Tarih vs. VIII. Henry - Mark Robinson ve Alex Gendler: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
836 kelime 171 kel/dk

Video özeti: Mahkeme tartışması biçimindeki video, VIII. Henry’nin dinî ve siyasi reformlarını evlilikleri, idamları, savaşları ve zarar verici ekonomi politikalarıyla karşılaştırıyor. Sonuçta onun hükümranlığı, İngiltere modern çağa yaklaşırken monarşinin taşıdığı çelişkilerin bir ifadesi olarak değerlendiriliyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. I beg to differ. — Konuşma Edimbilimi ve Tutum: Açık bir görüş ayrılığını resmî ve nazik biçimde bildiren kalıbı tanıyın. Tartışmalarda veya profesyonel görüşmelerde bir iddiaya, I disagree kadar doğrudan görünmeden karşı çıkmak için kullanabilirsiniz. 2. by debasing the coinage — Sözcük Anlamı ve Dil Düzeyi: Paranın içerdiği değerli metal oranını ya da değerini düşürmeyi anlatan bu ekonomi tarihi ifadesini anlayın. Böylece Henry’nin savaşları finanse etme yöntemiyle süregelen enflasyon arasındaki neden-sonuç ilişkisini izleyebilirsiniz. 3. A man of learning who executed scholars. — Söylem, Hikâye Anlatımı ve Retorik: Kısa ve paralel bir betimlemenin entelektüel kimlikle ona ters düşen bir eylemi nasıl yan yana getirdiğini fark edin. Bu yapıyı karmaşık bir kişiyi özetlemek ve akılda kalan güçlü bir karşıtlık kurmak için kullanabilirsiniz.

Bu derste

He was a powerful king

0:06

O güçlü bir kraldı,

whose break with the Church of Rome would forever change the course of English history. Notlar

0:08

Roma Kilisesi ile olan bağlarını koparması İngiltere tarihinin seyrini sonsuza dek değiştirecekti.

Dilbilgisi

whose break with the Church of Rome: kralın Roma Kilisesi'yle kopuşu

Buradaki whose, önceki a powerful king ifadesine gönderme yapan ve iyelik bildiren bir ilgi sözcüğüdür. whose break with the Church of Rome ifadesi the king's break with the Church of Rome, yani “kralın Roma Kilisesi'yle kopuşu” anlamına gelir ve bu isim öbeği would forever change bölümünün öznesidir. Bu tarihsel bağlamda the Church of Rome, merkezi Roma'da bulunan Roma Katolik otoritesini ifade eder. person + whose + noun + verb yapısı, bir kişiyi tanıtıp ardından o kişiye ait veya onunla yakından ilişkili bir şey hakkında bilgi eklemenizi sağlar. Arka planı ve etkisini tek cümlede birleştirir.

Alıştırma

Cümleyi iyelik bildiren ilgi sözcüğüyle tamamlayın: Ada Lovelace was a mathematician ____ ideas influenced computing.

Cevabı göster

whose

Kalıp ifadeler

change the course of English history: İngiliz tarihinin akışını değiştirmek

Burada course, okulda alınan bir ders değil, olayların zaman içinde izlediği yön veya yol anlamına gelir. change the course of English history, İngiliz tarihinin önemli ölçüde farklı bir yönde gelişmesini sağlamak demektir. Bu ifade, uzun vadeli sonuçları olan büyük bir dönüm noktasını vurgular. Bir olayın veya ayrıntının değiştiğini söylemekten daha güçlüdür ve daha tarihsel bir anlatım tonu taşır.

Alıştırma

Uzun vadeli gelişimin yönünü değiştirmek anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: This election could ____ the country's history.

Cevabı göster

change the course of

But was he a charismatic reformer Anlatım akışı

0:13

Fakat o karizmatik bir reformcu muydu

or a bullying tyrant?

0:15

yoksa zorba bir tiran mı?

Anlatım akışı

But was he A or B?: iki seçenekle tartışmayı çerçevelemek

Baştaki But, önceki bir düşünceden onu sorgulayan bir noktaya geçildiğini gösterir. Ardından gelen Was he A or B? sorusu, charismatic reformer ve bullying tyrant şeklindeki belirgin biçimde zıt iki etiketi A ve B konumlarına yerleştirir. Burada konuşan kişi yalnızca hemen verilecek olgusal bir yanıt istemez. İki seçenekli soru tartışmayı çerçeveler ve sonraki açıklamada kanıtlarla sınanacak iki rakip yorum sunar.

Alıştırma

Bu girişte But was he ... or ...? yapısının temel işlevi nedir?

  1. İki karşıt değerlendirme arasında bir tartışma çerçevesi kurar.
  2. Tartışmadan önce nihai olgusal yanıtı verir.
  3. Reformer ve tyrant sözcüklerinin sözlük tanımlarını sorar.
Cevabı göster

İki karşıt değerlendirme arasında bir tartışma çerçevesi kurar.

Find out on History vs. Henry VIII. Öbek fiiller

0:16

Tarih vs. VIII. Henry'de öğrenin.

Öbek fiiller

Find out: cevabı keşfetmek

Find out; izleyerek, sorarak, kontrol ederek veya araştırarak bir bilgiyi keşfetmek ya da edinmek anlamına gelen bir öbek fiildir. Out bu öbek fiilin parçasıdır; burada hareket yönünü belirtmez. Bu emir cümlesinde nesne söylenmemiştir, çünkü önceki soru hangi bilginin eksik olduğunu açıkça gösterir. Bu nedenle Find out, izleyiciyi cevabı öğrenmek için izlemeye devam etmeye çağıran bir merak unsuru olarak işlev görür.

Alıştırma

Cümleyi, ‘bilgiyi keşfetmek’ anlamına gelen iki sözcüklü hedef öbek fiille tamamlayın: We need to ____ who changed the schedule.

Cevabı göster

find out

Order, Kültür

0:21

Sükunet,

order.

0:22

sükunet.

Kültür

Resmî bir sessizlik çağrısı olarak “Order, order.”

Mahkemelerde, parlamentolarda ve diğer resmî toplantılarda “Order, order.”, “sessiz olun ve düzeni yeniden sağlayın” anlamına gelen kalıplaşmış bir çağrıdır. Buradaki order, düzenli bir durumu ifade eder; emir ya da satın alma anlamına gelmez. Tekrar, ifadeye daha fazla otorite katar ve ortam yalnızca canlandırma olsa bile sahneyi hemen resmî bir duruşma ya da tartışma olarak çerçeveler.

Alıştırma

Canlandırma yapılan bir mahkemede “Order, order.” ne anlama gelir?

  1. İki yemek siparişi verme talimatı
  2. Herkesin sessiz olup düzeni yeniden sağlamasını isteyen bir çağrı
  3. İki nesneyi sıraya dizme isteği
Cevabı göster

Herkesin sessiz olup düzeni yeniden sağlamasını isteyen bir çağrı

Now, who do we have here? Ton ve niyet

0:22

Pekala, burada kimi görüyoruz?

Ton ve niyet

Teatral soru “Now, who do we have here?”

“Now”, dikkati birazdan tanıtılacak kişiye yöneltir. “Who do we have here?” yaklaşık olarak “karşımızdaki kişinin kim olduğuna bakalım” anlamına gelir; buradaki have, birinin orada bulunduğunu belirtir, sahiplik bildirmez. Konuşan kişi karşısındakinin kimliğini zaten biliyor olabilir. Bu soru dramatik bir tanıtım işlevi görür ve ses tonuna ve ortama bağlı olarak bir sunucunun tanıtımı, şakacı bir takılma ya da sorgulama gibi duyulabilir.

Alıştırma

Bir sunucu sürpriz bir konuğu şakacı ve teatral biçimde tanıtmak istiyor. Ne söylemeli?

  1. Where is everyone?
  2. Could you confirm your identity for the record?
  3. Now, who do we have here?
Cevabı göster

Now, who do we have here?

Looks like quite the dashing fellow. Kalıp ifadeler

0:23

Oldukça gösterişli bir adama benziyor.

Kalıp ifadeler

quite the dashing fellow: güçlü ve şakacı bir değerlendirme

Quite the + tekil isim öbeği, birini ya da bir şeyi söz konusu niteliğin dikkat çekici bir örneği olarak sunar. Burada quite the dashing fellow, son derece şık ve çekici bir adam demektir; yalnızca bir durumu belirtmez, belirgin bir beğeni de taşır. Dashing fellow, çekici ve kendine güvenen bir erkeği anlatan biraz eski moda bir ifadedir. Bu cümlede bu seçim, iltifata şakacı ve teatral bir hava katar.

Alıştırma

Cümleyi quite ve vurgulu isim öbeği yapısında kullanılan tanımlıkla tamamlayın: You are ____ storyteller.

Cevabı göster

quite the

Indeed, your honor. Kültür

0:25

Gerçekten de öyle, sayın yargıç.

Kültür

your honor: yargıca yönelik resmî hitap

Bu mahkeme tarzı konuşmada your honor, özellikle ABD mahkeme İngilizcesinde bir yargıca doğrudan hitap etmenin standart ve resmî bir yoludur. Dinleyenin yargıçlık görevini belirtir; buradaki honor, saygı veya itibar gibi soyut bir düşünce değildir. Düzenlenmiş İngilizce yazıda bu doğrudan hitap genellikle Your Honor biçiminde büyük harfle yazılır ve cümlenin geri kalanından virgülle ayrılır: Indeed, Your Honor.

Alıştırma

Mahkeme yanıtını, bir yargıca yönelik standart iki sözcüklü hitapla tamamlayın: Yes, ____. I understand.

Cevabı göster

Your Honor

This is Henry VIII,

0:26

Karşınızdaki VIII. Henry,

the acclaimed king who reformed England's religion and government

0:27

İngiltere'nin dinini ve hükümetini reforme eden

and set it on course to becoming a modern nation. Kalıp ifadeler

0:31

ve ülkeyi modern bir ulus olma yoluna sokan o övgüye değer kral.

Kalıp ifadeler

set + nesne + on course to becoming ...: … olma yoluna sokmak

set + nesne + on course to becoming ... kalıbı, birini veya bir şeyi uzun vadeli bir sonuca doğru ilerlemeye başlatmak anlamına gelir. Hemen tamamlanmış bir değişimi değil, yönü ve gelişim sürecini anlatır. Bu cümlede it, England'a gönderme yapar; becoming ise daha sonra ulaşılacak sonucu belirtir. Buradaki kullanımda hedef, to + -ing biçimindeki becoming ile ifade edilir. Course burada “ders” değil, “yön” veya “izlenen yol” anlamındadır.

Alıştırma

Cümleyi set + nesne + on course to + -ing kalıbıyla tamamlayın: The reforms set the country ____ a stable democracy.

Cevabı göster

on course to becoming

I beg to differ. Ton ve niyet

0:34

Aynı fikirde değilim.

Ton ve niyet

I beg to differ: resmî ve nazik bir şekilde karşı çıkma

I beg to differ, “saygılı ama açık bir şekilde aynı fikirde değilim” anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Burada beg gerçek anlamda bir rica değildir; differ ise farklı bir görüşe sahip olmak demektir. Bir düzeltme veya karşı argümandan önce nazik bir giriş olarak kullanılır. Bu cümlede konuşmacı, önceki olumlu tanımlamayı reddetmek ve karşıt bir görüşün geleceğini belirtmek için bu ifadeyi kullanır.

Alıştırma

Nazik ama açık bir anlaşmazlık belirten, nispeten resmî kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: I ____ to differ.

Cevabı göster

beg

This is a cruel, impulsive, and extravagant king

0:35

Bu; acımasız, fevri ve savurgan bir kraldır;

who had as little regard for his people Dilbilgisi

0:38

halkına olan saygısı ve ilgisi

as he did for his six wives.

0:40

altı karısına olduğu kadar azdı.

Dilbilgisi

had as little regard for ... as ...: iki tarafa da aynı ölçüde az değer vermek

as little + sayılamayan isim + as kalıbı, iki miktarın veya derecenin aynı ölçüde düşük olduğunu karşılaştırır. Burada little regard, çok az ilgi, kaygı veya saygı anlamına gelir; dolayısıyla kralın halkını da altı eşini de aynı ölçüde az önemsediği eleştirilmektedir. as he did for his six wives bölümündeki did, daha önce geçen had regard fiil öbeğinin yerine geçerek tekrarı önler. İkinci as, eşitlik karşılaştırmasının diğer tarafını tanıttığı için gereklidir.

