Masada sohbet ⏲️ 6 Minute English: İngilizce çalışma notları

BBC Learning English

Öğrenme zorluğu
884 kelime 161 kel/dk

Video özeti: BBC’nin bu sohbeti, ailelerin yemek masasında konuşmasının kişilerin duygu ve kaygılarını paylaşmasını nasıl kolaylaştırdığını, toplumsal roller yarattığını ve çocukların davranışlarına ilişkin beklentilerin kuşaklar arasında nasıl değiştiğini inceliyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. open up, — Öbek fiiller: Bu ifadenin fiziksel olarak bir şeyi açmak değil, kişisel duyguları, kaygıları veya zor deneyimleri içtenlikle anlatmaya istekli hâle gelmek anlamına geldiğini anlayacaksınız. Rahat bir yemek ortamının ya da güvenilen bir kişinin dürüst konuşmayı neden kolaylaştırdığını açıklarken kullanabileceksiniz. 2. they should be seen and not heard. — Deyimler ve mecazlı ifadeler: Çocukların yetişkinlerin yanında sessiz kalmasını ve uslu davranmasını bekleyen eski moda bir sözü tanıyacaksınız. Sözcükleri gerçek anlamıyla yorumlamadan, ifadenin tarihsel tutumunu anlayabilecek ve bugünün bakışıyla eleştirel biçimde tartışabileceksiniz. 3. culture shock — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: Alışılmadık bir kültürel ya da sosyal ortama girildiğinde yaşanan belirsizlik veya rahatsızlığı anlatmayı öğreneceksiniz. Terimi yalnızca yurt dışı seyahatlerinde değil, farklı aile kurallarına ve beklentilerine sahip kuşakların karşılaşmasında da kullanabileceksiniz.

Bu derste

6 Minute English from the BBC.

0:01

BBC'den 6 Minute English.

Hello, this is 6 Minute English from BBC Learning English.

0:07

Merhaba, bu BBC Learning English'ten 6 Minute English.

I'm Neil.

0:10

Ben Neil.

And I'm Beth.

0:11

Ve ben Beth.

In this program,

0:12

Bu programda,

we'll be discussing the dinner table. Anlatım akışı

0:13

yemek masasını konuşacağız.

Anlatım akışı

we'll be discussing: Sıradaki konuyu önceden belirtmek

Burada we'll be discussing, programın birazdan ele alacağı konuyu önceden bildirir. Açılışı düzenler ve dinleyicilere sırada ne olduğunu söyler; yalnızca gelecekle ilgili basit bir tahmin değildir. Yapı we will be + fiil-ing biçimindedir ve we will, we'll olarak kısaltılır. Bir programın, dersin veya toplantının açılışında, planlanmış bir tartışma konusunu sunmak için sıkça kullanılır.

Alıştırma

Dersteki ifadeyi kullanarak gündem duyurusunu tamamlayın: At today's meeting, ____ the new safety rules.

Cevabı göster

we'll be discussing

But we're not interested in food.

0:15

Ancak yemekle ilgilenmiyoruz.

We're talking about talking. Anlatım akışı

0:18

Konuşmak hakkında konuşuyoruz.

Anlatım akışı

We're talking about talking: Etkinliğin kendisini konu yapmak

We're talking about talking. cümlesinde ilk talking, are talking about yapısının parçasıdır ve konuşan kişilerin ne yaptığını belirtir. İkinci talking ise about'tan sonra gelir ve konu hâline getirilen konuşma eylemini adlandırır. Aynı sözcüğün tekrarı küçük ve eğlenceli bir şaşkınlık yaratır. Bir giriş kancası gibi dikkati çeker ve asıl konunun insanların nasıl konuştuğu olduğunu gösterir.

Alıştırma

We're talking about talking. cümlesindeki tekrar ne anlama geliyor?

  1. Konuşan kişiler birbiriyle ilgisiz iki ayrı konuşma yapmaktadır.
  2. Konuşan kişiler konuşmayı bırakmıştır.
  3. Konuşan kişiler konuşma eylemini tartışıyor.
Cevabı göster

Konuşan kişiler konuşma eylemini tartışıyor.

A lot can happen around the dinner table. Kalıp ifadeler

0:21

Yemek masası etrafında pek çok şey olabilir.

Kalıp ifadeler

A lot can happen: birçok olasılığı özetlemek

A lot can happen ifadesinde a lot, birçok farklı şeyi ya da olayı topluca anlatır. Can olasılık bildirir: Burada birinin bunları yapabilmesinden değil, birçok şeyin meydana gelebilmesinden söz edilir. Bu kalıp, olabilecek şeylere örnek vermeden önce bir yeri, zamanı veya durumu genel olarak özetleyebilir.

Alıştırma

Hangi cümle, bir yolculuk sırasında birçok farklı olayın mümkün olduğunu genel olarak özetler?

  1. A lot can happen during a long journey.
  2. A long journey can happen tomorrow.
  3. A lot of people can travel during the summer.
Cevabı göster

A lot can happen during a long journey.

Gossip, arguments,

0:23

Dedikodu, tartışmalar,

you might meet the love of your life on a blind dinner date Notlar

0:25

kör randevu yemeğinde hayatınızın aşkıyla tanışabilirsiniz

Deyimler

the love of your life: en çok sevdiğin romantik partner

The love of your life, en çok sevdiğiniz ve sizin için özellikle önemli olan romantik partneri anlatan sıcak ve romantik bir ifadedir. Burada love, aşk duygusunu değil, kişinin kendisini belirtir. İfade oldukça romantik duyulur ve çoğunlukla ilişkinin ömür boyu süreceğini düşündürür; ancak bazen bilerek biraz abartılı da kullanılabilir. İyelik sözcüğünü söz konusu kişiye göre değiştirin: the love of my life, the love of your life veya the love of her life.

Alıştırma

Hedef ifade the love of your life içindeki your sözcüğünü Ava’ya uyacak şekilde değiştirerek cümleyi tamamlayın: After fifty happy years together, Ava says her husband is ____.

Cevabı göster

the love of her life

Kültür

on a blind dinner date: tanımadığın biriyle akşam yemeği randevusu

Blind date, daha önce hiç tanışmamış veya birbirini çok az tanıyan kişiler arasındaki romantik bir buluşmadır ve çoğu zaman bir arkadaş ya da flört hizmeti tarafından ayarlanır. Buradaki blind, kişilerin önceden birbirini tanımamasını anlatır; görme yetisiyle ilgili değildir. a blind dinner date ifadesinde dinner, buluşmada yapılacak etkinliğin akşam yemeği olduğunu gösterir. Bir randevuya katılmaktan söz ederken go on a date örneğindeki gibi genellikle on edatı kullanılır. İfadenin tamamı, daha önce tanımadığın veya çok az tanıdığın biriyle akşam yemeği randevusundayken anlamına gelir.

Alıştırma

Bir arkadaşın seni daha önce hiç görmediğin biriyle tanıştırıyor ve akşam yemeği ayarlıyor. Planı en doğru anlatan cümle hangisidir?

  1. I'm having dinner with a close friend.
  2. I'm going on a second date.
  3. I'm going on a blind dinner date.
Cevabı göster

I'm going on a blind dinner date.

or find out you're a great storyteller. Öbek fiiller

0:30

veya harika bir hikaye anlatıcısı olduğunuzu öğrenebilirsiniz.

Öbek fiiller

find out: yeni bir bilgi öğrenmek

Find out, daha önce bilmediğin bir gerçeği keşfetmek veya öğrenmek anlamına gelir. Bu cümlede yeni öğrenilen gerçek, harika bir hikâye anlatıcısı olduğundur. Find out ifadesinden sonra sık sık that ile başlayan bir yan cümle gelir ve konuşmada that çoğu zaman atılır. Bu nedenle find out you're... ile find out that you're... aynı anlama gelir. Find out why the door is locked örneğindeki gibi ardından bir soru sözcüğü de gelebilir. Odak noktası bilgi edinmektir; bir kişiyi veya nesneyi bulmak değildir.

