İlluminati GERÇEKTE Nedir?: İngilizce çalışma notları
The Infographics Show
Video özeti: Bavyera İlluminatisi, bastırılışı ve gücünü abartan modern mitlerin hicivli tarihi. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. canon law. — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: Kilise hukukunu “top” anlamındaki cannon sözcüğünden ayırın, Weishaupt'ın görevini ve kelime oyununu anlayın. 2. set out to / ended up making — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: ilk reform amacını beklenmedik otoriter sonuçla karşılaştırın ve ironik bir sonucu özetleyin. 3. pulling the strings — Deyimler ve mecazlı ifadeler: kukla imgesinin gizli denetim anlamını tanıyın ve bunu açık liderlikten ayırın.
Bu derste
Bill Gates, Beyoncé, Oprah, The Infographic Show.
0:00Bill Gates, Beyoncé, Oprah, The Infographic Show.
For years, rumors have swirled that powerful organizations and celebrities Kalıp ifadeler
0:05Yıllardır güçlü kuruluşların ve ünlülerin
have all been part of a global movement to control humanity
0:09insanlığı kontrol etmeyi amaçlayan küresel bir hareketin parçası olduğu
Rumors have swirled: süren ve yaygın söylentiler
Bu cümlede rumors have swirled, doğrulanmamış hikâyelerin kamuya açık tartışmalarda geniş çapta ve tekrar tekrar dolaştığı anlamına gelir. Swirl burada mecazidir; söylentiler fiziksel olarak dönmez. For years ile kullanılan have swirled present perfect yapısı, bu dolaşımın geçmişten bugüne sürdüğünü gösterir. Yalnızca rumors exist demeye kıyasla bu eşdizim, devam eden ve henüz yatışmamış bir hareket hissini daha güçlü biçimde verir.
Alıştırma
Doğrulanmamış hikâyelerin geniş çapta dolaştığını anlatan hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: For months, ____ about a possible merger.
Cevabı göster
rumors have swirled
and shape the way it thinks.
0:12ve insanların düşünme biçimini şekillendirdiği söylentileri dolaşıyor.
In most cases, this movement takes the form of the infamous Illuminati, Kalıp ifadeler
0:14Bu hareket çoğu anlatıda karşımıza kötü şöhretli İlluminati olarak çıkıyor;
Takes the form of: belirli bir biçimde ortaya çıkmak
Take the form of, “belirli bir biçimde ortaya çıkmak veya ifade edilmek” anlamına gelir. Özne fikri, eylemi ya da durumu belirtir; of sonrasındaki isim öbeği ise bunun aldığı biçimi belirtir. Burada soyut hareketin İlluminati biçiminde ortaya çıktığı söyleniyor. İfade, fiziksel olarak bir şeyi almakla ilgili değildir. Yeniden kullanılabilir kalıp X takes the form of Y şeklindedir; zaman ve özne-yüklem uyumu took the form of veya may take the form of örneklerindeki gibi değişebilir.
Alıştırma
“Belirli bir biçimde ortaya çıkar” anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: In this course, the final assessment ____ a short presentation.
Cevabı göster
takes the form of
a group allegedly dedicated to absolute control over all mankind.
0:18yani tüm insanlığı mutlak biçimde kontrol etmeye adandığı iddia edilen bir grup.
And how do you know this video itself is not just more Illuminati propaganda,
0:25Peki bu videonun da sıradan bir İlluminati propagandasından ibaret olmadığını,
meant to throw you off the scent from the truth. Deyimler
0:29sizi gerçeğin izinden uzaklaştırmak için hazırlanmadığını nereden biliyorsunuz?
throw you off the scent: birini kasıtlı olarak yanlış yönlendirmek
Bu cümlede throw you off the scent, “gerçeğe götüren ipuçlarını izlemeyi bırakmanız için sizi kasıtlı olarak yanlış yönlendirmek” anlamına gelen bir deyimdir. Bir kokunun izini süren takipçiyi çağrıştırır, ancak burada gerçek bir koku söz konusu değildir. Yeniden kullanılabilen yapı throw + kişi + off the scent biçimindedir. Özne sahte bir ipucu ya da dikkat dağıtıcı bir unsur oluşturur; ifade yalnızca birinin ilgisini kaybetmesini sağlamak anlamına gelmez.
Alıştırma
throw someone off the scent deyiminin tamamını ve them zamirini kullanarak cümleyi tamamlayın: The thief left a false map to ____.
Cevabı göster
throw them off the scent
The name Illuminati actually comes from the Latin plural illuminatus or enlightened.
0:31İlluminati adı aslında Latince illuminatus sözcüğünün çoğulundan, yani ‘aydınlanmışlar’dan gelir.
The name is inspired by the idea of enlightening oneself through knowledge
0:36Bu ad, bilgi yoluyla kişinin kendini aydınlatması fikrinden esinlenmiştir
and would evolve to signify the breaking of a man's bonds of ignorance
0:40ve insanın cehalet bağlarını
through education and reason.
0:44eğitim ve akıl yoluyla koparması anlamına gelecek şekilde evrilmiştir.
But it all started with one man who really, really hated his bosses.
0:45Ama her şey patronlarından gerçekten ama gerçekten nefret eden bir adamla başladı.
at the University of Ingolstadt as a professor of canon law. Kelime
0:55Ingolstadt Üniversitesi'nde kilise hukuku profesörlüğü.
canon law: kilise hukuku, cannon law değil
Canon law, bir kilisenin veya başka bir dinî otoritenin o dinî kurumu ve üyelerini yönetmek amacıyla oluşturduğu ve uyguladığı resmî kurallar sistemidir. Cümlede a professor of canon law, bu hukuk alanını araştıran ve öğreten akademisyeni ifade eder. Burada canon, yetkili bir kilise kuralı anlamındadır. Büyük bir topu ifade eden cannon değildir; neredeyse aynı olan telaffuz ve farklı yazım, sonraki kelime oyununa temel oluşturur.
Alıştırma
“Kilise kuralı” anlamına gelen sözcüğün doğru yazımıyla cümleyi tamamlayın: She specializes in ____ law.
Cevabı göster
canon
Basically, the laws that governed cannons both on a battlefield and on ships.
0:59Yani temelde, savaş alanındaki ve gemilerdeki topları yöneten yasalar.
Actually, canon law is the guidelines and regulations
1:03Aslında kilise hukuku, dinî bir otorite tarafından belirlenen
for the purpose of running a government of a religious organization.
1:08bunlar, dinî bir kuruluşun yönetimini yürütmek için kullanılır.
In essence, Weishaupt was an expert on Church law, Anlatım akışı
1:11Özetle Weishaupt kilise hukuku uzmanıydı
In essence: temel fikri süzerek ifade etmek
In essence, dinleyiciden destekleyici ayrıntıları bir kenara bırakıp temel anlama odaklanmasını isteyen bir söylem işaretidir. Burada canon law hakkında teknik bir açıklamadan sonra, ana fikir daha basit olan Church law ifadesine indirgenir. Yeni bir kanıt eklemez. Ardından gelen bölümü, meselenin özünde neye karşılık geldiğini gösteren süzülmüş bir yeniden ifade olarak sunar.
Alıştırma
Cümleyi, dersteki “ayrıntılar çıkarıldıktan sonra” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: “____, the proposal gives local teams more control.”
Cevabı göster
In essence
but was himself not actually a member of the clergy.
