Hiçbir Şeye Dokunamazsın: İngilizce çalışma notları

Vsauce

Öğrenme zorluğu
869 kelime 175 kel/dk

Video özeti: Michael, insanlarla nesnelerin gerçekten dokunup dokunmadığını soruyor. Elektron itmesi ve Pauli Exclusion Principle’dan radyasyona, kimyaya ve aile üzerine esprili bir sonuca ilerliyor. Başlıca İngilizce noktaları: 1. “for all intents and purposes” - Deyimler ve mecazi ifadeler: teknik bir istisna olsa da bir şeyi pratikte doğru saymak. 2. “Pauli Exclusion Principle,” - Kültür, medya ve gerçek dünya bağlamı: açıklamanın fizik ilkesini tanımak ve gündelik dışlamayla karıştırmamak. 3. “I guess what I'm trying to say is that” - Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: uzun bir akıl yürütmeyi temkinli biçimde kişisel bir sonuca bağlamak.

Bu derste

Hey Vsauce, Michael here

0:00

Selam Vsauce, ben Michael.

and today we're going to get close,

0:02

Bugün yakınlaşacağız,

like really close.

0:04

hem de gerçekten çok yakınlaşacağız.

In fact, I want to answer the question,

0:06

Aslında şu soruyu yanıtlamak istiyorum:

what's the closest we can get to other objects and other people? Dilbilgisi

0:08

Diğer nesnelere ve insanlara en fazla ne kadar yaklaşabiliriz?

Dilbilgisi

What's the closest we can get to ...?: en fazla ne kadar yaklaşılabileceğini sormak

What's the closest + özne + can get to + hedef? kalıbı, bir hedefe ulaşılabilecek en kısa mesafeyi ya da daha genel olarak mümkün olan en yüksek yakınlık derecesini sorar. Burada get to, closest ile birlikte işler: we can get to other objects, “diğer nesnelere yaklaşabiliriz” anlamına gelir. Get to ifadesinin ayrı bir anlamı olan “bir yere varmak” burada kastedilmez.

Alıştırma

Soruyu dersteki tam kalıpla tamamlayın: ____ the stage without special passes?

Cevabı göster

What's the closest we can get to

Now, it might sound like a kind of simple easy question,

0:12

Bu, kulağa basit ve kolay bir soru gibi gelebilir,

but when you get down to the atoms of it, Deyimler

0:15

ama işin atomlarına kadar indiğinde

it's quite complex and might leave you feeling a little bit alone. Dilbilgisi

0:17

oldukça karmaşıklaşır ve kendini biraz yalnız hissetmene yol açabilir.

Deyimler

Get down to the atoms of it: konunun atomlarına kadar inmek

Get down to genellikle basit ve yüzeysel bir bakışı geride bırakıp bir şeyin temel ya da ayrıntılı gerçekliğini incelemeyi anlatır. Konuşmacı, get down to the basics of it gibi beklenen bir ifade yerine the atoms of it ifadesini kullanır. Bu seçim, konuyla bağlantılı bir söz oyunu yaratır: atoms mecazi olarak en küçük temel düzeyi düşündürürken bilimsel açıklamanın gerçek konusunu da adlandırır. Burada fiziksel olarak aşağıya hareket etme anlamı yoktur ve the atoms of it kalıplaşmış bir deyim değil, yaratıcı bir ifadedir.

Alıştırma

“When you get down to the atoms of it,” cümlesinde atoms neden etkili bir seçimdir?

  1. Konuşmacının bazı atoms bulmak için fiziksel olarak aşağıya gitmesi gerektiği anlamına gelir.
  2. Her konuda basics yerine kullanılabilen kalıplaşmış bir deyimdir.
  3. Atoms hem en temel düzeyi hem de gerçek bilimsel konuyu anlatır.
Cevabı göster

Atoms hem en temel düzeyi hem de gerçek bilimsel konuyu anlatır.

Dilbilgisi

leave you feeling: birini sonuç olarak belirli bir duygusal durumda bırakmak

Bu cümlede leave you feeling, “sonuç olarak belirli bir duygusal durumda kalmanıza yol açmak” anlamına gelir. Buradaki leave, fiziksel olarak sizden ayrılmak anlamında değildir; karmaşık deneyimin ardından kalan sonucu belirtir. Kalıp leave + kişi + feeling + sıfat veya duygu ifadesi şeklindedir. Bir olayın, haberin ya da davranışın, amaçlanmış olsun veya olmasın, duygusal bir etki bırakmasını anlatmak için kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi leave + me + feeling yapısının geçmiş zamanı ile tamamlayın: The sudden rejection ____ discouraged for days.

Cevabı göster

left me feeling

When I go like this,

0:23

Elimi böyle yaptığımda,

my fingers for all intents and purposes are touching, Deyimler

0:24

her bakımdan parmaklarım birbirine değiyor,

Deyimler

for all intents and purposes: pratikte doğru

For all intents and purposes, “pratikte” veya “durum açısından önem taşıyan yönleriyle” anlamına gelen kalıplaşmış bir yorum ifadesidir. Çok küçük bir teknik istisna olabileceğini kabul ederken bir önermeyi fiilen doğru olarak sunar. Burada my fingers ... are touching ifadesini çerçeveler: atom düzeyindeki açıklama bir koşul eklese de günlük deneyimde parmakların değdiği kabul edilir. İfadeyi tek bir bütün olarak okuyun; intents ve purposes ayrı ayrı tartışılmamaktadır.

Alıştırma

“Pratikte” anlamındaki kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: Technically, the two accounts remain separate, but ____, they function as one.

Cevabı göster

for all intents and purposes

but at an atomic level they're not. Kalıp ifadeler

0:28

ama atom düzeyinde değmiyorlar.

Kalıp ifadeler

at an atomic level: analiz ölçeğini belirlemek

Bu cümlede at an atomic level, ifadenin hangi ölçekte doğru olduğunu belirler. “Şeyler atom ölçeğinde incelendiğinde” anlamına gelir; dolayısıyla level burada bir katı ya da rütbeyi değil, analiz katmanını belirtir. at a/an + sıfat + level kalıbı, bakış açısını değiştirerek bir iddiayı sınırlandırmayı sağlar. Bir ifade günlük ölçekte doğruyken mikroskobik, moleküler, kurumsal veya pratik düzeyde yanlış olabilir.

