Neden severiz? Felsefi bir sorgulama - Skye C. Cleary: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
801 kelime 158 kel/dk

Video özeti: Video, romantik aşka ilişkin felsefi açıklamaları karşılaştırıyor; Platon’un yeniden bütün olma arayışından biyolojik, varoluşçu ve Budist eleştirilere, oradan da âşıkların birbirlerinin gelişimini desteklediği sahici ilişkiyi savunan Simone de Beauvoir’ın idealine uzanıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. put ourselves through its emotional wringer? — Deyimler ve Mecazlı İfadeler: Bir insanın kendisini sıkma makinesinden geçiriyormuş gibi gösteren bu imgenin, aşkta gönüllü olarak yaşanan acıyı, baskıyı ve duygusal tükenişi güçlü biçimde anlattığını fark edin; wringer sözcüğünü yalnızca gerçek bir makine olarak yorumlamayın. 2. the Eightfold Path, ve Nirvana, — Kültür, Medya ve Gerçek Yaşam Bağlamı: Budizmin bu iki temel kavramını ve arzu ile bağlılığın acıya yol açtığı savını, özgürleşmeye, berraklığa, bilgeliğe ve şefkate yönelen disiplinli bir uygulama yolu ile nasıl ilişkilendirdiklerini anlayın. 3. support each other in discovering themselves, reaching beyond themselves, and enriching their lives and the world together. — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: support someone in yapısından sonra paralel -ing biçimleri getirerek karşılıklı destek ve gelişimin birbiriyle bağlantılı birkaç sürecini açık ve akıcı biçimde anlatmayı öğrenin; bu yapı Beauvoir’ın sahici aşk anlayışını ifade eder.

Bu derste

Ah, romantic love.

0:06

Ah, romantik aşk.

Beautiful and intoxicating.

0:08

Güzel ve sarhoş edici.

Heartbreaking and soul crushing.

0:10

Kalp kırıcı ve ruh ezici.

Often all at the same time.

0:13

Genellikle hepsi aynı anda.

Why do we choose to put ourselves through its emotional wringer? Deyimler

0:15

Neden kendimizi bu duygusal cendereden geçirmeyi seçiyoruz?

Deyimler

put ourselves through its emotional wringer: kendimizi duygusal eziyete sokmak

Bu cümlede put ourselves through its emotional wringer, kendimizi ağır bir duygusal baskıya maruz bırakmayı seçmek anlamına gelir. Wringer eskiden ıslak giysilerdeki suyu sıkan bir cihazdı; bu yüzden imge, gerçek bir makine hareketini değil, sıkıştırılmayı, yıpranmayı ve zorlu bir sınavdan geçmeyi çağrıştırır. Yaygın deyim put someone through the wringer biçimindedir. Burada its aşka gönderme yapar, emotional ise çilenin türünü belirtir. Ourselves hem eylemi yapan hem de etkilenen kişiyi gösterdiği için, bize zarar verebilecek bir deneyime isteyerek girdiğimizi vurgular.

Alıştırma

Why put yourself through the emotional wringer for a relationship that keeps hurting you? cümlesinde put yourself through the emotional wringer ne anlama gelir?

  1. Kendine ağır bir duygusal baskı çektirmek anlamına gelir.
  2. Duygularını başka insanlardan saklamak anlamına gelir.
  3. Bir ilişki ciddileşmeden onu bitirmek anlamına gelir.
Cevabı göster

Kendine ağır bir duygusal baskı çektirmek anlamına gelir.

Does love make our lives meaningful Dilbilgisi

0:19

Aşk hayatımızı anlamlı mı kılıyor

or is it an escape from our loneliness and suffering? Kalıp ifadeler

0:21

yoksa yalnızlığımızdan ve acılarımızdan bir kaçış mı?

Dilbilgisi

make our lives meaningful: make + nesne + sıfat

Make our lives meaningful, bir şeyin bir insanı veya nesneyi belirli bir duruma getirdiğini anlatmak için make + nesne + sıfat yapısını kullanır. Our lives nesnedir; meaningful ise ortaya çıkan durumu açıklayan nesne tamamlayıcısıdır. Sıfat, make fiilinin oluşturduğu sonucu açıkladığı için nesneden sonra gelir. Bu yapıya to be eklenmez: make the room brighter ve make people nervous aynı yapıyı izler.

Alıştırma

Hangi cümle bir sonucu anlatmak için make + nesne + sıfat yapısını doğru kullanır?

  1. The new windows make the room brighter.
  2. The new windows make brighter the room.
  3. The new windows make the room brightly.
Cevabı göster

The new windows make the room brighter.

Kalıp ifadeler

an escape from our loneliness and suffering: soyut bir kaçış yolu

an escape from X kalıbında escape, X'ten uzaklaşmanın veya bir süre X'i düşünmemenin bir yolunu anlatan soyut bir isimdir. Burada aşk, yalnızlık ve acıdan kaçınmanın olası bir yolu olarak sunulur; gerçek anlamda kaçma eylemi kastedilmez. From edatı, uzaklaşılmak istenen olumsuz durumu belirtir. Bu ifade gerçek bir çözümden çok geçici bir rahatlamayı anlatabilir.

Alıştırma

Eksik edatı yazarak sabit kalıbı tamamlayın: For Maya, painting is an escape ____ the pressure of work.

Cevabı göster

from

Is love a disguise for our sexual desire Deyimler

0:24

Aşk cinsel arzumuzun bir kılık değiştirmesi mi

or a trick of biology to make us procreate? Deyimler

0:26

yoksa biyolojinin bizi üremeye zorlayan bir numarası mı?

Deyimler

a disguise for our sexual desire: görünen yüz ve gizli amaç

X is a disguise for Y yapısında X dışarıdan görünen yüz, Y ise gizlenen amaç veya gerçektir. İfade, X'in Y'nin gerçekte ne olduğunun anlaşılmasını engellediğini anlatır. Buradaki soru, insanların aşk dediği şeyin cinsel arzuyu gizleyen bir yüz olabileceğini öne sürer. Bu, gerçek bir kostümü veya fiziksel görünüş değişikliğini değil, kavramsal bir benzetmeyi anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle friendly offer ifadesinin görünen yüz, an attempt to control the group ifadesinin ise gizli amaç olduğunu anlatır?

  1. His attempt to control the group was a disguise for a friendly offer.
  2. His friendly offer was a disguise for an attempt to control the group.
  3. His friendly offer was disguised as an attempt to control the group.
Cevabı göster

His friendly offer was a disguise for an attempt to control the group.

Deyimler

a trick of biology to make us procreate: biyolojiyi yönlendirici bir güç olarak kişileştirmek

Burada a trick of biology, biyolojiyi tuzak kurabilen veya insanları yönlendirebilen bir varlıkmış gibi kişileştirir. Biology üreme dürtülerini ve evrimsel mekanizmaları temsil ederken trick, insanları harekete geçiren gizli bir mekanizma anlamına gelir; sihirbazlık numarası değildir. to make us procreate mastar yapısı, bu hilenin varsayılan amacını, yani insanları üremeye yöneltmeyi belirtir. Bu nedenle soru, romantik aşka kuşkucu bir bakış sunar; biyolojinin gerçekten düşünebildiğini veya plan yapabildiğini iddia etmez.

Alıştırma

Bu cümlede a trick of biology to make us procreate ifadesini en iyi hangi yorum açıklar?

  1. Bilim insanları insanların kime âşık olacağını bilinçli olarak kontrol eder.
  2. Biyologlar insanlara üremeyi öğretmek için sihirbazlık numarası kullanır.
  3. Biyolojik dürtüler, insanları üremeye yönelten gizli bir mekanizma gibi kişileştirilir.
Cevabı göster

Biyolojik dürtüler, insanları üremeye yönelten gizli bir mekanizma gibi kişileştirilir.

Is it all we need?

0:30

İhtiyacımız olan tek şey bu mu?

Do we need it at all?

0:32

Buna gerçekten ihtiyacımız var mı?

If romantic love has a purpose,

0:34

Eğer romantik aşkın bir amacı varsa,

neither science nor psychology has discovered it yet. Dilbilgisi

0:36

ne bilim ne de psikoloji bunu henüz keşfedebilmiş değil.

Dilbilgisi

neither science nor psychology: ne bilim ne de psikoloji

Neither A nor B, ifadenin hem A hem de B için olumsuz olduğunu belirtir. Bu cümlede romantik aşkın amacını bilim keşfetmemiştir; psikoloji de keşfetmemiştir. Neither ilk olumsuz ögeyi getirir, nor ise olumsuzluğun kapsamını sürdürerek ikinci ögeyi bağlar. nor sözcüğünü sıradan bir or gibi yorumlamak, “ne biri ne de diğeri” anlamını kaybettirir.

Alıştırma

İki yolun da kullanılamadığını belirten ikili bağlaçla cümleyi tamamlayın: ____ the north road ____ the south road is open.