1:15ama kendisi aslında ruhban sınıfının bir üyesi değildi.
in a university which was mostly run by clergy
1:19çünkü üniversiteyi büyük ölçüde din adamları yönetiyordu,
and not just any clergy, but Jesuits. Dilbilgisi
1:22üstelik sıradan din adamları değil, Cizvitler.
not just any X, but Y: özel bir kimliği vurgulamak
not just any X, but Y kalıbı önce bir kişiyi veya şeyi X kategorisine yerleştirir, ardından onun sıradan ve başka biriyle değiştirilebilir bir üye olduğu düşüncesini reddeder. Y, belirli veya dikkat çekici üyeyi ya da alt grubu tanımlar. Bu cümlede Jesuits, clergy içindeki belirli bir gruptur; dolayısıyla kalıp onların önemini artırır. Bu, hiç din görevlisi olmadığı anlamına gelmez; any, daha özel kimliği ortaya çıkarmaya hazırlayan retorik yapının parçasıdır.
Alıştırma
Cümleyi vurgu kalıbının iki parçasıyla tamamlayın: “Our guide was ____ local historian, ____ the director of the city museum.”
Cevabı göster
not just any · but
Jesuits were themselves established in the 16th century with the approval of Pope Paul III.
1:25Cizvitler, 16. yüzyılda Papa III. Paulus'un onayıyla kurulmuştu.
Their official mission was global evangelization
1:29Resmî görevleri dünya çapında İncil'i yaymaktı;
and helping different sects of Christians to work together.
1:34ve farklı Hristiyan mezheplerinin birlikte çalışmasına yardım ediyorlardı.
and were told to expect to go anywhere in the world
1:40ve dünyanın her yerine gitmeyi göze almaları,
SEAL Team 6 of Christianity: seçkin birlik üzerinden yapılan mizahi bir benzetme
SEAL Team 6 genellikle ABD Donanması’nın seçkin bir özel harekât birimini ifade eder. Cizvitlere “SEAL Team 6 of Christianity” demek, resmi bir dini unvan vermek değil, mizahi ve abartılı bir benzetme yapmaktır. Buradaki imge, dünyanın herhangi bir yerinde zor görevler üstlenmesi beklenen, iyi eğitimli ve disiplinli bir grubu düşündürür. Bağlamdaki sort of, kuruluşlar arasında gerçek bir bağ değil, yaklaşık bir benzerlik kurulduğuna işaret eder.
Alıştırma
Bu cümlede SEAL Team 6 of Christianity ne anlatıyor?
- Hristiyanlık içindeki resmi bir rütbenin adını verir.
- Cizvitlerin yalnızca altı yerde çalıştığını söyler.
- Cizvitleri zor görevlere hazır seçkin bir birime mizahi biçimde benzetir.
- Cizvitlerin resmen ABD Donanması’nın parçası olduğunu söyler.
Cevabı göster
Cizvitleri zor görevlere hazır seçkin bir birime mizahi biçimde benzetir.
for the sake of helping the poor and uneducated.
1:44amaçları yoksullara ve eğitim görmemiş insanlara yardım etmekti.
Jesuits, however, soon became a thorn in the side of the European powers Deyimler
1:46Ancak Cizvitler kısa sürede Avrupalı güçlerin başına bela oldu,
a thorn in the side of: sürekli tekrarlanan bir sorun
A thorn in the side of someone or something, tekrar tekrar rahatsızlık, zorluk veya engel yaratan kişi, grup ya da mesele anlamına gelir. İmge, saplandığı yerde kalan ve acı vermeyi sürdüren bir dikendir; bu nedenle tek bir olaydan çok devam eden bir sorunu anlatır. Bu cümlede Cizvitler, Avrupalı güçlerin bakış açısından anlatılır: sürekli bir engel ve hayal kırıklığı kaynağı hâline gelmişlerdir. İfade fiziksel bir yaralanmayı anlatmaz.
Alıştırma
Cümleyi, sürekli sorun yaratan bir kaynağı ifade eden ders deyimiyle tamamlayın: The unresolved billing error became ____ the small business.
Cevabı göster
a thorn in the side of
as they were a little too good at their job. Ton ve niyet
1:50çünkü işlerini biraz fazla iyi yapıyorlardı.
a little too good at their job: ironik hafifletme
Bu bağlamda a little too good at their job, kuru bir tonla yapılan ironik bir hafifletmedir. Yüzeyde ölçülü bir övgü gibi görünür; ancak too, onların etkililiğinin bir sınırı aştığını ve iktidar sahipleri için rahatsız edici ya da tehdit edici hâle geldiğini gösterir. Böylece ifade, başkalarının sağladıkları korumaya karşı çıktığını doğrudan söylemeden onlara yönelik düşmanlığı açıklar. Buradaki a little kesin bir derece ölçüsü değildir. Eleştiriyi kasıtlı olarak yumuşatır ve good at their job şeklindeki olumlu sözlerle işi iyi yapmanın zararlı sonuçları arasında ironik bir karşıtlık yaratır. Bu kalıp, bir kişinin yetkinliğini başka birinin bakış açısından sorun olarak gösterebilir.
Alıştırma
Şu cümleyi okuyun: The inspector was a little too good at her job, so the corrupt managers wanted her transferred. a little too good at her job ne ima ediyor?
- Etkililiğinin yozlaşmış yöneticilerin çıkarlarını tehdit ettiğini ima eder.
- Yöneticilerin onu ölçülü biçimde övdüğünü ve terfi ettirmek istediğini söyler.
- İşinde yalnızca biraz yetkin olduğu anlamına gelir.
Cevabı göster
Etkililiğinin yozlaşmış yöneticilerin çıkarlarını tehdit ettiğini ima eder.
Jesuits established special settlements in many colonial territories
1:53Cizvitler birçok sömürge toprağında özel yerleşimler kurdu
and refused to allow the populations under their care to be enslaved
1:56ve himayelerindeki halkların köleleştirilmesine izin vermedi;
as local governments and businessmen wished to,
2:00oysa yerel yönetimler ve iş insanları tam da bunu istiyordu.
with slave labor being critical to the economies of far-flung colonies, Dilbilgisi
2:03Uzak sömürgelerin ekonomileri için köle emeği hayati önem taşıdığından,
with + isim öbeği + being + tümleç ile arka plan eklemek
Sondaki with öbeği, ek arka plan veren bir yapıdır: with + isim öbeği + being + tümleç. Slave labor bu öbeğin içindeki öznedir; critical to the economies of far-flung colonies ise being aracılığıyla ona bağlanan tümleçtir. Bu öbek önceki yan cümleye bağlıdır ve yerel yönetimlerle iş insanlarının köleleştirmeyi neden istediğini açıklar: köle emeği sömürge sisteminin ekonomisi için önemliydi. Being ana fiil değildir ve sürmekte olan bir eylemi göstermez; yapı, başka türlü ayrı bir because cümlesiyle yazılabilecek nedeni veya ilgili durumu sıkıştırır.
Alıştırma
Cümleyi with + noun + being + complement kalıbıyla tamamlayın: The restaurant hired extra staff, with holiday demand ____ unusually high.
Cevabı göster
being
for standing in the way of economic progress. Deyimler
2:09çünkü ekonomik ilerlemenin önünde duruyorlardı.
