Neyin doğru olduğunu nasıl anlarsınız? - Sheila Marie Orfano: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
648 kelime 144 kel/dk

Video özeti: Akutagawa’nın Çalılıklar Arasında öyküsünden ve Kurosawa’nın Rashomon filminden hareket eden video, aynı olaya ilişkin çelişkili fakat eşit ölçüde inandırıcı anlatıların belleğin güvenilmezliğini nasıl açığa çıkardığını ve tek bir nesnel gerçek fikrini nasıl sorgulattığını açıklıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. The Rashomon Effect describes a situation in which — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: Soyut bir kavramı tanımladıktan sonra koşullarını, sonuçlarını veya gerçek hayattaki örneklerini açıklamaya yarayan açık bir çerçeveyi sunumlarda, açıklayıcı yazılarda ve denemelerde kullanmayı öğrenin. 2. cast a positive light on their actions. — Deyimler ve mecazlı ifadeler: Bu değerlendirme ifadesinin birinin davranışlarını daha olumlu göstermek anlamına geldiğini fark edin; taraflı anıları, medyanın çerçevelemesini, tartışmaları veya kişinin kendini haklı çıkarma çabasını anlatırken kullanın. 3. there may be value in embracing the ambiguity. — Kalıplaşmış söz öbekleri ve eşdizimler: Kanıtlar, anılar ya da bakış açıları çatıştığında kesin bir sonucu zorlamak yerine belirsizliği kabul etmenin değer taşıyabileceğini ölçülü biçimde savunmak için bu kalıbı kullanın.

Bu derste

A samurai is found dead in a quiet bamboo grove. Dilbilgisi

0:09

Bir samuray sessiz bir bambu korusunda ölü bulunur.

Dilbilgisi

is found dead: be found + sıfat edilgen kalıbı

Burada is found dead, be found + sıfat edilgen kalıbını kullanır. Samuray, birinin bulduğu kişidir; dead ise bulunduğu andaki durumunu anlatır. Etken biçimi şöyle olurdu: Someone finds a samurai dead. Bu kalıp, bulan kişiye değil, bulunan kişiye ve bulmanın sonucuna odaklanır. Haberlerde, olay açıklamalarında ve hikâye başlangıçlarında yaygındır; kişinin nasıl öldüğünü tek başına açıklamaz.

Alıştırma

Haberi tamamlamak için is found dead ifadesini geçmiş zamana çevirin: Yesterday, the missing hiker ____ near the river.

Cevabı göster

was found dead

One by one, the crime's only known witnesses recount their version of the events that transpired. Notlar

0:13

Cinayetin bilinen tek tanıkları birer birer olayların kendi taraflarından nasıl gerçekleştiğini anlatırlar.

Anlatım akışı

One by one: bir sırayı önceden belirtmek

Cümlenin başındaki One by one, tanıkların aynı anda değil, ayrı ayrı ve sırayla konuştuğunu dinleyiciye bildirir. Cümle tekrarlanan eylem olan recount fiilini vermeden önce sırayı belirler. Bir söylem işareti olarak, dinleyiciyi farklı kişi veya nesnelerin yaptığı benzer eylemler dizisine hazırlar. Anlatının bir bütün olarak gruptan, sırayla her üyeye geçmesine yardımcı olur.

Alıştırma

Konuşanların sırayla konuştuğunu en baştan açıkça belirten cümle hangisidir?

  1. The club members had several plans to share.
  2. One by one, the club members shared their plans.
  3. At the same time, the club members shared their plans.
Cevabı göster

One by one, the club members shared their plans.

Kelime

recount their version of the events that transpired: meydana gelen olaylara ilişkin kendi anlatımlarını aktarmak

Burada recount “ayrıntılı biçimde anlatmak”, their version of the events ise her tanığın olduğuna inandığı veya öyle sunduğu olay anlatımı demektir. Version kişisel bakış açısını işaretler: Birkaç kişi aynı olayı farklı biçimlerde anlatabilir; bu nedenle ifade, hiçbir anlatımı kesinleşmiş gerçek olarak sunmaz. That transpired, events sözcüğünü niteler ve resmî bir biçimde “meydana gelen” anlamına gelir. İfadenin tamamı, özellikle anlatımların birbiriyle çelişebileceği durumlarda, insanların gerçekleştiğine inandıkları şeyi anlatmasını belirten resmî bir söyleyiştir.

Alıştırma

Hangi cümle hem resmî anlatım tonunu hem de tanıkların farklı anlatımları olabileceği düşüncesini en iyi korur?

  1. Each witness recounted their version of the incident.
  2. Each witness confirmed that everyone agreed about the incident.
  3. Each witness briefly mentioned that an incident occurred.
Cevabı göster

Each witness recounted their version of the incident.

But as they each tell their tale, Dilbilgisi

0:21

Ancak her biri kendi hikayesini anlattıkça,

it becomes clear that every testimony is plausible, Notlar

0:23

her ifadenin makul olduğu,

Dilbilgisi

as they each tell their tale: zaman ilerleyişini anlatan as

Burada as bir zaman arka planı kurar: “... sırasında” veya “süreç devam ettikçe”. Anlatım ile ana cümledeki farkına varma birlikte gelişir; yani her kişinin anlatımı ilerledikçe bir durum giderek netleşir. Ana cümlede becomes clear kullanıldığı için kademeli ilerleme vurgulanır. As sözcüğünü “çünkü” diye yorumlamak, zaman ilişkisini neden ilişkisine dönüştürür.

Alıştırma

Örnekte as hangi ilişkiyi ifade ediyor?

  1. as nedeni gösterir: anlatımın kendisi sonucun nedenidir.
  2. as zamanı gösterir: anlatım sırasında durum netleşir.
  3. as ‘sıfatıyla’ anlamına gelir.
Cevabı göster

as zamanı gösterir: anlatım sırasında durum netleşir.

Kalıp ifadeler

it becomes clear that: giderek ortaya çıkan bir sonucu göstermek

It becomes clear that kalıbı, kanıtlar çoğaldıkça veya anlayış geliştikçe giderek belirginleşen bir sonucu sunar. It biçimsel öznedir; asıl sonuç that ile başlayan yan cümlede yer alır. Buradaki clear, görsel olarak “net” değil, “açıkça anlaşılır veya belli” demektir. Bu kişisiz kalıp, sonuca kimin vardığı yerine kanıtların sonuca nasıl götürdüğüne odaklanır.

Alıştırma

Bir sonucun giderek ortaya çıktığını göstermek için cümleyi hedef kalıbın geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After we checked the receipts, ____ the total had been entered twice.

Cevabı göster

it became clear that

yet different,

0:26

ama birbirinden farklı olduğu,

Anlatım akışı

is plausible, yet different: karşıtlık için yet kullanmak

Burada yet, aynı anda doğru olan iki betimlemeyi birbirine bağlayan bir bağlaçtır: her tanıklık akla yatkın görünür, ancak tanıklıklar birbirinden farklıdır. İkinci betimleme, ilkinin oluşturabileceği beklentiyle karşıtlık kurar. Adjective, yet adjective kalıbı bilgiyi şöyle düzenler: önce ilk noktayı kabul eder, ardından şaşırtıcı bir sınırlama veya karşıtlık ekler. Yet bu konumda but veya nevertheless anlamına gelir; “şimdiye kadar” anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede yet, birbiriyle karşıtlık oluşturan iki yargıyı bağlıyor?

  1. The method is unusual, yet effective.
  2. The method has not been tested yet.
  3. Have they tested the method yet?
Cevabı göster

The method is unusual, yet effective.

and each witness implicates themselves. Kelime

0:27

ve her tanığın kendisini de işin içine kattığı anlaşılır.

Kelime

each witness implicates themselves: her tanık kendisini yanlış davranışla ilişkilendiriyor

Bu cümlede implicates, “birinin suçla veya başka bir yanlış davranışla bağlantılı görünmesine yol açar” anlamındadır. Her tanığın kendi anlatımı yine o tanığa işaret eder; bu nedenle themselves başka birini değil, tanığın kendisini gösteren dönüşlü nesnedir. Each witness dil bilgisi açısından tekildir. Modern İngilizcede cinsiyeti belirtilmeyen bir kişiye gönderme yapmak için themselves tekil dönüşlü zamir olarak kullanılabilir; bu yüzden each witness ... themselves doğal ve kapsayıcıdır.

Alıştırma

Hangi cümle, kanıtların iki yöneticiyi olası bir dolandırıcılıkla ilişkilendirdiğini söylüyor?

  1. The emails implicated two managers in the fraud.
  2. The emails introduced two managers to the auditors.
  3. The emails implied that the meeting would be delayed.
Cevabı göster

The emails implicated two managers in the fraud.

This is the premise of "In a Grove", Anlatım akışı

0:31

Bu, "Koru İçinde" adlı hikayenin konusudur,

Anlatım akışı

This is the premise of: bir eserin temel kurgusunu belirtmek

This, az önce anlatılan duruma gönderme yapar. This is the premise of + eser kalıbı, önceki bilgileri bir araya getirip eserin üzerine kurulduğu temel durum veya başlangıç fikri olarak sunar. Premise, olay örgüsünün tamamının özeti değildir. Temel bir “ya şöyle olsaydı?” düşüncesini veya başlangıç koşulunu açıkladıktan sonra bu kalıbı kullanın ve bunun ait olduğu hikâyeyi, filmi, diziyi ya da argümanı belirtin.

Alıştırma

Bir film, kimsenin yalan söyleyemediği bir kasabada başlıyor. Bu düşünceyi filmin temel kurgusu olarak adlandıran hedef kalıpla cümleyi tamamlayın: "____ the film."

Cevabı göster

This is the premise of

a short story published in the early 1920s Dilbilgisi

0:33

1920'lerin başlarında yayınlanan bu kısa öykü,

by Japanese author Ryunosuke Akutagawa.

0:36

Japon yazar Ryunosuke Akutagawa'ya aittir.