Alıştırma

Vurgulanan ifadeyle cümleyi tamamlayın: In everyday life the tabletop looks solid, but ____ it is mostly empty space.

Cevabı göster

at an atomic level

That's right.

0:31

Evet, doğru.

In fact, if you're sitting in a chair right now,

0:31

Hatta şu anda bir sandalyede oturuyorsan,

your body is technically not touching the chair at all.

0:34

teknik olarak vücudun sandalyeye hiç değmiyor.

Instead, you are hovering above the chair

0:39

Onun yerine, sandalyenin üzerinde havada duruyorsun,

by some tiny tiny atomically sized gap,

0:43

arada atom boyutunda, küçücük bir boşluk var.

something too small for us to even see, Dilbilgisi

0:46

Bu boşluk göremeyeceğimiz kadar küçük,

Dilbilgisi

too small for us to even see: too ... for someone to do kalıbı

too + sıfat + for someone + to-mastar yapısı, bir derecenin sınırı aşarak o kişinin sonraki eylemi yapmasını engellediğini belirtir. Burada too small ... to see, boyutun insan görüşünün algılayabileceği sınırın altında olduğu ve bu yüzden onu göremediğimiz anlamına gelir. Even sonucu güçlendirir: Görmek en temel eylem olarak sunulur ve bu eylem bile mümkün değildir. For us, yeteneği sınırlanan kişileri belirtir; başka bir gözlemcinin sınırı farklı olabilir.

Alıştırma

Small ve read sözcüklerini kullanarak cümleyi too ... for ... to kalıbıyla tamamlayın: The print is ____ for my grandfather ____ without his glasses.

Cevabı göster

too small · to read

but it's there.

0:48

ama orada.

And it's caused by the fact that your butt and the chair are made out of atoms. Dilbilgisi

0:49

Bunun nedeni de poponun ve sandalyenin atomlardan oluşması.

Dilbilgisi

be caused by the fact that + yan cümle

“Be caused by the fact that + yan cümle” bir sonucu, tam bir olgu olarak belirtilen nedene bağlar. Cümlede “it” sonucu, “your butt and the chair are made out of atoms” ise nedeni belirten tam yan cümleyi ifade eder. Neden basit bir isim grubuyla anlatılamayacak kadar karmaşık olduğunda bu yapı kullanışlıdır: sonuç + be caused by the fact that + özne + fiil.

Alıştırma

Vurgulanan neden yapısıyla cümleyi tamamlayın: The cancellation ____ the venue had flooded.

Cevabı göster

was caused by the fact that

Now, as we all know, Ton ve niyet

0:54

Şimdi, hepimizin bildiği gibi,

the matter that we deal with every day is made out of atoms.

0:55

her gün karşılaştığımız madde atomlardan oluşur.

Ton ve niyet

Ortak bilgi işareti olarak as we all know

“As we all know”, sonraki ifadeyi konuşmacı ile dinleyicilerin paylaştığı bir bilgi olarak sunan bir ara sözdür. Burada madde ve atomlarla ilgili açıklamadan önce ortak bir başlangıç noktası oluşturur. Bu, herkesin gerçekten söz konusu olguyu bildiğini kanıtlayan bir ifade değil, sözbilimsel bir uzlaşma işaretidir. Bu ifade çıkarıldığında ana cümle yine dil bilgisi açısından doğrudur: “The matter ... is made out of atoms.”

Alıştırma

Dinleyiciler araştırmayı bilmiyor olabilir. Bu açılışın tarafsız bir sunum için uygun olup olmadığına karar verin: “As we all know, this new treatment is completely safe.”

  1. Uygun
  2. Uygun değil
Cevabı göster

Uygun değil

And an atom is a nucleus surrounded by an outer shell of orbiting electrons. Dilbilgisi

0:58

Atom, yörüngede dolanan elektronların oluşturduğu dış kabukla çevrili bir çekirdektir.

Dilbilgisi

A nucleus surrounded by an outer shell: kısaltılmış edilgen ilgi cümleciği

a nucleus surrounded by an outer shell ifadesinde surrounded by an outer shell, nucleus sözcüğünden sonra gelir ve onu açıklar. a nucleus that is surrounded by an outer shell ile aynı anlama gelir. Surrounded, edilgen anlam taşıyan bir geçmiş zaman ortacıdır: dış kabuk çekirdeğin çevresindedir. Bu, kısaltılmış bir ilgi cümleciğidir; ikinci bir ana fiil değildir. Bu kısa yapı, bir şeyi tanımlarken veya betimlerken sık kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi that was surrounded by anlamındaki kısaltılmış edilgen ifadeyle tamamlayın: We found a playground ____ a high fence.

Cevabı göster

surrounded by

Now, when two atoms get close to each other

1:04

Şimdi, iki atom birbirine yaklaştığında

that aren't going to bond or chemically react,

1:06

bağ oluşturmayacak ya da kimyasal tepkimeye girmeyeceklerse,

they have trouble touching each other. Dilbilgisi

1:08

birbirlerine dokunmakta zorlanırlar.

Dilbilgisi

Have trouble touching: have trouble + -ing kalıbı

Have trouble touching each other, birinin diğerine dokunmasının zor olduğu anlamına gelir. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp have trouble + -ing biçimidir: have trouble doing something. Burada trouble, zorluk anlamına gelir ve bu kalıpta sayılamayan bir isimdir. Touching, trouble sözcüğünden sonra gelen -ing biçimidir; to alan bir mastar değildir.

Alıştırma

Cümleyi have trouble ve open fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: Nina ____ the heavy door.

Cevabı göster

has trouble opening

Why?

1:10

Neden?

Because electrons repel one another because they have the same charge. Kelime

1:10

Çünkü aynı yüke sahip olan elektronlar birbirlerini iter.

Kelime

repel one another: karşılıklı fiziksel kuvvet

Bu fizik cümlesinde repel, nesneleri birbirinden uzaklaştıran kuvvetler uygulamak anlamına gelir. Elektronlar aynı yüke sahip olduğu için her elektron diğerlerini uzaklaştıracak yönde etkiler; bu, elektronların birbirinden hoşlanmadığı anlamına gelmez. One another karşılıklı bir eylemi gösterir: A elektronu B elektronunu iter, B elektronu da A elektronunu iter. Çoğul özne + fiil + one another kalıbı, bir grubun üyelerinin birbirlerine yaptığı bir eylemi anlatır.