Get a bad rap: olumsuz bir itibar edinmek
Get a bad rap, kötü bir ün edinmek veya olumsuz değerlendirilmek demektir. Burada Cizvitler kısa sürede ekonomik ilerlemenin önündeki engeller olarak görülmeye başlamıştır. Bu ifade çoğu zaman eleştirinin abartılı veya haksız olabileceğini ima eder, ancak hedefteki kişi ya da grubun masum olduğunu kanıtlamaz. Buradaki rap, suçlama veya olumsuz itibar anlamındadır; rap müziği ya da ceza mahkûmiyeti anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu cümlede got a bad rap neyi ima ediyor? The town got a bad rap after one old news story, although most visitors feel safe there.
- Kasaba bir müzik tarzıyla ünlendi.
- Kasaba bir suçtan dolayı hukuken mahkûm edildi.
- Kasaba, adil olmayabilecek olumsuz bir itibar edindi.
Cevabı göster
Kasaba, adil olmayabilecek olumsuz bir itibar edindi.
Stand in the way of: ilerlemeyi engellemek
Stand in the way of something, bir şeyin gerçekleşmesini veya gelişmesini engellemek ya da zorlaştırmak demektir. Engel bir kişi, kural, inanç veya koşul olabilir; kimsenin fiziksel olarak bir yolun üzerinde durması gerekmez. Yapı stand in the way of + isim veya -ing biçimidir. Cümlede Cizvitler, başkalarının ekonomik ilerleme dediği şeyi engelleyen bir unsur olarak gösterilmiştir.
Alıştırma
Cümleyi stand ile kurulan ve “ilerlemeyi engellemek” anlamına gelen hedef ifadeyle tamamlayın: Don't let one mistake ____ your progress.
Cevabı göster
stand in the way of
It should be noted that Jesuits weren't completely opposed to slavery. Anlatım akışı
2:11Cizvitlerin köleliğe bütünüyle karşı olmadığını da belirtmek gerek.
It should be noted that: önemli bir sınırlamayı belirtmek
It should be noted that, uyarıyı kimin yaptığı belirtilmeyen bir yönlendirme ifadesidir. Okura, sıradaki bilginin önemli olduğunu ve önceki ifadenin nasıl anlaşılması gerektiğini değiştirebileceğini bildirir. Bu cümlede sonraki yan cümle, Cizvitlerin köleliğe her bakımdan karşı olduğu yönündeki aşırı genel izlenimi sınırlar. Kalıp It + should + be noted + that yan cümlesidir. Edilgen anlatım, bunu fark etmesi gereken belirli bir kişiyi göstermez; odağı yeni bilgiye taşır.
Alıştırma
Cümleyi dersteki resmî yönlendirme ifadesiyle tamamlayın: ____ this discount is available online only.
Cevabı göster
It should be noted that
when slavery was a widespread and accepted practice.
2:16kölelik yaygın ve kabul gören bir uygulamaydı.
While Europeans themselves had been enslaved just several hundred years earlier.
2:19Üstelik Avrupalılar da yalnızca birkaç yüz yıl önce köleleştirilmişti.
Jesuits, were, however, opposed to the brutal conditions slaves endured,
2:23Ancak Cizvitler, kölelerin katlandığı acımasız koşullara karşıydı;
seeing no need for slaves to be treated like animals.
2:27kölelere hayvan gibi davranılması için hiçbir neden görmüyorlardı.
However, in many places the Jesuits remained in power,
2:38Yine de Cizvitler birçok yerde iktidarı ellerinde tutmaya devam etti;
such as the University of Ingolstadt where Adam Weishaupt found himself teaching. Dilbilgisi
2:41Adam Weishaupt'ın ders verdiği Ingolstadt Üniversitesi de bunlardan biriydi.
found himself teaching: find oneself doing kalıbı
Found himself teaching, find oneself doing kalıbının geçmiş zaman biçimidir. Buradaki find sözcüğü gerçek anlamıyla kullanılmaz; öznenin çoğu zaman tamamen planlamadan bir duruma geldiğini veya o durumda olduğunu fark ettiğini anlatır. Bu cümledeki durum, üniversitede ders vermektir. Yapı find + dönüşlülük zamiri + -ing biçimidir. Dönüşlülük zamiri özneyle uyumlu olmalıdır: he found himself teaching. he was teaching ile karşılaştırıldığında bu kalıp, o duruma nasıl geldiğine geriye dönük bakış anlamı ekler.
Alıştırma
Cümleyi find oneself doing kalıbının geçmiş biçimi ve teach fiiliyle tamamlayın: Leo had never planned to work with children, but after a few months at the center, he ____ art classes every afternoon.
Cevabı göster
found himself teaching
Under attack from all sides, the Jesuits in control of the university
2:46Her taraftan saldırı altında olan üniversite yönetimindeki Cizvitler,
attempted to suppress any staff that wasn't part of the clergy,
2:49ruhban sınıfından olmayan tüm çalışanları susturmaya çalıştı;
Frustrated by what he believed were outdated views, Weishaupt turned to Freemasonry. Öbek fiiller
2:54Eskimiş olduğunu düşündüğü görüşlerden bunalan Weishaupt, Masonluğa yöneldi.
turned to Freemasonry: yeni bir destek kaynağına yönelmek
Burada turned to, Weishaupt’ın Masonluğu alternatif bir fikir, destek veya fırsat kaynağı olarak gördüğü anlamına gelir. Yaşadığı hayal kırıklığı, onu çözümü başka bir yerde aramaya yöneltmiştir; fiziksel olarak dönmek kastedilmez. Yeniden kullanılabilen kalıp turn to + kişi, grup, kaynak veya etkinlik biçimindedir. Genellikle önceki bir yöntem başarısız olduğunda ya da bir ihtiyaç ortaya çıktığında kullanılır. Geçmiş zaman biçimi turned to şeklindedir.
Alıştırma
Cümleyi “birinden yardım istemek” anlamındaki turn to ifadesinin geçmiş zamanıyla tamamlayın: When the software problem became too difficult, Lena ____ a technician.
Cevabı göster
turned to
But by this point, the Freemason order had become a day club for rich kids
2:59Ama o zamana gelindiğinde Mason teşkilatı, zengin çocuklarının gündüz kulübüne dönüşmüştü;
play at philosophy: felsefeyi ciddiyetsiz bir taklit gibi görmek
Burada play at philosophy, felsefeyi ciddi biçimde incelemek yerine yüzeysel bir taklit ya da oyalanma olarak yapmak anlamına gelir. Anlatıcı ifadeyi küçümseyici biçimde kullanarak zengin gençlerin disiplinin kendisinden çok düşünür gibi görünmeyi sevdiklerini ima eder. Yeniden kullanılabilen kalıplar play at + etkinlik ve play at being + rol biçimindedir. Bunlar, gerçek bir bağlılık veya yeterlilik olmadan bir şeyle yüzeysel biçimde uğraşmayı ya da bir role sahipmiş gibi davranmayı anlatır.
Alıştırma
Eleştiriyi, “ciddiyetsiz biçimde bir şeymiş gibi davranmak” anlamındaki play at biçimiyle tamamlayın: The self-appointed committee was ____ experts instead of checking the facts.