Alıştırma

Cümleyi find out ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamla: I checked the website and ____ that the shop opens at nine.

Cevabı göster

found out

Neil, when you were younger,

0:32

Neil, sen daha gençken,

did you eat with your family around a dinner table?

0:34

ailenle birlikte bir yemek masası etrafında yemek yer miydiniz?

We did.

0:36

Yerdik.

Eating at the table was an important ritual. Notlar

0:37

Masada yemek yemek önemli bir ritüeldi.

Dilbilgisi

Eating at the table: özne olarak kullanılan -ing öbeği

Eating at the table, bir etkinliğin adını veren -ing öbeğidir. Öbeğin tamamı was yükleminin öznesidir; bu nedenle cümle, yemek yiyen bir kişiden değil, masada yemek yeme etkinliğinden söz eder. Bir etkinlik bu şekilde özne olduğunda genellikle tek bir şey olarak ele alınır ve tekil fiil alır: Eating at the table was... ve Reading before bed helps....

Alıştırma

Hangi cümle -ing öbeğini doğru biçimde özne olarak kullanır ve etkinliği tek bir şey olarak ele alır?

  1. Cook together is a family tradition.
  2. Cooking together are a family tradition.
  3. Cooking together is a family tradition.
Cevabı göster

Cooking together is a family tradition.

Kelime

an important ritual: anlam taşıyan, tekrarlanan bir uygulama

Buradaki an important ritual, dinî bir tören anlamına gelmez. Aile için özel ve önemli hissettiren, tekrarlanan bir uygulamayı anlatır. Ritual sözcüğü çoğu zaman anlam, özen veya gelenek duygusu katar. Bu ifade, masada yemek yemeyi sıradan bir günlük işten daha fazlası, ailenin değer verdiği bir şey olarak sunar.

Alıştırma

Bir aile her pazar birlikte kahvaltı yapıyor ve bunu özel bir gelenek olarak görüyor. Bu anlamı en iyi hangi cümle ifade eder?

  1. Our Sunday breakfast is a family ritual.
  2. Our Sunday breakfast is a public ceremony.
  3. Our Sunday breakfast is a family routine.
Cevabı göster

Our Sunday breakfast is a family ritual.

It was something we did every day.

0:40

Bu her gün yaptığımız bir şeydi.

And quite often,

0:42

Ve çoğu zaman,

it was the only time we could get together and chat. Öbek fiiller

0:43

bir araya gelip sohbet edebildiğimiz tek zamandı.

Öbek fiiller

get together: sosyalleşmek için buluşmak

Get together, iki veya daha fazla kişinin birlikte vakit geçirmek, çoğunlukla konuşmak ya da ortak bir şey yapmak için buluşması demektir. Bu cümlede sosyalleşmek ve sohbet etmek için bir araya gelme fırsatını anlatır. Burada get, get together fiil öbeğinin tamamının bir parçasıdır; almak ya da elde etmek anlamına gelmez. İfade, insanların birlikte vakit geçirmek için bir araya gelmesine odaklanır.

Alıştırma

Cümleyi, sosyalleşmek için buluşmak anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamla: After the school play, our families can ____ and talk.

Cevabı göster

get together

I think there's something very comforting about eating good food Dilbilgisi

0:47

Bence iyi yemek yemekte

Dilbilgisi

there's something + sıfat + about + -ing: hissedilen bir niteliği anlatmak

there's something + sıfat + about + isim/-ing kalıbı, bir kişinin, şeyin ya da etkinliğin fark edilir bir niteliği olduğunu veya bir duygu uyandırdığını, konuşmacı nedenini tam açıklamasa bile anlatır. Buradaki something fiziksel bir nesne değildir; very comforting, iyi yemek yemenin verdiği sıcak ve güven verici hissi adlandırır. about bir edat olduğu için ardından gelen fiil -ing biçimini alır: about eating; about eat değil. Sıfatı ve etkinliği değiştirerek pek çok kişisel izlenimi anlatabilirsin.

Alıştırma

Değerlendirme kalıbını tamamla. calming kullan ve listen fiilini about sonrasında gereken biçime getir: There's something ____ about ____ to rain.

Cevabı göster

calming · listening

and being with the people you're closest to. Dilbilgisi

0:50

ve en yakın olduğunuz insanlarla birlikte olmakta çok rahatlatıcı bir şeyler var.

Dilbilgisi

people you're closest to: to'yu sonda bırakmak

people you're closest to, “tanıdığın ve en çok değer verdiğin insanlar” anlamına gelir. you're closest to bölümü people sözcüğünü açıklar; people that you're closest to da denebilir. Tam kalıp be close to someone şeklindedir. Bu ilgi cümleciğinde to'dan sonra gelecek kişi people aracılığıyla anlaşıldığı için to doğal olarak sonda kalır: people you're closest to. to çıkarılırsa kalıp eksik kalır.

Alıştırma

be close to someone kalıbındaki eksik sözcükle cümleyi tamamla: These are the people I'm closest ____.

Cevabı göster

to

And now, I do the same with my own family. Kalıp ifadeler

0:53

Ve şimdi ben de aynısını kendi ailemle yapıyorum.

Kalıp ifadeler

I do the same with: daha önceki bir eyleme gönderme yapmak

I do the same, daha önce sözü edilen bir eylem ya da rutine gönderme yapar. “Ben de o eylemi yapıyorum” demektir; böylece konuşan kişi eylemin tamamını tekrar etmez. With my own family, tekrarlanan eyleme katılan kişileri belirtir. Bu ifade ancak dinleyen kişi önceki bağlamdan the same'in neyi anlattığını anlayabiliyorsa açık olur.

Alıştırma

Hangi cümlede do the same with açık ve doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. Leo practices spelling after dinner, and I make the same with my brother.
  2. Leo practices spelling after dinner, and I do the same with my brother.
  3. Leo practices spelling after dinner, and I do the same my brother.
Cevabı göster

Leo practices spelling after dinner, and I do the same with my brother.

The kids are more likely to open up, Notlar

0:55

Çocukların dışa dönük olma ihtimali,

Dilbilgisi

more likely to: bir şeyin olma olasılığının daha yüksek olması

be more likely to + fiilin yalın hâli yapısı, bir kişinin ya da şeyin bir şeyi yapma olasılığının daha yüksek olduğunu anlatır. Burada çocukların düşündüklerini veya hissettiklerini paylaşmaya başlama olasılığı daha yüksektir. More, diğer durum açıkça belirtilmese bile bir karşılaştırma oluşturur. Bu yapı kesinliği değil, olasılığı anlatır: eylem gerçekleşebilir ama gerçekleşeceği garanti değildir.

Alıştırma

Cümleyi bu notta öğretilen ve “bir şeyi yapma olasılığı daha yüksek olmak” anlamına gelen üç kelimelik yapıyla tamamlayın: With a clear map, hikers are ____ stay on the marked trail than hikers without one.

Cevabı göster

more likely to

Öbek fiiller

open up: kişisel düşünce ve duyguları paylaşmak

Bu cümlede open up, kişisel düşünceler, duygular veya sorunlar hakkında dürüstçe konuşmaya istekli hâle gelmek anlamına gelen bir öbek fiildir. Genellikle kişinin daha önce sessiz veya temkinli olduğunu, ardından daha çok şey paylaşmaya başladığını düşündürür. Buradaki anlam, bir nesneyi fiziksel olarak açmakla değil, duygusal iletişimle ilgilidir.

Alıştırma

Hangi cümlede open up, “kişisel duyguları paylaşmaya başlamak” anlamında kullanılmıştır?

