Bebek Yarışı | 2. Sezon Tam Bölüm | Bluey: İngilizce çalışma notları
Bluey - Official Channel
Video özeti: Bluey diğer çocuklardan daha iyi olup olmadığını sorunca Chilli, bebeklerin gelişim aşamalarını karşılaştırdığı dönemde yaşadığı kaygıyı anlatır. Deneyimli bir annenin desteği, hem çocukların hem de ebeveynlerin kendi hızlarında öğrendiğini kabul etmesine yardımcı olur. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. better at the monkey bars than Bingo? — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: better at X than Y yapısının belirli bir etkinlikteki beceriyi karşılaştırdığını öğrenin. Böylece yalnızca better than demek yerine spor, okul dersi veya pratik bir beceride kimin kimden daha başarılı olduğunu açık ve doğal biçimde belirtebilirsiniz. 2. come with instructions. — Deyimler ve Mecazlı İfadeler: Bir bebeğin kullanım kılavuzuyla birlikte gelmesi şeklindeki mizahi benzetmeyi anlayın. Bu ifade bağlam içinde ebeveynliğin bütün cevapları sunan bir rehberi olmadığını anlatır ve Chilli’nin belirsizliğini gerçek anlamda bir şikâyet gibi duyurmadan aktarır. 3. run my own race. — Deyimler ve Mecazlı İfadeler: İlerlemeyi başkalarıyla ölçmek yerine kendi hızında yol alma anlamını tanıyın. İfadeyi karşılaştırmadan vazgeçme kararını anlatırken kullanabilir, ayrıca finalde yeniden ortaya çıkmasının ebeveynlik ve gelişim hakkındaki ana düşünceyi nasıl tamamladığını görebilirsiniz.
Bu derste
am I better at the monkey bars than Bingo? Dilbilgisi
0:26tırmanma demirlerinde Bingo'dan daha mı iyiyim?
better at ... than ... ile becerileri karşılaştırma
better at X than Y, “X konusunda Y'den daha becerikli olmak” anlamına gelir. at belirli etkinliği veya beceriyi, than ise karşılaştırılan kişi ya da grubu belirtir. Bu soruda yalnızca tırmanma barlarını kullanma becerisi karşılaştırılıyor. Bir kişinin genel olarak diğerinden daha iyi olduğu söylenmiyor.
Alıştırma
Karşılaştırmayı better at ... than ile tamamlayın: Nina is ____ chess ____ I am.
Cevabı göster
better at · than
2 years older than ile yaş farkını belirtme
number + years older than kalıbı, iki kişi arasındaki kesin yaş farkını belirtir. 2 years older than her ifadesinde 2 years farkın ne kadar olduğunu, older kimin yaşının daha büyük olduğunu, than ise karşılaştırılan daha küçük kişiyi gösterir. Burada older, “yaşı daha büyük” anlamındadır. Birinin yaşlı göründüğünü ima etmez.
Alıştırma
Dört yıllık yaş farkını number + years older than ile ifade edin: Leo is ____ his cousin.
Cevabı göster
four years older than
about the same as: yaklaşık bir karşılaştırma
“About the same as”, ilgili açıdan “yaklaşık olarak aynı” demektir ve küçük bir farka yer bırakır. Buradaki about yaklaşıklık bildirir; “hakkında” anlamında değildir. Yapı, about the same as + karşılaştırılan kişi veya şey şeklindedir. İki şeyin tamamen aynı olduğunu ileri sürmeden daha temkinli bir karşılaştırma yapmak için kullanılır.
Alıştırma
İki planın fiyatları birbirine çok yakın, ancak tamamen aynı olmayabilir. En uygun cümle hangisidir?
- The premium plan costs about the same as the standard one.
- The premium plan is about the standard one.
- The premium plan costs exactly the same as the standard one.
Cevabı göster
The premium plan costs about the same as the standard one.
Judo can't do skip bar or backwards one bar.
0:36Judo bir çubuğu atlayamaz veya geriye doğru bir çubuk gidemez.
she'll get there one day: bir gün hedefe ulaşmak
“She’ll get there one day”, onun sonunda söz konusu beceri düzeyine veya hedefe ulaşacağı anlamına gelir. Buradaki there mecazidir: mutlaka fiziksel bir yeri değil, başarıyı veya istenen aşamayı temsil eder. Bu cümle birini rahatlatmak veya cesaretlendirmek için kullanılır. O henüz hedefe ulaşmamıştır, ancak konuşan kişi gelecekte ilerlemesini bekler; one day belirli bir zaman vermez.
Alıştırma
Cesaret verici “Maya is still learning, but she'll get there one day,” cümlesinde get there ne anlama gelir?
- Sonunda o beceriyi kazanmak veya hedefe ulaşmak.
- Yarın adı geçen bir yere gitmek.
- Başarmak imkânsız olduğu için denemeyi bırakmak.
Cevabı göster
Sonunda o beceriyi kazanmak veya hedefe ulaşmak.
run your own race: kendi ilerlemene odaklan
Run your own race, kişisel ilerlemeyi bir yarışa benzeten bir ifadedir. Kendini başkalarıyla ölçmek yerine kendi hedeflerine ve hızına odaklanmak anlamına gelir. Bu cümlede just, tavsiyeyi basit ve rahatlatıcı gösterir: karşılaştırmayı bırak ve sana uygun biçimde ilerlemeye devam et. Gerçek bir yarışa katılma talimatı değildir.
Alıştırma
Bu tavsiyede run your own race ne anlama gelir?
- Kendini sürekli başkalarıyla karşılaştırmak yerine kendi ilerlemene odaklanmak.
- Tek başına bir koşu yarışına katılmak.
- Herkesi olabildiğince çabuk yenmeye çalışmak.
Cevabı göster
Kendini sürekli başkalarıyla karşılaştırmak yerine kendi ilerlemene odaklanmak.
Have I told you the story of when you took your first steps? Notlar
0:49Sana ilk adımlarını attığın zamanın hikayesini anlatmış mıydım?
the story of when + yan cümle: geçmişteki bir olayı tanıtmak
The story of when + yan cümle, geçmişteki bir olayı anlatılacak hikâyenin konusu olarak tanıtır. When ile başlayan yan cümle önemli zamanı veya olayı belirtir: when you took your first steps. Bu kalıp, konuşmacı ayrıntıları vermeden önce hangi anıyı anlatacağını duyurarak bilgiyi düzenler. When sonrasında yalnızca bir yer değil, öznesi ve fiili olan bir yan cümle kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi hedef hikâye anlatma kalıbıyla tamamla: Let me tell you ____ I first learned to swim.
Cevabı göster
the story of when
take your first steps — ilk kez yürümek
Take your first steps, bir bebeğin ilk kez kendi başına yürümeye başladığı anı anlatan kalıplaşmış bir ifadedir. İyelik sözcüğü kişiye göre değişir: take my/your/his/her/their first steps. Aynı imge, yeni bir beceriye, etkinliğe veya döneme başlama anlamında daha geniş ve mecazlı biçimde de kullanılabilir. Bu cümlede bebek bağlamı, gerçek anlamdaki ilk yürüme dönüm noktasını açıkça gösterir.
Alıştırma
Cümleyi “ilk kez kendi başına yürüdü” anlamındaki gelişim dönüm noktası ifadesiyle tamamlayın: Yesterday, the baby girl ____.
Cevabı göster
took her first steps
it all started when ... — bir hikâyenin başlangıcını belirtmek
It all started when + yan cümle, dinleyeni bütün bir hikâyenin veya olaylar zincirinin başladığı noktaya götürür. It, konuşulan durumun tamamına gönderme yapar; when ile başlayan yan cümle ise ilk olayı veya dönemi belirtir. Buradaki all, sayılabilen bir grubun “tamamı” anlamına gelmez. Sonraki her şeyin bu başlangıç noktasından doğduğunu vurgular ve hikâyeyi kaynağından başlayarak düzenlemeye yardımcı olur.
Alıştırma
Cümleyi dersteki hikâye anlatma yapısıyla tamamlayın: ____ I found an old map in the library.
Cevabı göster
It all started when
roll over: tüm vücudu çevirmek
Roll over, tüm vücudu başka bir taraf yukarı ya da aşağı bakacak şekilde çevirmek anlamına gelen bir fiil-parçacık yapısıdır. Burada over hareketin bir parçasıdır; yalnızca üstünde konumunu anlatmaz. Komut olarak kullanıldığında you öznesi söylenmez: Roll over. roll over onto your left side örneğinde olduğu gibi son konum da eklenebilir.
