Ya Güneş Bir Aylığına Yok Olsaydı?: İngilizce çalışma notları

AsapSCIENCE

Öğrenme zorluğu
889 kelime 183 kel/dk

Video özeti: Bu bilimsel düşünce deneyi Güneş'siz bir ayı inceliyor: ışık ve çekimin gecikmeli kaybı, gıda ve sıcaklık krizleri, yörünge değişimi ve Güneş dönünce hayatta kalma olasılığı. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. "what if it suddenly disappeared" — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: “what if + yan cümle” ile varsayım kurmayı ve sonuçları çerçevelemeyi öğrenin. 2. "accounts for" — Öbek fiiller: ifadenin bir öğenin toplam içindeki payını nasıl belirttiğini kapalı alan tarımı örneğinde tanıyın. 3. "a rogue planet." — Kültür, medya ve gerçek dünya bağlamı: bir yıldıza bağlı olmayan gezegeni anlatan terimi öğrenip Dünya'nın son yörünge riskini kavrayın.

Bu derste

This episode was sponsored by Google Science Fair.

0:00

Bu bölüm Google Science Fair sponsorluğunda hazırlandı.

A near-perfect sphere of hot plasma with a core that's more than 15 million degrees Celsius,

0:03

15 milyon santigrat dereceden daha sıcak bir çekirdeğe sahip, neredeyse kusursuz bir sıcak plazma küresi olan

the sun is the most important source of energy for life on Earth.

0:09

Güneş, Dünya'daki yaşam için en önemli enerji kaynağıdır.

But what if it suddenly disappeared for a month? Dilbilgisi

0:13

Peki ya bir aylığına aniden ortadan kaybolsaydı?

Dilbilgisi

what if it suddenly disappeared: varsayımsal bir durum ortaya koymak

what if + cümlecik kalıbı, hayal edilen bir durumu ortaya koyar ve dinleyenden bunun olası sonucunu düşünmesini ister. Bu cümlede disappeared biçim olarak geçmiş zamandadır, ancak Güneş gerçekte kaybolmamıştır; geçmiş zaman, düşüncenin varsayımsal olduğunu göstermeye yardımcı olur. Bu kısa soru, ardından gelen sonuçlar zincirini başlatır. Aynı kalıp bir riski, planı veya hayalî olayı incelemek için kullanılabilir.

Alıştırma

Varsayımsal soruyu, yaygın iki sözcüklü başlangıç ifadesiyle tamamlayın: ____ it rained during our picnic tomorrow?

Cevabı göster

What if

We were actually inspired to think about this question by the Google Science Fair,

0:17

Aslında bu soru üzerine düşünmemiz için bize ilham veren Google Science Fair oldu;

which is an online global competition for sharing your best ideas using science,

0:20

bu, en iyi fikirlerinizi bilim,

technology, engineering, or math.

0:24

teknoloji, mühendislik veya matematikten yararlanarak paylaşabileceğiniz küresel bir çevrim içi yarışma.

I mean, without the sun,

0:26

Yani Güneş olmasaydı,

we'd be requiring some pretty extreme innovations to survive. Kelime

0:28

hayatta kalmak için oldukça sıra dışı yeniliklere ihtiyaç duyardık.

Kelime

pretty extreme: derece zarfı olarak pretty

pretty extreme ifadesinde pretty, extreme sıfatını niteleyen bir derece zarfıdır. “Oldukça” ya da “epey” anlamına gelir ve extreme ile anlatılan derecenin güçlü olduğunu vurgular; “güzel” anlamında değildir. Bu kullanım günlük İngilizcede pretty hard, pretty cold ve pretty unusual örneklerindeki gibi sıfatlardan önce sık görülür. Kesin şiddeti bağlama göre değişir.

Alıştırma

'The repair was pretty expensive,' cümlesinde pretty ne anlama gelir?

  1. Oldukça veya epey
  2. Görünüşü güzel
  3. Tamamen
  4. Yalnızca biraz
Cevabı göster

Oldukça veya epey

If you're between the ages of 13 to 18 and have an idea that you think could help shape our world,

0:32

13-18 yaş arasındaysanız ve dünyamızı şekillendirmeye yardımcı olabileceğini düşündüğünüz bir fikriniz varsa,

no matter how big or small, Dilbilgisi

0:37

bu fikir ne kadar büyük ya da küçük olursa olsun,

unique or improving on an existing idea, Öbek fiiller

0:39

ister benzersiz olsun ister mevcut bir fikri geliştirsin,

you could win an educational scholarship,

0:42

eğitim bursu,

travel experiences, or tons of other prizes.

0:44

seyahat fırsatları veya daha pek çok ödül kazanabilirsiniz.

Dilbilgisi

no matter how big or small: ne kadar büyük ya da küçük olursa olsun

Burada no matter how big or small, kısaltılmış bir ödünleme ifadesidir ve no matter how big or small the idea is anlamına gelir. How, biçimi değil dereceyi belirtir ve soru başlatmaz. İfade, fikrin büyüklüğünün katılma uygunluğunu etkilemediğini anlatır. Aktarılabilir kalıp no matter how + sıfat/zarf + özne + fiil şeklindedir. Bu cümlede olduğu gibi özne ve be fiili belliyse bazen atılabilir. Big ve small gibi zıt uçları birlikte kullanmak, olası aralığın tamamını vurgular.

Alıştırma

Bir niteliğin derecesinin sonucu etkilemediğini göstermek için no matter how yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. No matter how difficult the route is, we will finish the hike.
  2. No matter what difficult the route is, we will finish the hike.
  3. No matter how the route difficulty is, we will finish the hike.
Cevabı göster

No matter how difficult the route is, we will finish the hike.