  1. Leo spoke up because the room was noisy.
  2. Leo opened up the box to find his notes.
  3. After a few meetings, Leo opened up to his counselor about his worries.
Cevabı göster

After a few meetings, Leo opened up to his counselor about his worries.

talk more easily about their day or something troubling them while they're eating. Dilbilgisi

0:58

günleri veya yemek yerken onları rahatsız eden bir şey hakkında daha kolay konuşma ihtimalleri yüksektir.

Dilbilgisi

something troubling them: isimden sonra gelen -ing niteleyicisi

something troubling them ifadesinde troubling them, something sözcüğünden sonra gelen bir -ing grubudur. Söz konusu şeyin ne tür bir şey olduğunu belirtir: onları kaygılandıran bir şey. Bu grup kısaltılmış bir ilgi cümleciğidir ve burada something that is troubling them ile aynı anlama gelir. something, anything, nothing ve benzeri zamirleri niteleyen -ing grubu, nitelediği sözcükten sonra gelir.

Alıştırma

something that is worrying Mia ilgi cümleciğini -ing niteleyicisiyle kısaltın: Mia wants to talk about something ____ her.

Cevabı göster

worrying

Well, the dinner table is a space that families across the world

1:02

Yemek masası, dünyadaki ailelerin

get together at, to not only eat, but chat. Dilbilgisi

1:07

sadece yemek yemek için değil, sohbet etmek için de bir araya geldiği bir alandır.

Dilbilgisi

not only eat, but chat: paralel eylemler

not only eat, but chat iki eylemi bağlar ve ailelerin yemek yemekten fazlasını yaptığını, aynı zamanda sohbet ettiğini anlatır. İkinci eylem, konuşanın vurgulamak istediği bilgiyi ekler. not only...but... aynı dil bilgisi biçimindeki ögeleri bağlar. Burada eat ve chat yalın fiil biçimindedir ve to not only eat, but chat yapısındaki baştaki to ögesini ortak kullanır. Daha tam olan not only...but also... kalıbı yaygındır; ancak bu cümlede olduğu gibi also atılabilir.

Alıştırma

Cümleyi not only...but also... ile tamamlayın: The robot can ____ carry bags ____ open doors.

Cevabı göster

not only · but also

And is often the only point in the day or week Kelime

1:10

Ve çoğu zaman günün veya haftanın

that the whole family gathers together.

1:13

tüm ailenin bir araya geldiği tek anıdır.

Kelime

often the only point in the day or week: zaman anlamındaki point

Bu cümlede point, daha uzun bir zaman dilimi içindeki belirli bir zamanı ifade eder. the only point in the day or week, o süre içinde bir şeyin gerçekleşebildiği tek zaman demektir; fiziksel bir nokta, yer ya da tartışmadaki bir görüş anlamına gelmez. Often ifadeyi daha az kesin hâle getirir: bu durum sık yaşanır, ancak her seferinde yaşanmaz. Burada, bunun genellikle ailenin bir araya gelebildiği tek fırsat olduğunu gösterir. Bu anlam a point in the day/week when + cümlecik kalıbında başka durumlara da aktarılabilir.

Alıştırma

“Lunch is often the only point in the day when we all sit down,” cümlesinde point ne anlama gelir?

  1. bir tartışmadaki görüş
  2. belirli bir zaman
  3. küçük bir nokta veya işaret
Cevabı göster

belirli bir zaman

In this program,

1:16

Bu programda,

we'll be discussing how people behave at the table.

1:17

insanların masada nasıl davrandığını tartışacağız.

And of course,

1:20

Ve elbette,

we'll be learning some useful new vocabulary as well.

1:21

bazı faydalı yeni kelimeler de öğreneceğiz.

But first,

1:24

Ama önce,

I have a question for you, Beth.

1:25

sana bir sorum var, Beth.

In 2016,

1:27

2016'da,

a couple from Germany won the world record

1:28

Almanya'dan bir çift dünya rekoru kırdı

for the fastest time to set a dinner table. Kalıp ifadeler

1:31

en hızlı yemek masası kurma süresinde.

Kalıp ifadeler

set a dinner table: masayı yemek için hazırlamak

To set a dinner table, yemek için gereken tabakları, çatal bıçakları, bardakları ve diğer eşyaları çıkarıp düzenlemek demektir. Burada set, “bir cihazı ayarlamak” değil, “hazırlayıp düzenlemek” anlamına gelir. Hangi masadan söz edildiği zaten biliniyorsa evde genellikle set the table ifadesi kullanılır. Özgün cümlede a dinner table kullanılmasının nedeni, süre tutulan görevde masanın hazırlanacak tek bir nesne olarak ele alınmasıdır.

Alıştırma

Burada öğretilen, set içeren üç kelimelik İngilizce ifadeyle isteği tamamlayın: Dinner is almost ready. Please ____ before everyone sits down.

Cevabı göster

set the table

But how long did it take them?

1:34

Peki bu ne kadar sürdü?

Was it A, 25 seconds,

1:37

A, 25 saniye mi,

B, 1 minute and 5 seconds,

1:39

B, 1 dakika 5 saniye mi,

or C, 2 minutes and 5 seconds?

1:41

yoksa C, 2 dakika 5 saniye mi?

Surely not 25 seconds. Ton ve niyet

1:44

Kesinlikle 25 saniye değil.

Ton ve niyet

Surely not: güçlü bir inançsızlık ifade etmek

Surely not, konuşanın ardından gelen düşünceden ciddi biçimde kuşku duyduğunu veya buna inanamadığını gösterir. Burada konuşan kişi, sakin bir şekilde gerçeği reddetmek yerine “25 saniye” cevabına düşük ihtimalli veya şaşırtıcı bir cevap olarak tepki verir. Düşüncenin tam hâli “Surely it isn't 25 seconds.” olabilir. Konuşma dilinde surely not tek başına veya kısa bir ifadenin önünde kullanılabilir ve çoğu zaman karşıdaki kişiyi şaşırtıcı düşüncenin yanlış olduğunu doğrulamaya yöneltir.

Alıştırma

Bir arkadaşınız, dikkatle yapılması gereken bir işin yalnızca iki saniye sürdüğünü söylüyor. Hangi cevap güçlü şaşkınlık ve inançsızlık gösterir?

  1. Probably not, but I am not sure.
  2. Of course not; everyone knows that.
  3. Surely not! That sounds much too fast.
Cevabı göster

Surely not! That sounds much too fast.

I will guess 1 minute 5 seconds.

1:47

Tahminim 1 dakika 5 saniye.

Okay, Beth.

1:49

Tamam, Beth.

I'll reveal the answer later in the program. Kalıp ifadeler

1:50

Cevabı programın ilerleyen kısımlarında açıklayacağım.

Kalıp ifadeler

reveal the answer: saklanan cevabı açıklamak

Reveal the answer, daha önce gizlenmiş, açıklanmamış veya insanların tahmin etmesi için bırakılmış bir cevabı duyurmak anlamına gelir. Cümlede konuşan kişi cevabı daha sonra vereceğine söz verir ve böylece dinleyicilerin merakını canlı tutar. Reveal, bilinmeyen bir bilginin bilinir hâle gelmesine odaklanır. Cevabın belirli bir ana kadar bilinçli olarak saklandığı yarışmalarda, programlarda, sunumlarda ve sınıf oyunlarında bu ifade doğaldır.

Alıştırma

“Doğru cevabı açıklamak” anlamına gelen, reveal içeren iki kelimelik ifadeyi kullanın: The quiz host will ____ after everyone votes.