Alıştırma

Bu cümlede as little regard for his people as he did for his six wives ne anlama geliyor?

  1. Halkını önemsiyordu ama eşlerini önemsemiyordu.
  2. Her iki grubu da çok önemsiyordu.
  3. Halkını da eşlerini de aynı ölçüde az önemsiyordu.
  4. Halkını eşlerinden daha az önemsiyordu.
Cevabı göster

Halkını da eşlerini de aynı ölçüde az önemsiyordu.

Six wives?

0:42

Altı karı mı?

Your honor,

0:44

Sayın yargıç,

Henry's first marriage was arranged for him Kalıp ifadeler

0:44

Henry'nin ilk evliliği onun için ayarlanmıştı

when he was only a child.

0:47

henüz bir çocukken.

Kalıp ifadeler

was arranged for him: başkaları tarafından onun için ayarlandı

Was arranged edilgen bir yapıdır: planı başkaları yapmıştır ve planlanan şey Henry'nin ilk evliliğidir. For him, düzenlemenin onun adına yapıldığını veya onu ilgilendirdiğini gösterir; düzenlemeyi yapan Henry değildir. Arrange, marriage ile kullanıldığında kimin kiminle evleneceğine karar vermek veya bunu planlamak anlamına gelir; nesneleri düzene sokmak anlamına gelmez. Henry çocuk olduğu için bu ifade, karar üzerindeki denetimin başka insanlarda olduğunu vurgular.

Alıştırma

The appointment was arranged for Nina by her office cümlesinde was arranged for Nina ne anlama gelir?

  1. Randevu başka biri için ayarlandı.
  2. Nina randevuyu kendisi iptal etti.
  3. Nina ofis mobilyalarını düzene soktu.
  4. Nina'nın ofisi randevuyu onun adına ayarladı.
Cevabı göster

Nina'nın ofisi randevuyu onun adına ayarladı.

He only married Catherine of Aragon

0:48

Aragonlu Catherine ile sadece

to strengthen England's alliance with Spain. Kalıp ifadeler

0:50

İngiltere'nin İspanya ile ittifakını güçlendirmek için evlendi.

Kalıp ifadeler

to strengthen England's alliance with Spain: İngiltere'nin İspanya'yla ittifakını güçlendirmek

to strengthen... mastar öbeği evliliğin amacını belirtir: Bu evlilik, İngiltere'nin İspanya'yla olan resmî ortaklığını daha sağlam veya etkili hâle getirmek için siyasi bir araç olarak kullanılmıştır. Başka durumlara aktarılabilen kalıp do something to strengthen an alliance with someone şeklindedir. Burada with Spain ittifakın diğer tarafını belirtir; İspanya'yı amaca ulaşmak için kullanılan araç olarak göstermez.

Alıştırma

Cümleyi hedef kalıpla tamamlayın: The country began joint military exercises to ____ its northern neighbor.

Cevabı göster

strengthen its alliance with

An alliance he was willing to toss aside Öbek fiiller

0:53

Bir kenara fırlatmaya hazır olduğu bu ittifakta

with no regard for the nation.

0:55

ülkeyi hiç umursamadı.

Öbek fiiller

toss aside: umursamazca terk etmek

toss aside ifadesindeki toss, bir şeyi pek önemsemeden fırlatıp atma görüntüsünü korur. Burada soyut alliance nesnesiyle kullanıldığı için ifade mecazidir: İttifakı sanki pek değeri yokmuş gibi terk etmeye hazırdı. Bu görüntü ifadeye eleştiri katar. Yalnızca bir düzenlemeyi sona erdirmeye yönelik tarafsız bir kararı değil, umursamaz ve küçümseyici bir seçimi anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle, önemli bir taahhüdü umursamazca terk eden birini en iyi biçimde eleştirir?

  1. They reviewed the agreement before renewing it.
  2. They put aside the agreement until the lawyers returned.
  3. They tossed aside the agreement as soon as it became inconvenient.
Cevabı göster

They tossed aside the agreement as soon as it became inconvenient.

Henry had every regard for the nation.

0:57

Henry ülkesini her şeyden çok umursardı.

It was imperative to secure the Tudor dynasty Dilbilgisi

0:59

Tudor hanedanını güvence altına almak bir zorunluluktu,

by producing a male heir, Dilbilgisi

1:02

erkek bir varis üreterek,

Dilbilgisi

It was imperative to secure: güçlü bir gereklilik belirtmek

It was imperative to secure ... bir eylemin kesinlikle gerekli olduğunu anlatan resmî It + be + imperative + to-infinitive kalıbını kullanır. It biçimsel öznedir; asıl içerik to secure ... ile belirtilen eylemdir. imperative burada bir sıfattır, emir cümlesini anlatan dil bilgisi terimi değildir. secure, Tudor hanedanının devamını veya istikrarını güvence altına almak anlamındaki bir fiildir.

Alıştırma

Bu resmî güvenlik ifadesini hedef sıfatla tamamlayın: It is ____ to inspect the bridge after the earthquake.

Cevabı göster

imperative

something Catherine failed to do in over 20 years of marriage.

1:04

ki Catherine 20 yılı aşkın evliliğinde bunu başaramadı.

Dilbilgisi

by producing a male heir: yöntemi by + -ing ile göstermek

by + -ing biçimi, önceki hedefe veya sonuca ulaşmak için kullanılan yöntemi belirtir. Bu cümlede hedef Tudor hanedanının devamını güvence altına almaktır; producing a male heir ise bu hedefe ulaşmanın aracı olarak sunulur. producing, by edatından sonra kullanılan -ing biçimidir. Hanedanlarla ilgili tarihsel dilde produce a male heir, miras hakkı olan bir erkek çocuk sahibi olmak anlamına gelir.

Alıştırma

Cümleyi by ve use fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: The cafeteria reduced waste ____ reusable trays.

Cevabı göster

by using

It takes two to make an heir, Deyimler

1:08

Bir varis yapmak için iki kişi gerekir,

Deyimler

It takes two to make an heir: iki tarafın da katılımı

It takes two to make an heir, bilinen It takes two to ... kalıbını, özellikle de It takes two to tango sözünü uyarlar. Bu cümlede tango yerine make an heir kullanılarak ifade kraliyet veraseti konusuna uyarlanır ve şakacı bir karşılık oluşturulur. Buradaki amaç yalnızca biyolojik olarak iki kişinin yer aldığını söylemek değildir. Kalıp, katılımın veya sorumluluğun paylaşıldığını vurgular; bu nedenle sonuç yalnızca bir kişiye yüklenmemelidir.

Alıştırma

Cümleyi It takes two to ... kalıbıyla tamamlayın: Both neighbors must cooperate to settle the dispute. It ____ reach a fair agreement.

Cevabı göster

takes two to

your honor.

1:09

sayın yargıç.

Regardless,

1:11

Her şeye rağmen,

England needed a new queen to ensure stability. Kalıp ifadeler

1:12

İngiltere'nin istikrarı sağlamak için yeni bir kraliçeye ihtiyacı vardı.

Kalıp ifadeler

to ensure stability: istikrarı sağlamak

to ensure stability amaç bildiren bir mastar yapısıdır: İngiltere'nin neden yeni bir kraliçeye ihtiyaç duyduğunu açıklar. Ensure geçişli bir fiildir; bu nedenle güvence altına alınmak istenen sonucu belirten stability doğrudan ardından gelir. Burada stability, ülkede ve kraliyet verasetinde düzenin ve öngörülebilirliğin sürmesi anlamına gelir. Daha genel olarak ensure stability, istikrarlı bir durumun sağlanması veya korunması için önlem almak demektir.

Alıştırma

Hangi cümlede ensure, “istikrarlı bir sonucu güvence altına almak” anlamında doğru kullanılmıştır?

  1. The company ensured the warehouse against fire.
  2. The new procedures are intended to ensure stability during the transition.
  3. The director ensured the staff that no jobs would be lost.
Cevabı göster

The new procedures are intended to ensure stability during the transition.

But the pope refused to annul the union Kelime

1:15

Fakat papa evliliği iptal etmeyi

and let the king remarry.

1:18

ve kralın yeniden evlenmesini reddetti.

Kelime

refused to annul the union: evliliği geçersiz saymayı reddetti

refused to annul the union ifadesinde refuse to + fiil, o eylemi yapmayı reddetmek anlamına gelir. Burada annul, evliliğin hukuken veya dinen geçersiz olduğunu resmen ilan etmek; union ise bu evliliğe yönelik resmî bir göndermedir. Evliliği geçersiz saymak, geçerli bir evliliği yalnızca sona erdirmek değildir. Bu ifade, papanın söz konusu evliliğin geçersiz kabul edilmesi için gereken kurumsal kararı vermediğini, dolayısıyla kralın bu gerekçeyle yeniden evlenemediğini anlatır.

Alıştırma

Bir mahkeme, evliliğin geçerli olması için gereken hukuki koşulların hiçbir zaman karşılanmadığına karar veriyor. En kesin terimi kullanan cümle hangisidir?

  1. The court annulled the marriage.
  2. The couple took a short break from living together.
  3. The court granted the couple a divorce from a valid marriage.
Cevabı göster

The court annulled the marriage.

Sounds like quite a pickle. Deyimler

1:20

Kulağa oldukça zor bir durum gibi geliyor.

Deyimler

quite a pickle: oldukça zor bir durum

a pickle deyiminde pickle yiyecek değil, zor veya sıkıntılı bir durum anlamına gelir. Quite anlatımı güçlendirir; bu nedenle quite a pickle oldukça zor veya içinden çıkılması güç bir durum demektir. Sounds like, cümleyi az önce anlatılanlara verilen konuşma dilindeki bir tepkiye dönüştürür. Eğlenceli deyim yoruma hafif ve biraz mizahi bir ton verir; büyük bir sorunu olduğundan küçük gösteriyormuş gibi de duyulabilir.

Alıştırma

Hangi cümlede quite a pickle, zor fakat hakkında hafif bir tonla konuşulabilecek bir sorun için doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. We locked the keys inside the car, so we're in quite a pickle.
  2. The official report describes the fatal disaster as quite a pickle.
  3. I added a sliced pickle to the sandwich.
Cevabı göster

We locked the keys inside the car, so we're in quite a pickle.

Can't argue with the pope. Ton ve niyet

1:21

Papa ile tartışılamaz.

Ton ve niyet

Can't argue with the pope: karşı çıkılması imkânsız görünen otorite

Burada Can't argue with the pope, asıl olarak sözlü bir tartışmanın imkânsız olduğu anlamına gelmez. Papa'nın otoritesi o kadar güçlü kabul edilir ki onun konumuna karşı çıkmak anlamsız ya da kabul edilemez görünür. Bu tarihsel bağlamda papa, güçlü bir dinî otoriteyi temsil eder. Aktarılabilir can't argue with + olgu, kanıt veya sonuç kalıbı, bunları inkâr etmenin çok zor olduğunu belirtir. Buradaki gibi bir otorite figürüyle kullanıldığında, onun konumunun nihai olduğunu bazen istemeyerek kabullenmeyi de gösterebilir. Başka bağlamlarda argue with yalnızca biriyle aynı fikirde olmamak anlamına gelebilir.

Alıştırma

Bu bağlamda Can't argue with the pope ne anlama geliyor?

  1. Papanın otoritesi karşı çıkılamayacak kadar güçlü kabul ediliyor.
  2. Papa tavsiye istiyor.
  3. Konuşmacı papayla kavga başlatmak istiyor.
Cevabı göster

Papanın otoritesi karşı çıkılamayacak kadar güçlü kabul ediliyor.

And yet, Anlatım akışı

1:22

Ve yine de,

that's exactly what the king decided to do.

1:23

kralın tam olarak yapmaya karar verdiği şey buydu.

Anlatım akışı

And yet: beklentinin tersine bir sonuç sunmak

And yet, yeni bir yan cümleyi önceki ifadeye bağlayarak başlatır. Önceki ifade bir sonucun muhtemel görünmesini sağlar; And yet ise sıradaki gerçeğin bu beklentiye ters düştüğünü gösterir. Burada papanın otoritesi, kralın ona karşı çıkmayacağını düşündürür; ancak kral tam olarak bunu yapmaya karar verir. Bir hikâyeyi veya savı, bir beklentinin ardından gelen şaşırtıcı ve karşıt bir sonuç biçiminde düzenlemenin kısa bir yoludur. Vurgu, bu karşıt sonuca düşer.