Öbek fiiller

improving on an existing idea: mevcut bir fikri geliştirmek

Improving on an existing idea ifadesindeki improve on, hâlihazırda bulunan bir şeyden daha iyi bir sürüm, sonuç veya yaklaşım oluşturmak anlamına gelir. On, mevcut fikri aşılan veya daha da geliştirilen karşılaştırma ölçütü olarak tanıtır. Aktarılabilir kalıp improve on + model, yöntem, sonuç veya fikir şeklindedir. Bu cümlede, bir başvurunun tamamen özgün olmak zorunda olmadığını; mevcut bir şeyde yapılan anlamlı bir iyileştirmenin de uygun olabileceğini gösterir.

Alıştırma

Yeni sürümün öncekinden daha iyi olduğunu gösteren edatı yazarak cümleyi tamamlayın: The new app improves ____ the old version by loading pages faster.

Cevabı göster

on

So stick around at the end of this video for more details. Öbek fiiller

0:46

Daha fazla ayrıntı için videonun sonuna kadar bizimle kalın.

Öbek fiiller

stick around: kalmak ve izlemeye devam etmek

“Stick around”, “kalmak” veya “henüz ayrılmamak” anlamına gelen gündelik bir öbek fiildir. Fiziksel olarak bir şeye yapışmak ya da onun çevresinde hareket etmek anlamına gelmez. Bu cümlede konuşan kişi, daha fazla ayrıntının verileceği videonun sonuna kadar izleyicilerden izlemeye devam etmelerini istiyor. Aynı ifade bir yerde, sohbette, etkinlikte veya videoda kalmaya devam etmesi için birini davet ederken de kullanılabilir.

Alıştırma

“Stick around after the show for a surprise,” cümlesinde “stick around” ne anlama gelir?

  1. Kendini bir şeye yapıştırmak.
  2. Bir daire çizerek yürümek.
  3. Kalmak ve henüz ayrılmamak.
Cevabı göster

Kalmak ve henüz ayrılmamak.

Now, after the sun disappears,

0:49

Şimdi, Güneş ortadan kaybolduktan sonra,

for the first 8 minutes and 20 seconds,

0:51

ilk 8 dakika 20 saniye boyunca,

we'd all be completely oblivious, Kelime

0:53

hepimiz durumdan tamamen habersiz olurduk,

as that's how long it takes the sun's light to hit Earth. Dilbilgisi

0:55

çünkü Güneş ışığının Dünya'ya ulaşması bu kadar sürüyor.

Kelime

be completely oblivious (to something): bir şeyin tamamen farkında olmamak

“Be oblivious”, bir şeyin farkında olmamak veya onu fark etmemek anlamına gelir. “Completely” bu anlamı güçlendirir: hiçbir farkındalık yoktur. Genel yapı “be oblivious to + isim veya -ing biçimi” şeklindedir. Burada insanların fark etmeyeceği şeyin Güneş'in kaybolması olduğu bağlamdan anlaşıldığı için “to” bölümü çıkarılmıştır. Bu sıfat, bilinçli olarak görmezden gelme seçimini değil kişinin farkındalık durumunu anlatır.

Alıştırma

“Maya was completely oblivious to the warning light” ne anlama gelir?

  1. Işığı fark etti ama rengini unuttu.
  2. Uyarı ışığını bilerek kapattı.
  3. Uyarı ışığını hiç fark etmedi.
Cevabı göster

Uyarı ışığını hiç fark etmedi.

Dilbilgisi

that's how long it takes + isim + to'lu mastar

Burada that's içindeki that, daha önce söylenen “8 dakika 20 saniye”ye gönderme yapar. Cümlecik, Güneş ışığının Dünya'ya ulaşması için gereken sürenin 8 dakika 20 saniye olduğunu anlatır. How long fiziksel uzunluğu değil, süreyi belirtir. Tekrar kullanılabilen kalıp “That's how long it takes + isim + to'lu mastar”dır. İsim, süreci gerçekleştiren veya yaşayan kişiyi ya da şeyi; to'lu mastar ise süreci belirtir. Kalıp, daha önce söylenen süreyi o süreyi gerektiren şeyle bağlar.

Alıştırma

Belirtilen süreyi süreçle bağlamak için cümleyi vurgulanan kalıpla tamamlayın: The tour lasts two hours because ____ the guide to show us the whole museum.

Cevabı göster

that's how long it takes

Of course, if it was nighttime where you live,

0:58

Elbette yaşadığınız yerde geceyse,

the moon would suddenly disappear,

1:00

Ay aniden ortadan kaybolurdu,

as its brightness is simply a reflection of the sun's light.

1:02

çünkü parlaklığı yalnızca Güneş ışığının yansımasından ibarettir.

All that's left is the natural light from stars. Dilbilgisi

1:05

Geriye yalnızca yıldızlardan gelen doğal ışık kalırdı.

Dilbilgisi

All that's left is + isim öbeği

Bu kalıpta all “her şey”, that's “that is”, left ise “geriye kalan” anlamına gelir. Birlikte “All that's left is + isim öbeği” yapısı, diğer şeyler yok olduktan, kullanıldıktan veya erişilemez hâle geldikten sonra isim öbeğini geriye kalan tek şey olarak sunar. Cümlede bu kalıp önce sonucu, yani başka hiçbir şeyin kalmadığını düzenler; ardından kalanı belirtir: yıldızlardan gelen doğal ışık. Başka ışık kaynaklarının kalmış olmasını dışladığı için yalnızca ışığın kaldığını söylemekten daha güçlüdür.

Alıştırma

Yalnızca bir rotanın kaldığını göstermek için cümleyi vurgulanan kalıpla tamamlayın: The other routes are closed. ____ the mountain road.

Cevabı göster

All that's left is

Luckily, right now we can still support our electrical systems

1:08

Neyse ki şu anda elektrik sistemlerimizi hâlâ çalışır durumda tutabiliriz,

because 83% of our world's energy comes from oil, coal, and natural gas.

1:11

çünkü dünyadaki enerjinin %83'ü petrol, kömür ve doğal gazdan geliyor.

Now, because gravity travels at the speed of light too,

1:16

Kütle çekiminin etkisi de ışık hızında yayıldığından,

it would also take 8 minutes and 20 seconds for Earth to feel the effects of the sun's disappearance.

