Alkolün kısa tarihi - Rod Phillips: İngilizce çalışma notları
TED-Ed
Video özeti: Video, alkolün tarihini meyvelerin doğal fermantasyonundan ve eski bölgesel içeceklerden damıtmaya; ardından tıp, ticaret, sömürgeleştirme ve uzun mesafeli deniz yolculuklarındaki rolüne kadar izliyor. Böylece basit bir biyolojik sürecin insan toplumuyla nasıl karmaşık biçimde iç içe geçtiğini gösteriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. stumbles across — Öbek fiiller: Bu ifadenin bir nesne, bilgi veya fırsatla beklenmedik biçimde karşılaşmayı anlattığını kavrayabilir; hikâyelerde ve gündelik konuşmalarda find by chance yerine daha doğal bir seçenek olarak kullanabilirsiniz. 2. That changed with — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: Bu kısa geçişi tarihsel bir dönüm noktasının işareti olarak tanıyabilir ve önceki durumu ya da sınırlamayı değiştiren icat, politika veya olayı tanıtmak için kullanabilirsiniz. 3. had gone from / to fueling — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: Büyük bir dönüşümü özetlemek için go from X to Y kalıbını kullanabilirsiniz. Burada past perfect tamamlanmış tarihsel değişime geriye dönük bakarken fueling, alkolü ticaret ile keşifleri ileri taşıyan bir güç olarak mecazen betimler.
Bu derste
This chimpanzee stumbles across a windfall of overripe plums. Notlar
0:06Bu şempanze, yere düşmüş aşırı olgunlaşmış eriklerle beklenmedik bir şekilde karşılaşır.
stumble across: bir şeyi tesadüfen bulmak
Burada stumbles across, “tesadüfen bulur” anlamına gelir. Şempanze erikleri özellikle aramıyordu. Across, bu öbek fiilin bir parçasıdır; gerçek bir hareket yönünü belirtmez. Planlanmamış bir karşılaşma veya keşiften söz etmek için stumble across + kişi, nesne, yer veya bilgi yapısını kullanabilirsiniz. Fiil, zamana ve özneye göre değişir: stumble across, stumbles across, stumbled across.
Alıştırma
“While unpacking, Maya stumbled across an old concert ticket,” cümlesinde stumbled across ne anlama gelir?
- Bileti tesadüfen buldu.
- Bileti taşırken ayağı takıldı.
- Bileti özellikle aradı.
Cevabı göster
Bileti tesadüfen buldu.
a windfall of overripe plums: beklenmedik bir kaynak
a windfall of overripe plums ifadesinde windfall, erikleri beklenmedik bir nimet olarak sunar: önceden planlanmadan ortaya çıkan büyük ve yararlı bir kaynak. Overripe, meyvenin en iyi olgunluk aşamasını geçtiği anlamına gelir. Windfall genellikle beklenmedik para, kâr, kaynak veya fırsatları ifade eder. a windfall of + isim kalıbındaki isim, beklenmedik kaynağın neyden oluştuğunu belirtir. Sözcük başlangıçta rüzgârla yere düşen meyveyi anlatıyordu; bu nedenle erik bağlamı o gerçek anlamlı görüntüyü de çağrıştırır. Ancak başka durumlara aktarılacak temel fikir, planlanmamış bir kazançtır.
Alıştırma
Hangi durum en doğal biçimde a windfall olarak tanımlanır?
- Bir çalışan her ay aynı maaşı alır.
- Bir mağaza her zamanki stoklarını plana göre satın alır.
- Bir aile beklenmedik şekilde büyük bir miras alır.
Cevabı göster
Bir aile beklenmedik şekilde büyük bir miras alır.
drawing him to their intoxicating fruity odor. Dilbilgisi
0:14onu sarhoş edici meyvemsi kokularıyla kendilerine çekmektedir.
drawing him to: şimdiki zaman ortacıyla sonuç belirtme
Virgülden sonraki drawing him to their intoxicating fruity odor öbeği, ana cümledeki durumun sonucunu belirtir: meyveler yarılıp açılmıştır ve kokuları onu kokunun kaynağına doğru çeker. Burada draw, resim çizmek değil, çekmek anlamındadır. Bu, şimdiki zaman ortacıyla kurulan tamamlayıcı bir öbektir. main clause, doing ... kalıbı, yeni bir tam cümlecik başlatmadan bir sonucu veya neticeyi kısa biçimde ekleyebilir. drawing him to ... içinde him, drawing fiilinin nesnesidir; to ise çekimin hedefini veya yönünü gösterir.
Alıştırma
Hangi cümle, önceki bir durumun insanları bir yere çektiğini göstermek için drawing someone to yapısını kullanır?
- The music drifted into the street, drawing people to the café.
- The waiter walked into the street to invite people to the café.
- The artist stood by the café, drawing pictures of people.
Cevabı göster
The music drifted into the street, drawing people to the café.
He gorges himself and begins to experience some strange effects. Kelime
0:17Tıka basa doyar ve bazı tuhaf etkiler hissetmeye başlar.
gorges himself: gorge oneself ile aşırı yemek
Gorges himself, gorge oneself yapısının üçüncü tekil kişi biçimidir. Çok büyük miktarda yiyeceği açgözlü veya aşırı biçimde, çoğu zaman rahatsız olacak kadar doyana dek yemek anlamına gelir. Yalnızca he eats a lot demekten çok daha güçlüdür. Himself, he öznesine geri dönen bir dönüşlülük zamiridir. Zamir özneye göre değişir: she gorges herself ve they gorge themselves. Yenen yiyeceği belirtmek için İngilizcede genellikle gorge oneself on + food kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi gorge oneself yapısının doğru geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: At the buffet, he ____ on desserts until he felt sick.
Cevabı göster
gorged himself
This unwitting ape has stumbled on a process that humans will eventually harness to create beer, wine, and other alcoholic drinks. Kelime
0:23Bu habersiz maymun, insanların en nihayetinde bira, şarap ve diğer alkollü içecekleri yaratmak için kullanacakları bir süreci tesadüfen bulmuştur.
unwitting: bilmeden olaya karışmış
Unwitting, gerçek durumu bilmemeyi ve bu nedenle farkında olmadan bir işe karışmayı ya da bir şey yapmayı anlatır. Burada insansı maymunu niteler: Sürecin ne olduğunu ve insanların daha sonra onunla ne yapacağını anlamadan, bu sürece tesadüfen rastlar. Bu sözcük zekâ eksikliğini değil, durumun farkında olmamayı vurgular. an unwitting participant, an unwitting victim ve an unwitting accomplice gibi rol bildiren ifadelerde sıkça kullanılır.
Alıştırma
“Gerçeği bilmeden olaya karışmış” anlamındaki hedef sıfatla cümleyi tamamlayın: Nora was an ____ participant in the fraud; she believed she was approving ordinary refunds.
Cevabı göster
unwitting
harness ... to create: bir süreci amaç için kullanmak
Burada harness, var olan bir gücü, kaynağı veya süreci denetim altına alıp yararlı bir sonuca yönlendirmek anlamında kullanılan bir fiildir. Nesnesi a process'tir ve humans will eventually harness ilgi cümleciğinde bu nesneyi that temsil eder. İnsanlar sürecin kendisini yaratmaz; onu bilinçli biçimde kullanmayı öğrenir. harness something to do something kalıbında to ile kurulan mastar amacı belirtir. Bu fiil özellikle enerji, teknoloji, veri, kaynak ve yeteneklerle doğal kullanılır; çünkü var olan potansiyeli pratik bir sonuca dönüştürme anlamı taşır.
Alıştırma
“Doğal bir gücü denetim altına alıp kullanmak” anlamındaki hedef fiille cümleyi tamamlayın: Scientists hope to ____ wind power to run the remote station.
Cevabı göster
harness
The sugars in overripe fruit attract microscopic organisms known as yeasts. Kalıp ifadeler
0:33Aşırı olgunlaşmış meyvelerdeki şekerler, maya olarak bilinen mikroskobik organizmaları cezbeder.
known as yeasts: bir adı belirtme
microscopic organisms known as yeasts ifadesinde known as yeasts, organizmaların adını belirtir: bu organizmalara yeasts denir. Known burada organizmaların bir şey “bildiği” anlamına gelmez. noun + known as + name kalıbı kısaltılmış bir ilgi cümleciğidir: organisms known as yeasts, organisms that are known as yeasts ile aynı anlama gelir. Tanımlarda ve nesnel açıklamalarda yaygındır.