Dilbilgisi

published in the early 1920s: isimden sonra gelen edilgen niteleyici

published in the early 1920s, a short story ifadesinden sonra gelir ve öykünün ne zaman yayımlandığını belirtir. Edilgen anlam taşıyan bir geçmiş zaman ortacı öbeğidir: öykü, yayımlanan öğedir. Açılmış biçimi a short story that was published in the early 1920s şeklindedir. Bu kısaltılmış ilgi cümleciği yapısı kitapları, filmleri, makaleleri ve tarihî kayıtları tanıtırken yaygındır; published burada ikinci bir ana fiil değildir.

Alıştırma

Kısaltılmış edilgen ilgi cümleciğini publish fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: The report ____ last year changed the debate.

Cevabı göster

published

Though many know this tale of warring perspectives Notlar

0:40

Çoğu kişi çatışan bakış açılarına dair bu hikayeyi

Deyimler

of warring perspectives: güçlü biçimde çatışan bakış açıları

Burada warring mecaz anlamda kullanılır. Bakış açılarını bir savaşta karşı karşıya gelen taraflar gibi gösterir; gerçek bir çatışmadan söz edilmez. İfade, aynı konuyu açıklamak için birbiriyle güçlü biçimde çatışan ve rekabet eden bakış açılarını veya anlatımları belirtir. Yalnızca different perspectives demekten daha güçlüdür.

Alıştırma

Bu cümlede warring perspectives ne anlama gelir?

  1. Birbiriyle güçlü biçimde çatışan bakış açıları
  2. Farklı olsa da kolayca birbiriyle bağdaşan bakış açıları
  3. Gerçek bir savaşta çarpışan insanların bakış açıları
Cevabı göster

Birbiriyle güçlü biçimde çatışan bakış açıları

by a different name,

0:42

farklı bir isimle bilse de,

"Rashomon".

0:44

"Rashomon".

Dilbilgisi

Though many know ... by a different name: ödünleme bildiren arka plan

Though, ödünleme bildiren bir arka plan kurar: konuşmacı önce birçok kişinin öyküyü tanıdık Rashomon adıyla bildiğini kabul eder, ardından dikkati sırada önemli olan daha az bilinen başlığa ya da gerçeğe yöneltir. Though yan cümlesi ana düşünceyi çerçeveler; kendisi ana sonuç değildir. Know something by a different name, bir şeyi başka bir adla tanımak veya o adla anmak demektir. Burada Rashomon bu diğer adı belirtir.

Alıştırma

Hangi eksiksiz cümle, ana düşünceden önce ödünleme bildiren bir arka plan sunmak için Though kullanır?

  1. Though the evidence was limited, the jury reached a decision.
  2. Because the evidence was limited, the jury delayed its decision.
  3. The evidence was limited, so the jury requested more information.
Cevabı göster

Though the evidence was limited, the jury reached a decision.

In 1950, Japanese filmmaker Akira Kurosawa

0:45

1950 yılında, Japon sinemacı Akira Kurosawa

adapted two of Akutagawa's stories into one film. Kalıp ifadeler

0:49

Akutagawa'nın iki öyküsünü tek bir filme uyarladı.

Kalıp ifadeler

adapt X into Y: kaynak malzemeyi yeni bir esere dönüştürmek

Medya bağlamında adapt X into Y, X'i kaynak malzeme olarak kullanıp genellikle yeni bir eser veya biçim olan Y'ye dönüştürmek demektir. Burada X iki öykü, Y ise bir filmdir. adapt fiilinden sonraki nesne kaynak malzemeyi, into ise ortaya çıkan eseri belirtir. Adapted geçmiş zamandadır ve uyarlamayı yapan kişi Akira Kurosawa'dır.

Alıştırma

Medya uyarlaması kalıbını gerekli edatla tamamlayın: The team adapted the graphic novel ____ a video game.

Cevabı göster

into

This movie introduced the world to an enduring cultural metaphor Notlar

0:53

Bu film, kalıcı bir kültürel metaforu dünyaya tanıtarak

Kalıp ifadeler

introduced the world to: bir şeyi dünya çapındaki bir kitleye tanıtmak

Introduce A to B kalıbı, A'nın B ile tanışmasını, B'yi keşfetmesini veya B'ye aşina olmasını sağlamak demektir. Bu cümlede A, dünya çapındaki izleyicileri ifade eden the world; B ise kalıcı bir kültürel metafordur. Bilgi, izleyiciden yeni düşünceye doğru ilerler: film, dünyanın dört bir yanındaki insanların bu metaforu tanımasını sağlamıştır. Dünyanın kendisinin başka bir şeye tanıtıldığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle, bir müzenin birçok ziyaretçinin yerel tarihi keşfetmesini sağladığını doğal biçimde anlatır?

  1. The museum introduced many visitors to local history.
  2. The museum introduced many visitors with local history.
  3. The museum introduced local history many visitors.
Cevabı göster

The museum introduced many visitors to local history.

that has transformed our understanding of truth, Dilbilgisi

0:57

bizim hakikat,

justice, and human memory.

1:00

adalet ve insan hafızası anlayışımızı değiştirdi.

Kültür

enduring cultural metaphor: gerçekliği anlamaya yarayan kalıcı bir çerçeve

Enduring, yalnızca kısa süreliğine popüler olmak değil, uzun bir dönem boyunca önemini korumak demektir. Cultural metaphor ise bir topluluğun gerçek durumları anlamak için tekrar tekrar çerçeve olarak kullandığı bir imge, hikâye veya düşüncedir. Burada Rashomon yalnızca bir eserin adı olmaktan çıkmıştır. Aynı olayın birbiriyle çelişen ancak makul görünen anlatımlar ortaya çıkardığı durumların etiketi hâline gelmiştir. Bu nedenle metafor hakikat, adalet ve hafıza konularına uygulanabilir.

Alıştırma

Bu bağlamda enduring cultural metaphor ne anlama gelir?

  1. Kısa süre moda olmuş ancak artık önem taşımayan kültürel bir düşünce
  2. Orijinal eserde yalnızca bir kez geçen süslü bir ifade
  3. Etkisini koruyan ve gerçek durumları anlamak için tekrar tekrar kullanılan bir metafor
Cevabı göster

Etkisini koruyan ve gerçek durumları anlamak için tekrar tekrar kullanılan bir metafor

Dilbilgisi

that has transformed our understanding of: bugünü etkileyen geçmiş bir değişim

That, bu kesitten hemen önce anılan şeyi niteleyen bir ilgi cümleciğini başlatır. Has transformed present perfect yapısındadır: dönüşümü şimdiki zamandan önceye yerleştirir ve sonucunu bugün hâlâ önemli olarak sunar; çünkü bu dönüşüm insanların gerçek, adalet ve insan hafızasını anlama biçimini etkilemeye devam eder. Transform our understanding of X, yalnızca bir bilgi eklemek veya bir görüşü kısa süreliğine değiştirmek değil, X hakkında düşünme biçimimizi temelden değiştirmek demektir. Yeniden kullanılabilecek kalıp something has transformed our understanding of X şeklindedir.

Alıştırma

Hangi cümle geçmişteki bir keşfin sonucunun bugün hâlâ önemli olduğunu en açık biçimde anlatır?

  1. The discovery may transform our understanding of the disease.
  2. In 1998, the discovery transformed our understanding of the disease.
  3. The discovery has transformed our understanding of the disease.
Cevabı göster

The discovery has transformed our understanding of the disease.

The Rashomon Effect describes a situation Anlatım akışı

1:06

Rashomon Etkisi, bireylerin aynı olay hakkında

in which individuals give significantly different, Kalıp ifadeler

1:08

önemli ölçüde farklı,

but equally conceivable accounts of the same event.

1:12

ancak eşit derecede olası ifadeler verdiği bir durumu tanımlar.

Anlatım akışı

The Rashomon Effect describes a situation in which: bir tanım oluşturma

X describes a situation in which ... kalıbı bir tanımı üç adımda düzenler: terimi adlandırır, onu a situation adlı geniş kategoriye yerleştirir ve o durumda ne olduğunu belirtmek için in which yan cümleciğini kullanır. Burada describes, “görsel bir resim oluşturur” değil, “açıklar veya özelliklerini belirtir” anlamındadır. In which yan cümleciği situation sözcüğünü niteler; dolayısıyla ardından gelen bilgi tanımlayıcı özelliği verir.

Alıştırma

Tanımı hedef kalıpla tamamlayın: The term "power outage" ____ electricity is unavailable.

Cevabı göster

describes a situation in which

Kalıp ifadeler

Önemli ölçüde farklı, ancak aynı derecede düşünülebilir anlatımlar

Bu cümlede accounts, bir olaya ilişkin farklı anlatımlar veya açıklamalar anlamına gelir. Significantly different, bu anlatımların yalnızca küçük ayrıntılarda değil, önemli yönlerden farklı olduğunu belirtir. Different, but equally conceivable yapısı karşıtlık ile olasılığı bir araya getirir: anlatımlar birbiriyle çelişir, ancak her biri yine de olası bir açıklama olarak düşünülebilir. Conceivable, doğruluğu kanıtlanmış veya bütün anlatımların aynı derecede güvenilir olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Significantly different, but equally conceivable accounts ifadesine en uygun anlam hangisidir?

  1. Anlatımlar aynıdır, ancak hiçbirinin doğru olması mümkün değildir.
  2. Anlatımlar yalnızca küçük ayrıntılarda farklıdır ve hepsinin doğru olduğu kanıtlanmıştır.
  3. Anlatımlar çok farklıdır, ancak her biri yine de olası olarak düşünülebilir.
Cevabı göster

Anlatımlar çok farklıdır, ancak her biri yine de olası olarak düşünülebilir.

Often used to highlight the unreliability of eyewitnesses, Dilbilgisi

1:16

Genellikle görgü tanıklarının güvenilmezliğini vurgulamak için kullanılan

Dilbilgisi

Girişte geçmiş zaman ortaç öbeği olarak Often used to highlight ...