Cevabı göster

Neither · nor

But over the course of history, Kalıp ifadeler

0:39

Ancak tarih boyunca,

some of our most respected philosophers have put forward some intriguing theories. Öbek fiiller

0:41

en saygıdeğer filozoflarımızdan bazıları bazı ilgi çekici teoriler ileri sürdüler.

Kalıp ifadeler

over the course of history: uzun bir döneme yayılan olaylar

over the course of + zaman dilimi yapısı, belirtilen sürenin tamamı boyunca anlamına gelir ve olayların ya da değişimlerin bu süre içinde gelişmesine dikkat çeker. Burada over the course of history, teorileri insanlık tarihinin uzun zaman dilimi içindeki farklı noktalara yerleştirir. Buradaki course, bir okul dersi değil, ‘süreç’ veya ‘ilerleyiş’ anlamındadır. Kalıp over the course of + isim öbeği şeklindedir; örneğin over the course of a year.

Alıştırma

Cümleyi ‘on yıllık dönemin tamamı boyunca’ anlamına gelen hedef ifadeyle tamamlayın: The neighborhood changed greatly ____.

Cevabı göster

over the course of ten years

Öbek fiiller

put forward: bir fikri resmî biçimde sunmak

Put forward, başkalarının değerlendirmesi veya tartışması için bir fikir, teori, öneri ya da sav sunmak anlamına gelen, ayrılabilen bir öbek fiildir. Bu cümlede some intriguing theories onun nesnesidir. say ile karşılaştırıldığında put forward, yalnızca birinin konuştuğunu bildirmeye değil, içeriği olan bir iddiayı tartışmaya sunmaya odaklanır.

Alıştırma

Cümleyi put forward ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: At yesterday's meeting, Nia ____ a practical solution to the parking problem.

Cevabı göster

put forward

Love makes us whole again.

0:46

Aşk bizi yeniden bütün yapar.

The ancient Greek philosopher Plato

0:49

Antik Yunan filozofu Platon

explored the idea that we love in order to become complete.

0:51

tamamlanmak için sevdiğimiz fikrini araştırdı.

In his Symposium,

0:55

Şölen adlı eserinde,

he wrote about a dinner party

0:56

bir akşam yemeği partisinden bahsetti

at which Aristophanes, Dilbilgisi

0:58

ki bu partide Aristofanes,

a comic playwright,

0:59

komedi türünde bir oyun yazarı,

regales the guests with the following story. Kalıp ifadeler

1:01

konukları şu hikaye ile eğlendirir.

Dilbilgisi

at which: edatın öne alındığı resmî ilgi cümleciği

at which Aristophanes ... ifadesinde which, önceki a dinner party ifadesine gönderme yapar. at edatı, eylemin o davette gerçekleştiğini gösterir; bu yüzden yan cümle “Aristophanes ... at the dinner party” biçiminde açılabilir. Bu, edatın öne alındığı bir ilgi cümleciğidir: edat + which + özne + fiil. Önceki isme bilgi ekler; which burada soru sözcüğü değildir.

Alıştırma

Cümleyi edatın öne alındığı resmî ilgi yapısıyla tamamlayın: The museum hosted a reception ____ the artist answered questions.

Cevabı göster

at which

Kalıp ifadeler

regales the guests with ...: regale someone with something kalıbı

Regales the guests with the following story, regale someone with something kalıbını kullanır. The guests eğlendirilen kişileri, the following story ise onları eğlendirmek için kullanılan içeriği belirtir. Regale, nötr tell fiilinden daha canlı bir sözcüktür. Genellikle dinleyenlerin keyif alacağı şekilde ilginç veya eğlenceli bir şeyi renkli biçimde anlatmayı ifade eder.

Alıştırma

Cümleyi regale someone with something kalıbının geçmiş zamanını kullanarak tamamlayın: During the long train ride, Omar ____ us ____ stories about his travels.

Cevabı göster

regaled · with

Humans were once creatures with four arms,

1:04

İnsanlar bir zamanlar dört kollu,

four legs, and two faces.

1:07

dört bacaklı ve iki yüzlü yaratıklardı.

One day they angered the gods

1:10

Bir gün tanrıları kızdırdılar

and Zeus sliced them all in two.

1:12

ve Zeus hepsini ikiye böldü.

Since then,

1:16

O zamandan beri,

every person has been missing half of him or herself. Dilbilgisi

1:17

her insan kendisinin yarısını eksik hissediyor.

Love is the longing to find a soulmate who will make us feel whole again. Notlar

1:21

Aşk, bizi yeniden bütün hissettirecek bir ruh eşi bulma özlemidir.

Dilbilgisi

has been missing half of him or herself: süregelen bir eksiklik

has been missing, has been + missing biçimindeki present perfect continuous yapısıdır. Eksikliği, mitolojik bölünmeden sonra başlayan ve şimdiki bakış noktasına kadar süren bir durum olarak sunar. Burada missing, “yoksun olmak” veya “sahip olmamak” anlamındadır. half of him or herself nesnesi, her insanın eksik olduğunu gösterir; başka biri yanında olmadığı için onu özlemek anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümledeki has been missing half of him or herself ne anlama gelir?

  1. Her insanın başka birini tekrar tekrar fark edemediği anlamına gelir.
  2. Her insanın sevdiği birini sevgiyle düşünmeye devam ettiği anlamına gelir.
  3. Her insanın bir yarısı eksik olduğu için tamamlanmamış durumda kaldığı anlamına gelir.
Cevabı göster

Her insanın bir yarısı eksik olduğu için tamamlanmamış durumda kaldığı anlamına gelir.

Kelime

longing to find a soulmate: ideal bir eş bulmaya yönelik derin özlem

Longing, çoğu zaman olmayan veya ulaşılması zor bir şeye yönelik derin ve sürekli bir arzudur. longing to + fiilin yalın hâli yapısında to find, umut edilen eylemi belirtir. Soulmate, duygusal veya ruhsal açıdan olağanüstü derecede uyumlu olduğuna inanılan kişidir. Bu cümlede sözcük, sıradan bir arkadaş veya partneri değil, kişiye kendisini bütün hissettirebilecek idealize edilmiş romantik bir partneri anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle derin ve sürekli bir arzuyu ifade etmek için longing to find a soulmate sözünü doğal biçimde kullanır?

  1. She happened to meet a stranger while waiting for the bus.
  2. She felt a deep longing to find a soulmate who shared her values.
  3. She had a slight preference to find any available roommate.
Cevabı göster

She felt a deep longing to find a soulmate who shared her values.

Deyimler

make us feel whole again: duygusal bütünlük hissini yeniden kazanmak

make us feel whole again ifadesinde make + kişi + fiilin yalın hâli, birinin belirli bir duygu yaşamasına neden olmak anlamına gelir. Buradaki whole, bedenin fiziksel olarak onarılmasını değil, duygusal veya kişisel bir bütünlük hissini anlatır. Again, insanların kendilerinin yarısından yoksun olduğu önceki imgeye gönderme yapar. İfade, bir ruh eşi bulmanın kaybedilmiş aidiyet veya bütünlük hissini geri getirebileceğini öne sürer; bu, gerçek anlamlı bir olgu değil, bir metafordur.

Alıştırma

Hangi cümlede feel whole again duygusal bütünlüğü anlatmak için kullanılmıştır?

  1. He added the missing page, and the book felt whole again.
  2. The mechanic replaced the tire, so the car felt whole again.
  3. After months of isolation, reconnecting with her friends helped her feel whole again.
Cevabı göster

After months of isolation, reconnecting with her friends helped her feel whole again.

Or at least that's what Plato believed a drunken comedian would say at a party. Anlatım akışı

1:26

Ya da en azından Platon, sarhoş bir komedyenin bir partide böyle söyleyeceğine inanıyordu.

Anlatım akışı

Or at least: önceki bir iddiayı düzeltmek

Or at least, geriye dönük bir düzeltme işareti verir: konuşan kişi önceki cümlenin genel yönünü korur, ancak onu daha dar veya daha doğru bir sürümle değiştirir. Ardından gelen kısmın ayrı bir alternatif değil, önceki cümleyi sınırlayan bir açıklama olduğunu göstererek dinleyicinin bilgiyi anlamlandırmasını düzenler. Burada anlatıcı, düşünceyi doğrudan Platon’a atfetmekten bir adım geri çekilir ve daha doğru biçimde, Platon’un sarhoş bir komedyenin bunu bir partide söyleyeceğine inandığını belirtir. Bu düzeltme doğruluğu artırır ve hafif mizahi bir ton katar.

Alıştırma

İlk iddiayı düzeltmek için hedef ifade or at least'i yerleştirin: The report is finished—____ the first draft is.

