konuşmayı yansıtan yazılı biçimidir. Bu cümlede bir şey geri verilirken söylendiği için “Al bakalım” veya “Tamamdır” anlamına gelir; bir yere gitme talimatı değildir. Aynı ifade, küçük ve yardımcı bir işin tamamlandığını da belirtir. Birine bir eşya verirken, bir şeyi geri uzatırken veya onun için kısa bir işi bitirirken kullanılabilir. Ya, konuşma dilindeki you sözcüğünü temsil eder.

Alıştırma

Bir arkadaşınıza istediği kalemi verirken hangi cümle en doğal olur?

  1. Please go over there.
  2. Thanks for the pen.
  3. There you go.
Cevabı göster

There you go.

Thanks, Lucky's Dad.

5:26

Teşekkürler Lucky'nin babası.

No worries, Bluey. Ton ve niyet

5:28

Sorun değil, Bluey.

Ton ve niyet

No worries: teşekküre verilen rahat bir yanıt

Burada No worries, teşekküre verilen samimi ve gündelik bir yanıttır. “Rica ederim” veya “Yardım etmek sorun değildi” anlamına gelir; karşınızdaki kişiye kelimesi kelimesine endişelenmeyi bırakmasını söyleyen bir emir değildir. Aynı ifade küçük bir hata için dilenen özre yanıt vermek veya ufak bir aksaklık konusunda birini rahatlatmak için de kullanılabilir. Hangi işlevde olduğunu önceki söz belirler.

Alıştırma

Bir arkadaşınız “Thanks for carrying these boxes.” diyor. Hangi yanıt No worries ifadesini doğal biçimde kullanır?

  1. Looks like rain.
  2. No worries.
  3. What is your name?
Cevabı göster

No worries.

I can catch it.

5:30

Yakalayabilirim.

I can catch it.

5:30

Yakalayabilirim.

Catch it, Mum!

5:31

Yakala, Anne!

Looks like rain. Kalıp ifadeler

5:33

Yağmur yağacak gibi.

Kalıp ifadeler

Looks like rain: işaretlere dayalı gündelik bir tahmin

Looks like rain, It looks like rain cümlesinin konuşma dilindeki kısa biçimidir. Looks like, işaretlere veya duruma dayanan bir tahmin sunar; dolayısıyla konuşan kişi yağmuru kesinleşmiş bir gerçek olarak ifade etmez. looks like sonrasında rain gibi bir isim öbeği veya the shop is closed gibi bir yan cümle kullanılabilir. Bu sahnede tanıdık hava durumu ifadesi şakacı bir biçimde kullanılmıştır; mutlaka ciddi bir hava tahmini değildir.

Alıştırma

Tam olarak Looks like kalıbını kullanarak gündelik tahmini tamamlayın: The lights are off and the door is locked. ____ the shop is closed.

Cevabı göster

Looks like

Aw, my balloon.

5:44

Ah, balonum.

It's popped.

5:45

Patladı.

It's all good. Ton ve niyet

5:47

Sorun değil.

Ton ve niyet

It's all good. ile gündelik biçimde rahatlatma

Bu cümlede It's all good, küçük bir sorundan sonra birini rahatlatmanın gündelik bir yoludur. Ciddi bir sorun olmadığını ve endişelenmeye gerek bulunmadığını anlatır; böylece ortamı yumuşatır. Buradaki all good, durumun geneli hakkında bir değerlendirmedir. Her ayrıntının iyi olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir arkadaşınız “Sorry I spilled a little water. Nothing was damaged.” diyor. Onu rahatlatmak için en doğal cevap hangisidir?

  1. What time is it?
  2. It's good.
  3. It's all good.
Cevabı göster

It's all good.

We can blow up another one. Öbek fiiller

5:48

Başka bir tane şişirebiliriz.

Öbek fiiller

blow up: “havayla doldurmak” anlamı

Burada blow up, “havayla doldurmak” veya “şişirmek” anlamına gelir. Another one başka bir balonu ifade eder; bu nedenle nesne ve durum, patlama değil şişirme anlamını seçtirir. Bu anlamda blow up ayrılabilir: blow up the balloon ve blow the balloon up kullanımlarının ikisi de doğaldır. Nesne zamiri kullanıldığında zamiri ortaya koyun: blow it up denir, blow up it denmez.