Alıştırma
Hangi cümle bir hayvanın bilimsel adını doğru biçimde belirtir?
- The animal is known for a tardigrade.
- The animal is known as a tardigrade.
- The animal is known to a tardigrade.
Cevabı göster
The animal is known as a tardigrade.
they produce a compound called ethanol, Kalıp ifadeler
0:41etanol adı verilen bir bileşik üretirler,
feed on: bir şeyi yiyecek veya besin kaynağı olarak kullanmak
Burada feed on, “bir şeyi yiyecek veya besin kaynağı olarak kullanmak” anlamına gelir. Tüketen mayalardır; tükettikleri şey ise meyvedeki şekerlerdir. Yeniden kullanılabilen kalıp canlı + feed on + yiyecek veya besin kaynağı şeklindedir. on edatı bu ifadenin bir parçasıdır.
Alıştırma
“Nektarı yiyecek olarak kullanmak” anlamındaki hedef öbek fiille cümleyi tamamlayın: Adult butterflies ____ flower nectar.
Cevabı göster
feed on
As ... feed on: birlikte gelişen süreçler
As the yeasts feed on the fruit sugars ifadesinde as bir zaman cümleciği başlatır. Şekerlerle beslenme ve etanol üretme eylemlerinin gelişen aynı sürecin parçaları olarak gerçekleştiğini gösterir. As + subject + verb, main clause kalıbı, bir eylem veya değişim diğerine eşlik ettiğinde kullanışlıdır. Buradaki süreçler arasında nedensel bir bağ da vardır, ancak as zamanı ve sürecin gelişimini öne çıkarır; because yalnızca nedeni öne çıkarırdı.
Alıştırma
Hangi cümle soğumayı ve kristal oluşumunu birlikte gelişen süreçler olarak sunar?
- After the solution cools, crystals begin to form.
- As the solution cools, crystals begin to form.
- Because the solution cools, crystals begin to form.
Cevabı göster
As the solution cools, crystals begin to form.
a compound called ethanol: isim + called + ad
Burada called ethanol bileşiğin adını belirtir; “adı etanol olan bir bileşik” anlamına gelir. Buradaki called, telefonla arama yapmak anlamına gelmez. Dilbilgisel olarak called ethanol, compound sonrasında yer alan kısaltılmış bir ilgi cümleciğidir. a compound that is called ethanol şeklinde açılabilir. İsim + called + ad kalıbı, bir terimi kısa ve net biçimde tanıtır.
Alıştırma
İsim + called + ad kalıbını kullanarak cümleyi tamamlayın: Scientists discovered a particle ____ the Higgs boson.
Cevabı göster
called
fermentation: bir sürecin adı
Fermentation bir süreci adlandıran isimdir: maya gibi mikroorganizmaların şekerleri parçalayıp alkol, asit veya gaz gibi maddeler ürettiği süreci ifade eder. Bu cümlede, hemen önce anlatılan ve mayanın şekeri etanole dönüştürdüğü sürecin adıdır. Sürecin kendisinden söz ederken fermentation kullanılır; özellikle şarap, ekmek, yoğurt ve diğer fermente gıdalarla ilgili açıklamalarda görülür. İlgili fiil ferment sözcüğüdür.
Alıştırma
Yiyecek veya içecek üretiminde fermentation sözcüğünü en doğru açıklayan seçenek hangisidir?
- Gıdadaki sıvı ısıtılarak uzaklaştırılır.
- Mikroorganizmalar şekerleri parçalar ve alkol, asit veya gaz gibi maddeler üretir.
- Tüm mikrobiyal etkinliği durdurmak için gıda soğutulur.
Cevabı göster
Mikroorganizmalar şekerleri parçalar ve alkol, asit veya gaz gibi maddeler üretir.
Nobody knows exactly when humans began to create fermented beverages.
0:50İnsanların fermente içecekleri tam olarak ne zaman üretmeye başladığını kimse bilmiyor.
The earliest known evidence comes from 7000 BCE in China, Anlatım akışı
0:54Bilinen en eski kanıt, MÖ 7000'li yıllardan Çin'den gelmektedir;
The earliest known evidence comes from ...: tarihsel bir iddiayı sınırlandırmak
The earliest known evidence comes from ... günümüze kadar keşfedilmiş en eski kanıtı belirterek ve ardından kaynağını, tarihini veya yerini vererek tarihsel ya da bilimsel bir anlatımı başlatır. Örnekte comes from, kanıtla bağlantılı tarihi ve yeri tanıtır. Known iddianın kapsamını sınırlar: bu, şu anda bildiğimiz en eski kanıttır; olayın ilk kez o tarihte gerçekleştiğini kanıtlamaz. Bu yapı, kanıtların desteklediği sonuç ile daha güçlü ve kesin bir iddiayı birbirinden ayırır.
Alıştırma
Bu bağlamda earliest known evidence ifadesi ne anlama gelir?
- Bugüne kadar keşfedilmiş en eski kanıttır, ancak olay daha önce gerçekleşmiş olabilir.
- Olayın daha önce gerçekleşmiş olamayacağını kanıtlar.
- Kanıta dayanmayan kişisel bir tahmindir.
Cevabı göster
Bugüne kadar keşfedilmiş en eski kanıttır, ancak olay daha önce gerçekleşmiş olabilir.
where residue in clay pots has revealed that people were making an alcoholic beverage Dilbilgisi
0:59burada kil çömleklerdeki kalıntılar, insanların alkollü bir içecek yaptığını ortaya çıkarmıştır
where residue in clay pots has revealed that: bir yeri kanıta bağlamak
Bu cümlede where, China ifadesine gönderme yapan ve ek bilgi veren, kısıtlayıcı olmayan bir ilgi yan cümlesi başlatır. Bir yer sorusu sormaz; o yerde ne bulunduğunu açıklar. Yer, where + yerel kanıt + reveal/show that + sonuç kalıbı, bir yeri kanıta ve ardından kanıtın desteklediği sonuca bağlar. Burada residue, has revealed fiilinin öznesidir; that ile başlayan yan cümle ise sonucu belirtir.
Alıştırma
Yeri, orada bulunan kanıta doğal biçimde bağlayan ilgi sözcüğünü seçin: “The researchers examined a cave in Spain, ___ soot on the walls revealed that people had used fire there.”
- which
- what
- when
- where
Cevabı göster
where
from fermented rice, millet, grapes, and honey.
1:05ve bu, fermente pirinç, darı, üzüm ve baldan yapılmıştır.
Within a few thousand years: yaklaşık bir üst zaman sınırı koymak
Within a few thousand years, bir referans noktasından itibaren birkaç bin yıllık süre dolmadan önce anlamına gelir. Sonraki değişimin ne zaman gerçekleştiğine yaklaşık bir üst sınır koyar; belirli bir yılı belirtmez ve değişimin bu sürenin tamamı boyunca devam ettiğini söylemez. Yeniden kullanılabilen kalıp within + süre ifadesidir: within a few days, within six months veya within several decades.
Alıştırma
Hangi cümle, kıyı şeridindeki değişimin birkaç on yıllık süre dolmadan önce gerçekleştiği anlamına gelir?
- The coastline changed after a few decades.
- The coastline changed within a few decades.
- The coastline changed for a few decades.
Cevabı göster
The coastline changed within a few decades.
cultures all over the world were fermenting their own drinks. Kalıp ifadeler
1:11dünyanın dört bir yanındaki kültürler kendi içkilerini fermente etmeye başlamıştır.
all over the world: geniş coğrafi dağılım
all over the world, dünyanın birçok farklı yerinde ya da dünyanın dört bir yanında anlamına gelir. Bu cümlede kültürlerin coğrafi olarak geniş bir alana yayıldığını belirtir ve içecek mayalamanın tek bir bölgeyle sınırlı olmadığını vurgular. Burada all over bir kapsam ifadesi olarak kullanılır; over, üzerinde ya da yukarısında anlamına gelmez. Aynı kalıp all over the country ve all over the city gibi daha küçük yerler için de kullanılabilir.
Alıştırma
Bir festivalin dünyanın birçok yerinden ziyaretçi çektiğini söyleyen cümle hangisidir?
- The festival attracts visitors from one nearby town.
- The festival attracts visitors all over the world.
- The festival attracts visitors only in winter.
Cevabı göster
The festival attracts visitors all over the world.