Cevabı göster

or at least

Love tricks us into having babies. Dilbilgisi

1:32

Aşk bizi bebek sahibi olmamız için kandırır.

Dilbilgisi

tricks us into having babies: trick someone into doing something kalıbı

trick + someone + into + doing something kalıbı, birini aldatarak veya yanıltarak bir eylemi yapmaya yöneltmek anlamına gelir. Burada into bir edattır; bu nedenle ardından have fiilinin yalın hâli değil, having biçimi gelir. Cümlede love, sanki plan kurabilen bir varlıkmış gibi kişileştirilir. Sevginin, insanlar altta yatan dürtüyü tam olarak fark etmeden onları üremeye yönelttiği anlatılır; gerçek bir dolandırıcıdan söz edilmez.

Alıştırma

Cümleyi trick someone into doing something kalıbı ve reveal fiiliyle tamamlayın: The fake caller tricked Nina ____ her security code.

Cevabı göster

into revealing

Much, much later,

1:34

Çok, çok sonraları,

German philosopher Arthur Schopenhauer

1:35

Alman filozof Arthur Schopenhauer

maintained that love, based in sexual desire,

1:38

cinsel arzuya dayanan aşkın

was a voluptuous illusion. Kelime

1:41

şehvetli bir yanılsama olduğunu savundu.

Kelime

voluptuous illusion: duyusal ama aldatıcı bir düşünce

Bu ifadede voluptuous, yoğun biçimde duyusal ve bedensel ya da cinsel hazla bağlantılı anlamına gelir. Illusion ise yalnızca gözlerin yanlış algıladığı bir şeyi değil, yanlış veya yanıltıcı bir düşünceyi ya da görünüşü ifade eder. Voluptuous illusion bir bütün olarak aşkı duyusal arzu nedeniyle son derece çekici, fakat sonuçta aldatıcı veya gerçek dışı bir düşünce olarak sunar. Resmî ve edebî anlatım, konuşanın eleştirel ve küçümseyici bakışını güçlendirir.

Alıştırma

Bu cümlede voluptuous illusion ne anlama geliyor?

  1. Duyusal ve çekici, fakat sonuçta yanıltıcı bir düşünce anlamına gelir.
  2. Aşkın neden sürdüğünü kanıtlayan bir açıklama anlamına gelir.
  3. Duygusal çağrışımı olmayan küçük bir görsel hata anlamına gelir.
Cevabı göster

Duyusal ve çekici, fakat sonuçta yanıltıcı bir düşünce anlamına gelir.

He suggested that we love

1:43

Aşık olduğumuzu öne sürdü

because our desires lead us to believe that another person will make us happy. Kalıp ifadeler

1:45

çünkü arzularımız bizi başka bir insanın bizi mutlu edeceğine inandırır.

Kalıp ifadeler

lead someone to believe that...: bir inanç veya sonucun oluşmasına yol açmak

Lead someone to believe that... birinin bir inanç oluşturmasına veya bir sonuca varmasına yol açmak anlamına gelir. Yapı lead + kişi + to believe + that yan tümcesi şeklindedir. Buradaki lead, birini fiziksel olarak bir yere götürmek anlamında değildir. Arzular zihni etkileyerek başka birinin mutluluk getireceği inancını oluşturur. İfade, bu inancın yanlış olabileceğini düşündürebilir; ancak tek başına birinin kasıtlı olarak yalan söylediğini belirtmez.

Alıştırma

lead someone to believe yapısını tamamlayın: The error message led Maya ____ her account had been deleted.

Cevabı göster

to believe

But we are sorely mistaken.

1:49

Ama çok yanılıyoruz.

Nature is tricking us into procreating,

1:52

Doğa bizi ürememiz için kandırıyor,

and the loving fusion we seek is consummated in our children. Kelime

1:54

ve aradığımız o sevgi dolu kaynaşma çocuklarımızda vücut buluyor.

Kelime

is consummated in our children: çocuklar aracılığıyla nihai gerçekleşme

Consummate fiil olarak bir şeyi nihai tamamlanma veya gerçekleşme noktasına ulaştırmak anlamına gelir. Edilgen is consummated in our children ifadesi, çiftin aradığı sevgi dolu birleşmenin sonunda çocuklarında gerçekleştiğini veya somutlaştığını anlatır. Sözcük ayrıca bir evliliği cinsel ilişki yoluyla tamamlamak anlamına gelebilir. Cümle sevgi ve üremeden söz ettiği için bu yerleşik çağrışım, evlilik ve cinsellikle ilgili kasıtlı bir alt anlam ekler; is consumed anlamına gelmez.

Alıştırma

"Their alliance was consummated in a final signed treaty," cümlesinde was consummated in ne anlama gelir?

  1. İttifak, imzalanan antlaşmada nihai tamamlanma noktasına ulaştı.
  2. İttifak, antlaşma imzalanmadan önce iptal edildi.
  3. İttifak, imzalanan antlaşma tarafından tüketilip yok edildi.
Cevabı göster

İttifak, imzalanan antlaşmada nihai tamamlanma noktasına ulaştı.

When our sexual desires are satisfied,

1:58

Cinsel arzularımız tatmin olduğunda,

we are thrown back into our tormented existences Öbek fiiller

2:00

eziyetli varoluşlarımıza geri fırlatılıyoruz

and we succeed only in maintaining the species and perpetuating the cycle of human drudgery. Dilbilgisi

2:04

ve yalnızca türümüzü sürdürmeyi ve insanın angarya döngüsünü kalıcı kılmayı başarıyoruz.

Öbek fiiller

are thrown back into: ani ve istemsiz bir geri dönüş

Be thrown back into something, önceki bir duruma ya da koşula zorla veya aniden geri götürülmek anlamına gelir. Bu cümlede kimse fiziksel olarak fırlatılmıyor; arzu tatmin edildikten sonra insanlar kendilerini yeniden acı verici bir varoluş biçiminde buluyor. Edilgen are thrown kontrol eksikliğini vurgularken back daha önce var olan bir duruma dönüşü gösterir. Nötr return to ile karşılaştırıldığında bu ifade değişimi daha ani ve sert hissettirir.

Alıştırma

Hangi cümle, zor bir duruma ani ve istenmeyen bir dönüşü anlatmak için throw someone back into ifadesini doğal biçimde kullanıyor?

  1. The child threw the ball back into the box.
  2. After dinner, the family returned calmly to the living room.
  3. The unexpected bill threw the family back into debt.
Cevabı göster

The unexpected bill threw the family back into debt.

Dilbilgisi

succeed only in maintaining ... and perpetuating ...: sınırlı ve ironik bir başarı

Succeed in doing something, -ing biçimiyle belirtilen sonucu elde etmek anlamına gelir. Burada in, and ile bağlanan paralel -ing biçimleri maintaining ve perpetuating'i yönetir. Only sözcüğü bu sonucu sınırlar. Cümle buna başarı der, ancak tek sonucun mutluluk getirmek değil, türü korumak ve insanın ağır çalışma döngüsünü sürdürmek olduğunu söyler. Bu nedenle succeed kutlayıcı değil, hayal kırıklığına uğramış ve ironik duyulur.

Alıştırma

Eleştiri cümlesini delay ve increase fiillerinin -ing biçimleriyle tamamlayın: The policy succeeded only in ____ the decision and ____ costs.

Cevabı göster

delaying · increasing

Sounds like somebody needs a hug. Ton ve niyet

2:11

Görünüşe göre birinin sarılmaya ihtiyacı var.

Ton ve niyet

Sounds like somebody needs a hug: şakacı teselli ve hafif alay

Burada Sounds like somebody needs a hug, birinin ihtiyaçları hakkında ciddi bir değerlendirme değildir. Aşırı karamsar bir yorumu, o yorumu yapan kişinin teselliye ihtiyacı olduğunun işaretiymiş gibi şakacı biçimde yeniden çerçeveler. Belirsiz somebody, kişiyi doğrudan adlandırmaktan kaçınır. Söyleyiş tonuna göre bu cümle ağır bir anı sıcaklıkla yumuşatabilir ya da fazla olumsuz olan kişiyle hafifçe alay edebilir.

Alıştırma

Bu söz bu bağlamda esas olarak ne yapıyor?

  1. Karamsar biriyle hafifçe alay ederken teselli de öneriyor.
  2. Kişinin ruh sağlığı hakkında klinik bir değerlendirme yapıyor.
  3. Sarılmak isteyen birini bulmasını kelimesi kelimesine birinden istiyor.
Cevabı göster

Karamsar biriyle hafifçe alay ederken teselli de öneriyor.

Love is escape from our loneliness.

2:13

Aşk, yalnızlığımızdan kaçıştır.

According to the Nobel Prize-winning British philosopher Bertrand Russell,

2:16

Nobel Ödüllü İngiliz filozof Bertrand Russell'a göre,

we love in order to quench our physical and psychological desires. Kalıp ifadeler

2:20

fiziksel ve psikolojik arzularımızı dindirmek için seviyoruz.