Alıştırma

Cümleyi “birbirini uzaklaştırmak” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: Two positive charges ____ when they come close.

Cevabı göster

repel one another

And because of a fancy thing called the Pauli Exclusion Principle, Kültür

1:16

Ayrıca Pauli Dışarlama İlkesi denen havalı bir ilke sayesinde,

we also know that all of an atom's electrons

1:20

bir atomdaki bütün elektronların

cannot be all pushed down to the same energy level

1:22

aynı enerji düzeyine itilip

all together on the same shell. Kelime

1:25

aynı kabukta hep birlikte bulunamayacağını da biliyoruz.

Kültür

Pauli Exclusion Principle: bir fizik kuralının adı

Pauli Exclusion Principle, Wolfgang Pauli'nin adını taşıyan bir fizik kuralının sabit adıdır. Bir atomdaki kesin fikir, iki elektronun tamamen aynı tam kuantum durumuna sahip olamayacağıdır. Video bunu, bütün elektronların tek bir enerji düzeyine veya kabuğa itilemeyeceği biçimindeki daha kolay bir resimle anlatır. Bu özel bir bilimsel ad olduğu için exclusion burada günlük hayatta birini dışarıda bırakma eylemini anlatmaz. İfade, konuşmacının açıklamasını destekleyen kuralı aktardığını gösterir.

Alıştırma

Cümleyi kuralın standart adıyla tamamlayın: The rule stating that no two electrons in an atom can have the same complete quantum state is the ____.

Cevabı göster

Pauli Exclusion Principle

Kelime

all together: bir grubun aynı anda hareket etmesini anlatan iki kelimelik ifade

Bu cümlede all together, “hepsi aynı anda” veya “tek bir grup olarak” anlamına gelen iki kelimelik bir ifadedir. Tüm elektronların aynı enerji düzeyine eş zamanlı olarak zorlanamayacağını anlatır. all grubun tamamını belirtir, together ise ortak eylemlerini veya durumlarını açıklar. Bu ifade “tamamen” anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi “tek bir grup olarak veya aynı anda” anlamına gelen iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: The children called out the answer ____.

Cevabı göster

all together

So, what this means is that if I touch something, Anlatım akışı

1:27

Yani bu, bir şeye dokunduğumda

I'm technically not really touching it.

1:29

teknik olarak ona gerçekten dokunmadığım anlamına geliyor.

Anlatım akışı

what this means is that: bir çıkarımı sunma

what this means is that kalıbında this önceki bir açıklamaya geri gönderme yapar, that ise sonucu ileriye doğru sunar. Burada bilimsel açıklamayı, ondan çıkan açık bir sonuca dönüştürür. Önceki bilgiden çıkan anlamı açıkça belirtmek istediğinizde o bilgiden sonra what this means is that + yan cümle yapısını kullanın. Bu kalıp bilgiyi düzenler; yeni kanıt eklemez.

Alıştırma

Önceki cümlenin taşıdığı sonucu sunan söylem kalıbıyla sonucu tamamlayın: Several trials produced the same result. ____ the effect is repeatable.

Cevabı göster

What this means is that

The atoms are getting quite close together,

1:33

Atomlar birbirlerine epey yaklaşıyor,

but the electromagnetic repulsion between electrons is saying, Anlatım akışı

1:36

ama elektronlar arasındaki elektromanyetik itme kuvveti şöyle diyor:

"No, no, no, no closer."

1:40

“Hayır, hayır, hayır; daha fazla yaklaşma.”

Anlatım akışı

“electromagnetic repulsion ... is saying”: bir kuvvete ses vermek

Bu cümlede kuvvet kişileştirilmiştir: elektromanyetik itme gerçekten konuşamaz, ancak anlatıcı ona “No, no, no, no closer” sözünü söyletir. Bu hayalî ret, atomlar yaklaşırken ortaya çıkan görünmez direnci gözde canlandırmayı kolaylaştırır. X is saying, “...” kalıbı, bir süreç veya sinyalin gösterdiği şeyi insan ağzından çıkan bir mesaja dönüştürmek için açıklamalarda kullanılabilir. Burada but, atomların yaklaşmasından kuvvetin daha fazla yaklaşmayı engellemesine geçişi belirtir.

Alıştırma

“No, no, no, no closer” alıntısı bu cümlede ne işe yarıyor?

  1. Atomların zaten kendi başlarına birbirinden uzaklaştığı anlamına gelir.
  2. Deney sırasında elektronların gerçekten söylediği sözleri aktarır.
  3. Elektromanyetik itmeyi daha fazla yaklaşmayı reddediyormuş gibi kişileştirir.
Cevabı göster

Elektromanyetik itmeyi daha fazla yaklaşmayı reddediyormuş gibi kişileştirir.

Now, of course,

1:41

Elbette,

the nerves in my skin can feel that repulsive force,

1:42

derimdeki sinirler bu itme kuvvetini hissedebiliyor

and that's what I call the texture or the feeling of the object.

1:45

ve ben buna nesnenin dokusu ya da verdiği his diyorum.

If I push hard enough, of course,

1:49

Tabii yeterince sert itersem

I can break or poke into or cut something,

1:50

bir şeyi kırabilir, delebilir ya da kesebilirim,

but I'm not touching any of its matter.

1:54

ama onun maddesine dokunmuş olmam.

I'm just pushing it out of the way Kalıp ifadeler

1:57

Yalnızca onu kenara itiyorum,

using the electron-electron repulsion forces.

1:59

bunu da elektron-elektron itme kuvvetlerini kullanarak yapıyorum.

Kalıp ifadeler

push it out of the way: bir engeli iterek yolu açmak

Push something out of the way, bir şeyi gerekli alanı artık engellemeyecek, kaplamayacak veya kullanıma mani olmayacak şekilde bulunduğu yerden taşımak demektir. Burada, maddenin izlediği bir güzergâhı değil, yerinden itilmiş olmasının sonucunu anlatır. Yapı push + object + out of the way şeklindedir. Zamir kullanıldığında zamir push ile out arasına gelir: push it out of the way denir; push out of the way it denmez. Out of the way, hareketin sonucunu belirtir.

Alıştırma

Cümleyi “artık geçişi engellemeyen bir konuma” anlamındaki dört sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: A suitcase was blocking the hallway, so Maya pushed it ____.