Ancient Mesopotamians and Egyptians made beer throughout the year from stored cereal grains. Kalıp ifadeler
1:15Antik Mezopotamyalılar ve Mısırlılar depolanmış tahıl tanelerinden yıl boyunca bira ürettiler.
throughout the year: yılın tamamını kapsama
throughout the year, bütün yıl boyunca anlamına gelir ve zaman aralığının başından sonuna kadar genel olarak kapsandığını belirtir. Burada bira üretiminin yalnızca bir mevsimde değil, yılın bütün dönemlerinde mümkün olduğunu gösterir. Etkinliğin her dakika gerçekleşmesi gerekmez. Kesintisiz sürebilir ya da yılın farklı zamanlarında tekrarlanabilir.
Alıştırma
The museum is open throughout the year. Bu cümle neyi vurguluyor?
- Yalnızca yaz aylarında açıktır.
- Her yıl yalnızca bir gün açılır.
- Yalnızca bir mevsimde değil, bütün yıl boyunca açıktır.
Cevabı göster
Yalnızca bir mevsimde değil, bütün yıl boyunca açıktır.
This beer was available to all social classes, Kelime
1:22Bu biraya her sosyal sınıftan insan ulaşabiliyordu,
available to all social classes: kimlerin erişebildiği
Bu cümlede available to all social classes, toplumun her düzeyinden insanların birayı edinebildiği ya da tüketebildiği anlamına gelir. be available to + kişi veya grup kalıbı, bir şeye kimin erişebildiğini belirtir. Burada social classes, okul derslerini veya sınıflarını değil, toplumsal ya da ekonomik konuma göre ayrılan grupları ifade eder. all, erişimin yalnızca seçkinlerle sınırlı olmadığını açıkça gösterir.
Alıştırma
Bir hizmetin toplumun her kesiminden insanlar tarafından kullanılabildiğini hangi cümle ifade eder?
- The service is available only during school classes.
- The service is available to people from all social classes.
- The service provides classes about society.
Cevabı göster
The service is available to people from all social classes.
and workers even received it in their daily rations. Kelime
1:25ve hatta işçiler günlük istihkaklarında bile bira alıyorlardı.
daily rations: her gün için ayrılan sabit miktardaki malzemeler
Daily rations, her gün için ayrılan sabit miktardaki yiyecek, içecek veya diğer malzemelerdir. Sıradan bir öğünden farklı olarak rations, bir plana göre ya da bir yetkili tarafından dağıtılır. Bu cümlede biranın daily rations içinde alınması, işçilerin düzenli günlük payına dahil edildiği anlamına gelir. Bu ifade, ölçülü ve düzenli bir şekilde tedarik yapılmasını vurgular.
Alıştırma
"The crew received daily rations during the voyage," cümlesindeki daily rations nedir?
- Extra pay saved for a future trip
- Fixed amounts of food or supplies allotted for each day
- Any meals freely chosen from a menu
Cevabı göster
Fixed amounts of food or supplies allotted for each day
but because the climate wasn't ideal for growing grapes, Kalıp ifadeler
1:29ancak iklim üzüm yetiştirmek için ideal olmadığından,
ideal for growing grapes: ideal for + -ing biçimi
ideal for growing grapes ifadesinde ideal, “üzüm yetiştirme amacı için son derece uygun” demektir. Kalıp be ideal for + isim veya -ing biçimidir. Buradaki for bir edattır; bu nedenle ardından bir etkinlik geliyorsa fiil -ing biçimini alır: grow değil growing. Wasn't ideal, koşulların özellikle uygun olmadığını söyler; üzümlerin hiç yetişemeyeceği anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için record fiilinin doğru biçimini kullanın: This quiet room is ideal for ____ interviews.
Cevabı göster
recording
a rare and expensive delicacy: değerli bir yiyecek veya içecek
Burada a rare and expensive delicacy, özel, nadir, seçkin veya kültürel açıdan değerli olduğu için büyük değer verilen bir yiyecek ya da içecek demektir. Daha önce sözü edilen, elde edilmesi zor ve pahalı olan şarabı anlatır. Yiyecek bağlamında delicacy, bu özel anlama sahip bir isimdir. Yalnızca “narin bir şey” anlamına gelmez ve her pahalı nesneyi tanımlamaz.
Alıştırma
Bu yiyecek bağlamında delicacy ne anlama gelir?
- her gün yenen sıradan ve ucuz bir öğün
- dikkatle tutulması gereken kırılgan bir nesne
- nadir, seçkin veya kültürel açıdan önemli olduğu için değer verilen özel bir yiyecek ya da içecek
Cevabı göster
nadir, seçkin veya kültürel açıdan önemli olduğu için değer verilen özel bir yiyecek ya da içecek
By contrast: belirgin bir karşılaştırmayı işaretlemek
By contrast, az önce sözü edilen durumdan açıkça farklı olan ikinci bir durumu sunar. Dinleyiciye yeni bilgiyi bağımsız bir gerçek olarak değil, iki durumu karşılaştırarak değerlendirmesi gerektiğini gösterir. Cümle başında bir söylem belirleyicisi olarak işlev görür ve normalde ardından virgül gelir. Burada konu, şarabın nadir olduğu yerlerden çok daha yaygın olduğu yerlere geçer.
Alıştırma
The northern office is busy all year ifadesinden sonra hangi cümle en uygun şekilde gelir ve açıkça bir karşılaştırma kurar?
- By contrast, the southern office is quiet during the winter.
- For example, the southern office closes in August.
- As a result, the southern office hired more staff.
Cevabı göster
By contrast, the southern office is quiet during the winter.
wine was as readily available as beer was in Egypt and Mesopotamia. Dilbilgisi
1:40şarap, Mısır ve Mezopotamya'daki bira kadar kolay bulunabiliyordu.
as readily available as: eşit bulunabilirliği karşılaştırmak
Bu ifade as + zarf + sıfat + as eşitlik kalıbını kullanır. Readily, available sıfatını niteler; dolayısıyla as readily available as, “aynı ölçüde kolay elde edilebilir” anlamına gelir. Cümle, şarap ile birayı bulunabilirlik derecelerine göre karşılaştırır. İkinci as'ten sonra gelen beer was, karşılaştırmanın diğer tarafını açıkça gösterir: şarap bulunabiliyordu ve bira da bulunabiliyordu. Bağlam açıksa tekrarlanan fiil atılabilir: Wine was as readily available as beer.
Alıştırma
Cümleyi örnekteki “aynı ölçüde kolay elde edilebilir” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: During the festival, bottled water was ____ soft drinks.
Cevabı göster
as readily available as
Because yeasts will ferment basically any plant sugars,
1:45Mayalar temel olarak her türlü bitki şekerini fermente edebildiğinden,
ancient peoples made alcohol from whatever crops and plants grew where they lived. Dilbilgisi
1:48eski insanlar alkolü yaşadıkları yerde yetişen mahsullerden ve bitkilerden yaptılar.
whatever crops and plants grew where they lived: açık bir seçenek kümesi
Burada whatever, crops and plants ifadesinden önce gelir ve tüm ad öbeğine sonraki koşulu karşılayan her türlü ürün ve bitki anlamını verir. Koşul grew where they lived olduğundan, kullanılabilecek malzemeler sabit bir listeyle sınırlı değildir. Öbeğin tamamı from edatının tümlecidir ve hammaddeleri belirtir. Aktarılabilir whatever + isim + yan cümle kalıbı, seçenekleri önceden saymadan koşula uyan her şeyi ifade etmeyi sağlar.
Alıştırma
Sabit bir malzeme listesi yok. Hangi cümle bulunabilen herhangi bir malzemeye izin verir?
- Bring the supplies on the approved list.
- Bring whichever of these three supplies you prefer.
- Bring whatever supplies you can find.
Cevabı göster
Bring whatever supplies you can find.
what's now Mexico: geçmişteki bir yeri modern adla konumlandırmak
In what's now Mexico ifadesindeki what's, what is ifadesinin kısaltılmış biçimidir. Tüm ifade bugün Meksika denilen yerde anlamına gelir. What bir yeri belirtir, now ise bu yeri günümüzdeki adıyla ilişkilendirir. Daha eski bir dönemi anlatırken what is veya what's now + modern yer adı kullanılır. Bu yapı, modern ülkenin ya da bugünkü sınırlarının o zaman da var olduğunu ileri sürmeden geçmişteki yeri günümüz izleyicisi için konumlandırır.
Alıştırma
What's now kısaltmasını ve modern yer adı Turkey'yi kullanarak tarihsel cümleyi tamamlayın: The ancient settlement was in ____.