Cevabı göster

reveal the answer

Now, while eating with a group, Dilbilgisi

1:53

Şimdi, bir grupla yemek yerken,

Dilbilgisi

while eating with a group: zaman arka planı için while + -ing

While eating with a group, “başka insanlarla birlikte yemek yediğin süre içinde” anlamına gelir. while + -ing yapısı, ana eylemin gerçekleştiği zaman arka planını verir. Bu, while you are eating with a group ifadesinin kısaltılmış hâlidir. eating eylemini yapan kişi ana cümlenin öznesiyle aynı olduğunda bu yapıyı kullanın; burada ikisi de you'dur.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için wait fiilinin -ing biçimini kullanın: While ____ for the bus, Maya read a comic.

Cevabı göster

waiting

you might feel that you need to act Ton ve niyet

1:55

davranmanız gerektiğini hissedebilirsiniz

in a certain way because of the people around you.

1:57

etrafınızdaki insanlar nedeniyle belirli bir şekilde.

Ton ve niyet

need to act in a certain way: grup beklentilerine uyma baskısı

Need to act in a certain way, beklenen belirli bir biçimde davranmak zorunda olduğunu hissetmek demektir. Buradaki act, “davranmak” anlamındadır; “bir tiyatro oyununda rol almak” anlamında değildir. A certain way, davranışın tam olarak ne olduğunu söylemez. Bu gereklilik çevrendeki insanlardan kaynaklandığı için cümle, resmî bir kuraldan çok sosyal baskıyı veya dile getirilmeyen bir grup kuralını anlatır.

Alıştırma

Bu cümlede vurgulanan ifade ne anlama geliyor? At the formal dinner, Leo felt he needed to act in a certain way around the guests.

  1. Odanın içinde farklı bir yol bulması gerekiyordu.
  2. Konuklar için bir tiyatro oyununda rol almak istedi.
  3. Grubun beklediği şekilde davranmak için baskı hissetti.
Cevabı göster

Grubun beklediği şekilde davranmak için baskı hissetti.

Philippa Perry, a psychotherapist and author,

2:00

Bir psikoterapist ve yazar olan Philippa Perry,

thinks we should try to be ourselves as much as possible, Ton ve niyet

2:03

mümkün olduğunca kendimiz olmaya çalışmamız gerektiğini düşünüyor,

Ton ve niyet

be ourselves as much as possible: olabildiğince kendimiz olmak

Be ourselves, farklı biriymişiz gibi davranmak yerine gerçek kişiliğimizi, düşüncelerimizi ve duygularımızı göstermek demektir. Özne we olduğu için ona uygun dönüşlülük zamiri ourselves olur. As much as possible, “durumun izin verdiği en yüksek ölçüde” anlamına gelir. İfade bir bütün olarak samimi olmayı teşvik ederken içinde bulunulan durumun söylediklerimizi veya yaptıklarımızı sınırlayabileceğini de kabul eder.

Alıştırma

“Olabilecek en yüksek ölçüde gerçek hâlimize bağlı kalmak” anlamındaki ifadeyle cümleyi tamamlayın: When we meet new people, we should try to ____.

Cevabı göster

be ourselves as much as possible

as she told BBC World Service program,

2:07

tıpkı BBC World Service programı,

The Food Chain.

2:09

The Food Chain'e söylediği gibi.

In any group,

2:11

Herhangi bir grupta,

we find a role. Kelime

2:13

bir rol buluruz.

Kelime

we find a role: grup içinde bir işlev edinmek

We find a role ifadesindeki role, bir kişinin grup içinde zamanla edindiği yer veya işlev anlamına gelir; örneğin düzenleyen, yardım eden ya da fikir üreten kişi olabilir. Burada oyunculuk rolü değildir. Find, bu konumun gruba katıldıkça geliştiğini veya belirginleştiğini anlatır; rolün resmî olarak atanması gerekmez.

Alıştırma

Hangi cümlede found a role, grup içinde bir işlevin doğal olarak geliştiği anlamında kullanılmıştır?

  1. Leo was assigned the role of timekeeper by his teacher.
  2. Over time, Leo found a role as the class organizer.
  3. Leo got a role in the school play.
Cevabı göster

Over time, Leo found a role as the class organizer.

And if we're only in one group,

2:16

Ve eğer sadece tek bir gruptaysak,

if we're only ever with our family, Dilbilgisi

2:17

sadece ailemizle birlikteysek,

Dilbilgisi

if we're only ever: ilgili tüm zamanları kapsayan bir sınır

Only ever, only sözcüğünün sınırlama anlamını ever'ın zaman kapsamıyla birleştirir; böylece sınır ilgili bütün zamanlar için geçerli olur. if we're only ever with our family ifadesinde, ilgili zamanlarda birlikte olduğumuz kişilerin ailemizle sınırlı olduğu anlamına gelir. “Geçmişte bir kez” demek değildir. Bir deneyimin, seçimin veya kapsamın hiçbir zaman tek bir şeyin ötesine geçmediğini vurgulamak için only ever kullanılır: Bir kişi only ever does X ise, bu durumlarda yaptığı tek şey X'tir.

Alıştırma

Hangi cümle Leo'nun seçiminin her zaman aynı video oyunuyla sınırlı olduğunu söylüyor?

  1. Leo wants to keep this video game forever.
  2. Leo only ever plays the same video game after school.
  3. Has Leo ever played this video game after school?
Cevabı göster

Leo only ever plays the same video game after school.

we might think,

2:19

şöyle düşünebiliriz,

"Oh, I'm the funny one. Dilbilgisi

2:20

"Ah, ben komik olanım.

He's the wise one."

2:22

O bilge olan."

Dilbilgisi

the funny one ... the wise one: the + sıfat + one yapısı

The + adjective + one yapısı, bilinen bir gruptaki belirli bir kişiyi dikkat çeken bir özelliğiyle gösterir. Burada the funny one komik olmasıyla tanınan, the wise one ise bilge olmasıyla tanınan kişidir. One, person veya member gibi bir ismin yerini alır. Özelliğe göre sıfat değişebilir: the quiet one, the tall one veya the careful one. The genellikle grubun ya da karşılaştırmanın zaten belli olduğunu gösterir.

Alıştırma

Cümleyi careful ve the + adjective + one yapısıyla tamamlayın: Mina checks every detail, so she is ____ in our group.

Cevabı göster

the careful one

We might think that's who we are.

2:24

Kim olduğumuzun bu olduğunu düşünebiliriz.

And then we go to another group,

2:25

Ve sonra başka bir gruba gideriz,

and then we find,

2:28

ve sonra şunu fark ederiz,

"Oh, I'm the wise one."

2:28

"Ah, ben bilge olanım."

And I think if you feel like you're assigned a role in your family, Kalıp ifadeler

2:31

Ve bence ailenizde size bir rol biçildiğini hissediyorsanız,

Kalıp ifadeler

assigned a role: başkaları tarafından verilen bir rol

Be assigned a role, başka bir kişinin ya da grubun size bir konum, görev veya sizden beklenen bir kimlik vermesi demektir. Edilgen yapı olan be assigned a role içinde odak, kararı veren kişide değil, rolü alan kişidedir. Aile içinde bu rol, "sorumlu kişi" gibi açıkça söylenmemiş bir etiket olabilir. Resmî bir görev olması gerekmez. Bu ifade, kişinin kendisinin seçmediği bir kalıba yerleştirildiğini hissetmesini anlatabilir.

Alıştırma

Hangi cümle, Leo'nun konumunu kendisinin seçmediğini, başkalarının belirlediğini anlatır?

  1. Leo chose a role on the team.
  2. Leo was assigned a role on the team.
  3. Leo took on a role on the team.
Cevabı göster

Leo was assigned a role on the team.

I just think take that with a little bit of a pinch of salt. Deyimler

2:35

bence bunu biraz şüpheyle karşılayın.

