Neden severiz? Felsefi bir sorgulama - Skye C. Cleary: İngilizce çalışma notları
TED-Ed
Video özeti: Video, romantik aşka ilişkin felsefi açıklamaları karşılaştırıyor; Platon’un yeniden bütün olma arayışından biyolojik, varoluşçu ve Budist eleştirilere, oradan da âşıkların birbirlerinin gelişimini desteklediği sahici ilişkiyi savunan Simone de Beauvoir’ın idealine uzanıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. put ourselves through its emotional wringer? — Deyimler ve Mecazlı İfadeler: Bir insanın kendisini sıkma makinesinden geçiriyormuş gibi gösteren bu imgenin, aşkta gönüllü olarak yaşanan acıyı, baskıyı ve duygusal tükenişi güçlü biçimde anlattığını fark edin; wringer sözcüğünü yalnızca gerçek bir makine olarak yorumlamayın. 2. the Eightfold Path, ve Nirvana, — Kültür, Medya ve Gerçek Yaşam Bağlamı: Budizmin bu iki temel kavramını ve arzu ile bağlılığın acıya yol açtığı savını, özgürleşmeye, berraklığa, bilgeliğe ve şefkate yönelen disiplinli bir uygulama yolu ile nasıl ilişkilendirdiklerini anlayın. 3. support each other in discovering themselves, reaching beyond themselves, and enriching their lives and the world together. — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: support someone in yapısından sonra paralel -ing biçimleri getirerek karşılıklı destek ve gelişimin birbiriyle bağlantılı birkaç sürecini açık ve akıcı biçimde anlatmayı öğrenin; bu yapı Beauvoir’ın sahici aşk anlayışını ifade eder.
Bu derste
Why do we choose to put ourselves through its emotional wringer? Deyimler
0:15Neden kendimizi bu duygusal cendereden geçirmeyi seçiyoruz?
put ourselves through its emotional wringer: kendimizi duygusal eziyete sokmak
Bu cümlede put ourselves through its emotional wringer, kendimizi ağır bir duygusal baskıya maruz bırakmayı seçmek anlamına gelir. Wringer eskiden ıslak giysilerdeki suyu sıkan bir cihazdı; bu yüzden imge, gerçek bir makine hareketini değil, sıkıştırılmayı, yıpranmayı ve zorlu bir sınavdan geçmeyi çağrıştırır. Yaygın deyim put someone through the wringer biçimindedir. Burada its aşka gönderme yapar, emotional ise çilenin türünü belirtir. Ourselves hem eylemi yapan hem de etkilenen kişiyi gösterdiği için, bize zarar verebilecek bir deneyime isteyerek girdiğimizi vurgular.
Alıştırma
Why put yourself through the emotional wringer for a relationship that keeps hurting you? cümlesinde put yourself through the emotional wringer ne anlama gelir?
- Kendine ağır bir duygusal baskı çektirmek anlamına gelir.
- Duygularını başka insanlardan saklamak anlamına gelir.
- Bir ilişki ciddileşmeden onu bitirmek anlamına gelir.
Cevabı göster
Kendine ağır bir duygusal baskı çektirmek anlamına gelir.
or is it an escape from our loneliness and suffering? Kalıp ifadeler
0:21yoksa yalnızlığımızdan ve acılarımızdan bir kaçış mı?
make our lives meaningful: make + nesne + sıfat
Make our lives meaningful, bir şeyin bir insanı veya nesneyi belirli bir duruma getirdiğini anlatmak için make + nesne + sıfat yapısını kullanır. Our lives nesnedir; meaningful ise ortaya çıkan durumu açıklayan nesne tamamlayıcısıdır. Sıfat, make fiilinin oluşturduğu sonucu açıkladığı için nesneden sonra gelir. Bu yapıya to be eklenmez: make the room brighter ve make people nervous aynı yapıyı izler.
Alıştırma
Hangi cümle bir sonucu anlatmak için make + nesne + sıfat yapısını doğru kullanır?
- The new windows make the room brighter.
- The new windows make brighter the room.
- The new windows make the room brightly.
Cevabı göster
The new windows make the room brighter.
an escape from our loneliness and suffering: soyut bir kaçış yolu
an escape from X kalıbında escape, X'ten uzaklaşmanın veya bir süre X'i düşünmemenin bir yolunu anlatan soyut bir isimdir. Burada aşk, yalnızlık ve acıdan kaçınmanın olası bir yolu olarak sunulur; gerçek anlamda kaçma eylemi kastedilmez. From edatı, uzaklaşılmak istenen olumsuz durumu belirtir. Bu ifade gerçek bir çözümden çok geçici bir rahatlamayı anlatabilir.