Cevabı göster
playing at being
as opposed to today where it's a day club for bored middle-aged Kalıp ifadeler
3:04oysa bugün felsefecilik oynamak isteyen, canı sıkılmış orta yaşlı
as opposed to: açık bir karşıtlık kurmak
“As opposed to”, az önce sözü edilen şeyle karşılaştırılan diğer seçeneği veya durumu sunar. Burada geçmişteki kulüpten “bugünkü” kulübe geçerek modern biçimin ne kadar farklı olduğunu vurgular. Genel olarak X as opposed to Y yapısı, X ile Y'yi karşıt seçimler, kategoriler veya durumlar olarak çerçeveler. Buradaki “opposed”, “karşılaştırmalı olarak yan yana konmuş” demektir; ifade tek başına birinin Y'ye etkin biçimde karşı çıktığını göstermez.
Alıştırma
İki veri kaynağını açıkça karşılaştıran üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The report uses verified totals, ____ rough estimates.
Cevabı göster
as opposed to
Unsatisfied, Weishaupt decided he'd make his own, even cooler, club,
3:09Tatmin olmayan Weishaupt, kendine ait, daha da havalı bir kulüp kurmaya karar verdi;
those he thought worthy: düşürülmüş ilgi zamiri ve nesne tümleci
“Those”, “o kişiler” anlamına gelen çoğul bir zamirdir. Ardından sınırlayıcı bir ilgi cümleciği gelir: those (whom/that) he thought worthy. İlgi zamiri he thought ___ worthy yapısı içinde nesne görevi gördüğü için düşürülebilir. Kalıp think + nesne + sıfat biçimindedir: he thought them worthy. “Worthy”, “those” sözcüğünü niteler ve belirtilmeyen amaç için layık ya da yeterince uygun olduklarını anlatır; onun nasıl düşündüğünü anlatmaz.
Alıştırma
Hangi cümle “those he thought worthy” ile aynı kısa yapıyı, yani düşürülmüş bir nesne ilgi zamiri ile bu nesneyi niteleyen bir sıfatı kullanır?
- The committee interviewed the applicants because they were qualified.
- The committee interviewed the applicants who considered the job difficult.
- The committee interviewed the applicants it considered qualified.
Cevabı göster
The committee interviewed the applicants it considered qualified.
At first, six to nine of Weishaupt's best buds joined his secret new club,
3:17Başlangıçta Weishaupt'ın en yakın altı ila dokuz arkadaşı yeni gizli kulübüne katıldı;
which Weishaupt created in order to spread the ideas of enlightenment.
3:22Weishaupt bu kulübü Aydınlanma fikirlerini yaymak için kurmuştu.
Despite what your edgelord Facebook bestie might rant about on his wall, Kelime
3:25Facebook'taki ergen ruhlu kankanız duvarında ne kadar atıp tutarsa tutsun,
Alaycı etiket edgelord Facebook bestie
Edgelord, asi ya da dikkat çekici derecede sıra dışı görünmek için kasıtlı olarak kışkırtıcı, aşırı veya saldırgan görüşler ortaya atan biri için kullanılan küçümseyici bir internet argosudur. Sadece sıra dışı görüşleri olan herkesi değil, çevrim içi ortamda sergilenen yapay bir kişiliği eleştirir. Bestie, “en yakın arkadaş” anlamına gelen çok gündelik bir sözcüktür. “your edgelord Facebook bestie” içinde gerçek bir yakın arkadaşlığın güvenilir işareti olarak değil, sahte bir sevgi ve yakınlıkla alay etmek için kullanılır. Facebook ve atıp tutma göndermesiyle birleşen ifade, kişiyi tanıdık bir gürültücü internet provokatörü tipi olarak küçümser.
Alıştırma
“edgelord Facebook bestie” ifadesi burada nasıl bir tutum aktarıyor?
- Çevrim içi siyaset uzmanına verilen saygılı bir unvan
- Facebook kullanan gerçek bir yakın arkadaşın tarafsız biçimde tanımlanması
- Bir çevrim içi provokatörü “senin yakın arkadaşın” gibi gösteren alaycı ve küçümseyici bir etiket
Cevabı göster
Bir çevrim içi provokatörü “senin yakın arkadaşın” gibi gösteren alaycı ve küçümseyici bir etiket
the Illuminati wasn't interested in liberating man from religion, Dilbilgisi
3:29İlluminati insanı dinden kurtarmakla ilgilenmiyordu;
but rather wished to reform the way that religion was practiced and imposed.
3:33daha çok, dinin uygulanma ve dayatılma biçimini değiştirmek istiyordu.
wasn't interested in X, but rather wished to Y düzeltme kalıbı
Cümle, not X, but rather Y düzeltme kalıbını kullanır. “wasn't interested in liberating ...” İlluminati'nin amacı hakkındaki bir açıklamayı reddederken “but rather wished to reform ...” konuşmacının daha doğru saydığı açıklamayı sunar. Rather, Y'yi ek bir amaç değil, X'in yerine geçen açıklama yapar. İki taraftaki dil bilgisi yapısı farklı olabilir. Burada da was interested in sonrasında ulaç, wished to sonrasında ise fiilin yalın biçimi gelir. Önemli olan, iki bölümün aynı konu hakkında birbiriyle yarışan açıklamalar sunmasıdır.
Alıştırma
Cümleyi not X, but rather Y kalıbıyla tamamla: The update was ____ intended to remove the feature, ____ rather to make it easier to use.
Cevabı göster
not · but
Weishaupt believed that science and religion should be partners, not competitors,
3:37Weishaupt, bilim ile dinin rakip değil ortak olması gerektiğine inanıyordu;
and that people should have a free choice when it came to either.
3:42ve insanlar ikisinden birini seçmekte özgür olmalıydı.
with Minerval referring to the Roman goddess of wisdom, Minerva.
3:51Minerval, Roma'nın bilgelik tanrıçası Minerva'ya gönderme yapıyordu.
The goal was to create a state of liberty and moral equality.
3:55Amaç, özgürlük ve ahlaki eşitliğin olduğu bir düzen yaratmaktı.
had little interest in such a radical agenda for the time.
4:00o çağ için böylesine radikal bir gündemle pek ilgilenmemesiydi.
the powers that be: isimleri belirtilmeyen iktidar sahipleri
the powers that be, bir kuruluşu, sistemi veya durumu kontrol eden ancak isimleri açıkça belirtilmeyen kişileri anlatan, çoğul kullanılan kalıplaşmış bir deyimdir. Burada mevcut toplumsal düzeni koruyan ve radikal reformlara pek ilgi göstermeyen yönetici sınıfı ifade eder. that be dizisi, “var olan” anlamındaki eski bir söyleyişi korur; be sözcüğünden sonra eksik bırakılmış bir tümleç yoktur. İfadenin tamamını çoğul bir ad öbeği olarak ele almak ve İngilizcede çoğul uyumu kullanmak gerekir: The powers that be are ...
Alıştırma
“İsimleri belirtilmeyen iktidar sahipleri” anlamındaki kalıplaşmış deyimi tamamlayın: The final decision rests with ____.
Cevabı göster
the powers that be
how could they possibly be exploited for personal gain? Ton ve niyet
4:06kişisel çıkar için nasıl sömürülebilirlerdi?
How could they possibly ...?: alaycı bir retorik soru
Bu, söz sanatı amacıyla sorulan retorik bir sorudur; anlatıcı bir sömürü yöntemi istemez. Anlatıcı, yöneticilerin çıkarcı bakış açısını geçici olarak benimseyerek özgür sıradan insanların başka birinin çıkarı için eskisi kadar kolay sömürülemeyeceğini ima eder. How could ... possibly ...? kalıbında possibly, inanamama tavrının abartılı biçimde sergilenmesini güçlendirir. Buradaki abartılı “sorun” alaycıdır; dolayısıyla cümle sömürü mantığını desteklemek yerine kınar.