Deyimler

take that with a little bit of a pinch of salt: biraz şüpheyle yaklaşmak

Take something with a pinch of salt, "bir şeyi tamamen doğru veya güvenilir kabul etmemek" anlamına gelen bir deyimdir. Buradaki salt gerçek anlamda kullanılmaz; ifade, biraz şüpheyi korumanızı söyler. Konuşmacı a little bit of a pinch diyerek ifadeyi konuşma diline özgü biçimde uzatır ve uyarıyı yumuşatır. Başka durumlarda kullanabileceğiniz standart biçim take it with a pinch of salt şeklindedir.

Alıştırma

Cümleyi derste öğrendiğiniz Britanya İngilizcesi deyimiyle tamamlayın: The forecast comes from an unknown blog, so take it with ____.

Cevabı göster

a pinch of salt

When you spend time with the same group of people, Kalıp ifadeler

2:39

Aynı grup insanla zaman geçirdiğinizde,

Kalıp ifadeler

spend time with someone: biriyle vakit geçirmek

Spend time with someone, bir kişiyle belirli bir süre birlikte olmak demektir. Bu yapıda spend fiilinin nesnesi time'dır; with ise birlikte olunan kişiyi veya grubu tanıtır. Odak noktası para harcamak değil, birlikte geçirilen zamandır. Kişi veya grup için spend time with + kişi ya da grup yapısını kullan. Önemli olan yalnızca birlikte olmaksa yapılan etkinliği söylemek gerekmez.

Alıştırma

Cümleyi hedef ifadeyle tamamla: I try to ____ my grandparents every weekend.

Cevabı göster

spend time with

you might start to think of yourself Kalıp ifadeler

2:42

kendinizi şöyle düşünmeye başlayabilirsiniz

as the funny one or the wise one.

2:44

komik olan ya da bilge olan olarak.

Kalıp ifadeler

think of yourself as the funny one: think of A as B yapısı

Think of A as B, A'yı B kimliğine, rolüne veya özelliğine sahip olarak görmek demektir. Örnekte yourself A, the funny one ise B'dir. Kişi, gruptaki bir etiketi kendi benlik algısının parçası hâline getirmeye başlar. Özne ile A aynı kişiyse myself, yourself veya herself gibi dönüşlü zamirler kullanılır. As'ten sonra A ile ilişkilendirilen rol, kategori veya özellik gelir.

Alıştırma

Cümleyi think of A as B ile tamamla: Nina ____ herself ____ the calm one in her group.

Cevabı göster

thinks of · as

When we say the one,

2:47

The one (olan) dediğimizde,

we describe a person by using a particular and prominent characteristic they have.

2:50

bir kişiyi sahip olduğu belirli ve belirgin bir özelliği kullanarak tanımlarız.

If you're very tall,

2:56

Eğer çok uzunsanız,

you might be the tall one.

2:58

uzun boylu olan olabilirsiniz.

However, Philippa says we should take these labels

2:59

Ancak Philippa, bu etiketleri

with a pinch of salt,

3:03

bir tutam tuzla (şüpheyle) almamız gerektiğini söylüyor,

an idiom meaning you shouldn't believe or do everything

3:04

size söylenen veya sizden beklenen her şeye

you're told or that's expected of you.

3:07

inanmamanız veya yapmamanız gerektiği anlamına gelen bir deyim.

Now, over time, Anlatım akışı

3:10

Şimdi, zamanla,

interactions at the dinner table have changed. Dilbilgisi

3:12

yemek masasındaki etkileşimler değişti.

Anlatım akışı

Now, over time, ile uzun vadeli bir değişime geçmek

Bu cümlede Now yalnızca “şu an” anlamına gelmez. Açıklamanın bir sonraki bölümüne geçildiğini gösterir. Over time ise değişimin yavaş yavaş geliştiği uzun bir zaman aralığı kurar. Cümlenin başındaki Now, over time, dikkati önceki örneklerden veya anılardan geçmişten bugüne uzanan genel bir değişime yöneltir. Bu başlangıç, dinleyiciyi geçmiş ile bugün arasında yapılacak bir karşılaştırmaya hazırlar.

Alıştırma

“Now, over time,” bu cümlenin başında nasıl bir görev yapıyor?

  1. Açıklamayı yavaş yavaş gelişen bir değişime yöneltir.
  2. Bütün konuşmanın sona erdiğini duyurur.
  3. Akşam yemeğinin tam olarak ne zaman başladığını belirtir.
Cevabı göster

Açıklamayı yavaş yavaş gelişen bir değişime yöneltir.

Dilbilgisi

have changed: geçmişteki değişimi bugüne bağlamak

Have changed, have + geçmiş zaman ortacı changed yapısındaki present perfect biçimidir. Değişimin şimdiden önce gerçekleştiğini ve bunun sonucunda mevcut durumun farklı olduğunu anlatır. Burada tamamlanmış bir geçmiş zaman belirtilmez. Odak, değişimin tam olarak ne zaman gerçekleştiğinde değil, geçmiş ile bugün arasındaki farktadır.

Alıştırma

Hangi cümle geçmişten bugüne uzanan bir değişimi en iyi anlatır?

  1. Our eating habits have changed a lot over the last ten years.
  2. Our eating habits changed a lot in 2010.
  3. Our eating habits will change a lot next year.
Cevabı göster

Our eating habits have changed a lot over the last ten years.

In the past,

3:15

Geçmişte,

children were sometimes seated on a different table Notlar

3:16

çocuklar bazen yetişkinlerden

to adults or told they should be seen and not heard. Deyimler

3:19

farklı bir masaya oturtulur veya görülmeleri ama duyulmamaları gerektiği söylenirdi.

Dilbilgisi

children were sometimes seated: seat fiilinin geçmiş zamanda edilgen biçimi

Children were sometimes seated, were + seated yapısıyla geçmiş zamanda edilgenlik bildirir. Seat fiili “birine oturacağı yeri vermek veya ayarlamak” anlamına gelir; yani eylemi çocuklar yapmaz, çocuklar bu eylemden etkilenir. Oturma düzenini kimin ayarladığı söylenmez çünkü cümle çocuklara ve oturma düzenine odaklanır. Sıklık zarfı sometimes, yardımcı fiil were ile geçmiş zaman ortacı seated arasına gelir.

Alıştırma

Cümleyi seat fiilinin geçmiş zamandaki edilgen biçimiyle tamamlayın: The host assigned everyone a place, and the children ____ near the window.

Cevabı göster

were seated

Kelime

a different table to adults: İngiliz İngilizcesinde different to

Different to, İngiliz İngilizcesinde different from ile aynı anlama gelen bir yapıdır. Bu cümlede a different table to adults, “yetişkinlerin masasından farklı bir masa” olarak anlaşılır; ikinci table sözcüğü söylenmemiştir. Buradaki to, different sözcüğünden sonra karşılaştırmayı gösterir. Yetişkinlere doğru bir hareketi veya yetişkinlere ayrılmış bir masayı ifade etmez.

Alıştırma

“My answer is different to yours.” İngilizce cümlesiyle ilgili şu ifadeyi değerlendirin: Bu cümle İngiliz İngilizcesinde doğal olabilir.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Doğru

Deyimler

should be seen and not heard: çocukların sessiz kalmasını isteyen eski bir kural

“Should be seen and not heard”, çocuklarla ilgili eski bir sözdür. Burada çocukların yetişkinlerin yanında sessiz kalmasının, söz kesmemesinin ve düşündüklerini özgürce söylememesinin beklendiği anlamına gelir; görme ve işitmeyle ilgili tarafsız bir ifade değildir. Bu söz, uslu çocukların sessiz ve itaatkâr olması gerektiğini savunan eski, yetişkin merkezli bir düşünceyi yansıtır. Günümüzde insanlar bu sözü genellikle o düşünceyi desteklemek için değil, alıntılamak, açıklamak veya eleştirmek için kullanır.

Alıştırma

“should be seen and not heard” burada ne anlama geliyor?

