Hiçbir Şeye Dokunamazsın: İngilizce çalışma notları
Vsauce
Video özeti: Michael, insanlarla nesnelerin gerçekten dokunup dokunmadığını soruyor. Elektron itmesi ve Pauli Exclusion Principle’dan radyasyona, kimyaya ve aile üzerine esprili bir sonuca ilerliyor. Başlıca İngilizce noktaları: 1. “for all intents and purposes” - Deyimler ve mecazi ifadeler: teknik bir istisna olsa da bir şeyi pratikte doğru saymak. 2. “Pauli Exclusion Principle,” - Kültür, medya ve gerçek dünya bağlamı: açıklamanın fizik ilkesini tanımak ve gündelik dışlamayla karıştırmamak. 3. “I guess what I'm trying to say is that” - Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: uzun bir akıl yürütmeyi temkinli biçimde kişisel bir sonuca bağlamak.
Bu derste
what's the closest we can get to other objects and other people? Dilbilgisi
0:08Diğer nesnelere ve insanlara en fazla ne kadar yaklaşabiliriz?
What's the closest we can get to ...?: en fazla ne kadar yaklaşılabileceğini sormak
What's the closest + özne + can get to + hedef? kalıbı, bir hedefe ulaşılabilecek en kısa mesafeyi ya da daha genel olarak mümkün olan en yüksek yakınlık derecesini sorar. Burada get to, closest ile birlikte işler: we can get to other objects, “diğer nesnelere yaklaşabiliriz” anlamına gelir. Get to ifadesinin ayrı bir anlamı olan “bir yere varmak” burada kastedilmez.
Alıştırma
Soruyu dersteki tam kalıpla tamamlayın: ____ the stage without special passes?
Cevabı göster
What's the closest we can get to
Now, it might sound like a kind of simple easy question,
0:12Bu, kulağa basit ve kolay bir soru gibi gelebilir,
it's quite complex and might leave you feeling a little bit alone. Dilbilgisi
0:17oldukça karmaşıklaşır ve kendini biraz yalnız hissetmene yol açabilir.
Get down to the atoms of it: konunun atomlarına kadar inmek
Get down to genellikle basit ve yüzeysel bir bakışı geride bırakıp bir şeyin temel ya da ayrıntılı gerçekliğini incelemeyi anlatır. Konuşmacı, get down to the basics of it gibi beklenen bir ifade yerine the atoms of it ifadesini kullanır. Bu seçim, konuyla bağlantılı bir söz oyunu yaratır: atoms mecazi olarak en küçük temel düzeyi düşündürürken bilimsel açıklamanın gerçek konusunu da adlandırır. Burada fiziksel olarak aşağıya hareket etme anlamı yoktur ve the atoms of it kalıplaşmış bir deyim değil, yaratıcı bir ifadedir.
Alıştırma
“When you get down to the atoms of it,” cümlesinde atoms neden etkili bir seçimdir?
- Konuşmacının bazı atoms bulmak için fiziksel olarak aşağıya gitmesi gerektiği anlamına gelir.
- Her konuda basics yerine kullanılabilen kalıplaşmış bir deyimdir.
- Atoms hem en temel düzeyi hem de gerçek bilimsel konuyu anlatır.
Cevabı göster
Atoms hem en temel düzeyi hem de gerçek bilimsel konuyu anlatır.
leave you feeling: birini sonuç olarak belirli bir duygusal durumda bırakmak
Bu cümlede leave you feeling, “sonuç olarak belirli bir duygusal durumda kalmanıza yol açmak” anlamına gelir. Buradaki leave, fiziksel olarak sizden ayrılmak anlamında değildir; karmaşık deneyimin ardından kalan sonucu belirtir. Kalıp leave + kişi + feeling + sıfat veya duygu ifadesi şeklindedir. Bir olayın, haberin ya da davranışın, amaçlanmış olsun veya olmasın, duygusal bir etki bırakmasını anlatmak için kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi leave + me + feeling yapısının geçmiş zamanı ile tamamlayın: The sudden rejection ____ discouraged for days.
Cevabı göster
left me feeling
my fingers for all intents and purposes are touching, Deyimler
0:24her bakımdan parmaklarım birbirine değiyor,
for all intents and purposes: pratikte doğru
For all intents and purposes, “pratikte” veya “durum açısından önem taşıyan yönleriyle” anlamına gelen kalıplaşmış bir yorum ifadesidir. Çok küçük bir teknik istisna olabileceğini kabul ederken bir önermeyi fiilen doğru olarak sunar. Burada my fingers ... are touching ifadesini çerçeveler: atom düzeyindeki açıklama bir koşul eklese de günlük deneyimde parmakların değdiği kabul edilir. İfadeyi tek bir bütün olarak okuyun; intents ve purposes ayrı ayrı tartışılmamaktadır.
Alıştırma
“Pratikte” anlamındaki kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: Technically, the two accounts remain separate, but ____, they function as one.
Cevabı göster
for all intents and purposes
at an atomic level: analiz ölçeğini belirlemek
Bu cümlede at an atomic level, ifadenin hangi ölçekte doğru olduğunu belirler. “Şeyler atom ölçeğinde incelendiğinde” anlamına gelir; dolayısıyla level burada bir katı ya da rütbeyi değil, analiz katmanını belirtir. at a/an + sıfat + level kalıbı, bakış açısını değiştirerek bir iddiayı sınırlandırmayı sağlar. Bir ifade günlük ölçekte doğruyken mikroskobik, moleküler, kurumsal veya pratik düzeyde yanlış olabilir.
