Dinozorlar GERÇEKTE Neye Benziyordu?: İngilizce çalışma notları

Kurzgesagt – In a Nutshell

Öğrenme zorluğu
1.517 kelime 170 kel/dk

Video özeti: Fosiller tarih öncesi yaşamın yalnızca çarpıtılmış bir kesitini gösterir. Hayvanlar ve teknoloji dinozorların görünüşünü ve davranışını yeniden değerlendirmeyi sağlar; anlatı bugünkü yaşamı savunur. Başlıca İngilizce noktaları: 1. "unknown unknown" - Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: eksikliğini fark etmediğimiz olguları adlandırın; belirsizlikten veya eksik kanıttan söz edin. 2. "will have tried to" - Dil bilgisi ve cümle kalıpları: future perfect biçiminin geleceği değil, geçmişteki muhtemel bir eylemi çıkarsadığını ayırt edin. 3. "as amazing as our imagination is," - Dil bilgisi ve cümle kalıpları: as + sıfat + as yapısıyla bir fikri kabul edip başka bir seçeneği üstün tutun.

Bu derste

The past is a vast and mysterious land that begins at the Big Bang and ends in the present,

0:00

Geçmiş, Büyük Patlama'da başlayıp günümüzde sona eren,

expanding with each passing moment. Kalıp ifadeler

0:07

geçen her anla birlikte genişleyen uçsuz bucaksız ve gizemli bir diyardır.

Kalıp ifadeler

with each passing moment: geçen her anla birlikte

Burada with each passing moment, “her an geçtikçe” anlamına gelir. Passing, bir kişinin veya nesnenin bir yerin önünden geçmesini değil, zamanın ilerlemesini anlatır. Bu ifade, zamanın geçişini sürmekte olan bir değişime bağlar: şimdiki zaman ilerledikçe geçmiş genişlemeye devam eder. with each passing + zaman sözcüğü kalıbı, değişimin adım adım sürdüğünü vurgular.

Alıştırma

Cümleyi “her an geçtikçe” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: The storm sounded closer ____.

Cevabı göster

with each passing moment

It's the home of everything that came before,

0:10

Daha önce var olmuş her şeyin yurdudur,

the key to understanding our present.

0:13

bugünümüzü anlamanın anahtarıdır.

Here, we find the most amazing creatures to ever roam our planet.

0:15

Burada, gezegenimizde dolaşmış en inanılmaz canlıları buluruz.

Hundreds of millions of species so diverse that our imagination cannot do them justice. Deyimler

0:19

Hayal gücümüzün hakkını veremeyeceği kadar çeşitli yüz milyonlarca tür.

Deyimler

do them justice: hakkını vererek yansıtmak

Do them justice, “onları hak ettikleri ölçüde eksiksiz ve adil biçimde göstermek veya anlatmak” anlamına gelir. Them, yüz milyonlarca türe gönderme yapar; cümle, bu türlerin çeşitliliğinin hayal gücünün yeterince temsil edebileceğinden daha büyük olduğunu söyler. Bu, do someone/something justice deyimidir. Sözcükler, resimler, çeviriler veya performanslar bir şeyin gerçek niteliğini, boyutunu ya da etkisini yansıtamadığında sıklıkla can’t, cannot veya doesn’t ile kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi “hak ettiği kadar iyi temsil etmek” anlamına gelen deyimle tamamlayın: The sculpture is amazing in person, but this picture does not ____.

Cevabı göster

do it justice

Unfortunately,

0:25

Ne yazık ki,

the past carefully guards its secrets. Deyimler

0:26

geçmiş sırlarını özenle saklar.

Deyimler

“guards its secrets” ifadesindeki kişileştirme

Burada “the past” kişileştirilir: tarihin soyut bir dönemi, sırları koruyabilen bir muhafızmış gibi sunulur. “Its secrets”, henüz keşfedilmemiş tarihî gerçekleri veya kanıtları anlatır; geçmişin bilinçli olarak sakladığı sırlar anlamına gelmez. Bu mecaz, tarihî kanıtlara ulaşmanın zorluğunu canlı hâle getirir. Genel olarak soyut bir düşünceye somut bir insan eylemi yüklemek, olgusal iddiayı değiştirmeden açıklayıcı bir metni daha akılda kalıcı yapabilir.

Alıştırma

the past guards its secrets mecazı büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Geçmiş, birçok tarihî gerçeğin keşfedilmesini zorlaştırır.
  2. Tarih bütün kanıtlarını çoktan ortaya çıkardı.
  3. Geçmişteki insanlar bütün gerçekleri kasıtlı olarak sakladı.
Cevabı göster

Geçmiş, birçok tarihî gerçeğin keşfedilmesini zorlaştırır.

While there are a lot of things about the past we know,

0:29

Geçmiş hakkında bildiğimiz pek çok şey olsa da,

there are way more things we know we don't know. Kelime

0:32

bilmediğimizi bildiğimiz çok daha fazla şey var.

Kelime

Güçlü ve samimi karşılaştırma için “way more”

Burada way, more sözcüğünü niteleyen, samimi dilde kullanılan bir derece zarfıdır. “Büyük bir miktarda” anlamına gelir; dolayısıyla way more, “much more” veya “a lot more” demektir. Buradaki way, yol ya da yöntem anlamında değildir. way + karşılaştırma biçimi, way better veya way less expensive örneklerinde olduğu gibi farkın büyük olduğunu konuşma diline özgü bir tonla vurgular.

Alıştırma

Cümleyi nottaki samimi vurgu ifadesiyle tamamlayın: There were ____ people at the park than we expected.

Cevabı göster

way more

And worse,

0:35

Daha da kötüsü,

there are probably even more things we don't even know that we don't know about. Anlatım akışı

0:36

muhtemelen bilmediğimizin bile farkında olmadığımız çok daha fazla şey var.

Anlatım akışı

we don't even know that we don't know about: bilmemenin iki düzeyi

Burada know içeren yan cümlelerin tekrarı, bilmemenin iki farklı düzeyini gösterir. İçteki we don't know about something düşüncesi bilgi eksikliğini anlatır; dıştaki we don't even know that... ise bu bilgi boşluğunun varlığından bile haberdar olmadığımızı söyler. Önce gelen things ismi, about sonrasında eksik olan nesneyi sağlar: things that we don't know about. İki olumsuzluk farklı yan cümlelere ait olduğu için birbirini götürmez. Tekrar, bilinmeyen bir konudan henüz fark edilmemiş bir kör noktaya doğru ilerler.

Alıştırma

things we don't even know that we don't know about ifadesi hangi durumu anlatır?

  1. Gerçekleri eskiden biliyorduk ama unuttuk.
  2. Boşlukların var olduğunu biliyoruz ama henüz doldurmadık.
  3. Bilgimizde bazı boşlukların bulunduğunun farkında değiliz.
Cevabı göster

Bilgimizde bazı boşlukların bulunduğunun farkında değiliz.

Think of the wonder of life.

0:50

Yaşamın mucizesini bir düşünün.

We now recognize about 1.5 million eukaryotic species,

0:52

Şu anda yaklaşık 1,5 milyon ökaryotik türü tanıyoruz,

but there may be as many as 10 million alive today. Dilbilgisi

0:56

ancak bugün hayatta olan 10 milyona kadar tür olabilir.

Dilbilgisi

as many as + bir sayı: yüksek sayıyı vurgulama

As many as + bir sayı, olası sayının çok yüksek veya beklenenden daha yüksek olduğunu vurgular. May ile birlikte kullanıldığında cümle, tahminin 10 milyona ulaşabileceği anlamına gelir; kesin bir toplam vermez. Many, sayılabilen insanlar veya nesnelerle kullanılır. Burada species ismi bağlamdan anlaşıldığı için tekrar edilmemiştir: there may be as many as 10 million species alive today.

Alıştırma

Şaşırtıcı derecede yüksek bir sayıyı vurgulayan, dersteki üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The new stadium may hold ____ 80,000 fans.

Cevabı göster

as many as

And although we are adding some 15,000 new species to our collective knowledge each year,

1:00

Ve her yıl kolektif bilgimize yaklaşık 15.000 yeni tür eklesek de,

the vast majority of life on Earth is still undiscovered.

1:05

Dünya'daki yaşamın büyük çoğunluğu hala keşfedilmemiş durumda.

This is just what is around today.

1:10

Bu sadece bugün etrafımızda olanlar.

An estimated 4 billion species emerged on our planet in past eons.

1:13

Geçmiş çağlarda gezegenimizde tahminen 4 milyar türün ortaya çıktığı düşünülüyor.

But at least 99% of them died out way before humans spoke the first words. Öbek fiiller

1:19

Ancak bunların en az %99'u, insanlar ilk sözcüklerini söylemeden çok önce yok oldu.

Öbek fiiller

died out: tamamen yok olmak

Bu cümlede died out, “varlığı tamamen sona erdi” demektir. Özne bir türler grubudur; dolayısıyla ifade, yalnızca tek tek hayvanların öldüğünü değil, bu türlerin canlı türleri olarak yok olduğunu anlatır. Die out geçişsiz bir öbek fiildir. Out hareket yönünü veya bir yeri belirtmez; bir türden, gelenekten ya da uygulamadan hiçbir şey kalmadığı anlamını ekler.

Alıştırma

Cümleyi “tamamen yok oldu” anlamındaki öbek fiille tamamlayın: The island bird ____ after rats were introduced.

Cevabı göster

died out

The vast majority of all the different species that ever existed are so utterly deleted

1:24

Bugüne kadar var olmuş tüm farklı türlerin büyük bir çoğunluğu o kadar tamamen silinmiştir ki,

that they have become part of the unknown unknown part of the past, Kelime

1:30

geçmişin bilinmeyenler tarafından bilinmeyen kısmının bir parçası haline gelmişlerdir,

Kelime

unknown unknown: fark edilmemiş bir bilgi boşluğu

Unknown unknown, bilinmeyen ve bilgi eksikliği olduğu bile fark edilmeyen bir şeyi ifade eder. Bu cümlede hiçbir kanıt bırakmamış geçmiş bölümlerini anlatır; bu nedenle insanlar kayıp türlerin bir zamanlar var olduğunu bile bilmez. Kısaltılmış unknown unknown etiketinde ikinci unknown, bilinmeyen bir şey ya da bilgi boşluğu gibi işlev görür; birinci unknown ise bu boşluğun kendisinin de bilinmediğini söyler. Tekrar anlamlıdır, yanlışlıkla yapılmamıştır.