  1. Çocukların duyulacak kadar yüksek sesle konuşması gerektiğini söyler.
  2. Çocukların yetişkinlerin yanında sessiz kalması gerektiğine dair eski bir inancı ifade eder.
  3. Çocuklardan yetişkinlerin görebileceği bir yerde durmalarını ister.
Cevabı göster

Çocukların yetişkinlerin yanında sessiz kalması gerektiğine dair eski bir inancı ifade eder.

An old-fashioned phrase emphasizing that children should be quiet Kelime

3:23

Çocukların sessiz olması

Kelime

an old-fashioned phrase: bir ifadenin artık eski moda olduğunu belirtmek

“An old-fashioned phrase” ifadesinde old-fashioned sıfatı phrase sözcüğünü niteler ve bu ifadenin günümüzde eski moda duyulduğunu ya da geçmişteki tutum veya alışkanlıklara ait olduğunu belirtir. Yalnızca ifadenin uzun zamandır var olduğunu söylemekten daha fazlasını anlatır. Bu etiket genellikle bir mesafe yaratır: konuşan kişi, ifadenin arkasındaki tutumu onaylamadan ifadeyi açıklayabilir. Biraz eleştirel duyulabilir, ancak bu yargının gücünü bağlam belirler.

Alıştırma

Bir ifadenin günümüzde eski moda duyulduğunu en iyi hangi cümle anlatır?

  1. That is a traditional phrase that the community still values.
  2. That is an old-fashioned phrase.
  3. That is an old phrase that people still use every day.
Cevabı göster

That is an old-fashioned phrase.

and always on their best behavior. Deyimler

3:27

ve her zaman en iyi davranışlarını sergilemeleri gerektiğini vurgulayan eski moda bir ifade.

Deyimler

on their best behavior: iyi davranmak için özel çaba göstermek

Be on one's best behavior, kibar davranmak ve kurallara uymak için özel bir çaba göstermek anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Burada çocuklardan sessiz olmaları ve özellikle uslu davranmaları bekleniyor. Cümlede should iki anlatımı da kapsar: children should be quiet ve children should be on their best behavior. Their, children sözcüğünü gösterir.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki kalıplaşmış ifadeyle tamamlayın: The children are meeting the head teacher, so they need to be ____.

Cevabı göster

on their best behavior

Ambreia Meadows-Fernandez,

3:30

Free Black Motherhood'un kurucusu ve yazar

a writer and founder of Free Black Motherhood,

3:32

Ambreia Meadows-Fernandez,

spoke about older generations' reactions to children asking awkward questions Kalıp ifadeler

3:35

yaşlı nesillerin çocukların garip sorular sormasına verdiği tepkiler hakkında

at the dinner table

3:41

yemek masasında

Kalıp ifadeler

children asking awkward questions: çocukların sosyal açıdan rahatsız edici sorular sorması

An awkward question, sosyal bir ortamı rahatsız edici hâle getiren veya kibarca yanıtlanması zor olan bir sorudur. Bunun nedeni çoğu zaman sorunun fazla kişisel veya hassas olmasıdır. Burada awkward, sorunun yarattığı etkiyi anlatır; çocuğun beceriksizce hareket ettiği anlamına gelmez. Children asking awkward questions, çocukların bu tür sorular sorması durumunu veya eylemini ifade eder. -ing ile kurulan bölümün tamamı reactions to ifadesinden sonra gelir ve eski kuşakların neye tepki verdiğini açıklar.

Alıştırma

Bir misafir birine ne kadar para kazandığını soruyor ve odadaki ortam rahatsız edici hâle geliyor. Hangi ifade en uygundur?

  1. an awkward question
  2. an ordinary question
  3. a difficult question
Cevabı göster

an awkward question

to BBC World Service program,

3:42

BBC World Service programı

The Food Chain.

3:44

The Food Chain'e konuştu.

So, it's a mixed bag. Deyimler

3:47

Yani, karışık bir durum.

Deyimler

a mixed bag: iyi ve kötü yanları içeren genel değerlendirme

A mixed bag, hem iyi hem kötü yanları bulunan veya parçalarının kalitesi aynı olmayan bir şeyi anlatan bir deyimdir. Buradaki bag gerçek bir çanta anlamına gelmez. Bir şeye a mixed bag demek, onun tamamen iyi ya da tamamen kötü olduğunu söylemek yerine dengeli bir genel değerlendirme yapmaktır. İyi ve kötü yanların tam olarak eşit olduğu anlamına da gelmez.

Alıştırma

Bir oyunun müziği harika, ancak kontrolleri kafa karıştırıcı. Hangi cümlede a mixed bag doğru kullanılmıştır?

  1. The game is a mixed bag, so every part of it is excellent.
  2. The game is a mixed bag, so every part of it is terrible.
  3. The game is a mixed bag: the music is great, but the controls are confusing.
Cevabı göster

The game is a mixed bag: the music is great, but the controls are confusing.

It's overwhelmingly positive, Kalıp ifadeler

3:49

Büyük ölçüde olumlu,

Kalıp ifadeler

overwhelmingly positive: çok güçlü bir genel olumlu değerlendirme

Overwhelmingly positive, olumlu tarafın çok büyük bir farkla baskın olduğu anlamına gelir. Overwhelmingly, positive sözcüğünü niteleyen bir derece zarfıdır ve bu ifade tepkileri, geri bildirimleri, kanıtları veya sonuçları anlatabilir. Bu ifade güçlüdür ama mutlak değildir. Az sayıda olumsuz tepki yine de bulunabilir; konuşan kişi genel tablonun ne kadar açık biçimde olumlu tarafa yöneldiğini vurgular.

Alıştırma

100 yorumun 97'si olumlu, üçü olumsuzdu. Bütün yorumların olumlu olduğunu iddia etmeden kullanılabilecek en güçlü ve doğru açıklamayı seçin.

  1. The feedback was entirely positive.
  2. The feedback was overwhelmingly positive.
  3. The feedback was mostly positive.
Cevabı göster

The feedback was overwhelmingly positive.

but I also know that it is kind of a bit of a culture shock Notlar

3:51

ama aynı zamanda benim çocuklarımın sordukları soruları

Ton ve niyet

kind of a bit of a: yumuşatıcıları üst üste kullanma

Hem kind of hem de a bit of bir ifadeyi yumuşatır. kind of a bit of a culture shock içinde üst üste kullanıldıklarında culture shock, kesin veya çarpıcı bir iddia olmaktan çıkar ve küçük bir kültür şokuna benzeyen temkinli, yaklaşık bir tanım hâline gelir. Bu tür üst üste kullanım, kişi konuşurken düşünmeye devam ettiğinde sık görülür. Her küçük kelimeyi ayrı ayrı çevirmek yerine, yargının gücünü genel olarak azalttığını fark edin.

Alıştırma

kind of a bit of a bu cümlede nasıl bir etki yaratıyor?

  1. Konuşmacı yaşananların ciddi olduğunu kesin bir şekilde vurguluyor.
  2. Konuşmacı hiçbir kültür şoku olmadığını söylüyor.
  3. Konuşmacı kültür şokunu hafif veya temkinli bir tanım olarak sunuyor.
Cevabı göster

Konuşmacı kültür şokunu hafif veya temkinli bir tanım olarak sunuyor.

Kelime

culture shock: yabancı bir kültüre uyum sağlarken yaşanan rahatsızlık

Culture shock, yeni bir kültürdeki gelenekler, sosyal kurallar veya iletişim biçimi tanıdık olmadığında hissedilebilen kafa karışıklığı, rahatsızlık veya belirsizliktir. Burada shock kalıplaşmış bir ifadenin parçasıdır. Ani bir korku veya felaket anlamına gelmek zorunda değildir; odak noktası kültürel farklılıklara uyum sağlamanın zorluğudur.