Alıştırma
Bir doktor hastanın tüm vücudunu diğer tarafa çevirmesini istiyor. En uygun yönerge hangisidir?
- Please roll over onto your left side.
- Please walk over to the left side.
- Please roll the ball to your left side.
Cevabı göster
Please roll over onto your left side.
not meant to do that: henüz yapması beklenmiyor
be meant to + fiilin yalın hâli yapısında meant to, dışarıdan gelen bir kuralı, planı veya genel beklentiyi anlatabilir. Olumsuz biçim, eylemin gerçekleşmesinin beklenmediğini ya da gerçekleşmemesi gerektiğini belirtir. Bu cümlede for ages, anlamın gelişim aşamasıyla ilgili olduğunu açıkça gösterir: onun bunu çok daha sonra yapması bekleniyordu. Cümle, bir kuralı çiğnediği için eleştiri değil, bunu şimdiden yapabilmesine duyulan şaşkınlığı anlatır.
Alıştırma
Kurallara göre oyuncular bu alana girmemelidir. Bu anlamı hangi cümle ifade eder?
- Players didn't enter this area.
- Players aren't meant to enter this area.
- Players don't mean to enter this area.
Cevabı göster
Players aren't meant to enter this area.
for ages: çok uzun bir süre
Burada for ages, “çok uzun bir süre” demektir. Ages günlük dilde kullanılan bir abartıdır; birinin yaşlarını saymak anlamına gelmez. Not meant to ile birlikte ifade geleceğe yönelir: normal beklentiye göre bunu ancak çok daha sonra yapabilmesi beklenir. Onun bunu uzun zamandır yaptığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu cümle burada ne anlama geliyor: "She's not meant to do that for ages."?
- Bunu zaten yıllardır yapıyor.
- Bunu ancak çok daha sonra yapması bekleniyor.
- Artık bunu yapmak için fazla yaşlı.
Cevabı göster
Bunu ancak çok daha sonra yapması bekleniyor.
that's my girl: sıcak ve sevgi dolu bir övgü
That's my girl, konuşanın yakın ve destekleyici bir ilişkisi olan bir kız çocuğunu ya da kadını övmesi veya cesaretlendirmesi için kullanılan sıcak ve samimi bir ifadedir. “Aferin!” ya da “Seninle gurur duyuyorum” anlamına gelebilir; my sahiplik değil, sevgi ve bağlılık ifade eder. Burada bir baba, kızı etkileyici bir şey yaptıktan sonra bunu söylüyor. Bu nedenle cümle, onun kim olduğunu kelimesi kelimesine belirtmekten çok bir övgüdür.
Alıştırma
"That's my girl!" hangi durumda en uygundur?
- Bir müşteri, tanımadığı yetişkin bir kadın kasiyere böyle seslenir.
- Bir yönetici, yeni bir çalışanla yaptığı resmî toplantıya bu sözle başlar.
- Bir baba, başarılı olan kızını sıcak bir şekilde över.
Cevabı göster
Bir baba, başarılı olan kızını sıcak bir şekilde över.
Hang on: birinden kısa süre beklemesini istemek
Bu konuşmada Hang on, “biraz bekle” anlamına gelir. Konuşan kişinin düşünmesi, bir şeyi kontrol etmesi veya araya giren bir durumla ilgilenmesi için konuşmayı ya da eylemi kısa süreliğine durdurur. Burada hang, bir şeyi fiziksel olarak tutmak veya asmak anlamında kullanılmaz. Hang on tek başına tam bir sözlü rica olabilir; ardından Hang on, I need to check. örneğindeki gibi bir neden de gelebilir.
Alıştırma
Konuşan kişi bilgiyi kontrol ederken birinden kısa süre beklemesini doğal biçimde isteyen cümle hangisidir?
- Carry on, I need to check the address.
- Hang up, I need to check the address.
- Hang on, I need to check the address.
Cevabı göster
Hang on, I need to check the address.
Where was I?: kesintiye uğrayan hikâyeye dönmek
Where was I?, bir kesintiden veya kısa bir dikkat dağılmasından sonra kullanılır. Konuşan kişi, anlattıklarının hangi noktasına geldiğini hatırlamaya çalışır. Buradaki where, fiziksel konumu değil, kişinin hikâye, açıklama veya düşünce akışı içindeki yerini düzenler. Soru, kesintiyi kısa biçimde işaretleyip konuşmaya dönmeye yardımcı olur ve ardından sık sık Oh yes ya da Right gelir.
Alıştırma
Bir kişi hikâye anlatırken beklenmedik bir soruya yanıt veriyor ve sonra devam etmek istiyor. O anda Where was I? ne anlama gelir?
- Hikâyenin neresinde kaldığımı hatırlamaya çalışıyorum.
- Dinleyicinin nereye gittiğini soruyorum.
- Hangi binada olduğumu soruyorum.
Cevabı göster
Hikâyenin neresinde kaldığımı hatırlamaya çalışıyorum.
Were you proud of me for rolling over so soon? Kalıp ifadeler
1:23Bu kadar çabuk yuvarlandığım için benimle gurur duydunuz mu?
proud of someone for doing something: yaptığı bir şey için biriyle gurur duymak
be proud of someone for doing something kalıbını, bir kişinin yaptığı şeyin onunla gurur duymanızı sağladığını söylemek için kullanın. of sonrasında kişiyi belirtin: proud of me. for sonrasında nedeni belirtin. Neden bir eylemse isim veya -ing biçimi kullanın: for rolling over. Soru cümlesinde kalıp Were you proud of me for ...? biçimine gelebilir.
Alıştırma
be proud of someone for doing something hedef kalıbını tamamlayın: We are ____ Ava ____ telling the truth.
Cevabı göster
proud of · for
a little too + sıfat: hafif bir aşırılık
Bir şey uygun veya rahat bir düzeyi az miktarda aştığında a little too + sıfat yapısını kullanın. Burada too proud, gururun fazla ileri gittiğini belirtirken a little eleştiriyi yumuşatır. A little too proud kısa ve eksiltili bir yorumdur: özne ile be fiilinin bir biçimi konuşmadan anlaşıldığı için söylenmez.
Alıştırma
Cümleyi a little too + sıfat yapısıyla tamamlayın: The presentation was ____ long, so we shortened it by five minutes.
Cevabı göster
a little too
I think I may have turned into a bit of a show-off. Notlar
1:29Sanırım biraz gösterişçi birine dönüşmüş olabilirim.
turned into a bit of a show-off: turn into + değişimin sonucu
Turn into + isim öbeği, değişerek into'dan sonra adı verilen kişi, şey veya duruma dönüşmek demektir. Burada turned into a bit of a show-off, konuşanın davranışlarının değişip biraz gösteriş meraklısı biri hâline geldiğini anlatır. Into bir hedefi değil, değişimin sonucunu tanıtır. Bu kalıp kişilikteki, durumlardaki, havadaki veya sonuçlardaki değişimleri anlatabilir.
Alıştırma
Cümleyi turn into ifadesinin geçmiş zamanıyla tamamlayın: Overnight, the rain ____ snow.
Cevabı göster
turned into
a bit of a show-off: bir kişi için yumuşatılmış bir niteleme
Show-off, yeteneklerini, sahip olduklarını veya başarılarını sergileyerek dikkat çekmeye çalışan kişi anlamına gelen sayılabilir bir isimdir. Genellikle hafif bir eleştiri taşır. a bit of a show-off ifadesinde a bit of a, nitelemeyi yumuşatır ve kişinin biraz gösteriş meraklısı olduğunu anlatır. Burada kişinin kendisini tanımlama biçimi, doğrudan I am a show-off demeye göre daha düşünceli veya kendisiyle alay eden bir tonda duyulur.
Alıştırma
Hangi cümlede a bit of a show-off bir kişiyi daha yumuşak biçimde niteleyen isim olarak kullanılmıştır?
- Rina puts on a short show when guests arrive.
- Rina likes to show off when guests arrive.
- Rina can be a bit of a show-off when guests arrive.
Cevabı göster
Rina can be a bit of a show-off when guests arrive.
Oh, I've never heard of a baby rolling over that early. Kalıp ifadeler
1:32Oh, bu kadar erken yuvarlanan bir bebek hiç duymamıştım.