Alıştırma

İlk cümle bir başarısızlık beklentisi yaratıyor: The device was cheap and looked unreliable. Hangi devam cümlesi karşıt sonucu sunmak için And yet kullanıyor?

  1. As a result, it worked perfectly for five years.
  2. And yet, it worked perfectly for five years.
  3. For example, it worked perfectly for five years.
Cevabı göster

And yet, it worked perfectly for five years.

He uprooted the country's religious foundations Deyimler

1:25

Ülkenin dini temellerini kökünden söktü

and broke the Church of England away from Rome, Öbek fiiller

1:28

ve İngiltere Kilisesi'ni Roma'dan ayırarak

leading to centuries of strife.

1:31

yüzyıllar sürecek çatışmalara yol açtı.

Deyimler

uprooted the country's religious foundations ifadesinin mecaz anlamı

Uprooted normalde bir şeyi kökleriyle birlikte sökmek anlamına gelir. Burada mecaz olarak kullanılır: ülkenin dini sistemi kökleri ve temelleri olan bir şey gibi gösterilir ve onun bu sistemi tabanından kaldırdığı ya da zarar verdiği anlatılır. Bu ifade değişimi küçük bir reform olarak değil, derin, sert ve istikrar bozucu bir yıkım olarak sunar. Tarihsel yorumlarda uproot, uzun süredir var olan kurumların, geleneklerin veya toplulukların yok edilmesini de anlatabilir.

Alıştırma

“The new law uprooted the legal foundations of local government.” cümlesinde uprooted the legal foundations ne anlama gelir?

  1. Küçük bir idari düzenleme yaptı.
  2. Devlet binalarının temellerini onardı.
  3. Sistemin temel yapısını kökten bozdu.
Cevabı göster

Sistemin temel yapısını kökten bozdu.

Öbek fiiller

broke the Church of England away from Rome: kurumsal bir ayrılığa neden olmak

Break + nesne + away from + grup veya otorite, nesnenin daha büyük sistemden ayrılmasına neden olmak demektir. Buradaki nesne the Church of England olduğundan cümle, he öğesini ayrılığı gerçekleştiren güç olarak sunar. Bu ifadede Rome öncelikle coğrafi bir yer değildir; papayı ve merkezi orada bulunan dini otoriteyi temsil eder. Dolayısıyla ifade, bir şehirden fiziksel olarak uzaklaşmayı değil, kurumsal ve dini bir kopuşu anlatır.

Alıştırma

Cümleyi break ... away from ettirgen yapısının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The war ____ the northern provinces ____ the empire.

Cevabı göster

broke · away from

All Henry did was give the Church honest domestic leadership. Dilbilgisi

1:33

Henry'nin tek yaptığı, Kilise'ye dürüst bir yerel liderlik vermekti.

Dilbilgisi

All Henry did was give: All ... did was + fiilin yalın hâli yapısı

All + özne + did + was + fiilin yalın hâli, cümleyi tek bir eyleme odaklar ve bunu yaşananların tamamıymış gibi sunar. Bu yapıda odaklanan eylem genellikle to almayan yalın fiille verilir; bu nedenle cümlede gave değil give kullanılır. Bir tartışmada bu yapı çoğu zaman bir eylemi küçümser veya yeniden tanımlar. Burada Henry'nin daha geniş kapsamlı dinî değişiklikleri, Kilise'ye yalnızca yerli bir önderlik sağlamak olarak yeniden anlatılır; bu yüzden ifade tarafsız değil, savunmacı duyulur.

Alıştırma

Cümleyi parantezdeki fiilin yalın hâliyle tamamlayın: All Lena did was ____ the schedule. (change)

Cevabı göster

change

He freed his subjects from the corrupt Roman Catholic establishment, Kalıp ifadeler

1:36

Tebasını yozlaşmış Roma Katolik kurumundan kurtardı,

Kalıp ifadeler

freed his subjects from ...: free someone from something yapısı

Free someone from something, bir kişiyi veya grubu bir şeyin kontrolünden, yükünden ya da kısıtlamasından kurtarmak demektir. Yapı free + kişi veya grup + from + isim ya da -ing biçimidir. Burada subjects, okul derslerini değil, bir hükümdarın yönetimi altındaki insanları ifade eder. Establishment, yerleşmiş bir kurum veya güç yapısı demektir. Roma Katolik yapısını yozlaşmış diye nitelemek ve Henry'nin insanları ondan kurtardığını söylemek, bu kurumu baskıcı olarak çerçeveler. Bu, konuşanın değerlendirmesidir; tarafsız bir ifade değildir.

Alıştırma

Kalıbı gerekli edatla tamamlayın: The new rule freed tenants ____ unnecessary fees.

Cevabı göster

from

and by rejecting the more radical changes of the Protestant Reformation, Notlar

1:40

ve Protestan Reformu'nun daha radikal değişikliklerini reddederek

Kültür

the Protestant Reformation: tarihsel bir özel ad

The Protestant Reformation, 16. yüzyıl Avrupa'sındaki büyük bir Hristiyan reform hareketinin yerleşik adıdır. Roma Katolik otoritesine meydan okumuş ve çeşitli Protestan kiliseleri ile geleneklerinin ortaya çıkmasına katkıda bulunmuştur. Bu cümlede bu ad, more radical changes ifadesinin tarihsel çerçevesini verir: söz konusu değişiklikler bu hareketle bağlantılıdır; yalnızca alışılmadık ölçüde büyük reformlar değildir.

Alıştırma

Burada the Protestant Reformation neyi ifade ediyor?

  1. Kilise binalarını onarma projesi.
  2. Roma Katolik otoritesine meydan okuyan büyük bir Avrupa Hristiyan reform hareketi.
  3. Parlamentodaki değişikliklere karşı protesto eden bir kişi.
Cevabı göster

Roma Katolik otoritesine meydan okuyan büyük bir Avrupa Hristiyan reform hareketi.

he allowed his people to preserve most of their religious traditions. Dilbilgisi

1:43

halkının dini geleneklerinin çoğunu korumasına izin verdi.

Dilbilgisi

by rejecting ...: yöntemi gösteren by + gerund

By + gerund, ana cümledeki sonuca ulaşmak için araç olarak kullanılan eylemi belirtir. Burada by rejecting the more radical changes, onun halkının dini geleneklerinin çoğunu korumasına nasıl imkân tanıdığını açıklar; yan bir bilgi değildir. Yeniden kullanılabilen kalıp By doing X, subject + result biçimindedir. Bir yöntem ile sonucunu tek cümlede yoğunlaştırmayı sağlar.

Alıştırma

Cümleyi check fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: By ____ the figures twice, Nina caught the error before publication.

Cevabı göster

checking

Dilbilgisi

allowed his people to preserve: allow + nesne + to'lu mastar

Allow + nesne + to + fiilin yalın hâli, birinin başka bir kişiye izin vermesi veya o kişinin bir şeyi yapabilmesi için gerekli koşulları oluşturması anlamına gelir. Burada allowed his people to preserve, onun yaklaşımının halkın geleneklerini korumasını mümkün kıldığını anlatır; mutlaka resmî bir izin verme eylemini belirtmez. Yapı allowed + his people + to preserve şeklindedir. Allow'dan sonra etkilenen kişi veya grup gelir; ardından eylemi belirtmek için to ve fiilin yalın hâli kullanılır.

Alıştırma

Cümlede eksik olan kelimeyi tamamlayın: The museum allowed visitors ____ take photos without flash.

Cevabı göster

to

Objection.

1:47

İtiraz ediyorum.

The Church had been a beloved and popular institution

1:48

Kilise, sevilen ve popüler bir kurumdu,

that brought comfort and charity to the masses. Kelime

1:50

halka teselli ve yardım getiriyordu.

Kelime

to the masses: geniş bir toplumsal grup olarak sıradan insanlar

The masses, sıradan insanların büyük bir toplumsal grup olarak ele alınmasını ifade eder ve çoğu zaman yöneticiler, seçkinler veya uzmanlarla karşıtlık kurar. To the masses ifadesindeki to, teselli ve hayır yardımını alan kişileri gösterir. Buradaki masses, fizikteki ‘madde miktarı’ anlamında değil, toplumsal anlamda kullanılmıştır. İfade, belirli kişileri göstermek yerine cümleye geniş bir tarihsel veya siyasi bakış açısı kazandırır.

Alıştırma

Bu cümlede to the masses ne anlama geliyor?

  1. seçilmiş küçük bir uzman grubuna
  2. bir nesnenin fiziksel ağırlığına
  3. geniş bir toplumsal grup olarak görülen sıradan insanlara
Cevabı göster

geniş bir toplumsal grup olarak görülen sıradan insanlara

Thanks to Henry, Anlatım akışı

1:53

Henry sayesinde

Church property was seized, Dilbilgisi

1:54

Kilise mallarına el konuldu,

hospitals closed,

1:56

hastaneler kapatıldı,

and precious monastic libraries lost forever,

1:57

ve değerli manastır kütüphaneleri sonsuza dek kayboldu,

all to enrich the crown. Kelime

2:01

hepsi tacı zenginleştirmek içindi.

Anlatım akışı

Thanks to Henry: bir nedeni ironik biçimde suçlama

Thanks to Henry, ardından gelen listenin tamamını kapsayan, cümle başındaki bir neden ifadesidir. El koyma, kapatma ve kayıpların sorumluluğunu Henry'ye yükler. thanks to genellikle olumlu bir sonucun nedenini belirtir, ancak buradaki sonuçlar açıkça zararlıdır. Bu çelişki ifadeyi iğneleyici ve suçlayıcı hâle getirir: konuşan kişi Henry'ye gerçekten teşekkür etmez. thanks to ifadesinin minnet mi yoksa eleştiri mi bildirdiğini anlamak için ardından gelen sonuca bakın.

Alıştırma

Hangi cümle, kötü bir sonuçtan sorumlu olan nedeni suçlamak için thanks to kullanır?

  1. Thanks to the clear map, we arrived on time.
  2. Thanks to the software bug, every saved file was deleted.
  3. Because of the software bug, every saved file was deleted.
Cevabı göster

Thanks to the software bug, every saved file was deleted.

Dilbilgisi

Church property was seized: edilgen odak ve seized sözcüğünün anlamı

Church property was seized ifadesinde was + seized, geçmiş zaman edilgen yapısını oluşturur. Church property eylemden etkilenen ögedir; bu nedenle cümle, mala ne olduğunu öne çıkarır ve eylemi yapan kişiyi belirtmez. property ile kullanıldığında seize, genellikle bir hükümet veya kurumun güç ya da yasal yetki kullanarak kontrolü ele alması anlamına gelir. Malın fiziksel olarak bir şeyi yakaladığı anlamına gelmez. Etkilenen şey veya sonuç, eylemi yapan kişiden daha önemli olduğunda bu edilgen yapı tarih ve haber anlatımında yaygındır.

Alıştırma

Tarihî bir anlatımda The property was seized ifadesinin en uygun yorumu hangisidir?

  1. Mal aniden bir yetkiliyi yakaladı.
  2. Bir yetkili makam mala zorla veya resmî olarak el koydu ve cümle mala odaklanıyor.
  3. Birisi malı satın aldı ve cümle alıcıya odaklanıyor.
Cevabı göster

Bir yetkili makam mala zorla veya resmî olarak el koydu ve cümle mala odaklanıyor.

Kelime

all to enrich the crown: kraliyet otoritesi anlamındaki crown

All to + fiil, önceki listenin tamamına dönerek ortak bir amaç sunar. Burada el koymaların, kapatmaların ve kayıpların, kraliyeti zenginleştirme isteğine bağlandığı söylenir. The crown bir ad aktarmasıdır: hükümdarla ilişkilendirilen bir nesne; hükümdarın, monarşi kurumunun veya kraliyet maliyesinin yerine kullanılır. Bu yüzden enrich the crown, fiziksel bir tacı süslemek değil, kraliyetin servetini ve gücünü artırmak demektir.

Alıştırma

Bu cümlede the crown neyi ifade ediyor?

  1. hükümdarın taktığı mücevherli bir nesne
  2. mülklerine el konulan kilise kurumları
  3. hükümdar ve monarşi kurumu
Cevabı göster

hükümdar ve monarşi kurumu

Some of the funds were used to build new cathedrals and open secular schools, Kelime

2:02

Fonların bir kısmı yeni katedraller inşa etmek ve laik okullar açmak için kullanıldı,

Kelime

open secular schools: secular dinî olmayan demektir

Secular schools ifadesinde secular, okulların dinî öğretilere dayanmadığını ve dinî bir kurum olarak yönetilmediğini belirtir. Reform dönemiyle ilgili bu bağlamda ifade, bu okulları kiliseye bağlı veya dinî okullarla karşılaştırır. Open schools, okulları kurmak ve faaliyete geçirmek demektir. And bağlacı, fonların eğitim için kullanılmasını katedral inşasına ekler.