1:18

Dünya'nın Güneş'in kaybolmasının etkilerini hissetmesi de 8 dakika 20 saniye sürerdi.

Without the sun's gravitational pull, Dilbilgisi

1:24

Güneş'in kütle çekimi olmadan,

we'd fly out of orbit and into space.

1:26

yörüngeden çıkıp uzaya savrulurduk.

Dilbilgisi

Without + isim öbeği, we'd + fiil: hayal edilen bir sonuç

Without + isim öbeği, eksik olan ya da yokmuş gibi düşünülen bir koşulu belirtir. Ana cümle, sonucu would + fiilin yalın hâli ile verir: Güneş’in çekimi olmasaydı sonuç yörüngeden dışarı uçmak olurdu. Burada we'd, we would anlamındadır çünkü ardından fly fiilinin yalın hâli gelir. Bu kısa yapı, bir sonucun gerekli bir koşula bağlı olduğunu açıkça gösterir.

Alıştırma

Cümleyi Without + isim öbeği ve would + fiilin yalın hâli ile tamamlayın: ____ the backup generator, the hospital ____ lose power during an outage.

Cevabı göster

Without · would

But without the light of the sun,

1:28

Ancak Güneş ışığı olmadan,

all plant photosynthesis would stop immediately.

1:30

bitkilerdeki tüm fotosentez süreçleri anında dururdu.

This is a big deal, Deyimler

1:33

Bu çok ciddi bir mesele,

as we need plants for food and oxygen.

1:34

çünkü besin ve oksijen için bitkilere ihtiyacımız var.

Deyimler

a big deal: çok önemli bir şey

Bu cümlede a big deal, çok önemli veya büyük sonuçları olan bir şey anlamına gelen bir deyimdir. Durumun ne kadar önemli olduğunu değerlendirir; ticari bir anlaşmayı anlatmaz. Bu ifade olumlu ya da olumsuz bir önemi belirtebilir. Burada yiyecek ve oksijenle ilgili neden, değerlendirmeyi ciddi ve olumsuz hâle getirir.

Alıştırma

'Losing access to clean water is a big deal,' cümlesinde 'a big deal' ne anlama gelir?

  1. Bunun için endişelenmeye değmez.
  2. Büyük bir ticari işlemdir.
  3. Çok önemlidir ve ciddi sonuçları vardır.
Cevabı göster

Çok önemlidir ve ciddi sonuçları vardır.

In order to survive,

1:36

Bitkilerin hayatta kalabilmesi için,

plants need light energy to turn carbon dioxide and water into glucose and oxygen. Öbek fiiller

1:37

karbondioksit ile suyu glikoz ve oksijene dönüştürmek üzere ışık enerjisine ihtiyaçları vardır.

Öbek fiiller

turn carbon dioxide and water into glucose and oxygen: A'yı B'ye dönüştürmek

turn A into B yapısında A, değişimden önceki maddeyi veya durumu; B ise sonucu belirtir. Bu cümlede carbon dioxide and water A konumunda, glucose and oxygen ise B konumundadır. into bir yere doğru hareketi değil, dönüşümü gösterir. Bu yapı fiziksel dönüşümü, üretimi veya mecazi bir değişimi anlatabilir: bir süreç ya da etken, bir şeyi başka bir şeye dönüştürür.

Alıştırma

Cümleyi turn A into B yapısıyla tamamlayın: The machine can ____ old paper ____ clean packaging.

Cevabı göster

turn · into

Without the sun,

1:42

Güneş olmasaydı,

plants could still photosynthesize with artificial light,

1:43

bitkiler yapay ışıkla yine de fotosentez yapabilir,

allowing us to grow food, Dilbilgisi

1:46

böylece yiyecek yetiştirebilirdik,

but these artificial lights could only cover a fraction of the food produced by the sun.

1:48

ancak bu yapay ışıklar, Güneş ışığı sayesinde üretilen yiyeceğin yalnızca küçük bir kısmını karşılayabilirdi.

Dilbilgisi

Sonuç yan cümlesi olarak allowing us to grow food

Virgülden sonra gelen allowing... ifadesi, şimdiki zaman ortacıyla kurulan bir sonuç yan cümlesidir. Önceki durumun tamamına —bitkilerin yapay ışıkla fotosentez yapabilmesine— gönderme yapar ve bunun sonucunu belirtir: bu durum yiyecek yetiştirmemizi mümkün kılar. Allow, allow + kişi + to-infinitive kalıbını alır: allowing us to grow. -ing yan cümlesi bağımlıdır; bu nedenle could photosynthesize ile paralel ikinci bir ana fiil değildir.

Alıştırma

Cümleyi allow fiilinin sonuç bildiren -ing biçimiyle tamamlayın: The new ramp removed a barrier, ____ wheelchair users to enter independently.

Cevabı göster

allowing

Currently, indoor farming accounts for 0.07% of agriculture, Öbek fiiller

1:52

Günümüzde kapalı alan tarımı, tarımsal üretimin %0,07'sini oluşturuyor,

meaning food production would go into crisis.

1:57

bu da gıda üretiminin krize sürüklenmesi demek.

Öbek fiiller

accounts for + bir yüzde

Bu yüzde bağlamında accounts for, “payını oluşturur” ya da “... oranına karşılık gelir” demektir. Özne indoor farming, onun tarım içindeki payı ise 0.07% of agriculture ifadesidir. X accounts for Y% of Z kalıbı, X’in bütün Z’nin ne kadarını oluşturduğunu belirtir. Ardından bir yüzde gelmesi, burada “açıklamak” değil, oran bildiren anlamın kullanıldığına dair güçlü bir ipucudur.

Alıştırma

account for ifadesini doğru biçime getirerek cümleyi tamamlayın: Solar power ____ 18% of the town's electricity.