I've never heard of: daha önce duymamış olmayı ve şaşkınlığı anlatmak
I've never heard of + isim veya -ing yan cümlesi, konuşanın bugüne kadar o kişi, şey ya da durumun hiçbir örneğini bilmediğini anlatır. Buradaki heard of, “varlığından haberdar olmak” demektir; bir sesi işitmek anlamına gelmez. Present perfect, konuşanın geçmişten bugüne kadarki bütün deneyimini şu ana bağlar. Böyle bir tepkide bu ifade, olayın şaşırtıcı veya alışılmadık göründüğünü de çoğu zaman belirtir.
Alıştırma
Hedef ifadeyi kullanarak şaşkınlık tepkisini tamamlayın: A six-year-old wrote the whole novel? ____ a child doing that.
Cevabı göster
I've never heard of
But then one day: hikâyeyi dönüm noktasına taşımak
But then one day, hikâye anlatırken kullanılan bir geçiş ifadesidir. But önceki durumdan farklı bir gelişmeyi belirtir, then zaman çizgisini ileri taşır ve one day önemli bir olayın gerçekleştiği, hangi gün olduğu belirtilmeyen bir günü gösterir. Bu sözcükler birlikte dinleyiciyi arka plan bilgisinden hikâyeyi değiştiren veya ilerleten olaya götürür. Olay açıklanmadan önce ne olacağına dair beklenti yaratır.
Alıştırma
Hikâyeyi hedef geçiş ifadesiyle tamamlayın: The old clock ticked normally for decades. ____, it stopped at midnight.
Cevabı göster
But then one day
Mother's group: ebeveynler ve bebekler için bir buluşma
Bu cümlede Mother's group, annelerin veya diğer ebeveynlerin bebekleriyle düzenli olarak katıldığı, sohbet edip çocuk yetiştirme deneyimlerini paylaştığı sosyal ya da destek amaçlı bir buluşmayı ifade eder. At Mother's group, annelere yönelik bir okul dersinde değil, bu buluşmalardan birine katılırken demektir. Ebeveynler ve bebekler bir araya geldiği için dönme, oturma veya yürüme gibi gelişim aşamaları sıkça konuşulur. Bu arka plan, sahnedeki gelişim karşılaştırmalarını doğal hâle getirir.
Alıştırma
Bu bağlamda Mother's group nedir?
- Annelerin katılmak zorunda olduğu resmî bir okul kursu
- Ebeveynlerin bebekleriyle katıldığı sosyal veya destek amaçlı bir buluşma
- Yalnızca bebekler için düzenlenen bir spor yarışması
Cevabı göster
Ebeveynlerin bebekleriyle katıldığı sosyal veya destek amaçlı bir buluşma
very early to roll over: hız değil, zamanlama
be + very early + to + fiilin yalın hâli yapısı, eylemin normalde beklenenden çok daha erken gerçekleştiğini belirtir. Burada dönme, alışılmadık derecede erken görülen bir gelişim aşaması olarak değerlendiriliyor. Early, hareketin ne kadar hızlı yapıldığını değil, eylemin ne zaman gerçekleştiğini anlatır. Very, early ifadesinin derecesini güçlendirir; tek başına eylemin uygunsuz veya imkânsız olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümle bebeğin normalden çok daha erken yürümeye başladığını, ancak bunun gereğinden fazla erken olduğunu söylemeden ifade eder?
- The baby starts walking very quickly.
- The baby is too early to start walking.
- The baby is very early to start walking.
Cevabı göster
The baby is very early to start walking.
all by yourself: kimseden yardım almadan
Bu cümlede all by yourself, kimse yardım etmeden veya destek olmadan anlamına gelir. Konuşan kişi, karşısındaki kişinin kendi başına oturabildiğine dikkat çekiyor. All, by yourself ifadesini daha vurgulu hâle getirir. By yourself ayrıca yalnız başına anlamına gelebilir. Hangi anlamın uygun olduğunu çevredeki eylem gösterir: bir işi by yourself yapmak genellikle yardım almadan yapmak, bir yerde by yourself olmak veya kalmak ise genellikle yanında kimse olmaması demektir.
Alıştırma
Hangi cümle Lina'nın yapbozu hiç yardım almadan tamamladığını söyler?
- Lina finished the puzzle for her brother.
- Lina finished the puzzle all by herself.
- Lina finished the puzzle with her brother's help.
Cevabı göster
Lina finished the puzzle all by herself.
it's not a race: ilerlemek bir yarış değildir
Burada it's not a race, yalnızca başkalarını geçmek için acele etmemeyi ve ilerlemeyi bir yarış varmış gibi kıyaslamamayı söyleyen mecazlı bir hatırlatmadır. Race gerçek bir spor yarışını anlatmaz. Bu ifade, öğrenme, büyüme, iş veya başka bir süreci ilk bitirilmesi gereken bir şey gibi görmek yerine kişiyi kendine uygun bir hızda ilerlemeye teşvik eder.
Alıştırma
Bir arkadaşın, diğer herkes daha hızlı öğreniyor gibi göründüğü için endişeleniyor. Burada it's not a race ne anlama gelir?
- Diğer herkesle yarışmadan kendi hızında öğrenebilirsin.
- Bugün hiçbir spor etkinliği yapılmıyor.
- Diğer herkesten önce bitirmelisin.
Cevabı göster
Diğer herkesle yarışmadan kendi hızında öğrenebilirsin.
But it was a race.: önceki düşünceyi tersine çeviren kısa bir cümle
But önceki düşünceyi hemen tersine çevirir: Konuşan kişi, durumun bir yarış olmadığını kabul etmek yerine kendisine yarış gibi geldiğini itiraf eder. Bu çok kısa cümle race kelimesini tekrarlar ve önceki olumsuz ifadeyi olumluya çevirir. Buradaki race, düzenlenmiş bir spor karşılaşmasını değil, konuşan kişinin zihnindeki rekabeti mecazi olarak anlatır. Ani dönüş, kişinin rekabetçi tutumunu ortaya çıkarır ve mantıklı öğüt ile gerçek duyguları arasındaki farktan mizah yaratır.
Alıştırma
“But it was a race.” hikâyede nasıl bir işlev görür?
- Resmî bir spor karşılaşmasının başladığını duyurur.
- Tamamen ilgisiz bir konuya geçer.
- Önceki düşünceyi tersine çevirir ve konuşan kişinin kendisini rekabet içinde hissettiğini gösterir.
Cevabı göster
Önceki düşünceyi tersine çevirir ve konuşan kişinin kendisini rekabet içinde hissettiğini gösterir.
what got into me: kişinin kendi beklenmedik davranışına şaşırması
what got into me, “beni böylesine tuhaf ya da düşünmeden davranmaya ne itti?” anlamına gelen bir deyimdir. Konuşan kişi, kısa süreli bir muhakeme kaybını geriye dönüp değerlendirir ve bu davranışın kendisine özgü olmadığını söyler. I don't know what got into me içinde what, bilinmeyen bir etkiyi veya dürtüyü temsil eder; konuşan kişinin bedenine gerçekten bir şey girmiş değildir. Bu ifade çoğu zaman kişinin kendisine şaşırmasını, pişmanlığını veya özeleştirisini aktarır.
Alıştırma
Kendi sıra dışı davranışınızı anlatan cümleyi what got into + kişi deyimiyle tamamlayın: After I shouted at my friend for no reason, I apologised and said, "I don't know ____."
Cevabı göster
what got into me
but I was determined I'd get you walking before Judo's mum. Dilbilgisi
2:05ama seni Judo'nun annesinden önce yürütmeye kararlıydım.
get you walking: get + nesne + fiilin -ing biçimi
Burada get + kişi veya şey + fiilin -ing biçimi, bir etkinlik ya da sürecin başlamasını ve işler hâle gelmesini sağlamak veya buna yardımcı olmak demektir. get you walking, “yürümeye başlamanı sağlamak veya buna yardımcı olmak” anlamındadır. Buradaki get ettirgen bir işleve sahiptir; “almak” ya da “elde etmek” demek değildir. Bu yapı çoğunlukla bir süreci harekete geçirmeyi vurgular: get people talking, get a machine working veya get a project moving.
Alıştırma
Cümleyi get + everyone + move fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: The coach used a quick warm-up to ____ before the game.