Alıştırma

Mina yurt dışına taşındı. Yerel yemek ve sıra bekleme gelenekleri ona yabancı geldiği için kafası karışıyor. Hangi ifade en uygundur?

  1. homesickness
  2. shock
  3. culture shock
Cevabı göster

culture shock

for them to hear my children ask the questions

3:56

duymalarının onlar için

that they ask,

4:00

biraz kültür şoku olduğunu da biliyorum,

because our children haven't really been raised Kalıp ifadeler

4:01

çünkü bizim çocuklarımız gerçekten

with that line of demarcation between the adult table and the kid table. Notlar

4:04

yetişkin masası ile çocuk masası arasındaki o ayrım çizgisiyle büyütülmediler.

Kalıp ifadeler

haven't really been raised with that: yetiştirilme ve etki

Be raised with something, bir kişinin ailesi veya bakım verenleri tarafından bir şey öğretilerek ya da o şey hayatın normal bir parçası hâline getirilerek büyütülmesi demektir. with sonrasında çoğunlukla bir değer, kural, alışkanlık veya gelenek gelir; that ise daha önce sözü edilen düşünce ya da uygulamayı gösterir. Haven't been raised, present perfect edilgen yapıdadır; bu nedenle odak, yetişme sürecinde alınan etkidir. Burada really olumsuzluğu yumuşatır. Çocukların bununla hiç karşılaşmadığı anlamına gelmek zorunda değildir; bunun yetiştirilme süreçlerinin önemli veya olağan bir parçası olmadığını anlatır.

Alıştırma

Cümleyi be raised with ifadesinin edilgen biçimiyle tamamlayın: Lena ____ the belief that everyone should take turns.

Cevabı göster

was raised with

Kelime

line of demarcation between A and B: resmî bir sınır

A line of demarcation between A and B, iki alanı, grubu, rolü veya kategoriyi açıkça ayıran bir sınırdır. Bu, fiziksel bir sınır da soyut bir ayrım da olabilir. Between, birbirinden ayrılan iki tarafı belirtir. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp a line of demarcation between A and B biçimindedir.

Alıştırma

Cümleyi iki kategori arasındaki sınır anlamına gelen resmî ifadeyle tamamlayın: The rules draw a clear ____ class time and free time.

Cevabı göster

line of demarcation between

Kültür

the adult table and the kid table: yemekte yetişkinler ve çocuklar için ayrı masalar

Bu yemek bağlamında the adult table and the kid table, yetişkinlerin ve çocukların ayrı masalarda oturması anlamına gelir. Table yalnızca mobilyayı değil, o masayla bağlantılı insan grubunu veya oturma alanını da ifade edebilir. Bu, bazı aile yemeklerinde veya buluşmalarda görülen bir düzenlemedir; İngilizce konuşulan tüm kültürlerde geçerli bir kural değildir. Ayrı masalar farklı sohbet alanları oluşturabilir. Bu nedenle gruplar arasında geçmek veya bu ayrımı sorgulamak, düzene alışkın kişilere sıra dışı gelebilir.

Alıştırma

Bu yemek bağlamında the adult table and the kid table neyi ifade eder?

  1. Yetişkinler ve çocuklar ayrı masalarda oturur.
  2. Yetişkinler ve çocuklar aynı masada yemek yer, ancak farklı tabaklar kullanır.
  3. Farklı yaşlar için iki özel mobilya türü üretilir.
Cevabı göster

Yetişkinler ve çocuklar ayrı masalarda oturur.

Ambreia says that the older generations' reactions

4:10

Ambreia, yaşlı nesillerin

to her children's questions at the table

4:13

masada çocuklarının sorularına verdiği tepkilerin

can be a mixed bag.

4:16

karmaşık bir durum (a mixed bag) olabileceğini söylüyor.

A mixed bag is a situation that can have positive and negative aspects.

4:18

Karmaşık bir durum (a mixed bag), olumlu ve olumsuz yönleri olabilen bir durumdur.

She also says that it's a culture shock for them,

4:24

Ayrıca bunun onlar için bir kültür şoku olduğunu söylüyor,

a sense of feeling uncertain

4:27

belirsizlik hissi,

because you're in a different environment to usual. Kalıp ifadeler

4:29

çünkü alışkın olduğunuzdan farklı bir ortamdasınızdır.

Kalıp ifadeler

a different environment to usual: Britanya İngilizcesinde bir karşılaştırma

Burada a different environment to usual, “senin için normal olandan farklı bir ortam” demektir. to usual sözleri different sonrasında karşılaştırma ölçütünü verir; to hareket ya da yönelme bildirmez. Resmî olmayan Britanya İngilizcesinde usual, what is usual veya the usual environment ifadelerinin kısa biçimi olarak kullanılabilir. Bu ifade, alışılmadık bir çevrenin bir deneyimi farklı hissettirebileceğini açıklar.

Alıştırma

“Normal olandan farklı bir ortam” anlamındaki, derste geçen beş kelimelik Britanya İngilizcesi ifadeyle cümleyi tamamlayın: We are in ____.

Cevabı göster

a different environment to usual

Okay, Beth.

4:31

Tamam, Beth.

I think it's time I revealed the answer to my question. Dilbilgisi

4:32

Sanırım sorumun cevabını açıklamanın zamanı geldi.

Dilbilgisi

it's time I revealed the ...: şimdi yapılması gereken eylem için geçmiş biçimi

it's time I revealed... ifadesinde kalıp, it's time + özne + geçmiş zaman biçimidir. Bu ifade, cevabı açıklamam için doğru zamanın şimdi olduğunu anlatır. Revealed biçim olarak geçmiş zamandadır, ancak cevabın daha önce açıklandığı anlamına gelmez. Buradaki geçmiş biçimi, mevcut durumla olması gereken durum arasında mesafe kurar ve eylemin artık yapılması gerektiğini, hatta biraz gecikmiş olabileceğini anlatabilir.

Alıştırma

go fiilini bu kalıbın gerektirdiği biçime getirin: It's time we ____ home.

Cevabı göster

went

I asked you what the world record is Dilbilgisi

4:36

Sana dünya rekorunun ne olduğunu sormuştum

for the fastest time to set a dinner table.

4:39

en hızlı yemek masası kurma süresi için.

Dilbilgisi

what the world record is: dolaylı soruda düz cümle dizilişi

What the world record is, daha büyük bir cümlenin içinde yer alan dolaylı bir sorudur. asked sözcüğünden sonra gelir ve neyin sorulduğunu gösterir. Dolaylı soruda düz cümle dizilişi kullanılır: soru sözcüğü + özne + fiil. Bu nedenle sıra what + the world record + is olur. Bağımsız bir doğrudan soruda ise özne ile fiilin yeri değişir: What is the world record?

Alıştırma

Hangi cümlede dolaylı soru için doğru sözcük dizilişi kullanılmıştır?

  1. Can you tell me what the record is?
  2. Can you tell me what is the record?
  3. Can you tell me is what the record?
Cevabı göster

Can you tell me what the record is?

And I said it was 1 minute and 5 seconds.

4:42

Ben de 1 dakika 5 saniye olduğunu söylemiştim.

And that was the right answer.

4:45

Ve bu doğru cevaptı.

That's not very long, is it? Ton ve niyet

4:48

Bu pek uzun bir süre değil, öyle mi?

Ton ve niyet

Onay bekleyen That's not very long, is it?

Bu cümlede olumsuz ifade That's not very long, olumlu onay sorusu is it? ile devam eder. İlk bölüm konuşanın görüşünü verir; sondaki bölüm karşı taraftan bunu doğrulamasını ya da kabul etmesini ister. Konuşan kişi büyük olasılıkla karşı tarafın da bunun çok uzun olmadığına katılmasını bekler. Bu yapı cümleyi düz bir ifadeden daha etkileşimli yapar ve hafif bir şaşkınlık da katabilir.