Alıştırma

Yeni bir risk türü vardır, ancak ekip bunu hiç hayal etmemiştir ve planında bir boşluk olduğunu bilmemektedir. Hangi etiket uygundur?

  1. a known unknown
  2. a known known
  3. an unknown unknown
Cevabı göster

an unknown unknown

lost to us forever.

1:35

bizim için sonsuza dek kaybolmuşlardır.

Or are they? Anlatım akışı

1:37

Yoksa kaybolmadılar mı?

Anlatım akışı

Retorik bir dönüş olarak Or are they?

Or are they? hemen önceki ifadeyi sorgular. Or soruyu önceki iddiaya bağlar; yardımcı fiilin özneden önce geldiği are they? sorusu da dinleyicileri bu iddianın gerçekten doğru olup olmadığını yeniden düşünmeye yöneltir. Burada konuşan kişi bir cevap beklemez. Bu kısa retorik soru merak uyandırır ve yeni bir açıklama çizgisi açar: önceki sonuç kesin olmayabilir.

Alıştırma

Bir konuşmacı “These species and all their information are gone forever. Or are they?” diyor. Or are they? burada ne yapıyor?

  1. Dinleyicilerden kayıp türleri sıralamalarını ister.
  2. Önceki sonucu sorgular ve yeni bir olasılık ortaya koyar.
  3. Önceki sonucun kesinlikle doğru olduğunu onaylar.
Cevabı göster

Önceki sonucu sorgular ve yeni bir olasılık ortaya koyar.

Could we use science and imagination to glimpse a shadow of the unreachable past?

1:39

Ulaşılamaz geçmişin bir gölgesine göz atmak için bilimi ve hayal gücünü kullanabilir miyiz?

Let's start with what we do know. Anlatım akışı

1:46

Bildiğimiz şeylerden başlayalım.

Anlatım akışı

Let's start with what we do know: düzenleyici bir geçiş

Let's start with... açıklamanın nasıl düzenleneceğini dinleyicilere gösteren bir yönlendirme ifadesidir. Let's dinleyicileri de kapsar ve bir sonraki adımı konuşan kişiyle dinleyicilerin birlikte yaptığı bir şey olarak sunar. What we do know, zaten kanıtlanmış veya kesin olan bilgileri ifade eder. Eklenen do, özellikle bilinmeyenlerle karşıtlık kurarak know sözcüğünü vurgular. Böylece cümle, tartışmayı belirsizlikten ortak kanıtlara taşır.

Alıştırma

Hangi geçiş, dinleyicileri belirsizlikten kesinleşmiş bilgilere yönlendirmek için vurgulu do kullanır?

  1. Let's start by making a guess.
  2. Let's start with what we do know.
  3. Let's start with what we don't know.
Cevabı göster

Let's start with what we do know.

To learn about creatures of the past,

1:49

Geçmişin canlıları hakkında bilgi edinmek için

we need fossils,

1:51

fosillere ihtiyacımız var,

any sort of remains preserved from past geological ages,

1:52

geçmiş jeolojik çağlardan korunmuş her türlü kalıntı,

bones or shells,

1:56

kemikler veya kabuklar,

impressions or imprints,

1:57

izler veya baskılar,

things preserved in amber.

1:59

kehribar içinde korunmuş şeyler.

The totality of all fossils on Earth is called the fossil record, Kelime

2:01

Dünya'daki tüm fosillerin bütününe fosil kayıtları denir

Kelime

fossil record: fosillerden gelen toplu kanıtlar

Fossil record, bilinen tüm fosillerin bütünü ve bunların Dünya’daki yaşamın tarihi hakkında sağladığı kanıtlar için kullanılan bilimsel terimdir. Burada record, farklı yerlerde ve dönemlerde birikmiş korunmuş kanıtlar bütünü anlamına gelir. Tek bir fosil, yazılı bir kayıt veya ses kaydı değildir.

Alıştırma

Fosillerin bütününü ve sağladıkları kanıtları adlandıran ifade hangisidir?

  1. the fossil record
  2. one fossil entry
  3. a fossil recording
Cevabı göster

the fossil record

and it's the most important window on the past we'll ever have. Deyimler

2:05

ve bu, geçmişe açılan sahip olabileceğimiz en önemli penceredir.

Deyimler

window on the past: geçmiş dönemleri anlamaya yönelik bir benzetme

Bu cümlede window on the past, geçmiş dönemleri anlamamızı sağlayan bir kaynak için kullanılan bir benzetmedir. Fosil kaydı gerçek anlamda geçmişe açılmaz; geçmiş hakkında bir görüş oluşturmamızı sağlayan kanıtlar sunar. a window on + topic kalıbı, bir şeyi belirtilen konuyu gözlemlemenin veya anlamanın açıklayıcı bir yolu olarak sunar.

Alıştırma

Benzetmeyi “geçmiş dönemleri anlamanın bir yolu” anlamına gelen tam ifadeyle tamamlayın: Ancient letters can be a ____.

Cevabı göster

window on the past

For a dead animal to fossilize, Dilbilgisi

2:09

Ölü bir hayvanın fosilleşmesi için

a number of things must go just right. Kalıp ifadeler

2:11

bir dizi şeyin tam olarak doğru gitmesi gerekir.

Dilbilgisi

“For a dead animal to fossilize, ...” koşul yapısı

Baştaki For + isim öbeği + to + fiil kalıbı, gerçekleşmesi gereken durumu belirtir. “For a dead animal to fossilize”, “ölü bir hayvan fosilleşecekse” veya “bu sonucun gerçekleşmesi için” anlamına gelir. For, a dead animal ifadesini to fossilize fiilinin anlamca öznesi olarak tanıtır; hayvan adına bir şey yapmak anlamına gelmez. Ana cümle daha sonra gerekli koşulları belirtir: a number of things must go just right. Bu kalıp, bir süreç veya sonucun gerçekleşmesi için neyin gerekli olduğunu açıklarken kullanışlıdır.

Alıştırma

“the bridge” ifadesini özne, “remain safe” ifadesini fiil öbeği olarak kullanıp İngilizce cümleyi For + isim + to + fiil kalıbıyla tamamlayın: ____, engineers must inspect it regularly.

Cevabı göster

For the bridge to remain safe

Kalıp ifadeler

“Tam gerektiği şekilde gerçekleşmek” anlamında “go just right”

Burada go, “hareket etmek” değil, “gelişmek veya gerçekleşmek” anlamındadır. Right, “gereken veya başarı sağlayacak biçimde” demektir; just ise tamlık vurgusu ekler. Bu nedenle go just right, olayların veya koşulların tam gerektiği şekilde gerçekleşmesi anlamına gelir. Özne çoğunlukla bir plan, süreç, deney, olay veya koşullar bütünüdür: Everything has to go just right. Bu ifade, sürecin nasıl ilerlediğine odaklanır.

Alıştırma

“Every step must go just right” cümlesinde go just right ne anlama gelir?

  1. Tam gerektiği şekilde gerçekleşmek.
  2. Sağ tarafa doğru hareket etmek.
  3. Hatalar olsa bile hızlıca bitirmek.
Cevabı göster

Tam gerektiği şekilde gerçekleşmek.

The right environment, timing, and conditions.

2:14

Doğru ortam, zamanlama ve koşullar.

And then the fossil needs to survive for millions or hundreds of millions of years,

2:17

Ve sonra fosilin milyonlarca veya yüz milyonlarca yıl dayanması,

and then get back to the surface,

2:22

ve ardından yüzeye geri dönmesi

and then be discovered before natural processes dissolve it.

2:23

ve doğal süreçler onu çözmeden önce keşfedilmesi gerekir.

So it is kind of a miracle that we have what we have Ton ve niyet

2:27

Yani sahip olduklarımıza sahip olmamız

Ton ve niyet

kind of a miracle: güçlü bir yargıyı yumuşatmak

Burada kind of, a miracle şeklindeki güçlü nitelemeyi yumuşatır. Konuşan kişi hayretini ifade eder, ancak olayı kelimenin tam anlamıyla doğaüstü bir mucize olarak sunmaz. Konuşma dilinde kind of, bir isim öbeğinden önce gelerek değerlendirmeyi daha az kesin hâle getirebilir: kind of a surprise, kind of a problem. Genellikle yaklaşık bir değerlendirme, tereddüt veya bilinçli olarak yumuşatılmış bir görüş bildirir.

Alıştırma

Hangi cümlede kind of bir kategori belirtmek yerine güçlü bir değerlendirmeyi yumuşatıyor?

  1. Finishing the rescue in time was kind of a miracle.
  2. The museum displays three kinds of fossils.
  3. The story describes a kind of miracle found in old legends.
Cevabı göster

Finishing the rescue in time was kind of a miracle.

and know what we know.

2:30

ve bildiklerimizi bilmemiz bir nevi mucizedir.

Take the dinosaurs, Anlatım akışı

2:33

Dinozorları ele alalım,

Anlatım akışı

Take the dinosaurs: bir örnek tanıtmak

Burada Take the dinosaurs bir emir değildir. Take + isim öbeği, dinleyicinin düşünmesi için belirli bir durumu tanıtan söylem düzenleyicisi olarak işlev görür. Açıklamayı genel bir iddiadan örneğe taşır. Daha uzun karşılığı Take the dinosaurs as an example veya Consider the dinosaurs şeklindedir.

Alıştırma

Örnek tanıtmak için öğrendiğiniz tek sözcüklü düzenleyiciyle cümleyi tamamlayın: ____ electric cars: they are quiet, but their batteries still have environmental costs.

Cevabı göster

Take

since they were one of the largest and most successful groups of animals

2:34

çünkü onlar yaklaşık 165 milyon yıl boyunca

for some 165 million years

2:38

en büyük ve en başarılı hayvan gruplarından biriydiler

and are also a lot of fun to animate.

2:41

ve animasyonlarını yapmak da çok eğlencelidir.