Cevabı göster
get everyone moving
I mean, Judo. ile anında kendini düzeltme
Burada I mean anında kendini düzeltmeye işaret eder. Konuşan kişi az önce söylediği adın veya gönderme yaptığı kişinin yanlış olduğunu fark eder ve onu Judo ile değiştirir. Konuşmada I mean ifadesinden sonra yalnızca düzeltilen sözcük veya söz öbeği gelebilir; bütün cümleyi tekrarlamak gerekmez. Bu kullanım “daha doğrusu” ya da “söylemek istediğim şuydu” anlamına gelir; bir düşünceyi uzun uzun açıklamaz.
Alıştırma
Hangi cümlede I mean, konuşan kişinin az önce söylediği yanlış bir sözcüğü düzeltmek için kullanılmıştır?
- I mean every word of the promise.
- By this sign, I mean that the road is closed.
- The train leaves at six—I mean, seven.
Cevabı göster
The train leaves at six—I mean, seven.
There you go: yardımın işe yaradığını veya hareketin tamamlandığını belirtmek
Burada There you go, birinin dengeli bir konuma gelmesine yardım ederken kullanılan etkileşimsel bir ifadedir. “Güzel, işte böyle” veya “Tamamdır” anlamına gelir ve hareket başarıyla tamamlanırken güven ve cesaret verir. Bu kullanımda there bir yeri göstermez, go da dinleyiciye hareket etmesini söylemez. Ortak fikir, beklenen hareketin az önce istenen sonuca ulaşmış olmasıdır.
Alıştırma
Bir arkadaşınızın bir kutuyu dengelemesine yardım ediyorsunuz ve kutu sonunda sabit duruyor. En doğal cesaretlendirici karşılık hangisidir?
- There you go again.
- Go over there.
- There you go.
Cevabı göster
There you go.
sat up: dik bir oturma konumuna geçmek
Sat up, sit up fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Yatar, geriye yaslanmış veya desteklenen bir konumdan oturma konumuna geçmek anlamına gelir. Bebek gelişimiyle ilgili bu bağlamda, bebeğin sonunda dik biçimde oturmayı başardığını anlatır. Up, bütün fiil öbeğinin bir parçasıdır. Yalnızca daha yüksek bir yere doğru hareketi değil, duruşun daha dik hâle gelmesini gösterir. Kişi zaten oturuyorsa sit up “daha dik oturmak” anlamına da gelebilir; bu nedenle başlangıçtaki duruş önemlidir.
Alıştırma
Bir çocuk yatakta yatıyordu, sonra vücudunun üst kısmını kaldırarak oturma konumuna geçti. Bu değişikliği hangi cümle anlatır?
- The child sat down on the bed.
- The child sat up in bed.
- The child stood up beside the bed.
Cevabı göster
The child sat up in bed.
keep track of them: birden çok şeyi sürekli takip etmek
Keep track of someone or something, bir kişinin ya da şeyin nerede olduğunu, başına ne geldiğini veya nasıl değiştiğini sürekli bilmek demektir. Bu cümlede them birden fazla şeyi ifade eder; can't keep track of them ise konuşanın artık bunların hepsini hatırlayamadığını veya takip edemediğini gösterir. Buradaki track, bilgiyi takip etmeyle ilgili kalıplaşmış bir ifadenin parçasıdır; fiziksel bir koşu pisti anlamına gelmez. Yeniden kullanılabilen yapı keep track of + kişi, şey veya bilgi biçimindedir.
Alıştırma
Bir şeyi sürekli izlemek anlamına gelen ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: Our team uses a board to ____ each task.
Cevabı göster
keep track of
do about this: bu duruma karşı harekete geçmek
What did you do about this? cümlesinde do yapılan eylemi sorar, about this ise bu eylemle ele alınmak istenen durumu veya sorunu belirtir. Soru, “Buna karşılık hangi eylemi gerçekleştirdin?” anlamına gelir. Bu yapı genellikle what ... do about + durum veya do something/nothing about + durum biçiminde görülür. About, eylemi ele alınan meseleye bağlar; yalnızca bir konu tanıtmaz.
Alıştırma
Asansör çalışmayı durdurdu. Bina yöneticisinin hangi eylemi yapacağını soran iki kelimelik yapıyla soruyu tamamlayın: What is the building manager going to ____ it?
Cevabı göster
do about
tried my best: elinden gelen en büyük çabayı gösterdiğini söylemek
Try one's best, kişinin yapabileceği en büyük çabayı göstermesi anlamına gelen kalıplaşmış bir yapıdır. tried my best ifadesinde tried çabayı geçmiş zamana yerleştirir ve my, I öznesine uyar. Özne değiştiğinde iyelik sözcüğü de değişir: she tried her best; we tried our best. Bu ifade başarıya değil, çabaya odaklanır. Burada konuşan kişi sonucun ideal olmayabileceğini, ancak gerçekten elinden geleni yaptığını söylüyor. my best içinde best isim gibi işlev görür ve kişinin gösterebileceği en büyük çaba anlamına gelir; ardından gelen bir nesneyi niteleyen sıfat değildir.
Alıştırma
I öznesi için try one's best yapısının geçmiş zaman biçimiyle cümleyi tamamlayın: I didn't win, but I ____.
Cevabı göster
tried my best
You can do it: doğrudan cesaretlendirme
You can do it, önündeki bir hedefe ulaşmaya çalışan kişiyi cesaretlendirmek için kullanılan yaygın bir ifadedir. Konuşan kişinin, dinleyenin başarabileceğine inandığı anlamına gelir. it, durumdan zaten anlaşılan görevi veya zorluğu gösterir; bu nedenle cümlede tekrar adlandırılması gerekmez. Buradaki can yalnızca yetenek bildirmez; güven ve destek de gösterir. Dinleyenin hâlâ çabaya, zamana veya yardıma ihtiyacı olabilir. Bu ifade bir teşviktir, başarı garantisi değildir.
Alıştırma
İngilizce cümleyi dinleyin ve duyduğunuz tam cümleyi seçin. can, can't ve could arasındaki farka odaklanın.
- You could do it.
- You can do it.
- You can't do it.
Cevabı göster
You can do it.
Not exactly: yumuşak bir kısmi düzeltme
Not exactly yumuşak bir düzeltmedir. Burada not, exactly sözcüğünü olumsuzlar: Önceki düşünce tamamen doğru değildir, ancak bir kısmı doğru olabilir. Kısa bir yanıt olarak kullanıldığında, konuşanın ardından bir düzeltme veya açıklama ekleyeceğini de gösterir. Tek başına söylenen No ifadesinden daha yumuşak ve daha az kesindir.
Alıştırma
“Tamamen değil” anlamındaki iki sözcüklük yumuşak ifadeyle yanıtı tamamlayın: A: “Did you cancel the whole event?” B: “____. We only changed the starting time.”
Cevabı göster
Not exactly
come with instructions: mizahi bir “kılavuzsuz” benzetmesi
come with + isim kalıbı, bir şeyin yanında başka bir şeyin verilmiş ya da dahil edilmiş olması demektir. Instructions, bir şeyi kullanma veya ele alma yönergeleridir; bu yüzden ifade normalde ürünlerle ilgili bir dil gibi duyulur. Burada kişi, kılavuzsuz gelen bir ürüne şakayla benzetilir. Konuşanın anlatmak istediği, ebeveynlere çocuk yetiştirmenin garantili ve adım adım yanıtlarının verilmediğidir. Bu söz gerçek bir suçlama değil, belirsizlik ve kişinin kendisiyle dalga geçen bir mizah ifade eder.
Alıştırma
Burada “You didn't come with instructions.” sözüyle anlatılmak istenen nedir?
- Çocuk gerçek bir kullanım kılavuzunu kaybetmiş.
- Konuşan, ebeveynlere çocuk yetiştirmek için garantili bir rehber verilmediğiyle ilgili şaka yapıyor.
- Konuşan, çocuğun bir ürünün nasıl çalıştığını açıklamasını bekliyor.
Cevabı göster
Konuşan, ebeveynlere çocuk yetiştirmek için garantili bir rehber verilmediğiyle ilgili şaka yapıyor.