Cevabı göster
what's now Turkey
pulque, made from cactus sap: içeceğin adı ve ham maddesi
Pulque, belirli bir geleneksel Meksika fermente içeceğinin adıdır; meyve suyu veya alkolü genel olarak ifade eden İngilizce bir sözcük değildir. Geleneksel olarak agave bitkisinin öz suyunun fermente edilmesiyle üretilir. Kısaltılmış made from cactus sap ifadesi ham maddeyi açıklar ve “which is made from cactus sap” anlamına gelir. Sap, bir bitkinin içinde taşınan veya depolanan sıvıdır; sıradan meyve suyu değildir. Altyazı burada cactus sözcüğünü genel bir biçimde kullanır; botanik açıdan agave bir kaktüs değildir.
Alıştırma
pulque, made from cactus sap ifadesi ne anlatıyor?
- Her türlü meyve suyunun İngilizce adıdır.
- Bitki öz suyundan yapılan belirli bir geleneksel fermente içecektir.
- Kaktüs kurutma yöntemidir.
Cevabı göster
Bitki öz suyundan yapılan belirli bir geleneksel fermente içecektir.
the drink of choice: alışılmış favori içecek
Bu cümlede the drink of choice, bir kişi veya grubun ya da belirli bir ortamda insanların normalde tercih ettiği içecek anlamına gelir. Yalnızca tek bir durumda seçilmiş bir içeceği değil, yerleşmiş veya karakteristik bir tercihi anlatır. Aktarılabilir kalıp the + isim + of choice şeklindedir; the tool of choice ve the method of choice buna örnektir. Belirli bir grup veya amaç için genellikle tercih edilen seçeneği belirtir.
Alıştırma
“Bu ekibin normalde tercih ettiği araç” anlamını vermek için cümleyi ... of choice kalıbıyla tamamlayın: For quick design sketches, a tablet is the team's ____.
Cevabı göster
tool of choice
Almost every region of the globe had its own fermented drinks.
2:14Dünyanın neredeyse her bölgesi kendine has fermente içeceklere sahipti.
As alcohol consumption became part of everyday life, Kalıp ifadeler
2:18Alkol tüketimi günlük yaşamın bir parçası haline geldikçe,
became part of everyday life: günlük rutine yerleşmek
became part of everyday life, bir şeyin insanların sıradan rutinlerine yavaş yavaş girdiğini ve ara sıra gerçekleşen ya da özel durumlarla sınırlı bir şey olmaktan çıkıp normal kabul edildiğini anlatır. Başka bağlamlarda da kullanılabilen become part of + isim öbeği kalıbı, bir şeyin daha büyük bir alana dâhil olmasını anlatır. Örneğin become part of the culture, become part of the process ve become part of everyday life denebilir.
Alıştırma
Cümleyi “sıradan rutinlere girdi” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: Over time, online banking has ____.
Cevabı göster
become part of everyday life
some authorities latched onto effects they perceived as positive. Notlar
2:21bazı yetkililer olumlu olarak algıladıkları etkilere tutundular.
latched onto: bir fikre veya ayrıntıya sarılmak
latched onto, latch onto ifadesinin geçmiş zaman biçimidir. Burada mecazi anlamdadır: otoriteler olumlu gördükleri etkilere sarılmış ve bu etkilere özel önem vermiştir. İfade çoğu zaman hızlı, güçlü veya seçici bir ilgi ima eder. Otoritelerin neye odaklandığını anlatır, ancak etkilerin gerçekten olumlu olduğunu kanıtlamaz; perceived, olumlu değerlendirmesinin onların kendi yargısı olduğunu gösterir.
Alıştırma
Hangi cümle, birinin bir ayrıntıyı hızla yakalayıp ana odak hâline getirmesini en iyi anlatır?
- The editor latched onto one dramatic detail and made it the focus of the article.
- The editor removed one dramatic detail from the article.
- The editor reviewed every detail before deciding what mattered.
Cevabı göster
The editor latched onto one dramatic detail and made it the focus of the article.
perceived as positive: bir değerlendirmeyi aktarmak
effects they perceived as positive ifadesinde perceive A as B, “A'yı B olarak görmek veya değerlendirmek” anlamına gelir. Atılmış ilgi zamiri effects that they perceived as positive biçiminde geri getirilebilir: effects, perceived fiilinin nesnesidir; positive ise değerlendirmeyi verir. Bu ifade değerlendirmeyi bazı yetkililere atfeder. Etkilerin nesnel ya da bilimsel olarak olumlu olduğunun kanıtlandığını ileri sürmek yerine, onların hangi etkileri yararlı gördüğünü aktarır.
Alıştırma
Hangi cümle, kanıtlanmış bir olgu yerine bir değerlendirmeyi aktarmak için be perceived as yapısını doğru kullanıyor?
- The policy perceived many employees as unfair.
- The policy was perceived as unfair by many employees.
- An audit proved that the policy violated the written rule.
Cevabı göster
The policy was perceived as unfair by many employees.
Greek physicians considered wine to be good for health,
2:26Yunan doktorlar şarabın sağlık için faydalı olduğunu düşünürken,
and poets testified to its creative qualities. Kelime
2:29şairler de onun yaratıcı niteliklerine tanıklık etti.
testified to: kanıt görevi görmek
Burada testified to, “... için kanıt sundu” ya da “... göstergesi oldu” anlamındadır. Anlamı mahkemede yeminli ifade vermenin ötesine uzanır: şairlerin sözleri veya deneyimleri, söz konusu yaratıcı nitelikleri destekleyen unsurlar olarak sunulur. testify to + isim ya da ulaç yapısını kullanın. Özne bir kişi, olay, olgu veya sonuç olabilir. İfade, bir şeyin bir sonucu desteklediğini belirtir; ancak bu sonucun bilimsel olarak kanıtlandığı anlamına gelmek zorunda değildir.
Alıştırma
Hangi cümle testify to ifadesini hukuk dışı “... için kanıt olmak” anlamında kullanıyor?
- The ancient buildings testified to the town's long history.
- The curator testified the buildings to be historic.
- The witness testified in court about the accident.
Cevabı göster
The ancient buildings testified to the town's long history.
Others were more concerned about alcohol's potential for abuse. Kelime
2:32Diğerleri ise alkolün kötüye kullanılma potansiyelinden daha çok endişe duyuyordu.
potential for abuse: kötüye kullanım riskini anlatan resmî ifade
Bu cümlede alcohol's potential for abuse, alkolün aşırı kullanım veya bağımlılık da dahil olmak üzere zararlı ya da uygunsuz biçimde kullanılma olasılığını anlatır. Buradaki abuse, zararlı biçimde kötüye kullanımı belirten bir isimdir; sözlü veya fiziksel istismar anlamında değildir. potential for + isim veya -ing biçimi, olası bir sonuç ya da risk sunar; bu sonucun kesinlikle gerçekleşeceğini söylemez.
Alıştırma
Hangi cümle, bir uygulamanın kötüye kullanılma olasılığını potential for abuse ile anlatır?
- The app is useful, but it has the potential for abuse if access is not controlled.
- The app is useful, but it has been abused in every case.
- The app is useful, but it has the potential to abuse users.
Cevabı göster
The app is useful, but it has the potential for abuse if access is not controlled.
temperance: özellikle alkol konusunda ilkelere dayalı öz denetim
Temperance, istekler ve hazlar karşısında öz denetim göstermeyi, özellikle içkide aşırılıktan kaçınmayı ifade eder. Bu cümlede filozoflar bunu yalnızca içki miktarına ilişkin pratik bir sınır olarak değil, bir erdem veya yol gösterici ilke olarak teşvik ediyordu. Bu sözcük felsefi, dinî ve tarihî metinlerde sık görülür. Bu bağlamda mutlaka tamamen uzak durmak anlamına gelmez.
Alıştırma
Greek philosophers promoted temperance cümlesinde temperance büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- Her durumda tüm hazlardan tamamen kaçınma
- İlkelere dayalı öz denetim, özellikle aşırılıktan kaçınma
- Bir şeyin ne kadar sıcak veya soğuk olduğunu ölçme
Cevabı göster
İlkelere dayalı öz denetim, özellikle aşırılıktan kaçınma
Early Jewish and Christian writers in Europe integrated wine into rituals, Kalıp ifadeler
2:39Avrupa'daki ilk Yahudi ve Hıristiyan yazarlar şarabı ritüellere dahil ettiler,
integrated wine into rituals: integrate X into Y kalıbı
Bu cümlede integrated wine into rituals, şarabın yalnızca ritüellerle birlikte kullanılması değil, ritüellerin düzenli bir parçası hâline getirilmesi demektir. Geçmiş zamandaki integrated fiili, wine sözcüğünü daha geniş bir uygulamaya eklenen unsur olarak gösterir. Başka durumlara aktarılabilen kalıp integrate X into Y şeklindedir: X eklenen şey, Y ise onu alan sistem, etkinlik veya süreçtir. Örneğin integrate data into a system aynı kalıbı kullanır.