Alıştırma
Retorik soru bu bağlamda ne ima ediyor?
- Anlatıcı, özgür sıradan insanların nasıl sömürüleceğine ilişkin gerçekten tavsiye istiyor.
- Özgür sıradan insanları sömürmek daha zor olurdu ve soru, sömürenlerin bencil çıkarlarıyla alay ediyor.
- Anlatıcı, özgürlüğün sıradan insanları sömürmeyi kolaylaştıracağına inanıyor.
Cevabı göster
Özgür sıradan insanları sömürmek daha zor olurdu ve soru, sömürenlerin bencil çıkarlarıyla alay ediyor.
This is an idea free market capitalists struggle with to this day.
4:09Serbest piyasa kapitalistleri bu fikirle bugün bile boğuşuyor.
Heavily influenced by Freemasonry, or really just blatantly ripping it off, Öbek fiiller
4:12Masonluktan büyük ölçüde etkilenen, doğrusu onu düpedüz araklayan Weishaupt,
blatantly ripping it off: apaçık ve özgünlükten uzak biçimde kopyalamak
Rip something off, bir tasarımı, fikri, eseri veya sistemi özgün olmayan ya da haksız bir biçimde kopyalamak anlamına gelen gündelik bir öbek fiildir. Ripping it off ifadesindeki it, Masonluğun sistemi ve ritüellerine gönderme yapar; zamir doğru olarak rip ile off arasına gelir. Blatantly, bir şeyi açıkça ve saklamaya çalışmadan yapmak demektir. Anlatıcı önce heavily influenced der, ardından bu daha yumuşak tanımı blatantly ripping it off diye düzeltir. Böylece etkilenmeyi, apaçık kopyalamaya yönelik güçlü bir suçlamaya dönüştürür. Buradaki rip off, bir şeyi fiziksel olarak yırtıp çıkarmak veya bir müşteriyi kazıklamak anlamında değildir.
Alıştırma
Cümleyi “açıkça ve utanmadan kopyalamak” anlamındaki hedef gündelik ifadeyle tamamlayın: The reviewer said the designer was ____ the older brand's logo.
Cevabı göster
blatantly ripping off
Members were given secret names taken out of their favorite parts of antiquity.
4:20Üyelere, antik çağın en sevdikleri bölümlerinden alınan gizli adlar verildi.
Weishaupt himself, for example, took the name of Spartacus,
4:24Örneğin Weishaupt kendine Spartaküs adını seçti;
mental slaves: kontrol edilen düşünce için bir mecaz
Mental slaves, düşünceleri cehalet, dogma veya otorite tarafından kontrol ediliyormuş gibi sunulan insanlar için kullanılan güçlü bir mecazdır. Buradaki slaves sözcüğü gerçek anlamda değildir; ifade, sınırlı düşünce özgürlüğünü bir tür tutsaklık olarak gösterir. Weishaupt, köleliğe karşı isyanla ilişkilendirilen Spartaküs adını alarak kendi davasını insanların zihinlerini özgürleştiren bir hareket gibi sunar. Bu sözler onun kahramanca benlik algısını ortaya koyar ve eğitimi ya da düşünsel reformu bir kurtuluş mücadelesine dönüştürür.
Alıştırma
“The speaker claimed that education would free people he called mental slaves,” cümlesinde mental slaves ne anlama gelir?
- Roma tarihi okuyan insanlar
- Düşünceleri kontrol edilmiş veya kısıtlanmış gibi sunulan insanlar
- Ücret almadan fiziksel iş yapan insanlar
Cevabı göster
Düşünceleri kontrol edilmiş veya kısıtlanmış gibi sunulan insanlar
As the membership roster grew from nine individuals to 2,500, though, Dilbilgisi
4:32Ancak üye sayısı dokuzdan 2.500'e çıkınca,
As the membership roster grew ... though, it was clear ile bilgiyi düzenleme
“As the membership roster grew”, değişen bir durumu zaman arka planı olarak sunar: üye sayısı artarken sonraki değerlendirme de ortaya çıkmaktadır. Buradaki As mutlaka “çünkü” anlamına gelmez. Araya giren though, beklentinin tersine bir dönüşü işaretler: büyüme olumlu görünür, ancak daha fazla rütbeye ihtiyaç olduğunu ortaya çıkarır. Ardından “it was clear”, bu ihtiyacı açık bir sonuç olarak sunar. Yeniden kullanılabilir kalıp As + değişmekte olan durum, though, it was/became clear + sonuç şeklindedir.
Alıştırma
Kademeli değişim için As ve parantez niteliğindeki karşıtlık için though kullanarak cümleyi tamamlayın: “____ demand grew, ____, it was clear that we needed more servers.”
Cevabı göster
As · though
Geçmiş zaman ortacı niteleyicisi olarak split up into
Bu cümlede split up into, “bölünmüş veya düzenlenmiş” anlamına gelir. The three classes, bölünme sonucunda oluşan kategorilerdir. “Split up into three classes”, “13 degrees of initiation” ifadesini niteleyen geçmiş zaman ortacı öbeğidir. “13 degrees of initiation that were split up into three classes” şeklindeki tam yapının kısaltılmış hâlidir. Buradaki split up sınıflandırma anlamındadır; bir ilişkiyi bitirme anlamında değildir.
Alıştırma
“Divided into” anlamındaki üç sözcüklü ifadeyi geçmiş zaman ortacı niteleyicisi olarak kullanın: “We received a guide ____ five chapters.”
Cevabı göster
split up into
The first few orders of initiates were known as Illuminatus Minor.
4:43İlk birkaç kabul derecesindekilere Illuminatus Minor deniyordu.
Then came + isim öbeği: anlatı devrikliği
“Then came the Illuminatus Dirigens,” cümlesinde came fiili, öznesi olan the Illuminatus Dirigens ifadesinden önce gelir. Bu, özne-fiil devrikliğidir; soru cümlesi değildir. Normal sıralama “The Illuminatus Dirigens came then.” olurdu. “Then came + isim öbeği” yapısı, bir dizide sırada gelen kişiyi, olayı veya ögeyi tanıtır. Yeni isim öbeğinin sona yerleştirilmesi, onu bilgi odağı yapar ve cümleye anlatı ya da sıralama ritmi verir.
Alıştırma
Sıradaki olayı yeni bilgi olarak sunmak için anlatı devrikliği kullanan cümle hangisidir?
- The final announcement came then.
- Then came the final announcement.
- Did the final announcement come then?
Cevabı göster
Then came the final announcement.
and lastly, the top tier of Illuminati were simply known as the Kings.
4:49ve son olarak İlluminati'nin en üst kademesine yalnızca Krallar deniyordu.
We're not saying Weishaupt lost the plot somewhere along the way, Deyimler
4:53Weishaupt'ın yolun bir yerinde amacından saptığını söylemiyoruz
Lost the plot: mantıklı davranmayı bırakmak veya yönünü kaybetmek
“Lose the plot”, mantıklı düşünmeyi veya davranmayı bırakmak ya da başlangıçtaki amacın kontrolünü kaybetmek demektir. Bir kitabın veya filmin olay örgüsüyle ilgili olması gerekmez. Burada “We're not saying Weishaupt lost the plot...” ironiktir: Konuşmacı görünüşte eleştiriyi reddederken dinleyiciyi Weishaupt’ın gerçekten mantıksızlaştığından veya ideallerinden uzaklaştığından şüphelenmeye yöneltir.