Kalıp ifadeler

quench our physical and psychological desires: güçlü arzuları dindirmek

Bu cümlede quench, physical and psychological desires ifadesini nesne olarak alır ve güçlü dürtüleri tatmin ederek veya yatıştırarak yoğunluklarını azaltmak anlamına gelir. Physical bedensel dürtüleri, psychological ise duygusal veya zihinsel istekleri kapsar. Quench genellikle susuzluğu gidermek veya ateşi söndürmek gibi yoğun bir durumu sona erdirmeyi anlatır. Desires ile kullanıldığında da baskı yaratan bir şeyi hafifletme imgesini taşır; arzuları analiz etmek veya onların varlığını inkâr etmek anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede quench, örnektekiyle aynı soyut anlamda kullanılmıştır?

  1. Winning the award did not quench her desire to learn.
  2. A glass of water quenched his thirst after the hike.
  3. The firefighters quenched the flames before midnight.
Cevabı göster

Winning the award did not quench her desire to learn.

Humans are designed to procreate,

2:24

İnsanlar üremek üzere tasarlanmıştır,

but without the ecstasy of passionate love, sex is unsatisfying. Dilbilgisi

2:27

ancak tutkulu aşkın vecdi olmadan seks tatmin edici değildir.

Dilbilgisi

without the ecstasy of passionate love: koşul bildiren without + isim öbeği

Without the ecstasy of passionate love, ana yargının koşulunu belirleyen bir edat öbeğidir. Buradaki without, bir yer ilişkisini değil, “eğer …… yoksa” veya “…… olmadan” anlamını taşır. without + isim öbeği yapısı, gerekli bir şey eksikken ne olduğunu kısa biçimde anlatmayı sağlar. Genellikle daha uzun bir if ... not yan cümlesinin yerini alabilir.

Alıştırma

Eksik bir koşulu göstermek için cümleyi without ile tamamlayın: ____ a valid ticket, you cannot enter the concert.

Cevabı göster

Without

Our fear of the cold, cruel world Deyimler

2:32

Soğuk ve acımasız dünyaya karşı duyduğumuz korku

tempts us to build hard shells to protect and isolate ourselves. Deyimler

2:34

bizi kendimizi korumak ve izole etmek için sert kabuklar inşa etmeye yöneltir.

Love's delight, intimacy,

2:39

Aşkın hazzı, yakınlığı

and warmth helps us overcome our fear of the world,

2:40

ve sıcaklığı dünyaya olan korkumuzu yenmemize,

escape our lonely shells, and engage more abundantly in life. Deyimler

2:44

yalnız kabuklarımızdan kaçmamıza ve hayata daha dolu bir şekilde katılmamıza yardımcı olur.

Deyimler

the cold, cruel world: duygusal ilgisizliği anlatan mecazî cold

the cold, cruel world ifadesinde cold mecaz anlamdadır. Duygusal olarak ilgisiz veya sıcaklıktan yoksun olmayı anlatırken cruel, dünyanın insanlara zarar verebileceği düşüncesini ekler. Bu iki sıfat birlikte, konuşanın bakış açısından dünyayı tehditkâr gösterir. Bu duygusal imge, kişinin kendini koruma ve yalıtma isteğini açıklamaya yardımcı olur; fiziksel sıcaklıkla ilgili nesnel bir iddia değildir.

Alıştırma

the cold, cruel world ifadesinde cold ne anlama gelir?

  1. Fiziksel olarak donma noktasının altında
  2. Duygusal olarak ilgisiz ve sıcaklıktan yoksun
  3. Sessiz ve rahat
Cevabı göster

Duygusal olarak ilgisiz ve sıcaklıktan yoksun

Deyimler

Duygusal öz koruma olarak build hard shells

Burada build hard shells, duygusal savunmalar oluşturmayı anlatan bir metafordur. Korku, incinme olasılığına karşı kendilerini daha az açık hissetmeleri için insanların kendileriyle dünya arasına sert bir engel koymasına yol açar. Cümlede kabukların iki etkisi vardır: Korurlar ama aynı zamanda yalıtırlar. Bu imge, duygusal öz korumanın sağladığı güvenliği ve bunun bedelini birlikte ifade eder.

Alıştırma

Bu cümlede build hard shells ne anlama geliyor?

  1. İnsanlar soğuk hava için koruyucu giysiler giyer.
  2. İnsanlar kendilerini koruyan ama aynı zamanda başkalarından koparan duygusal savunmalar oluşturur.
  3. İnsanlar sert malzemelerden gerçek barınaklar yapar.
Cevabı göster

İnsanlar kendilerini koruyan ama aynı zamanda başkalarından koparan duygusal savunmalar oluşturur.

Deyimler

escape our lonely shells: duygusal yalıtılmışlıktan çıkmak

escape our lonely shells aynı kabuk metaforunu devam ettirir. Fiziksel bir kap veya yerden kaçmak değil, öz korumanın yarattığı duygusal yalıtılmışlıktan çıkmak anlamına gelir. lonely sözcüğü, kabukların neden bir soruna dönüştüğünü gösterir: Acıyı dışarıda tutarken yakınlığı da dışarıda bırakırlar. Cümlede sevginin yakınlığı ve sıcaklığı, insanların başkalarına yeniden açılmasına ve hayata daha dolu biçimde katılmasına yardımcı olur.

Alıştırma

Burada kullanılan escape our lonely shells ifadesine en uygun yorum hangisidir?

  1. İnsanlar bir tür koruyucu ekipmanı başka bir türle değiştirir.
  2. İnsanlar gerçek kapların içinden çıkar.
  3. İnsanlar duygusal yalıtılmışlığı aşar ve başkalarıyla yeniden bağ kurar.
Cevabı göster

İnsanlar duygusal yalıtılmışlığı aşar ve başkalarıyla yeniden bağ kurar.

Love enriches our whole being,

2:49

Aşk tüm varlığımızı zenginleştirir,

making it the best thing in life. Dilbilgisi

2:51

onu hayattaki en iyi şey haline getirir.

Dilbilgisi

making it the best thing in life: making ile sonuç eklemek

making it the best thing in life, önceki ifadenin sonucunu ekleyen -ing'li bir ortaç yan cümlesidir: sevgi tüm varlığımızı zenginleştirdiği için burada hayattaki en güzel şey olarak sunulur. Burada making, ana fiil enriches'a bağlıdır; onunla eş görevli ikinci bir ana fiil değildir. it zamiri love sözcüğünü karşılar. Bu kısa yapı, yeni bir cümle başlatmadan sonuç eklemeyi sağlar.

Alıştırma

Sonucu göstermek için make fiilinin -ing biçimini kullanın: The new schedule ends classes earlier, ____ it easier for students to get home before dark.

Cevabı göster

making

Love is a misleading affliction.

2:54

Aşk yanıltıcı bir ıstıraptır.

Siddhartha Gautama,

2:56

Buda veya aydınlanmış kişi olarak bilinen

who became known as the Buddha or the enlightened one, Kültür

2:57

Siddhartha Gautama,

probably would have had some interesting arguments with Russell. Dilbilgisi

3:00

muhtemelen Russell ile bazı ilginç tartışmalar yaşardı.

Kültür

became known as the Buddha or the enlightened one: bir unvan ve anlamı

Siddhartha Gautama, burada daha sonra the Buddha olarak tanınan tarihî kişi için kullanılan kişisel addır. the Buddha dinî bir unvandır; farklı bir kişi ya da sıradan bir soyadı değildir. Buddha “uyanmış kişi” anlamına gelir ve İngilizcede çoğu zaman the enlightened one olarak açıklanır. Bu cümlede or, aynı kişiyi tanımlamanın iki yolunu birbirine bağlar; ikinci ifade unvanın anlamını açıklar ve onun fikirleriyle ilgili tartışma için gereken en temel arka planı verir.

Alıştırma

Cümledeki adlar ve unvanlar arasındaki ilişkiyi hangi seçenek doğru açıklar?

  1. the Buddha ile Siddhartha Gautama iki farklı kişidir.
  2. the enlightened one, Russell'ın unvanıdır.
  3. the Buddha, Siddhartha Gautama'nın unvanıdır ve the enlightened one bunun anlamını açıklar.
Cevabı göster

the Buddha, Siddhartha Gautama'nın unvanıdır ve the enlightened one bunun anlamını açıklar.

Dilbilgisi

would have had: varsayımsal bir geçmiş sonuç

Would have had, would have + past participle kalıbını izler; had, have fiilinin past participle biçimidir. Burada ilginç tartışmaları, Buda ile Russell'ın karşılaşmış olabilecekleri varsayımsal bir geçmiş durumun olası sonucu olarak sunar. Bu ifade, tartışmaların gerçekten yaşandığını söylemez. Probably, varsayılan sonucun kesinliğini azaltır; ancak would have had yine de bunu tarihsel bir gerçek değil, geçmişe ilişkin karşıolgusal bir olasılık olarak gösterir.