Alıştırma

Bir secular school hakkında hangi ifade mutlaka doğru olmalıdır?

  1. Devlet tarafından işletilir ve finanse edilir.
  2. Bütün dinî inançlara karşıdır.
  3. Bir dine dayanmaz ve dinî bir yapı tarafından kontrol edilmez.
Cevabı göster

Bir dine dayanmaz ve dinî bir yapı tarafından kontrol edilmez.

and it was necessary for England to bring its affairs under its own control Kalıp ifadeler

2:07

ve İngiltere'nin kendi işlerini Roma yerine

rather than Rome's. Dilbilgisi

2:11

kendi kontrolü altına alması gerekiyordu.

Kalıp ifadeler

bring its affairs under its own control: işlerini kendi denetimi altına almak

bring + nesne + under + someone's control kalıbı, o kişi ya da kurumu nesne üzerinde sorumlu yetkili hâline getirmek anlamına gelir. Burada its, England'a; its affairs ise ülkenin yönetim ve dinle ilgili işlerine gönderme yapar, romantik ilişkilere değil. own, öz yönetimi vurgular: İngiltere'nin bu işleri Roma'nın papalık otoritesine bırakmak yerine kendisinin yönetmesi gerekiyordu. Bu kalıp, denetimin dışarıdan bir taraftan adı geçen kişi ya da kuruluşa geçmesini de anlatabilir.

Alıştırma

Hangi cümle kurumun kendi kayıtları üzerinde bizzat yetki sahibi olduğunu anlatır?

  1. The agency brought its records under its own control.
  2. The agency brought its records under outside control.
  3. The agency lost control of its records.
Cevabı göster

The agency brought its records under its own control.

Dilbilgisi

rather than Rome's: karşıtlık ve iyelik eksiltisi

Rather than, reddedilen alternatifi belirtir. Cümle, İngiltere'nin kendi denetimini gerekli seçenek olarak sunar ve Roma'nın denetimini dışlar; hangi olayın önce gerçekleştiğini anlatmaz. Rome's, tekrarlanan control isminin atıldığı bir iyelik biçimidir: rather than Rome's, rather than Rome's control anlamına gelir. Ortak under ... control düşüncesi, İngilizcede control kelimesini tekrar etmeyi gereksiz kılar. Bu bağlamda Rome, papalık otoritesine gönderme yapar.

Alıştırma

İkinci seçeneği reddeden, vurgulanan iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: We need evidence ____ guesses.

Cevabı göster

rather than

You mean under Henry's control? Ton ve niyet

2:12

Yani Henry'nin kontrolü altına mı?

Ton ve niyet

You mean ...? ile kuşkucu biçimde yeniden ifade etme

You mean ...?, konuşanın karşı tarafın az önce söylediği şeyi yeniden ifade edeceğini gösterir. Burada under Henry's control, İngiltere'nin kontrolüyle ilgili daha geniş bir iddianın yerini alır ve odağı tek bir hükümdara çevirir. Bu yeniden ifade, asıl iddiayı daha sorunlu gösterdiği için soru yalnızca açıklama istemez; kuşkucu bir itiraz işlevi görür. Aynı kalıp anlamı doğrulamak veya gizli bir sonucu ortaya çıkarmak için kullanılabilir. Hangi işlevde olduğu sözcüklere, bağlama ve ses tonuna bağlıdır.

Alıştırma

Bu konuşmada kişi “You mean under Henry's control?” diyerek ne yapıyor?

  1. Önceki iddiayı kuşkucu biçimde Henry'nin kontrolü olarak yeniden ifade etmek.
  2. Önceki iddiayı sorgulamadan kabul etmek.
  3. Henry sözcüğünün ne anlama geldiğini tarafsızca sormak.
Cevabı göster

Önceki iddiayı kuşkucu biçimde Henry'nin kontrolü olarak yeniden ifade etmek.

Not true.

2:15

Doğru değil.

All of the king's major reforms went through Parliament. Kalıp ifadeler

2:16

Kralın tüm büyük reformları Parlamento'dan geçti.

Kalıp ifadeler

went through Parliament: resmî bir süreçten geçmek

reforms went through Parliament ifadesinde go through, resmî bir yol veya süreçten geçmeyi anlatır. Reformlar fiziksel olarak bir yerin içinden geçmemiş, Parlamento aracılığıyla işleme alınmıştır. İfade, parlamento sürecinin devreye girdiğini vurgular. go through tek başına, Parlamento'nun nihai onay verip vermediğini be passed by kadar açık biçimde belirtmez; sürecin ne kadar ilerlediğini daha geniş bağlam gösterir.

Alıştırma

Reformların yalnızca sunulduğunu veya nihai onay aldığını açıkça söylemeden parlamento sürecini izlediğine odaklanan cümle hangisidir?

  1. The reforms went through Parliament.
  2. The reforms were introduced in Parliament.
  3. The reforms were passed by Parliament.
Cevabı göster

The reforms went through Parliament.

No other country of the time

2:19

O dönemin hiçbir başka ülkesi

allowed its people such a say in government. Kelime

2:20

halkına hükümette bu kadar söz hakkı tanımıyordu.

Kelime

such a say in: kararlarda güçlü bir söz hakkı

A say in something, bir kararı etkileme fırsatı veya gücü anlamına gelir. Burada say, «etki» ya da «söz hakkı» anlamındaki sayılabilen bir isimdir; «söylemek» anlamındaki fiil değildir. allow its people such a say in government yapısında such, halkın sahip olduğu etkinin olağanüstü derecede büyük olduğunu vurgular. Having a say, bir karara katılmak demektir; mutlaka son kararı vermek anlamına gelmez.

Alıştırma

İkinci cümleyi bu dersteki ifadeyle tamamlayın: The new council gives residents unusually strong influence. Few towns allow their citizens ____ local planning.

Cevabı göster

such a say in

He used Parliament as a rubber stamp Deyimler

2:22

Parlamento'yu sadece kendi kişisel iradesi için

for his own personal will.

2:24

bir onay mercii olarak kullandı.

Deyimler

a rubber stamp: bağımsız inceleme olmadan onay

A rubber stamp, kelime anlamıyla belgelere aynı işareti basmak için kullanılan lastik bir damgadır. Bir kişiyi veya kurumu tanımladığında, kararları gerçek bir inceleme ya da bağımsız değerlendirme olmadan resmen onaylayan tarafı eleştiren bir mecazdır. Bu cümlede Parlamento resmî onay veriyor gibi görünür; ancak konuşmacı onun yalnızca tek bir adamın kişisel iradesini uyguladığını savunur. İfade, gerçek denetim olmadan yürütülen bir prosedüre dikkat çeker.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki eleştirel mecazla tamamlayın: The board approved every proposal without discussion, so it acted as ____.

Cevabı göster

a rubber stamp

Meanwhile,

2:26

Bu arada,

he ruled like a tyrant. Deyimler

2:27

bir tiran gibi hüküm sürdü.

Deyimler

he ruled like a tyrant: güçlü ve olumsuz bir benzetme

he ruled like a tyrant ifadesinde like, “hoşlanmak” anlamındaki fiil değil, “... gibi” veya “... biçiminde” anlamına gelen bir edattır. İfade, onun yönetme biçimini bir tiranın yönetme biçimine benzetir. Bu benzetme tarafsız değildir. Onun gücü kullanma şeklini sert, baskıcı ve denetimsiz olarak gösterir; dolayısıyla anlatıcı onun yönetim biçimini ağır biçimde eleştirir.

Alıştırma

he ruled like a tyrant ifadesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Tiran olduğu için hüküm sürmekten hoşlanıyordu.
  2. Bir tiranın resmî yöneticisi olarak görev yaptı.
  3. Baskıcı ve tiranlara özgü bir biçimde hüküm sürdü.
Cevabı göster

Baskıcı ve tiranlara özgü bir biçimde hüküm sürdü.

Executing those he suspected of disloyalty. Dilbilgisi

2:28

Sadakatsizliğinden şüphelendiği kişileri idam ettirdi.

Dilbilgisi

Executing those he suspected of disloyalty: örnek ekleyen bir -ing parçası

Executing those he suspected of disloyalty burada cümle parçası olarak kullanılan bir -ing yan tümcesidir. Açıkça belirtilmiş bir öznesi ya da kendine ait çekimli bir fiili olmadığı için önceki cümleye bağlıdır: anlaşılan özne he'dir ve bu parça, bir tiran gibi hüküm sürmenin neleri içerdiğine dair somut bir örnek verir. those he suspected of disloyalty içinde those, “o kişiler” anlamındadır. Nesne konumundaki ilgi zamiri whom veya that düşürülmüştür: those whom/that he suspected of disloyalty. Suspect someone of something, kesinlik olmadan bir kişinin bir şeyden sorumlu olduğuna inanmak anlamına gelir.

Alıştırma

Bu anlatıda Executing those he suspected of disloyalty. ne işlev görür?

  1. Önceki cümleye bağlıdır ve onun nasıl hüküm sürdüğüne dair bir örnek verir.
  2. Şüphelenilen kişilerin onu idam ettiği anlamına gelir.
  3. those sözcüğünün dil bilgisel özne olduğu tam bir cümledir.
Cevabı göster

Önceki cümleye bağlıdır ve onun nasıl hüküm sürdüğüne dair bir örnek verir.

Among his victims were the great statesman and philosopher Thomas More, Dilbilgisi

2:31

Kurbanları arasında büyük devlet adamı ve filozof Thomas More da vardı,

Dilbilgisi

Among his victims were ...: devrik yapıyla liste sunma

Among his victims were ... yapısında Among his victims ifadesi cümlenin başına alınır. Ardından were, sona bırakılan özneden, yani Thomas More ile başlayan kişi listesinden önce gelir. Normal sözcük dizilişiyle Thomas More and the others named were among his victims. denebilirdi. Bu diziliş önce grubu belirler, ardından grubun üyelerini açıklar. Listeye tarihsel anlatıma uygun, resmî ve özenli bir ritim verir.

Alıştırma

Başa alınmış among öbeği yapısını tamamlamak için be fiilinin doğru biçimini kullanın: Among the finalists ____ two first-time competitors.

Cevabı göster

were

once his close friend and advisor, Kalıp ifadeler

2:35

bir zamanlar yakın arkadaşı ve danışmanı olan,

Kalıp ifadeler

once his close friend and advisor: once sözcüğünün “bir zamanlar” anlamı

Burada once, bir kez değil, bir zamanlar anlamına gelir. once his close friend and advisor ad öbeği, Thomas More hakkında ek bilgi veren kısaltılmış bir ifadedir ve who was once his close friend and advisor ile aynı anlama gelir. Bu ifade, geçmişteki yakın ilişkiyi daha sonra kurban olma durumuyla yan yana getirir. Böylece güçlü bir karşıtlık oluşturur ve ilişkinin değiştiğini ima eder.

Alıştırma

Bu cümlede once ne anlama gelir? Lena, once the school's debate captain, returned as a judge.

  1. Geri döndüğünde münazara takımı kaptanı olacak.
  2. Geçmişte okulun münazara takımı kaptanıydı.
  3. Yalnızca bir kez münazara takımı kaptanlığı yaptı.
Cevabı göster

Geçmişte okulun münazara takımı kaptanıydı.

and Anne Boleyn,

2:37

ve Anne Boleyn,

the new queen Henry had torn the country apart to marry. Deyimler

2:39

Henry'nin evlenmek için ülkeyi ikiye böldüğü yeni kraliçe.

Deyimler

tear the country apart: ülkede derin bölünmeye yol açmak

Burada tear the country apart mecazdır: bir ülke genelinde derin siyasi ve dinî bölünmeye yol açmak demektir. Cümle, Henry'nin Anne Boleyn ile evlenebilmek için bu bölünmeye neden olduğunu söyler; ülkeyi fiziksel olarak parçalamaktan söz etmez. Had torn, bölünmeye yol açan eylemi geçmişteki anlatı noktasından daha önceye yerleştiren past perfect yapısıdır. to marry Henry'nin amacını belirtir; bu ilgi cümleciğinde Anne Boleyn'in marry fiilinin anlaşılmış nesnesi olduğu kabul edilir.