Alıştırma
Vurgulanan ifadeyle cümleyi tamamlayın: In everyday life the tabletop looks solid, but ____ it is mostly empty space.
Cevabı göster
at an atomic level
your body is technically not touching the chair at all.
0:34teknik olarak vücudun sandalyeye hiç değmiyor.
too small for us to even see: too ... for someone to do kalıbı
too + sıfat + for someone + to-mastar yapısı, bir derecenin sınırı aşarak o kişinin sonraki eylemi yapmasını engellediğini belirtir. Burada too small ... to see, boyutun insan görüşünün algılayabileceği sınırın altında olduğu ve bu yüzden onu göremediğimiz anlamına gelir. Even sonucu güçlendirir: Görmek en temel eylem olarak sunulur ve bu eylem bile mümkün değildir. For us, yeteneği sınırlanan kişileri belirtir; başka bir gözlemcinin sınırı farklı olabilir.
Alıştırma
Small ve read sözcüklerini kullanarak cümleyi too ... for ... to kalıbıyla tamamlayın: The print is ____ for my grandfather ____ without his glasses.
Cevabı göster
too small · to read
And it's caused by the fact that your butt and the chair are made out of atoms. Dilbilgisi
0:49Bunun nedeni de poponun ve sandalyenin atomlardan oluşması.
be caused by the fact that + yan cümle
“Be caused by the fact that + yan cümle” bir sonucu, tam bir olgu olarak belirtilen nedene bağlar. Cümlede “it” sonucu, “your butt and the chair are made out of atoms” ise nedeni belirten tam yan cümleyi ifade eder. Neden basit bir isim grubuyla anlatılamayacak kadar karmaşık olduğunda bu yapı kullanışlıdır: sonuç + be caused by the fact that + özne + fiil.
Alıştırma
Vurgulanan neden yapısıyla cümleyi tamamlayın: The cancellation ____ the venue had flooded.
Cevabı göster
was caused by the fact that
the matter that we deal with every day is made out of atoms.
0:55her gün karşılaştığımız madde atomlardan oluşur.
Ortak bilgi işareti olarak as we all know
“As we all know”, sonraki ifadeyi konuşmacı ile dinleyicilerin paylaştığı bir bilgi olarak sunan bir ara sözdür. Burada madde ve atomlarla ilgili açıklamadan önce ortak bir başlangıç noktası oluşturur. Bu, herkesin gerçekten söz konusu olguyu bildiğini kanıtlayan bir ifade değil, sözbilimsel bir uzlaşma işaretidir. Bu ifade çıkarıldığında ana cümle yine dil bilgisi açısından doğrudur: “The matter ... is made out of atoms.”
Alıştırma
Dinleyiciler araştırmayı bilmiyor olabilir. Bu açılışın tarafsız bir sunum için uygun olup olmadığına karar verin: “As we all know, this new treatment is completely safe.”
- Uygun
- Uygun değil
Cevabı göster
Uygun değil
And an atom is a nucleus surrounded by an outer shell of orbiting electrons. Dilbilgisi
0:58Atom, yörüngede dolanan elektronların oluşturduğu dış kabukla çevrili bir çekirdektir.
A nucleus surrounded by an outer shell: kısaltılmış edilgen ilgi cümleciği
a nucleus surrounded by an outer shell ifadesinde surrounded by an outer shell, nucleus sözcüğünden sonra gelir ve onu açıklar. a nucleus that is surrounded by an outer shell ile aynı anlama gelir. Surrounded, edilgen anlam taşıyan bir geçmiş zaman ortacıdır: dış kabuk çekirdeğin çevresindedir. Bu, kısaltılmış bir ilgi cümleciğidir; ikinci bir ana fiil değildir. Bu kısa yapı, bir şeyi tanımlarken veya betimlerken sık kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi that was surrounded by anlamındaki kısaltılmış edilgen ifadeyle tamamlayın: We found a playground ____ a high fence.
Cevabı göster
surrounded by
that aren't going to bond or chemically react,
1:06bağ oluşturmayacak ya da kimyasal tepkimeye girmeyeceklerse,
Have trouble touching: have trouble + -ing kalıbı
Have trouble touching each other, birinin diğerine dokunmasının zor olduğu anlamına gelir. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp have trouble + -ing biçimidir: have trouble doing something. Burada trouble, zorluk anlamına gelir ve bu kalıpta sayılamayan bir isimdir. Touching, trouble sözcüğünden sonra gelen -ing biçimidir; to alan bir mastar değildir.
Alıştırma
Cümleyi have trouble ve open fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: Nina ____ the heavy door.
Cevabı göster
has trouble opening
Because electrons repel one another because they have the same charge. Kelime
1:10Çünkü aynı yüke sahip olan elektronlar birbirlerini iter.
repel one another: karşılıklı fiziksel kuvvet
Bu fizik cümlesinde repel, nesneleri birbirinden uzaklaştıran kuvvetler uygulamak anlamına gelir. Elektronlar aynı yüke sahip olduğu için her elektron diğerlerini uzaklaştıracak yönde etkiler; bu, elektronların birbirinden hoşlanmadığı anlamına gelmez. One another karşılıklı bir eylemi gösterir: A elektronu B elektronunu iter, B elektronu da A elektronunu iter. Çoğul özne + fiil + one another kalıbı, bir grubun üyelerinin birbirlerine yaptığı bir eylemi anlatır.
Alıştırma
Cümleyi “birbirini uzaklaştırmak” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: Two positive charges ____ when they come close.