Cevabı göster

accounts for

After a week,

1:59

Bir hafta sonra,

natural plant life would start decomposing,

2:00

doğal bitki örtüsü çürümeye başlardı,

bringing on the collapse of our entire food web. Öbek fiiller

2:03

bu da tüm besin ağımızın çökmesine yol açardı.

Öbek fiiller

bringing on + istenmeyen bir sonuç

Burada bringing on, genellikle istenmeyen bir sonucu “başlatmak” veya “meydana getirmek” anlamına gelir. Nesnesi olan the collapse of our entire food web, ortaya çıkan sonuçtur. Virgül + -ing yan cümlesi, önceki olayın sonucunu ekler: ayrışma çökmeye yol açacaktır. Yeniden kullanılabilir kalıp event or action, bringing on + result biçimindedir.

Alıştırma

Cümleyi “istenmeyen bir durumun başlamasına neden olmak” anlamıyla en iyi hangi phrasal verb tamamlar? Prolonged dehydration can ____ severe headaches.

  1. bring in
  2. bring on
  3. bring up
Cevabı göster

bring on

But another concern is CO2. Anlatım akışı

2:05

Ancak bir başka endişe de CO2.

Anlatım akışı

another concern is: aynı düzeyde başka bir sorun eklemek

another concern is kalıbı, en az bir endişeden söz edildikten sonra bir sorun daha sunar. Another, ek ve aynı düzeyde bir endişeyi belirtir; önceki sorunu ortadan kaldırmaz veya onun yerine geçmez. is sözcüğünden sonraki bölüm yeni konuyu belirtir. Burada CO2, CO2'nin birikmesi sorununun kısa ifadesidir. Bu kalıp, açıklamanın düzenli biçimde ilerlemesini sağlar.

Alıştırma

İkinci bir sorun eklemek için dersteki üç sözcüklü kalıbı kullanın: “The plan may take too long. ____ the cost of repairs.”

Cevabı göster

Another concern is

Decomposition of organic carbon,

2:08

Organik karbonun ayrışması,

like plants and animals,

2:10

örneğin bitki ve hayvanların çürümesi,

accounts for 90% of carbon dioxide already.

2:11

zaten karbondioksitin %90'ından sorumludur.

Without living plants to uptake that CO2,

2:14

Bu CO2'yi emecek canlı bitkiler olmayınca,

the atmospheric concentration would skyrocket. Deyimler

2:17

atmosferdeki CO2 yoğunluğu hızla yükselirdi.

Deyimler

skyrocket: çok hızlı ve keskin biçimde yükselmek

Burada skyrocket, “son derece hızlı ve büyük miktarda artmak” anlamına gelen bir fiildir. Yukarı doğru fırlayan roket görüntüsünü, bir sayı veya düzeydeki yükselişi anlatan canlı bir ifadeye dönüştürür. Bu sözcük, yalnızca increase demekten çok daha güçlü bir değişimi belirtir. Bu cümlede CO2 yoğunluğu sadece artmaz; hızla çok daha yüksek bir düzeye çıkar.

Alıştırma

“Demand for tickets could skyrocket after the announcement,” cümlesinde skyrocket ne anlama gelir?

  1. çok hızlı ve keskin biçimde düşmek
  2. yavaşça ve küçük miktarda yükselmek
  3. aynı düzeyde kalmak
  4. çok hızlı ve keskin biçimde yükselmek
Cevabı göster

çok hızlı ve keskin biçimde yükselmek

CO2 in low concentrations is a physiologically important gas, Anlatım akışı

2:20

CO2 düşük yoğunluklarda fizyolojik açıdan önemli bir gazdır,

but at high concentrations is toxic.

2:24

ancak yüksek yoğunluklarda zehirlidir.

Anlatım akışı

in low concentrations ... but at high concentrations ile koşulları karşılaştırmak

İki edat öbeği de aynı özne olan CO2 için koşul belirtir. in low concentrations ilk açıklama olan is a physiologically important gas için, at high concentrations ise ikinci açıklama olan is toxic için çerçeve oluşturur. but, konsantrasyon değiştiğinde açıklamanın da karşıt biçimde değiştiğini gösterir. İkinci bölümde tekrarlanan CO2 öznesi düşürülmüştür; başka bir gazdan söz edilmez. Bu paralel yapı, koşul ve sonuç arasındaki karşıtlığı kolayca görmeyi sağlar.

Alıştırma

Bu cümlenin yapısı neyi gösteriyor? "CO2 in low concentrations is a physiologically important gas, but at high concentrations is toxic."

  1. Cümle, CO2nin her konsantrasyonda zehirli olduğunu söyler.
  2. CO2 düşük konsantrasyonlarda bir şekilde, yüksek konsantrasyonlarda ise buna karşıt bir şekilde betimlenir.
  3. Düşük konsantrasyonlar CO2yi, yüksek konsantrasyonlar ise farklı bir gazı anlatır.
Cevabı göster

CO2 düşük konsantrasyonlarda bir şekilde, yüksek konsantrasyonlarda ise buna karşıt bir şekilde betimlenir.

At 1% of our air,

2:27

Havadaki oranı %1 olduğunda,

you'd become drowsy,

2:29

kendinizi uykulu hissederdiniz,

but greater than 10% would lead to convulsions, coma, and death. Kalıp ifadeler

2:30

ama %10'u aşması nöbetlere, komaya ve ölüme yol açardı.

Kalıp ifadeler

lead to: neden ve sonuç ifade etmek

Bu cümlede lead to, bir sonuca neden olmak veya o sonucu ortaya çıkarmak anlamına gelir. Özne, havadaki CO2 oranının %10dan fazla olması koşuludur; to sonrasındaki isim öbeği ise olası sonuçları sıralar: kasılmalar, koma ve ölüm. Neden veya koşul + lead to + sonuç kalıbını kullanın. Sonuç bir isim öbeği ya da -ing biçimi olabilir: lead to delays; lead to feeling ill.

Alıştırma

Cümleyi neden olmak anlamındaki iki kelimelik İngilizce ifadeyle tamamlayın: Ignoring the warning could ____ serious injuries.