Often used to highlight ... edilgen anlam taşıyan bir geçmiş zaman ortaç öbeğidir. Burada yaklaşık olarak The Rashomon Effect is often used to highlight ... anlamına gelir; özne ve be fiilinin bir biçimi giriş öbeğinde söylenmez. Ana cümleden önce kullanılan bu öbek, ardından gelen öznenin yaygın kullanımını kısa biçimde açıklar. Tek başına tam bir cümle değildir ve ardından gelen özne mantıken kullanılan şey olmalıdır.

Alıştırma

Girişteki geçmiş zaman ortaç öbeğini nitelediği isimle doğru biçimde bağlayan cümle hangisidir?

  1. Often used to track storms, radar helps meteorologists issue warnings.
  2. Often used to track storms, the warnings help meteorologists.
  3. Often used to track storms, meteorologists rely on radar.
Cevabı göster

Often used to track storms, radar helps meteorologists issue warnings.

the Rashomon Effect usually occurs under two specific conditions. Kalıp ifadeler

1:19

Rashomon Etkisi, genellikle iki özel koşul altında ortaya çıkar.

Kalıp ifadeler

occur under specific conditions: belirli koşullar altında meydana gelmek

Occur, meydana gelmek veya gerçekleşmek demektir. occur under + conditions yapısında under, bir olayın ya da olgunun gerçekleşmesi için mevcut olması gereken gereklilikleri veya koşulları belirtir; fiziksel bir konumu anlatmaz. Bu yapı özellikle kuralları, deneyleri, teknik sonuçları veya toplumsal olguları açıklarken kullanışlıdır. two gibi bir sayı, kaç gerekli koşulun belirtileceğini dinleyiciye bildirir.

Alıştırma

Hangi cümle, düşük sıcaklığın gerekli olduğunu belirtmek için occur under + conditions yapısını kullanıyor?

  1. The process creates low-temperature conditions.
  2. The process occurs only under low-temperature conditions.
  3. The process occurs only after the temperature rises.
Cevabı göster

The process occurs only under low-temperature conditions.

The first, there's no evidence to verify what really happened. Dilbilgisi

1:24

Birincisi, neyin gerçekten olduğunu doğrulayacak bir kanıtın bulunmamasıdır.

Dilbilgisi

there's no evidence to verify ...: doğrulayacak kanıt yok

There's no ..., There is no ... ifadesinin kısaltılmış biçimidir ve bir şeyin bulunmadığını belirtir. there's no evidence to verify ... yapısında to verify mastarı, eksik olan kanıtın ne için kullanılacağını açıklar: bir şeyin doğru veya gerçeğe uygun olup olmadığını doğrulamak. What really happened, verify fiilinin nesnesi görevindeki dolaylı soru cümleciğidir. Cümlenin tamamı, gerçeklerin şu anda kanıtlarla doğrulanamadığını söyler; tek başına herhangi bir anlatımın yanlış olduğunu kanıtlamaz.

Alıştırma

Hangi cümle, hikâyenin doğru olup olmadığını teyit edecek mevcut bir kanıt bulunmadığını söylüyor?

  1. The story has already been proved false.
  2. There is some evidence that supports the story.
  3. There is no evidence to verify the story.
Cevabı göster

There is no evidence to verify the story.

And the second, there's pressure to achieve closure, Kalıp ifadeler

1:28

Ve ikincisi, sonuca ulaşmak için baskı olmasıdır,

often provided by an authority figure trying to identify the definitive truth. Kelime

1:31

bu baskı çoğunlukla kesin hakikati bulmaya çalışan bir otorite figürü tarafından sağlanır.

Kalıp ifadeler

there's pressure to achieve closure: bir sonuca ulaşma baskısı var

There's pressure to + fiil, kimse doğrudan emir vermese bile toplumsal, kurumsal veya psikolojik güçlerin insanları bir şey yapmaya ittiğini anlatır. Burada achieve closure, belirsizliği sona erdiren, kabul edilebilir bir sona veya sonuca ulaşmak demektir. Closure psikolojik ya da anlatısal bir çözüme kavuşmadır; bir yerin fiziksel olarak kapatılması değildir.

Alıştırma

Belirsizliğin ardından kabul edilebilir bir sona ulaşmak anlamına gelen ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: After months of unanswered questions, the family hoped to ____.

Cevabı göster

achieve closure

Kelime

the definitive truth: kesin ve nihai gerçek

Definitive, bir konuyu sonuca bağlayacak kadar nihai ve yetkili demektir. Bu nedenle the definitive truth, artık tartışılması beklenmeyen, kesin sonuç olarak kabul edilen gerçek anlatımıdır. Bu cümlede ifade, bir otorite figürünün yalnızca açık veya kesin bilgiler bulmaya değil, tek bir nihai anlatım oluşturmaya çalıştığını gösterir.

Alıştırma

Bir rapor, tartışmayı sona erdirecek nihai anlatım olarak sunuluyor. En uygun sözcüğü seçin: They called it the ___ report.

  1. definite
  2. definitive
  3. temporary
Cevabı göster

definitive

But the Rashomon Effect undermines the very idea Kalıp ifadeler

1:36

Fakat Rashomon Etkisi, tek ve nesnel bir gerçeklik

of a singular, objective truth. Kelime

1:39

fikrinin ta kendisini baltalar.

Kalıp ifadeler

undermines the very idea: temel varsayımın kendisini sarsmak

Burada undermines, bir inanç veya iddianın dayanağını zayıflatarak onu kabul etmeyi güçleştirmek demektir. Yalnızca disagrees with demekten daha güçlüdür. the very idea of X yapısında very, “fikrin ta kendisini” vurgular. Bu yüzden undermines the very idea of X, bir kanıtın, olayın ya da çelişkinin yalnızca bir ayrıntıyı değil, temel bir varsayımı sarstığını anlatır.

Alıştırma

Cümleyi “temel varsayımın kendisini zayıflatır” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: New evidence ____ that the method works for everyone.

Cevabı göster

undermines the very idea

Kelime

a singular, objective truth: bakış açısından bağımsız tek bir hakikat

Bu ifadede singular, “bir ve yalnızca bir” anlamına gelirken objective, bir kişinin bakış açısından, duygularından veya önyargılarından bağımsız olmayı anlatır. İki sıfat da truth sözcüğünü niteler. Birlikte a singular, objective truth, gözlemciye göre değişmeyen tek bir gerçeklik biçimini anlatır. Buradaki objective bir sıfattır; “amaç” anlamındaki isim değildir.

Alıştırma

Bu bağlamda a singular, objective truth ne anlama gelir?

  1. Ölçülebilen pratik bir amaç
  2. Hiç kimsenin kişisel bakış açısına bağlı olmayan tek bir hakikat
  3. Hepsi eşit ölçüde geçerli olan birkaç kişisel yorum
Cevabı göster

Hiç kimsenin kişisel bakış açısına bağlı olmayan tek bir hakikat

In the source material, Akutagawa and Kurosawa Kelime

1:43

Kaynak materyalde, Akutagawa ve Kurosawa

Kelime

the source material: uyarlamanın dayandığı özgün eser

Uyarlamalar hakkında konuşulurken the source material, bir filmin, dizinin, oyunun veya başka bir sürümün dayandığı özgün eser ya da içerik bütünüdür. Bu kaynak bir roman, çizgi roman, tiyatro oyunu, tarihî kayıt veya birden fazla kaynak olabilir. Buradaki material, fiziksel bir madde değil, yaratıcı içerik anlamındadır. Bu ifade, özgün kaynakta bulunanlarla uyarlama sırasında yapılan tercihleri birbirinden ayırır.

Alıştırma

Cümleyi, bir uyarlamanın dayandığı özgün eseri belirten medya terimiyle tamamlayın: The film changes the ending of the ____.

Cevabı göster

source material

use the tools of their media to give each character's testimony equal weight, Kalıp ifadeler

1:46

her karakterin ifadesine eşit ağırlık vermek için kendi araçlarını kullanarak,

Kalıp ifadeler

give each character's testimony equal weight: her karakterin ifadesine eşit ağırlık vermek

give + kanıt, görüş veya etken + weight kalıbı, yargıda bulunurken ya da karar verirken o unsuru önemli kabul etmek anlamına gelir. equal eklendiğinde, karşılaştırılan unsurların aynı düzeyde dikkate alındığını belirtir. Bu cümlede anlatım biçimi, bir anlatımı otomatik olarak öne çıkarmak yerine her karakterin ifadesine aynı önemi verir. Böylece izleyici için birden fazla olası açıklama açık kalır.

Alıştırma

each witness's testimony ifadesini nesne olarak kullanıp cümleyi give + nesne + equal weight kalıbıyla tamamlayın: To avoid bias, the panel agreed to ____.

Cevabı göster

give each witness's testimony equal weight

transforming each witness into an unreliable narrator. Kelime

1:51

her bir tanığı güvenilmez bir anlatıcıya dönüştürür.

Kelime

transforming each witness into an unreliable narrator: her tanığı güvenilmez bir anlatıcıya dönüştürmek

Transform A into B, “A'yı B'ye dönüştürmek” anlamına gelir. Burada hikâyenin tanıkları sunma biçimi, her birini kendi anlatımı izleyicinin neye inanacağını etkileyen bir anlatıcıya dönüştürür. Unreliable narrator, sınırlı bilgi, hatalı bellek, önyargı, kendini kandırma veya bazı şeyleri gizleme nedeniyle anlatımı tamamen güvenilir olmayabilecek bir hikâye anlatıcısını belirten edebiyat ve görsel anlatı terimidir. Bu, kişinin mutlaka kötü karakterli olduğu veya her sözünün yalan olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Unreliable narrator ifadesine en uygun tanım hangisidir?

  1. anlattıkları tamamen güvenilir olmayabilecek bir hikâye anlatıcısı
  2. her cümlesinde yalan söyleyen bir hikâye anlatıcısı
  3. hikâyenin hiçbir bölümünü anlatmayan bir karakter
Cevabı göster

anlattıkları tamamen güvenilir olmayabilecek bir hikâye anlatıcısı

Without any hints on who's sharing the most accurate account, Dilbilgisi

1:55

Kimin en doğru açıklamayı yaptığına dair hiçbir ipucu olmadığı için,

the audience can't tell which character to trust. Dilbilgisi

1:58

izleyici hangi karaktere güveneceğini bilemez.