Alıştırma
Cümleyi integrate ... into yapısının geçmiş zamanıyla tamamlayın: The school ____ media-literacy lessons ____ its curriculum.
Cevabı göster
integrated · into
but considered excessive intoxication a sin. Kelime
2:43ancak aşırı sarhoşluğu bir günah olarak kabul ettiler.
excessive intoxication: aşırı sarhoşluk için resmî bir ifade
Excessive intoxication, kabul edilebilir veya güvenli bir sınırı aşan sarhoşluk için kullanılan resmî bir isim öbeğidir. Alkolle ilgili bu cümlede intoxication, alkolün yol açtığı işlev bozukluğu durumunu adlandırırken excessive bu düzeyin gereğinden fazla olduğunu belirtir. Bu ifade sarhoşluğu yargılanabilecek veya düzenlenebilecek bir durum olarak sunar ve cümlede bunun günah sayılmasına ilişkin ahlaki yargıyı destekler. Başka durumlara aktarılabilecek fikir yalnızca alkol içmek değil, kabul edilemeyecek kadar yüksek bir işlev bozukluğu düzeyine ulaşmaktır.
Alıştırma
Excessive intoxication ifadesi için en uygun durum hangisidir?
- Tehlikeli sarhoşluk düzeylerini ele alan bir halk sağlığı raporu
- Bir arkadaşın biraz çakırkeyif olduğunu söyleyen gündelik bir mesaj
- Alkolün pişirme sırasında buharlaştığını açıklayan bir tarif
Cevabı göster
Tehlikeli sarhoşluk düzeylerini ele alan bir halk sağlığı raporu
an Islamic rule against praying while drunk Kalıp ifadeler
2:49sarhoşken dua etmeye karşı olan İslami bir kural
rule against praying while drunk: rule against + -ing biçimi
rule against praying ifadesinde against bir edattır. a rule against + isim veya -ing biçimi kalıbı, bir kuralın karşı çıktığı ya da yasakladığı eylemi belirtir. Bu nedenle burada pray veya to pray değil, praying kullanılmalıdır. While drunk, while someone is drunk anlamına gelen kısaltılmış bir yan cümledir. Yasaklanan eylemin koşulunu sınırlar: kural genel olarak dua etmeyi değil, bu durumdayken dua etmeyi konu alır.
Alıştırma
Kuralı tamamlamak için smoke fiilinin doğru biçimini kullanın: The apartment building has a rule against ____ in shared hallways.
Cevabı göster
smoking
gradually solidified into a general ban on alcohol. Deyimler
2:52yavaş yavaş alkole yönelik genel bir yasağa dönüştü.
solidified into a general ban: zamanla yerleşik bir yasağa dönüşme
Burada solidified into mecazi anlamdadır. Kapsamı daha dar veya henüz tam olarak yerleşmemiş bir kuralın zamanla kesinleşerek genel bir yasak biçimini aldığını anlatır. Into ortaya çıkan biçimi gösterir; general ban ise belirli bir durumla sınırlı olmayan geniş kapsamlı bir yasak demektir. Bu kalıp bir düşüncenin, düzenlemenin veya hareketin zaman içinde daha açık, istikrarlı ve kesin hâle gelmesini anlatır; fiziksel olarak donma ya da katılaşma anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümlede solidified into, zamanla yerleşik bir biçime dönüşmeyi anlatan mecazi anlamıyla kullanılmıştır?
- Over several years, the volunteer group solidified into a national charity.
- The charity replaced its logo yesterday.
- The melted wax solidified as it cooled.
Cevabı göster
Over several years, the volunteer group solidified into a national charity.
Ancient fermented beverages had relatively low alcohol content. Kalıp ifadeler
2:57Antik fermente içeceklerin alkol oranı nispeten düşüktü.
relatively low alcohol content: nispeten düşük alkol oranı
Alcohol content, bir içecekteki alkol miktarı veya yüzdesi demektir. Buradaki content, bir metin ya da videodaki bilgi anlamına değil, bir maddenin içerdiği miktara gönderme yapar. Relatively low, başka içecekler, başka bir dönem veya olağan bir düzey gibi ilgili bir ölçütle karşılaştırıldığında düşük demektir. Mutlak olarak düşük, alkolsüz veya kendiliğinden güvenli anlamına gelmez.
Alıştırma
Bir içecekteki alkol miktarını content ismiyle belirtmek için cümleyi tamamlayın: This cider has a relatively low ____.
Cevabı göster
alcohol content
At about 13% alcohol: sayısal bir düzeyi çerçevelemek
At about 13% alcohol, cümlenin başında sayısal bir çerçeve oluşturur. Sonraki ana cümledeki olayın alkol oranı yaklaşık %13 olduğunda gerçekleştiğini bildirir; buradaki at bir yeri değil, sayısal bir düzeyi belirtir. About, sayının yaklaşık olduğunu gösterir. At + measurement, ... kalıbı, bilimsel veya veriye dayalı açıklamalarda önce ilgili düzeyi, ardından sonucu vererek bilgiyi düzenler.
Alıştırma
Hangi cümle yaklaşık 80 santigrat dereceyi bir değişimin başladığı düzey olarak belirler?
- The temperature rises by about 80 degrees Celsius.
- The temperature rises to about 80 degrees Celsius.
- At about 80 degrees Celsius, the wax begins to soften.
Cevabı göster
At about 80 degrees Celsius, the wax begins to soften.
the byproducts wild yeasts generate during fermentation
3:04yaban mayalarının fermantasyon sırasında ürettiği yan ürünler
fermentation stops and the alcohol content levels off. Öbek fiiller
3:11fermantasyon durur ve alkol oranı sabitlenir.
levels off: bir eğilimin değişmeyi bırakıp sabitlenmesi
Bu cümlede levels off, fermantasyon durduktan sonra alkol içeriğinin artık yükselmemesi ve yaklaşık olarak sabit bir düzeye oturması anlamına gelir. level off, yükselen veya düşen bir sayı ya da eğilimin daha sonra çok az değişmesi için kullanılır. Bir plato oluşmasını anlatır; değerin bundan sonra sonsuza kadar tamamen sabit kalması gerekmez.
Alıştırma
Cümleyi level off ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: After rising rapidly for six months, website traffic began to ____ at about 50,000 visits a day.
Cevabı göster
level off
That changed with the invention of a process called distillation. Notlar
3:19Bu durum, damıtma adı verilen bir sürecin icadıyla değişti.
That changed with + isim öbeği: bir dönüm noktasını belirtmek
That, tek bir isme değil, daha önce anlatılan durumun tamamına gönderme yapar. That changed, önceki durumun artık aynı kalmadığını anlatır; burada damıtmanın icadı, alkol içeriği üzerindeki eski sınırı ortadan kaldırmıştır. With, dönüm noktasını belirleyen yeni olayı veya gelişmeyi tanıtır. That changed with + isim öbeği kalıbı, bir açıklamanın eski durumdan yeni durumu oluşturan etkene geçmesini sağlar.
Alıştırma
Cümleyi bu nottaki dönüm noktası kalıbıyla tamamlayın: Home internet used to be slow. ____ the arrival of fiber-optic service.
Cevabı göster
That changed with
distillation: buharlaştırma ve yoğunlaştırmayla ayırma
Distillation bir ayırma işlemidir. Sıvı bir karışım, bir veya daha fazla bileşeni buhara dönüşecek şekilde ısıtılır; ardından buhar soğutulur, yeniden sıvı hâle yoğunlaştırılır ve toplanır. a process called distillation ifadesinde called distillation işlemin adını belirtir. Alkol üretiminde alkol sudan daha uçucu olduğu için damıtma, alkol yoğunluğunu artırabilir.
Alıştırma
Bir sıvıyı ısıtan, belirli bir buharı toplayan ve buharı yeniden sıvıya dönüşmesi için soğutan işlemin adı hangisidir?
- distillation
- fermentation
- filtration
Cevabı göster
distillation
9th century Arabic writings described boiling fermented liquids
3:229. yüzyıl Arap yazıtları, fermente sıvıların kaynatılmasını
to vaporize the alcohol: amaç ve hâl değişimi
to vaporize the alcohol ifadesinde vaporize geçişli bir fiildir: ısı, alkolün sıvı hâlden buhara dönüşmesine neden olur. Alkol kaybolmaz; fiziksel hâli değişir. to ile kurulan mastar yapısı amaç bildirir. Metinlerde, alkolü buhara dönüştürmek amacıyla fermente sıvıların kaynatılması anlatılmıştır.