Alıştırma
Eksik edatı yazarak sabit kalıbı tamamlayın: For Maya, painting is an escape ____ the pressure of work.
Cevabı göster
from
or a trick of biology to make us procreate? Deyimler
0:26yoksa biyolojinin bizi üremeye zorlayan bir numarası mı?
a disguise for our sexual desire: görünen yüz ve gizli amaç
X is a disguise for Y yapısında X dışarıdan görünen yüz, Y ise gizlenen amaç veya gerçektir. İfade, X'in Y'nin gerçekte ne olduğunun anlaşılmasını engellediğini anlatır. Buradaki soru, insanların aşk dediği şeyin cinsel arzuyu gizleyen bir yüz olabileceğini öne sürer. Bu, gerçek bir kostümü veya fiziksel görünüş değişikliğini değil, kavramsal bir benzetmeyi anlatır.
Alıştırma
Hangi cümle friendly offer ifadesinin görünen yüz, an attempt to control the group ifadesinin ise gizli amaç olduğunu anlatır?
- His attempt to control the group was a disguise for a friendly offer.
- His friendly offer was a disguise for an attempt to control the group.
- His friendly offer was disguised as an attempt to control the group.
Cevabı göster
His friendly offer was a disguise for an attempt to control the group.
a trick of biology to make us procreate: biyolojiyi yönlendirici bir güç olarak kişileştirmek
Burada a trick of biology, biyolojiyi tuzak kurabilen veya insanları yönlendirebilen bir varlıkmış gibi kişileştirir. Biology üreme dürtülerini ve evrimsel mekanizmaları temsil ederken trick, insanları harekete geçiren gizli bir mekanizma anlamına gelir; sihirbazlık numarası değildir. to make us procreate mastar yapısı, bu hilenin varsayılan amacını, yani insanları üremeye yöneltmeyi belirtir. Bu nedenle soru, romantik aşka kuşkucu bir bakış sunar; biyolojinin gerçekten düşünebildiğini veya plan yapabildiğini iddia etmez.
Alıştırma
Bu cümlede a trick of biology to make us procreate ifadesini en iyi hangi yorum açıklar?
- Bilim insanları insanların kime âşık olacağını bilinçli olarak kontrol eder.
- Biyologlar insanlara üremeyi öğretmek için sihirbazlık numarası kullanır.
- Biyolojik dürtüler, insanları üremeye yönelten gizli bir mekanizma gibi kişileştirilir.
Cevabı göster
Biyolojik dürtüler, insanları üremeye yönelten gizli bir mekanizma gibi kişileştirilir.
neither science nor psychology has discovered it yet. Dilbilgisi
0:36ne bilim ne de psikoloji bunu henüz keşfedebilmiş değil.
neither science nor psychology: ne bilim ne de psikoloji
Neither A nor B, ifadenin hem A hem de B için olumsuz olduğunu belirtir. Bu cümlede romantik aşkın amacını bilim keşfetmemiştir; psikoloji de keşfetmemiştir. Neither ilk olumsuz ögeyi getirir, nor ise olumsuzluğun kapsamını sürdürerek ikinci ögeyi bağlar. nor sözcüğünü sıradan bir or gibi yorumlamak, “ne biri ne de diğeri” anlamını kaybettirir.
Alıştırma
İki yolun da kullanılamadığını belirten ikili bağlaçla cümleyi tamamlayın: ____ the north road ____ the south road is open.
Cevabı göster
Neither · nor
some of our most respected philosophers have put forward some intriguing theories. Öbek fiiller
0:41en saygıdeğer filozoflarımızdan bazıları bazı ilgi çekici teoriler ileri sürdüler.
over the course of history: uzun bir döneme yayılan olaylar
over the course of + zaman dilimi yapısı, belirtilen sürenin tamamı boyunca anlamına gelir ve olayların ya da değişimlerin bu süre içinde gelişmesine dikkat çeker. Burada over the course of history, teorileri insanlık tarihinin uzun zaman dilimi içindeki farklı noktalara yerleştirir. Buradaki course, bir okul dersi değil, ‘süreç’ veya ‘ilerleyiş’ anlamındadır. Kalıp over the course of + isim öbeği şeklindedir; örneğin over the course of a year.
Alıştırma
Cümleyi ‘on yıllık dönemin tamamı boyunca’ anlamına gelen hedef ifadeyle tamamlayın: The neighborhood changed greatly ____.
Cevabı göster
over the course of ten years
put forward: bir fikri resmî biçimde sunmak
Put forward, başkalarının değerlendirmesi veya tartışması için bir fikir, teori, öneri ya da sav sunmak anlamına gelen, ayrılabilen bir öbek fiildir. Bu cümlede some intriguing theories onun nesnesidir. say ile karşılaştırıldığında put forward, yalnızca birinin konuştuğunu bildirmeye değil, içeriği olan bir iddiayı tartışmaya sunmaya odaklanır.