Dilbilgisi

Without any hints on who's sharing...: en doğru anlatımı kimin yaptığına dair ipucu olmaması

Baştaki Without any hints ... ifadesi, ana cümledeki sonucu açıklayan eksik bir koşulu belirtir. İzleyicinin hiçbir ipucu olmadığı için kime güveneceğine karar veremez. hints on who's sharing the most accurate account ifadesinde on, “hakkında” veya “dair” anlamına gelir ve ipuçlarının cevaplayacağı soruyu tanıtır; yer belirtmez. Yeniden kullanılabilen yapı, ardından sonucun geldiği Without + isim öbeği + on + wh-cümleciği biçimindedir. Who's, who is ifadesinin kısaltmasıdır.

Alıştırma

Bir sonucun neden mümkün olmadığını açıklamak için Without + isim öbeği + on + wh-cümleciği yapısını doğal biçimde kullanan cümle hangisidir?

  1. Without checking when the last bus leaves, we can't plan the trip.
  2. Without any information on when the last bus leaves, we can't plan the trip.
  3. Without the bus schedule, we decided to walk home.
Cevabı göster

Without any information on when the last bus leaves, we can't plan the trip.

Dilbilgisi

can't tell which character to trust: which + to-infinitive yapılı gömülü soru

Burada can't tell, “belirleyememek” anlamındadır; “birine bilgi verememek” anlamında değildir. Gömülü soru olan which character to trust, tell fiilinin tamamlayıcısıdır ve izleyicinin yapamadığı seçimi belirtir. Yapı “wh öbeği + to-infinitive” şeklindedir ve yaklaşık olarak which character they should trust anlamına gelir. Soru bir bildirme cümlesinin içine gömülü olduğu için İngilizcedeki doğrudan soru dizilişini kullanmaz.

Alıştırma

“Hangi yolu seçmem gerektiğine karar veremiyorum” anlamını vermek için cümleyi which + isim + to-infinitive gömülü yapısıyla tamamlayın: I can't tell ____.

Cevabı göster

which route to take

Instead, each testimony takes on a truthful quality, Öbek fiiller

2:02

Bunun yerine, her ifade bir gerçeklik niteliği kazanır,

Öbek fiiller

takes on a truthful quality: bir özellik kazanmak

take on a truthful quality ifadesinde take on, “belirli bir özelliği kazanmaya veya göstermeye başlamak” demektir. a truthful quality nesnesi, doğru, dürüst veya güvenilir olma izlenimini anlatır. Bu ifade, her tanıklığın inandırıcı göründüğünü söyler; hepsinin olgusal olarak doğru olduğunu kanıtlamaz. Bu anlamda take on fiilini genellikle nitelik, ton, görünüş veya anlam bildiren sözcükler izler.

Alıştırma

Hangi cümlede take on, “bir özellik göstermeye başlamak” anlamında kullanılmıştır?

  1. The boxer takes on the current champion tonight.
  2. After sunset, the garden takes on a mysterious quality.
  3. Maya takes on a new project every month.
Cevabı göster

After sunset, the garden takes on a mysterious quality.

and the audience is left doubting their convictions Dilbilgisi

2:06

ve izleyici, samurayın hayatına kimin son verdiğini tahmin etmeye çalışırken

Dilbilgisi

is left doubting their convictions: sonuç bildiren be left + -ing yapısı

Be left + -ing, bir olay yüzünden kişinin sonunda içinde bulunduğu durumu anlatır. Buradaki left, “ayrıldı” değil, “bir durumda bırakıldı” anlamındadır. Doubting their convictions, daha önce sıkı sıkıya inanılan inançları veya yargıları sorgulamak demektir. Cümle, hikâyenin izleyicileri süren bir belirsizlik içinde bıraktığını anlatır.

Alıştırma

Cümleyi wonder fiilini ve be left + -ing edilgen sonuç yapısını kullanarak simple past zamanda tamamlayın: After the two witnesses gave conflicting accounts, we ____ which one was telling the truth.

Cevabı göster

were left wondering

as they guess who ended the samurai's life. Kelime

2:08

kendi inançlarından şüphe eder halde kalır.

Kelime

ended the samurai's life: end someone's life ile dolaylı anlatım

End someone's life, bir kişinin ölümüne neden olmayı dolaylı biçimde ifade eder. Sorumlu kişinin kim olduğunu soran bu bağlamda who ended the samurai's life, samurayı kimin öldürdüğü anlamına gelir. İyelik yapısı, ölen kişinin kim olduğunu gösterir. Bir yaşam dönemini, alışkanlığı veya yaşam tarzını bitirmek anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir suç haberinde İngilizce “The attacker ended the guard's life” cümlesi ne anlama gelir?

  1. Saldırgan korumanın vardiyasını bitirdi.
  2. Saldırgan korumanın günlük düzenini değiştirdi.
  3. Saldırgan korumanın ölümüne neden oldu.
Cevabı göster

Saldırgan korumanın ölümüne neden oldu.

Some might find this frustrating

2:11

Bazıları bunu sinir bozucu bulabilir,

because the plot subverts expectations of how mysteries usually end. Anlatım akışı

2:13

çünkü olay örgüsü gizemlerin genellikle nasıl bittiğine dair beklentileri yıkar.

Anlatım akışı

the plot subverts expectations of how mysteries usually end: olay örgüsü gizem finallerine dair beklentileri altüst ediyor

Burada the plot subverts expectations, hikâyenin yalnızca beklenmedik bir an eklemek yerine tanıdık bir kalıbı bilinçli olarak altüst ettiğini anlatır. of how mysteries usually end ifadesi beklentinin içeriğini belirtir: gizem hikâyelerinin normalde açık bir çözüme ulaşması beklenir. İfade, incelemeyi kaynak + eylem + altüst edilen kalıp şeklinde düzenler. The plot etkiyi neyin yarattığını, subverts eylemi, of yan cümlesi ise sorgulanan geleneği gösterir. Bu yapı, bir eserin izleyicinin yerleşmiş beklentisini nasıl kırdığını açıklamak için kullanılabilir.

Alıştırma

Vurgulanan ifade burada ne anlama geliyor?

  1. Gizem hikâyesi sonlarından beklenen alışılmış kalıbı bilinçli olarak altüst eder.
  2. Gizem hikâyesi sonlarının standart kalıbını aynen izler.
  3. Küçük bir sürpriz ekler ama alışılmış son kalıbını korur.
Cevabı göster

Gizem hikâyesi sonlarından beklenen alışılmış kalıbı bilinçli olarak altüst eder.

But by refusing to provide a clear answer, Dilbilgisi

2:18

Fakat net bir cevap vermeyi reddederek,

Dilbilgisi

by refusing to provide a clear answer: yöntemi anlatan by + -ing

Burada by + -ing, sonraki ana cümlede belirtilen sonucu meydana getiren yöntemi gösterir: sonuç, net bir cevap vermeyi reddetme yoluyla ortaya çıkar. Bu nedenle by, araç veya yöntem bildiren bir edattır; by Friday ifadesindeki zaman anlamına sahip değildir. Yapı by [refusing [to provide a clear answer]] şeklindedir: by, -ing biçimi olan refusing ile; refuse ise to mastarı olan to provide ile kullanılır. Bu iç içe yapı, bir eylemin veya seçimin nasıl bir sonuca yol açtığını açıklamanızı sağlar.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için refuse to share ifadesinin by + -ing biçimini kullanın: The app protects your privacy ____ your location.

Cevabı göster

by refusing to share

these two artists capture the messiness and complexity Kalıp ifadeler

2:21

bu iki sanatçı hakikatin ve insan hafızasının

of truth and human memory.

2:24

karmaşıklığını ve karışıklığını yakalarlar.

Kalıp ifadeler

capture the messiness and complexity of...: soyut nitelikleri doğru biçimde yansıtmak

Burada capture, doğru biçimde göstermek veya ifade etmek anlamına gelir. Nesneleri, messiness ve complexity soyut adlarıdır: sanatçılar, gerçeğin ve insan hafızasının dağınık ve karmaşık yapısını algılanabilir hâle getirir. Capture burada birini yakalamak ya da yalnızca fotoğraf çekmek anlamına gelmez. Başka durumlara aktarılabilen kalıp capture + soyut nitelik şeklindedir; capture the mood, capture the complexity ve capture the uncertainty buna örnektir. Tam cümlede human, ardından gelen memory adını niteler; dolayısıyla human memory tek bir birimdir.

Alıştırma

Hangi cümlede capture, soyut bir niteliği doğru biçimde yansıtmak anlamında kullanılmıştır?

  1. The camera captures a photograph every minute.
  2. The film captures the anxiety of waiting for important news.
  3. The net captures leaves as they fall.
Cevabı göster

The film captures the anxiety of waiting for important news.

Neuroscientists have found that when we form a memory,

2:27

Sinirbilimciler, bir anıyı oluşturduğumuzda,

our interpretation of visual information is influenced Dilbilgisi

2:30

görsel bilgiyi yorumlamamızın

by our previous experiences and internal biases. Kalıp ifadeler

2:33

önceki deneyimlerimizden ve içsel önyargılarımızdan etkilendiğini keşfettiler.

Dilbilgisi

Etkinin kaynağını belirten is influenced by

Be influenced by edilgen bir yapıdır: özne etkilenen şeyi, by sonrasındaki ad öbeği ise etkinin kaynağını belirtir. Bu cümlede etkilenen unsur our interpretation, onu şekillendiren etkenler ise previous experiences ve internal biases ifadeleridir. Influence genellikle bir şeyi belli bir ölçüde değiştirmek veya şekillendirmek anlamına gelir; onu mutlaka tamamen belirlediğini göstermez. Bu nedenle yapı, psikoloji, bilim ve toplumsal analizlerde temkinli açıklamalar yapmak için kullanışlıdır.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için influence fiilini edilgen biçimde kullanın: Sleep quality ____ stress and daily habits.