Alıştırma

That's not very long, is it? cümlesinde konuşan kişi büyük olasılıkla ne yapıyor?

  1. Karşı tarafı bunun çok uzun olmadığına katılmaya davet etmek.
  2. Karşı taraftan tam olarak ne kadar uzun olduğunu söylemesini istemek.
  3. Bunun kesinlikle çok uzun olduğunu söylemek.
Cevabı göster

Karşı tarafı bunun çok uzun olmadığına katılmaya davet etmek.

Okay,

4:49

Tamam,

let's recap the vocabulary we've learned from this program, Anlatım akışı

4:50

bu programdan öğrendiğimiz kelimeleri özetleyelim,

Anlatım akışı

let's recap ile kısa bir tekrara geçiş

Let's recap, dinleyenlere ana bölümün sona erdiğini ve kısa bir tekrarın başlayacağını bildirir. Yeni bilgilerden daha önce ele alınan önemli noktalara geçerek anlatımı düzenler. Let's, konuşanı ve dinleyenleri bu tekrara birlikte katar. Recap, bütün konuyu yeniden öğretmek değil, ana noktaları kısaca gözden geçirmek demektir.

Alıştırma

Geçişi let's recap ile tamamlayın: We have covered the three safety steps. ____ them before we start.

Cevabı göster

Let's recap

starting with open up, Anlatım akışı

4:53

open up (açılmak) ile başlayarak,

Anlatım akışı

starting with: ilk öğeyi sunmak

Starting with + isim veya -ing biçimi, sıralı bir listenin, tekrarın ya da eylem dizisinin ilk öğesini belirtir. starting with open up ifadesinde ilk olarak gözden geçirilecek ifade open up'tır. Cümlenin başında veya ek bir ifade olarak kullanıldığında, ardından gelecek bilgileri düzenler ve genellikle başka öğelerin de geleceğini düşündürür.

Alıştırma

Bu derste öğrendiğiniz liste düzenleme ifadesini kullanın: We'll review all three rules, ____ the safety rule.

Cevabı göster

starting with

a phrasal verb meaning speak more easily than usual,

4:55

her zamankinden daha rahat konuşmak anlamına gelen bir deyimsel fiil,

particularly about worries or problems.

4:59

özellikle endişeler veya problemler hakkında.

If someone is the funny one or the wise one,

5:02

Eğer biri the funny one (komik olan) veya the wise one (bilge olan) ise,

they're labeled by that particular characteristic.

5:05

bu özel karakteristik ile etiketlenmişlerdir.

To take something with a pinch of salt means you shouldn't believe everything you're told.

5:09

Bir şeyi bir tutam tuzla almak (to take something with a pinch of salt), size söylenen her şeye inanmamanız gerektiği anlamına gelir.

Children should be seen and not heard is an old-fashioned phrase

5:14

Çocuklar görülmeli ve duyulmamalıdır (Children should be seen and not heard) eski moda bir ifadedir

that means children should be quiet and behave well.

5:18

bu, çocukların sessiz olması ve uslu durması gerektiği anlamına gelir.

A mixed bag means something has both positive and negative aspects.

5:21

Karmaşık bir durum (A mixed bag), bir şeyin hem olumlu hem de olumsuz yönleri olduğu anlamına gelir.

And finally,

5:26

Ve son olarak,

a culture shock is an uncertain feeling because you're in a new environment.

5:27

kültür şoku (culture shock), yeni bir ortamda olduğunuz için hissettiğiniz belirsiz bir duygudur.

Once again,

5:32

Bir kez daha,

our 6 minutes are up. Deyimler

5:33

6 dakikamız doldu.

Deyimler

our 6 minutes are up: süre sona erdi

Belirlenmiş bir süre is up olduğunda o süre bitmiştir ve hiç zaman kalmamıştır. our 6 minutes are up ifadesinde altı dakikalık süre sona ermiştir. Buradaki up, yukarı doğru hareket anlamına gelmez. Aynı kalıp Time's up ve Your ten minutes are up ifadelerinde de görülür.

Alıştırma

Cümleyi be up ile tamamlayın. Zamanlayıcı sıfıra ulaştı: Your time ____.

Cevabı göster

is up

Join us again soon for more useful vocabulary here at 6 Minute English.

5:35

6 Minute English'te daha faydalı kelimeler için yakında bize tekrar katılın.

Goodbye for now.

5:40

Şimdilik hoşça kalın.

Goodbye.

5:41

Hoşça kalın.

We know you love 6 Minute English,

5:42

6 Minute English'i sevdiğinizi biliyoruz,

but have you tried our other podcast, Ton ve niyet

5:44

ama diğer podcast'imizi denediniz mi,

Ton ve niyet

but have you tried ...?: soru biçiminde nazik bir öneri

Have you tried ...? kelime anlamıyla birinin şu ana kadar belirli bir deneyim yaşayıp yaşamadığını sorar. Bu cümlede aynı zamanda nazik bir öneri görevi görür: Konuşmacı, dinleyiciye doğrudan başka bir podcast'i dinlemesini söylemek yerine bu seçeneği değerlendirmesini önerir. But, öneriyi önceki sözlere bağlar. Önce dinleyicinin mevcut tercihini kabul eder, ardından yeni bir seçeneğe geçer. Bir önerinin emirden çok davet gibi duyulmasını istediğinizde bu kalıbı kullanabilirsiniz.

Alıştırma

Bu diziyi seviyorsunuz. Hangi devam cümlesi en nazik öneriyi yapar?

  1. But have you tried the new science podcast?
  2. But did you finish the new science podcast yesterday?
  3. But listen to the new science podcast now.
Cevabı göster

But have you tried the new science podcast?

News Review,

5:47

News Review,

where you can learn English from news headlines?

5:48

haber başlıklarından İngilizce öğrenebileceğiniz?

Or you might like Office English.

5:51

Veya Office English'i sevebilirsiniz.

It's all about the English we need at work.

5:53

Tamamen işte ihtiyacımız olan İngilizce hakkında.

To listen, head to our website, Öbek fiiller

5:56

Dinlemek için web sitemize gidin,

bbclearningenglish.com,

5:58

bbclearningenglish.com,

Öbek fiiller

head to + hedef: bir yere gitmek veya internet sayfası açmak

Head to + hedef, bir yere yönelmek veya gitmek anlamına gelir. Hedef, doğrudan to sözcüğünden sonra gelir: head to the station. Hedef dijital bir yer de olabilir. Bu cümlede head to our website, dinleyicilere siteyi açmalarını veya ziyaret etmelerini söyler. İfade, samimi ve eyleme yönelik bir yönlendirme sunar.

Alıştırma

'Gitmek' anlamına gelen, bu derste öğrendiğiniz ifadeyle cümleyi tamamlayın: For the full timetable, ____ our events page.

Cevabı göster

head to

or search Learning English for Work Kalıp ifadeler

6:00

veya Learning English for Work araması yapın

in your podcast player.

6:02

podcast çalarınızda.

Kalıp ifadeler

search + tam başlık + in your podcast player

Bu yönergede search sözcüğünün hemen ardından yazılması gereken tam başlık gelir: Learning English for Work. in your podcast player, aramanın nerede yapılacağını gösterir. Yeniden kullanılabilecek kalıp search + arama ifadesi veya başlık + in + uygulama şeklindedir. Arama bir uygulamanın veya aracın içinde yapılıyorsa in kullanılır. Web siteleri ya da adı olan çevrim içi hizmetlerle search the title on our website örneğindeki gibi genellikle on kullanılır. Baştaki or, bunun başka bir seçenek olduğunu gösterir.

Alıştırma

Yönergeyi search + tam başlık + in + uygulama kalıbıyla tamamlayın: ____ City Stories ____ your podcast app.

Cevabı göster

Search · in

6 Minute English from the BBC.

6:04

BBC'den 6 Minute English.