Cevabı göster

lead to

As for oxygen, Anlatım akışı

2:34

Oksijene gelince,

although the brain can only survive 6 minutes without it,

2:35

beyin oksijensiz yalnızca 6 dakika hayatta kalabilse de,

our atmosphere carries about 1 quintillion kilograms of oxygen,

2:38

atmosferimiz yaklaşık 1 kentilyon kilogram oksijen içeriyor;

which researchers approximate could last us at least a thousand years. Kelime

2:42

araştırmacılar bunun bize en az bin yıl yeteceğini tahmin ediyor.

Anlatım akışı

As for oxygen: yeni bir konuya geçmek

As for + isim öbeği, o isim öbeğini sıradaki konu olarak gösterir. Burada As for oxygen, dikkati ilgili karbondioksit tartışmasından oksijene çevirir ve dinleyiciye sonraki bilginin ne hakkında olacağını bildirir. Bu ifade bilgiyi düzenler; çünkü ya da ne zaman anlamına gelmez. Başlangıçtaki bu konu öbeği genellikle ana cümleden virgülle ayrılır.

Alıştırma

As for + belirtilen konu yapısıyla konu geçişini tamamlayın: We have checked the water supply. ____, the emergency tanks are full.

Cevabı göster

As for oxygen

Kelime

last us at least a thousand years: bir gruba yetecek miktar

Bir şey + last + kişi veya grup + süre yapısında last, birilerine yetecek miktarda olmak anlamına gelir. Nesne konumundaki us, kaynağı kullanabilecek kişileri; at least a thousand years ise tahmin edilen en kısa süreyi belirtir. Burada özne oksijen miktarıdır. Bu nedenle last us at least a thousand years, bu oksijenin insanlığa en az bu kadar süre yetebileceği anlamına gelir. Us bir nesne zamiridir; son insanlar anlamındaki bir ifadenin parçası değildir.

Alıştırma

Hangi cümle pil stoğunun grubumuza üç gün yeteceği anlamına gelir?

  1. These batteries will reach us in three days.
  2. These batteries will last us three days.
  3. These batteries will last for three days.
Cevabı göster

These batteries will last us three days.

But within the same week,

2:46

Ancak aynı hafta içinde,

the planet's surface temperature would drop to around minus 18 degrees Celsius,

2:47

gezegenin yüzey sıcaklığı yaklaşık eksi 18 santigrat dereceye düşerdi,

which is survivable for now.

2:52

ki bu sıcaklıkta şimdilik hayatta kalmak mümkün.

Some Inuit communities already survive Arctic winters that are minus 25 degrees C at the warmest point of the day,

2:54

Bazı İnuit toplulukları, günün en sıcak anında bile sıcaklığın eksi 25 santigrat derece olduğu Kuzey Kutbu kışlarında zaten hayatta kalıyor,

and some animals can survive minus 60 degrees Celsius.

3:00

ve bazı hayvanlar eksi 60 santigrat derecede yaşayabiliyor.

But the universe is a large and cold place,

3:03

Fakat evren büyük ve soğuk bir yer,

where the ambient temperature of space is around minus 273 degrees Celsius,

3:06

uzay ortamının sıcaklığı yaklaşık eksi 273 santigrat derece,

meaning it's only going to get colder and colder. Dilbilgisi

3:11

bu da sıcaklığın giderek daha da düşeceği anlamına geliyor.

Dilbilgisi

get colder and colder: gittikçe daha soğuk hâle gelmek

get colder and colder ifadesinde get, durum değişimini gösteren ve “hâle gelmek” anlamına gelen bir fiildir. Colder karşılaştırma derecesindeki bir sıfattır; ancak burada tek bir anda iki nesne karşılaştırılmaz. “Karşılaştırma biçimi + and + aynı karşılaştırma biçimi” kalıbı, devam eden bir eğilimi gösterir: özellik zamanla giderek artar. Burada her aşama bir önceki aşamadan daha soğuktur. Aynı kalıp faster and faster ve more and more difficult ifadelerinde de kullanılır.

Alıştırma

Sürekli bir değişimi göstermek için cümleyi hard sözcüğünün tekrarlanan karşılaştırma biçimiyle tamamlayın: As the levels progressed, the game got ____.

Cevabı göster

harder and harder

After a month,

3:14

Bir ay sonra,

assuming the same speed as our current orbit, Dilbilgisi

3:15

şu anki yörünge hızımızla hareket etmeyi sürdürdüğümüzü varsayarsak,

we'll have traveled 78 million kilometers,

3:18

78 milyon kilometre yol almış olacağız,

putting us past Mars, but not as far as Jupiter. Dilbilgisi

3:21

böylece Mars'ı geçmiş, ancak Jüpiter'e kadar ulaşmamış oluruz.

Dilbilgisi

assuming the same speed as our current orbit: mevcut yörüngemizle aynı hızı varsaymak

Assuming the same speed as our current orbit, ana cümleden önce gelen ek bir koşuldur. Buradaki assuming, “varsayarsak” veya “... varsayımına dayanarak” anlamındadır; birinin görev ya da sorumluluk üstlenmesi anlamına gelmez. Assuming sözcüğünden sonra doğrudan bir isim öbeği gelebilir. Böylece konuşmacı, mesafe tahmininin bu öncüle dayandığını kısa ve öz biçimde belirtir. Virgül koşulu tahminden ayırdığı için sayı, koşulsuz bir gerçek değil, koşula bağlı bir tahmin olarak sunulur.

Alıştırma

Bir çalışma varsayımı tanıtan assume fiilinin -ing biçimiyle cümleyi tamamlayın: ____ no delays, we should arrive by six.