Alıştırma

“Please blow up the pool toy before we go swimming,” cümlesinde blow up ne anlama gelir?

  1. Havuz oyuncağını havayla doldurmak.
  2. Aniden öfkelenmek.
  3. Havuz oyuncağını patlatmak.
Cevabı göster

Havuz oyuncağını havayla doldurmak.

But that was my last balloon.

5:50

Ama o benim son balonumdu.

Oh.

5:53

Oh.

Did I make that a little too fun? Dilbilgisi

5:54

Oyunu biraz fazla mı eğlenceli hale getirdim?

Dilbilgisi

make that a little too fun?: make + nesne + sıfat yapısı

make that a little too fun yapısında make fiilinden sonra bir nesne (that) ve bir sıfat öbeği (a little too fun) gelir. Fun sıfatı sonucu anlatır: konuşan kişi o etkinliğin ya da durumun eğlenceli hâle gelmesine neden olmuştur. Too fun yalnızca “çok eğlenceli” değil, uygun ölçüyü aşacak kadar eğlenceli demektir. A little bu değerlendirmeyi yumuşatır; böylece soru, konuşanın biraz ileri gidip gitmediğini nazikçe sorgular.

Alıştırma

Cümleyi a little too ve loud kullanarak tamamlayın: I think I made the music ____.

Cevabı göster

a little too loud

Yes.

5:57

Evet.

Yeah, you did.

5:57

Evet, öyle yaptın.

Sorry, squirts. Kelime

5:59

Üzgünüm ufaklıklar.

Kelime

squirts: çocuklar için samimi bir hitap sözü

Burada squirts, bir yetişkinin küçük çocuklara hitap ederken kullandığı, little ones veya kids ifadesine benzeyen şakacı ve samimi bir sözdür. Konuşan kişi birden fazla çocuğa seslendiği için çoğul bir hitap biçimidir. Sözcüğün sıvı fışkırmasıyla ilgili gerçek anlamları da olabilir, ancak bu cümlede o anlamda kullanılmamıştır. Sorry sözcüğünden sonraki virgül de squirts ifadesinin hitap edilen kişileri gösterdiğini anlamaya yardımcı olur.

Alıştırma

Hangi durumda squirts en uygun hitap sözü olur?

  1. Başkan resmî bir yönetim kurulu toplantısını şöyle açar: “Good morning, squirts.”
  2. Bir ebeveyn küçük çocuklarına şakayla şöyle der: “Come on, squirts—lunch is ready!”
  3. Bir müşteri tanımadığı yetişkin bir görevliye şöyle der: “Excuse me, squirt.”
Cevabı göster

Bir ebeveyn küçük çocuklarına şakayla şöyle der: “Come on, squirts—lunch is ready!”

It's a hard one to get right. Kalıp ifadeler

6:01

Dengesini tutturmak zor oluyor.

Kalıp ifadeler

a hard one to get right: doğru yapmak zor olan bir şey

Burada one, daha önce konuşulan görevin, seçimin ya da dengenin yerini tutan bir zamirdir; 1 sayısı değildir. a + sıfat + one + to + fiil kalıbı, o şeyi yapmanın ne kadar kolay veya zor olduğunu değerlendirir. Get something right, bir şeyi doğru yapmak veya uygun bir düzeye ayarlamak demektir. Bu nedenle a hard one to get right, yalnızca tek doğru cevabı olan bir soruyu değil, iyi değerlendirilmesi, düzenlenmesi ya da dengelenmesi zor bir şeyi de anlatabilir.

Alıştırma

Planı iyi düzenlemenin zor olduğunu belirtmek için cümleyi get right ile tamamlayın: At a large wedding, the seating plan is a hard one to ____.

Cevabı göster

get right

It was pretty fun, though. Anlatım akışı

6:06

Yine de oldukça eğlenceliydi.