Cevabı göster
repel one another
all together on the same shell. Kelime
1:25aynı kabukta hep birlikte bulunamayacağını da biliyoruz.
Pauli Exclusion Principle: bir fizik kuralının adı
Pauli Exclusion Principle, Wolfgang Pauli'nin adını taşıyan bir fizik kuralının sabit adıdır. Bir atomdaki kesin fikir, iki elektronun tamamen aynı tam kuantum durumuna sahip olamayacağıdır. Video bunu, bütün elektronların tek bir enerji düzeyine veya kabuğa itilemeyeceği biçimindeki daha kolay bir resimle anlatır. Bu özel bir bilimsel ad olduğu için exclusion burada günlük hayatta birini dışarıda bırakma eylemini anlatmaz. İfade, konuşmacının açıklamasını destekleyen kuralı aktardığını gösterir.
Alıştırma
Cümleyi kuralın standart adıyla tamamlayın: The rule stating that no two electrons in an atom can have the same complete quantum state is the ____.
Cevabı göster
Pauli Exclusion Principle
all together: bir grubun aynı anda hareket etmesini anlatan iki kelimelik ifade
Bu cümlede all together, “hepsi aynı anda” veya “tek bir grup olarak” anlamına gelen iki kelimelik bir ifadedir. Tüm elektronların aynı enerji düzeyine eş zamanlı olarak zorlanamayacağını anlatır. all grubun tamamını belirtir, together ise ortak eylemlerini veya durumlarını açıklar. Bu ifade “tamamen” anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi “tek bir grup olarak veya aynı anda” anlamına gelen iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: The children called out the answer ____.
Cevabı göster
all together
I'm technically not really touching it.
1:29teknik olarak ona gerçekten dokunmadığım anlamına geliyor.
what this means is that: bir çıkarımı sunma
what this means is that kalıbında this önceki bir açıklamaya geri gönderme yapar, that ise sonucu ileriye doğru sunar. Burada bilimsel açıklamayı, ondan çıkan açık bir sonuca dönüştürür. Önceki bilgiden çıkan anlamı açıkça belirtmek istediğinizde o bilgiden sonra what this means is that + yan cümle yapısını kullanın. Bu kalıp bilgiyi düzenler; yeni kanıt eklemez.
Alıştırma
Önceki cümlenin taşıdığı sonucu sunan söylem kalıbıyla sonucu tamamlayın: Several trials produced the same result. ____ the effect is repeatable.
Cevabı göster
What this means is that
but the electromagnetic repulsion between electrons is saying, Anlatım akışı
1:36ama elektronlar arasındaki elektromanyetik itme kuvveti şöyle diyor:
“electromagnetic repulsion ... is saying”: bir kuvvete ses vermek
Bu cümlede kuvvet kişileştirilmiştir: elektromanyetik itme gerçekten konuşamaz, ancak anlatıcı ona “No, no, no, no closer” sözünü söyletir. Bu hayalî ret, atomlar yaklaşırken ortaya çıkan görünmez direnci gözde canlandırmayı kolaylaştırır. X is saying, “...” kalıbı, bir süreç veya sinyalin gösterdiği şeyi insan ağzından çıkan bir mesaja dönüştürmek için açıklamalarda kullanılabilir. Burada but, atomların yaklaşmasından kuvvetin daha fazla yaklaşmayı engellemesine geçişi belirtir.
Alıştırma
“No, no, no, no closer” alıntısı bu cümlede ne işe yarıyor?
- Atomların zaten kendi başlarına birbirinden uzaklaştığı anlamına gelir.
- Deney sırasında elektronların gerçekten söylediği sözleri aktarır.
- Elektromanyetik itmeyi daha fazla yaklaşmayı reddediyormuş gibi kişileştirir.
Cevabı göster
Elektromanyetik itmeyi daha fazla yaklaşmayı reddediyormuş gibi kişileştirir.
the nerves in my skin can feel that repulsive force,
1:42derimdeki sinirler bu itme kuvvetini hissedebiliyor
and that's what I call the texture or the feeling of the object.
1:45ve ben buna nesnenin dokusu ya da verdiği his diyorum.
using the electron-electron repulsion forces.
1:59bunu da elektron-elektron itme kuvvetlerini kullanarak yapıyorum.
push it out of the way: bir engeli iterek yolu açmak
Push something out of the way, bir şeyi gerekli alanı artık engellemeyecek, kaplamayacak veya kullanıma mani olmayacak şekilde bulunduğu yerden taşımak demektir. Burada, maddenin izlediği bir güzergâhı değil, yerinden itilmiş olmasının sonucunu anlatır. Yapı push + object + out of the way şeklindedir. Zamir kullanıldığında zamir push ile out arasına gelir: push it out of the way denir; push out of the way it denmez. Out of the way, hareketin sonucunu belirtir.
Alıştırma
Cümleyi “artık geçişi engellemeyen bir konuma” anlamındaki dört sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: A suitcase was blocking the hallway, so Maya pushed it ____.
Cevabı göster
out of the way
Even though, so you can cut things really easily like this,
2:02Bir şeyleri böyle kolayca kesebilsen de,
This is where it gets depressing. Anlatım akışı
2:08İşin moral bozucu hâle geldiği nokta da burası.
Dönüm noktası belirteci olarak This is where ...