Cevabı göster

out of the way

Even though, so you can cut things really easily like this,

2:02

Bir şeyleri böyle kolayca kesebilsen de,

the scissors never touch the card.

2:06

makas karta asla dokunmaz.

This is where it gets depressing. Anlatım akışı

2:08

İşin moral bozucu hâle geldiği nokta da burası.

Anlatım akışı

Dönüm noktası belirteci olarak This is where ...

This is where ... bir açıklamada gelinen aşamayı bir dönüm noktası olarak sunar. Buradaki where, ‘tartışmanın bu aşamasında’ anlamına gelir; ‘bu yerde’ anlamına gelmez. where sonrasındaki yan cümle değişimi haber verir: it gets depressing, konunun üzücü veya moral bozucu olmaya başladığı anlamındadır. This is where + yan cümle kalıbı, dinleyiciyi yeni bir gelişmeye, sonuca veya ton değişikliğine hazırlayabilir.

Alıştırma

“This is where it gets depressing” cümlesinde where neyi gösterir?

  1. Konuşmacı üzücü bir olayın nerede gerçekleştiğini soruyordur.
  2. Tartışma, tonunun üzücü veya moral bozucu olduğu bir aşamaya gelmiştir.
  3. Konuşmacı fiziksel olarak moral bozucu bir yere varmıştır.
Cevabı göster

Tartışma, tonunun üzücü veya moral bozucu olduğu bir aşamaya gelmiştir.

What all of this means is that when you kiss your girlfriend or pet your dog or hug your grandmother,

2:10

Bütün bunlar, kız arkadaşını öptüğünde, köpeğini sevdiğinde ya da büyükannene sarıldığında

you're not actually making contact with their matter. Kalıp ifadeler

2:16

aslında onların maddesiyle temas etmediğin anlamına geliyor.

Kalıp ifadeler

make contact with eşdizimi

make contact with + isim yapısında contact bir isimdir ve make contact kalıplaşmış fiil öbeğidir. With, ulaşılan veya dokunulan kişiyi ya da nesneyi belirtir. Bu cümlede ifade, maddeyle fiziksel etkileşimi anlatır. Başka bağlamlarda başarılı bir şekilde iletişim kurmak anlamına da gelebilir; dolayısıyla temasın fiziksel mi yoksa iletişimle ilgili mi olduğunu bağlam belirler.

Alıştırma

Üç sözcüklü make contact with ifadesini kullanarak cümleyi tamamlayın: Before taking a reading, the sensor must ____ the metal surface.

Cevabı göster

make contact with

You're not technically touching them.

2:21

Teknik olarak onlara dokunmuyorsun.

You're just feeling the repulsive force of their electrons.

2:23

Yalnızca elektronlarının itme kuvvetini hissediyorsun.

But maybe there's hope. Anlatım akışı

2:29

Ama belki hâlâ umut vardır.

Anlatım akışı

But maybe there's hope: olası yeni bir yön açmak

But, mesajı moral bozucu bir sonuçtan başka bir yöne çevirir. Sıradaki düşüncenin önceki akışa karşı yeni bir yön açacağını gösterir. Maybe ifadeyi kesin olmaktan çıkarır; there's hope ise iyi bir sonucun veya yararlı bir yolun hâlâ mümkün olabileceğini anlatır. Cümle bir bütün olarak sonucu kesinleştirmeden yeni bir araştırma yolu açar.

Alıştırma

Konuşan kişi But maybe there's hope. diyerek ne anlatıyor?

  1. Sorun kesinlikle çözülmüştür.
  2. Devam etmek için hiçbir neden yoktur.
  3. Daha iyi bir olasılığı araştırmaya devam etmek hâlâ değerli olabilir.
Cevabı göster

Daha iyi bir olasılığı araştırmaya devam etmek hâlâ değerli olabilir.

Let's just avoid electrons altogether and ask ourselves, Kelime

2:31

Elektronları tamamen devre dışı bırakıp kendimize şunu soralım:

what can we do to affect the nucleus of someone else's atoms?

2:34

Başka birinin atomlarının çekirdeğini etkilemek için ne yapabiliriz?

Kelime

altogether: tamamen, all together değil

Burada altogether, “tamamen” veya “bütünüyle” anlamına gelen tek sözcüklü bir zarftır. avoid fiilini niteler: amaç elektronlara yalnızca daha az dikkat etmek değil, onlardan her açıdan kaçınmaktır. Bu kullanım kapsamı tam hâle getirir. Atomun başka bir kısmı ele alınmadan önce elektronlar bütünüyle bir kenara bırakılır.

Alıştırma

all together ile karşıtlık oluşturan tek sözcüklü biçimi kullanın: Mia stopped using the broken machine ____.

Cevabı göster

altogether

Maybe we can do that?

2:39

Belki bunu yapabiliriz, ha?

You're going to have to be a little bit radioactive if you're going to want to do this. Dilbilgisi

2:41

Bunu yapmak istiyorsan biraz radyoaktif olman gerekecek.

Dilbilgisi

You're going to have to: gelecekteki bir gerekliliği öngörmek

“You're going to have to”, be going to ile have to yapılarını birleştirir. Be going to, gerekliliği mevcut durumdan beklenen bir sonuç olarak sunarken have to bunun yalnızca istenen değil, zorunlu bir şey olduğunu belirtir. Bu cümlede konuşan kişi, eylemi yapmanın bir koşulunu öngörüyor: karşıdaki kişinin biraz radyoaktif olması gerekecek. Başka durumlara aktarılabilen kalıp özne + be going to have to + fiilin yalın hâlidir; amaç veya koşulu açıklayan bir if yan cümlesi de sıkça eklenir.

Alıştırma

Geleceğe yönelik beklentiyi gereklilikle birleştiren dört sözcüklük diziyi kullanarak cümleyi tamamlayın: If the road is still closed tomorrow, we're ____ take another route.

Cevabı göster

going to have to

And luckily, people are a little bit radioactive.

2:45

Neyse ki insanlar biraz radyoaktiftir.

In fact, if you sleep in a bed with another person for an entire year,

2:49

Hatta başka biriyle aynı yatakta bir yıl boyunca uyursan,

your body is actually exposed to 1 millirem more radiation than someone who sleeps alone. Kalıp ifadeler

2:54

vücudun yalnız uyuyan birine göre 1 milirem daha fazla radyasyona maruz kalır.