Anlatım akışı

fun, though: cümle sonunda though ile karşıtlık eklemek

Cümle sonunda kullanılan though, önündeki ifadenin daha önce söylenen veya beklenen şeyle karşıtlık oluşturduğunu belirtir. Burada It was pretty fun olumlu bir ek değerlendirme olarak verilir: sorunlar vardı ama deneyim yine de eğlenceliydi. Though sözcüğünü sona koymak, konuşanın önce ana yorumunu belirtip karşıtlığı daha sonra eklemesini sağlar. Bu, konuşma dilinde bilgiyi düzenlemenin yaygın bir yoludur. Buna karşılık, yan cümlenin başındaki though karşıtlık bildiren bağımlı bir yan cümle başlatır.

Alıştırma

Sona hafif bir karşıtlık eklemek için cümleyi though ile tamamlayın: The room was small. It felt comfortable, ____.

Cevabı göster

though

Yeah, it was definitely quite fun.

6:08

Evet, kesinlikle çok eğlenceliydi.

Yeah, it was really fun.

6:11

Evet, gerçekten eğlenceliydi.

You know,

6:12

Biliyor musunuz,

I think we've got one last balloon left. Kalıp ifadeler

6:13

sanırım elimizde son bir balon daha kaldı.

Kalıp ifadeler

have got ... left: ne kaldığını söylemek

we've got one last balloon left cümlesinde we've got, we have anlamına gelir ve left kalan şeyden sonra gelir. Yeniden kullanılabilen kalıp have/has got + şey veya miktar + left biçimindedir. One last balloon, hâlâ kullanılabilecek son balon demektir. Burada left, ‘kalan’ anlamındadır; right'ın karşıtı olan ‘sol’ anlamında değildir.

Alıştırma

Cümleyi have got ... left kalıbıyla tamamlayın: We've ____ only one ticket ____.

Cevabı göster

got · left

Really?

6:17

Gerçekten mi?

For real life? Kelime

6:18

Sahiden mi?

Kelime

For real life?: çocukça bir şekilde Really? diye sormak

Bu diyalogda For real life?, Really? veya Is that actually true? anlamına gelen çocuksu bir tepkidir. Konuşan kişi şaşırır ve söylenenin doğru olup olmadığını sorar. Tüm ifadeyi tek bir konuşma kalıbı olarak anlayın. ‘Gerçek yaşam amacıyla’ demek değildir; kelime kelime okuma, tepkinin işlevini kaçırır.

Alıştırma

Bu çocuksu tepkide For real life? ne anlama gelir?

  1. Gerçek yaşam nerede başlar?
  2. Bu günlük yaşam için mi?
  3. Gerçekten mi? Bu doğru mu?
Cevabı göster

Gerçekten mi? Bu doğru mu?

Yeah.

6:19

Evet.

A big blue one.

6:20

Büyük mavi bir balon.

Uh-oh.

6:22

Oh-oh.

Blow up the daddy balloon!

6:27

Baba balonu şişirin!

Yeah.

6:29

Evet.

Ready?

6:32

Hazır mısınız?

Shall we play Keepy Uppy? Ton ve niyet

6:34

Yere Düşürmemece oynayalım mı?

Ton ve niyet

Ortak bir etkinlik önermek için Shall we ...?

Shall we + fiilin yalın hâli...? konuşan kişiyle dinleyenin birlikte yapacağı bir etkinliği kibarca önermenin bir yoludur. Bu cümlede konuşan kişi yalnızca gelecekte oynanıp oynanmayacağını sormuyor; diğerlerinin birlikte oynamaya istekli olup olmadığını nazikçe yokluyor. we konuşan kişiyi de içerdiği için soru, ortak bir karar vermeye davet eder ve kabul ya da ret için alan bırakır. Başka durumlarda da kullanılabilecek kalıp Shall we + fiilin yalın hâli...? şeklindedir.

Alıştırma

Bir arkadaşınızla yapboza birlikte başlayıp başlamayacağınıza karar veriyorsunuz. Hangi cümle bunun uygun olup olmadığını sormak ya da arkadaşınızın tek başına harekete geçmesini istemek yerine, ikinizin birlikte başlamasını nazikçe önerir?

  1. Could you start the puzzle?
  2. Should we start the puzzle?
  3. Shall we start the puzzle?
Cevabı göster

Shall we start the puzzle?

Uh-uh.

6:36

Ih-ıh.

Oh.

6:37

Oh.

What, what?

6:39

Ne, ne oldu?

Go free, birdie!

6:41

Özgürce uç, küçük kuş!

Oh, no.

6:54

Oh, hayır.