This is where ... bir açıklamada gelinen aşamayı bir dönüm noktası olarak sunar. Buradaki where, ‘tartışmanın bu aşamasında’ anlamına gelir; ‘bu yerde’ anlamına gelmez. where sonrasındaki yan cümle değişimi haber verir: it gets depressing, konunun üzücü veya moral bozucu olmaya başladığı anlamındadır. This is where + yan cümle kalıbı, dinleyiciyi yeni bir gelişmeye, sonuca veya ton değişikliğine hazırlayabilir.
Alıştırma
“This is where it gets depressing” cümlesinde where neyi gösterir?
- Konuşmacı üzücü bir olayın nerede gerçekleştiğini soruyordur.
- Tartışma, tonunun üzücü veya moral bozucu olduğu bir aşamaya gelmiştir.
- Konuşmacı fiziksel olarak moral bozucu bir yere varmıştır.
Cevabı göster
Tartışma, tonunun üzücü veya moral bozucu olduğu bir aşamaya gelmiştir.
What all of this means is that when you kiss your girlfriend or pet your dog or hug your grandmother,
2:10Bütün bunlar, kız arkadaşını öptüğünde, köpeğini sevdiğinde ya da büyükannene sarıldığında
you're not actually making contact with their matter. Kalıp ifadeler
2:16aslında onların maddesiyle temas etmediğin anlamına geliyor.
make contact with eşdizimi
make contact with + isim yapısında contact bir isimdir ve make contact kalıplaşmış fiil öbeğidir. With, ulaşılan veya dokunulan kişiyi ya da nesneyi belirtir. Bu cümlede ifade, maddeyle fiziksel etkileşimi anlatır. Başka bağlamlarda başarılı bir şekilde iletişim kurmak anlamına da gelebilir; dolayısıyla temasın fiziksel mi yoksa iletişimle ilgili mi olduğunu bağlam belirler.
Alıştırma
Üç sözcüklü make contact with ifadesini kullanarak cümleyi tamamlayın: Before taking a reading, the sensor must ____ the metal surface.
Cevabı göster
make contact with
You're just feeling the repulsive force of their electrons.
2:23Yalnızca elektronlarının itme kuvvetini hissediyorsun.
But maybe there's hope: olası yeni bir yön açmak
But, mesajı moral bozucu bir sonuçtan başka bir yöne çevirir. Sıradaki düşüncenin önceki akışa karşı yeni bir yön açacağını gösterir. Maybe ifadeyi kesin olmaktan çıkarır; there's hope ise iyi bir sonucun veya yararlı bir yolun hâlâ mümkün olabileceğini anlatır. Cümle bir bütün olarak sonucu kesinleştirmeden yeni bir araştırma yolu açar.
Alıştırma
Konuşan kişi But maybe there's hope. diyerek ne anlatıyor?
- Sorun kesinlikle çözülmüştür.
- Devam etmek için hiçbir neden yoktur.
- Daha iyi bir olasılığı araştırmaya devam etmek hâlâ değerli olabilir.
Cevabı göster
Daha iyi bir olasılığı araştırmaya devam etmek hâlâ değerli olabilir.
what can we do to affect the nucleus of someone else's atoms?
2:34Başka birinin atomlarının çekirdeğini etkilemek için ne yapabiliriz?
altogether: tamamen, all together değil
Burada altogether, “tamamen” veya “bütünüyle” anlamına gelen tek sözcüklü bir zarftır. avoid fiilini niteler: amaç elektronlara yalnızca daha az dikkat etmek değil, onlardan her açıdan kaçınmaktır. Bu kullanım kapsamı tam hâle getirir. Atomun başka bir kısmı ele alınmadan önce elektronlar bütünüyle bir kenara bırakılır.
Alıştırma
all together ile karşıtlık oluşturan tek sözcüklü biçimi kullanın: Mia stopped using the broken machine ____.
Cevabı göster
altogether
You're going to have to be a little bit radioactive if you're going to want to do this. Dilbilgisi
2:41Bunu yapmak istiyorsan biraz radyoaktif olman gerekecek.
You're going to have to: gelecekteki bir gerekliliği öngörmek
“You're going to have to”, be going to ile have to yapılarını birleştirir. Be going to, gerekliliği mevcut durumdan beklenen bir sonuç olarak sunarken have to bunun yalnızca istenen değil, zorunlu bir şey olduğunu belirtir. Bu cümlede konuşan kişi, eylemi yapmanın bir koşulunu öngörüyor: karşıdaki kişinin biraz radyoaktif olması gerekecek. Başka durumlara aktarılabilen kalıp özne + be going to have to + fiilin yalın hâlidir; amaç veya koşulu açıklayan bir if yan cümlesi de sıkça eklenir.
Alıştırma
Geleceğe yönelik beklentiyi gereklilikle birleştiren dört sözcüklük diziyi kullanarak cümleyi tamamlayın: If the road is still closed tomorrow, we're ____ take another route.
Cevabı göster
going to have to
In fact, if you sleep in a bed with another person for an entire year,
2:49Hatta başka biriyle aynı yatakta bir yıl boyunca uyursan,
your body is actually exposed to 1 millirem more radiation than someone who sleeps alone. Kalıp ifadeler
2:54vücudun yalnız uyuyan birine göre 1 milirem daha fazla radyasyona maruz kalır.
exposed to: bir etken veya etkiyle temas
“Exposed to”, be fiilinden sonra gelir ve çoğunlukla çevresel bir etken, risk, bilgi veya etkiyle temas etmek ya da ona maruz kalmak anlamına gelir. To, özneye ulaşan veya onu etkileyen şeyi tanıtır. Burada “your body is actually exposed to ... radiation”, vücudun az miktarda radyasyon almasını anlatır; exposed, vücudun açıkta veya çıplak olduğu anlamına gelmez. İfade tek başına teması ya da etkiyi bildirir, mutlaka zarar oluştuğunu değil.