Alıştırma

Would have + have yapısının doğru biçimiyle varsayımsal geçmiş sonucu tamamlayın: If the two thinkers had met, they probably ____ several lively arguments.

Cevabı göster

would have had

Buddha proposed that we love

3:03

Buda aşık olduğumuzu öne sürdü

because we are trying to satisfy our base desires. Kelime

3:05

çünkü temel arzularımızı tatmin etmeye çalışıyoruz.

Yet, our passionate cravings are defects

3:08

Oysa tutkulu özlemlerimiz kusurdur

and attachments, even romantic love,

3:12

ve bağlılıklar, hatta romantik aşk bile,

are a great source of suffering. Kalıp ifadeler

3:14

büyük bir acı kaynağıdır.

Kelime

base desires: base sözcüğünün ahlaken düşük veya değersiz anlamı

Base desires ifadesinde base, ahlaken düşük, bayağı veya değersiz anlamına gelen bir sıfattır. Desires sözcüğüne olumsuz bir yargı katar ve yüce amaçlardan çok alt düzey içgüdülerin yönlendirdiği dürtüleri düşündürür. Burada base, “temel” veya “gerekli” anlamına gelmez. İfade, konuşanın arzuya yönelik eleştirel bakışını destekler; sıradan insani ihtiyaçlar için tarafsız bir ad değildir.

Alıştırma

Burada base desires içindeki base nasıl bir tutum ifade ediyor?

  1. Arzuları düşük veya değersiz görerek olumsuz biçimde yargılar.
  2. Arzuların fiziksel bir üste başladığını söyler.
  3. Hayatta kalmak için gerekli arzuları tarafsız biçimde tanımlar.
Cevabı göster

Arzuları düşük veya değersiz görerek olumsuz biçimde yargılar.

Kalıp ifadeler

a great source of suffering: önemli bir nedeni belirtmek

Bu cümlede a great source of suffering, acının önemli bir nedeni, yani acıyı yaratan veya sürekli artıran bir şey anlamına gelir. Burada great, etkinin büyüklüğünü ya da önemini anlatır; mükemmel anlamına gelmez. Kullanılabilir kalıp a source of + soyut isim şeklindedir. a source of joy, a source of conflict veya a source of stress örneklerinde olduğu gibi bir duygunun, durumun ya da sorunun nereden kaynaklandığını gösterir. Buradaki source, kitap veya internet sitesi gibi bir bilgi kaynağını değil, neden ya da kökeni ifade eder.

Alıştırma

Cümleyi source of ile tamamlayın: Constant uncertainty can be a major ____ stress at work.

Cevabı göster

source of

Luckily, Buddha discovered the Eightfold Path, Kültür

3:17

Neyse ki, Buda Sekiz Katlı Yolu,

a sort of program for extinguishing the fires of desire Deyimler

3:20

arzunun ateşlerini söndürmek için bir tür programı keşfetti

so that we can reach Nirvana,

3:23

böylece Nirvana'ya,

an enlightened state of peace,

3:25

aydınlanmış bir barış,

clarity, wisdom, and compassion.

3:27

açıklık, bilgelik ve şefkat durumuna ulaşabiliriz.

Kültür

the Eightfold Path ... Nirvana: yol ve hedef

the Eightfold Path, geleneksel olarak birbiriyle bağlantılı sekiz ilke aracılığıyla açıklanan Budist uygulama yoludur. Bu cümlede arzuyu yatıştırmanın ve acıdan özgürleşmeye doğru ilerlemenin yöntemi olarak sunulur. Nirvana, bu yolun yöneldiği özgürleşme veya uyanış hâlidir. Sadece sıradan bir cennet ya da fiziksel bir yer değildir; cümle onu huzur, berraklık, bilgelik ve şefkat hâli olarak açıklar. İki terim düşünceyi yöntem ve hedef olarak düzenler: the Eightfold Path yoldur, Nirvana ise özgürleşme hâlidir.

Alıştırma

Bu cümlede vurgulanan iki terim arasındaki ilişkiyi en iyi hangi ifade açıklar?

  1. the Eightfold Path, arzu ve acıdan özgürleşme hâli olan Nirvana'ya götüren bir uygulama yolu olarak sunulur.
  2. the Eightfold Path ve Nirvana aynı fiziksel yerin iki adıdır.
  3. Nirvana, the Eightfold Path tamamlandıktan sonra ulaşılan sıradan bir cennet olarak sunulur.
Cevabı göster

the Eightfold Path, arzu ve acıdan özgürleşme hâli olan Nirvana'ya götüren bir uygulama yolu olarak sunulur.

Deyimler

Bir metafor olarak extinguishing the fires of desire

Bu cümlede the fires of desire bir metafordur: güçlü arzular, yanan, yayılan ve sıkıntıya yol açan ateşler olarak tasvir edilir. Extinguishing them, gerçek alevleri söndürmek değil, bu arzuları sona erdirmek veya güçlerini ortadan kaldırmak demektir. Bu ifade, extinguish fiilinin soyut kullanımını da gösterir. Arzu, umut veya coşku gibi alev olarak düşünülen bir şeyi sona erdirmek anlamına gelebilir.

Alıştırma

Bu cümlede extinguishing the fires of desire ne anlama geliyor?

  1. Her arzuyu ortaya çıkar çıkmaz yerine getirmek
  2. Güçlü arzuların denetleyici gücünü sona erdirmek
  3. Bir yangının oluşturduğu gerçek alevleri söndürmek
Cevabı göster

Güçlü arzuların denetleyici gücünü sona erdirmek

The novelist Cao Xueqin Kültür

3:30

Romancı Cao Xueqin

illustrated this Buddhist sentiment that romantic love Kelime

3:32

romantik aşkın bir aptallık olduğu yönündeki bu Budist duyarlılığı

is folly in one of China's greatest classical novels,

3:35

Çin'in en büyük klasik romanlarından biri olan

Dream of the Red Chamber.

3:39

Kızıl Köşkün Rüyası'nda resmetti.

Kültür

Cao Xueqin ... Dream of the Red Chamber: romancı ve roman

Cao Xueqin cümlede adı geçen Çinli romancıdır; Dream of the Red Chamber ise onunla ilişkilendirilen romanın yaygın İngilizce adıdır. Cümlenin sonunda yer alan başlık, one of China's greatest classical novels ifadesinin hangi eseri anlattığını açıklar ve alıntılanan eseri belirler. Bu, sıradan bir rüyanın betimlemesi değil, bir kitap adıdır. Bu gönderme, örneğin genel bir meselden değil, önemli bir Çin edebiyat eserinden geldiğini gösterir.

Alıştırma

Cao Xueqin ile Dream of the Red Chamber arasındaki ilişki nedir?

  1. İki ad da Sekiz Aşamalı Asil Yol'un bölümlerini ifade eder.
  2. Cao Xueqin bir rüyadaki karakterdir, diğer ifade de onun rüyasını anlatır.
  3. Cao Xueqin romancıdır, Dream of the Red Chamber ise romandır.
Cevabı göster

Cao Xueqin romancıdır, Dream of the Red Chamber ise romandır.

Kelime

romantic love is folly: akıllıca olmayan bir uğraşa ilişkin resmî bir yargı

romantic love is folly ifadesinde folly, ciddi bir bilgelik eksikliği ya da akıllıca olmayan bir hareket tarzı anlamına gelen bir isimdir. Cümlecik romantik aşkı yalnızca komik veya biraz aptalca bir şey olarak değil, yanlış yönlendirilmiş bir uğraş olarak sunar. Buradaki ifade, romantik aşktaki bağlanmanın acıya yol açabileceği yönündeki Budist görüşü aktarır. Başka durumlara da uygulanabilen X is folly kalıbı, bir düşünce veya uğraş hakkında güçlü ve çoğu zaman felsefi bir yargı bildirir.

Alıştırma

Bu cümlede romantic love is folly ifadesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Romantik aşkın gizli tutulması gerektiğini söyler.
  2. Romantik aşkın eğlenceli ama zararsız olduğunu söyler.
  3. Romantik aşkı akıllıca olmayan bir uğraş olarak değerlendirir.
Cevabı göster

Romantik aşkı akıllıca olmayan bir uğraş olarak değerlendirir.

In a subplot,

3:41

Bir alt olay örgüsünde,

Jia Rui falls in love with Xi-feng

3:42

Jia Rui, Xi-feng'e aşık olur

who tricks and humiliates him.

3:45

ki o da onu kandırır ve aşağılar.

Conflicting emotions of love and hate tear him apart. Deyimler

3:47

Çatışan aşk ve nefret duyguları onu parçalara ayırır.