Alıştırma
“The committee kept changing its goal and finally lost the plot,” cümlesinde “lost the plot” ne anlama gelir?
- Toplantı saatini gizlice değiştirdiler.
- Mantıklı davranmayı bıraktılar ve hedefi gözden kaçırdılar.
- Bir filmin hikâyesini unuttular.
Cevabı göster
Mantıklı davranmayı bıraktılar ve hedefi gözden kaçırdılar.
and free them from oppressive government and ideology, both,
4:58ve onları hem baskıcı yönetimden hem de ideolojiden kurtarmak için yola çıkan bir adam,
ended up making a secret society where he was king,
5:01sonunda kendisinin kral olduğu gizli bir cemiyet kurdu;
set out to ... ended up making: niyetten sonuca
Set out to + fiilin yalın hâli, bir girişimin başındaki bilinçli amacı sunar. Burada set out to enlighten people and free them, adamın ilk niyetini belirtir; set out fiziksel olarak bir yolculuğa çıkmak anlamına gelmez. End up + -ing, olaylar geliştikten sonraki nihai sonucu ve çoğu zaman amaçlanmamış bir durumu sunar. Set out to ile ended up making birlikte kullanıldığında niyet ile sonucu karşılaştıran şu çerçeve oluşur: X set out to do A but ended up doing B.
Alıştırma
Cümleyi set out ... end up kalıbıyla tamamlayın: Lena ____ write a short report, but she ____ producing a fifty-page study.
Cevabı göster
set out to · ended up
and that really speaks to the futility of man. Kalıp ifadeler
5:04bu da insanın beyhudeliğini gerçekten gözler önüne seriyor.
speaks to the futility: kanıtı daha geniş bir temaya bağlamak
Bu cümlede speaks to + soyut isim, bir şeyin başka bir şey hakkında kanıt sunduğu, onu örneklediği veya açığa çıkardığı anlamına gelir. Özne olan that, gerçekten konuşan birine değil, önceki ironik sonuca gönderme yapar; the futility of man ise bu sonucun ortaya koyduğu söylenen daha geniş düşüncedir. Bu kalıp, yorum yapan kişinin belirli bir gerçekten genel bir temaya geçmesini sağlar: This/That speaks to + mesele, nitelik veya örüntü.
Alıştırma
Hangi cümlede speaks to, belirli bir gerçeğin daha geniş bir meseleyi ortaya koyduğunu belirtir?
- The manager speaks to the designer after lunch.
- The repeated delays speak to a deeper problem in the planning process.
- Maria speaks about the planning process in every meeting.
Cevabı göster
The repeated delays speak to a deeper problem in the planning process.
Well, they attempted to spread the ideas of enlightenment and reform
5:09Aydınlanma ve reform fikirlerini yaymaya çalıştılar;
through the upper crust of European society, Deyimler
5:12hem de Avrupa toplumunun en üst tabakası aracılığıyla.
Toplumun en yüksek statülü grubu için “the upper crust”
Bu cümlede “the upper crust”, Avrupa toplumundaki varlıklı, nüfuzlu veya yüksek statülü kişilerden oluşan en üst toplumsal tabaka anlamına gelir. Bu, ekmek ya da hamur işinin üst kabuğuna gönderme yapan bir ifade değil, toplumsal sınıfla ilgili gayriresmî bir deyimdir. İfade bu kişileri bir bütün olarak ele alır ve hafif mizahi, mesafeli veya eleştirel duyulabilir. Tarih anlatımında resmî bir unvan ya da kurum adı vermeden seçkinleri geniş anlamda ifade edebilir.
Alıştırma
Cümleyi “en varlıklı ve sosyal açıdan en öne çıkan grup” anlamındaki gayriresmî deyimle tamamlayın: The invitation-only gala attracted ____ of the city.
Cevabı göster
the upper crust
any way close to political power of their own.
5:16kendilerine ait siyasi bir güce yaklaşamadılar bile.
The high point of this secret society would come in 1777
5:18Bu gizli cemiyetin zirve dönemi 1777'de geldi;
and used the opportunity to spread the same liberal values
5:24ve bu fırsatı, İlluminati'nin savunduğu
However, Charles Theodore would prove to be a weak monarch, Dilbilgisi
5:29Ancak Karl Theodor zayıf bir hükümdar olduğunu kanıtladı
Sonradan ortaya çıkan bir sonuç için “prove to be”
“Would prove to be” içindeki “prove to be”, sonuçta öyle çıkmak veya sonraki olaylar sayesinde öyle olduğu anlaşılmak anlamına gelir. Charles Theodore bilinçli olarak bir şeyi kanıtlamaz; daha sonra yaşananlar onun zayıf bir hükümdar olduğu değerlendirmesini destekler. Yeniden kullanılabilir kalıp özne + prove to be + isim ya da sıfat tümlecidir. Burada would, geçmiş zamanlı anlatıdaki daha önceki bir noktadan bakıldığında sonucu gelecek olarak sunar.
Alıştırma
Cümleyi prove to be ifadesiyle tamamlayın: The shortcut may ____ slower during rush hour.
Cevabı göster
prove to be
to back off the liberalization of Bavaria. Öbek fiiller
5:34Bavyera'nın liberalleşmesini durdurmasını sağladı.
Back off: baskı altında bir plandan geri çekilmek
Bu cümlede back off, başkalarının baskısı nedeniyle liberalleştirme çabasından geri çekilmek, onu ilerletmeyi bırakmak veya çabanın gücünü azaltmak anlamına gelir. Fiziksel olarak geriye gitmeyi değil, yön değiştirmeyi anlatır. Geri çekilmenin derecesi bağlama bağlıdır: back off bir politikanın yumuşatılmasını veya bir girişimin artık ileri taşınmamasını anlatabilir, ancak tek başına politikanın her bölümünün kalıcı olarak iptal edildiği anlamına gelmez.
Alıştırma
'After strong objections, the mayor backed off from the proposal,' cümlesinde backed off ne anlama gelir?
- Belediye başkanı şehirdeki bütün politikaları kalıcı olarak iptal etti.
- Belediye başkanı öneriye verdiği desteği azalttı veya kesti.
- Belediye başkanı öneriyi tutarken fiziksel olarak geriye doğru yürüdü.
- Belediye başkanı öneriyi daha güçlü hâle getirdi.
Cevabı göster
Belediye başkanı öneriye verdiği desteği azalttı veya kesti.
This would eventually lead to a direct crackdown on the Illuminati itself,
5:36Bu, sonunda doğrudan İlluminati'ye yönelik bir baskıya dönüştü;
a danger to the security and safety of the state.
5:41devletin güvenliği ve emniyeti için bir tehlike sayıldı.
With their liberal agenda deemed a danger: sıkıştırılmış edilgen bir with yan cümlesi
Burada with, ek bir arka plan durumunu tanıtır: their liberal agenda isim öbeğidir, deemed edilgen anlamlı geçmiş zaman ortacıdır ve a danger to the security and safety of the state bu gündeme yüklenen tümleçtir. Bu öbek, baskının gerçekleştiği arka planı açıklamaya yardımcı olur. Yapı with their liberal agenda being deemed a danger biçiminde açılabilir; bu bağlamda daha açık şekilde because the authorities deemed their liberal agenda a danger da denebilir. Cümle bir otoritenin değerlendirmesini aktarır; tehlikeyi tarafsız ve nesnel olarak kanıtlanmış bir gerçek gibi sunmaz.