Cevabı göster

is influenced by

Kalıp ifadeler

Yorumlamayı etkileyen previous experiences and internal biases

Previous experiences, bir kişinin daha önce yaşadığı şeyleri; internal biases ise dikkat, yorumlama veya yargıyı belirli bir yöne çekebilen mevcut zihinsel eğilimleri ifade eder. Buradaki biases yalnızca hoşlanılan ve hoşlanılmayan şeyler değildir. and ile bağlanan iki isim grubu, be influenced by A and B yapısında birbirine paralel etkenleri belirtir. Bu yapı, kişinin bilgiyi yorumlarken daha önceden sahip olduğu deneyim ve düşünme eğilimlerinden etkilendiğini açıklar.

Alıştırma

previous experiences and internal biases ifadesi cümlede hangi rolü oynuyor?

  1. Görsel bilgileri tamamen nesnel hâle getiren iki teknik.
  2. Bir kişinin görme yetisini geliştiren iki hobinin adı.
  3. Bir kişinin görsel bilgileri nasıl yorumladığını şekillendirebilecek iki etken.
Cevabı göster

Bir kişinin görsel bilgileri nasıl yorumladığını şekillendirebilecek iki etken.

Some of these biases are unique to individuals,

2:37

Bu önyargılardan bazıları bireylere özgüdür,

but others are more universal.

2:40

ancak diğerleri daha evrenseldir.

For example, egocentric bias can influence people Notlar

2:42

Örneğin, benmerkezci önyargı, insanları

Kelime

egocentric bias: kişinin kendi bakış açısına aşırı dayanması

Egocentric bias, olayları anlamada veya hatırlamada kişinin kendi bakış açısına gereğinden fazla dayanması ve çoğu zaman kendi rolüne ya da katkısına fazladan ağırlık vermesi şeklindeki bilişsel eğilimdir. Burada egocentric, bakış açısının benlik merkezli olması demektir; yalnızca yüksek öz saygıya sahip olmak anlamına gelmez. Cümlede bu terim, insanları etkileyebilecek bir etkeni adlandırır. Yargı veya bellekteki bir örüntüyü anlatır; tek başına bencil bir kişilik tanısı değildir.

Alıştırma

Bir grup projesinden sonra her üye en net biçimde kendi yaptığı işi hatırlıyor ve işin çoğunu kendisinin yaptığı sonucuna varıyor. Hangi terim en uygundur?

  1. egocentric bias
  2. random error
  3. self-serving bias
Cevabı göster

egocentric bias

to subconsciously reshape their memories

2:45

eylemlerini olumlu bir ışıkta gösterecek şekilde

Dilbilgisi

can influence people to subconsciously reshape: influence + nesne + to mastarı

Influence + kişi + to + fiilin yalın hâli, bir şeyin kişiyi etkileyerek bir eylemin veya değişimin ortaya çıkmasına katkıda bulunduğunu gösterir. Bu cümlede people etkilenen kişileri, reshape ise bu etkinin yol açtığı eylemi belirtir. Can bunun kesin değil, olası bir sonuç olduğunu gösterir. Subconsciously, reshape fiilini niteler: değişim, insanlar bunu yaptıklarının farkında olmadan gerçekleşebilir. Burada zarfı to ile reshape arasına koymak doğaldır.

Alıştırma

Hangi cümle influence + kişi + to + fiilin yalın hâli yapısını doğru kullanıyor?

  1. Social pressure can influence to people hide their doubts.
  2. Social pressure can influence people hiding to their doubts.
  3. Social pressure can influence people to hide their doubts.
Cevabı göster

Social pressure can influence people to hide their doubts.

in ways that cast a positive light on their actions. Deyimler

2:48

anılarını bilinçaltında yeniden şekillendirmeleri yönünde etkileyebilir.

Deyimler

cast a positive light on their actions: eylemleri olumlu göstermek

Cast a positive light on + isim öbeği, bir şeyi olumlu bir biçimde sunmak veya hatırlamak anlamına gelen bir deyimdir. Light burada gerçek ışığı değil, değerlendirme açısını anlatan bir benzetmedir. Bu cümlede yeniden şekillenen anılar, kişilerin eylemlerini daha iyi veya daha makul gösterir. İfade, çerçevelemenin yarattığı etkiyi anlatır; olumlu izlenimin doğru olduğunu kanıtlamaz.

Alıştırma

'Olumlu biçimde sunmak' anlamındaki bu ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: The campaign video was designed to ____ the candidate's record.

Cevabı göster

cast a positive light on

Even if we were able to encode a memory accurately, Notlar

2:51

Bir anıyı tam olarak doğru bir şekilde kodlayabilsek bile,

Dilbilgisi

Even if we were able to: ödünleyici bir koşul

Even if, ödünleyici bir koşul getirir: konuşan, koşulun doğru olabileceğini geçici olarak kabul eder ve ardından ana düşüncenin yine de geçerli kalacağını belirtir. Burada bir anıyı doğru biçimde kodlayabilmek, sonrasında belirtilen sorunu ortadan kaldırmayacak ideal bir olasılık olarak sunulur. Were able to da bu varsayımsal çerçevenin içindedir; dolayısıyla ifade bu yeteneğin gerçekten var olduğunu ileri sürmez. Sonuç koşula yalnızca bağlı olduğunda değil, koşul gerçekleşse bile değişmediğinde even if kullanılır.

Alıştırma

Hava düzelmese de gezinin yapılacağını anlatacak şekilde cümleyi tamamlayın: ____ the weather does not improve, we will still take the trip.

Cevabı göster

Even if

Kelime

encode a memory accurately: bir bellek temsili oluşturmak

Bilişsel bilimde encode a memory, bir deneyimi veya gelen bilgiyi saklanabilen zihinsel bir temsile dönüştürmek anlamına gelir. Accurately, bu temsilin özgün bilgiyi çok az bozulmayla koruduğunu belirtir. Encode, uzun süreli saklama veya daha sonraki geri getirme aşamasından önceki bellek oluşumu aşamasını adlandırır. Odak, birinin bir şeyi hatırlayıp hatırlamamasından çok bilginin bellek sistemine nasıl girdiğidir.

Alıştırma

Bilişsel bilimde encode a memory ifadesiyle en iyi eşleşen seçenek hangisidir?

  1. Saklanmış bir deneyimi yeniden bilince getirmek.
  2. Bir bilgisayar dosyasını farklı bir karakter kodlama biçimine dönüştürmek.
  3. Gelen bilgiyi bellekte saklanabilecek bir biçime dönüştürmek.
Cevabı göster

Gelen bilgiyi bellekte saklanabilecek bir biçime dönüştürmek.

recalling it incorporates new information that changes the memory. Dilbilgisi

2:54

onu hatırlamak, anıyı değiştiren yeni bilgileri dahil eder.

Dilbilgisi

recalling it: özne görevindeki gerund öbeği

Recalling it bir gerund öbeğidir: recalling bir eylemi adlandırır, it ise recalling fiilinin nesnesidir. Öbeğin tamamı cümlenin öznesidir. Tekil incorporates ana fiildir; bu nedenle recalling, progressive zaman yapısının bir parçası değildir. İngilizcede bir eylem veya süreç konu olarak ele alındığında gerund öbekleri isim gibi kullanılabilir. Örneğin: Reading before bed helps me relax.

Alıştırma

Hangi cümlede gerund öbeği doğru biçimde özne olarak kullanılmıştır?

  1. I am reviewing the notes helps me remember the details.
  2. Reviewing the notes helps me remember the details.
  3. Review the notes helps me remember the details.
Cevabı göster

Reviewing the notes helps me remember the details.

And when we later recall that event,

2:58

Ve daha sonra bu olayı hatırladığımızda,

we typically remember the embellished memory Kelime

3:01

genellikle orijinal deneyim yerine

instead of the original experience.

3:03

süslenmiş anıyı hatırlarız.

Kelime

the embellished memory: olaydan sonra ayrıntılar eklenmiş anı

The embellished memory ifadesinde embellished, anının olaydan sonra ayrıntılar eklenerek değiştirildiği anlamına gelir. Anılar, hikâyeler veya anlatımlar için kullanıldığında ek ayrıntılar içeriği daha dolu ya da dramatik gösterebilir; ancak bu ayrıntılar yanlış veya doğrulanmamış olabilir. Bu ifade, anının her bölümünün uydurulduğu ya da kişinin bilerek yalan söylediği anlamına gelmez. Sonradan yapılan eklemelerin hatırlanan biçimi özgün deneyimden farklı hâle getirdiğini vurgular.

Alıştırma

Bu cümlede the embellished memory ne anlama geliyor?

  1. olay gerçekleştiği biçimiyle eksiksiz kaydedilmiş bir anı
  2. tamamen unutulmuş bir anı
  3. sonradan ayrıntılar eklenmiş bir anı
Cevabı göster

sonradan ayrıntılar eklenmiş bir anı

These underlying psychological phenomena mean Kelime

3:06

Bu temel psikolojik fenomenler,

that the Rashomon Effect can pop up anywhere. Öbek fiiller

3:09

Rashomon Etkisi'nin her yerde ortaya çıkabileceği anlamına gelir.

Kelime

These underlying psychological phenomena: derindeki psikolojik nedenleri özetleme

These underlying psychological phenomena, daha önce ele alınan zihinsel süreçleri tek bir soyut grupta toplayan resmî bir isim öbeğidir. These, bu süreçleri yeniden işaret eder; phenomena ise phenomenon sözcüğünün çoğuludur. Underlying, süreçlerin görünür sonucun arkasında işlediğini ve sonucu açıklamaya yardımcı olduğunu belirtir. Burada fiziksel bir konumu anlatmaz. Öbeğin tamamı, belirli ayrıntıları sonraki iddianın genel dayanağına dönüştürür.

Alıştırma

Örnekteki These underlying psychological phenomena ifadesini en iyi hangi açıklama tanımlar?

  1. Daha önce konuşulmamış yeni bir fiziksel nesne tanıtır.
  2. Daha önce anlatılan zihinsel süreçleri, etkiyi açıklamaya yardımcı olan derin faktörler olarak özetler.
  3. Olguların fiziksel olarak başka bir nesnenin altında bulunduğunu söyler.
Cevabı göster

Daha önce anlatılan zihinsel süreçleri, etkiyi açıklamaya yardımcı olan derin faktörler olarak özetler.