Kalıp ifadeler

exposed to: bir etken veya etkiyle temas

“Exposed to”, be fiilinden sonra gelir ve çoğunlukla çevresel bir etken, risk, bilgi veya etkiyle temas etmek ya da ona maruz kalmak anlamına gelir. To, özneye ulaşan veya onu etkileyen şeyi tanıtır. Burada “your body is actually exposed to ... radiation”, vücudun az miktarda radyasyon almasını anlatır; exposed, vücudun açıkta veya çıplak olduğu anlamına gelmez. İfade tek başına teması ya da etkiyi bildirir, mutlaka zarar oluştuğunu değil.

Alıştırma

Exposed ve ardından gelmesi gereken edatı kullanarak cümleyi tamamlayın: Without protective gloves, workers may be ____ harmful chemicals.

Cevabı göster

exposed to

Now, we are talking about tiny tiny amounts that really don't affect your body at all. Ton ve niyet

3:00

Tabii vücudunu hiç etkilemeyecek kadar küçük miktarlardan söz ediyoruz.

Ton ve niyet

Bir miktarı çerçeveleyen we are talking about

Burada we are talking about yalnızca sürmekte olan bir konuşmayı bildirmez. Ardından gelen miktara —tiny tiny amounts— işaret eder ve dinleyicinin bunu hangi ölçekte anlaması gerektiğini çerçeveler. Konuşanlar, bir konuyu, sonucu veya büyüklüğü somutlaştırmak ve çoğu zaman abartılı bir izlenimi düzeltmek için we are talking about + isim öbeği veya miktar yapısını kullanır: We're talking about a few seconds, not hours.

Alıştırma

Miktarın büyüklüğünü çerçeveleyen dört sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The delay may sound serious, but ____ two minutes at most.

Cevabı göster

we are talking about

But still, they're there.

3:05

Ama yine de oradalar.

How did they get there?

3:07

Peki oraya nasıl geldiler?

Well, carbon 14 is in the air and potassium 40 is in bananas. Kültür

3:08

Havada karbon-14, muzlarda ise potasyum-40 bulunur.

Kültür

carbon 14 ve potassium 40: kütle numaralı element adları

Carbon 14 ve potassium 40 belirli izotopların adlarıdır. Yapı, element adı + kütle numarası şeklindedir: carbon 14 içinde carbon elementi belirtirken 14, çekirdeğinde toplam 14 proton ve nötron bulunan izotopu belirtir; aynı yapı potassium 40 için de geçerlidir. Bu cümlede adlar, havada ve yiyeceklerde doğal olarak oluşan radyoaktif maddelerin çok küçük miktarlarda bulunabileceğini açıklamaya yardımcı olur. Sayılar, atomların veya muzların adedini değil, izotop türlerini belirtir.

Alıştırma

Potassium 40 izotop adında 40 neyi belirtir?

  1. Kırk potasyum atomundan oluşan bir miktar
  2. İzotopun kütle numarası
  3. Kırk derecelik bir sıcaklık
Cevabı göster

İzotopun kütle numarası

That's right.

3:13

Evet, doğru.

Bananas have a really high potassium content. Kalıp ifadeler

3:13

Muzların potasyum oranı gerçekten çok yüksektir.

Kalıp ifadeler

high potassium content: high + madde + content kalıbı

high potassium content ifadesinde high, content sözcüğünü, yani bir şeydeki potasyum miktarını niteler. İfade “yüksek miktarda potasyum” anlamına gelir; potasyumun fiziksel olarak yüksekte olduğunu anlatmaz. Başka bağlamlarda da kullanılabilen kalıp high + madde veya malzeme + content şeklindedir. Genellikle have ya da has sonrasında gelir; bu cümlede really, high sözcüğünü güçlendirir.

Alıştırma

high + substance + content kalıbını ve madde olarak sugar sözcüğünü kullanarak cümleyi tamamlayın: This canned drink has a ____.

Cevabı göster

high sugar content

In fact, any food that has a lot of potassium in it like Brazil nuts

3:16

Hatta Brezilya cevizi gibi bol miktarda potasyum içeren her yiyecek

is going to act the same way.

3:19

aynı etkiyi gösterir.

All that potassium's fine and dandy, Deyimler

3:20

Bunca potasyumun hepsi iyi hoş,

but about one out of every 8,000 or so potassium atoms Dilbilgisi

3:22

ama yaklaşık her 8.000 potasyum atomundan biri

is a radioactive isotope of potassium.

3:26

potasyumun radyoaktif bir izotopudur.

Deyimler

fine and dandy, ... but: önce iyi bir nokta, sonra bir sorun

Fine and dandy, “tamamen iyi” veya “her şey yolunda” anlamına gelen gündelik bir deyimdir. Burada dandy şık bir kişiyi anlatmaz; kalıplaşmış ifadenin bir parçasıdır. X is fine and dandy, but Y yapısında konuşan kişi önce X’i kısa bir süre için kabul eder, sonra but ile önemli bir problem, sınırlama veya istisna getirir. İfade hafif, şakacı veya biraz alaycı gelebilir; bu yüzden ilk olumlu söz konuşanın son görüşü olmayabilir.

Alıştırma

Bu cümlede fine and dandy ifadesinin en iyi yorumunu seçin: A bigger screen is fine and dandy, but I need a laptop that is light.

  1. Daha büyük ekran şıktır, bu yüzden ağırlık önemli değildir.
  2. Daha büyük ekran iyi bir özelliktir, ancak başka bir konu daha önemlidir.
  3. Daha büyük ekran ciddi bir sorundur ve ondan kaçınılmalıdır.
Cevabı göster

Daha büyük ekran iyi bir özelliktir, ancak başka bir konu daha önemlidir.

Dilbilgisi

about one out of every 8,000 or so: yaklaşık bir oran

One out of every 8,000, 8.000 öğelik bir grupta bir öğe demektir; temel oran 8.000'de 1'dir. Yapı one out of every + sayı + çoğul isim şeklindedir. Burada about ve or so, 8.000 sayısının tahmin olduğunu gösterir. İkisi birlikte sayıyı kesin değil, özellikle yaklaşık hâle getirir; her gruba başka bir atom eklemez.