What were they really like,

2:44

Gerçekte nasıldılar

and what are we missing?

2:45

ve biz neleri gözden kaçırıyoruz?

In the last 200 years,

2:48

Son 200 yılda,

we've found tens of thousands of fossils from over 1,000 dinosaur species.

2:49

1.000'den fazla dinozor türüne ait on binlerce fosil bulduk.

Lately, we've entered a golden era of discovery Deyimler

2:54

Son zamanlarda keşiflerin altın çağına girdik

Deyimler

golden era of discovery: keşiflerin çok verimli olduğu bir dönem

Golden era of discovery, olağanüstü sayıda önemli keşfin yapıldığı ve bir alanın hızla geliştiği bir dönemi anlatan mecazdır. Buradaki golden, altın rengini veya zenginliği değil, dönemin son derece başarılı ve gelişmiş olmasını ifade eder. a golden era of + isim kalıbı, çok verimli bir aşamayı özetlemek için kullanılabilir. Örneğin a golden era of exploration veya a golden era of medicine denebilir.

Alıştırma

Cümlede golden era of discovery ne anlama geliyor?

  1. Olağanüstü sayıda önemli keşfin yapıldığı bir dönem
  2. Araştırmaların tamamen durduğu bir dönem
  3. Keşiflerin gerçek anlamda altın renginde olduğu bir dönem
Cevabı göster

Olağanüstü sayıda önemli keşfin yapıldığı bir dönem

and about 50 new dinosaur species are discovered each year,

2:57

ve her yıl yaklaşık 50 yeni dinozor türü keşfediliyor,

expanding what we know and what we know that we don't know about them,

3:00

onlar hakkında bildiklerimizi ve bilmediğimizi bildiğimiz şeyleri genişletiyoruz,

which is amazing.

3:04

ki bu harika bir şey.

But it also makes us aware of all the things lost to the past forever. Kalıp ifadeler

3:06

Ancak bu aynı zamanda sonsuza dek geçmişte kaybolmuş her şeyin de farkına varmamızı sağlıyor.

Kalıp ifadeler

Make someone aware of something: birinin bir şeyi fark etmesini sağlamak

Make someone aware of something, bir kişinin bir şeyi fark etmesini, anlamasını veya tanımasını sağlamak demektir. Cümlede makes us aware of, farkındalığı öznenin yol açtığı bir sonuç olarak sunar. Kalıp make + kişi + aware of + konu şeklindedir. Konu bir isim öbeği, -ing biçimi veya how much we waste gibi bir yan cümle olabilir. Zamana ve özne uyumuna göre make değişir: makes us aware, made me aware.

Alıştırma

Cümleyi make someone aware of something hedef kalıbıyla tamamlayın: The warning signs ____ the danger.

Cevabı göster

make us aware of

Imagine if we took all the animals that lived in the last 50 million years Dilbilgisi

3:11

Son 50 milyon yılda yaşamış tüm hayvanları aldığımızı

and randomly chose 10,000 individuals from 1,000 species to fossilize.

3:15

ve 1.000 türden 10.000 bireyi fosilleştirmek üzere rastgele seçtiğimizi hayal edin.

Dilbilgisi

Düşünce deneyi için Imagine if + geçmiş zaman

Imagine if varsayımsal bir durum sunar ve dinleyiciyi bunu bir düşünce deneyi olarak hayal etmeye çağırır. Buradaki took ve chose geçmiş zaman biçimleri gerçek bir geçmiş zamanı anlatmaz; durumun gerçek dışı veya hayalî olduğunu gösterir. İki fiil de aynı hayalî sürecin parçasıdır: önce bütün bu hayvanları bir araya getirmek, ardından fosilleşecek bir örneklem seçmek. Bu yapı olası sonuçları, ihtimalleri veya alternatif senaryoları incelemek için kullanışlıdır.

Alıştırma

Düşünce deneyini tamamlayın. if ve choose fiilinin geçmiş zaman biçimini kullanın: Imagine ____ we ____ one book at random from every library in the world.

Cevabı göster

if · chose

Think about all the things that would be missed or that seem too weird to be true. Kalıp ifadeler

3:21

Gözden kaçacak veya gerçek olamayacak kadar tuhaf görünecek her şeyi bir düşünün.

Kalıp ifadeler

too weird to be true: gerçek olamayacak kadar tuhaf

too + sıfat + to + fiil kalıbı, bir niteliğin sonraki eylemi veya durumu zor ya da imkânsız kılacak bir dereceye ulaştığını anlatır. Burada too weird to be true, bir şeyin gerçek olduğuna inanmayı zorlaştıracak kadar tuhaf olduğu anlamına gelir. Bu ifade kanıt değil, kuşku belirtir. Bu cümlede, yalnızca eksik kanıtlarla değerlendirilen bazı gerçek şeyler de inanılmaz görünebilir.

Alıştırma

Konuşan kişi şu cümleyle ne demek istiyor: "The discovery seems too weird to be true."?

  1. Tuhaftır ama doğru olduğunu kabul etmek kolaydır.
  2. Yanlış olduğu kesin olarak kanıtlanmıştır.
  3. İnanılması zor olacak kadar tuhaftır.
Cevabı göster

İnanılması zor olacak kadar tuhaftır.

Like the giraffe,

3:26

Zürafa gibi,

a yellow animal with brown patterns

3:26

kahverengi desenleri olan sarı renkli,

that looks like a horse and an antelope had a baby Deyimler

3:28

sanki bir at ile bir antilobun bebeğiymiş gibi görünen,

Deyimler

looks like a horse and an antelope had a baby: karışık görünüş benzetmesi

Burada looks like, a horse and an antelope had a baby şeklindeki tam bir hayali durumu tanıtır. Konuşan kişi zürafanın her iki hayvanın da görünür özelliklerini bir arada taşıdığını söylemektedir. Yavru hikâyesi eğlenceli ama imkânsız bir benzetmedir; gerçek bir akrabalık iddiası değildir. looks like X and Y had a baby kalıbı, tanıdık iki şeyin karışımı gibi görünen bir şeyi canlı biçimde anlatabilir.

Alıştırma

“The chair looks like a suitcase and a rocking horse had a baby” cümlesinin en doğal anlamı nedir?

  1. Sandalye bir tay için yapılmış.
  2. Sandalye, bavul ile sallanan atın özelliklerini birleştiriyor.
  3. Konuşan kişi bir bavul ile sallanan atın gerçekten bu sandalyeyi ürettiğine inanıyor.
Cevabı göster

Sandalye, bavul ile sallanan atın özelliklerini birleştiriyor.

with a long neck and two tiny hairy horns.

3:31

uzun boyunlu ve iki minik tüylü boynuzu olan bir hayvan.

How many dinosaur giraffes were there?

3:34

Kaç tane dinozor zürafa vardı?

Animals so weird and selected for ecological niches

3:38

O kadar tuhaf ve belirli ekolojik nişler için seçilmiş hayvanlar ki,

so specific that evolution molded their bodies very absurdly. Deyimler

3:41

evrim onların bedenlerini çok absürt bir şekilde şekillendirdi.

Deyimler

evolution molded their bodies ifadesindeki şekillendirme benzetmesi

Burada molded, “şekil verdi” veya “biçimlendirdi” anlamına gelir. Evrim, malzemeyi bastırıp bir biçime sokan bir zanaatkâr gibi sunulur; böylece yavaş ve soyut bir süreci gözde canlandırmak kolaylaşır. Bu benzetme, bilinçli bir gücün tek tek hayvanları yeniden tasarladığı anlamına gelmez. Varyasyon ve doğal seçilim yoluyla birçok nesilde gerçekleşen değişimleri, vücut biçimlerinin nasıl değişebildiğini açıklayan tek ve canlı bir eylemde özetler.

Alıştırma

“Over many generations, evolution molded the birds’ beaks,” cümlesinde molded ne anlama gelir?

  1. Evrimsel değişim yoluyla biçimlerini yavaş yavaş şekillendirdi.
  2. Vücutlarını fiziksel bir kabın içine bastırdı.
  3. Her hayvanın kendi vücudunu bilinçli olarak yeniden tasarlamasına izin verdi.
Cevabı göster

Evrimsel değişim yoluyla biçimlerini yavaş yavaş şekillendirdi.

Today, they might seem made up to us. Öbek fiiller

3:45

Bugün bize uydurma gibi gelebilirler.

Öbek fiiller

“uydurulmuş” anlamındaki made up

Burada made up, “uydurulmuş” veya “gerçek olmayan” demektir. seem fiilinden sonra geçmiş ortaç kökenli bir sıfat olarak kullanılır: Hayvanlar o kadar tuhaf görünebilir ki insanlar onları birinin hayal ettiğini düşünebilir. Bu anlam, bir hikâye, bahane, canlı veya ayrıntı X seems made up ya da X sounds made up yapısında kullanıldığında sık görülür. “Kurgusal” anlamını tanımak için cümle kalıbına ve öznenin türüne bakın.

Alıştırma

Hangi cümlede made up “uydurulmuş” anlamındadır?

  1. The class is made up of twelve students.
  2. She made up for missing the meeting.
  3. That story sounds made up.
Cevabı göster

That story sounds made up.

We know a lot of species are lost forever

3:49

Birçok türün sırf yaşadıkları çevre yüzünden

just because of the environment they lived in.

3:52

sonsuza dek yok olduğunu biliyoruz.

For example, lush jungles basically prevent fossilization

3:54

Örneğin, gür ormanlar temelde fosilleşmeyi engeller

as the chances that an animal will be buried here are low. Dilbilgisi

3:58

çünkü bir hayvanın burada gömülme ihtimali düşüktür.

Dilbilgisi

the chances that ... are low olasılık kalıbı

“The chances” ana özne öbeğidir; that yan cümlesi ise hangi olayın olasılığının değerlendirildiğini söyler: an animal will be buried here. Bu yan cümle chances sözcüğünün içeriğini açıklar; animal sözcüğünü nitelemez. Tekrar kullanılabilen the chances that + yan cümle + are low kalıbı, yan cümledeki olayın gerçekleşme olasılığının düşük olduğunu belirtir. chances çoğul olduğu için fiile daha yakın konumda animal gibi tekil bir isim bulunsa bile are low kullanılır.