Alıştırma

“The dispute tore the country apart” ne anlama gelir?

  1. Anlaşmazlık toprağı fiziksel olarak parçalara ayırdı.
  2. Anlaşmazlık ülkenin tamamında derin bir bölünmeye yol açtı.
  3. Anlaşmazlık herkesin ülkeyi terk etmesine neden oldu.
Cevabı göster

Anlaşmazlık ülkenin tamamında derin bir bölünmeye yol açtı.

He executed his own wife?

2:42

Kendi karısını mı idam ettirdi?

That wasn't King Henry's initiative.

2:45

Bu Kral Henry'nin inisiyatifi değildi.

She was accused of treason Kalıp ifadeler

2:48

Vatana ihanetle suçlandı

in a power struggle with the king's minister, Kalıp ifadeler

2:49

kralın bakanı olan

Thomas Cromwell.

2:52

Thomas Cromwell ile girdiği güç mücadelesinde.

Kalıp ifadeler

be accused of treason: mahkûm edilmek değil, vatana ihanetle suçlanmak

Be accused of + isim veya -ing biçimi, birinin öznenin bir suç ya da eylem işlediğini iddia etmesi anlamına gelir. Edilgen yapı suçlamaya maruz kalan kişiye odaklanır; kişinin suçlu olduğunu kanıtlamaz. Treason, kişinin kendi ülkesine veya hükümdarına ihanet etmesini içeren resmî bir hukuk ve siyaset suçudur. Gündelik hayattaki geniş betrayal kavramından daha özel ve daha ağırdır.

Alıştırma

Eksik edatla cümleyi tamamlayın: The official was accused ____ hiding important evidence.

Cevabı göster

of

Kalıp ifadeler

a power struggle with the king's minister: kralın bakanıyla güç mücadelesi

Buradaki a power struggle, yetki, nüfuz veya kontrol için verilen mücadeleyi ifade eder. Fiziksel bir boğuşmayı değil, siyasi bir çatışmayı anlatır. a power struggle with + kişi veya grup yapısında with karşı tarafı belirtir. Bu cümlede karşı taraf, kralın bakanı Thomas Cromwell'dir.

Alıştırma

Hangi durum en iyi a power struggle olarak tanımlanır?

  1. Bir sporcu ağır bir nesneyi kaldırmakta zorlanır.
  2. İki yönetici şirketin önemli kararlarını kontrol etmek için rekabet eder.
  3. İki iş arkadaşı öğle yemeğini nerede yiyecekleri konusunda anlaşamaz.
Cevabı göster

İki yönetici şirketin önemli kararlarını kontrol etmek için rekabet eder.

The trial was a sham Kelime

2:53

Duruşma bir düzmeceydi

and she wouldn't have been convicted without Henry's approval. Dilbilgisi

2:54

ve Henry'nin onayı olmadan mahkum edilemezdi.

Kelime

The trial was a sham: duruşma göstermelikti

Bu cümlede a sham, gerçek veya adil gibi sunulan fakat aslında sahte ya da gerçek meşruiyetten yoksun olan bir şeyi ifade eder. The trial was a sham, duruşmanın yasal bir süreç görünümü taşıdığı ancak gerçekten adil olmadığı anlamına gelir. Bu ifade sürecin kendisi hakkında güçlü bir yargı bildirir: Konuşan kişi sonucun kontrol edildiğini veya işlemlerin yalnızca göstermelik olduğunu ima eder. Sham, yalnızca adı var olup gerçek içeriği bulunmayan başka süreçler ve olaylar için de kullanılabilir.

Alıştırma

İngilizce cümlenin tamamını dinleyin ve duyduğunuzu seçin. Sham sözcüğündeki /æ/ ile shame sözcüğündeki /eɪ/ sesine odaklanın.

  1. The review process was a sham.
  2. The review process was a shame.
Cevabı göster

The review process was a sham.

Dilbilgisi

wouldn't have been convicted without ...: geçmişe yönelik karşıt gerçeklik

Burada konuşmacı, she wouldn't have been convicted without Henry's approval ifadesini geçmişe ilişkin gerçek dışı bir yargı kurmak için kullanır. Bu ifade, kadının gerçekte mahkûm edildiğini ve konuşmacının Henry'nin onayını bu sonuç için gerekli bir koşul olarak gördüğünü ima eder. Without Henry's approval, if Henry had not approved gibi işler. would not have been + past participle kalıbı, hayal edilen koşulda öznenin başına gelmeyecek olan geçmiş bir sonucu anlatır; burada been convicted edilgen yapıdadır.

Alıştırma

“She wouldn't have been convicted without Henry's approval” cümlesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Henry onay vermeyi reddettiği için kadın mahkûm edilmemiştir.
  2. Henry onay verse de vermese de kadının mahkûmiyeti kesindir.
  3. Kadın mahkûm edilmiştir ve konuşmacı Henry'nin onayının gerekli olduğuna inanır.
Cevabı göster

Kadın mahkûm edilmiştir ve konuşmacı Henry'nin onayının gerekli olduğuna inanır.

Besides, Anlatım akışı

2:57

Ayrıca,

he wasn't too upset by the outcome.

2:58

sonuçtan pek de üzgün değildi.

Anlatım akışı

Cümle başı bağlayıcısı olarak Besides,

Bu cümlenin başındaki Besides, aynı genel düşünceyi destekleyen başka bir olgu ya da gerekçe ekler. “Ayrıca” veya daha konuşma diline yakın bir tonla “üstelik” anlamına gelir. Virgül, Besides sözcüğünün bütün cümleyi bağlayan bir ifade olduğunu gösterir. Burada fiziksel konum anlatmaz.

Alıştırma

Cümleyi hedef bağlayıcı Besides ile tamamlayın: The apartment is close to work. ____, the rent is affordable.

Cevabı göster

Besides

He married Jane Seymour just 11 days later,

3:00

Sadece 11 gün sonra Jane Seymour ile evlendi,

a marriage that, I note,

3:03

belirtmeliyim ki bu evlilik,

succeeded in producing a male heir Kalıp ifadeler

3:04

başarıyla erkek bir varis üretti

and guaranteeing a stable succession, Kelime

3:06

ve istikrarlı bir veraseti garanti altına aldı,

Kalıp ifadeler

succeeded in producing: succeed in + fiilin -ing biçimi

Succeed in doing something, bir eylemi tamamlamayı veya bir sonuca ulaşmayı başarmak demektir. Burada succeeded in producing a male heir, bu evlilik sonucunda gerçekten tahtı devralabilecek bir oğul doğduğunu anlatır. Yapı succeed in + fiilin -ing biçimidir. Producing, in edatına bağlıdır; succeed “bir şeyi yapmayı başarmak” anlamındayken succeeded in producing kullanılır, succeeded to produce kullanılmaz.

Alıştırma

Succeed in + fiilin -ing biçimini bir kelimeyle tamamlayın: After several attempts, Maya succeeded ____ opening the stuck door.

Cevabı göster

in

Kelime

guaranteeing a stable succession: tahtın güvenli biçimde devri

Bu kraliyet bağlamında succession, tahtın bir sonraki hükümdara geçme süreci ve sırasıdır. A stable succession, varisin açıkça belli olması ve yönetimin büyük bir anlaşmazlık ya da iktidar mücadelesi olmadan devredilmesinin beklenmesi demektir. Dolayısıyla guaranteeing a stable succession, bu düzenli devri güvence altına almak anlamına gelir. Konuşmacı, erkek varisin doğumunu tahtı kimin devralacağına ilişkin belirsizliği ortadan kaldıran bir olay olarak sunar; succession sözcüğünün success ile ilgisi yoktur.

Alıştırma

“The council wanted a stable succession after the king's death,” cümlesinde succession ne anlama gelir?

  1. Bir dizi kraliyet kutlaması
  2. Tahtın bir sonraki hükümdara düzenli biçimde geçmesi
  3. Bir savaşı kazanma başarısı
Cevabı göster

Tahtın bir sonraki hükümdara düzenli biçimde geçmesi

though the new queen tragically died in childbirth. Kalıp ifadeler

3:09

yeni kraliçe trajik bir şekilde doğum sırasında ölmüş olsa da.

Kalıp ifadeler

tragically died in childbirth: doğum sırasında trajik biçimde öldü

Die in childbirth, doğum sürecinde ve çoğu zaman doğumla ilgili komplikasyonlar nedeniyle ölmek demektir. Bu cümlede tragically, ölümü son derece üzücü bir sonuç olarak sunar. Childbirth, bebeğin doğumundan çok sonraki bir dönemi değil, doğum olayını ifade eder. Bu ifade ölüm ile doğum arasındaki bağlantıyı kısa biçimde kurar, ancak kesin tıbbi nedeni belirtmez. Bağlamda bilgi yoksa belirli bir komplikasyon olduğu sonucuna varma.

Alıştırma

“the queen died in childbirth” ne anlama gelir?

  1. Çocuğu doğduktan çok sonra öldü.
  2. Çocukluk döneminde öldü.
  3. Doğum yaparken öldü.
Cevabı göster

Doğum yaparken öldü.

This tragedy didn't deter him from an ill-conceived fourth marriage to Anne of Cleves, Notlar

3:12

Bu trajedi onu Clevesli Anne ile iyi düşünülmemiş dördüncü bir evlilikten alıkoymadı,

Kalıp ifadeler

didn't deter him from: onu bir şeyden caydırmadı

Deter someone from something veya deter someone from doing something, genellikle korku, risk, zorluk ya da olası kötü bir sonuç nedeniyle birinin bir eylemden vazgeçmesine yol açmak demektir. Olumsuz biçim didn't deter him from, trajedinin onun kararını değiştiremediğini gösterir. From sonrasında bir isim öbeği veya -ing biçimi kullanılır. Altyazıdaki an ill-conceived fourth marriage bir isim öbeğidir; The warning deterred her from leaving cümlesindeki leaving ise -ing biçimidir.

Alıştırma

Cümleyi gerekli edatla tamamla: The threat of rain did not deter us ____ going on the hike.

Cevabı göster

from

Kelime

an ill-conceived fourth marriage: kötü değerlendirilmiş bir dördüncü evlilik

Ill-conceived, bir şeyin daha planlama aşamasından itibaren iyi düşünülmediğini veya kötü bir muhakemeye dayandığını belirtir. An ill-conceived fourth marriage ifadesinde sıfat, evlenme kararının kendisini akılsızca ve kötü sonuçlanma olasılığı yüksek bir karar olarak değerlendirir. Burada conceived, biyolojik anlamda gebe kalmayı değil, bir düşünce olarak şekillenmeyi ifade eder. ill-conceived + isim kalıbı planları, politikaları, projeleri ve başka kararları da tanımlayabilir.

Alıştırma

Burada an ill-conceived fourth marriage ne anlama geliyor?

  1. Çocuk sahibi olunamayan dördüncü evlilik
  2. Dikkatli bir planlamanın ardından yapılan dördüncü evlilik
  3. Kötü planlanmış veya kötü bir muhakemeye dayanan dördüncü evlilik
Cevabı göster

Kötü planlanmış veya kötü bir muhakemeye dayanan dördüncü evlilik

which Henry then annulled on a whim Deyimler

3:17

ki Henry daha sonra bir hevesle bunu iptal etti

and used as an excuse to execute Cromwell. Kalıp ifadeler

3:19

ve Cromwell'i idam etmek için bir bahane olarak kullandı.

Deyimler

annulled on a whim: bir şeyi dürtüsel olarak geçersiz ilan etmek

Annulled, bir evliliğin resmî veya hukuki olarak geçersiz ilan edildiği anlamına gelir. On a whim, yeterli planlama veya sağlam bir neden olmadan, ani ve geçici bir istekle hareket etmek demektir. annulled on a whim birlikte kullanıldığında kararın dürtüsel ve keyfî olduğunu gösterir. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp do something on a whim şeklindedir; on a whim eylemi neyin tetiklediğini açıklar.

Alıştırma

Cümlede on a whim, annulled sözcüğüne hangi anlamı katıyor?

  1. Evliliğin geçersiz sayılmasının yalnızca konuşulduğunu ve hiç uygulanmadığını söyler.
  2. Evliliğin geçersiz sayılmasının dikkatli bir muhakeme yerine ani bir dürtüden kaynaklandığını söyler.
  3. Evliliğin geçersiz sayılmasının zorunlu bir hukuki takvime göre gerçekleştiğini söyler.
Cevabı göster

Evliliğin geçersiz sayılmasının dikkatli bir muhakeme yerine ani bir dürtüden kaynaklandığını söyler.