Deyimler

tear him apart: şiddetli duygusal ıstırap

tear him apart ifadesinde tear ... apart mecazi anlamdadır. Birbiriyle çatışan sevgi ve nefret duyguları, sanki onu zıt yönlere çekiyormuş gibi yoğun bir duygusal acıya neden olur; fiziksel olarak parçalanma kastedilmez. something tears someone apart kalıbı, bir çatışma, kayıp, suçluluk ya da başka bir deneyimin kişiyi duygusal olarak yıkmasını anlatır. Birinin endişeli veya üzgün olduğunu söylemekten çok daha güçlüdür.

Alıştırma

Şiddetli duygusal acıyı göstermek için tear someone apart kalıbını tamamlayın: The conflict between loyalty and ambition was tearing her ____.

Cevabı göster

apart

So a Taoist gives him a magic mirror that can cure him

3:51

Böylece bir Taocu, onu iyileştirebilecek sihirli bir ayna verir

as long as he doesn't look at the front of it. Dilbilgisi

3:55

yeter ki aynanın ön yüzüne bakmasın.

Dilbilgisi

as long as: bir koşul belirtmek

Burada as long as, aynanın onu iyileştirebilmesi için gereken koşulu belirtir: aynanın ön yüzüne bakmamalıdır. İfade “şu koşulla ki” veya “olması şartıyla” anlamındadır; “olduğu süre boyunca” anlamına gelmez. Yapı, ana sonuç + as long as + koşul yan cümlesidir. Ana sonucun, koşulun yerine getirilmesine bağlı olduğunu gösterir.

Alıştırma

Koşulu belirtmek için cümleyi as long as ile tamamlayın: You can borrow my laptop ____ you return it by six.

Cevabı göster

as long as

But, of course,

3:57

Ama elbette,

he looks at the front of it.

3:59

ön yüzüne bakar.

He sees Xi-feng.

4:00

Xi-feng'i görür.

His soul enters the mirror

4:02

Ruhu aynaya girer

and he is dragged away in iron chains to die.

4:03

ve demir zincirlerle ölüme sürüklenir.

Not all Buddhists think this way about romantic and erotic love, Dilbilgisi

4:08

Bütün Budistler romantik ve erotik aşk hakkında böyle düşünmez,

but the moral of this story Anlatım akışı

4:12

ancak bu hikayenin ahlaki dersi

is that such attachments spell tragedy and should, Kelime

4:14

bu tür bağlılıkların trajedi getirdiği ve,

along with magic mirrors,

4:17

sihirli aynalarla birlikte,

be avoided.

4:19

kaçınılması gerektiğidir.

Dilbilgisi

Not all Buddhists: kısmi olumsuzluk

Not all Buddhists ifadesinde not sözcüğünün olumsuzluk kapsamına all girer. Cümle, bütün Budistlerin böyle düşündüğü iddiasını reddeder; dolayısıyla en azından bazı Budistler böyle düşünmez. Bu, kısmi olumsuzluktur. Bazı Budistlerin bu görüşü paylaşması hâlâ mümkündür; cümle hiçbirinin bu görüşü paylaşmadığı anlamına gelmez.

Alıştırma

“Not all Buddhists think this way” ne anlama gelir?

  1. En azından bazı Budistler böyle düşünmez, ancak başkaları böyle düşünüyor olabilir.
  2. Bütün Budistler böyle düşünür.
  3. Hiçbir Budist böyle düşünmez.
Cevabı göster

En azından bazı Budistler böyle düşünmez, ancak başkaları böyle düşünüyor olabilir.

Anlatım akışı

the moral of this story: hikâyenin dersini sunmak

the moral of this story, az önce anlatılan olaylardan dinleyicinin çıkarması beklenen genel derse geçiş yapan bir söylem kalıbıdır. Ardından gelen that yan cümlesi bu dersin ne olduğunu belirtir. Burada moral, “ders” veya “nasıl davranılması gerektiğine dair mesaj” anlamındaki bir isimdir; “ahlaki” anlamındaki sıfat değildir. Bu kalıp bir fablı, anıyı veya gerçek olayı özetlemek için de kullanılabilir.

Alıştırma

Bir hatayı saklamanın daha birçok sorun yarattığı bir hikâyeyi anlattıktan sonra hedef kalıbı tamamlayın: The ____ is that admitting a mistake early can prevent a bigger problem.

Cevabı göster

moral of this story

Kelime

spell tragedy: trajik bir sonucu öngörmek veya doğurmak

spell tragedy ifadesinde spell, “muhtemel bir sonuç olarak yol açmak veya anlamına gelmek” demektir. Cümle, bu tür bağlılıkların trajediye yol açmasının beklendiğini söyler; spell, tragedy sözcüğünü doğrudan nesne olarak alır. Sonuç bildiren bu anlam özellikle trouble, disaster, danger veya defeat gibi olumsuz sonuç isimleriyle yaygındır. Bir sözcüğü harf harf söylemek veya yazmak anlamıyla ilgisi yoktur.

Alıştırma

Hangi cümlede spell, spell tragedy ifadesindekiyle aynı sonuç anlamında kullanılmıştır?

  1. Can you spell the name of the launch site?
  2. She checked how to spell disaster correctly.
  3. Another major delay could spell disaster for the launch.
Cevabı göster

Another major delay could spell disaster for the launch.

Love lets us reach beyond ourselves. Deyimler

4:21

Aşk, kendimizin ötesine geçmemize izin verir.

Let's end on a slightly more positive note. Anlatım akışı

4:23

Biraz daha olumlu bir notla bitirelim.

Deyimler

reach beyond ourselves: alışılmış sınırlarımızı aşmak

Burada reach beyond ourselves, alışılmış yeteneklerimizin ve bakış açılarımızın ya da yalnızca kendimize odaklanmanın sınırlarını aşmak anlamına gelir. Fiziksel bir hareketi değil, kişisel veya ahlaki gelişimi anlatır. reach beyond + bir sınır yapısı, bu sınırı kişinin aşabileceği bir şey olarak sunar. ourselves kullanıldığında bu sınır, kişinin o anki var olma veya düşünme biçimidir.

Alıştırma

Bu cümlede reach beyond ourselves ne anlama geliyor?

  1. Alışılmış sınırlarımızı veya yalnızca kendimize odaklanan bakış açımızı aşarak gelişmek anlamına gelir.
  2. Kendimiz hakkında herhangi bir bilgi edinmekten kaçınmak anlamına gelir.
  3. Fiziksel olarak kendi bedenimizin ötesindeki bir yere gitmek anlamına gelir.
Cevabı göster

Alışılmış sınırlarımızı veya yalnızca kendimize odaklanan bakış açımızı aşarak gelişmek anlamına gelir.

Anlatım akışı

Let's end on a slightly more positive note: daha umutlu bir kapanışın sinyalini vermek

Bu cümle konuşmayı düzenler: Let's end, konuşmacının kapanışa geçtiğini bildirirken on a slightly more positive note dinleyicilere son noktanın öncekilerden daha umut verici olacağını söyler. on a ... note yapısında note, sonda oluşan ton, hava veya izlenim anlamına gelir; yazılı bir not ya da müzik sesi değildir. Slightly geçişi yumuşatır: son tamamen iyimser değil, bir ölçüde daha olumlu olacaktır.

Alıştırma

Bu cümle dinleyicilere neyin sinyalini veriyor?

  1. Konuşmacı bitirmeden önce konuyu müziğe çeviriyor.
  2. Tartışma biraz daha umut verici bir noktayla sona ermek üzere.
  3. Konuşmacı herkesten cesaret verici bir mesaj yazmasını istiyor.
Cevabı göster

Tartışma biraz daha umut verici bir noktayla sona ermek üzere.

The French philosopher Simone de Beauvoir

4:26

Fransız filozof Simone de Beauvoir

proposed that love is the desire to integrate with another Kelime

4:29

aşkın başkasıyla bütünleşme arzusu olduğunu

and that it infuses our lives with meaning. Kalıp ifadeler

4:32

ve hayatımıza anlam kattığını öne sürdü.

Kelime

to integrate with another: başka biriyle derin bir bağ

Burada to integrate with another, başka bir kişiyle derin bir bağ kurmayı ve iki yaşamın ya da deneyimin birbirine sıkıca bağlanmasını istemek demektir. Another zamir olarak kullanılır ve “başka bir kişi”yi veya bir partneri ifade eder. Bu ifade soyut ve felsefidir. Yalnızca birinin yakınında bulunmaktan ya da onunla zaman geçirmekten daha güçlü bir anlam taşır; ancak iki kişinin bireysel kimliklerini mutlaka kaybettiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede to integrate with another ne anlama geliyor?