Öbek fiiller

can pop up: beklenmedik biçimde ortaya çıkma olasılığı

Can olasılık bildirir. Pop up, bir şeyin çoğunlukla aniden veya beklenmedik biçimde görünmesi ya da gerçekleşmesi anlamına gelen geçişsiz bir öbek fiildir. Burada etki farklı durumlarda ortaya çıkabilir; hiçbir şey gerçek anlamda yukarı doğru sıçramaz. Nötr appear veya occur fiilleriyle karşılaştırıldığında pop up daha konuşma diline özgüdür ve olaya kendiliğinden oluşmuş hissi verir. Yapı özne + can + pop up şeklindedir ve bu anlamda pop up sonrasında doğrudan nesne kullanılmaz.

Alıştırma

'Beklenmedik biçimde ortaya çıkmak' anlamındaki, bu derste öğrenilen iki sözcüklü öbek fiille cümleyi tamamlayın: Unexpected problems can ____ during a live event.

Cevabı göster

pop up

In biology, scientists starting from the same data set Notlar

3:12

Biyolojide, aynı veri setinden yola çıkan

Kelime

same data set: tamamen aynı veri bütünü

Data set, analizde tek bir birim olarak ele alınmak üzere toplanmış veya düzenlenmiş bir veri bütünüdür. Same data set ifadesindeki same, bilim insanlarının yalnızca türü, boyutu ya da konusu aynı olan verilerle değil, bizzat aynı veri bütünüyle işe başladığını belirtir. Data set; araştırma, istatistik ve bilişim alanlarında birleşik isim olarak kullanılır. Tek sözcük hâlindeki dataset yazımı da yaygındır; bu nedenle belgenin veya kuruluşun kullandığı yazım biçimini izleyin.

Alıştırma

Bir araştırma raporunda the same data set ne anlama gelir?

  1. Ayrı ayrı toplanmış aynı türde veriler
  2. Aynı sayıda kayıt içeren farklı veri kümeleri
  3. Düzenlenmiş verilerin tamamen aynı bütünü
Cevabı göster

Düzenlenmiş verilerin tamamen aynı bütünü

and applying the same analytical methods,

3:15

ve aynı analitik yöntemleri uygulayan bilim insanları,

frequently publish different results. Kalıp ifadeler

3:18

sıklıkla farklı sonuçlar yayınlarlar.

Dilbilgisi

scientists starting ... and applying ...: eş görevli -ing niteleyicileri

starting from the same data set ve applying the same analytical methods, scientists sözcüğünü niteleyen eş görevli iki -ing öbeğidir. Cümlenin hangi bilim insanlarından söz ettiğini gösterir ve who start ... and apply ... biçiminde açılabilecek bilgiyi daha kısa ifade eder. Ana cümle scientists frequently publish different results yapısıdır; bu nedenle çekimli ana fiil publish sözcüğüdür. Starting ve applying ana yüklemi oluşturmaz; bilim insanları hakkında paralel arka plan bilgisi ekler.

Alıştırma

Hangi cümlede özneyi niteleyen bir -ing öbeği ve ayrıca çekimli bir ana fiil vardır?

  1. Researchers using the same method sometimes reach different conclusions.
  2. Researchers use the same method sometimes reach different conclusions.
  3. Researchers using the same method sometimes reaching different conclusions.
Cevabı göster

Researchers using the same method sometimes reach different conclusions.

Kalıp ifadeler

Araştırmada publish different results

Burada publish different results, birbiriyle aynı olmayan araştırma sonuçlarını resmî yollarla kamuya açıklamak anlamına gelir. Different doğrudan sonuçları niteler: ayrı çalışmalar veya araştırmacılar birbiriyle uyuşmayan bulgular, ölçümler ya da sonuçlar ortaya koyabilir. Akademik ve bilimsel bağlamlarda publish genellikle bir makale, rapor veya başka bir resmî yayın kanalı aracılığıyla yayımlamayı ifade eder. Yalnızca sosyal medyada sıradan bir paylaşım yapmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi “birbirinden farklı bulguları resmî olarak kamuya açıklamak” anlamındaki tam üç sözcüklük araştırma ifadesiyle tamamlayın: Independent teams may ____ even when they study the same question.

Cevabı göster

publish different results

Anthropologists regularly grapple with the impact Notlar

3:21

Antropologlar, kişisel arka planların bir uzmanın algısı üzerinde

personal backgrounds can have on an expert's perception.

3:23

yaratabileceği etkiyle düzenli olarak boğuşurlar.

Kalıp ifadeler

Zor konularda regularly grapple with

Regularly grapple with, zor bir şeyi anlamak veya yönetmek için tekrar tekrar ciddi çaba göstermek anlamına gelir. Bu cümlede antropologlar, kişisel geçmişlerin bir uzmanın algısını nasıl şekillendirebileceği yönündeki karmaşık soruyla sürekli karşılaşırlar; grapple burada mecazidir ve fiziksel güreş anlamına gelmez. Yapı grapple with + bir sorun, soru veya başka bir zor isim öbeği şeklindedir. Başarılı bir çözümü değil, zorluğu ve sürekli çabayı vurgular; regularly ise bu güçlüğün tekrarlandığını gösterir.

Alıştırma

Cümleyi “zor bir konuyu ele almak için tekrar tekrar mücadele etmek” anlamındaki tam üç sözcüklük ifadeyle tamamlayın: School leaders ____ the challenge of keeping students engaged online.

Cevabı göster

regularly grapple with

Dilbilgisi

the impact personal backgrounds can have on: düşürülmüş bir ilgi zamiri

Ad öbeğinin ana sözcüğü impact'tir. personal backgrounds can have on an expert's perception bölümü, hangi impact'ten söz edildiğini belirten bir ilgi cümleciğidir. Yapı, the impact that personal backgrounds can have on an expert's perception biçiminde açılabilir; that, impact sözcüğüne gönderme yapar ve have fiilinin nesnesidir, bu yüzden düşürülebilir. İlgi cümleciğinde personal backgrounds özne, can have ise fiil öbeğidir. Ad öbeğinin tamamı grapple with içindeki with edatının nesnesidir; bu nedenle personal backgrounds ana cümlenin öznesi değildir. Yeniden kullanılabilecek kalıp the impact (that) A can have on B şeklindedir.

Alıştırma

Hangi ifade, örnekte düşürülmüş ilgi zamirini doğru biçimde geri ekler?

  1. the impact personal backgrounds that can have on an expert's perception
  2. the impact that can personal backgrounds have on an expert's perception
  3. the impact that personal backgrounds can have on an expert's perception
Cevabı göster

the impact that personal backgrounds can have on an expert's perception

In one famous case,

3:27

Ünlü bir vakada,

two anthropologists visited the Mexican village of Tepoztlán.

3:28

iki antropolog Meksika'nın Tepoztlán köyünü ziyaret etmiştir.

The first researcher described life in the town as happy and contented, Kalıp ifadeler

3:33

Birinci araştırmacı kasabadaki yaşamı mutlu ve halinden memnun olarak tanımlarken,

Kalıp ifadeler

described life ... as happy and contented: describe X as Y kalıbı

describe X as Y kalıbı, X'i belirli bir biçimde sunmak veya nitelemek anlamına gelir. Burada X life in the town, Y ise happy and contented'dır; bu iki sıfat araştırmacının o yaşama bakışını gösterir. Bu kalıpta as, betimlemeyi ya da etiketi başlatır; neden anlamı vermez. Y, burada olduğu gibi bir sıfat öbeği veya describe the event as a success örneğindeki gibi bir ad öbeği olabilir.

Alıştırma

Cümleyi describe X as Y kalıbını oluşturan sözcükle tamamlayın: The witness described the room ____ dark and unusually quiet.

Cevabı göster

as

while the second recorded residents as paranoid and disgruntled. Anlatım akışı

3:37

ikincisi sakinleri paranoyak ve hoşnutsuz olarak kaydetmiştir.

Anlatım akışı

while the second ...: while ile karşıtlık belirtmek

Burada while, ikinci araştırmacının betimlemesini önceki araştırmacının betimlemesiyle karşıtlık kuracak şekilde sunar. Whereas gibi “oysa” anlamına gelir; “-dığı sırada” şeklindeki zamansal anlamı taşımaz. Bu yapı iki anlatımı yan yana getirerek okurun aynı sakinlerin nasıl farklı biçimde betimlendiğini karşılaştırmasını sağlar. The second, the second researcher yerine kullanılır ve tekrarı önler.

Alıştırma

Örnek cümlede while ne işe yarıyor?

  1. İkinci araştırmacının başka bir eylem sürerken insanları kaydettiğini söyler.
  2. İkinci araştırmacının betimlemesini önceki bir betimlemeyle karşılaştırır.
  3. İkinci araştırmacının kayıt yapmadan önce beklediğini gösterir.
Cevabı göster

İkinci araştırmacının betimlemesini önceki bir betimlemeyle karşılaştırır.

Experts aside, the Rashomon Effect can also impact the general public, Anlatım akışı

3:41

Uzmanlar bir yana, Rashomon Etkisi halkı da etkileyebilir,

Anlatım akışı

Experts aside: bir konuyu geçici olarak bir kenara bırakmak

Experts aside, “uzmanları şimdilik mevcut tartışmanın dışında bırakmak” anlamına gelir. Odağı uzmanlardan genel halka kaydırır; uzmanların fiziksel olarak nerede bulunduğunu anlatmaz. Yeniden kullanılabilen kalıp X aside, ... biçimindedir. X, o an için bir kenara bırakılan kişi, grup, konu ya da etkendir; ardından ele alınmak istenen yeni nokta gelir.

Alıştırma

“Fiyatı geçici olarak dikkate almamak” anlamındaki X aside geçişiyle cümleyi tamamlayın: Price ____, this laptop meets all our needs.

Cevabı göster

aside

particularly when it comes to the perception of complicated world events. Kalıp ifadeler

3:46

özellikle de karmaşık dünya olaylarının algılanması söz konusu olduğunda.