The doctor said there was nothing to worry about. Kalıp ifadeler
3:00Doktor endişelenecek bir şey olmadığını söyledi.
nothing to worry about: endişelenecek bir şey olmadığını söylemek
Nothing to worry about, kaygılanmayı gerektiren bir sorun ya da tehlike olmadığını belirtir. Bu cümlede doktor, durumu değerlendirdikten sonra dinleyeni rahatlatmak için bu ifadeyi kullanıyor. to worry about mastar öbeği nothing'den sonra gelerek onu açıklar: kimsenin endişelenmesi gereken bir şey yoktur. Temel kalıp worry about something olduğu için about edatı sonda kalır.
Alıştırma
Rahatlatma cümlesini hedef ifadeyle tamamlayın: The engineer inspected the bridge and said there was ____.
Cevabı göster
nothing to worry about
wasn't having that: bir şeyi kabul etmeyi reddetmek
Wasn't having that, birinin bir açıklamayı, kararı veya davranışı kabul etmeyi reddettiğini belirten gündelik bir deyimdir. Burada that, hemen önce söylenen şeye gönderme yapar; have ise sahip olmak anlamına gelmez. Geçmişte devam eden zaman biçimi, reddedişi o anda etkin ve kararlı bir tepki gibi gösterir. İfade çoğu zaman 'bunun böyle geçip gitmesine izin vermeyecektim' tavrını taşır ve yalnızca I disagreed demekten daha güçlü ve meydan okuyucudur.
Alıştırma
Bir yönetici bir bahane duydu ve 'I wasn't having that.' dedi. Yönetici ne demek istedi?
- Yönetici bahaneye sahip değildi.
- Yönetici bahaneyi yeniden duymak istedi.
- Yönetici bahaneyi kabul etmeyi reddetti.
Cevabı göster
Yönetici bahaneyi kabul etmeyi reddetti.
99 bottles of thing on the wall: 99 Bottles'ın eğlenceli bir uyarlaması
99 bottles ... on the wall, İngilizcedeki geleneksel sayma şarkısı 99 Bottles of Beer on the Wall'un tekrarlanan kalıbını yansıtır. Yaygın olarak bilinen versiyonda şişe sayısı her seferinde bir azalır. Burada beer yerine thing kullanılır. Bilerek belirsiz seçilen bu kelime, şarkının kalıbının tanınmasını sağlarken sözleri eğlenceli ve çocuklara yönelik bir sahneye uygun hâle getirir. Cümleyi şişeler hakkında normal ve gerçek anlamlı bir ifade olarak değil, doğaçlama değiştirilmiş bir şarkı sözü olarak anlayın.
Alıştırma
Bu sözün sahnedeki temel işlevi nedir?
- Bilinen bir sayma şarkısını eğlenceli biçimde uyarlar.
- Doksan dokuz şişenin olağan içeriğini belirtir.
- Şişelerin nasıl saklanacağına dair kesin talimat verir.
Cevabı göster
Bilinen bir sayma şarkısını eğlenceli biçimde uyarlar.
how good is crawling?: coşkulu övgü olarak kullanılan soru biçimi
Bu sahnede how good is crawling?, coşkulu bir ünlem işlevi görür ve yaklaşık olarak “Emeklemek harika değil mi?” anlamına gelir. Konuşan kişi emeklemeyi övüp çekici göstermeye çalışır; bir değerlendirme puanı istemez. Soru biçimi başka bir bağlamda gerçek anlamlı bir soru olabilir. Burada heyecanlı Oh, olumlu ifadeler ve ikna etmeye yönelik durum, ayrıntılı bir yanıt beklenmediğini gösterir.
Alıştırma
Hangi cümlede How good is ...? beceri veya fayda sorusu olarak değil, coşkulu bir övgü olarak kullanılmıştır?
- How good is camping for your health?
- We finally reached the lake—how good is camping?
- How good are you at setting up a tent?
Cevabı göster
We finally reached the lake—how good is camping?
Bum shuffle: oturarak ilerleme
Bum shuffle, bazı bebeklerin hareket etme biçimidir: Ellerinin ve dizlerinin üzerinde emeklemek yerine oturmaya devam eder, popoları ve bacaklarıyla kendilerini iterek veya kaydırarak ilerlerler. Bu kısa altyazıda isim öbeği, hareketin adı olarak kullanılır. Bum, Britanya İngilizcesinde bottom, yani “popo” anlamına gelen gündelik bir sözcüktür; shuffle ise burada küçük kayma hareketleriyle ilerlemeyi anlatır.
Alıştırma
Hangi açıklama bum shuffle ifadesine en iyi uyar?
- Bir bebek elleri ve dizleri üzerinde öne doğru emekler.
- Bir bebek iki ayağı üzerinde öne doğru yürür.
- Bir bebek oturmaya devam ederek ileri gider.
Cevabı göster
Bir bebek oturmaya devam ederek ileri gider.
Meanwhile: aynı anda gerçekleşen başka bir olaya geçiş
Meanwhile, anlatının aynı zaman diliminde gerçekleşen başka bir olaya geçtiğini gösterir. Zaman çizgisini ileri taşımak yerine paralel hikâye akışlarını birbirine bağlar. Cümle başında meanwhile sözcüğünden sonra genellikle virgül gelir. Burada tek sözcüklük altyazı bir geçiş görevi görür; ardından gelen anlatım başka bir yerde gerçekleşen olayı verir.
Alıştırma
Lena ofiste bir sunum yapıyor. Aynı anda erkek kardeşi evde akşam yemeği hazırlıyor. Hangi devam cümlesi bu paralel zamanlamayı gösterir?
- Before that, her brother made dinner at home.
- Later, her brother will make dinner at home.
- Meanwhile, her brother is making dinner at home.
Cevabı göster
Meanwhile, her brother is making dinner at home.
Judo was pulling herself up on furniture, Öbek fiiller
3:48Judo mobilyalara tutunarak ayağa kalkıyordu,
pull herself up on furniture: mobilyalara tutunarak kendini yukarı çekmek
Pull oneself up on something, bir şeyi destek olarak kullanıp bedeni yukarı çekmek, çoğu zaman da ayağa kalkmak demektir. Burada herself Judo'yu gösterir, up konumun yukarı doğru değiştiğini, on furniture ise kullanılan desteği belirtir. Kullanılabilir kalıp pull + dönüşlülük zamiri + up on + destek şeklindedir. Dönüşlülük zamiri özneyle uyumlu olmalıdır; örneğin bir kız veya kadın için herself, bir erkek çocuk veya erkek için himself kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi pull oneself up on kalıbının geçmiş zamanıyla tamamlayın: The little girl ____ the sofa and stood beside it.
Cevabı göster
pulled herself up on
The doctor said there was nothing to worry about.
3:59Doktor endişelenecek bir şey olmadığını söyledi.
Some babies just bum shuffle before they crawl.
4:01Bazı bebekler emeklemeden önce sadece popo üstü sürünürler.
feels good, doesn't it?: karşıdakinin onayını beklemek
feels good, doesn't it? ifadesinde anlaşılması gereken tam cümle It feels good şeklindedir. Rahat konuşmada ilk it söylenmez, ancak soru eki yine it feels yapısından oluşturulur: olumlu ifadenin ardından olumsuz doesn't it gelir. Konuşan kişi yalnızca yeni bilgi istemez. Bu soru eki, dinleyiciyi hissin hoş olduğuna katılmaya davet eder ve onu nazikçe bu görüşe yönlendirebilir. Genel olarak tag question, bir ifadeyi onay bekleyen bir kontrole dönüştürebilir.
Alıştırma
Hangi cümlede soru eki doğru kullanılmıştır?
- This chair feels comfortable, isn't it?
- This chair feels comfortable, don't they?
- This chair feels comfortable, doesn't it?
Cevabı göster
This chair feels comfortable, doesn't it?
Feels like you want to crawl, right? Ton ve niyet
4:09Canın emeklemek istiyor gibi hissediyorsun, değil mi?
Feels like you want to crawl, right?: bir yorum sunup onay istemek
Feels like..., konuşma dilinde It feels like... ifadesinin kısaltılmış hâlidir. Burada konuşanın yorumunu sunar: karşıdaki kişi emeklemek istiyor gibi görünmektedir. Sona eklenen right? onay ister, ancak soru tamamen açık uçlu değildir. Konuşan kişi beklediği yorumu zaten sunmuş ve dinleyiciyi buna katılmaya yönlendirmiştir.
Alıştırma
Konuşan kişi “Feels like you want to crawl, right?” derken temel olarak ne yapıyor?
- Emeklemenin tarafsız bir tanımını yapmak.