Alıştırma
Cümleyi put forward ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: At yesterday's meeting, Nia ____ a practical solution to the parking problem.
Cevabı göster
put forward
explored the idea that we love in order to become complete.
0:51tamamlanmak için sevdiğimiz fikrini araştırdı.
regales the guests with the following story. Kalıp ifadeler
1:01konukları şu hikaye ile eğlendirir.
at which: edatın öne alındığı resmî ilgi cümleciği
at which Aristophanes ... ifadesinde which, önceki a dinner party ifadesine gönderme yapar. at edatı, eylemin o davette gerçekleştiğini gösterir; bu yüzden yan cümle “Aristophanes ... at the dinner party” biçiminde açılabilir. Bu, edatın öne alındığı bir ilgi cümleciğidir: edat + which + özne + fiil. Önceki isme bilgi ekler; which burada soru sözcüğü değildir.
Alıştırma
Cümleyi edatın öne alındığı resmî ilgi yapısıyla tamamlayın: The museum hosted a reception ____ the artist answered questions.
Cevabı göster
at which
regales the guests with ...: regale someone with something kalıbı
Regales the guests with the following story, regale someone with something kalıbını kullanır. The guests eğlendirilen kişileri, the following story ise onları eğlendirmek için kullanılan içeriği belirtir. Regale, nötr tell fiilinden daha canlı bir sözcüktür. Genellikle dinleyenlerin keyif alacağı şekilde ilginç veya eğlenceli bir şeyi renkli biçimde anlatmayı ifade eder.
Alıştırma
Cümleyi regale someone with something kalıbının geçmiş zamanını kullanarak tamamlayın: During the long train ride, Omar ____ us ____ stories about his travels.
Cevabı göster
regaled · with
every person has been missing half of him or herself. Dilbilgisi
1:17her insan kendisinin yarısını eksik hissediyor.
Love is the longing to find a soulmate who will make us feel whole again. Notlar
1:21Aşk, bizi yeniden bütün hissettirecek bir ruh eşi bulma özlemidir.
has been missing half of him or herself: süregelen bir eksiklik
has been missing, has been + missing biçimindeki present perfect continuous yapısıdır. Eksikliği, mitolojik bölünmeden sonra başlayan ve şimdiki bakış noktasına kadar süren bir durum olarak sunar. Burada missing, “yoksun olmak” veya “sahip olmamak” anlamındadır. half of him or herself nesnesi, her insanın eksik olduğunu gösterir; başka biri yanında olmadığı için onu özlemek anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümledeki has been missing half of him or herself ne anlama gelir?
- Her insanın başka birini tekrar tekrar fark edemediği anlamına gelir.
- Her insanın sevdiği birini sevgiyle düşünmeye devam ettiği anlamına gelir.
- Her insanın bir yarısı eksik olduğu için tamamlanmamış durumda kaldığı anlamına gelir.
Cevabı göster
Her insanın bir yarısı eksik olduğu için tamamlanmamış durumda kaldığı anlamına gelir.
longing to find a soulmate: ideal bir eş bulmaya yönelik derin özlem
Longing, çoğu zaman olmayan veya ulaşılması zor bir şeye yönelik derin ve sürekli bir arzudur. longing to + fiilin yalın hâli yapısında to find, umut edilen eylemi belirtir. Soulmate, duygusal veya ruhsal açıdan olağanüstü derecede uyumlu olduğuna inanılan kişidir. Bu cümlede sözcük, sıradan bir arkadaş veya partneri değil, kişiye kendisini bütün hissettirebilecek idealize edilmiş romantik bir partneri anlatır.
Alıştırma
Hangi cümle derin ve sürekli bir arzuyu ifade etmek için longing to find a soulmate sözünü doğal biçimde kullanır?
- She happened to meet a stranger while waiting for the bus.
- She felt a deep longing to find a soulmate who shared her values.
- She had a slight preference to find any available roommate.
Cevabı göster
She felt a deep longing to find a soulmate who shared her values.
make us feel whole again: duygusal bütünlük hissini yeniden kazanmak
make us feel whole again ifadesinde make + kişi + fiilin yalın hâli, birinin belirli bir duygu yaşamasına neden olmak anlamına gelir. Buradaki whole, bedenin fiziksel olarak onarılmasını değil, duygusal veya kişisel bir bütünlük hissini anlatır. Again, insanların kendilerinin yarısından yoksun olduğu önceki imgeye gönderme yapar. İfade, bir ruh eşi bulmanın kaybedilmiş aidiyet veya bütünlük hissini geri getirebileceğini öne sürer; bu, gerçek anlamlı bir olgu değil, bir metafordur.