Alıştırma
Cümleyi, “alkolü sıvı hâlden buhara dönüştürmek” anlamındaki vurgulanan ifadeyle tamamlayın: In the lab, they heated the mixture to ____.
Cevabı göster
vaporize the alcohol
Alcohol boils at a lower temperature than water, Dilbilgisi
3:29Alkol sudan daha düşük bir sıcaklıkta kaynar,
boils at a lower temperature than: hâl değişimi sıcaklıklarını karşılaştırma
A boils at a lower temperature than B kalıbı, iki maddenin kaynadığı sıcaklıkları karşılaştırır. Burada alkolün kaynama noktasına sudan daha düşük bir sıcaklıkta ulaştığını anlatır. than ifadesinden sonra, than water örneğinde olduğu gibi yalnızca karşılaştırılan isim öbeği gelebilir; than water does şeklindeki tam yan cümleyi tekrarlamak gerekmez. Aynı kalıp, melts at a higher temperature than gibi başka hâl değişimi fiilleriyle de kullanılabilir.
Alıştırma
Mumun erime sıcaklığının daha düşük olduğunu belirtmek için örnekteki beş sözcüklük karşılaştırma kalıbıyla cümleyi tamamlayın: Wax melts ____ iron.
Cevabı göster
at a lower temperature than
Capture..., cool..., and what's left is...: adımlardan sonuca ulaşma
Cümle, Capture ve cool şeklindeki iki emir fiilini art arda sıralar ve ardından bu eylemlerin sonucunu and ile tanıtır. “A'yı yap, B'yi yap ve sonuç C olsun” biçimindeki bu kısa yapı, bir süreci sırayla açıklamak için kullanışlıdır. What's left is, what is left is ifadesinin kısaltılmış biçimidir. What is left “geriye kalan şey” anlamına gelir ve bildirme cümlesinin öznesi olur; soru değildir.
Alıştırma
Süreç açıklamasını, örnekteki “geriye kalan şey” anlamına gelen üç sözcüklük kısaltılmış ifadeyle tamamlayın: Filter the mixture, remove the solids, and ____ clear water.
Cevabı göster
what's left is
much more concentrated than any fermented beverage.
3:39ve herhangi bir fermente içecekten çok daha yoğundur.
these stronger spirits were used for medicinal purposes. Kelime
3:44bu daha sert içkiler tıbbi amaçlarla kullanıldı.
stronger spirits: daha yüksek alkollü damıtılmış içkiler
Alkolün tarihine ilişkin bu bağlamda spirits, rom, cin veya brendi gibi damıtılmış alkollü içkilerin kategori adıdır. Ruh hâlleri, ruhlar veya doğaüstü varlıklar anlamına gelmez. Stronger alkol derecesini karşılaştırır: Bu içkilerin alkol oranı sıradan fermente içeceklerden daha yüksekti. Kalitelerinin daha iyi olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Örnekte spirits ne anlama geliyor?
- doğaüstü varlıklar
- insanların ruh hâlleri
- damıtılmış alkollü içkiler
Cevabı göster
damıtılmış alkollü içkiler
medicinal purposes: ilaç olarak kullanma amacı
Medicinal purposes, ilaç veya tedaviyle bağlantılı kullanımlar anlamına gelir. Burada damıtılmış içkilerin tedavi edici bir araç olarak kullanıldığı söylenir; bu ifade, amaçlanan veya tarihsel kullanımı anlatır, etkili olduklarını kanıtlamaz. be used for + adjective + purposes kalıbı, nedeni ya da işlevi resmî bir biçimde ifade eder. Aynı kalıp be used for educational purposes ve be used for legal purposes ifadelerinde de görülür.
Alıştırma
Cümleyi “ilaç olarak” anlamına gelen hedef ifadeyle tamamlayın: The herb was traditionally used for ____.
Cevabı göster
medicinal purposes
Then spirits became an important trade commodity, Kelime
3:48Daha sonra sert içkiler önemli bir ticari mal haline geldi,
trade commodity: piyasa değişimine odaklanma
Burada trade commodity, farklı yerler arasında alınıp satılabildiği ve taşınabildiği için önem kazanan bir malı ifade eder. Commodity sözcüğü, bir şeyin yalnızca insanlar tarafından kullanılmasına değil, değişim ve piyasa değerine odaklanır. Bu nedenle cümle, damıtılmış içkileri yalnızca kişisel tüketim için bir içecek olarak değil, ticaret yoluyla dolaşıma girebilen bir mal olarak sunar.
Alıştırma
Hangi cümle kahveyi uluslararası piyasalarda alınıp satılan toplu bir mal olarak en iyi şekilde sunar?
- Coffee became a major trade commodity.
- Coffee became a carefully designed consumer product.
- Coffee became a useful household possession.
Cevabı göster
Coffee became a major trade commodity.
unlike beer and wine: karşılaştırma çerçevesini kurma
unlike beer and wine ifadesi, cümlenin geri kalanından önce karşılaştırma çerçevesini kurar. Damıtılmış içkilerin bira ve şarapla karşılaştırıldığını belirtir; ardından they didn't spoil sözleri temel farkı açıklar. Karşılaştırma noktasını önce vermek açıklamayı takip etmeyi kolaylaştırır. Burada unlike, «-den farklı olarak» anlamına gelen bir edattır. Ardından beer and wine isim grubu gelir. Yeniden kullanılabilecek kalıp Unlike X, Y does something different. şeklindedir.
Alıştırma
«-den farklı olarak» anlamına gelen edatı kullanarak İngilizce cümleyi tamamlayın: ____ fresh milk, powdered milk can be stored for months.
Cevabı göster
Unlike
didn't spoil: bozulmadılar
Bu cümlede spoil, yiyecek ya da içeceğin “bozulması”, yani tüketilmeye uygun olmaktan çıkması anlamına gelir. They daha önce sözü edilen damıtılmış içkilere gönderme yapar; didn't spoil ise bu içkilerin bozulmadığını belirtir. Bozulan şey yiyecek ya da içeceğin kendisiyse spoil çoğunlukla geçişsiz kullanılır: The milk spoiled. Bu kullanım, “sürprizi bozmak” anlamındaki spoil a surprise ve “çocuğu şımartmak” anlamındaki spoil a child gibi geçişli kullanımlardan farklıdır.
Alıştırma
Hangi cümlede spoil, “yenmeye veya içilmeye uygun olmaktan çıkmak” anlamında kullanılmıştır?
- The grandparents spoil the child with gifts.
- The milk will spoil if it stays in the sun.
- The child will spoil the surprise before dinner.
Cevabı göster
The milk will spoil if it stays in the sun.
made from sugar harvested in European colonies in the Caribbean, Dilbilgisi
3:55Karayipler'deki Avrupa sömürgelerinde hasat edilen şekerden yapılırdı
made from sugar harvested...: iç içe kısaltılmış ilgi cümlecikleri
Virgüllerle ayrılan made from sugar... ifadesi, Rum sözcüğünü niteleyen kısaltılmış edilgen bir ilgi cümleciğidir. which was made from sugar biçiminde açılabilir. Rom hakkında ek bilgi verir, ancak cümlenin ana fiilini oluşturmaz. Bu ifadenin içindeki harvested in European colonies, bu kez sugar sözcüğünü niteleyen başka bir kısaltılmış edilgen ilgi cümleciğidir. sugar that was harvested in European colonies biçiminde açılabilir. Yapıyı katmanlar hâlinde okuyun: şeker orada hasat edilmiş, rom da o şekerden yapılmıştır.
Alıştırma
Vurgulanan ifadeyle ilgili hangi çözümleme doğrudur?
- harvested in European colonies doğrudan Rum sözcüğünü niteler.
- made from sugar, Rum sözcüğünü; harvested in European colonies ise sugar sözcüğünü niteler.
- made ve harvested sözcüklerinin ikisi de cümlenin ana fiilidir.