Alıştırma

Bu cümlede about one out of every 8,000 or so ne anlama gelir?

  1. Yaklaşık 8.000'de 1
  2. Her tam 8.000'lik gruptan sonra bir atom daha
  3. Her 8.000'de tam olarak 8.001
Cevabı göster

Yaklaşık 8.000'de 1

In fact, if you were to eat 600 bananas, Dilbilgisi

3:30

Hatta 600 muz yersen,

it would be the equivalent of getting a chest X-ray. Kalıp ifadeler

3:33

bu, göğüs röntgeni çektirmeye eşdeğer olur.

Dilbilgisi

if you were to ... it would be: hayalî koşul ve sonuç

if + özne + were to + fiilin yalın hâli kalıbı, hayal edilen veya gerçeklikten uzak tutulan bir durum kurar. Were, eylemi geçmişte olmuş bir gerçek olarak sunmaz; burada were to eat, yediğinizi varsayalım anlamındadır. Sonuç cümleciğinde would + fiilin yalın hâli kullanılarak bu hayalî durumun içindeki sonuç verilir. Bu bir düşünce deneyidir; kişinin bunu yaptığını söylemez veya gelecekte kesinlikle yapacağını öngörmez.

Alıştırma

Hedef varsayım kalıbını iki fiil biçimiyle tamamlayın: If you ____ touch that button, it ____ start the test.

Cevabı göster

were to · would

Kalıp ifadeler

the equivalent of + isim veya -ing biçimi

The equivalent of isim öbeği, bir şeyin miktar, etki veya değer bakımından başka bir şeye denk olduğunu anlatır. İkisini yalnızca ilgili ölçüte göre karşılaştırır; her yönden aynı oldukları anlamına gelmez. Burada söz konusu radyasyon dozunun göğüs röntgeni çektirirken alınan dozla karşılaştırılabilir olduğu anlatılıyor. The equivalent of + isim veya -ing biçimi yapısında getting a chest X-ray bir isim gibi görev yapar.

Alıştırma

Karşılaştırmayı hedef ifadeyle tamamlayın: In this game, collecting ten silver stars is ____ collecting one gold star.

Cevabı göster

the equivalent of

Okay, cool.

3:36

Peki, harika.

So, I am a little bit radioactive.

3:37

Demek ki biraz radyoaktifim.

Does that mean that if I hug someone really close that

3:40

Bu, birine sımsıkı sarılırsam

some sort of radioactive ray might come out of my body

3:43

vücudumdan bir çeşit radyoaktif ışın çıkıp

and go into someone else's body

3:47

başka birinin vücuduna girebileceği,

and get absorbed into a nucleus of one of their atoms

3:48

onun atomlarından birinin çekirdeği tarafından soğurulabileceği

and then we can really finally say that we touched on a fundamental level? Kalıp ifadeler

3:50

ve sonunda temel düzeyde gerçekten dokunduğumuzu söyleyebileceğimiz anlamına mı geliyor?

Kalıp ifadeler

on a fundamental level: temel bir düzeyde

On a ... level, bir ifadenin hangi katman veya bakış açısından doğru olduğunu gösterir. Fundamental, yalnızca yüzeyde görüneni değil, en derin veya en temel katmanı anlatır. Burada on a fundamental level, hayal edilen temasın atom çekirdekleri düzeyinde temas sayılıp sayılmayacağını gösterir. On sözcüğü bu düzey ifadesini başlatır; touch on yapısının bir parçası değildir.

Alıştırma

“The two designs look different, but on a fundamental level they solve the same problem,” cümlesinde on a fundamental level ne anlama gelir?

  1. Bir binanın belirli bir katında
  2. Bir konudan kısaca söz ederek
  3. En derin veya en temel katmanda
Cevabı göster

En derin veya en temel katmanda

Maybe.

3:56

Belki.

The radiation that comes out of us is very unlikely to hit someone else's atoms. Dilbilgisi

3:57

Vücudumuzdan çıkan radyasyonun başka birinin atomlarına çarpması pek olası değildir.

Dilbilgisi

very unlikely to + fiilin yalın hâli

be + very unlikely to + fiilin yalın hâli yapısında unlikely, konuşanın olasılık değerlendirmesini ifade eder: mastarın belirttiği olayın gerçekleşmesi beklenmez. Very bu değerlendirmeyi güçlendirir; dolayısıyla tahmin edilen olasılık özellikle düşüktür. Bu, olayın imkânsız olduğu anlamına gelmez. Yapı, küçük bir ihtimali korurken konuşanın kanıta dayalı ve temkinli bir tahmin yapmasını sağlar.

Alıştırma

Cümleyi vurgulanan olasılık ifadesiyle tamamlayın: Based on the latest forecast, the storm is ____ reach the city.

Cevabı göster

very unlikely to

And because people don't contain a lot of radioactive material in their bodies,

4:02

İnsanların vücudunda çok fazla radyoaktif madde bulunmadığı için de

that energy is just going to get absorbed.

4:06

o enerji öylece soğurulup gider.

You're not going to really know that it happens,

4:08

Bunun gerçekleştiğini fark etmezsin bile

and the chance, like I said, is super unlikely. Notlar

4:10

ve dediğim gibi, gerçekleşme olasılığı son derece düşüktür.

Anlatım akışı

like I said ile konuşmada önceki söze gönderme

Like I said, konuşanın daha önce söylediği bir şeye gönderme yapan parantez niteliğinde bir konuşma ifadesidir. Burada dinleyicilere mevcut sonucun önceki olasılık değerlendirmesini tekrarladığını veya sürdürdüğünü göstererek yeni cümleyi önceki açıklamaya bağlar. Bu ifadede like, enjoy değil as anlamındadır. İddianın kendisini değiştirmek yerine konuşmayı düzenlediği için bu ara ifade çıkarıldığında cümlenin ana önermesi geçerliliğini korur.

Alıştırma

Like I said, the library closes at six. cümlesinde like I said nasıl bir işlev görür?

  1. Konuşanın daha önce verdiği bilgiye gönderme yapar.
  2. Konuşanın bu cümleyi söylemekten hoşlandığını gösterir.
  3. Konuşanın daha önce hiç bahsetmediği bir bilgiyi sunar.
Cevabı göster

Konuşanın daha önce verdiği bilgiye gönderme yapar.