- Beklenen bir cevabı olmayan açık uçlu bir soru sormak.
- Bir yorum sunup dinleyiciyi buna katılmaya çağırmak.
Cevabı göster
Bir yorum sunup dinleyiciyi buna katılmaya çağırmak.
The doctor said there was nothing to worry about.
4:22Doktor endişelenecek bir şey olmadığını söyledi.
Let's stop mucking around, eh?: dostça duyulan bir harekete geçirme
Let's + fiilin yalın hâli normalde birlikte yapılacak bir eylem önerir. Burada Let's stop mucking around, gruba zaman kaybetmeyi veya işi ciddiye almamayı bırakıp devam etmesini söyler. Sondaki eh? onay ister; bu yüzden cümle çıplak bir emirden çok günlük bir konuşma gibi duyulur. Ancak gerçek bir bilgi sorusu değildir: bu bağlamda konuşan kişi grubu durması için kararlı biçimde yönlendirmektedir.
Alıştırma
“Let's stop mucking around, eh?” ifadesinin etkisini en iyi hangi açıklama anlatır?
- Gerçek bilgi isteyen tarafsız bir sorudur.
- Ortak bir öneri gibi duyulur, ancak grubu durmaya yönlendirir.
- Grubu oyalanmaya devam etmeye teşvik eder.
Cevabı göster
Ortak bir öneri gibi duyulur, ancak grubu durmaya yönlendirir.
mucking around: işi ciddiye almak yerine oyalanmak
Muck around, şakalaşmak, zaman kaybetmek veya bir işi ciddiye almamak anlamına gelen gündelik bir öbek fiildir. Stop mucking around ifadesinde stop, sürmekte olan bir davranışı sona erdirdiği için ardından -ing biçimi gelir. Bu cümlede konuşan kişi, işe yaramayan davranışı bırakıp işe koyulmaları için diğerlerini hafifçe uyarıyor. İfade, kelime anlamıyla kirden söz etmez.
Alıştırma
Cümleyi muck around ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The coach told us to stop ____ and focus on the drill.
Cevabı göster
mucking around
A bit of olive oil on those knees will do the trick. Deyimler
4:29Şu dizlere biraz zeytinyağı sürmek işi çözecektir.
will do the trick: bu çözüm işe yarayacak
Do the trick, gerekli sonucu vermek veya mevcut sorunu çözmek anlamına gelen bir deyimdir. Will do the trick ifadesindeki will, konuşanın önerilen çözümün işe yarayacağını düşündüğünü gösterir. Özne genellikle çözümü sağlayan nesneyi veya eylemi belirtir. Buradaki trick, sihir ya da aldatmaca anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi do the trick deyimiyle tamamlayın: The soup tastes bland. A pinch of salt should ____.
Cevabı göster
do the trick
If she can't..., she'll have to...: koşulun doğurduğu zorunlu sonuç
If she can't crawl, gelecekte gerçekleşmesi mümkün bir koşul ortaya koyar. Bu birinci tip koşul yapısında if + geniş zaman biçimi (can't = cannot), sonuç cümlesinde ise will have to + fiilin yalın hâli kullanılır: she'll have to walk. Have to, durumun doğurduğu zorunluluğu ifade eder. Cümle, emeklemek mümkün değilse yürümenin gerekli alternatif hâline geleceğini söyler; yalnızca onun yürüyeceğini tahmin etmez.
Alıştırma
Cümleyi will have to ve take fiiliyle tamamlayın: If the lift is out of order, we ____ the stairs.
Cevabı göster
will have to take
isn't legal anymore: önceki bir durumun sona ermesi
isn't legal anymore, bir şeyin şu anda yasal olmadığını ve daha önce yasal, izin verilmiş ya da kabul edilebilir sayılmış olabileceğini anlatır. Olumsuz bir cümlede anymore, önceki durumun sona erdiğini gösterir. Burada resmî bir tınısı olan legal sözcüğü, eski bir uygulamaya yönelik eleştiriyi abartır. Bu söz kesin bir hukuk iddiası olmaktan çok bir şaka işlevi görebilir; buna daha geniş bağlam karar verir.
Alıştırma
Bu cümlede isn't legal anymore ne anlama geliyor?
- Daha sonra yasal hâle gelecek.
- Kesinlikle hiçbir zaman izin verilmedi.
- Daha önce izin verilmiş veya kabul edilmiş olabilir, ancak şimdi edilmiyor.
Cevabı göster
Daha önce izin verilmiş veya kabul edilmiş olabilir, ancak şimdi edilmiyor.
old-school: tarz veya yöntem bakımından geleneksel
Old-school, tarzın, tutumların veya yöntemlerin geleneksel olduğunu anlatan gayriresmî bir sıfattır. Burada Nana'nın eski yöntemleri tercih eden biri olduğunu belirtir; kelimesi kelimesine eski bir okul anlamındaki old school isim öbeği değildir. Bu kısa yorum, karakterle ilgili hızlı bir değerlendirme sunar ve sert bir eleştiriden çok sevecen bir mizah taşıyabilir.
Alıştırma
Derste öğrendiğiniz, tarz bakımından geleneksel anlamındaki sıfatla cümleyi tamamlayın: My grandfather is ____; he still keeps every appointment in a paper diary.
Cevabı göster
old-school
None of it mattered, though: önceki anlatımı karşıtlıkla toparlamak
None of it mattered, az önce bahsedilen bütün çabaları, ayrıntıları veya olayları tek bir sonuçta toplar: bunlar sonucu değiştirmemiştir. Böylece anlatının önceki bölümünü kapatır ve dinleyeni ardından gelecek sonuca hazırlar. Cümle sonundaki though, however veya even so gibi geriye dönük bir karşıtlık ekler. Önceki bilgiler, bunların işe yaraması gerektiği beklentisini oluşturur; bu cümle ise o beklentiyi tersine çevirir.
Alıştırma
Hangi devam cümlesi önceki hazırlıkların etkisiz kaldığını doğal biçimde özetler ve cümle sonundaki though ile tersine dönüşü gösterir?
- We planned for every delay. None of it mattered, though. The event was canceled.
- We planned for every delay. One delay lasted ten minutes, for example.
- We planned for every delay. As a result, the event was canceled.
Cevabı göster
We planned for every delay. None of it mattered, though. The event was canceled.
had won the baby race: geçmişte daha önce tamamlanan bir sonuç ve karşılaştırma metaforu
Had won, past perfect yapısındadır: had + past participle. Judo’nun galibiyetini, geçmişteki daha sonraki bir bakış noktasından önce tamamlanmış olarak sunar. Böylece sonuç, ardından gelen duygu veya tepkilerin arka planı olur. Buradaki baby race düzenlenmiş gerçek bir yarış değildir. Bebeklerin gelişim hızlarını karşılaştırmayı bir yarışa benzeten bir metafordur. Won kullanımı bu benzetmeyi sürdürür ve durumun kazanma ile kaybetme açısından görüldüğünü gösterir.
Alıştırma
Galibiyetin varıştan önce olduğunu göstermek için cümleyi win fiilinin past perfect biçimiyle tamamlayın: By the time we arrived, Maya ____ the race.
Cevabı göster
had won
hafif ve aile dostu bir ünlem olarak biscuits
Bu cümlede biscuits yiyecek anlamına gelmez. Daha ağır bir küfrün yerine kullanılan şakacı ve hafif bir sözdür; Ow’dan sonra hafif acı, hayal kırıklığı veya can sıkıntısı ifade eder. Bu yorum, biscuits sözcüğünün ünlem konumunda bulunmasına ve çocuklara uygun bağlama dayanır. Zararsız isim duyguyu korurken kullanılan dili yumuşatır.
Alıştırma
“Ow, biscuits.” cümlesinde konuşan kişi biscuits sözcüğünü nasıl kullanıyor?
- Küfretmeden hafif can sıkıntısını ifade etmek.
- Yemek istediği bir yiyecekten söz etmek.
- Ciddi bir yaralanmanın nedenini söylemek.
Cevabı göster
Küfretmeden hafif can sıkıntısını ifade etmek.