Alıştırma

Boşlukları tam olarak “the chances that ... are low” kalıbıyla doldurun: ____ the picnic will happen ____ because heavy rain is expected.

Cevabı göster

The chances that · are low

Countless scavengers of all sizes break down freshly deceased animals extremely quickly, Öbek fiiller

4:02

Her boyuttan sayısız leş yiyici, yeni ölmüş hayvanları son derece hızlı bir şekilde parçalar

Öbek fiiller

“Ayrıştırmak” anlamındaki break down

Burada break down, “bir şeyi daha küçük veya daha basit maddelere ayırmak” anlamına gelen geçişli bir deyimsel fiildir. Nesnesi freshly deceased animals ifadesidir: leşçil canlılar kalıntıların ayrışmasını ve içlerindeki maddelerin ekosistemde yeniden kullanılmasını sağlar. Bu anlamı nesne ve ekolojik bağlam belirler. Leşçil canlıların arızalandığı veya duygusal olarak çöktüğü anlamına gelmez.

Alıştırma

“Bacteria break down dead leaves in the soil” cümlesinde break down ne anlama gelir?

  1. Duygularını kontrol edemez hâle gelmek
  2. Yaprakları daha basit maddelere ayırmak
  3. Bir arıza nedeniyle çalışmayı durdurmak
Cevabı göster

Yaprakları daha basit maddelere ayırmak

and the soil is often so acidic that bones are dissolved. Dilbilgisi

4:07

ve toprak genellikle o kadar asidiktir ki kemikler erir.

Dilbilgisi

so acidic that ... are dissolved (“kemiklerin çözüneceği kadar asidik”)

so + sıfat + that yan cümlesi kalıbı, yüksek bir dereceyi onun sonucuna bağlar. So acidic, “bu derece asidik” anlamına gelir; that yan cümlesi ise sonucu, yani kemiklerin çözündüğünü belirtir. Are dissolved edilgen yapıdadır. Ayrı bir yapanı adlandırmak yerine etkilenen unsur olan bones üzerine odaklanır; nedenin asidik toprak olduğu anlaşılır.

Alıştırma

Derece-sonuç kalıbını tamamlayın: The water was ____ cold ____ the children could not swim in it.

Cevabı göster

so · that

And so fossils of dinosaurs from jungles are practically non-existent.

4:11

Bu nedenle ormanlardan gelen dinozor fosilleri pratik olarak mevcut değildir.

Today, half of all known species live in the few remaining rain forests

4:15

Bugün, bilinen tüm türlerin yarısı, Dünya'nın kara kütlesinin yalnızca %2'sini kaplayan

that only cover 2% of Earth's landmass.

4:20

geriye kalan birkaç yağmur ormanında yaşıyor.

Millions of years ago, when dinosaurs roamed Earth,

4:23

Milyonlarca yıl önce, dinozorlar Dünya'da dolaşırken,

jungles covered much more of the planet.

4:26

ormanlar gezegenin çok daha büyük bir bölümünü kaplıyordu.

So, besides some insects and other small animals trapped in amber,

4:29

Yani, kehribara hapsolmuş bazı böcekler ve diğer küçük hayvanların yanı sıra,

there should be millions of species that emerged and vanished

4:33

ortaya çıkıp hiçbir iz bırakmadan yok olan,

without leaving any trace, Kalıp ifadeler

4:36

bilinmeyenlerin bilinmeyeninin derinliklerinde hapsolmuş

Kalıp ifadeler

without leaving any trace: hiçbir kanıt kalmaması

without leaving any trace ifadesindeki leave, bir şeyin geride kalmasını sağlamak anlamına gelir. -ing yan cümlesi, yok oluşla birlikte gerçekleşmeyen sonucu anlatır: sonrasında hiçbir işaret veya kanıt kalmamıştır. without + -ing kalıbı, bir eylem gerçekleşirken beklenen bir sonucun ortaya çıkmadığını gösterir. Bir şeyin kaybolmasını, kaldırılmasını veya tespit edilebilir hiçbir iz kalmayacak kadar tamamen sona ermesini anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki dört kelimelik ifadeyle tamamlayın: The old website disappeared ____.

Cevabı göster

without leaving any trace

trapped deep inside the unknown unknown.

4:39

milyonlarca tür olmalı.

But just in general, biology trips us up. Öbek fiiller

4:42

Ancak genel olarak konuşursak, biyoloji bize çelme takıyor.

Öbek fiiller

trip someone up: hata veya kafa karışıklığına yol açmak

Trip someone up kelime anlamıyla birinin tökezlemesine neden olmak olabilir, ancak bu cümlede mecazidir. Biyolojinin ayrıntıları zor veya yanıltıcı olabildiği için hata yapmamıza ya da yanlış sonuca varmamıza neden olur. Yapı trip + kişi + up şeklindedir. trips us up ifadesindeki us, etkilenen kişileri belirtir. Bir soru, kural, varsayım veya gizli ayrıntı birini trip someone up yapabilir.

Alıştırma

Cümleyi trip up ifadesinin geniş zaman biçimi ve us nesnesiyle tamamlayın: The hidden exception often ____.

Cevabı göster

trips us up

Look at your body.

4:45

Vücudunuza bakın.

It's mainly squishy, gooey, soft stuff,

4:47

Temel olarak, iyi korunmayan

which does not preserve well.

4:49

vıcık vıcık, yapışkan ve yumuşak şeylerden oluşuyor.

What remains the longest are the crystallized parts of your bones, Dilbilgisi

4:51

En uzun süre kalan şeyler kemiklerinizin kristalleşmiş parçalarıdır,

Dilbilgisi

What remains the longest are...: özne görevindeki what yan cümlesi

“What remains the longest”, “en uzun süre kalan şey veya şeyler” anlamına gelen kaynaşık bir ilgi tümcesidir. Tüm yan cümle özne görevindedir; dolayısıyla What burada soru sormaz. Cümle önce ölçütü verir, ardından are sonrasında “the crystallized parts of your bones” yanıtını açıklar. Bu tanımlayıcı yanıt çoğul olduğu için are çoğul uyum gösterir. what yan cümlesi + be kalıbı, sonucu adlandırmadan önce öne çıkarmak için kullanışlıdır.

Alıştırma

Hangi cümlede What, “... olan şey veya şeyler” anlamındadır ve be sonrasında çoğul bir yanıt açıklanır?

  1. What survived the fire were the stone walls.
  2. What did survive the fire?
  3. What walls survived the fire?
Cevabı göster

What survived the fire were the stone walls.

and so most dinosaur fossils are bones or teeth,

4:55

bu nedenle çoğu dinozor fosili, tüm iskeletler değil,

usually fragments, not entire skeletons.

4:58

genellikle parçalar halinde olan kemikler veya dişlerdir.

This means that almost all boneless or shellless animals

5:02

Bu da kemiksiz veya kabuksuz hemen hemen tüm hayvanların

are practically wiped from the fossil record.

5:05

fosil kayıtlarından pratik olarak silindiği anlamına gelir.

If we take a look at the stunning diversity of weird animals like worms, jellyfish, and slugs alive today,

5:08

Bugün yaşayan solucanlar, denizanası ve sümüklüböcekler gibi tuhaf hayvanların çarpıcı çeşitliliğine bakarsak,

we can only speculate what we are missing. Kalıp ifadeler

5:15

neleri kaçırdığımızı ancak tahmin edebiliriz.

Kalıp ifadeler

can only speculate: kanıt sınırını belirtmek

“Can only speculate”, mevcut kanıtların kesinlik için yeterli olmadığını ve konuşanın olası bir açıklama üretmekten fazlasını yapamayacağını belirtir. Only, eksik şeylerin sayısını değil, yapılabilecek iddianın türünü, yani bunun yalnızca bir tahmin olduğunu sınırlar. Bu cümlede “what we are missing”, tahminin içeriğini verir. Bu ifade, tahmini kanıtlanmış bir gerçekten açıkça ayırır ve bilginin sınırlarını belirtmek için kullanışlıdır.

Alıştırma

Yeterli kanıt olmadığı için iddianın belirsiz olduğunu gösteren üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: With no records from that year, historians ____ about what happened.

Cevabı göster

can only speculate

Although thankfully,

5:17

Neyse ki,

many mostly soft and gooey species

5:18

çoğunlukla yumuşak ve yapışkan olan birçok tür,

also left us an incredible diversity of shells

5:21

bize geçmişimiz hakkında inanılmaz miktarda bilgi veren

that tell us an amazing amount about our past,

5:23

inanılmaz çeşitlilikte kabuklar da bıraktı,

so at least we have that. Ton ve niyet

5:26

yani en azından elimizde bunlar var.

Ton ve niyet

at least we have that: sınırlı bir olumlu nokta bulmak

Bu cümlede at least, daha büyük bir kayıp ya da hayal kırıklığının ardından sınırlı bir olumlu gerçeği öne çıkarır: pek çok şey eksik olsa da kabuklardan kalan bazı kanıtlar hâlâ vardır. That, az önce sözü edilen bu kanıtı gösterir; burada en düşük sayı hesaplanmıyor. at least + olumlu ifade kalıbı çoğu zaman “durum genel olarak iyi değil, ama bu yön yine de değerli” anlamına gelir. Konuşanın hayal kırıklığını kabul edip küçük bir teselli sunmasını sağlar.

Alıştırma

Bu cümlede at least ne işe yarıyor: “The match was canceled, but at least everyone got home safely.”?

  1. Kötü bir durumun ardından sınırlı bir olumlu gerçeği sunar.
  2. Bütün durumun başarılı olduğunu söyler.
  3. Bir hesaplamadaki kesin en düşük sayıyı verir.
Cevabı göster

Kötü bir durumun ardından sınırlı bir olumlu gerçeği sunar.

Still, when we think about all the boneless species that may have existed in the last half billion years,

5:28

Yine de, son yarım milyar yılda yaşamış olabilecek tüm kemiksiz türleri düşündüğümüzde,

even our best attempt at imagining them falls short. Öbek fiiller

5:34

onları hayal etmeye yönelik en iyi girişimimiz bile yetersiz kalıyor.