Alıştırma
Exposed ve ardından gelmesi gereken edatı kullanarak cümleyi tamamlayın: Without protective gloves, workers may be ____ harmful chemicals.
Cevabı göster
exposed to
Now, we are talking about tiny tiny amounts that really don't affect your body at all. Ton ve niyet
3:00Tabii vücudunu hiç etkilemeyecek kadar küçük miktarlardan söz ediyoruz.
Bir miktarı çerçeveleyen we are talking about
Burada we are talking about yalnızca sürmekte olan bir konuşmayı bildirmez. Ardından gelen miktara —tiny tiny amounts— işaret eder ve dinleyicinin bunu hangi ölçekte anlaması gerektiğini çerçeveler. Konuşanlar, bir konuyu, sonucu veya büyüklüğü somutlaştırmak ve çoğu zaman abartılı bir izlenimi düzeltmek için we are talking about + isim öbeği veya miktar yapısını kullanır: We're talking about a few seconds, not hours.
Alıştırma
Miktarın büyüklüğünü çerçeveleyen dört sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The delay may sound serious, but ____ two minutes at most.
Cevabı göster
we are talking about
Well, carbon 14 is in the air and potassium 40 is in bananas. Kültür
3:08Havada karbon-14, muzlarda ise potasyum-40 bulunur.
carbon 14 ve potassium 40: kütle numaralı element adları
Carbon 14 ve potassium 40 belirli izotopların adlarıdır. Yapı, element adı + kütle numarası şeklindedir: carbon 14 içinde carbon elementi belirtirken 14, çekirdeğinde toplam 14 proton ve nötron bulunan izotopu belirtir; aynı yapı potassium 40 için de geçerlidir. Bu cümlede adlar, havada ve yiyeceklerde doğal olarak oluşan radyoaktif maddelerin çok küçük miktarlarda bulunabileceğini açıklamaya yardımcı olur. Sayılar, atomların veya muzların adedini değil, izotop türlerini belirtir.
Alıştırma
Potassium 40 izotop adında 40 neyi belirtir?
- Kırk potasyum atomundan oluşan bir miktar
- İzotopun kütle numarası
- Kırk derecelik bir sıcaklık
Cevabı göster
İzotopun kütle numarası
Bananas have a really high potassium content. Kalıp ifadeler
3:13Muzların potasyum oranı gerçekten çok yüksektir.
high potassium content: high + madde + content kalıbı
high potassium content ifadesinde high, content sözcüğünü, yani bir şeydeki potasyum miktarını niteler. İfade “yüksek miktarda potasyum” anlamına gelir; potasyumun fiziksel olarak yüksekte olduğunu anlatmaz. Başka bağlamlarda da kullanılabilen kalıp high + madde veya malzeme + content şeklindedir. Genellikle have ya da has sonrasında gelir; bu cümlede really, high sözcüğünü güçlendirir.
Alıştırma
high + substance + content kalıbını ve madde olarak sugar sözcüğünü kullanarak cümleyi tamamlayın: This canned drink has a ____.
Cevabı göster
high sugar content
In fact, any food that has a lot of potassium in it like Brazil nuts
3:16Hatta Brezilya cevizi gibi bol miktarda potasyum içeren her yiyecek
but about one out of every 8,000 or so potassium atoms Dilbilgisi
3:22ama yaklaşık her 8.000 potasyum atomundan biri
fine and dandy, ... but: önce iyi bir nokta, sonra bir sorun
Fine and dandy, “tamamen iyi” veya “her şey yolunda” anlamına gelen gündelik bir deyimdir. Burada dandy şık bir kişiyi anlatmaz; kalıplaşmış ifadenin bir parçasıdır. X is fine and dandy, but Y yapısında konuşan kişi önce X’i kısa bir süre için kabul eder, sonra but ile önemli bir problem, sınırlama veya istisna getirir. İfade hafif, şakacı veya biraz alaycı gelebilir; bu yüzden ilk olumlu söz konuşanın son görüşü olmayabilir.
Alıştırma
Bu cümlede fine and dandy ifadesinin en iyi yorumunu seçin: A bigger screen is fine and dandy, but I need a laptop that is light.
- Daha büyük ekran şıktır, bu yüzden ağırlık önemli değildir.
- Daha büyük ekran iyi bir özelliktir, ancak başka bir konu daha önemlidir.
- Daha büyük ekran ciddi bir sorundur ve ondan kaçınılmalıdır.
Cevabı göster
Daha büyük ekran iyi bir özelliktir, ancak başka bir konu daha önemlidir.
about one out of every 8,000 or so: yaklaşık bir oran
One out of every 8,000, 8.000 öğelik bir grupta bir öğe demektir; temel oran 8.000'de 1'dir. Yapı one out of every + sayı + çoğul isim şeklindedir. Burada about ve or so, 8.000 sayısının tahmin olduğunu gösterir. İkisi birlikte sayıyı kesin değil, özellikle yaklaşık hâle getirir; her gruba başka bir atom eklemez.
Alıştırma
Bu cümlede about one out of every 8,000 or so ne anlama gelir?