Cevabı göster
made from sugar, Rum sözcüğünü; harvested in European colonies ise sugar sözcüğünü niteler.
a staple for sailors: yerleşik bir temel ihtiyaç anlamında staple
a staple for sailors ifadesinde staple, bir grubun düzenli olarak ihtiyaç duyduğu ve yerleşik hâle gelmiş temel bir şeyi belirten isimdir. İfade, bu şeyin denizcilerin erzak ve malzemeleri arasında düzenli ve önemli bir yere sahip olduğunu anlatır; büro malzemesi olan zımba telini anlatmaz. a staple for + grup yapısı, onu temel ihtiyaç olarak gören grubu belirtir. a staple of + beslenme düzeni, rutin veya sistem yapısı ise onun düzenli bir yere sahip olduğu daha büyük bütünü belirtir.
Alıştırma
Hangi cümlede staple, yerleşik temel bir şey anlamında kullanılmıştır?
- Rice is a staple food in many regions.
- He stapled the pages together.
- She removed a staple from the document.
Cevabı göster
Rice is a staple food in many regions.
trade X for Y: X'i verip Y'yi almak
Trade X for Y, X'i verip karşılığında Y'yi almak demektir. X elden çıkarılan şeydir; for sonrasındaki isim öbeği ise elde edilen şeyi belirtir. Burada it, daha önce geçen brandy and gin ifadesine gönderme yapar. Bu nedenle traded it for enslaved people, içkiyi verilen şey, köleleştirilmiş insanları ise elde edilen taraf olarak sunar; yapı takasın yönünü açıkça gösterir.
Alıştırma
Maya'nın ne aldığını gösteren edatı yazarak cümleyi tamamlayın: Maya traded her old laptop ____ store credit.
Cevabı göster
for
enslaved people: dayatılmış bir durum, kimlik değil
Enslaved people, özgürlükleri zorla ellerinden alınan, mülk gibi kontrol edilen ve çalışmaya zorlanan insanlar demektir. Bu cümlede, insanların takas edilen nesneler gibi görüldüğü tarihsel köle ticaretini anlatır. Temel isim people sözcüğüdür; enslaved ise başkalarının bu insanlara dayattığı bir durumu tanımlar. İnsanı önceleyen bu kullanım, köleleştirilmenin onların doğal ya da bütün kimliği olmadığını vurgular.
Alıştırma
Bu tarihsel bağlamda enslaved people ne anlama gelir?
- Sıradan ücretli bir işi özgürce kabul etmiş insanlar
- Özgürlükleri zorla ellerinden alınmış ve başkalarının kontrolü altına sokulmuş insanlar
- Geçici olarak başka bir bölgeye seyahat etmiş insanlar
Cevabı göster
Özgürlükleri zorla ellerinden alınmış ve başkalarının kontrolü altına sokulmuş insanlar
and goods like palm oil and rubber.
4:09ve palm yağı ve kauçuk gibi mallar karşılığında takas ettiler.
Spirits became a form of money in these regions. Kalıp ifadeler
4:12Sert içkiler bu bölgelerde bir tür para haline geldi.
a form of money: değişim aracı olarak işlev görmek
A form of money, belirli bir ortamda para işlevi gören bir şey demektir. a form of + isim kalıbı, bir şeyi daha geniş bir kategoriye yerleştirir veya o kategorinin ortaya çıkma biçimlerinden biri olarak sunar. Burada damıtılmış içkiler gerçekten madeni ya da kâğıt paraya dönüşmedi. Takaslarda kullanılabildikleri için değişim aracı işlevi gördüler.
Alıştırma
Cümleyi hedef ifade a form of money ile tamamlayın: In the village, salt was widely accepted in exchange for food, so it served as ____.
Cevabı göster
a form of money
Tarihsel Bir Dönem Olarak the Age of Exploration
The Age of Exploration, özellikle 15. yüzyılın sonlarından 17. yüzyıla kadar Avrupa güçlerinin uzun okyanus yolculukları yaptığı, deniz ticaret yollarını genişlettiği ve sömürge denetimini artırdığı tarihsel dönemin yerleşik adıdır. Burada During the Age of Exploration, deniz yolculukları ve ticaretle ilgili anlatı için tarihsel zaman çerçevesini kurar. Bir kişinin keşfetmeye başladığı yaş veya yaşam evresi anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu cümlede the Age of Exploration neyi ifade ediyor?
- modern bir bilimsel keşif programı
- bir kişinin keşfetmeye başladığı yaşam evresi
- Avrupa'nın denizaşırı yolculuklar, ticaret ve sömürgeci genişleme gerçekleştirdiği tarihsel dönem
Cevabı göster
Avrupa'nın denizaşırı yolculuklar, ticaret ve sömürgeci genişleme gerçekleştirdiği tarihsel dönem
spirits played a crucial role in long-distance sea voyages. Kalıp ifadeler
4:17sert içkiler uzun mesafeli deniz yolculuklarında çok önemli bir rol oynadı.
played a crucial role in: Belirleyici Önemi İfade Etmek
played a crucial role in ifadesinde play, eğlenmek veya müzik çalmak değil, bir işlev görmek ya da bir işleve sahip olmak anlamındadır. İfade, bir şeyin bir faaliyet veya sonuç için son derece önemli olduğunu belirtir. Kalıp play a crucial role in + isim veya -ing biçimidir. Played geçmiş zamanı gösterir; özgün cümlede ardından long-distance sea voyages isim öbeği gelir.
Alıştırma
Cümleyi play a crucial role in ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Accurate weather forecasts ____ helping the crew avoid the storm.
Cevabı göster
played a crucial role in
Sailing from Europe to East Asia and the Americas
4:21Avrupa'dan Doğu Asya'ya ve Amerika'ya yelken açmak
and keeping water fresh for the crew was a challenge. Dilbilgisi
4:25ve mürettebat için suyu taze tutmak bir zorluktu.
keeping water fresh for the crew: özne olarak kullanılan gerund öbeği
Keeping water fresh for the crew bir gerund öbeğidir. Öbeğin tamamı bir faaliyeti adlandırır ve was a challenge yapısının öznesi olur; buradaki keeping, devam eden zaman fiilinin bir parçası değildir. Öbek içindeki keep + nesne + sıfat yapısı, bir şeyin belirli bir durumda kalmasını sağlamak anlamına gelir: keep water fresh. For the crew, suyun kimler için olduğunu belirtir.
Alıştırma
Hangi cümlede -ing biçimindeki bir faaliyet özne olarak kullanılmış ve keep + nesne + sıfat yapısına yer verilmiştir?
- The driver is keeping the medicine cool during transport.
- Keep the medicine cool during transport.
- Keeping medicine cool during transport is essential.
Cevabı göster
Keeping medicine cool during transport is essential.
Adding ... kept water fresh longer: gerund özne ve sonucu
Adding a bucket of brandy to a water barrel, özne görevi gören bir gerund öbeğidir. Kept cümlenin temel fiilidir ve bu faaliyetin yol açtığı sonucu belirtir. Kept water fresh longer içinde keep + nesne + sıfat kalıbı kullanılır. Water nesnedir, fresh korunan durumu adlandıran nesne tamamlayıcısıdır ve longer bu durumun daha uzun sürdüğünü belirtir.
Alıştırma
Hangi cümlede -ing biçimindeki bir faaliyet özne olarak ve kept + nesne + sıfat yapısı da sonucu belirtmek için doğru kullanılmıştır?
- Ice was keeping the drinks cold for longer.
- Adding ice kept the drinks coldly longer.
- Adding ice kept the drinks cold longer.
Cevabı göster
Adding ice kept the drinks cold longer.
because alcohol is a preservative that kills harmful microbes. Kelime
4:33çünkü alkol zararlı mikropları öldüren bir koruyucudur.
a preservative that kills harmful microbes: anlamı ve ilgi cümleciği yapısı
Bu cümlede a preservative, bir şeyin bozulmasını veya güvensiz hâle gelmesini önlemeye yardımcı olan maddeyi ifade eder. Harmful microbes ise bazı bakteri veya mantarlar gibi hasara ya da hastalığa yol açabilen küçük organizmalardır. that kills harmful microbes ilgi cümleciği preservative sözcüğünü niteler ve burada anlatılan etki mekanizmasını açıklar. Preservative, koruma eylemini değil, maddenin kendisini adlandırır.
Alıştırma
Cümleyi en iyi hangi sözcük tamamlar? Salt can act as a ___ in some foods.
- preservative
- preservation
- preserve
Cevabı göster
preservative
So by the 1600s: bir sonucu tarihsel varış noktasına bağlamak
So, önceki açıklamaya gönderme yapar ve ardından bir sonuç geleceğini belirtir. Anlatıyı önceki nedenler veya gelişmeler ve bunların ardından gelen sonuç biçiminde düzenler. By the 1600s, 1600'lü yılları tarihsel bir varış noktası olarak ele alır: ardından anlatılan durum o döneme gelindiğinde gelişmişti. The 1600s, yalnızca 1600 yılını değil, 1600–1699 arasındaki 17. yüzyılı ifade eder.