Are you upset with me that I lost the baby race? Kalıp ifadeler
4:55Bebek yarışını kaybettiğim için bana kızgın mısın?
upset with me: duyguyu bir kişiye yöneltmek
Be upset with someone, bir kişiye kızgın, kırgın veya o kişiden dolayı hayal kırıklığına uğramış olmak demektir. upset with me ifadesindeki with, duygunun yöneldiği kişiyi gösterir. Ardından gelen that yan tümcesi bu duyguya yol açan durumu açıklar. Böylece kişi olan me ile neden olan that I lost the baby race birbirinden ayrılır.
Alıştırma
Cümleyi hedef ifadeyle tamamlayın: Nora is ____ me because I broke her mug.
Cevabı göster
upset with
we were all learning to do things for the first time. Kalıp ifadeler
5:00hepimiz bazı şeyleri ilk defa yapmayı öğreniyorduk.
for the first time: daha önce hiç yaşanmamış bir deneyim
For the first time, bir eylem veya deneyimin daha önce hiç gerçekleşmediğini anlatan zarf görevli bir zaman ifadesidir. Burada learning to do things ifadesini niteler ve bu etkinlikleri yeni deneyimler olarak sunar. Genellikle tanımladığı eylemden sonra gelir: try skiing for the first time. Bir kişinin deneyimindeki gerçekleşme sayısını belirtir; sıralı bir listedeki birinci öğe anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi hedef ifadeyle tamamlayın: Until yesterday, I had never baked bread. Yesterday, I baked bread ____.
Cevabı göster
for the first time
I just felt like I was doing everything wrong. Dilbilgisi
5:03Sadece her şeyi yanlış yapıyormuşum gibi hissediyordum.
felt like + cümlecik: öznel bir izlenim
felt like + tam bir cümlecik yapısında felt like, “bir şeyin doğru olduğu izlenimine sahip olmak” anlamına gelir. Burada I was doing everything wrong, konuşanın kendisiyle ilgili olumsuz değerlendirmesini belirten tam bir cümleciktir. Bu değerlendirme kesin bir gerçek olarak değil, öznel bir his olarak sunulur. Felt bu izlenimi geçmişe yerleştirirken just ifadeyi yumuşatır ve cümleyi konuşanın o zamanki duygularını açıklıyormuş gibi gösterir.
Alıştırma
İngilizce cümleyi bu derste öğrendiğiniz iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: After my first presentation, I ____ everyone had noticed every mistake, although no one said anything.
Cevabı göster
felt like
Aren't you going to...?: beklenen bir planı kontrol etme
Aren't you going to...? olumsuz bir soru biçimidir. Genellikle konuşanın, diğer kişinin bu eylemi yapmasını beklediğini ve şimdi bu beklentiyi kontrol ettiğini gösterir. Ses tonuna göre bir hatırlatma, hafif bir şaşkınlık veya baskı gibi duyulabilir. Bu nedenle Are you going to...? kadar tarafsız değildir.
Alıştırma
İngilizce soruyla ilgili ifadeyi değerlendirin: “Aren't you going to call Maya?” tamamen tarafsızdır ve aramanın planlanmış olduğuna dair hiçbir beklenti taşımaz.
- Doğru
- Yanlış
Cevabı göster
Yanlış
What a cute cap. It's like he was born in it. Notlar
5:11Ne kadar sevimli bir şapka. Sanki onunla doğmuş gibi.
What a cute cap: What a + sıfat + tekil isim ünlemi
What a/an + sıfat + tekil sayılabilen isim kalıbı, güçlü ve doğrudan bir tepki ifade eden ünlem yapısıdır. Burada What a cute cap!, konuşanın şapkayı çok sevimli bulduğunu gösterir. Bu yapıda what bilgi istemek için kullanılmaz. Tekil sayılabilen isimden önce a veya an bulunmalıdır.
Alıştırma
Parantez içindeki sözcüklerle ünlemi tamamlayın: What ____! (a / lovely / surprise)
Cevabı göster
a lovely surprise
like he was born in it: abartılı bir benzetme
It's like he was born in it ifadesinde like bir benzetme başlatır: şapkayı takmak ona tamamen doğal görünür. Gerçekleşmesi mümkün olmayan doğum görüntüsü, şapkanın ona ne kadar kusursuz yakıştığını abartılı biçimde anlatır. Doğum görüntüsünü gerçek bir bilgi olarak yorumlamayın. Burada like, as if veya as though anlamındadır; «hoşlanmak» anlamındaki fiil değildir. it şapkayı gösterir, in it ise şapkayı takıyor olmak demektir.
Alıştırma
Bu örnekteki ikinci cümle ne anlama geliyor? “Maya looks completely natural in that costume. It's like she was born in it.”
- Maya doğduğunda kostümü gerçekten giyiyordu.
- Kostüm Maya'ya son derece iyi yakışıyor.
- Maya kostümü yeni olduğu için seviyor.
Cevabı göster
Kostüm Maya'ya son derece iyi yakışıyor.
I'm so sorry. The house is a mess. — misafir karşılarken nazik bir özür
Bu iki cümle birlikte tek bir toplumsal işlev görür. I'm so sorry olası bir rahatsızlığı kabul eder; The house is a mess ise özrün nedenini açıklar. Konuşanın asıl amacı evi betimlemek ya da ciddi bir hata yaptığını kabul etmek değildir. Ev sahibi sorunu önce kendisi dile getirerek misafirin rahatını önemsediğini gösterir ve ortamın gerginliğini azaltır. Özürden sonra kısa bir neden verme kalıbı, gündelik hayattaki pek çok küçük sosyal sorunu yumuşatabilir.
Alıştırma
Eviniz dağınıkken bir arkadaşınız geliyor. “I'm so sorry. The house is a mess.” cümlesinin temel işlevi nedir?
- Evin ciddi hasar gördüğünü bildirir.
- Misafirden evi temizlemesini ister.
- Dağınıklığı nazikçe kabul eder ve ortamın gerginliğini azaltır.
Cevabı göster
Dağınıklığı nazikçe kabul eder ve ortamın gerginliğini azaltır.
your first: atılan child adı
Bu aile konuşmasında your first, your first child anlamına gelir. Konu eksik olan adı kolayca bulmayı sağladığı için child söylenmemiştir. İngilizcede kategori zaten belliyse first gibi bir sıra sayısından sonra gelen ad atılabilir. my first veya their second gibi biçimleri anlamak için eksik adı bağlamdan tamamlayın. Burada first, first place ya da first time anlamına gelmez.
Alıştırma
Konuşanlar birinin çocuklarından söz ediyor. “I thought Coco was your first.” cümlesindeki your first ne anlama gelir?
- your first visit
- your first child
- your first prize
Cevabı göster
your first child
Şimdiki zamandaki sahiplik için I've got
Bu cümlede I've got, “I have”, yani “sahibim/var” anlamına gelir: konuşanın şu anda sekiz çocuğu vardır. have got kalıbını “elde etmiş olmak” olarak değil, şimdiki zamandaki sahipliği belirten tek bir yapı olarak anlayın. Kalıp have/has got + isim öbeği biçimindedir: I've got a ticket; she's got two brothers. Konuşmada have ve has çoğu zaman kısaltılır.
Alıştırma
Cümleyi şimdiki zamandaki sahipliği belirten kısaltılmış have got biçimiyle tamamlayın: ____ two tickets for tonight.
Cevabı göster
I've got
Anında öz düzeltme için Wait, no ...
Wait, no, konuşanın az önce bir hata fark ettiğini ve söylediği bilgiyi yenisiyle değiştirdiğini gösterir. Wait konuşmayı kısa bir an durdurur; dinleyiciden uzun süre beklemesini istemez. No önceki cevabı iptal eder. Nine konuşma diline özgü bir cümle parçasıdır. Tam düşünce “I've got nine kids,” şeklindedir, ancak yalnızca düzeltilen bilgiyi tekrarlamak yeterlidir. Bu kalıp bir sayıyı, adı, tarihi, saati veya yönü düzeltmek için doğal biçimde kullanılabilir.
Alıştırma
Önce altı sandalye gerektiğini söylüyor, sonra doğru sayının yedi olduğunu fark ediyorsunuz. Hangi cümle anında ve doğal bir öz düzeltme yapar?
- Please wait while I count the seven chairs.
- We need six chairs—wait, no, seven.
- We need six chairs, and perhaps seven later.