Kelime

super unlikely: resmî olmayan bir pekiştirici olarak super

Burada super, unlikely sıfatını niteleyen, resmî olmayan bir derece zarfıdır. Super unlikely, “son derece düşük ihtimalli” demektir: olasılık çok düşüktür, ancak ifade bunun imkânsız olduğunu söylemez. super + sıfat kalıbı, super easy veya super helpful örneklerinde olduğu gibi canlı ve konuşma diline özgü bir vurgu katar. Buradaki super, “mükemmel” ya da “aşırı güçlü” anlamında bir sıfat değildir.

Alıştırma

Bir arkadaşınızı, bir sorunun muhtemelen yaşanmayacağını söyleyerek gündelik bir dille rahatlatıyorsunuz. Hangi cümle bu anlam ve tona en uygundur?

  1. We have not considered whether it will happen.
  2. It definitely cannot happen.
  3. It's super unlikely to happen.
Cevabı göster

It's super unlikely to happen.

So,

4:13

O yüzden,

maybe we should go back a little bit and talk about chemical reactions. Anlatım akışı

4:14

belki biraz geriye dönüp kimyasal tepkimelerden söz etmeliyiz.

Anlatım akışı

go back a little bit and talk about: önceki bir konuya dönmek

Burada go back a little bit and talk about, önceki bir konuya dönüleceğini bildirerek açıklamayı düzenler. Go back fiziksel olarak geriye gitmeyi değil, tartışmaya geri dönmeyi ifade eder; and talk about ise yeniden ele alınacak konuyu tanıtır. A little bit geçişi yumuşatır; böylece yön değişikliği geçici ve daha az ani görünür. Bu kalıp, konuşmacının önceki bilgileri neden yeniden ele aldığını dinleyicilerin anlamasına yardımcı olur.

Alıştırma

Geçişi hedef ifadeyle tamamlayın. Daha önce bir konuyu atlamıştık: Let's ____ the budget assumptions before we discuss the timeline.

Cevabı göster

go back a little bit and talk about

Back when I mentioned that atoms have trouble touching,

4:19

Az önce atomların birbirine dokunmakta zorlandığını söylemiştim,

they are a little more friendly if they get together Öbek fiiller

4:22

ama bir araya geldiklerinde biraz daha dost canlısı olurlar

and, you know, share electrons.

4:25

ve, hani, elektronlarını paylaşırlar.

Öbek fiiller

Atomlar birleşirken get together

Get together genellikle insanların buluşması veya bir araya gelmesi anlamına gelir. Bu cümlede ifade, atomlar için eğlenceli bir biçimde kullanılmıştır: atomlar etkileşime girecek ve elektron paylaşacak kadar yaklaşır. Bu anlatım atomları, arkadaş olan insanlar gibi kişileştirir. Kimyasal bağlanmaya ilişkin basit bir görüntü verir; ancak get together tek başına her kimyasal aşamanın veya her bağ türünün adını belirtmez.

Alıştırma

Atomlarla ilgili cümlede get together neyi düşündürüyor?

  1. Tüm kimyasal etkinliği durdururlar.
  2. İnsanlar gibi sosyal bir toplantı yaparlar.
  3. Etkileşip bağ oluşturacak kadar yaklaşırlar.
Cevabı göster

Etkileşip bağ oluşturacak kadar yaklaşırlar.

Now, this kind of stuff is happening all the time.

4:27

Böyle şeyler sürekli oluyor.

When I eat food,

4:30

Yemek yediğimde

my body is chemically reacting with that food to take out the nutrients, Kelime

4:31

vücudum besin maddelerini almak için yiyecekle kimyasal tepkimeye girer,

Kelime

Kimyasal tepkime eşini gösteren reacting with

Kimyada react with, aynı kimyasal değişime katılan başka bir maddeyi belirtir. Burada that food, vücudun içindeki tepkimelere katılan maddedir. Kalıp react with + substance şeklindedir. Bir kişinin veya vücudun uyarana verdiği yanıta değil, kimyasal tepkimenin diğer maddesine odaklanır.

Alıştırma

Kimya cümlesini react fiilinin doğru biçimi ve edatıyla tamamlayın: Iron can ____ oxygen to form rust.

Cevabı göster

react with

get rid of the stuff I don't want. Öbek fiiller

4:34

istemediğim şeyleri de dışarı atar.

Öbek fiiller

get rid of + istenmeyen bir şey

Get rid of tek bir ifade olarak kullanılır ve istenmeyen bir şeyi veya onun etkisini ortadan kaldırmak, atmak ya da ondan kurtulmak anlamına gelir. Bu cümlede konuşanın istemediği şeyleri ortadan kaldırmayı anlatır. Yapı get rid of + isim veya zamirdir. Nesne of sözcüğünden sonra gelir; dolayısıyla the stuff I don't want ortadan kaldırılacak şeydir. get burada tek başına “elde etmek” diye yorumlanmamalıdır.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki “istenmeyen bir şeyi ortadan kaldırmak” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: We need to ____ these broken chairs before the move.

Cevabı göster

get rid of

But short of being a cannibal Kalıp ifadeler

4:36

Ama yamyam olup

and eating someone's arm or being a zombie,

4:39

birinin kolunu yemek ya da zombi olmak dışında,

how can I get chemically reactionally close to a person? Kelime

4:42

bir insana kimyasal tepkime yoluyla nasıl yaklaşabilirim?

Kalıp ifadeler

short of being a cannibal: aşırı bir seçeneği bir kenara bırakmak

Sorunun başındaki short of being a cannibal, “yamyam olacak kadar ileri gitmeden” veya “bu aşırı olasılığın dışında” anlamına gelir. İfade, başka bir yol sormadan önce bu saçma seçeneği değerlendirme dışı bırakır. Aktarılabilir kalıp short of + isim veya -ing biçimidir. Bir şeyi sınır ya da son çare olarak sunar; fiziksel olarak kısa bir mesafeyi anlatmaz. Buradaki ürkütücü örnekler, mizah yaratırken konuşanın gerçekte ne yapmayacağını da gösteren bilinçli abartılardır.

Alıştırma

“Short of selling my car, how can I pay the bill?” cümlesinde short of selling my car ne anlatır?