  1. bir bilgisayar sistemini başka bir sistemin içine kurmak
  2. yakın bir bağ olmadan birinin yanında zaman geçirmek
  3. başka bir kişiyle derin bir bağ kurmak
Cevabı göster

başka bir kişiyle derin bir bağ kurmak

Kalıp ifadeler

infuses our lives with meaning: infuse A with B kalıbı

Infuses our lives with meaning, “A’yı B niteliğiyle doldurmak” anlamındaki infuse A with B kalıbını kullanır. Burada it, love sözcüğüne gönderme yapar; yani sevgi hayata anlam verir ve hayatı bir bütün olarak şekillendirir. Bu kullanım mecazidir: anlam, fiziksel bir madde ya da tıbbi infüzyon olarak değil, hayatın tamamına yayılan bir nitelik olarak sunulur.

Alıştırma

Cümleyi infuse sözcüğünün doğru biçimi ve eksik bağlantı sözcüğüyle tamamlayın: A good leader ____ the team ____ confidence.

Cevabı göster

infuses · with

However,

4:35

Ancak,

she was less concerned with why we love Dilbilgisi

4:36

neden sevdiğimizle daha az ilgileniyordu

and more interested in how we can love better.

4:38

ve daha çok nasıl daha iyi sevebileceğimizle ilgileniyordu.

Dilbilgisi

less concerned with ... and more interested in ...: odağı değiştirmek

less concerned with A and more interested in B paralel karşılaştırma yapısı, ana odağı A'dan B'ye kaydırır. Burada A, why we love; B ise how we can love better kısmıdır. Bu yapı ilgi derecelerini karşılaştırır. A'nın tamamen önemsiz olduğu anlamına gelmez; B'ye daha fazla vurgu yapıldığını gösterir.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için concerned ve interested sözcüklerini less ... more odak değiştirme yapısında kullanın: The interviewer was ____ rehearsed answers and ____ how I solved problems.

Cevabı göster

less concerned with · more interested in

She saw that the problem with traditional romantic love

4:42

Geleneksel romantik aşkla ilgili sorunun

is it can be so captivating that we are tempted to make it our only reason for being. Notlar

4:46

o kadar büyüleyici olabilmesi ve onu tek varoluş nedenimiz yapmaya ikna olmamız olduğunu gördü.

Dilbilgisi

so captivating that: dereceden sonuca geçiş

so + sıfat + that yan cümlesi yapısı, yüksek bir dereceyi onun sonucuna bağlar. so captivating that ifadesinde captivating “son derece ilgi çekici veya çekici” anlamına gelir; that sonrasındaki yan cümle ise bu yoğunluk nedeniyle ne olduğunu belirtir. Bu cümlede romantik sevgi, insanları onu varoluşlarının tek nedeni yapmaya yöneltecek kadar büyüleyici olabilir. Buradaki that, bir ilgi cümleciği değil, sonuç cümleciği başlatır.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için captivating sözcüğünü so ... that sonuç yapısında kullanın: The lecture was ____ no one checked their phone.

Cevabı göster

so captivating that

Kelime

our only reason for being: varoluşumuzun tek amacı

Reason for being, bir insanın yaşamına veya bir kuruma anlam kazandıran temel amaç demektir. our only reason for being ifadesinde being isim işlevi görür ve “varoluş” anlamına gelir; only ise diğer bütün amaç kaynaklarını dışarıda bırakır. make it our only reason for being yapısı, “onu varoluşumuzun tek amacı olarak görmek” demektir. Buradaki it romantik aşkı ifade eder. Eleştirilen şey aşkın yaşama anlam katabilmesi değil, aşkın bütün anlamın tek temeli hâline getirilmesidir.

Alıştırma

Bu cümlede our only reason for being ne anlama gelir?

  1. karar vermenin sıradan nedenlerinden biri
  2. belirli bir yerde bulunmanın nedeni
  3. varoluşumuzdaki amacın tek kaynağı
Cevabı göster

varoluşumuzdaki amacın tek kaynağı

Yet, dependence on another to justify our existence Kelime

4:51

Oysa varoluşumuzu haklı çıkarmak için başkasına bağımlı olmak

easily leads to boredom and power games. Kalıp ifadeler

4:55

kolaylıkla can sıkıntısına ve güç oyunlarına yol açar.

Kelime

dependence on another to justify our existence: varoluşsal anlamı başka bir kişide aramak

Dependence on another, başka bir kişiye bağımlı olmak demektir. to justify our existence mastar yapısı, bu bağımlılığın neyi sağlamasının beklendiğini açıklar: yaşamımızın ve benliğimizin anlamı, değeri veya geçerli bir temeli olduğunu hissettirmek. Burada justify soyut ve felsefi bir anlamda kullanılır. Fiziksel olarak var olduğumuzu kanıtlamak veya bizi mahkemede savunmak anlamına gelmez. İlişki bağlamında bu ifade, temel değerimizi doğrulama görevini bir partnere yüklemeyi eleştirir.

Alıştırma

Bu cümlede dependence on another to justify our existence ifadesine en uygun yorum hangisidir?

  1. belirli bir olayın neden gerçekleştiğini başka bir kişiye sormak
  2. yaşamımızın anlamı ve değeri olduğunu hissetmek için başka bir kişiye bağımlı olmak
  3. fiziksel olarak gerçek olduğumuzu mahkemede kanıtlaması için birine bağımlı olmak
Cevabı göster

yaşamımızın anlamı ve değeri olduğunu hissetmek için başka bir kişiye bağımlı olmak

Kalıp ifadeler

leads to boredom and power games: can sıkıntısına ve güç oyunlarına yol açmak

Leads to, “neden olur” veya “sonuç olarak ortaya çıkarır” anlamına gelir. Burada dependence on another to justify our existence neden, boredom and power games ise sonuçlar olarak sunulur. Bu yapıda lead to ifadesinden sonra bir isim, isim öbeği veya -ing biçimi gelir. Power games eğlenmek için oynanan oyunlar değildir. Karşı tarafı sınamak, baskı kurmak veya yönlendirmek gibi, bir ilişkide kontrol ya da üstünlük kazanmaya yönelik girişimlerdir. Cümle hem duygusal bıkkınlığı hem de kontrol mücadelelerini olası sonuçlar olarak anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle, kötü iletişimin bir ilişkiyi kontrol etmeye yönelik girişimlere neden olduğunu söylüyor?

  1. Poor communication can result from power games in a relationship.
  2. The couple played board games to make the evening less boring.
  3. Poor communication can lead to power games in a relationship.
Cevabı göster

Poor communication can lead to power games in a relationship.

To avoid this trap, Anlatım akışı

4:58

Bu tuzaktan kaçınmak için,

Beauvoir advised loving authentically, Kelime

4:59

Beauvoir otantik bir şekilde sevmeyi tavsiye etti,

which is more like a great friendship.

5:02

ki bu daha çok harika bir arkadaşlık gibidir.

Anlatım akışı

To avoid this trap ile sorundan çözüme geçiş

To avoid this trap, cümle başında kullanılan ve “bu sorundan kaçınmak için” anlamına gelen bir amaç ifadesidir. This trap, kişinin varoluşunu haklı çıkarmak için başka birine bağımlı olması şeklinde daha önce anlatılan sorunlu kalıba gönderme yapar. Trap burada mecazidir; fiziksel bir düzenek değildir. Amacın önce verilmesi, önceki sorunla ardından gelen öneri arasında bağlantı kurar. To + yalın fiil, ana cümle yapısı, bir riskten o riski önlemeyi amaçlayan eyleme açıkça geçmenin bir yoludur.

Alıştırma

Geçişi tam olarak To avoid this trap ifadesiyle tamamlayın: A free trial can become a paid subscription if you forget to cancel. ____, add the cancellation date to your calendar.

Cevabı göster

To avoid this trap

Kelime

loving authentically: özgürlüğe ve bireyselliğe saygıyla sevmek

Bu cümlede loving authentically, iki kişinin de özgür, dürüst ve bütünüyle kendisi olarak kalabildiği bir biçimde sevmek anlamına gelir. Sözde kusursuz ya da kaderde yazılı bir ilişkiye verilen bir ad değil, sevme biçimidir. Beauvoir’ın varoluşçu bağlamında authentically, kişinin kendi özgürlüğüyle hareket ederken karşısındaki insanın da özgür olduğunu kabul etmesini anlatır. Büyük bir dostlukla yapılan karşılaştırma; sahiplenme, kontrol etme veya kişinin eşinde kendini kaybetmesi yerine karşılıklı saygı ve gelişimi öne çıkarır.

Alıştırma

Cümledeki loving authentically ifadesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Yoğun bir çekim hissetmek ve bunu kaderde yazılı gerçek aşk saymak
  2. Eşini mutlu etmek için kendi kimliğinden vazgeçmek
  3. İki kişinin de özgürlüğüne ve bireyselliğine saygı duyan bir biçimde sevmek
Cevabı göster

İki kişinin de özgürlüğüne ve bireyselliğine saygı duyan bir biçimde sevmek

Lovers support each other in discovering themselves, Dilbilgisi

5:04

Aşıklar kendilerini keşfetmede birbirlerini destekler,

reaching beyond themselves,

5:07

kendilerinin ötesine geçer,

and enriching their lives and the world together.