Alıştırma
'The event was canceled, with the roads deemed unsafe' yapısı ne anlama gelir?
- Etkinliğin kendisi yolları değerlendirdi.
- Yolların güvensiz olduğuna karar verildi; değerlendirmeyi yapan kişiler belirtilmedi.
- Cümle, kimsenin değerlendirmesini aktarmadan yolların nesnel olarak güvensiz olduğunu kanıtlıyor.
- Yollar, adı verilmeyen kişilerin güvensiz olduğuna karar verdi.
Cevabı göster
Yolların güvensiz olduğuna karar verildi; değerlendirmeyi yapan kişiler belirtilmedi.
as its members boasted publicly of the power they wielded,
5:46çünkü üyeleri sahip oldukları güçle açıkça övünüyorlardı,
though they wielded little said power, Kelime
5:49oysa sözünü ettikleri güçten pek azına sahiptiler,
said power: said sözcüğünün “söz konusu” anlamı
said power ifadesinde said, ismi niteleyen bir sözcüktür ve “az önce anılan yetki” ya da “söz konusu yetki” anlamına gelir. Bu konumda say fiilinin geçmiş zaman biçimi olan bir aktarma fiili değildir. İfade, üyelerin daha önce sahip olduklarını iddia ettikleri yetkiye geri gönderme yapar. Bu kısa geri gönderme biçimi resmî yazının tipik bir özelliğidir ve anlatıma kasıtlı olarak hukuk dilini andıran bir ton verir.
Alıştırma
Bir sözleşmede önce bir güvence depozitosu tanımlanıyor. Hangi cümlede said, bu depozitoya kasıtlı olarak resmî bir üslupla geri gönderme yapmak için doğru kullanılmıştır?
- The landlord said that the deposit must be returned within 30 days.
- Said deposit must be returned within 30 days.
- That deposit must be returned within 30 days.
Cevabı göster
Said deposit must be returned within 30 days.
could afford to do: sonuçları göze alacak hareket alanına sahip olmak
could afford to do ifadesindeki afford, yeterli paraya sahip olmakla ilgili değildir. “Kabul edilemez bir risk veya sonuçla karşılaşmadan bunu yapabilecek durumda olmak” anlamına gelir. can/could afford to + fiil yapısı, koşulların bir eylem için yeterli güvenlik, zaman, statü, siyasi özgürlük veya başka bir pratik hareket alanı bırakıp bırakmadığını değerlendirir. Burada coğrafi uzaklık, olası siyasi bedeli azaltıyordu.
Alıştırma
Riskle ilgili ifadeyi tamamlayın: With final exams tomorrow, I can't ____ stay up all night.
Cevabı göster
afford to
Membership lists of Illuminati members began to be leaked to the public,
5:59İlluminati üyelerinin listeleri halka sızdırılmaya başlandı
and the discovery of many Illuminati in positions of moderate power
6:02ve belirli ölçüde güç sahibi makamlarda birçok İlluminati üyesinin bulunması,
led to a general panic over secret societies
6:06gizli cemiyetler hakkında genel bir paniğe yol açtı;
Charles Theodore banned any and all secret societies, Kalıp ifadeler
6:10Karl Theodor istisnasız tüm gizli cemiyetleri yasakladı
Any and all: hiçbir istisna olmadığını vurgulamak
Any and all, bir grubun her üyesinin istisnasız dâhil olduğunu belirtir. any and all secret societies ifadesinde vurgulu bir belirleyici olarak kullanılır ve yasağın hangisi veya hangi türü olursa olsun bütün gizli cemiyetleri kapsadığını gösterir. Any and all iki ayrı grubu anlatmaz. Any kapsamı olası her üyeye genişletirken all tam kapsama anlamını güçlendirir. Bu iki sözcük birlikte kullanıldığında ifade, yalnızca all kullanılmasına göre daha güçlü olur.
Alıştırma
Hiçbir istisna olmadığını vurgulayan üç sözcüklük ifadeyle kural cümlesini tamamlayın: You must report ____ security incidents immediately.
Cevabı göster
any and all
causing Weishaupt to flee for his life. Kalıp ifadeler
6:13ve Weishaupt canını kurtarmak için kaçmak zorunda kaldı.
Flee for his life: ölümcül tehlikeden kaçmak
Flee for his life, hayatının ciddi tehlikede olduğuna inandığı için kaçmak anlamına gelir. For his life, kaçışın nedenini ve aciliyetini belirtir; belirli bir yaşam biçimi aradığı anlamına gelmez. Kullanılabilir kalıp flee for + iyelik belirleyicisi + life veya lives biçimindedir: flee for her life ve flee for their lives. İyelik sözcüğü özneyle uyumlu olmalı, çoğul öznelerde ise normalde lives kullanılmalıdır.
Alıştırma
Cümleyi flee for one's life ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: When the dam broke, the villagers had to ____.
Cevabı göster
flee for their lives
Today, the Illuminati are blamed for everything Anlatım akışı
6:15Bugün İlluminati her şeyden sorumlu tutuluyor;
Komik yükseliş için everything from X to Y to Z
everything from X to Y kalıbı normalde geniş bir kapsam sunar. Bir to Z daha eklemek, aralığı düzenli bir ikilinin ötesine taşır ve konuşanın listeyi giderek büyütmesini sağlar. Burada liste, büyük toplumsal sorunlar olan war ve poverty’den ilgisiz bir internet mimi göndermesi olan Harambe’ye atlar. Bu ani son unsur komik bir vurgu yaratır: İddia için kanıt sunmak yerine, Illuminati’nin sorumlu tutulduğu şeyleri saçma derecede sınırsız gösterir.
Alıştırma
Hangi cümle, abartılı ve komik bir yükseliş kurmak için everything from X to Y to Z yapısını kullanıyor?
- The office discussed the broken printer, low sales, and the weather as separate agenda items.
- The office blamed me for everything from the broken printer to low sales to the rain.
- The office blamed me for the broken printer and for the drop in sales.
Cevabı göster
The office blamed me for everything from the broken printer to low sales to the rain.
İnternet mimi esprisi olarak Harambe
Harambe, Cincinnati Hayvanat Bahçesi’nde yaşayan bir gorildi ve 2016'da bir çocuğun bulunduğu bölmeye girmesinden sonra öldürüldü. Adı daha sonra internette yaygın biçimde tekrarlanan bir mime dönüştü ve ilgisiz olaylarla ilgili şakalara sık sık eklendi. Harambe, war ve poverty’den sonra geldiği için liste büyük toplumsal sorunlardan birdenbire bir internet mimiyle ilişkilendirilen hayvana iner. Bu uyumsuzluk esprinin vurucu noktasını oluşturur ve her şeyi ayrım gözetmeden bir komploya bağlamayı alaya alır; gerçek bir bağlantı olduğu iddia edilmez.
Alıştırma
Harambe’nin bu listenin sonunda yer alması neden komiktir?
- Illuminati bağlantısına dair tarihsel kanıt sunar.