Öbek fiiller

falls short: gerekli standarda ulaşmamak

Falls short, “gerekli standarda veya sonuca ulaşmaz” anlamına gelir. Cümlenin öznesi our best attempt, örtük ölçüt ise kaybolmuş türlerin gerçek çeşitliliğidir. Cümle, en iyi hayal gücünün bile yeterli olmadığını söyler; fiziksel olarak düşen hiçbir şey yoktur. Ölçüt belliyse fall short tek başına kullanılabilir. Ölçütü belirtmek için fall short of + isim öbeği kullanılır: fall short of expectations, the goal veya what is needed. Bu ifade fail demekten daha az serttir, ancak yine de olumsuz bir değerlendirme yapar.

Alıştırma

fall short ifadesini doğru biçimde kullanın: The new backpack looks sturdy, but its tiny pockets ____ of what hikers need.

Cevabı göster

fall short

But it's not like reimagining something based on its bones is straightforward, Ton ve niyet

5:38

Ancak bir şeyi kemiklerine dayanarak yeniden hayal etmek de basit bir iş değildir,

Ton ve niyet

It's not like ... is straightforward: “... kolay değil”

It's not like + yan cümle kalıbında konuşan kişi bir varsayıma karşı çıkar. Buradaki varsayım, bir şeyi kemiklerinden yola çıkarak yeniden oluşturmanın kolay olacağıdır; straightforward, “yapması veya anlaması kolay” demektir. Bu kalıp, yalnızca The task is difficult demekten daha konuşma diline özgü ve daha az serttir. Aşırı basitleştirilmiş görüşü reddederken nedenini açıklamak için alan bırakır.

Alıştırma

Konuşan kişi It's not like ... is straightforward ifadesiyle ne yapıyor?

  1. Görevi farklı bir projeyle karşılaştırmak
  2. Görevin kolay olduğu varsayımını düzeltmek
  3. Görevin zaten tamamlandığını söylemek
Cevabı göster

Görevin kolay olduğu varsayımını düzeltmek

and so the way we envisage what dinosaurs actually looked like

5:42

işte bu yüzden dinozorların gerçekte neye benzediğini tasavvur etme şeklimiz

has changed a lot in the last few years.

5:45

son birkaç yılda çok değişti.

In the past,

5:48

Geçmişte,

many illustrations had a bony, minimalistic look

5:49

birçok illüstrasyon kemikli, minimalist bir görünüme sahipti

with a toothy grin to signify fierceness and danger.

5:52

ve vahşiliği ile tehlikeyi belirtmek için dişlek bir sırıtışları vardı.

But if we draw today's animals in a similar way,

5:56

Ancak bugünün hayvanlarını iskeletlerine dayanarak,

based on their skeletons,

5:59

sadece eğlence olsun diye

just for the fun of it, Kalıp ifadeler

6:00

benzer bir şekilde çizersek,

Kalıp ifadeler

Just for the fun of it: sırf eğlence olsun diye

Just for the fun of it, “yalnızca eğlenceli olduğu için” anlamına gelir; daha ciddi veya pratik bir amaç yoktur. Just, tek amacın eğlenmek olduğunu vurgular. Sondaki it belirli bir nesneye gönderme yapmaz. Birinin bir etkinliği neden yapmayı seçtiğini açıklayan for the fun of it kalıbının parçasıdır.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki “yalnızca eğlenceli olduğu için” anlamına gelen tam kalıpla tamamlayın: We built a tiny snowman ____.

Cevabı göster

just for the fun of it

we get the most bizarre creatures.

6:01

en tuhaf yaratıkları elde ederiz.

Elephants, swans, and baboons

6:04

Doğrudan kabuslardan fırlamış canavarlara benzeyen

that look like monsters right out of nightmares. Deyimler

6:06

filler, kuğular ve babunlar.

Deyimler

right out of nightmares: kaynağı canlı biçimde anlatan bir benzetme

right out of nightmares canlı bir benzetmedir: Canavarlar o kadar korkutucu ve tuhaf görünür ki doğrudan kâbuslardan çıkmış gibidir. Bu ifade onların gerçek kaynağını anlatmaz. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp right out of + görüntülerin veya anıların kaynağı şeklindedir. Burada right, doğrudan veya tam anlamını güçlendirir. right out of a movie ve right out of my childhood buna örnektir.

Alıştırma

İngilizce cümleyi right out of kalıbıyla tamamlayın: The abandoned house looked like something ____ a nightmare.

Cevabı göster

right out of

So, similar to animals today,

6:10

Yani, günümüz hayvanlarına benzer şekilde,

we should imagine dinosaurs with much more soft tissue,

6:12

dinozorları çok daha fazla yumuşak dokuya sahip,

fat bellies, or chests,

6:15

şişman göbekleri veya göğüsleri olan,

weird soft parts like skin flaps, lips, and gums,

6:17

deri kıvrımları, dudaklar ve diş etleri gibi tuhaf yumuşak kısımları bulunan

and just more pronounced features

6:20

ve onları çok daha sevimli dostlar gibi gösterecek

that would make them seem like much more pleasant fellows. Dilbilgisi

6:22

daha belirgin özelliklerle hayal etmeliyiz.

Dilbilgisi

make them seem like: belirli bir izlenim oluşturmak

make them seem like, onların belirli bir izlenim vermesine neden olmak anlamına gelir. Cümle, bir özelliğin izleyenin onlar hakkındaki izlenimini nasıl değiştirdiğini anlatır; gerçekte nasıl olduklarını kesin olarak söylemez. Yapı make + nesne + fiilin yalın hâli şeklindedir: make them seem. make sonrasında to kullanılmaz. Ardından bir isim veya isim grubu geliyorsa seem like + isim grubu kullanılır; seem like pleasant fellows buna örnektir.

Alıştırma

make + nesne + seem like yapısını kullanın ve make fiilini doğru biçime getirin: The warm lighting ____ the room ____ a cozy cabin.

Cevabı göster

makes · seem like

Some soft features actually leave distinctive traces on bones Kalıp ifadeler

6:26

Bazı yumuşak özellikler aslında kemiklerde, soyu tükenmiş hayvanların iskeletlerinde arayabileceğimiz

Kalıp ifadeler

leave distinctive traces on bones: tanınabilir izlerin kalmasını sağlamak

leave distinctive traces on bones ifadesinde leave, “bir şeyin kalmasını sağlamak” anlamındadır. Nesnesi distinctive traces, on bones bölümü ise izlerin bulunabildiği yüzeyi veya malzemeyi belirtir. Burada “kemiklerden ayrılmak” anlamına gelmez. Tekrar kullanılabilen yapı leave + marks/traces/evidence + on + bir yüzey veya nesne şeklindedir. Distinctive, yalnızca izlerin var olduğunu değil, tanınabilir özelliklere sahip olduklarını belirtir.

Alıştırma

Cümleyi hedef yapının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The metal tool ____ the bone.

Cevabı göster

left distinctive traces on

that we can look for in the skeletons of extinct animals,

6:29

belirgin izler bırakır,

which is where today's animals with similar features are really helpful.

6:32

işte günümüzde benzer özelliklere sahip hayvanların gerçekten yardımcı olduğu nokta budur.

It's a similar story with colors. Anlatım akışı

6:37

Renkler konusunda da benzer bir hikaye var.

Anlatım akışı

a similar story with: önceki bir örüntüyü yeni konuya taşımak

Cümle, yeni bir konuyu az önce açıklanan örüntüye bağlamak için It's a similar story with + konu yapısını kullanır. Dinleyiciye yeni konuda da durumun veya sonucun genel olarak aynı olduğunu bildirir; böylece konuşmacı bütün gerekçeyi yeniden anlatmadan ilerleyebilir. Burada story, bir hikâye değil, “durum” veya “genel örüntü” anlamındadır. With, karşılaştırılan sonraki durumu tanıtır.

Alıştırma

Geçişi hedef ifadeyle tamamlayın: Heavy rain can delay trains. It's ____ snow.

Cevabı göster

a similar story with

Because we know what the feathers of living birds look like,

6:39

Yaşayan kuşların tüylerinin neye benzediğini bildiğimiz için,

modern technology combined with the exceedingly rare fossils Kelime

6:42

modern teknoloji ile

Kelime

exceedingly rare: güçlü ve resmî vurgu

Exceedingly, rare sıfatını niteleyen bir derece zarfıdır. Burada exceedingly rare, 'çok yüksek derecede nadir' anlamına gelir: bu tür fosiller son derece az bulunur. Fosillerin bir sayıyı veya sınırı aştığı anlamına gelmez. Güçlü ve özenli tonu, anlatımın bu fosillerin ne kadar sıra dışı olduğunu vurgulamasına yardımcı olur.

Alıştırma

Hangi ifade, bir şeyin çok nadir olduğunu söylemek için görece resmî ve yüksek üsluplu bir zarf kullanır?

  1. extremely rare
  2. very rare
  3. exceedingly rare
Cevabı göster

exceedingly rare

with preserved remains of fuzzy feathers

6:46

korunmuş tüylü tüy kalıntılarına sahip son derece nadir fosillerin birleşimi,

give us a glimpse of the real colors of extinct dinosaurs. Kalıp ifadeler

6:48

bize soyu tükenmiş dinozorların gerçek renklerine dair bir ipucu veriyor.

Kalıp ifadeler

give us a glimpse of: sınırlı bir bakış veya fikir

Give us a glimpse of, give + kişi + a glimpse of + şey kalıbını izler. Bu cümlede kanıtlar, soyu tükenmiş dinozorların gerçekte nasıl göründüğünün küçük bir bölümünü görmemizi veya anlamamızı sağlar. Glimpse kısa ya da sınırlı bir bakışı anlatır; bu nedenle ifade, bilgiyi tam değil kısmi olarak sunar. Aynı kalıp hızlı bir görsel bakışı veya bir konu hakkında sınırlı bir fikir edinmeyi anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi, bu derste geçen ve 'bir şeyin küçük bir bölümünü görmemizi veya anlamamızı sağlamak' anlamına gelen beş sözcüklü ifadeyle tamamlayın: These old letters ____ life in the village.