Kalıp ifadeler

used as an excuse to execute: X'i Y yapmak için bahane olarak kullanmak

use X as an excuse to do Y kalıbı, birinin Y'yi yapmak için X'i öne sürülen gerekçe olarak kullanmasıdır. Bu cümlede daha önce sözü edilen durum X, Cromwell'i idam etmek ise Y'dir. Buradaki excuse, özür değil, bahane veya yetersiz bir görünür gerekçe demektir. Bu ifade ayrıca X'in Henry'nin gerçek ya da bütün gerekçesi olmadığı yönündeki konuşmacı değerlendirmesini taşır.

Alıştırma

Cümleyi use X as an excuse to do Y hedef kalıbıyla tamamlayın: The manager used the budget cut ____ cancel the training.

Cevabı göster

as an excuse to

As if that weren't enough, Anlatım akışı

3:22

Sanki bu yeterli değilmiş gibi,

Anlatım akışı

As if that weren't enough: sonraki noktayı daha da ağırlaştırmak

As if that weren't enough az önce verilen bilgiye gönderme yapar ve başka bir unsurun ekleneceğini bildirir. Yeni unsur, zaten aşırı, kötü veya şaşırtıcı olan durumu daha da ileri götüren bir gelişme olarak sunulur. Bu, bir şeyin yeterli olup olmadığına dair gerçek bir soru değil, değerlendirme içeren kalıplaşmış bir geçiştir. Weren't, that tekil olsa bile as if sonrasında geleneksel olarak kullanılan gerçek dışılık biçimidir.

Alıştırma

Sorunun giderek kötüleştiğini göstermek için ikinci cümleyi en iyi hangi bağlayıcı başlatır? The train was two hours late. The airline also lost my suitcase.

  1. In other words,
  2. As if that weren't enough,
  3. For example,
Cevabı göster

As if that weren't enough,

he then married Catherine Howard,

3:24

daha sonra Catherine Howard ile evlendi,

a cousin of Anne Boleyn,

3:26

Anne Boleyn'in kuzeni,

before having her executed too. Dilbilgisi

3:27

onu da idam ettirmeden önce.

Dilbilgisi

before having her executed: have + nesne + geçmiş zaman ortacı

have + nesne + geçmiş zaman ortacı yapısında nesne, eylemden etkilenen taraftır. Before having her executed, “başkalarının onu idam etmesini sağlamadan veya bunu emretmeden önce” anlamına gelir. Olayın gerçekleşmesini sağlayan kişidir ama idamı bizzat gerçekleştiren kişi olmak zorunda değildir. Having, before’dan sonra gereken -ing biçimidir ve örtük öznesi he’dir. Too, daha önce sözü edilen başka biri gibi onun da idam edildiğini gösterir.

Alıştırma

Cümleyi ettirgen yapıyla tamamlayın. had, it ve edited sözcüklerini kullanın: The director did not edit the trailer herself; she ____ by a professional editor.

Cevabı göster

had it edited

She was engaged in adultery Kalıp ifadeler

3:29

Zina yapmıştı

to which she confessed. Dilbilgisi

3:31

ki bunu kendisi de itiraf etti.

Kalıp ifadeler

She was engaged in adultery: be engaged in + faaliyet

be engaged in + isim veya -ing biçimi, birinin bir faaliyete katıldığını ya da o faaliyetle ilgisi olduğunu söylemenin resmî bir yoludur. Burada She was engaged in adultery, onun zinaya karıştığı anlamına gelir; engaged evlenme sözü vermiş olduğu anlamına gelmez. Adultery, evli bir kişinin eşi olmayan biriyle cinsel ilişki yaşaması anlamına gelir. Güçlü hukuki, dinî veya ahlaki çağrışımları olan resmî bir terimdir; bu nedenle tarihî bir suçlama veya itiraf bağlamına uygundur.

Alıştırma

Resmî ifadeyi doğru edatla tamamlayın: The report says the group was engaged ____ illegal trade.

Cevabı göster

in

Dilbilgisi

Resmî ilgi cümleciği: to which she confessed

to which she confessed ilgi cümleciği adultery sözcüğünü niteler. which, önceki adultery sözcüğüne gönderme yapar; to ise confess to something kalıbından gelir. Edatın which sözcüğünden önce getirilmesine edatın öne alınması denir. Bu yapı ek bilgiyi resmî ve derli toplu biçimde verir; daha az resmî biçimi adultery which she confessed to şeklindedir.

Alıştırma

Cümleyi confess to something kalıbından kurulan resmî ilgi yapısıyla tamamlayın: The offense ____ the defendant later confessed carried a heavy penalty.

Cevabı göster

to which

Regardless,

3:33

Ne olursa olsun,

Henry's final marriage to Catherine Parr was actually very successful.

3:34

Henry'nin Catherine Parr ile olan son evliliği aslında çok başarılıydı.

His sixth.

3:37

Altıncı evliliği.

It only goes to show he was an intemperate king Anlatım akışı

3:39

Bu sadece onun ölçüsüz bir kral olduğunu gösterir,

Anlatım akışı

It only goes to show: bir sonuca varmak

It only goes to show, önceki bir olguyu veya örneği sonuca dönüştürür. Burada It, daha önce ele alınan kanıtlara gönderme yapar; goes to show ise fiziksel hareket değil, “kanıt oluşturur” veya “gösterir” anlamına gelir. Sonuç show sözcüğünden sonra gelir ve çoğu zaman that ile başlayan bir yan cümledir; buradaki gibi that atılabilir. Only, “yalnızca” veya “işte” gibi bir vurgu ekler ve sonucu konuşanın kanıtlardan çıkardığı ders olarak sunar.

Alıştırma

Bu bağlamda It only goes to show ne işe yarar? The plan failed twice. It only goes to show that we need a different approach.

  1. Birinin planı göstermek için başka bir yere gittiğini anlatır.
  2. Önceki kanıtı kullanarak bir sonuç ortaya koyar.
  3. Konuşanın ne olduğundan emin olmadığını belirtir.
Cevabı göster

Önceki kanıtı kullanarak bir sonuç ortaya koyar.

who allowed faction and intrigue to rule his court, Deyimler

3:41

sarayında hiziplerin ve entrikaların hüküm sürmesine izin veren,

Deyimler

allowed faction and intrigue to rule his court: hizipçiliğin ve entrikanın saraya hâkim olmasına izin vermek

Burada allowed faction and intrigue to rule his court, kralın saray siyasetini denetleyemediği ve bunun sonucunda rakip gruplarla gizli planların saraya hâkim olduğu anlamına gelir. Faction, gruplar arasındaki örgütlü çekişmeyi; intrigue ise gizli entrikaları anlatır. Cümle, bu soyut güçlere bir insan gibi hükmetme rolü vererek onları kişileştirir. Bir hizbin gerçekten kral olduğu söylenmez; bu imge, kralın zayıflığına yönelik eleştiriyi güçlendirir.

Alıştırma

Burada "allowed faction and intrigue to rule his court" ne anlama geliyor?

  1. Bir siyasi hizip resmen yeni hükümdar yapıldı.
  2. Kral, sarayı için yazılı bir kurallar bütünü oluşturdu.
  3. Hizipler arasındaki çekişme ve gizli entrikalar saray yaşamına hâkim oldu.
Cevabı göster

Hizipler arasındaki çekişme ve gizli entrikalar saray yaşamına hâkim oldu.

concerned only with his own pleasure and grandiosity. Kalıp ifadeler

3:45

sadece kendi zevkini ve ihtişamını düşünen.

Kalıp ifadeler

concerned only with his own pleasure and grandiosity: yalnızca kendi zevki ve büyüklük taslamasıyla ilgilenmek

Concerned only with ... “yalnızca ... ile ilgilenmek” veya “yalnızca ... üzerine odaklanmak” demektir. Burada concerned “endişeli” anlamına gelmez: kral yalnızca kendi zevkini ve grandiosity denilen, kendi önemini abartılı biçimde hissetme veya sergileme hâlini önemsiyordu. Only, ilgi alanını daraltır ve kralın daha önemli görevleri görmezden geldiği eleştirisini oluşturur. Dil bilgisi açısından bu, kral hakkındaki önceki betimlemeyi sürdüren ve who was concerned only with ... anlamına gelen bir betimleme grubudur.

Alıştırma

“Yalnızca ... üzerine odaklanmış” anlamındaki ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: The committee is ____ cutting costs and ignores worker safety.

Cevabı göster

concerned only with

That grandiosity was part of the king's role

3:48

Bu ihtişam kralın rolünün bir parçasıydı

as a model for his people. Kültür

3:51

halkı için bir rol model olarak.

Kültür

as a model for his people: halkına örnek olmak

as a model for his people ifadesindeki model, davranışı veya görüntüsü başkalarının hayran olması ya da örnek alması için sunulan kişi demektir. his people, kralın yönetimi altındaki tebaayı veya halkı ifade eder. as, kralın hangi sıfatla anlatıldığını gösterir. Cümle, kralın görkemliliğini kamusal kraliyet rolünün bir parçası olarak sunar: kraldan yalnızca kişisel zevki için davranması değil, yönettiği kişilere ideal bir görüntü sergilemesi bekleniyordu.

Alıştırma

Cümledeki a model for his people ne anlama gelir?

  1. Kralın tebaasını temsil etmek için yapılmış küçük bir maket
  2. Kralın tebaasının hayran olması ve örnek alması beklenen kişi
  3. Kralın tebaasını eğlendirmek için işe alınmış bir manken
Cevabı göster

Kralın tebaasının hayran olması ve örnek alması beklenen kişi

He was a learned scholar and musician who generously patronized the arts, Kelime

3:52

O, sanatın cömert bir hamisi olan bilgili bir akademisyen ve müzisyendi,

Kelime

learned scholar: çok bilgili anlamındaki resmî learned

learned scholar ifadesinde learned, yüksek düzeyde eğitimli ve derin bilgi sahibi anlamına gelen bir sıfattır. Scholar sözcüğünü niteler ve resmî bir övgü ifade eder; yalnızca bir şey öğrenmiş kişi anlamına gelmez.

Alıştırma

İngilizce cümleyi dinleyin ve duyduğunuz cümleyi seçin. İki heceli learned sıfatına odaklanın.

  1. The museum invited a local scholar to explain the manuscript.
  2. The museum invited a learned scholar to explain the manuscript.
  3. The museum invited a leading scholar to explain the manuscript.
Cevabı göster

The museum invited a learned scholar to explain the manuscript.

Kelime

generously patronized the arts: sanata cömert destek

Bu cümlede generously patronized the arts, sanata ve sanatçılara para, eser siparişi, koruma veya nüfuz yoluyla önemli destek verdiği anlamına gelir. Generously, bu desteğin bol ve cömert olduğu yönündeki olumlu anlamı güçlendirir. Burada patronize fiilinin anlamını nesne belirler. Nesne the arts olduğunda fiil, tarihî ve resmî olan “bir hami olarak desteklemek” anlamındadır; yaygın olumsuz anlamı olan “birine aşağıdaymış gibi davranmak” değildir.

Alıştırma

generously patronized the arts ifadesinde patronized ne anlama gelir?

  1. Sanatı ve sanatçıları para veya başka kaynaklarla destekledi
  2. Sanatçılarla onlardan üstünmüş gibi konuştu
  3. Bir sanat malzemeleri mağazasından düzenli olarak alışveriş yaptı
Cevabı göster

Sanatı ve sanatçıları para veya başka kaynaklarla destekledi

as well as being an imposing warrior and sportsman. Dilbilgisi

3:56

aynı zamanda heybetli bir savaşçı ve sporcuydu.

Dilbilgisi

as well as being: başka bir rol veya özellik eklemek

As well as being, aynı özneye ait başka bir rolü veya özelliği ekler. Burada daha önce scholar ve musician olarak tanımlanan kişiye warrior ve sportsman özelliklerini ekler; eklenen bilgi genellikle eşit düzeyde bağlanmış bir unsurdan çok tamamlayıcı bilgi olarak algılanır. as well as sonrasındaki being, be fiilinin -ing biçimidir. Bu sayede ifade ana cümlenin öznesini paylaşır: He was X, as well as being Y. Ayrı bir eşgüdümlü cümlecik başlatmadığınız sürece yeni bir çekimli fiil eklemeyin.