- Yaklaşık 8.000'de 1
- Her tam 8.000'lik gruptan sonra bir atom daha
- Her 8.000'de tam olarak 8.001
Cevabı göster
Yaklaşık 8.000'de 1
it would be the equivalent of getting a chest X-ray. Kalıp ifadeler
3:33bu, göğüs röntgeni çektirmeye eşdeğer olur.
if you were to ... it would be: hayalî koşul ve sonuç
if + özne + were to + fiilin yalın hâli kalıbı, hayal edilen veya gerçeklikten uzak tutulan bir durum kurar. Were, eylemi geçmişte olmuş bir gerçek olarak sunmaz; burada were to eat, yediğinizi varsayalım anlamındadır. Sonuç cümleciğinde would + fiilin yalın hâli kullanılarak bu hayalî durumun içindeki sonuç verilir. Bu bir düşünce deneyidir; kişinin bunu yaptığını söylemez veya gelecekte kesinlikle yapacağını öngörmez.
Alıştırma
Hedef varsayım kalıbını iki fiil biçimiyle tamamlayın: If you ____ touch that button, it ____ start the test.
Cevabı göster
were to · would
the equivalent of + isim veya -ing biçimi
The equivalent of isim öbeği, bir şeyin miktar, etki veya değer bakımından başka bir şeye denk olduğunu anlatır. İkisini yalnızca ilgili ölçüte göre karşılaştırır; her yönden aynı oldukları anlamına gelmez. Burada söz konusu radyasyon dozunun göğüs röntgeni çektirirken alınan dozla karşılaştırılabilir olduğu anlatılıyor. The equivalent of + isim veya -ing biçimi yapısında getting a chest X-ray bir isim gibi görev yapar.
Alıştırma
Karşılaştırmayı hedef ifadeyle tamamlayın: In this game, collecting ten silver stars is ____ collecting one gold star.
Cevabı göster
the equivalent of
some sort of radioactive ray might come out of my body
3:43vücudumdan bir çeşit radyoaktif ışın çıkıp
and get absorbed into a nucleus of one of their atoms
3:48onun atomlarından birinin çekirdeği tarafından soğurulabileceği
and then we can really finally say that we touched on a fundamental level? Kalıp ifadeler
3:50ve sonunda temel düzeyde gerçekten dokunduğumuzu söyleyebileceğimiz anlamına mı geliyor?
on a fundamental level: temel bir düzeyde
On a ... level, bir ifadenin hangi katman veya bakış açısından doğru olduğunu gösterir. Fundamental, yalnızca yüzeyde görüneni değil, en derin veya en temel katmanı anlatır. Burada on a fundamental level, hayal edilen temasın atom çekirdekleri düzeyinde temas sayılıp sayılmayacağını gösterir. On sözcüğü bu düzey ifadesini başlatır; touch on yapısının bir parçası değildir.
Alıştırma
“The two designs look different, but on a fundamental level they solve the same problem,” cümlesinde on a fundamental level ne anlama gelir?
- Bir binanın belirli bir katında
- Bir konudan kısaca söz ederek
- En derin veya en temel katmanda
Cevabı göster
En derin veya en temel katmanda
The radiation that comes out of us is very unlikely to hit someone else's atoms. Dilbilgisi
3:57Vücudumuzdan çıkan radyasyonun başka birinin atomlarına çarpması pek olası değildir.
very unlikely to + fiilin yalın hâli
be + very unlikely to + fiilin yalın hâli yapısında unlikely, konuşanın olasılık değerlendirmesini ifade eder: mastarın belirttiği olayın gerçekleşmesi beklenmez. Very bu değerlendirmeyi güçlendirir; dolayısıyla tahmin edilen olasılık özellikle düşüktür. Bu, olayın imkânsız olduğu anlamına gelmez. Yapı, küçük bir ihtimali korurken konuşanın kanıta dayalı ve temkinli bir tahmin yapmasını sağlar.
Alıştırma
Cümleyi vurgulanan olasılık ifadesiyle tamamlayın: Based on the latest forecast, the storm is ____ reach the city.
Cevabı göster
very unlikely to
And because people don't contain a lot of radioactive material in their bodies,
4:02İnsanların vücudunda çok fazla radyoaktif madde bulunmadığı için de
and the chance, like I said, is super unlikely. Notlar
4:10ve dediğim gibi, gerçekleşme olasılığı son derece düşüktür.
like I said ile konuşmada önceki söze gönderme
Like I said, konuşanın daha önce söylediği bir şeye gönderme yapan parantez niteliğinde bir konuşma ifadesidir. Burada dinleyicilere mevcut sonucun önceki olasılık değerlendirmesini tekrarladığını veya sürdürdüğünü göstererek yeni cümleyi önceki açıklamaya bağlar. Bu ifadede like, enjoy değil as anlamındadır. İddianın kendisini değiştirmek yerine konuşmayı düzenlediği için bu ara ifade çıkarıldığında cümlenin ana önermesi geçerliliğini korur.
Alıştırma
Like I said, the library closes at six. cümlesinde like I said nasıl bir işlev görür?
- Konuşanın daha önce verdiği bilgiye gönderme yapar.
- Konuşanın bu cümleyi söylemekten hoşlandığını gösterir.
- Konuşanın daha önce hiç bahsetmediği bir bilgiyi sunar.
Cevabı göster
Konuşanın daha önce verdiği bilgiye gönderme yapar.
super unlikely: resmî olmayan bir pekiştirici olarak super
Burada super, unlikely sıfatını niteleyen, resmî olmayan bir derece zarfıdır. Super unlikely, “son derece düşük ihtimalli” demektir: olasılık çok düşüktür, ancak ifade bunun imkânsız olduğunu söylemez. super + sıfat kalıbı, super easy veya super helpful örneklerinde olduğu gibi canlı ve konuşma diline özgü bir vurgu katar. Buradaki super, “mükemmel” ya da “aşırı güçlü” anlamında bir sıfat değildir.