Cevabı göster

give us a glimpse of

We know that tiny Sinosauropteryx had a striped tail,

6:52

Minik Sinosauropteryx'in çizgili bir kuyruğa sahip olduğunu

and its tiny dino buddy Anchiornis huxleyi was white and black

6:55

ve küçük dinozor arkadaşı Anchiornis huxleyi'nin siyah ve beyaz olduğunu biliyoruz

with gorgeous red feathers around its head.

6:59

kafası etrafında muhteşem kırmızı tüyleri vardı.

Still, for the vast majority of really any ancient extinct species,

7:02

Yine de, gerçekten herhangi bir eski soyu tükenmiş türün büyük çoğunluğu için,

we have no real clue what color they were. Kalıp ifadeler

7:06

ne renk olduklarına dair gerçek bir fikrimiz yok.

Kalıp ifadeler

have no real clue: güvenilir bir dayanağın olmaması

Have no real clue, “bilmek veya karar vermek için güvenilir bir dayanağa sahip olmamak” demektir. Buradaki clue, bir dedektifin bulduğu belirli bir ipucu değildir; ifade, verilecek herhangi bir cevabın güvenilir bilgi değil, yalnızca tahmin olacağını anlatır. have + no real clue + gömülü soru yapısı, hangi bilginin eksik olduğunu gösterir. Bu cümlede what color they were gömülü sorudur.

Alıştırma

Cümleyi, bu derste geçen ve “cevap vermek için güvenilir bir dayanağı olmamak” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The records are missing, so we have ____ who approved the change.

Cevabı göster

no real clue

But we know what modern dinosaurs, birds, look like, Kültür

7:09

Ama modern dinozorların, yani kuşların neye benzediğini biliyoruz

Kültür

modern dinosaurs, birds: appozisyonla belirtilen tek grup

Virgüller birds sözcüğünü açıklayıcı bir eşleme, yani appozisyon yapar: birds, modern dinosaurs ifadesini yeniden adlandırıp açıklar. Cümle tek bir gruptan söz eder; dinozorları ve kuşları iki ayrı grup olarak sıralamaz. Bu kullanım mümkündür çünkü evrimsel sınıflandırmada kuşlar günümüzde yaşayan kuş dinozorlarıdır. Günlük dilde dinosaur çoğu zaman yalnızca kuş olmayan dinozorlar için kullanıldığından, bu bilimsel ifade şaşırtıcı gelebilir.

Alıştırma

“But we know what modern dinosaurs, birds, look like,” cümlesinde birds ne işlev görür?

  1. Modern dinozorların kuşlara benzediğini ama kuş olmadığını söyler.
  2. Söz konusu “modern dinosaurs” ifadesinin kuşları anlattığını açıklar.
  3. Kuşları ayrı bir ikinci grup olarak ekler.
Cevabı göster

Söz konusu “modern dinosaurs” ifadesinin kuşları anlattığını açıklar.

and here we find the most amazing variety.

7:12

ve burada en şaşırtıcı çeşitliliği buluyoruz.

So, some dinosaurs will have tried to blend into the background, Notlar

7:16

Dolayısıyla, bazı dinozorlar arka plana uyum sağlamaya çalışmış olabilir,

Dilbilgisi

will have tried to ile geçmiş hakkında güçlü çıkarım

Burada will have tried to, çok uzak geçmiş hakkında yüksek olasılıklı bir çıkarım ifade eder. Dinozorların bunu gelecekte deneyeceği söylenmiyor; konuşan kişi, günümüzde kamuflaj hakkında bildiklerimizi kanıt kabul ederek bazı dinozorların muhtemelen böyle bir girişimde bulunduğuna karar veriyor. will have + geçmiş zaman ortacı yapısı, daha önceki bir olay hakkında güçlü bir inancı ifade edebilir. Bu ifadede tried geçmiş zaman ortacıdır; to ise yapılmaya çalışılan eylemi başlatır.

Alıştırma

İngilizce 'The fox will have entered through this gap; its tracks lead straight to the shed,' cümlesinde will have entered ne anlama gelir?

  1. Konuşan kişi tilkiye içeri girmesini emrediyor.
  2. Konuşan kişi tilkinin daha önce içeri girdiğini güçlü biçimde çıkarıyor.
  3. Konuşan kişi tilkinin daha sonra içeri gireceğini tahmin ediyor.
Cevabı göster

Konuşan kişi tilkinin daha önce içeri girdiğini güçlü biçimde çıkarıyor.

Öbek fiiller

blend into the background: çevreye karışıp fark edilmemek

Bu cümlede blend into the background, renkler veya desenler çevreye benzediği için görülmesi zor hâle gelmek demektir. Buradaki background yalnızca bir resmin arka planı değil, hayvanın arkasındaki ve çevresindeki gerçek ortamdır. Bu ifade mecaz anlamda da kullanılabilir: bir kişi blend into the background yaptığında, bir grup içinde ilgiden kaçınır ve kolayca fark edilmez. Her iki kullanımda da temel fikir, çevredeki şeylerden ayırt edilmesi zor hâle gelmektir.

Alıştırma

Derste öğrendiğiniz dört sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: At large meetings, Leo stays quiet and tries to ____.

Cevabı göster

blend into the background

while others might have fielded aggressive color schemes Kelime

7:19

diğerleri ise eşleri çekmek veya tehlikeli görünmek için

Kelime

fielded aggressive color schemes: çarpıcı renkler sergilemek

Buradaki fielded, field fiilinin “harekete geçirmek” veya “kullanıma sunmak” anlamının mecazi bir uzantısıdır. Özne, cesur ve güçlü bir görsel etki yaratan renk desenlerini sergiliyor ya da taşıyor gibi anlatılır; aggressive şiddet içeren davranışı değil, görsel yoğunluğu belirtir. Bu fiil, renkler rekabette kullanılan bir donanım gibiymişçesine özelliğe etkin ve rekabetçi bir hava katar. “Tarlada çalışmak” veya “top yakalamak” anlamına gelmez ve hayvanların renklerini bilinçli olarak tasarladığını da iddia etmez.

Alıştırma

Bu cümlede fielded aggressive color schemes ifadesine en uygun anlam hangisidir?

  1. Oyun sahasında renkleri yakalıyordu.
  2. Hayvanların renklerini tasarladığını kanıtlıyordu.
  3. Cesur renk desenlerini sergiliyor veya taşıyordu.
Cevabı göster

Cesur renk desenlerini sergiliyor veya taşıyordu.

to attract mates or to appear dangerous.

7:22

agresif renk düzenleri sergilemiş olabilir.

Some might have had impressive decorations or colorful beaks.

7:25

Bazılarının etkileyici süsleri veya renkli gagaları olmuş olabilir.

Some may have been striped or patterned.

7:29

Bazıları çizgili veya desenli olabilir.

Similarly, we don't know that much about dinosaur behavior,

7:32

Benzer şekilde, dinozorların davranışları hakkında da pek bir şey bilmiyoruz,

although once again, we can draw conclusions from existing animals. Kalıp ifadeler

7:35

gerçi bir kez daha, var olan hayvanlardan sonuçlar çıkarabiliriz.

Kalıp ifadeler

draw conclusions from evidence: kanıtlardan sonuç çıkarmak

Draw conclusions from X, X'i kanıt olarak kullanıp doğrudan söylenmeyen bir şeyi çıkarsamak demektir. Buradaki draw, “çizmek” değil, “türetmek” veya “sonuç çıkarmak” anlamındadır. From kanıtın kaynağını belirtir. Sonuç yine de geçici olabilir: ifade bir yargının nasıl oluşturulduğunu açıklar, kesin olarak kanıtlandığını değil.

Alıştırma

Cümleyi dersteki “kanıt kullanarak çıkarım yapmak” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: We can ____ the survey results.

Cevabı göster

draw conclusions from

For example, even apex predators like lions

7:39

Örneğin aslanlar gibi zirve yırtıcıları bile

spend a lot of their time lying around Notlar

7:42

zamanlarının büyük bir kısmını etrafta yatarak,

Dilbilgisi

spend a lot of their time lying around: spend time doing kalıbı

spend a lot of their time lying around ifadesinde spend, “para harcamak” değil, “zaman kullanmak veya ayırmak” anlamına gelir. Kalıp spend + zaman miktarı + -ing biçimidir: a lot of their time zaman miktarını, lying around ise etkinliği belirtir. Bu kalıbı birinin zamanını genellikle nasıl kullandığını anlatmak için kullanabilirsin: She spends ten minutes checking her bag. Bu yapıda etkinliği mastarla değil, -ing biçimiyle ifade et: spend time reading doğrudur; spend time to read değildir.

Alıştırma

Cümleyi read fiilinin -ing biçimiyle tamamla: Maya spends an hour every evening ____ her favorite novel.

Cevabı göster

reading

Öbek fiiller

lying around: çok az hareket ederek dinlenmek

Burada lying around, uzanmış veya dinlenir durumda kalıp çok az şey yapmak ya da hiçbir şey yapmamak anlamına gelir. Around, daire çizerek hareket etmeyi anlatmaz; lie around, lie fiiline boş durma ve rahatlık hissi katan bir phrasal verb’dür. Buradaki lying, “dinlenme pozisyonunda olmak” anlamındaki lie fiilinin -ing biçimidir. Bu cümlede “yalan söylemek” anlamına gelmez. Anlamları ayırmak için dinlenme, yer ve fiziksel etkinlik gibi bağlam ipuçlarını kullan.

Alıştırma

The cats spent the afternoon lying around in the sun. cümlesinde lying around ne anlama gelir?

  1. birbirlerine yalan hikâyeler anlatmak
  2. çok az hareket ederek tembelce dinlenmek
  3. bahçede hızlıca hareket etmek
Cevabı göster

çok az hareket ederek tembelce dinlenmek

and cuddling and licking each other and playing.

7:44

birbirlerine sarılıp yalayarak ve oynayarak geçirirler.

Why would dinosaurs be so different? Anlatım akışı

7:47

Dinozorlar neden o kadar farklı olsun ki?

Anlatım akışı

Why would ...? ile bir varsayımı sorgulamak

Why would dinosaurs be so different? cümlesinde konuşan kişi öncelikle tarihsel bir neden sormaz. Why would ...?, dinozorların farklı davranmak zorunda olduğu düşüncesini hangi gerekçenin destekleyebileceğini sorar. Bu soru bir varsayımı sorgular ve savı ileri taşır: günümüzdeki aslanlar dinlenip oyun oynayabiliyorsa dinozorların her zaman vahşi olduğunu düşünmek için açık bir neden yoktur. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp Why would + özne + fiilin yalın hâli ...? şeklindedir ve bir iddianın veya varsayımın gerekçesini istemek için kullanılır.