Cevabı göster

Assuming

Dilbilgisi

not as far as Jupiter: olumsuz eşitlik karşılaştırması

not as + sıfat/zarf + as kalıbı, bir şeyin karşılaştırma ölçütünden daha düşük bir dereceye ulaştığını belirtir. Burada far gidilen mesafeyi ölçer ve Jupiter karşılaştırma ölçütüdür: yolcular Jüpiter’in mesafesine eşit bir uzaklığa ulaşmamış olacaktır. Bu yapı kesin bir konum değil, karşılaştırmaya dayalı bir üst sınır verir. Cümlenin tamamı yolcuları Mars’ın ötesine, fakat hâlâ Jüpiter’in mesafesinden önceye yerleştirir.

Alıştırma

far kullanarak not as + sıfat + as kalıbıyla cümleyi tamamlayın: From here, the café is three kilometers away and the airport is ten. The café is ____ the airport.

Cevabı göster

not as far as

This may leave us still within what is known as the circumstellar habitable zone, Notlar

3:25

Bu durumda, yıldız çevresindeki yaşanabilir bölge olarak bilinen alanın hâlâ içinde kalabiliriz;

the orbital range around a star that allows for enough light and heat to support liquid water. Öbek fiiller

3:29

bu, bir yıldızın çevresinde suyun sıvı hâlde kalmasına yetecek kadar ışık ve ısı bulunan yörünge aralığıdır.

Kalıp ifadeler

what is known as: yerleşmiş bir adı tanıtma

What is known as, ardından gelen adı veya etiketi tanıtır. Bu cümlede, sonraki isim öbeği the circumstellar habitable zone ifadesinin açıklanan bölge için kabul görmüş terim olduğunu belirtir. Burada what is, “hangi şey?” anlamına gelen bir soru ifadesi değildir. what is known as X ifadesinin tamamı kabaca “X olarak adlandırılan şey” anlamına gelir ve within sözcüğünün tümleci olarak görev yapar.

Alıştırma

Yerleşmiş bir adı tanıtan dört kelimelik resmî ifadeyle cümleyi tamamlayın: The village lies within ____ the rain shadow.

Cevabı göster

what is known as

Kültür

circumstellar habitable zone terimi

Circumstellar habitable zone, bir yıldızın çevresinde bulunan ve bir gezegenin sıvı suyun var olması için yeterli ışık ve ısı alabileceği olası yörüngeler aralığıdır. Circumstellar, bir yıldızın çevresinde demektir. Bu cümlede ardından gelen the orbital range around a star... eş açıklaması terimi doğrudan tanımlar. Habitable, koşullara dayalı bir olasılığı belirtir; yaşamın varlığını kanıtlamaz veya gezegenin tamamının rahat ve güvenli olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede circumstellar habitable zone ifadesine en uygun açıklama hangisidir?

  1. Bir yıldızın çevresinde koşulların sıvı suya olanak tanıyabileceği yörüngeler aralığı
  2. Bilim insanlarının canlıların varlığını doğruladığı bir yörünge
  3. Bir gezegenin yıldız sisteminden ayrılırken izlediği yol
  4. Bir yıldızı çevreleyen gaz tabakası
Cevabı göster

Bir yıldızın çevresinde koşulların sıvı suya olanak tanıyabileceği yörüngeler aralığı

Öbek fiiller

allows for enough light and heat içindeki allow for

Burada allows for, bir şeyi mümkün kılmak veya gerekli koşulları sağlamak anlamına gelir. Yörünge aralığı bir gezegenin yeterli ışık ve ısı almasını sağlayabilir; bu koşullar da sıvı suyu destekleyebilir. Kalıp allow for + isim öbeğidir: allows for enough light and heat. Bu bağlamda bir kişiye izin vermeyi anlatmaz ve bir şeyi hesaba katmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi, derste geçen ve bir şeye yer veya olanak sağlamak anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The extra shelf space ____ taller books.

Cevabı göster

allows for

So, what would happen if after a month the sun suddenly switched back on? Öbek fiiller

3:34

Peki Güneş bir ay sonra aniden yeniden ışık vermeye başlasaydı ne olurdu?

Öbek fiiller

switched back on: açık duruma geri dönmek

Burada switched back on, “kapalı kaldıktan sonra yeniden çalışır hâle geldi” demektir. Back fiziksel olarak geriye doğru bir yönü anlatmaz; önceki açık veya çalışır duruma dönüşü belirtir. İfade, Güneş’i açma-kapama düğmesi olan bir cihazmış gibi mecazi biçimde ele alır. Bu nedenle switch back on ilk kez açılmayı değil, çalışmanın yeniden başlamasını anlatır.

Alıştırma

Cümleyi “yeniden çalışmaya başladı” anlamındaki geçmiş zaman ders ifadesiyle tamamlayın: After the outage, the security cameras ____ automatically.

Cevabı göster

switched back on

Assuming we haven't crashed into any other planets or had their own gravity impact our trajectory,

3:39

Başka hiçbir gezegene çarpmadığımızı ve onların kütle çekiminin izlediğimiz rotayı etkilemediğini varsayarsak,

we're now roughly 170 million kilometers from the sun,

3:44

artık Güneş'ten yaklaşık 170 milyon kilometre uzaktayız,

and it turns out our velocity isn't quite fast enough to escape the sun's gravity at this distance, Notlar

3:48

ve hızımızın bu mesafede Güneş'in kütle çekiminden kurtulmaya tam olarak yetmediği ortaya çıkar;

Anlatım akışı

it turns out: keşfedilen bir sonucu açıklamak

It turns out, arkasından gelen bilgiyi hesaplama, kanıt veya olaylar sonucunda keşfedilen bir sonuç olarak sunup cümledeki bilgiyi düzenler. Bu sonuç çoğu zaman önceki bir beklentiyi düzeltir. It zamiri belirli bir nesneye gönderme yapmaz. Burada ifade, dinleyiciye hızımızla ilgili açıklamayı başlangıçtaki bir varsayım olarak değil, yeni belirlenmiş sonuç olarak değerlendirmesini söyler. Genellikle ardından bir yan cümle gelir ve that kullanılabilir veya atılabilir: It turns out (that) something is true.