Alıştırma
Bir arkadaşınızı, bir sorunun muhtemelen yaşanmayacağını söyleyerek gündelik bir dille rahatlatıyorsunuz. Hangi cümle bu anlam ve tona en uygundur?
- We have not considered whether it will happen.
- It definitely cannot happen.
- It's super unlikely to happen.
Cevabı göster
It's super unlikely to happen.
maybe we should go back a little bit and talk about chemical reactions. Anlatım akışı
4:14belki biraz geriye dönüp kimyasal tepkimelerden söz etmeliyiz.
go back a little bit and talk about: önceki bir konuya dönmek
Burada go back a little bit and talk about, önceki bir konuya dönüleceğini bildirerek açıklamayı düzenler. Go back fiziksel olarak geriye gitmeyi değil, tartışmaya geri dönmeyi ifade eder; and talk about ise yeniden ele alınacak konuyu tanıtır. A little bit geçişi yumuşatır; böylece yön değişikliği geçici ve daha az ani görünür. Bu kalıp, konuşmacının önceki bilgileri neden yeniden ele aldığını dinleyicilerin anlamasına yardımcı olur.
Alıştırma
Geçişi hedef ifadeyle tamamlayın. Daha önce bir konuyu atlamıştık: Let's ____ the budget assumptions before we discuss the timeline.
Cevabı göster
go back a little bit and talk about
Back when I mentioned that atoms have trouble touching,
4:19Az önce atomların birbirine dokunmakta zorlandığını söylemiştim,
they are a little more friendly if they get together Öbek fiiller
4:22ama bir araya geldiklerinde biraz daha dost canlısı olurlar
Atomlar birleşirken get together
Get together genellikle insanların buluşması veya bir araya gelmesi anlamına gelir. Bu cümlede ifade, atomlar için eğlenceli bir biçimde kullanılmıştır: atomlar etkileşime girecek ve elektron paylaşacak kadar yaklaşır. Bu anlatım atomları, arkadaş olan insanlar gibi kişileştirir. Kimyasal bağlanmaya ilişkin basit bir görüntü verir; ancak get together tek başına her kimyasal aşamanın veya her bağ türünün adını belirtmez.
Alıştırma
Atomlarla ilgili cümlede get together neyi düşündürüyor?
- Tüm kimyasal etkinliği durdururlar.
- İnsanlar gibi sosyal bir toplantı yaparlar.
- Etkileşip bağ oluşturacak kadar yaklaşırlar.
Cevabı göster
Etkileşip bağ oluşturacak kadar yaklaşırlar.
my body is chemically reacting with that food to take out the nutrients, Kelime
4:31vücudum besin maddelerini almak için yiyecekle kimyasal tepkimeye girer,
Kimyasal tepkime eşini gösteren reacting with
Kimyada react with, aynı kimyasal değişime katılan başka bir maddeyi belirtir. Burada that food, vücudun içindeki tepkimelere katılan maddedir. Kalıp react with + substance şeklindedir. Bir kişinin veya vücudun uyarana verdiği yanıta değil, kimyasal tepkimenin diğer maddesine odaklanır.
Alıştırma
Kimya cümlesini react fiilinin doğru biçimi ve edatıyla tamamlayın: Iron can ____ oxygen to form rust.
Cevabı göster
react with
get rid of + istenmeyen bir şey
Get rid of tek bir ifade olarak kullanılır ve istenmeyen bir şeyi veya onun etkisini ortadan kaldırmak, atmak ya da ondan kurtulmak anlamına gelir. Bu cümlede konuşanın istemediği şeyleri ortadan kaldırmayı anlatır. Yapı get rid of + isim veya zamirdir. Nesne of sözcüğünden sonra gelir; dolayısıyla the stuff I don't want ortadan kaldırılacak şeydir. get burada tek başına “elde etmek” diye yorumlanmamalıdır.
Alıştırma
Cümleyi, dersteki “istenmeyen bir şeyi ortadan kaldırmak” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: We need to ____ these broken chairs before the move.
Cevabı göster
get rid of
how can I get chemically reactionally close to a person? Kelime
4:42bir insana kimyasal tepkime yoluyla nasıl yaklaşabilirim?
short of being a cannibal: aşırı bir seçeneği bir kenara bırakmak
Sorunun başındaki short of being a cannibal, “yamyam olacak kadar ileri gitmeden” veya “bu aşırı olasılığın dışında” anlamına gelir. İfade, başka bir yol sormadan önce bu saçma seçeneği değerlendirme dışı bırakır. Aktarılabilir kalıp short of + isim veya -ing biçimidir. Bir şeyi sınır ya da son çare olarak sunar; fiziksel olarak kısa bir mesafeyi anlatmaz. Buradaki ürkütücü örnekler, mizah yaratırken konuşanın gerçekte ne yapmayacağını da gösteren bilinçli abartılardır.
Alıştırma
“Short of selling my car, how can I pay the bill?” cümlesinde short of selling my car ne anlatır?
- Satabileceğim bir arabam olmadığı için.
- Arabamı satmadan önce; satış zaten planlanmıştır.
- Arabamı satacak kadar ileri gitmeden; arabayı satmak bir kenara bırakılan aşırı seçenektir.