  1. Satabileceğim bir arabam olmadığı için.
  2. Arabamı satmadan önce; satış zaten planlanmıştır.
  3. Arabamı satacak kadar ileri gitmeden; arabayı satmak bir kenara bırakılan aşırı seçenektir.
Cevabı göster

Arabamı satacak kadar ileri gitmeden; arabayı satmak bir kenara bırakılan aşırı seçenektir.

Kelime

chemically reactionally close: şakacı biçimde türetilmiş bir ifade

Bu cümlede reactionally, reaction sözcüğüne -ally eklenerek o anda türetilmiş bir zarftır. Biçimi chemically ile eşleşecek şekilde kurulmuştur; bu nedenle chemically reactionally close, “kimyasal bir tepkime yoluyla yakın” anlamına gelir. Bu ifade standart bilimsel İngilizce değildir; bilerek tuhaf söylenmiştir. Paralel iki zarf, soyut bir düşünceyi sahte bir teknik terim gibi göstererek mizah yaratır.

Alıştırma

Bu kullanımı değerlendirin: Bir öğrenci resmî kimya raporuna "The samples became reactionally close." yazıyor.

  1. Resmî bilimsel yazı için doğal ve uygundur.
  2. Şakacı ve anlaşılırdır, ancak standart resmî ifade olarak uygun değildir.
Cevabı göster

Şakacı ve anlaşılırdır, ancak standart resmî ifade olarak uygun değildir.

Well, luckily,

4:47

Neyse ki

there is a thing called birth.

4:48

doğum denen bir şey var.

When you're growing inside your mother,

4:50

Sen annenin içinde büyürken

your father and mother's DNA are all working together in chemical ways to create you.

4:53

babanın ve annenin DNA'ları, seni oluşturmak için kimyasal yollarla birlikte çalışır.

Because they're sharing electrons,

4:58

Elektronları paylaştıkları için

it seems at least more like a touch.

5:00

bu, en azından dokunmaya biraz daha benziyor.

I guess what I'm trying to say is that in a way Anlatım akışı

5:02

Sanırım demek istediğim şu: Bir bakıma,

your parents and your children

5:05

anne baban ve çocukların,

are the only people you can know for certain Kalıp ifadeler

5:08

şu konuda emin olabileceğin tek insanlar:

you've come the closest to actually touching. Dilbilgisi

5:11

Gerçekten dokunmaya en çok yaklaştığın kişiler onlar.

Anlatım akışı

I guess what I'm trying to say is that: temkinli bir özet kalıbı

Bu kalıp sonucu iki adımda düzenler. I guess kesinlik derecesini azaltır ve iddiayı daha az mutlak hâle getirir; what I'm trying to say is that ise karmaşık bir açıklamadan sonra konuşanın ana fikrini yeniden ifade edeceğini bildirir. Buradaki trying to say, konuşanın sözcükleri telaffuz edemediği anlamına gelmez. Önceki akıl yürütmeyi tek bir sonuçta toplamanın en açık yolunu aradığını gösterir.

Alıştırma

Temkinli özeti dersteki tam kalıpla tamamlayın: ____ we need one more week.

Cevabı göster

I guess what I'm trying to say is that

Kalıp ifadeler

know for certain: tahmin etmek değil, kesin olarak bilmek

Know for certain, bir şeyin doğru olduğundan emin olmaya yetecek kanıta veya doğrudan bilgiye sahip olmak demektir. Bu cümlede for certain, know fiilinin kesinlik derecesini güçlendirir: Konuşan kişi sonucu bir tahmin veya kişisel izlenim olarak değil, kesin bir bilgi olarak sunar. Ardından that, whether veya bir soru sözcüğüyle başlayan içerik gelebilir; know for certain that... ve know for certain whether... buna örnektir. Bir kişinin bir şeyi ne kadar kesin bildiğini anlatır.

Alıştırma

Kesin bilgiyi ifade eden hedef kalıpla cümleyi tamamlayın: The lab results are not back yet, so we can't ____ whether the treatment worked.

Cevabı göster

know for certain

Dilbilgisi

come the closest to actually touching: bir hedefe en çok yaklaşmak

come the closest to + isim veya -ing biçimi, birkaç kişi, nesne ya da deneme arasında bir hedefe en yakın sırada olmak anlamına gelir. Bu cümlede anne baba ve çocuklar, gerçekten dokunmaya diğer herkesten daha çok yaklaştığınız kişiler olarak sunulur. Buradaki to bir edattır; bu yüzden ardından gelen fiil -ing biçimini alır: come the closest to touching denir, come the closest to touch denmez. Actually, dokunmanın katı ve gerçek anlamını vurgular. Bu yapı yakınlık derecelerini karşılaştırır; hedefe ulaşıldığını tek başına garanti etmez.

Alıştırma

İkinci cümleyi hedef yapının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: None of the teams solved the puzzle. Of all the teams, ours ____ finding the answer.

Cevabı göster

came the closest to

And that's touching. Deyimler

5:17

İşte bu da dokunaklı.

Deyimler

“And that's touching.”: fiziksel temas çağrışımlı duygusal övgü

Bu cümlede touching en doğal olarak “duygulandıran veya şefkat uyandıran” anlamında bir sıfattır. Konuşmacı önceki düşünceyi iç ısıtıcı bulduğunu söylüyor. Konuşmada hemen önce touch fiziksel “dokunma” anlamında kullanıldığı için touching, “fiziksel temas hâlinde olma” fikrini de çağrıştırır. Duygusal anlam düşünceyi tamamlarken fiziksel çağrışım konuya geri döner ve yumuşak bir kelime oyunu yaratır. Başka bağlamlarda, çevrede gerçek dokunmadan söz edilip edilmediğine ve bunun ikinci bir okumaya izin verip vermediğine bakın.

Alıştırma

“And that's touching.” cümlesindeki kelime oyununu en iyi hangi yorum açıklar?

  1. Önceki düşünceyi duygusal açıdan etkileyici olarak nitelerken fiziksel dokunmayı da çağrıştırır.
  2. Yalnızca iki kişinin veya nesnenin fiziksel temas hâlinde olduğunu bildirir.
  3. Birinden başka birine dokunmayı bırakmasını ister.
Cevabı göster

Önceki düşünceyi duygusal açıdan etkileyici olarak nitelerken fiziksel dokunmayı da çağrıştırır.

And as always,

5:18

Ve her zamanki gibi,

thanks for watching.

5:19

izlediğin için teşekkürler.