Alıştırma

İkinci yan cümle araştırmacıları şaşırtan doğrulanmış bir sonuçsa cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? They expected the smaller battery to fail first, but ____ it lasted the longest.

  1. it turns out
  2. in my opinion
  3. it seems
Cevabı göster

it turns out

Dilbilgisi

isn't quite fast enough to escape: yeterince hızlı olmaya çok yakın

not quite + sıfat + enough + to do kalıbı, bir özelliğin bir eylem için gereken düzeye yaklaştığını ama hâlâ bu düzeyin altında kaldığını anlatır. Burada hız, Güneş'in çekiminden kaçmak için gereken hıza yakındır fakat henüz yeterli değildir. Olumsuzluk quite enough ile belirtilen dereceye uygulanır; bu nedenle quite burada “çok” anlamına gelmez. Aktarılabilir anlam “neredeyse yeterli, ama hâlâ yetersiz”dir.

Alıştırma

Cümleyi hedef kalıpla tamamlayın. Maya gereken yaşa çok yakındır, ancak doğum günü gelecek aydadır: Maya isn't ____ to enter the competition.

Cevabı göster

quite old enough

so we'd be pulled back into an elliptical orbit,

3:53

bu yüzden yeniden eliptik bir yörüngeye çekilirdik,

though a much wider one than before. Dilbilgisi

3:57

ama bu, öncekinden çok daha geniş bir yörünge olurdu.

Dilbilgisi

a much wider one than before: öncekinden çok daha geniş olanı

Bu isim öbeğinde one, daha önce açıkça belirtilmiş tekil sayılabilir isim orbit yerine geçer. Bu yüzden a much wider one, a much wider elliptical orbit demektir; buradaki one, 1 sayısı değildir. Much, wider karşılaştırma biçimini güçlendirerek farkın büyük olduğunu gösterir. Than before karşılaştırma ölçütünü verir: yeni yörünge, önceki yörüngeyle karşılaştırılır ve ismin tamamı tekrar edilmez.

Alıştırma

Verilen sözcükleri doğal sıraya koyarak cümleyi tamamlayın: a, much, wider, one, than, before. Our old classroom was cramped. Now we have ____.

Cevabı göster

a much wider one than before

By most scientific estimates, Anlatım akışı

3:59

Bilimsel tahminlerin çoğuna göre,

we're still within the habitable zone,

4:00

hâlâ yaşanabilir bölgenin içinde olurduk

Anlatım akışı

By most scientific estimates: dayanağı belirtip sonucu temkinli sunmak

By most scientific estimates, ardından gelen iddianın kaynağını ve kesinlik derecesini belirtir. Buradaki by, “...e göre” veya “...e dayanarak” anlamındadır; most ise sonucun mutlak bir kesinliği değil, bilimsel tahminlerin çoğunu yansıttığını gösterir. Bu başlangıç ifadesi, kanıt çerçevesini önce vererek cümledeki bilgiyi düzenler. Böylece konuşan kişi güçlü biçimde desteklenen ancak uygun ölçüde temkinli bir iddiada bulunur.

Alıştırma

Bu cümlenin başındaki ifade ne anlama geliyor? “By most scientific estimates, the lake could recover within twenty years.”

  1. Bilimsel tahminlerin çoğuna göre
  2. Tahminlerin çoğunun yapıldığı yerin yakınında
  3. Çoğu bilim insanı tahminde bulunmadan önce
Cevabı göster

Bilimsel tahminlerin çoğuna göre

and by congregating around areas that are volcanically and geologically active, Dilbilgisi

4:02

ve volkanik ve jeolojik açıdan aktif bölgelerde toplanarak,

like Iceland and Yellowstone,

4:07

mesela İzlanda ve Yellowstone'da,

we could harness the power of our molten core Kalıp ifadeler

4:08

Dünya'nın erimiş çekirdeğinin enerjisinden yararlanabilir,

Dilbilgisi

by congregating: by + -ing ile yöntem belirtmek

By congregating, daha sonraki sonucu mümkün kılabilecek yöntemi belirtmek için by + fiilin -ing biçimini kullanır. Congregating bir yerde toplanıp birlikte kalmak anlamına gelir; bu nedenle ifade “Güçten nasıl yararlanabiliriz?” sorusunu yanıtlar. Kalıp sonuç + by + fiil-ing şeklindedir. Congregating eylemini yaptığı anlaşılan kişi grubu, could harness ifadesinin öznesi olan we ile aynıdır.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için by + congregate fiilinin -ing biçimini kullanın: “The residents shared resources ____ in one central shelter.”

Cevabı göster

by congregating

Kalıp ifadeler

harness the power of: enerjiyi denetlemek ve kullanmak

Bu cümlede harness the power of, enerjiyi denetim altına alıp pratik bir amaç için kullanmak anlamına gelir. Burada Dünya’nın erimiş çekirdeği, sıcaklık üretmek üzere yönlendirilebilecek bir enerji kaynağı olarak sunulur. Kalıp harness the power of + enerji kaynağı, teknoloji, güç veya yetenek şeklindedir. Sadece use demeye kıyasla harness, çoğu zaman bir şeyi yakalayıp denetlemeyi veya düzenleyerek potansiyelinden etkili biçimde yararlanmayı anlatır.

Alıştırma

Cümleyi derste öğrenilen ifadeyle tamamlayın: The new device may ____ moving water to charge a battery.

Cevabı göster

harness the power of

to make up for the increased distance from the sun to keep us warm. Öbek fiiller

4:11

Güneş'ten daha uzakta oluşumuzu telafi edip sıcak kalabilirdik.

Öbek fiiller

make up for: bir kaybı veya dezavantajı telafi etmek

Burada make up for, bir dezavantajı veya kaybedilen bir yararı telafi etmek anlamına gelir. Dünya Güneş’ten daha uzakta olduğu için kaybedilen sıcaklık, erimiş çekirdeğin enerjisiyle sağlanacaktır. Kalıp make up for + kayıp, eksiklik, zayıflık, hata veya başka bir olumsuz durum şeklindedir. For’dan sonraki nesne, neyin dengelendiğini veya telafi edildiğini belirtir; ifade burada bir şey uydurmak ya da barışmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi “telafi etmek” anlamındaki tam ifadeyle tamamlayın: A free dessert helped ____ the long wait.