Cevabı göster
Arabamı satacak kadar ileri gitmeden; arabayı satmak bir kenara bırakılan aşırı seçenektir.
chemically reactionally close: şakacı biçimde türetilmiş bir ifade
Bu cümlede reactionally, reaction sözcüğüne -ally eklenerek o anda türetilmiş bir zarftır. Biçimi chemically ile eşleşecek şekilde kurulmuştur; bu nedenle chemically reactionally close, “kimyasal bir tepkime yoluyla yakın” anlamına gelir. Bu ifade standart bilimsel İngilizce değildir; bilerek tuhaf söylenmiştir. Paralel iki zarf, soyut bir düşünceyi sahte bir teknik terim gibi göstererek mizah yaratır.
Alıştırma
Bu kullanımı değerlendirin: Bir öğrenci resmî kimya raporuna "The samples became reactionally close." yazıyor.
- Resmî bilimsel yazı için doğal ve uygundur.
- Şakacı ve anlaşılırdır, ancak standart resmî ifade olarak uygun değildir.
Cevabı göster
Şakacı ve anlaşılırdır, ancak standart resmî ifade olarak uygun değildir.
your father and mother's DNA are all working together in chemical ways to create you.
4:53babanın ve annenin DNA'ları, seni oluşturmak için kimyasal yollarla birlikte çalışır.
I guess what I'm trying to say is that in a way Anlatım akışı
5:02Sanırım demek istediğim şu: Bir bakıma,
are the only people you can know for certain Kalıp ifadeler
5:08şu konuda emin olabileceğin tek insanlar:
you've come the closest to actually touching. Dilbilgisi
5:11Gerçekten dokunmaya en çok yaklaştığın kişiler onlar.
I guess what I'm trying to say is that: temkinli bir özet kalıbı
Bu kalıp sonucu iki adımda düzenler. I guess kesinlik derecesini azaltır ve iddiayı daha az mutlak hâle getirir; what I'm trying to say is that ise karmaşık bir açıklamadan sonra konuşanın ana fikrini yeniden ifade edeceğini bildirir. Buradaki trying to say, konuşanın sözcükleri telaffuz edemediği anlamına gelmez. Önceki akıl yürütmeyi tek bir sonuçta toplamanın en açık yolunu aradığını gösterir.
Alıştırma
Temkinli özeti dersteki tam kalıpla tamamlayın: ____ we need one more week.
Cevabı göster
I guess what I'm trying to say is that
know for certain: tahmin etmek değil, kesin olarak bilmek
Know for certain, bir şeyin doğru olduğundan emin olmaya yetecek kanıta veya doğrudan bilgiye sahip olmak demektir. Bu cümlede for certain, know fiilinin kesinlik derecesini güçlendirir: Konuşan kişi sonucu bir tahmin veya kişisel izlenim olarak değil, kesin bir bilgi olarak sunar. Ardından that, whether veya bir soru sözcüğüyle başlayan içerik gelebilir; know for certain that... ve know for certain whether... buna örnektir. Bir kişinin bir şeyi ne kadar kesin bildiğini anlatır.
Alıştırma
Kesin bilgiyi ifade eden hedef kalıpla cümleyi tamamlayın: The lab results are not back yet, so we can't ____ whether the treatment worked.
Cevabı göster
know for certain
come the closest to actually touching: bir hedefe en çok yaklaşmak
come the closest to + isim veya -ing biçimi, birkaç kişi, nesne ya da deneme arasında bir hedefe en yakın sırada olmak anlamına gelir. Bu cümlede anne baba ve çocuklar, gerçekten dokunmaya diğer herkesten daha çok yaklaştığınız kişiler olarak sunulur. Buradaki to bir edattır; bu yüzden ardından gelen fiil -ing biçimini alır: come the closest to touching denir, come the closest to touch denmez. Actually, dokunmanın katı ve gerçek anlamını vurgular. Bu yapı yakınlık derecelerini karşılaştırır; hedefe ulaşıldığını tek başına garanti etmez.
Alıştırma
İkinci cümleyi hedef yapının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: None of the teams solved the puzzle. Of all the teams, ours ____ finding the answer.
Cevabı göster
came the closest to
“And that's touching.”: fiziksel temas çağrışımlı duygusal övgü
Bu cümlede touching en doğal olarak “duygulandıran veya şefkat uyandıran” anlamında bir sıfattır. Konuşmacı önceki düşünceyi iç ısıtıcı bulduğunu söylüyor. Konuşmada hemen önce touch fiziksel “dokunma” anlamında kullanıldığı için touching, “fiziksel temas hâlinde olma” fikrini de çağrıştırır. Duygusal anlam düşünceyi tamamlarken fiziksel çağrışım konuya geri döner ve yumuşak bir kelime oyunu yaratır. Başka bağlamlarda, çevrede gerçek dokunmadan söz edilip edilmediğine ve bunun ikinci bir okumaya izin verip vermediğine bakın.
Alıştırma
“And that's touching.” cümlesindeki kelime oyununu en iyi hangi yorum açıklar?
- Önceki düşünceyi duygusal açıdan etkileyici olarak nitelerken fiziksel dokunmayı da çağrıştırır.
- Yalnızca iki kişinin veya nesnenin fiziksel temas hâlinde olduğunu bildirir.
- Birinden başka birine dokunmayı bırakmasını ister.
Cevabı göster
Önceki düşünceyi duygusal açıdan etkileyici olarak nitelerken fiziksel dokunmayı da çağrıştırır.