Kalıp ifadeler

when it comes to the...: konunun kapsamını sınırlamak

When it comes to, “bir şey söz konusu olduğunda” ya da “bir şey konusunda” anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Bu cümlede söylenenlerin kapsamını tek bir alana, karmaşık dünya olaylarının algılanmasına indirger. Kalıplaşmış bölüm to ile biter; the ise the perception of complicated world events isim öbeğini başlatır. Buradaki it belirli bir şeyi göstermez ve comes hareket anlamına gelmez. to bir edattır; bu nedenle ardından bir isim öbeği veya -ing biçimi gelebilir: when it comes to planning.

Alıştırma

Kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: When it ____ to choosing a password, length matters.

Cevabı göster

comes

For example, following a 2015 security summit Kelime

3:50

Örneğin, 2015 yılında Amerika Birleşik Devletleri ile

between the United States and leaders from the Arab states,

3:54

Arap ülkelerinin liderleri arasında gerçekleşen bir güvenlik zirvesinin ardından,

Kelime

following a 2015 security summit: edat olarak following

following a 2015 security summit ifadesinde following, “... sonrasında” anlamına gelen bir edattır. Zirveyi daha önce gerçekleşen olay olarak tanıtır ve ardından anlatılacaklar için zaman çerçevesi oluşturur. Yapı following + olay belirten isim öbeği şeklindedir; following the meeting veya following the announcement gibi kullanılır. Burada birinin zirveyi fiziksel olarak takip ettiği anlamına gelmez. security summit, güvenlik konularının ele alındığı üst düzey bir toplantıdır.

Alıştırma

Hangi cümlede following, “... sonrasında” anlamına gelen bir edat olarak kullanılmıştır?

  1. The following announcement contains three updates.
  2. Following the announcement, the company released more details.
  3. The reporter was following the mayor through the station.
Cevabı göster

Following the announcement, the company released more details.

media reports about the summit varied enormously. Kalıp ifadeler

3:58

zirve hakkındaki medya raporları muazzam farklılıklar göstermiştir.

Kalıp ifadeler

varied enormously: medya haberleri arasındaki çok büyük farklar

Bu cümlede varied, vary fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Medya haberleri, örneğin söyledikleri veya zirveyi değerlendirme biçimleri açısından birbirinden çok farklıydı. Enormously, farkın derecesini güçlü biçimde artıran bir zarftır. Aktarılabilir X varies/varied enormously kalıbı, X içindeki ögelerin, sonuçların, görüşlerin veya anlatımların birbirinden son derece farklı olduğunu belirtir.

Alıştırma

Cümleyi vary enormously hedef ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The survey results ____ across regions.

Cevabı göster

varied enormously

Some stated that it had gone smoothly, Kalıp ifadeler

4:01

Bazıları her şeyin pürüzsüz geçtiğini belirtirken,

Kalıp ifadeler

had gone smoothly: geçmişteki bir açıklamadan önce sorunsuz ilerleme

Go smoothly, bir etkinliğin veya sürecin ciddi bir sorun olmadan ilerlemesi demektir. Burada go, zirvenin nasıl ilerlediğini anlatır; başka bir yere gitmek anlamına gelmez. Had gone, past perfect yapısıdır. Zirveyi stated ile anlatılan daha sonraki geçmiş bildirimden önceye yerleştirir: önce zirve gerçekleşmiş, sonra bazı kaynaklar onu anlatmıştır.

Alıştırma

Cümleyi go smoothly ifadesinin past perfect biçimiyle tamamlayın: By the time the client called, the demonstration ____.

Cevabı göster

had gone smoothly

while others called it a complete failure. Kalıp ifadeler

4:03

diğerleri bunu tam bir başarısızlık olarak nitelendirmiştir.

Kalıp ifadeler

called it a complete failure: değerlendirme bildiren call X Y yapısı

call X Y yapısında call, telefon etmek değil, X'i Y olarak tanımlamak veya değerlendirmek anlamına gelir. Burada it, X'tir; a complete failure ise Y, yani ona verilen etikettir. Y, nesne tamamlayıcısı olarak doğrudan X'in ardından gelir. Bu nedenle doğal biçim, as kullanılmadan kurulan call it a failure ifadesidir. Bu yapı, başka birinin değerlendirmesini kısa ve öz biçimde aktarmayı sağlar.

Alıştırma

Bir değerlendirmeyi aktarmak için call X Y yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. Critics called the decision as a serious mistake.
  2. Critics called to the decision a serious mistake.
  3. Critics called the decision a serious mistake.
Cevabı göster

Critics called the decision a serious mistake.

It's tempting to fixate on why we have competing perceptions, Kalıp ifadeler

4:07

Neden rekabet eden algılara sahip olduğumuza takılıp kalmak cezbedicidir,

Kalıp ifadeler

It's tempting to fixate on: aşırı odaklanmayı kabul eden ifade

It's tempting to + fiilin yalın hâli, bir eylemin doğal veya çekici geldiğini anlatır. Bir tartışmada, konuşmacı dikkati başka bir yöne çevirmeden önce okuyucunun gösterebileceği tepkiyi kabul etmek için sıkça kullanılır. Fixate on, dikkati tek bir noktaya gereğinden fazla dar biçimde veya uzun süre vermek demektir. Burada bütün ifade, algıların neden farklı olduğunu sormanın anlaşılır olduğunu kabul ederken bu sorunun üzerinde durulacak en yararlı nokta olmayabileceğini ima eder.

Alıştırma

Cümleyi tam olarak It's tempting to + fixate on yapısını kullanarak tamamlayın: ____ one poor score, but the full semester shows steady progress.

Cevabı göster

It's tempting to fixate on

but perhaps the more important question the Rashomon Effect raises is, Anlatım akışı

4:11

ancak belki de Rashomon Etkisi'nin ortaya attığı daha önemli soru şudur:

what is truth anyway? Ton ve niyet

4:15

sonuçta gerçek nedir?

Anlatım akışı

perhaps the more important question ... raises is: temel konuya geçiş yapmak

perhaps the more important question ... is kalıbı, tartışmayı önceki bir konudan konuşmacının daha derin veya daha merkezi olarak sunduğu bir soruya taşır. Perhaps bu önem sıralamasını kesin değil, temkinli hâle getirirken more important yeni bir önceliğe işaret eder. the question the Rashomon Effect raises ifadesinde the Rashomon Effect raises, question sözcüğünü niteleyen bir ilgi cümleciğidir; atılan that geri getirilebilir: the question that the Rashomon Effect raises. Burada raise a question, bir soruyu fiziksel olarak kaldırmak değil, “bir soruyu gündeme getirmek” veya “insanların onu düşünmesini sağlamak” demektir. is sonrasındaki cümlecik yeni temel soruyu verir.

Alıştırma

Dikkati daha önemli bir konuya temkinli biçimde yönelten tam sözcükleri kullanarak cümleyi tamamlayın: The report explains how the error happened. But ____ this error raises is whether the review process works.

Cevabı göster

perhaps the more important question

Ton ve niyet

what is truth anyway?: anyway ile temel soruya dönmek

what is truth anyway? sorusunun sonundaki anyway, “işin özüne inersek” veya “sonuçta” anlamını katar. Çevredeki ayrıntıları bir kenara bırakır ve tartışmayı en temel konuya, gerçeğin kendisinin ne anlama geldiğine döndürür. Bu kullanım, insanların sorgulamadan kabul ettiği bir cevaba da meydan okuyabilir. Burada anyway, “ne olursa olsun” anlamına gelmez ve konuyu değiştirmek ya da konuşmayı sürdürmek için cümle başında kullanılan Anyway ile aynı değildir.

Alıştırma

Küçük ayrıntılar hakkında uzun bir tartışmadan sonra biri “What does fairness mean, anyway?” diye soruyor. Burada anyway ne yapıyor?

  1. Cevap ne olursa olsun adaletin önemli olacağı anlamına gelir.
  2. Konuyu yalnızca ilgisiz bir şeye çevirir.
  3. Temel soruya döner ve araştırıcı ya da sorgulayıcı bir ton ekler.
Cevabı göster

Temel soruya döner ve araştırıcı ya da sorgulayıcı bir ton ekler.

Are there situations when an objective truth doesn't exist?

4:17

Nesnel bir gerçeğin var olmadığı durumlar var mıdır?

What can different versions of the same event tell us Anlatım akışı

4:21

Aynı olayın farklı versiyonları bize dahil olan zaman,

about the time, place, and people involved?

4:24

mekan ve insanlar hakkında ne söyleyebilir?

Anlatım akışı

What can X tell us about Y?: analizi yönlendiren soru

What can X tell us about Y? kalıbı, X’ten Y hakkında hangi bilgi veya anlamı çıkarabileceğimizi sorar. Buradaki tell us about, ortaya koymak ya da anlamamıza yardımcı olmak demektir; farklı anlatımlar gerçekten konuşmaz. Söylemi ilerleten bir hamle olarak bu soru, kanıtı sunmaktan kanıtı yorumlamaya geçiş yapar. Dinleyiciyi anlatımları karşılaştırmaya ve aralarındaki farkların olayın bağlamı hakkında ne gösterdiğini çıkarmaya yönlendirir.

Alıştırma

Hangi soru, okuru bir kaynaktan bilgi çıkarmaya en doğal biçimde yönlendirir?

  1. What do these letters say word for word?
  2. What can these letters tell us about life during the war?
  3. Who wrote these letters during the war?
Cevabı göster

What can these letters tell us about life during the war?

And how can we make group decisions Kalıp ifadeler

4:28

Ve eğer hepimiz farklı bilgi,

if we're all working with different information, Dilbilgisi

4:30

arka plan ve önyargılarla çalışıyorsak,

backgrounds, and biases?

4:33

grup kararlarını nasıl alabiliriz?