Cevabı göster

make up for

But if the sun had taken a few more months to turn on, Dilbilgisi

4:14

Ama Güneş'in yeniden ışık vermesi birkaç ay daha uzun sürseydi,

we'd be too far to be pulled back into orbit and would become a rogue planet. Notlar

4:17

yörüngeye geri çekilemeyecek kadar uzağa gider ve başıboş bir gezegene dönüşürdük.

Dilbilgisi

If ... had taken ..., we'd be ...: gerçek dışı geçmiş koşul ve varsayımsal sonuç

if yan cümlesi, past perfect olan had taken yapısını kullanarak mevcut senaryoda gerçekleşmemiş farklı bir geçmiş zamanlamayı hayal eder: Güneş varsayılandan daha geç yeniden yanar. Ana cümle, varsayımsal sonucu would ile verir; burada we'd, we would anlamındadır. Bu yapı, gerçek dışı bir geçmiş koşulu şimdi ya da daha sonra geçerli olacak varsayımsal bir sonuca bağlayabilir. Burada would, birbiriyle bağlantılı iki sonucu yönetir: would be too far ve would become a rogue planet.

Alıştırma

Hangi cümle geçmişte farklı bir olay olduğunu ve bunun şimdiki sonucunu doğru biçimde hayal eder?

  1. If the map had been clearer, we would have been home yesterday.
  2. If the map were clearer, we would be home by now.
  3. If the map had been clearer, we would be home by now.
Cevabı göster

If the map had been clearer, we would be home by now.

Dilbilgisi

too far to be pulled back into orbit: sınırı aşma ve edilgen mastar

too far to be pulled back into orbit ifadesinde too + sıfat + to-mastar yapısı derecenin bir sınırı aştığını gösterir: mesafe o kadar büyük olurdu ki geri çekilmek mümkün olmazdı. Burada too, ‘ayrıca’ değil ‘gereğinden fazla’ anlamındadır. Mastar edilgendir: to be pulled. Gezegen çekme eylemini yapmaz; bu eyleme maruz kalır. Bir sınır aşıldığı için bir şey bir eyleme maruz kalamıyorsa too + sıfat + to be + geçmiş zaman ortacı yapısı kullanılabilir.

Alıştırma

Parantezdeki sözcüklerle too ... to yapısını edilgen bir eylem kullanarak tamamlayın: The piano is ____ by one person. (heavy; lift)

Cevabı göster

too heavy to be lifted

Kültür

başıboş gezegen (a rogue planet)

Bu cümlede a rogue planet, artık bir yıldızın yörüngesinde dönmeyen ve onun kütleçekimine bağlı olmayan gezegendir. Yıldızın yörüngesini izlemek yerine uzayda kendi başına hareket eder. Rogue burada gezegenin karakterini değil, yörüngedeki durumunu anlatır. Become a rogue planet, gezegenin yıldız sisteminden ayrılıp uzayda serbestçe sürüklenmesi anlamına gelir.

Alıştırma

Burada a rogue planet ne anlama geliyor?

  1. Dünya'dan çok daha küçük bir gezegen
  2. hiçbir yıldızın yörüngesinde dönmeyen bir gezegen
  3. tehlikeli bir kişiliğe sahip bir gezegen
Cevabı göster

hiçbir yıldızın yörüngesinde dönmeyen bir gezegen

Though most planets are tethered to the star that created them,

4:21

Çoğu gezegen kendisini oluşturan yıldıza bağlı olsa da,

studies estimate that within the Milky Way,

4:24

araştırmalar, Samanyolu'nda

there are 100 billion planets that wander the galaxy as rogue planets.

4:26

başıboş gezegenler olarak galakside dolaşan 100 milyar gezegen bulunduğunu tahmin ediyor.

Whichever the case for Earth,

4:31

Dünya için hangi senaryo gerçekleşirse gerçekleşsin,

we'd require a lot of human innovation to survive.

4:32

hayatta kalmak için insanlar olarak pek çok yenilik geliştirmemiz gerekirdi.

Thanks again to Google Science Fair for sponsoring this video.

4:35

Bu videoya sponsor olduğu için Google Science Fair'e tekrar teşekkürler.

If you are between 13 and 18 and you have an idea that could impact the world,

4:38

13-18 yaş arasındaysanız ve dünyayı etkileyebilecek bir fikriniz varsa,

make sure you go to googlesciencefair.com.

4:42

mutlaka googlesciencefair.com adresine gidin.

Maybe you have the idea for alternative energy sources

4:45

Belki alternatif enerji kaynaklarıyla ilgili bir fikriniz vardır

or thought of a way to reduce waste

4:48

ya da atıkları azaltacak bir yol düşünmüşsünüzdür

or just even ask the question,

4:50

hatta yalnızca şu soruyu sormuşsunuzdur:

couldn't an alarm clock wake you up without making sound?

4:51

Bir çalar saat hiç ses çıkarmadan sizi uyandıramaz mı?

The deadline to submit your project is December 12th, 2018.

4:54

Projenizi göndermek için son tarih 12 Aralık 2018.

Maybe you're independent

4:57

Belki bağımsız çalışıyorsunuzdur;

you can submit on your own,

4:58

projenizi kendi başınıza gönderebilirsiniz,

or you can submit as a group of up to three people,

5:00

ya da en fazla üç kişilik bir grup olarak başvurabilirsiniz,

okay?

5:03

tamam mı?

So check it out,

5:03

Öyleyse mutlaka bir göz atın,

and also make sure you subscribe to this channel for new science videos every Thursday.

5:04

ayrıca her perşembe yeni bilim videoları izlemek için bu kanala abone olmayı unutmayın.

See you.

5:08

Görüşürüz.