Cevabı göster
We need six chairs—wait, no, seven.
had no idea: tamamen habersiz olmak
Bu cümlede had no idea, “hiç bilmiyordum” veya “bundan tamamen habersizdim” anlamına gelir. Buradaki idea, bir öneri ya da plan değil, bilgi veya farkındalık anlamındadır. Geçmiş zaman biçimi had, konuşanın yeni bilgiyi öğrenmeden önceki durumuna işaret eder. I didn't know ifadesine göre şaşkınlığı çoğu zaman daha güçlü vurgular.
Alıştırma
Yeni bir bilgiye karşılık verilirken I had no idea en doğal biçimde ne anlama gelir?
- Konuşan kişi daha önce bu konuda hiçbir şey bilmiyordu.
- Konuşan kişi tavsiye istiyordu.
- Konuşan kişinin yeni bir planı vardı.
Cevabı göster
Konuşan kişi daha önce bu konuda hiçbir şey bilmiyordu.
must have learned: geçmiş hakkında güçlü bir çıkarım
Must have learned, must have + geçmiş zaman ortacı yapısını izler. Mevcut kanıtlara dayanarak geçmişteki bir olay veya deneyim hakkında güçlü bir çıkarım bildirir: konuşan kişi öğrenmenin neredeyse kesin olarak gerçekleştiği sonucuna varır. Burada karşıdaki kişinin çok sayıda çocuk büyüttüğünü bilmek kanıt sağlar. Must, zorunluluk değil “kesinlikle” veya “öyle olduğu sonucuna varıyorum” anlamındadır; learned ise çıkarımı yapılan öğrenmeyi geçmişe yerleştirir.
Alıştırma
Evin içine doğru uzanan ıslak ayak izleri görüyorsunuz. Hangi cümle daha önce olanlar hakkında güçlü bir çıkarım yapar?
- Someone must come in from the rain.
- Someone had to come in from the rain.
- Someone must have come in from the rain.
Cevabı göster
Someone must have come in from the rain.
a thing or two: deneyimi ölçülü biçimde anlatmak
a thing or two ifadesindeki sayılar gerçek anlamda kullanılmaz. Bu deyim “bir miktar yararlı bilgi veya deneyim” anlamına gelir ve mütevazı söyleyişinin düşündürdüğünden daha fazla uzmanlık ima eder. Buradaki learned a thing or two, kişinin değerli deneyimler kazandığını kabul eder. Bu ölçülü anlatım, birçok şey öğrendiğini doğrudan söylemekten daha konuşma diline uygun ve daha dolaylıdır.
Alıştırma
“Bir miktar yararlı deneyim” anlamındaki deyimi tamamlayın: After years at the animal shelter, Leo has learned ____ about caring for nervous dogs.
Cevabı göster
a thing or two
there's something you need to know: önemli bilgiyi önceden haber vermek
there's something you need to know yan cümlesi bir ön bildirim görevi görür: dinleyiciye sırada önemli bir bilgi olduğunu söyler. Mevcut konuyu kısa süreliğine durdurarak, dikkati toplayarak ve konuşmacının daha fazla açıklama yapacağı beklentisini oluşturarak konuşmayı düzenler. Buradaki something, fiziksel bir nesneyi değil, henüz belirtilmemiş bir bilgiyi ifade eder. you need to know yan cümlesi something sözcüğünü niteler ve bilginin dinleyici için önemli olduğunu gösterir.
Alıştırma
Hangi cümle dinleyiciyi, bir kararı etkileyebilecek önemli bir bilgiye en iyi şekilde hazırlar?
- There's something you need to know before you choose this trail: the bridge is closed.
- I know something about this trail, but it does not matter.
- You already know everything about this trail.
Cevabı göster
There's something you need to know before you choose this trail: the bridge is closed.
You're doing great: mevcut performans hakkında doğrudan güven verme
You're doing great, kişinin performansının, ilerlemesinin veya durumla başa çıkma biçiminin çok iyi olduğu anlamına gelir. Bu cümlede, kendinden şüphe eden birini doğrudan rahatlatır. Buradaki doing great, kişinin genel olarak nasıl ilerlediğini değerlendirir. Büyük veya kahramanca bir iş yaptığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Bir arkadaşınız ilk yüzme dersinde gergin ama iyi ilerliyor. Hangi yanıt onun şu anki performansı konusunda doğrudan güven verir?
- You're doing a great thing for everyone.
- You're doing great. Keep going.
- You did everything yesterday.
Cevabı göster
You're doing great. Keep going.
happy tears: olumlu bir duygu nedeniyle ağlamak
Happy tears; sevinç, rahatlama, gurur veya derinden etkilenme gibi olumlu bir duygunun yol açtığı gözyaşlarıdır. Happy sıfatı kişinin neden ağladığını açıklar. Gözyaşları her zaman üzüntü belirtmez. Bu soruda konuşan kişi, ağlamanın mutlu bir duygudan kaynaklanıp kaynaklanmadığını soruyor.
Alıştırma
Those are happy tears normalde ne anlama gelir?
- Kişinin gözleri toz yüzünden sulanıyor.
- Kişi üzgün olduğu için ağlıyor.
- Kişi sevinç duyduğu veya derinden etkilendiği için ağlıyor.
Cevabı göster
Kişi sevinç duyduğu veya derinden etkilendiği için ağlıyor.
run my own race: kendi gelişimime odaklanmak
Burada run my own race, kişinin kendisini başkalarıyla ölçmek yerine kendisine uygun hız ve yöntemle ilerlemesini anlatan bir benzetmedir. Gerçek bir koşu yarışını anlatmaz. my kullanımına geçilmesi, konuşanın bu düşünceyi kişisel olarak benimsediğini gösterir: Bunu kendi seçimlerine uygulamaya karar vermiştir. Daha genel olarak run one's own race, sürekli karşılaştırma yoluyla rekabet etmek yerine kendi yoluna ve gelişimine odaklanmak demektir.
Alıştırma
Cümleyi run one's own race benzetmesiyle tamamlayın: Instead of comparing myself with everyone else, I decided to ____.
Cevabı göster
run my own race
Well done: övgüde bulunmak
Well done, birini bir işi başarıyla yaptığı veya iyi çaba gösterdiği için övmekte kullanılan kalıplaşmış bir ifadedir. Burada done yalnızca bir eylemin bittiği anlamına gelmez; ifadenin tamamı olumlu bir değerlendirme bildirir. Tek başına kullanılabilir, Well done, Judo örneğindeki gibi kişinin adıyla devam edebilir veya başarıyı Well done on + isim ya da -ing biçimiyle belirtebilir: Well done on finishing the report.
Alıştırma
Bir çocuk birkaç denemeden sonra zor bir yapbozu tamamlıyor. Hangi yanıt doğal bir övgüdür?
- You should have finished it sooner.
- The puzzle is finished now.
- Well done! You kept trying and finished it.
Cevabı göster
Well done! You kept trying and finished it.
did ... ever learn ...?: bir şeyin hiç gerçekleşip gerçekleşmediğini sormak
Geçmişle ilgili bir soruda ever, “herhangi bir zamanda, hiç” anlamı verir. Burada did Bluey ever learn to walk? sorusu, Bluey’nin bir noktada yürümeyi öğrenip öğrenmediğini sorar. Bağlama göre, bunun sonunda gerçekleşip gerçekleşmediğini merak etme anlamı da taşıyabilir. Yapı did + özne + ever + fiilin yalın hâlidir. Geçmiş zamanı did zaten gösterdiği için learned değil, learn kullanılır.
Alıştırma
Hangi soru, geçmişte herhangi bir zamanda kayıp anahtarını bulup bulmadığını soruyor?
- Did he always carry his lost key?
- Did he ever find his lost key?
- Did he usually look for his lost key?
Cevabı göster
Did he ever find his lost key?
Maybe you just saw something you wanted. Dilbilgisi
6:41Belki de sadece istediğin bir şeyi görmüşsündür.
something you wanted: çıkarılmış nesne ilgi zamiri
Something you wanted tek bir isim öbeğidir. You wanted, something ifadesini niteler ve konuşanın hangi şeyi kastettiğini gösterir. Tam biçimi something that you wanted şeklindedir. That, wanted fiilinin nesnesi olduğu için çıkarılabilir: you wanted something. Yeniden kullanılabilecek kalıp belirsiz zamir + özne + fiildir; something I need ve someone we met buna örnektir.
Alıştırma
Hangi cümlede that, yapı veya anlam değişmeden çıkarılabilir?
- I need something that works offline.
- That is something important.
- I found something that you might like.
Cevabı göster
I found something that you might like.