Alıştırma

Konuşan kişi Why would dinosaurs be so different? diye sorarak ne yapıyor?

  1. Dinozorların ne zaman farklılaştığını soruyor
  2. Dinozorların gelecekte değişeceğini öngörüyor
  3. Dinozorların farklı davranmış olması gerektiği varsayımını sorguluyor
Cevabı göster

Dinozorların farklı davranmış olması gerektiği varsayımını sorguluyor

When we first found the skull of T. rex with its mighty teeth

7:50

Güçlü dişleri ve muhtemelen gelmiş geçmiş herhangi bir kara hayvanının en güçlü ısırığına sahip

and probably the strongest bite of any land animal ever, Dilbilgisi

7:53

T. rex'in kafatasını ilk bulduğumuzda,

Dilbilgisi

the strongest ... of any ... ever ile gelmiş geçmiş en yüksek değeri anlatmak

The strongest bite bir üstünlük iddiasıdır: karşılaştırma grubundaki hiçbir ısırığın daha güçlü olmadığı söylenir. Of any land animal, tüm kara hayvanlarını kapsayarak bu grubu tanımlar; buradaki any rastgele bir hayvan anlamına gelmez. Ever, karşılaştırmayı konuşulan tüm zamanlara yayarak gelmiş geçmiş en yüksek rekor iddiası oluşturur. Tam cümledeki probably, konuşan kişinin kesinlik derecesini azaltır ancak üstünlük yapısını değiştirmez.

Alıştırma

Hangi cümle tüm zaman aralığını kapsayan mutlak bir üstünlük iddiasında bulunur?

  1. This machine has the strongest grip of any rescue robot ever.
  2. This machine has a very strong grip for a rescue robot.
  3. This machine has one of the strongest grips among rescue robots.
Cevabı göster

This machine has the strongest grip of any rescue robot ever.

we imagined a fierce and stupid beast.

7:56

vahşi ve aptal bir canavar hayal etmiştik.

But modern scanning technology has revealed that T. rex had a larger brain-to-body ratio

7:59

Ancak modern tarama teknolojisi, T. rex'in beyin-vücut oranının

than some earlier giant meat-eaters.

8:04

önceki bazı dev et yiyicilerden daha büyük olduğunu ortaya çıkardı.

And it probably had very sharp hearing, vision, and a sense of smell,

8:06

Ve muhtemelen çok keskin bir işitme, görme ve koku alma duyusuna sahipti

and was in all likelihood not a stupid animal. Kalıp ifadeler

8:10

ve büyük olasılıkla aptal bir hayvan değildi.

Kalıp ifadeler

in all likelihood: güçlü ama kesin olmayan bir çıkarım

“In all likelihood”, “büyük olasılıkla” veya “çok muhtemelen” anlamına gelir. Bir sonucu mevcut kanıtlara en iyi uyan çıkarım olarak sunar, ancak yanlış olma ihtimalini de açık bırakır. Burada “not a stupid animal” şeklindeki olumsuz ifadeyi niteler: Konuşmacı, hayvanın aptal olmadığı sonucuna yüksek güvenle varır. “All” sözcüğü olasılığı güçlendirir, fakat iddiayı yüzde yüz kesin hâle getirmez.

Alıştırma

“The roads are icy, so in all likelihood the school bus will be late,” cümlesinde in all likelihood ne anlatır?

  1. Otobüsün geç kalacağı garanti.
  2. Otobüsün geç kalacağını düşünmek için hiçbir neden yok.
  3. Otobüsün geç kalması kuvvetle bekleniyor, ancak bu kesin değil.
Cevabı göster

Otobüsün geç kalması kuvvetle bekleniyor, ancak bu kesin değil.

So, maybe T. rex was a cuddly fellow

8:14

Yani, belki de T. rex aç olmadığında

that spent a lot of time playing around

8:16

zamanının çoğunu oyun oynayarak

or impressing potential mates when it was not hungry.

8:18

veya potansiyel eşleri etkilemekle geçiren sevimli bir arkadaştı.

Likewise, while their horns and shields might have made ceratopsids appear to be natural-born fighters, Kelime

8:22

Aynı şekilde, boynuzları ve kalkanları seratopsidleri doğuştan savaşçı gibi gösterse de,

Kelime

natural-born fighters: doğuştan yetenekli olma izlenimi

“Natural-born”, “doğuştan bir role uygun” anlamına gelen birleşik bir sıfattır. Bir yeteneğin veya karakter özelliğinin öğrenilmiş değil, doğuştan olduğunu güçlü biçimde düşündürür. “Natural-born fighters” ifadesinde fighters sözcüğünü niteler ve hayvanların boynuzları ile kalkanlarının yarattığı izlenimi anlatır. “Might have made” ve “appear to be” birlikte bunun dış görünüşe dayalı bir olasılık olduğunu gösterir; savaşmanın onların değişmez doğal amacı olduğunu kanıtlamaz.

Alıştırma

Cümleyi “doğuştan hikâye anlatmaya yatkın” anlamındaki kısa çizgili ifadeyle tamamlayın: The children listened to every word; Amir seemed like a ____ storyteller.

Cevabı göster

natural-born

they were probably much more than that.

8:27

muhtemelen bundan çok daha fazlasıydılar.

Based on the behavior of modern animals

8:30

Modern hayvanların davranışlarına

and the complex dances some have to go through to mate, Öbek fiiller

8:32

ve bazılarının çiftleşmek için geçmesi gereken karmaşık danslara dayanarak,

Öbek fiiller

go through: bir sürecin her aşamasını yaşamak

Bu cümlede go through, karmaşık bir çiftleşme sürecinin aşamalarını yaşamak ve gerçekleştirmek anlamına gelir. Hayvanlar, danslar bir yermiş gibi onların içinden gerçek anlamda geçmez. go through + süreç veya etkinlik yapısı, çoğu zaman o sürecin gerektirdiklerini yaşamak, bunlarla başa çıkmak ya da tamamlamak anlamına gelir. Sürecin yalnızca ayrıntılı mı yoksa aynı zamanda zor mu olduğunu bağlam gösterir.

Alıştırma

Zorunlu bir sürecin her aşamasını yaşamak anlamına gelen, dersteki iki sözcüklü öbek fiille cümleyi tamamlayın: Before they can work alone, new guides must ____ two weeks of training.

Cevabı göster

go through

maybe their shields were amazingly colorful.

8:35

belki de kalkanları inanılmaz derecede renkliydi.

Maybe it danced for its mates like many birds do today.

8:38

Belki de bugün birçok kuşun yaptığı gibi eşleri için dans ediyordu.

How intensely amazing these creatures must have been. Dilbilgisi

8:42

Bu canlılar ne kadar da inanılmaz derecede şaşırtıcı olmalı.

Dilbilgisi

must have been: geçmiş hakkında güçlü bir çıkarım

Must have been, geçmişteki bir durum hakkında güçlü bir sonucu ifade eder. Burada konuşan kişi soyu tükenmiş canlıları doğrudan gözlemleyemez; ancak onlar hakkında bildiklerinden veya hayal ettiklerinden yola çıkarak inanılmaz oldukları sonucuna varır. Yapı must + have + geçmiş zaman ortacıdır; been, be fiilinin geçmiş zaman ortacıdır. Bu yapıda must, zorunluluğu değil, yüksek güven içeren bir çıkarımı gösterir.

Alıştırma

Cümleyi geçmiş hakkında güçlü bir çıkarım yapan üç sözcüklü modal-perfect yapıyla tamamlayın: The water in the outdoor bowl is frozen, so it ____ very cold last night.

Cevabı göster

must have been

And what a loss it is to us that we don't get to experience them first-hand. Notlar

8:46

Ve onları ilk elden deneyimleme fırsatı bulamamak bizim için ne büyük bir kayıp.

Dilbilgisi

what a loss it is ... that ünlem kalıbı

what a + tekil sayılabilen isim + it is + that yan cümlesi kalıbı bir soru değil, ünlem yapısıdır. Burada what a loss it is to us, durumu bizim için ciddi bir kayıp olarak güçlü biçimde değerlendirir. that yan cümlesi değerlendirilen gerçeği açıklar: onları doğrudan deneyimleme fırsatımız yoktur. Aynı kalıbı güçlü bir üzüntü, şaşkınlık veya takdir ifade etmek için kullanabilirsin.

Alıştırma

Yerel tiyatronun kapanmasına verilen güçlü tepkiyi ünlem yapısıyla doğru ifade eden cümle hangisidir?

  1. What a loss it is to the town that the local theater is closing!
  2. It is a loss to the town that the local theater is closing.
  3. What is the loss to the town if the local theater closes?
Cevabı göster

What a loss it is to the town that the local theater is closing!

Kelime

first-hand: doğrudan kişisel deneyim yoluyla

experience them first-hand ifadesinde first-hand bir zarftır ve kitaplar, kayıtlar veya başka birinin anlatımı yoluyla değil, kişinin kendi deneyimiyle doğrudan anlamına gelir. Bu ifade bilginin kaynağına odaklanır: kişi oradaydı ve bir şeyi bizzat deneyimledi veya gözlemledi.

Alıştırma

Maya'nın fırtına hasarını bizzat gördüğünü ve incelediğini söyleyen cümle hangisidir?

  1. Maya imagined the storm damage without seeing it.
  2. Maya heard a second-hand account of the storm damage.
  3. Maya inspected the storm damage first-hand.
Cevabı göster

Maya inspected the storm damage first-hand.

What an even greater loss that there is so much we will never know about them,

8:51

Onlar hakkında asla bilemeyeceğimiz çok şey olması ne kadar daha büyük bir kayıp,

and even more tragic,

8:55

ve daha da trajik olanı,

all the absurd and beautiful beings that disappeared without a trace.

8:57

hiçbir iz bırakmadan kaybolan tüm o absürt ve güzel varlıklar.