5:09

ve birlikte hayatlarını ve dünyayı zenginleştirirler.

Dilbilgisi

support each other in discovering ..., reaching ... ve enriching ... yapısı

Support each other in doing something, iki kişinin belirli bir etkinlik veya süreç içinde birbirine yardım ya da cesaret vermesi demektir. Burada in, birbirlerini destekledikleri alanları belirtir; to ile kurulan bir mastar yapısının parçası değildir. Discovering, reaching ve enriching, in sonrasında kullanılan paralel -ing biçimleridir. Üçünü de aynı biçimde tutmak uzun bir listeyi açıkça düzenler: kendilerini keşfetmek, kendilerinin ötesine geçmek ve yaşamlarıyla dünyayı birlikte zenginleştirmek.

Alıştırma

Hangi cümlede support + kişi + in + paralel -ing biçimleri doğru kullanılmıştır?

  1. Good mentors support young people in identifying their strengths, building confidence, and making thoughtful choices.
  2. Good mentors support young people in identifying their strengths, to build confidence, and making thoughtful choices.
  3. Good mentors support identifying young people, building confidence, and thoughtful choices.
Cevabı göster

Good mentors support young people in identifying their strengths, building confidence, and making thoughtful choices.

Though we might never know why we fall in love, Dilbilgisi

5:14

Neden aşık olduğumuzu asla bilemeyebiliriz,

we can be certain that it'll be an emotional roller coaster ride. Deyimler

5:16

ama bunun duygusal bir lunapark treni yolculuğu olacağından emin olabiliriz.

Dilbilgisi

Though ... we can be certain: belirsizliği kabul edip ardından kesin bir sonuç vermek

Though bir ödünleme ilişkisi kurar: konuşan kişi, insanların neden âşık olduğunun belki de hiçbir zaman bilinemeyeceğini kabul eder. Ardından ana cümlede we can be certain that kullanılarak yine de kesin olarak söylenebilecek sonuca geçilir. Aktarılabilir kalıp Though [belirsiz nokta veya sınırlama], [kesin sonuç] biçimindedir. Bir sınırlamayı kabul eder, ancak ana iddiayı zayıflatmaz. Burada might never cevabı belirsizleştirirken can be certain sonucu güçlendirir. Though neden değil, ödünleme bildirir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki hedef kalıpla tamamlayın: ____ we may never know who wrote the anonymous diary, we ____ it was finished in 1920 because the final page is dated December 31.

Cevabı göster

Though · can be certain that

Deyimler

an emotional roller coaster ride: yoğun duygusal iniş çıkışlar

An emotional roller coaster ride, duyguların keskin biçimde yükselip düştüğü ve çoğu zaman heyecan, umut, korku ve hayal kırıklığı arasında değiştiği bir deneyimi anlatan mecazdır. Burada gerçek bir lunapark aracını değil, aşk deneyimini anlatır. Temel fikir yalnızca tek bir güçlü duygu değil, duyguların tekrar tekrar ve öngörülemez biçimde değişmesidir.

Alıştırma

Hangi cümlede an emotional roller coaster ride mecaz anlamda kullanılmıştır?

  1. The week was an emotional roller coaster ride, swinging from hope to disappointment and back again.
  2. We rode a roller coaster at the amusement park and went home.
  3. The afternoon was peaceful, with one steady feeling of relief.
Cevabı göster

The week was an emotional roller coaster ride, swinging from hope to disappointment and back again.

It's scary and exhilarating.

5:20

Korkutucu ve heyecan vericidir.

It makes us suffer Anlatım akışı

5:22

Bize acı çektirir

and makes us soar.

5:23

ve bizi havalandırır.

Anlatım akışı

It makes us suffer and makes us soar: paralel karşıt etkiler

Cümle, make + nesne + fiilin yalın hâli kalıbını tekrarlar: makes us suffer ... makes us soar. Her iki bölümde de makes us kullanılması paralel bir yapı oluşturur, iki etkiye eşit ağırlık verir ve karşıtlığın kolayca izlenmesini sağlar. Suffer acı çekmek anlamına gelirken soar burada mecazidir: gerçekten uçmak değil, duygusal olarak yükselmek veya daha güçlü bir duruma ulaşmak anlamındadır. Bu iki fiil, aynı deneyimin birbirine zıt iki etkisini sunar.

Alıştırma

Vurgulanan cümlede makes us ifadesini tekrarlamak ne sağlar?

  1. Soar sözcüğünün fiziksel olarak havada uçmak anlamına geldiğini gösterir.
  2. Cümleyi iki farklı öznesi olacak şekilde değiştirir.
  3. Paralel bir ritim oluşturur ve iki karşıt etkiye eşit vurgu verir.
Cevabı göster

Paralel bir ritim oluşturur ve iki karşıt etkiye eşit vurgu verir.

Maybe we lose ourselves. Anlatım akışı

5:24

Belki kendimizi kaybederiz.

Maybe we find ourselves.

5:26

Belki kendimizi buluruz.

Anlatım akışı

Maybe we lose ourselves ... Maybe we find ourselves: dengeli karşıt olasılıklar

Her iki cümle de aynı kalıbı kullanır: Maybe we + fiil + ourselves. Maybe we ifadesinin tekrarı iki cümleye eşit ağırlık verirken lose ve find belirgin bir karşıtlık oluşturur. Bu simetrik düzen, ikisinden birinin mutlaka gerçekleşeceğini ileri sürmek yerine iki olası sonuç sunar. Burada lose ourselves, kimliğimize veya yönümüze dair net duyguyu kaybetmek; find ourselves ise gerçekte kim olduğumuzu keşfetmek veya anlamak demektir. İki ifade de bir kişinin fiziksel konumuyla ilgili değildir.

Alıştırma

Hangi çift, dengeli ve karşıt iki olasılıktan oluşan özgün kalıbı en iyi şekilde tekrarlar?

  1. Maybe courage matters, and confidence can change.
  2. We may lose confidence because difficult days are hard.
  3. Maybe we lose confidence. Maybe we find courage.
Cevabı göster

Maybe we lose confidence. Maybe we find courage.

It might be heartbreaking Dilbilgisi

5:28

Kalp kırıcı olabilir

or it might just be the best thing in life.

5:29

ya da sadece hayattaki en iyi şey olabilir.

Dilbilgisi

It might be ... or it might just be ...: iki açık olasılığı dengelemek

Tekrarlanan It might be A or it might be B kalıbı, birbirine zıt iki sonucu olasılık olarak yan yana getirir. Might belirsizlik ifade eder; bu nedenle konuşmacı iki sonuçtan birinin kesinlikle gerçekleşeceğini söylemek yerine sonucu açık bırakır. İkinci bölümdeki just, “belki sonunda gerçekten tam olarak bu çıkar” anlamını güçlendirir. Şaşırtıcı ve olumlu olasılığı öne çıkarır; anlamı “yalnızca en iyi şey” diye zayıflatmaz.

Alıştırma

Cümleyi might be ve might just be ile tamamlayın: The overnight hike ____ exhausting, or it ____ the highlight of our summer.

Cevabı göster

might be · might just be

Will you dare to find out? Ton ve niyet

5:32

Öğrenmeye cesaretin var mı?

Ton ve niyet

dare to find out?: keşfetmeye çağıran bir meydan okuma

dare to find out ifadesinde dare to + fiilin yalın hâli, “bir şeyi yapacak kadar cesur olmak” anlamına gelir. Bu nedenle soru, dinleyicinin cevabı öğrenip öğrenmeyeceğini sormaktan fazlasını yapar; keşfetmeyi belirsiz veya duygusal açıdan riskli bir şeye doğru atılan adım olarak gösterir. Kapanış sorusu olarak Will you dare to ... hem meydan okuma hem de davet işlevi görür. Buradaki find out, var olan bir bilgiyi yalnızca arayıp bulmak değil, sonucu kişisel deneyim yoluyla öğrenmek demektir.

Alıştırma

Bir konuşmacı, sonucu belirsiz bir yaşam deneyimi hakkındaki düşüncesini “Will you dare to find out?” sorusuyla bitiriyor. Sorunun temel iletişim amacı nedir?

  1. İzleyiciye hemen yazılı bir cevap vermesini emreder.
  2. İzleyicinin somut bir cevabı zaten bilip bilmediğini tarafsızca kontrol eder.
  3. İzleyiciye meydan okuyup cevabı bizzat deneyimleyerek keşfetmesi için onu cesaretlendirir.
Cevabı göster

İzleyiciye meydan okuyup cevabı bizzat deneyimleyerek keşfetmesi için onu cesaretlendirir.