Alıştırma
Kasabanın 1900'lü yıllara gelindiğinde zaten önemli bir liman olduğunu hangi cümle anlatır?
- By the 1900s, the town had become a major port.
- In the 1900s, the town became a major port.
- After the 1900s, the town became a major port.
Cevabı göster
By the 1900s, the town had become a major port.
alcohol had gone from simply giving animals a buzz Notlar
4:40alkol sadece hayvanlara çakırkeyiflik vermekten çıkıp
giving animals a buzz: hayvanlarda hafif bir alkol etkisi yaratmak
Bu bağlamda give someone a buzz, bir kişide veya hayvanda hafif ve kısa süreli bir sarhoşluk ya da uyarılma hissi oluşturmak demektir. Animals bu etkiyi hisseden tarafı, a buzz ise alkolün yol açtığı hissi belirtir. Buradaki buzz, bir böceğin vızıltısını anlatmaz. Alkol bağlamı, sözcüğün gündelik dildeki his anlamını seçer; bu his genellikle sarhoş olmaktan daha hafiftir.
Alıştırma
Buzz hangi cümlede alkolün yol açtığı hafif bir hissi ifade eder?
- The small glass of wine gave Nina a pleasant buzz.
- Give me a buzz when your train arrives.
- The buzz of the bee woke the baby.
Cevabı göster
The small glass of wine gave Nina a pleasant buzz.
to fueling global trade and exploration, Deyimler
4:44küresel ticareti ve keşifleri besleyen bir güce dönüştü,
had gone from ... to fueling: geçmişte tamamlanmış bir dönüşüm
Go from X to Y, bir durumdan, faaliyetten veya rolden başka birine geçişi anlatır. Burada alkol, hayvanlarda yalnızca hafif bir sarhoşluk etkisi yaratmaktan küresel ticaret ve keşifleri desteklemeye geçmiştir. Had gone geçmiş zamanın bitmiş hâlidir; değişimin anlatıdaki daha sonraki bir geçmiş noktadan önce tamamlandığını gösterir. From ve to sonrasında giving ... ve fueling ... biçiminde paralel -ing öbekleri kullanılır. Bu yapıda to bir edattır; X bir -ing faaliyeti olduğunda Y için de -ing biçimi kullanmak doğaldır.
Alıştırma
Go from X to Y yapısını geçmiş zamanın bitmiş hâliyle tamamlayın: By 2018, Maya's project had ____ serving one neighborhood ____ supporting schools across the city.
Cevabı göster
gone from · to
fueling global trade and exploration: fuel fiilinin mecaz anlamı
fueling global trade and exploration ifadesinde fuel mecaz anlamlı bir fiildir. “Bir şeyin büyümesini, yayılmasını veya sürmesini sağlayan itici gücü vermek” anlamına gelir; “bir makineye gerçek yakıt koymak” anlamında değildir. global trade and exploration soyut nesnelerdir ve bu mecaz anlamı gösterir. Daha genel olarak fuel bir gelişmeyi nesne olarak aldığında, bir etkenin o gelişmeyi daha güçlü veya etkin hâle getirdiğini belirtir.
Alıştırma
Hangi cümlede fuel, “harekete geçirmek veya şiddetlendirmek” anlamında mecaz olarak kullanılmıştır?
- The driver fueled the car before the trip.
- Fresh evidence fueled public interest in the case.
- The campsite stored enough fuel for the winter.
Cevabı göster
Fresh evidence fueled public interest in the case.
As time went on: geçmişteki bir anlatıyı ilerletmek
As time went on, “zaman geçtikçe” anlamına gelen bir zaman geçiş ifadesidir. Bir cümlenin başında kullanıldığında anlatıyı önceki bir aşamadan ileri taşır ve okuyucuyu ya da dinleyiciyi daha sonra yavaş yavaş gerçekleşen bir gelişmeye hazırlar. Burada as bir zaman yan cümlesi başlatır ve “zamanın geçmesiyle” anlamına gelir. as tall as gibi bir yapıda kullanılan karşılaştırma anlamındaki as değildir.
Alıştırma
“Zaman geçtikçe” anlamına gelen, derste öğrendiğiniz dört kelimelik geçiş ifadesiyle geçmiş zaman anlatısını tamamlayın: ____, the new team learned to work well together.
Cevabı göster
As time went on
its role in human society would only get more complicated. Dilbilgisi
4:51insan toplumundaki rolü daha da karmaşıklaşacaktı.
would only get more complicated: geçmişten bakılan gelecek
Bu tarihsel anlatıda would + fiilin yalın hâli, geçmişteki bir noktadan bakılan geleceği gösterir. Anlatıcı geçmişteki bir andan daha sonra yaşanan gelişmelere bakar: bu rol ileride daha karmaşık hâle gelecekti. Buradaki would, kibar bir rica ya da bir koşulun sonucu değildir. Only eğilimi güçlendirir. Would only get more complicated, sonraki gelişmenin daha basit olmaya değil, yalnızca daha karmaşık olmaya doğru ilerlediğini belirtir.
Alıştırma
Cümleyi geçmişten bakılan sonraki bir gelişmeyi gösteren biçimle tamamlayın: Historians knew that the conflict ____ get more complicated.
Cevabı göster
would
Tracing the history of our industry and agriculture Dilbilgisi
4:55Sanayimizin ve tarımımızın tarihinin izini sürmek
gives us a fascinating look at what we value as a species Anlatım akışı
4:58bize bir tür olarak neye değer verdiğimize
Tracing ... gives us: özne olarak kullanılan isim-fiil öbeği
Tracing the history of our industry and agriculture, cümlenin tam öznesi olarak kullanılan bir isim-fiil öbeğidir. Bu tarihi izleme faaliyetini adlandırır; Tracing sözcüğünden önce bir be biçimi bulunmadığı için yapı şimdiki zamanda devam eden bir eylem değildir. Faaliyetin tamamı tek ve tekil bir fikir olarak ele alınır, bu yüzden ana fiil gives olur. Doing X gives us Y kalıbı önce bir faaliyet ya da yöntemi sunar, ardından bunun sağladığı anlayışı veya sonucu belirtir.
Alıştırma
Cümleyi give fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: Comparing the two reports ____ us a clearer view of the problem.
Cevabı göster
gives
what we value as a species: gömülü bir what yan tümcesi ve bütün insanlığı kapsayan bakış
what we value, the things that we value anlamına gelen ve daha büyük bir cümlenin içine yerleşen bir what yan tümcesidir. İsim gibi tek bir birim oluşturur ve look at yapısındaki at edatının tamamlayıcısıdır. Yan tümcenin içinde what + we + value bildirme sırası kullanılır; what + do we + value kullanılmaz. as a species, we sözcüğünün kapsamını tek bir ülke ya da kültür yerine bütün insanlık olarak belirler. Bu çerçeve, belirli bir konuyu insanlığın ortak öncelikleri hakkında daha geniş bir soruya dönüştürür.
Alıştırma
İnsanlığın ortak değerleriyle ilgili soruyu examines sözcüğünden sonra doğru biçimde gömen cümle hangisidir?
- The report examines that we value as a species.
- The report examines what do we value as a species.
- The report examines what we value as a species.
Cevabı göster
The report examines what we value as a species.
and how we've ended up where we are today. Öbek fiiller
5:02ve bugün bulunduğumuz noktaya nasıl geldiğimize dair büyüleyici bir bakış sunuyor.
ended up where we are today: bir süreçten sonra ulaşılan nihai durum
end up, bir sürecin ardından nihai bir sonuca ya da duruma ulaşmak anlamına gelen bir öbek fiildir. Çoğu zaman izlenen yolun veya sonucun başlangıçta belli olmadığını düşündürür; ancak sonucun olumsuz olması gerekmez. where we are today mutlaka fiziksel bir yeri değil, ulaşılan son durumu belirtir. Burada günümüzdeki toplumsal durumumuz anlamındadır. end up ifadesini tek bir birim olarak ele alın; yaygın yapılar arasında end up + -ing, end up + sıfat veya edat öbeği ve end up + where yan tümcesi bulunur.
Alıştırma
Cümleyi end up ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: We missed the last bus and ____ walking home.
Cevabı göster
ended up
for a super specific and eye-opening look at why we're like this.
5:06neden böyle olduğumuza dair süper spesifik ve ufuk açıcı bir bakış açısı için.