But such is life. Deyimler

9:01

Ama hayat böyledir.

Deyimler

Such is life: çaresiz bir kabulleniş

Such is life, “hayat böyledir ve bunu kabul etmeliyiz” anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Burada such “öyle” anlamındadır; belirli bir hayat türünü göstermez. İfadenin tamamı, hoş olmayan bir gerçeği sakin bir kabullenişle özetler. Fiil, özne olan life sözcüğünden önce gelir. Biraz resmî duyulan bu devrik yapı ifadenin sabit bir parçasıdır; bu yüzden sözcüklerin yerini değiştirmeden bir bütün olarak öğrenin.

Alıştırma

Hangi yanıt, değiştirilemeyecek bir hayal kırıklığını kabullenmek için kalıplaşmış ifadeyi doğru kullanıyor?

  1. Our train was canceled, but such is life.
  2. Our train was canceled, but life such is.
  3. Our train was canceled, but such life is.
Cevabı göster

Our train was canceled, but such is life.

Time marches on without any concern for our feelings, Deyimler

9:03

Zaman, duygularımızı hiç umursamadan ilerliyor

Deyimler

Time marches on: zamanın durdurulamaz ilerleyişi

Time marches on, zamanı sürekli ileriye doğru yürüyen bir şey gibi kişileştirir. İnsanların ne istediğine veya ne hissettiğine bakmadan zamanın devam ettiği ve geçmişin giderek uzaklaştığı anlamına gelir. Buradaki marches mecazdır; kimse gerçekten yürüyüş yapmıyor. Bu imge yalnızca hızı değil, düzenli ve durdurulamaz ilerlemeyi vurgular.

Alıştırma

Hangi cümle, üzüntüye rağmen zamanın devam ettiğini vurgulamak için time marches on ifadesini kullanıyor?

  1. We laughed all afternoon; time flies when we are having fun.
  2. Our favorite teacher left, but time marches on and the new term begins.
  3. At noon, the clock marched on the table.
Cevabı göster

Our favorite teacher left, but time marches on and the new term begins.

and the past expands with every moment that passes.

9:07

ve geçmiş her geçen anla birlikte genişliyor.

Most wild animals alive today will in all likelihood not leave fossils behind

9:10

Bugün hayatta olan çoğu vahşi hayvan büyük olasılıkla arkasında fosil bırakmayacak

and also just disappear forever.

9:16

ve onlar da sonsuza dek yok olacaklar.

We can do something about that, though. Kalıp ifadeler

9:19

Ancak bu konuda bir şeyler yapabiliriz.

Kalıp ifadeler

do something about that: bir soruna karşı harekete geçmek

Do something about that, “o durumla ilgilenmek veya onu iyileştirmek için harekete geçmek” demektir. That, daha önce sözü edilen soruna gönderme yapar. Burada about, eylemin yöneldiği sorunu belirtir; “yaklaşık” anlamına gelmez. Bu ifade, konuşmayı çoğu zaman bir sorunu fark etme aşamasından çözüm düşünme aşamasına taşır.

Alıştırma

Cümleyi hedef ifadeyi ve it zamirini kullanarak tamamlayın: The classroom is too cold, so we should ____.

Cevabı göster

do something about it

Instead of accelerating the extinction we are witnessing, Dilbilgisi

9:21

Tanık olduğumuz yok oluşu hızlandırmak yerine,

we could become the guardians of life and preserve it where we find it. Deyimler

9:24

yaşamın koruyucuları olabilir ve onu bulduğumuz yerde koruyabiliriz.

Dilbilgisi

Instead of doing X, we could do Y: yapıcı bir alternatif sunmak

Instead of accelerating the extinction we are witnessing ifadesinde instead of + -ing, reddedilmesi gereken zararlı yolu sunar. We are witnessing, extinction sözcüğünü niteler ve bu yok oluşun şu anda gözümüzün önünde gerçekleştiğini anlatır. Ana cümledeki we could + fiilin yalın hâli, emir değil, daha iyi bir olası seçenek sunar. Kullanılabilir kalıp Instead of doing X, we could do Y, eleştiriyi yapıcı bir alternatife dönüştürür.

Alıştırma

Parantez içindeki fiilleri doğru biçimlerde kullanın: Instead of ____ every light on, we could ____ energy by switching off the lights in empty rooms. (leave; save)

Cevabı göster

leaving · save

Deyimler

guardians of life: sahiplik değil, koruma sorumluluğu

Guardians of life, insanları canlıların koruyucuları olarak gösteren bir mecazdır. Bu cümlede yaşamı korumak, onu kontrol etme veya ona sahip olma hakkı olarak değil, bir sorumluluk olarak sunulur. Bu ifade resmî bir meslek unvanını değil, etik bir rolü anlatır. Konuşanın çevreyle ilgili düşüncesine açık bir çerçeve kazandırır: İnsanlar yaşamla karşılaştıkları her yerde onu korumalıdır.

Alıştırma

Hangi seçenek insanları yaşamın sahipleri değil, canlıların sorumlu koruyucuları olarak gösterir?

  1. owners of life — canlılara sahip olan kişiler
  2. guardians of life — canlıları korumaktan sorumlu kişiler
  3. controllers of life — canlıların nasıl gelişmesi gerektiğine karar veren kişiler
Cevabı göster

guardians of life — canlıları korumaktan sorumlu kişiler

If possible in the wild, Dilbilgisi

9:28

Mümkünse vahşi doğada,

if not then in museums, movies, and in our minds.

9:30

değilse müzelerde, filmlerde ve zihnimizde.

Dilbilgisi

If possible ... if not, then ...: tercih edilen plan ve yedek plan

If possible ... if not, then ... kalıbı, tercih edilen bir planı ve ardından yedek bir planı sunar. If possible kısaltılmış bir koşuldur; ilgili eylem çevredeki bağlamdan anlaşılır. Burada if not, “ilk plan mümkün değilse” anlamına gelir. Then bir sonraki seçeneğe işaret eder. İlk yeri veya düşünceyi yalnızca reddetmez; dinleyene bunun yerine ne yapacağını söyler.

Alıştırma

Hangi cümle önce bir tercih, ardından bu tercih mümkün olmazsa kullanılacak yedek seçeneği açıkça sunar?

  1. Call before noon and never send a message — yedek seçeneği olmayan tek tercih
  2. Send a message before calling — yedek seçenek önce geliyor
  3. If possible, call before noon; if not, then send a message — ilk tercih ve yedek seçenek
Cevabı göster

If possible, call before noon; if not, then send a message — ilk tercih ve yedek seçenek

Because as amazing as our imagination is, Dilbilgisi

9:34

Çünkü hayal gücümüz ne kadar şaşırtıcı olursa olsun,

and as fascinating to think about the animals that are part of the unknown unknown,

9:37

ve bilinmeyenlerin bilinmeyeninin bir parçası olan hayvanları düşünmek ne kadar büyüleyici olsa da,

it is even better to witness them in the present.

9:41

onlara şu anda şahit olmak çok daha iyidir.

Dilbilgisi

as amazing as our imagination is ifadesinin ödünleme anlamı

Bu cümlede as amazing as our imagination is, ‘hayal gücümüz ne kadar etkileyici olursa olsun’ anlamına gelir. Cümlenin başındaki as + sıfat + as + özne + be yan cümlesi, konuşmacı daha güçlü bir sonuç vermeden önce önemli bir noktayı kabul eder. Bu biçim eşitlik karşılaştırmasına benzeyebilir, ancak burada iki şeyin aynı derecede etkileyici olduğu karşılaştırılmıyor. Ardından gelen it is even better ... bölümü karşıtlığı kurar: hayal gücü değerlidir, ancak doğrudan gözlemlemek daha iyidir.

Alıştırma

Hangi cümle as + sıfat + as + özne + be yapısıyla önce bir noktayı kabul edip sonra karşıt bir sonuç veriyor?

  1. As useful as the map is, we should also ask a local guide.
  2. The guide says the map is useful.
  3. The map is as useful as the guide.
Cevabı göster

As useful as the map is, we should also ask a local guide.

The land that we actually inhabit,

9:45

Hayatı tam da gerçekleştiği gibi deneyimleme şansı bulduğumuz,

where we get to experience life as it happens. Notlar

9:48

aslında yaşadığımız bu topraklarda.

Dilbilgisi

Memnuniyet verici bir fırsat için get to experience

Get to + fiilin yalın biçimi, bir şeyi yapma fırsatına veya ayrıcalığına sahip olmak demektir. Burada get to experience, olayları yaşama durumunu memnuniyet verici ve değerli bir fırsat olarak sunar; bir nesneyi edinmek anlamına gelmez. Bu yapı çoğu zaman konuşmacının tutumunu da ekler: deneyim onlar için mümkündür ve bu nedenle kendilerini şanslı hissederler. to sonrasındaki fiil yalın biçimde kalır: get to experience, get to see, get to choose.

Alıştırma

Hangi cümle gözlemevini ziyaret etmeyi memnuniyet verici bir fırsat olarak sunuyor?

  1. We managed to visit the observatory tonight.
  2. We have to visit the observatory tonight.
  3. We get to visit the observatory tonight.
Cevabı göster

We get to visit the observatory tonight.

Kalıp ifadeler

Zaman yan cümlesi olarak as it happens: hayat akıp giderken

Burada as it happens, “olduğu sırada” ya da “süreç ilerlerken” anlamına gelen bir zaman yan cümlesidir. it zamiri, devam eden bir süreç olarak life kavramına gönderme yapar. Yani konuşan kişi hayatı sonradan hatırlamayı değil, gerçekleştiği anda deneyimlemeyi anlatır. Bir olayı görme, deneyimleme, kaydetme ya da aktarma bildiren fiillerden sonra as it happens, eylem ile olayın aynı anda ilerlediğini gösterebilir. it zamirinin neye gönderme yaptığını çevredeki cümleden belirleyin.

Alıştırma

“The livestream lets us watch the mural take shape as it happens,” İngilizce cümlesinde as it happens ne anlama gelir?

  1. Tesadüfen duvar resmi şekilleniyor
  2. Yalnızca duvar resmi tamamlandıktan sonra
  3. Duvar resmi şekillenirken
Cevabı göster

Duvar resmi şekillenirken