- Yoksulluktan etkilenen başka bir ülkenin adını verir.
- Liste, büyük küresel sorunlardan birdenbire bir internet mimiyle ilişkilendirilen gorile geçer.
Cevabı göster
Liste, büyük küresel sorunlardan birdenbire bir internet mimiyle ilişkilendirilen gorile geçer.
was never more than a moderately successful boys club Dilbilgisi
6:23az çok başarılı bir erkekler kulübünden fazlası değildi;
never more than: zamanın tamamı için bir üst sınır
Bu cümlede never more than, tarihsel İlluminati’nin ulaştığı önem veya güce kesin bir üst sınır koyar. İlluminati’nin hiçbir zaman orta derecede başarılı bir erkekler kulübü statüsünü aşmadığı anlamına gelir. never more than + ad öbeği veya betimleme kalıbı, abartılı bir anlatıyı düzeltmek için kullanışlıdır: sınırlı betimlemeyi kabul ederken daha güçlü her türlü iddiayı reddeder.
Alıştırma
İngilizce cümleyi “hiçbir zaman bu statüyü aşmadı” anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Despite later legends, the organization was ____ a small local club.
Cevabı göster
never more than
Conspiracy theories, nevertheless, abound: abound ile resmî karşıtlık
Abound, “çok sayıda var olmak” anlamına gelen resmî bir geçişsiz fiildir. Burada Conspiracy theories öznedir; yani theories abound yapısı vardır. Ardından gelen concerning öbeği teorilerin ne hakkında olduğunu belirtir; abound fiilinin nesnesi değildir. Nevertheless, önceki tarihsel düzeltmeyle karşıtlık kurar: tarihsel olgular sınırlı bir etki gösterse de çok sayıda modern teori hâlâ vardır. Virgüllerle ayrılarak ara söz işlevi görür ve cümlenin temel dil bilgisini değiştirmez.
Alıştırma
Hangi cümle nevertheless sözcüğünü ara söz niteliğinde bir karşıtlık belirteci, abound sözcüğünü de geçişsiz fiil olarak doğru kullanıyor?
- Historical evidence is limited; conspiracy theories, nevertheless, are abound.
- Historical evidence is limited; conspiracy theories, nevertheless, abound the internet.
- Historical evidence is limited; conspiracy theories, nevertheless, abound.
Cevabı göster
Historical evidence is limited; conspiracy theories, nevertheless, abound.
probably because it's more comfortable for people to believe Dilbilgisi
6:34Muhtemelen bunun nedeni, insanların şuna inanmayı daha rahat bulması:
It's more comfortable for people to believe that: önden kullanılan it kalıbı
Cümlede önden kullanılan it yapısı vardır: It + be + sıfat + for + kişi veya grup + to + fiil. Buradaki more comfortable, bir şeye inanmanın psikolojik açıdan daha kolay ya da rahatlatıcı olmasını değerlendirir; fiziksel rahatlığı anlatmaz. That yan cümlesi believe fiilinin içeriğini verir. Cümlenin başında önden it kullanılması, uzun eylem ve içerik birimini değerlendirmeden sonraya bırakır; böylece konuşmacı belirli bir yorumun insanlar için neden daha güven verici olduğunu açıklayabilir.
Alıştırma
Cümleyi hedef kalıp It's more comfortable for ... to ile tamamlayın: ____ the committee to believe that the error was accidental.
Cevabı göster
It's more comfortable for
Pulling the strings: gizli kontrol
Pull the strings, kukla oynatma imgesinden gelen bir mecazdır: görünmeyen kuklacı figürleri ipleriyle hareket ettirir. Mecaz olarak insanları, kararları veya olayları perde arkasından kontrol etmek anlamına gelir. Bu cümlede birinin daha büyük bir plana göre hükümetin eylemlerini gizlice yönettiği düşünülüyor. Bu nedenle ifade, yalnızca açık liderliği değil, gizli kontrolü ima eder.
Alıştırma
Bir gazeteci, adı verilmeyen bir danışmanın tüm önemli kararları gizlice kontrol ettiğini söylüyor. Bunu en iyi hangi cümle ifade eder?
- The adviser is pulling strings to get a friend hired.
- The adviser is openly in charge of the department.
- The adviser is pulling the strings behind the scenes.
Cevabı göster
The adviser is pulling the strings behind the scenes.
that sometimes we put idiots in charge. Kalıp ifadeler
6:45Bazen yönetimi aptallara teslim ediyoruz.
put someone in charge: birine yetki vermek
Put + person/team + in charge, o kişiye veya gruba sorumluluk ve yetki vermek anlamına gelir. Bu cümlede idiots, put fiilinin nesnesidir ve son derece aşağılayıcı bir yargıdır; dolayısıyla konuşmacı, yetersiz kişilere güç verildiğini söylemektedir. Bu ifade, yetki oluşturan bir atama veya kararı anlatır; birinden ücret almak ya da onu bir suçla itham etmek anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi put someone in charge of ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The manager trusted Elena, so he ____ the new team.
Cevabı göster
put her in charge of
But then again: bir sonucu yeniden değerlendirmek
But then again, konuşmacının az önce belirttiği bir noktayı yeniden değerlendirmeye açan bir söylem belirtecidir. Önceki sonucu zayıflatabilecek veya karmaşıklaştırabilecek başka bir husus bulunduğunu gösterir; böylece sonraki ifade ani bir çelişki değil, bilinçli bir yeniden değerlendirme gibi duyulur. Burada then, olayları zaman sırasına koymaz. İfadenin tamamı, bir iddiadan kuşkucu bir ikinci düşünceye geçerek savın akışını düzenler.
Alıştırma
Az önce “The apartment is small.” dediniz. Hangi devam cümlesi bu olumsuz yargıyı yeniden değerlendirdiğinizi en doğal biçimde gösterir?
- In other words, the low rent makes it a good deal.
- But then again, the low rent makes it a good deal.
- After that, the low rent makes it a good deal.
Cevabı göster
But then again, the low rent makes it a good deal.
that's exactly what we'd say if we were...: konuşanın sözünü kendi aleyhine çeviren bir varsayım
Bu cümlede we'd, we would anlamına gelir. Yapı, hayal edilen sonucu, that's exactly what we would say, koşuldan, if we were secretly part of the Illuminati, önce getirir. Geçmiş zaman biçimi were burada gerçeklikten uzak bir varsayımı belirtir; koşulun doğru olduğunu söylemez. That, konuşanların hemen önceki iddiasına gönderme yapar. Şaka bu iddiayı onların aleyhine çevirir: gizli üyeler de muhtemelen aynı inkârda bulunurdu; dolayısıyla komployu inkâr etmek bile ona dâhil olmanın kanıtı gibi sunulabilir. Kasten çürütülemez olan bu mantık, gerçek bir itiraf değil, kişinin kendi sözünü boşa düşüren bir ironi yaratır.
Alıştırma
Vurgulanan cümle bu bağlamda büyük olasılıkla ne yapıyor?
- Konuşanların inkârının bile şüpheli görünebileceğini şakayla ima eder.
- Konuşanların İlluminati'yi daha önce hiç duymadığını kanıtlar.
- Konuşanların İlluminati'ye üye olduğunu ciddi biçimde itiraf eder.
- Geçmişteki düzenli bir alışkanlığı anlatır.
Cevabı göster
Konuşanların inkârının bile şüpheli görünebileceğini şakayla ima eder.