Alıştırma

Cümleyi as well as + be fiilinin -ing biçimini kullanarak tamamlayın: Maya works as a lawyer, ____ a volunteer coach.

Cevabı göster

as well as being

And the lavish tournaments he hosted

3:59

Ve düzenlediği gösterişli turnuvalar

enhanced England's reputation on the world stage. Kalıp ifadeler

4:01

İngiltere'nin dünya sahnesindeki itibarını artırdı.

Kalıp ifadeler

enhanced England's reputation on the world stage: İngiltere'nin uluslararası itibarını artırmak

Burada enhanced England's reputation, insanların İngiltere hakkında daha olumlu düşünmesini sağladı anlamına gelir. Enhance + bir kişinin veya kurumun reputation sözcüğüyle kurulan yapı, kamuoyundaki imajın iyileştiğini anlatan resmî bir kalıptır. On the world stage mecazdır. Fiziksel bir gösteri sahnesini değil, uluslararası ilişkiler alanını veya uluslararası kamuoyunun gözünü ifade eder.

Alıştırma

Bu cümlede enhanced England's reputation on the world stage ne anlama geliyor?

  1. İngiltere'nin uluslararası alanda nasıl görüldüğünü iyileştirdi.
  2. İngiltere'de düzenlenen turnuvaların sayısını artırdı.
  3. İngiltere'nin itibarını gerçek bir tiyatro sahnesine koydu.
Cevabı göster

İngiltere'nin uluslararası alanda nasıl görüldüğünü iyileştirdi.

And yet,

4:04

Buna rağmen,

both his foreign and domestic policies were a disaster. Kalıp ifadeler

4:05

hem dış hem de iç politikaları bir felaketti.

Kalıp ifadeler

both his foreign and domestic policies: hem dış hem de iç politikaları

Foreign ve domestic, politikayı yönüne göre sınıflandırır. Foreign policy bir ülkenin diğer ülkelerle ilişkilerini; domestic policy ise ülke içindeki meseleleri ele alır. Bu siyasi bağlamda domestic, evle ilgili değil, kişinin kendi ülkesi içindeki anlamına gelir. Both ... and ... yapısı iki kategoriyi birbirine bağlar ve sonraki değerlendirmenin her ikisi için de geçerli olduğunu vurgular. Buradaki eleştiri hem dış hem de iç politikayı kapsar.

Alıştırma

Bir ülkenin dış ve iç politikasını belirten terimleri, dersteki tam sözcük çiftini kullanarak tamamlayın: The report examines both the government's ____ and ____ policies.

Cevabı göster

foreign · domestic

His campaigns in France and his brutal invasion of Scotland

4:08

Fransa'daki seferleri ve İskoçya'yı acımasızca işgali

drained the treasury, Deyimler

4:11

hazineyi tüketti,

Deyimler

drained the treasury: hazineyi tüketti

Bu cümlede drained the treasury, “hükümetin kullanabileceği parayı tüketti veya ciddi ölçüde azalttı” anlamına gelir. Seferler ve işgal o kadar pahalıydı ki ülkenin mali durumunu ağır biçimde zayıflattı. Drain sözcüğü gerçek anlamıyla bir sıvıyı boşaltmaktır. Nesnesi para, zaman, enerji veya rezerv gibi sınırlı bir kaynak olduğunda mecaz anlamda kullanılır: Kaynak, bir kaptan akıp giden bir şey gibi düşünülür.

Alıştırma

Ciddi kaynak kaybı mecazını tamamlamak için drain fiilinin geçmiş zaman biçimini kullanın: The emergency repairs ____ the town's reserves.

Cevabı göster

drained

and his attempt to pay for it

4:13

ve bunun bedelini ödemek için

by debasing the coinage led to constant inflation. Notlar

4:14

paranın değerini düşürme girişimi sürekli enflasyona yol açtı.

Kelime

by debasing the coinage: sikkelerin ayarını düşürerek

Burada by debasing the coinage, “sikkelerin değerli metal oranını veya içsel değerini düşürerek” anlamına gelir. Coinage, bir ülkenin para sistemi kapsamında çıkarılan sikkeleri ifade eder; coinage nesne olduğunda debase teknik bir parasal anlam kazanır. by + -ing kalıbı, bir işi yapmak için kullanılan yöntemi belirtir. Hükümdar sikkelerde bu değişikliği yaparak masrafları karşılamaya çalıştı ve bu politika sürekli enflasyona yol açtı.

Alıştırma

Hangi cümle bir hükümdarın debasing the coinage yaptığını anlatır?

  1. The mint reduced the silver in each coin while keeping the same face value.
  2. The treasury collected an extra tax without changing the coins.
  3. The government announced a lower official exchange rate for its currency.
Cevabı göster

The mint reduced the silver in each coin while keeping the same face value.

Kalıp ifadeler

led to constant inflation: neden-sonuç bağlantısı

Led to, lead to ifadesinin geçmiş zaman biçimidir. Burada neden-sonuç ilişkisi kurar: girişim nedendir, constant inflation ise sonuçtur. Bir yere doğru hareket etmeyi anlatmaz. Constant, enflasyonun tek seferlik bir fiyat değişimi olmadığını, devam ettiğini veya tekrarlandığını belirtir. Başka durumlara aktarılabilecek kalıp neden + lead to + sonuç şeklindedir.

Alıştırma

Cümleyi lead to ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The prolonged shortage ____ higher food prices.

Cevabı göster

led to

The lords and landowners responded by removing access to common pastures Kalıp ifadeler

4:18

Lordlar ve toprak sahipleri, ortak meralara erişimi kaldırarak

Kalıp ifadeler

removing access to common pastures: kullanım hakkını kaldırmak

Removing access to common pastures, insanların ortak otlakları kullanma imkânını veya iznini ellerinden almak demektir. Access to something, bir yere girme, bir şeyi kullanma veya elde etme imkânı ya da hakkıdır; burada access fiziksel bir giriş anlamına gelmez. Erişimi kaybeden kişiler, bağlamdan anlaşılabildiği için açıkça belirtilmemiştir. Odak, kullanılamaz hâle getirilen kaynak olduğunda bu tür bir eksiltme yaygındır.

Alıştırma

Remove access to ifadesini geçmiş zamanda kullanın: After the safety incident, the school ____ the damaged playground.

Cevabı göster

removed access to

and turning the peasant population into beggars. Kalıp ifadeler

4:22

ve köylü nüfusunu dilencilere çevirerek karşılık verdiler.

Kalıp ifadeler

turning the peasant population into beggars: turn A into B dönüşüm kalıbı

Bu cümlede turning the peasant population into beggars, köylülerin sonunda dilencilerin içinde bulunduğu duruma veya toplumsal konuma düşmesine neden olmak demektir. Büyülü bir dönüşümü değil, geçim kaynaklarının gerçekten kaybedilmesini anlatır. Aktarılabilir kalıp turn + nesne + into + sonuç biçimindedir. Bir eylem, olay veya politika yüzünden bir kişinin ya da şeyin neye dönüştüğüne odaklanır.

Alıştırma

Cümleyi turn ... into kalıbının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The renovation ____ the empty factory ____ an arts center.

Cevabı göster

turned · into

Beggars who would soon become yeoman farmers. Kültür

4:25

Yakında özgür çiftçiler haline gelecek olan dilenciler.

Kültür

become yeoman farmers: tarihsel bir toplumsal sınıf

Yeoman farmer, Britanya tarihinde az miktarda toprağa sahip olan ve bu toprağı işleyen, görece bağımsız bir çiftçi için kullanılan terimdir. Bu kişiler genellikle toprak sahibi seçkinlerin altında, toprağı olmayan tarım işçilerinin ise üstünde yer alırdı. Bu nedenle become yeoman farmers, yalnızca modern ve geniş anlamda çiftçi olmak değil, toprağa sahip olmayla bağlantılı bu belirli toplumsal konuma girmek demektir. Cümle, eski dilencileri daha bağımsız bir kırsal sınıfa geçerken sunar.

Alıştırma

Britanya tarihsel bağlamında yeoman farmer ifadesine en uygun tanım hangisidir?

  1. Kendi toprağını işleyen, görece bağımsız küçük toprak sahibi
  2. Çiftlik üzerinde denetimi olmayan ücretli tarım işçisi
  3. Modern tarımla ilgilenen herhangi bir kişi
Cevabı göster

Kendi toprağını işleyen, görece bağımsız küçük toprak sahibi

The enclosures made farming more efficient Kültür

4:28

Çitlemeler tarımı daha verimli hale getirdi

and created a labor surplus Kalıp ifadeler

4:30

ve Sanayi Devrimi'nin temellerini atan

that laid the foundation for the Industrial Revolution. Kalıp ifadeler

4:32

bir işgücü fazlası yarattı.

Kültür

The enclosures: tarihsel bir arazi dönüşümü süreci

Bu cümlede The enclosures, ortak kullanılan arazilerin bölünüp birleştirilerek özel ya da daha merkezi bir denetim altına alındığı Britanya tarihindeki süreci ifade eder. Sıradan birkaç çit anlamına gelmez. Çoğul biçim, çitleme önlemlerini ve değişikliklerini tarihsel bir gelişme olarak gösterir. Bu anlamı bilmek, cümlede tarımsal verimlilik, kırsal işçilerin yer değiştirmesi ve sanayileşme arasında kurulan neden-sonuç ilişkisini izlemeyi kolaylaştırır.

Alıştırma

Britanya ekonomi tarihiyle ilgili bu cümlede The enclosures neyi ifade ediyor?

  1. Ortak kullanılan arazileri özel veya birleştirilmiş denetim altına alma tarihsel süreci.
  2. Tarım aletlerinin saklandığı kapalı alanlar.
  3. Birkaç tarlanın çevresine yerleştirilen sıradan çitler.
Cevabı göster

Ortak kullanılan arazileri özel veya birleştirilmiş denetim altına alma tarihsel süreci.

Kalıp ifadeler

created a labor surplus: emek fazlası yaratmak

Created a labor surplus, “mevcut iş gücünün o sırada gereken emek miktarını aşmasına neden oldu” demektir. Burada create, soyut bir ad öbeğiyle kullanılır ve fiziksel bir şey üretmek yerine “bir durumun ortaya çıkmasına neden olmak” anlamına gelir. Cümledeki ekonomik neden-sonuç zincirinde daha verimli tarım, gereken tarım emeğini azalttı ve işçileri başka sektörlerde çalışabilir hâle getirdi. Surplus, talebi aşan fazlalığı belirtir; “ileri” veya “daha iyi” anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi, derste geçen ve “gereğinden daha fazla işçinin mevcut olmasına neden oldu” anlamına gelen dört sözcüklü ifadeyle tamamlayın: After the mine closed, the sudden loss of jobs ____ in the town.

Cevabı göster

created a labor surplus

Kalıp ifadeler

lay the foundation for: sonraki gelişim için koşullar oluşturmak

Burada that, önceki a labor surplus ifadesine gönderme yapar. Laid the foundation for, “daha sonraki bir gelişmeyi mümkün kılan önemli koşulları oluşturdu” anlamındadır. Bu mecazi bir ifadedir; fiziksel bir temel inşa edilmemiştir. Bu ifade, önceki bir nedeni sonraki bir sonuca bağlar. İş gücü fazlasını Sanayi Devrimi’nin önemli ön koşullarından biri olarak sunar; bunun tek neden olduğunu veya devrimin gerçekleşmesinin kesin olduğunu söylemez.

Alıştırma

Cümleyi lay the foundation for ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Her early research ____ the later discovery.

Cevabı göster

laid the foundation for

England would never have become the great power that it did Dilbilgisi

4:35

İngiltere onlarsız

without them

4:38

ve Henry olmadan

and without Henry.

4:39

asla olduğu gibi büyük bir güç olamazdı.

Dilbilgisi

would never have become ... without ...: geçmişte karşıt gerçekliğe dayalı sonuç

İngiltere gerçekten büyük bir güç oldu. Cümle geçmişe bakıp karşıt koşulu hayal eder: them ile belirtilen önceki değişiklikler ve Henry olmasaydı bu geçmiş sonuç gerçekleşmezdi. Would have + geçmiş zaman ortacı, hayal edilen geçmiş sonucu gösterirken without eksik olduğu varsayılan koşulu getirir. Never bu nedensel değerlendirmeyi özellikle güçlü kılar. the great power that it did bölümünde did, become sözcüğünü tekrarlamamak için kullanılır; ifade kabaca “İngiltere’nin gerçekten dönüştüğü büyük güç” anlamındadır.