Kalıp ifadeler

make group decisions: make ile kullanılan eş dizim

Make group decisions ifadesinde make, seçim yaparak karar oluşturmak anlamına gelir; bir şey üretmek anlamına gelmez. İngilizcede standart eş dizim make a decision şeklindedir, do a decision değildir. Group, kararların nasıl alındığını belirtir: insanlar birlikte ya da bir grup adına karar verir. Bu ifade ekipler, komiteler, sınıflar ve topluluklar için kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi tamamlayan doğal ifadeyi seçin: The committee must _____ by noon.

  1. build a group decision
  2. do a group decision
  3. make a group decision
Cevabı göster

make a group decision

Dilbilgisi

if we're all working with different information: zor bir koşul ortaya koymak

if ile başlayan bu yan cümle, ortak bir yargıya varmayla ilgili daha büyük soruyu zorlaştıran koşulu ortaya koyar: herkes farklı bilgilerden, yaşam deneyimlerinden ve varsayımlardan hareket ederek düşünüyor. Yan cümle tek başına sonucu vermez; ana sorunun hangi durumda yanıtlanması gerektiğini açıklar. Burada working with, bir şeyi kullanmak veya düşünceye temel almak anlamına gelir. İnsanların bilgiyle birlikte iş birliği yaptığı anlamına gelmez. How can we ... if we're all working with different ...? kalıbı, farklı dayanakların anlaşmayı veya karşılaştırma yapmayı zorlaştırdığı durumlarda yeniden kullanılabilir.

Alıştırma

if yan cümlesine göre ortak bir yargıya varmayı zorlaştıran nedir?

  1. Bilgi, bir iş arkadaşıymış gibi herkesle iş birliği yapıyor.
  2. Her kişi farklı bilgi, deneyim ve varsayımları yargısına temel olarak kullanıyor.
  3. Herkes yargıya varmak için tamamen aynı dayanağa sahip.
Cevabı göster

Her kişi farklı bilgi, deneyim ve varsayımları yargısına temel olarak kullanıyor.

Like most questions, these don't have a definitive answer. Anlatım akışı

4:36

Çoğu soru gibi, bunların da kesin bir cevabı yoktur.

Anlatım akışı

Like most questions ... don't have a definitive answer: belirsizliği çerçevelemek

Like most questions, cümlenin başına getirilmiş bir karşılaştırma ifadesidir. Burada Like, hoşlanmak anlamındaki fiil değil, benzer anlamı veren bir edattır. Bu soruları başka pek çok soruyla aynı geniş gruba yerleştirir. Bu açılış, ardından gelen sonucu çerçeveler ve yumuşatır. Konuşan kişi definitive answer bulunmamasını bir başarısızlık gibi sunmak yerine belirsizliği normal kabul eder ve nihai bir çözümü olduğunu iddia etmeden bir dizi soruyu kapatır. Definitive answer, meseleyi sonuçlandıracak kadar kesin ve nihai bir yanıttır.

Alıştırma

Bu cümlenin bir dizi zor sorudan sonraki temel söylem işlevi nedir?

  1. Konuşan kişinin soruların çoğundan hoşlandığını söyler.
  2. Artık her sorunun kanıtlanmış tek bir yanıtı olduğunu duyurur.
  3. Nihai bir yanıtın olmamasını normal kabul ederek soru dizisini kapatır.
Cevabı göster

Nihai bir yanıtın olmamasını normal kabul ederek soru dizisini kapatır.

But the enduring importance of Akutagawa's story suggests

4:41

Fakat Akutagawa'nın hikayesinin kalıcı önemi,

there may be value in embracing the ambiguity. Kalıp ifadeler

4:45

belirsizliği benimsemenin değerli olabileceğini öne sürüyor.

Kalıp ifadeler

there may be value in embracing the ambiguity: belirsizliği kabullenmenin değeri olabilir

There may be value in + -ing, bir eylemin yararlı olabileceğini veya değerlendirmeye değer olabileceğini anlatır. May ifadeyi kesinlikten uzak ve temkinli tutar; in bir edattır, bu yüzden embracing burada ad görevindeki -ing biçimidir. Burada embrace the ambiguity mecazidir. Tek ve açık bir yanıtı zorlamak yerine belirsizliği kabul etmek anlamına gelir. Bu kalıp bir stratejiyi, seçimi veya tutumu temkinli biçimde değerlendirmek için kullanışlıdır.

Alıştırma

Olası bir faydayı temkinli biçimde önermek için cümleyi hedef kalıpla tamamlayın: ____ reviewing the evidence once more before we decide.

Cevabı göster

There may be value in

When it comes to determining the truth, Kalıp ifadeler

4:51

Gerçeği belirlemek söz konusu olduğunda,

what's more reliable, Anlatım akışı

4:53

hangisi daha güvenilirdir;

ambiguity or unanimity?

4:54

belirsizlik mi, yoksa oybirliği mi?

Kalıp ifadeler

When it comes to determining the truth: gerçeği belirlemeye gelince

When it comes to + isim veya -ing biçimi, söz konusu olduğunda ya da alanında anlamına gelir. Ardından gelen ifade veya sorunun kapsamını belirler. Burada güvenilirlik karşılaştırması, gerçeği belirleme göreviyle sınırlandırılır. Bu kalıplaşmış ifadede to bir edattır; bu yüzden ardından determine değil, determining gelir.

Alıştırma

Cümleyi söz konusu olduğunda anlamındaki hedef giriş ifadesiyle tamamlayın: ____ managing a budget, small expenses add up quickly.

Cevabı göster

When it comes to

Anlatım akışı

What's more reliable, A or B?: kapanışta kullanılan bir karşılaştırma

What's more + adjective, A or B? kalıbı iki alternatifi aynı karşılaştırma ölçütüne yerleştirir. Burada reliable ölçüttür; ambiguity ve unanimity ise alternatiflerdir. Unanimity, yalnızca çoğunluğun değil, ilgili herkesin aynı fikirde olması demektir. Bir konuşmanın sonunda kullanıldığında bu tür iki seçenekli bir soru retorik işlev görebilir. Kesin bir cevap vermek yerine ana meseleyi keskin bir karşıtlık içinde özetler ve hangi tarafın daha ikna edici olduğunu dinleyiciye düşündürür.

Alıştırma

Bu soru bir konuşmayı bitirirken temel olarak nasıl bir etki yaratır?

  1. Dinleyiciden kaç kişinin aynı fikirde olduğunu saymasını ister.
  2. Sonucu iki fikir arasında bir seçim olarak çerçeveler ve dinleyiciyi bu karşıtlık üzerinde düşünmeye bırakır.
  3. Ambiguity lehine kesin bir cevap verir.
Cevabı göster

Sonucu iki fikir arasında bir seçim olarak çerçeveler ve dinleyiciyi bu karşıtlık üzerinde düşünmeye bırakır.

Strangely enough, Anlatım akışı

4:57

Ne tuhaftır ki,

Anlatım akışı

Strangely enough: beklentiye aykırı bir dönüşü bildirmek

Strangely enough, cümle başında kullanılan ve garip bir biçimde ya da şaşırtıcı şekilde anlamına gelen bir söylem belirtecidir. Dinleyiciye sıradaki içeriğin olağan bir beklentiyle çeliştiğini bildirir ve sonraki ifadenin nasıl anlaşılacağını yönlendirir. Bu ifade, ardından gelen cümlenin tamamı hakkında tek bir yorum olarak işlev görür. Enough burada yeterli miktarı anlatmaz; strangely enough kalıplaşmış ifadesinin bir parçasıdır.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki söylem belirteciyle tamamlayın: ____, the simplest design performed best.

Cevabı göster

Strangely enough

sometimes the closer you get to total agreement, Dilbilgisi

4:58

bazen tam bir anlaşmaya ne kadar yaklaşırsanız,

the less trustworthy a result becomes.

5:00

bir sonuç o kadar güvenilmez hale gelir.

Dilbilgisi

the closer ..., the less ...: bağlantılı karşılaştırmalı değişim

The closer ..., the less ..., the + comparative ..., the + comparative ... biçimindeki bağıntılı karşılaştırma yapısını kullanır. İki derecenin bağlantılı biçimde değiştiğini gösterir: durum tam uzlaşmaya yaklaştıkça sonucun güvenilirliği azalır. Buradaki iki the da yapının parçasıdır; sıradan belirli tanımlık değildir. Başa alınan her karşılaştırma ifadesinden sonra the closer you get ve the less trustworthy a result becomes örneklerinde olduğu gibi normal bildirme cümlesi dizilişi kullanılır. İki değişim aynı yönde veya zıt yönlerde ilerleyebilir.

Alıştırma

Hangi cümle bağıntılı karşılaştırma yapısını doğru kullanıyor?

  1. The more carefully we check the data, the fewer mistakes we make.
  2. The more carefully we check the data, fewer mistakes we make.
  3. The most carefully we check the data, the fewer mistakes we make.
Cevabı göster

The more carefully we check the data, the fewer mistakes we make.

Unpack the counterintuitive paradox of unanimity with this video. Kelime

5:03

Bu videoyla, oybirliğinin sezgiye aykırı paradoksunu çözün.

Kelime

Unpack the counterintuitive paradox of unanimity: oy birliğinin sezgilere aykırı paradoksunu incelemek

Bu ifadede unpack mecaz anlamdadır: karmaşık bir fikri parçalara ayırıp nasıl işlediğini açıklamak anlamına gelir. Emir biçimindeki Unpack ..., izleyiciyi konuyu yakından incelemeye davet eder; valiz açmaktan söz etmez. Counterintuitive, insanların normalde bekleyeceği şeye aykırı demektir; paradox ise açıklanması gereken görünürdeki bir çelişkiyi adlandırır. Unanimity, tam uzlaşma anlamına gelir. Dolayısıyla ifade, oy birliğinin neden şaşırtıcı ve görünüşte çelişkili bir etkisi olabileceğine dair ayrıntılı bir inceleme sunar.

Alıştırma

Hangi cümlede unpack örnektekiyle aynı mecaz anlamda kullanılmıştır?

  1. The worker unpacks the dishes from the box.
  2. The article unpacks a counterintuitive finding about sleep.
  3. Maya unpacks her suitcase after the flight.
Cevabı göster

The article unpacks a counterintuitive finding about sleep.