Alıştırma

Hangi cümle projenin gerçekten başarılı olduğunu, ancak bu geçmiş sonuç için yardımınızın gerekli olduğunu anlatır?

  1. The project never succeeded, even with your help.
  2. The project will never succeed without your help.
  3. The project would never have succeeded without your help.
Cevabı göster

The project would never have succeeded without your help.

Well,

4:41

Şey,

I think no matter what, Kalıp ifadeler

4:41

Sanırım ne olursa olsun,

we can all agree he looks great in that portrait. Ton ve niyet

4:42

hepimiz onun o portrede harika göründüğü konusunda hemfikiriz.

Kalıp ifadeler

No matter what: çözülmemiş ayrıntıları bir kenara bırakmak

Tek başına kullanılan no matter what, 'ne olursa olsun' veya 'hangi görüş doğru olursa olsun' anlamına gelir. Burada çözülmemiş anlaşmazlığı geçici olarak bir kenara bırakır ve konuşmacının yine de geçerli saydığı bir sonucu sunar. What, bu kalıplaşmış ödünleme ifadesinin bir parçasıdır; nesne bekleyen bir soru sözcüğü değildir. Bu bağımsız kullanımda no matter what ifadesinden sonra virgül, ardından da sonuç gelir.

Alıştırma

Örnekte no matter what ne işlev görüyor?

  1. Çözülmemiş konuyu bir kenara bırakır ve hâlâ geçerli olan bir sonuç sunar.
  2. Birinden eksik konunun ne olduğunu söylemesini ister.
  3. Sonraki sonucu bilinmeyen bir cevaba bağlar.
Cevabı göster

Çözülmemiş konuyu bir kenara bırakır ve hâlâ geçerli olan bir sonuç sunar.

Ton ve niyet

We can all agree: ortak bir nokta önermek

We can all agree, ardından gelen ifadeyi herkesin kabul edebileceği bir nokta olarak sunar. Can yardımcı fiili, bunu önceden tamamlanmış bir uzlaşmanın bildirimi olmaktan çıkarıp ortak bir noktayı kabul etmeye yönelik bir davete yaklaştırır. Kapsamı yalnızca ardından gelen 'o portrede harika görünüyor' ifadesidir. Önceki anlaşmazlık hakkında herkesin aynı fikirde olduğunu iddia etmez. Genel olarak bu ifade, bir anlaşmazlığı sınırlı ve ortak bir sonuca indirgemeye yardımcı olur.

Alıştırma

Bir ekip program konusunda anlaşamıyor. Hangi cümle tartışmayı sınırlı bir ortak noktaya en iyi şekilde yönlendirir?

  1. We can all agree that the customer needs a clear update.
  2. Can anyone explain the schedule again?
  3. We all agree about every part of the schedule.
Cevabı göster

We can all agree that the customer needs a clear update.

A devout believer who broke with the Church. Anlatım akışı

4:46

Kilise'den kopan dindar bir inanan.

Anlatım akışı

A devout believer who broke with the Church: ad öbeği parçasında karşıtlık

“A devout believer” önce kişiyi güçlü bir dinsel kimlikle tanıtır. “who broke with the Church” daha sonra bu kimlikle çelişen bir eylem ekler. Önce kimliği, sonra çelişkiyi verme sırası kişinin karmaşıklığını akılda kalıcı kılar. Satırın tamamı bağımsız bir cümlecik değil, bir ad öbeğidir: “believer” öbeğin ana adıdır; “who broke with the Church” ise onu niteleyen bir ilgi cümleciğidir. Paralel yapılı bir özette böyle bir parça kısa bir kişi tanımı gibi işlev görür. Burada “break with”, bir kurum ya da otoriteye bağlılığı reddetmek veya sona erdirmek demektir; bir şeye fiziksel zarar vermek değildir.

Alıştırma

“A devout believer who broke with the Church.” parçasının temel işlevi nedir?

  1. Tam bir cümlede birbiriyle ilgisiz iki kişiyi anlatır.
  2. Dinsel bir kimlik sunar, ardından onunla çelişen bir eylem ekler.
  3. Birinin bir kiliseye fiziksel olarak zarar verdiğini söyler.
Cevabı göster

Dinsel bir kimlik sunar, ardından onunla çelişen bir eylem ekler.

A man of learning who executed scholars. Anlatım akışı

4:49

Alimleri idam eden bir bilim insanı.

Anlatım akışı

A man of learning who executed scholars: önce kimlik, sonra çelişki

“A man of learning” önce kişiyi bilgili ve entelektüel biri olarak sunar. Buradaki “learning”, bilgi ya da ilim anlamında bir addır; adamın o anda ders çalıştığı anlamına gelmez. “who executed scholars” ardından bu kimlikle keskin biçimde çelişen bir eylemi ortaya koyar. Satırın tamamı bir ad öbeği parçasıdır: “man” ana addır ve “who” ile başlayan ilgi cümleciği onu niteler. Aynı iskelete sahip başka parçaların yanında, önce kimliği sonra eylemi veren sıra paralel bir ritim yaratır; her ikinci bölüm de ilk bölümün oluşturduğu beklentiyi tersine çevirir.

Alıştırma

Hangi seçenek hem “a man of learning” ifadesini hem de parçanın bilgiyi düzenleme biçimini en iyi açıklar?

  1. Bilgili bir adam anlamına gelir; ilgi cümleciği ardından bu kimlikle çelişen bir davranışı ortaya koyar.
  2. O sırada ders alan bir adam anlamına gelir; ilgi cümleciği akademik hedefini verir.
  3. Öğretmen anlamına gelir; ilgi cümleciği onun yetiştirdiği bilginleri sıralar.
Cevabı göster

Bilgili bir adam anlamına gelir; ilgi cümleciği ardından bu kimlikle çelişen bir davranışı ortaya koyar.

A king who brought stability to the throne, Anlatım akışı

4:51

Tahta istikrar getiren,

but used it to promote his own glory.

4:54

ama bunu kendi ihtişamını yüceltmek için kullanan bir kral.

Anlatım akışı

A king who brought stability ..., but used it ...: övgüden eleştiriye geçiş

who brought stability to the throne, but used it to promote his own glory ilgi cümleciği, aynı kralın yaptığı iki eylemi birbirine bağlar. İlk eylem olumlu görünür; but ise ikinci eylemin değerlendirmenin yönünü değiştirdiğini ve eleştiriyi taşıdığını gösterir. Buradaki it, the throne ifadesine, yani artık istikrarlı olan kraliyet makamına ve onun temsil ettiği güce gönderme yapar. Rastgele bir nesneyi anlatmaz. Bu kalıp, gerçek bir başarıyı kabul ettikten sonra onun sorunlu veya çıkarcı bir amaçla nasıl kullanıldığını göstermeyi sağlar.

Alıştırma

Bu betimlemede but ne işe yarıyor?

  1. Kralın istikrar getirdiğini inkâr eder.
  2. Aynı derecede olumlu başka bir başarı ekler.
  3. Olumlu bir başarıyı kabul eder, ardından eleştiriye geçer.
Cevabı göster

Olumlu bir başarıyı kabul eder, ardından eleştiriye geçer.

Henry VIII embodied all the contradictions of monarchy Kalıp ifadeler

4:56

VIII. Henry, monarşinin tüm çelişkilerini

on the verge of the modern era. Kalıp ifadeler

5:00

modern çağın eşiğinde somutlaştırdı.

Kalıp ifadeler

embodied all the contradictions of monarchy: monarşinin bütün çelişkilerini somutlaştırmak

Burada embodied, bir şeye somut bir biçim vermek veya onu açıkça temsil etmek anlamındadır. VIII. Henry'nin karakteri ve eylemleri, monarşinin çatışan özelliklerini tek bir kişide görünür hâle getirmiştir; embodied fiziksel bir eylemi anlatmaz. Nesne, all the contradictions of monarchy biçimindeki soyut bir düşüncedir. All söze retorik güç katar ve Henry'yi bu gerilimlerin güçlü bir özeti olarak sunar; her çelişkinin eksiksiz ve kelimesi kelimesine listelendiği anlamına gelmez.

Alıştırma

embodied sözcüğünü kullanarak cümleyi hedef kalıpla tamamlayın: The reformer ____ his age.

Cevabı göster

embodied all the contradictions of

Kalıp ifadeler

on the verge of the modern era: modern çağın eşiğinde

On the verge of, değişim henüz tamamen gerçekleşmemiş olsa da bir dönüm noktasına son derece yakın olmayı ifade eder. Bu cümlede monarşi, erken modern dönemdeki siyasi ve toplumsal dönüşümlerin eşiğinde gösterilir; verge fiziksel bir kenarı değil, mecazi bir sınırı anlatır. Yeniden kullanılabilen yapı on the verge of + isim veya isim öbeği ya da on the verge of + -ing biçimidir. Yalnızca before demekten daha güçlü bir yakın dönüm noktası hissi verir.

Alıştırma

Cümleyi çok yakın olma anlamındaki dört kelimelik hedef ifadeyle tamamlayın: The city is ____ a major housing crisis.

Cevabı göster

on the verge of

But separating the ruler from the myth Deyimler

5:02

Fakat hükümdarı efsaneden ayırmak

is all part of putting history on trial. Deyimler

5:04

tarihi yargılamanın tam da bir parçasıdır.

Deyimler

separating the ruler from the myth: hükümdarı efsaneden ayırmak

Separating the ruler from the myth, tarihsel kişiyi ve yönetimine ilişkin kanıtları onun çevresinde oluşturulan basitleştirilmiş, abartılı veya efsanevi imgeden analiz yoluyla ayırmak demektir. Burada kimse fiziksel olarak ayrılmaz; myth yalnızca eski bir efsaneyi değil, sonradan oluşturulmuş kamusal bir anlatıyı da ifade edebilir. Yeniden kullanılabilen separate X from Y yapısı, hangi özellik veya iddiaların X’e, hangilerinin Y’ye ait olduğunu belirlemek anlamına gelir. Tarih, medya, kanıt veya kamusal itibar değerlendirilirken yaygın olarak kullanılır.

Alıştırma

Hedef yapıyı doğru edatla tamamlayın: A careful biography separates the person ____ the public image.

Cevabı göster

from

Deyimler

putting history on trial metaforu

Burada putting history on trial bir mahkeme metaforudur. Tarihsel iddiaları, kanıtları ve bilinen anlatıları bir davada sınanıyormuş gibi eleştirel biçimde incelemek anlamına gelir; tarih gerçekten yargılanmıyor. is all part of ifadesi, gerçek hükümdarı efsaneden ayırmayı bu daha geniş incelemenin gerekli bir adımı olarak sunar. Daha genel olarak put an idea or institution on trial, bir fikri veya kurumu ciddi bir kamusal ya da eleştirel değerlendirmeye tabi tutmak demektir.

Alıştırma

Bu cümledeki ifade ne anlama gelir: The documentary puts our idea of progress on trial.?

  1. Bu fikri eleştirel biçimde inceler ve değerlendirir.
  2. İzleyicilerden bir zaman çizelgesini ezberlemelerini ister.
  3. Geçmişe karşı gerçek bir ceza davası açar.
Cevabı göster

Bu fikri eleştirel biçimde inceler ve değerlendirir.

Check out more videos in our History vs. series

5:08

Dünyanın en tartışmalı liderlerinden bazılarının

to see how some of the world's most controversial leaders

5:11

güçlerini nasıl kullandıklarını görmek için

wielded their power. Kalıp ifadeler

5:14

Tarih vs. serimizdeki daha fazla videoya göz atın.

Kalıp ifadeler

Wielded their power: yetkiyi etkin biçimde kullanmak

Wield, power gibi soyut bir nesne aldığında bu güç veya yetkiyi kontrol etmek ve etkin biçimde kullanmak anlamına gelir. Bu nedenle wielded their power, liderlerin yetkilerini nasıl eyleme geçirdiklerini ve insanları ya da olayları nasıl etkilediklerini anlatır; fiziksel olarak bir şeyi salladıkları anlamına gelmez. Bu fiil, gücü elinde tutan kişinin kontrolüne ve gücün sonuçlarına dikkat çeker. Tek başına, gücün iyi mi yoksa kötü mü kullanıldığını belirtmez.

Alıştırma

Cümleyi wield its power ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: During the crisis, the council ____ to silence its critics.

Cevabı göster

wielded its power