Alıştırma
Hangi cümlede feel whole again duygusal bütünlüğü anlatmak için kullanılmıştır?
- He added the missing page, and the book felt whole again.
- The mechanic replaced the tire, so the car felt whole again.
- After months of isolation, reconnecting with her friends helped her feel whole again.
Cevabı göster
After months of isolation, reconnecting with her friends helped her feel whole again.
Or at least that's what Plato believed a drunken comedian would say at a party. Anlatım akışı
1:26Ya da en azından Platon, sarhoş bir komedyenin bir partide böyle söyleyeceğine inanıyordu.
Or at least: önceki bir iddiayı düzeltmek
Or at least, geriye dönük bir düzeltme işareti verir: konuşan kişi önceki cümlenin genel yönünü korur, ancak onu daha dar veya daha doğru bir sürümle değiştirir. Ardından gelen kısmın ayrı bir alternatif değil, önceki cümleyi sınırlayan bir açıklama olduğunu göstererek dinleyicinin bilgiyi anlamlandırmasını düzenler. Burada anlatıcı, düşünceyi doğrudan Platon’a atfetmekten bir adım geri çekilir ve daha doğru biçimde, Platon’un sarhoş bir komedyenin bunu bir partide söyleyeceğine inandığını belirtir. Bu düzeltme doğruluğu artırır ve hafif mizahi bir ton katar.
Alıştırma
İlk iddiayı düzeltmek için hedef ifade or at least'i yerleştirin: The report is finished—____ the first draft is.
Cevabı göster
or at least
tricks us into having babies: trick someone into doing something kalıbı
trick + someone + into + doing something kalıbı, birini aldatarak veya yanıltarak bir eylemi yapmaya yöneltmek anlamına gelir. Burada into bir edattır; bu nedenle ardından have fiilinin yalın hâli değil, having biçimi gelir. Cümlede love, sanki plan kurabilen bir varlıkmış gibi kişileştirilir. Sevginin, insanlar altta yatan dürtüyü tam olarak fark etmeden onları üremeye yönelttiği anlatılır; gerçek bir dolandırıcıdan söz edilmez.
Alıştırma
Cümleyi trick someone into doing something kalıbı ve reveal fiiliyle tamamlayın: The fake caller tricked Nina ____ her security code.
Cevabı göster
into revealing
voluptuous illusion: duyusal ama aldatıcı bir düşünce
Bu ifadede voluptuous, yoğun biçimde duyusal ve bedensel ya da cinsel hazla bağlantılı anlamına gelir. Illusion ise yalnızca gözlerin yanlış algıladığı bir şeyi değil, yanlış veya yanıltıcı bir düşünceyi ya da görünüşü ifade eder. Voluptuous illusion bir bütün olarak aşkı duyusal arzu nedeniyle son derece çekici, fakat sonuçta aldatıcı veya gerçek dışı bir düşünce olarak sunar. Resmî ve edebî anlatım, konuşanın eleştirel ve küçümseyici bakışını güçlendirir.
Alıştırma
Bu cümlede voluptuous illusion ne anlama geliyor?
- Duyusal ve çekici, fakat sonuçta yanıltıcı bir düşünce anlamına gelir.
- Aşkın neden sürdüğünü kanıtlayan bir açıklama anlamına gelir.
- Duygusal çağrışımı olmayan küçük bir görsel hata anlamına gelir.
Cevabı göster
Duyusal ve çekici, fakat sonuçta yanıltıcı bir düşünce anlamına gelir.
because our desires lead us to believe that another person will make us happy. Kalıp ifadeler
1:45çünkü arzularımız bizi başka bir insanın bizi mutlu edeceğine inandırır.
lead someone to believe that...: bir inanç veya sonucun oluşmasına yol açmak
Lead someone to believe that... birinin bir inanç oluşturmasına veya bir sonuca varmasına yol açmak anlamına gelir. Yapı lead + kişi + to believe + that yan tümcesi şeklindedir. Buradaki lead, birini fiziksel olarak bir yere götürmek anlamında değildir. Arzular zihni etkileyerek başka birinin mutluluk getireceği inancını oluşturur. İfade, bu inancın yanlış olabileceğini düşündürebilir; ancak tek başına birinin kasıtlı olarak yalan söylediğini belirtmez.
Alıştırma
lead someone to believe yapısını tamamlayın: The error message led Maya ____ her account had been deleted.
Cevabı göster
to believe
and the loving fusion we seek is consummated in our children. Kelime
1:54ve aradığımız o sevgi dolu kaynaşma çocuklarımızda vücut buluyor.
is consummated in our children: çocuklar aracılığıyla nihai gerçekleşme
Consummate fiil olarak bir şeyi nihai tamamlanma veya gerçekleşme noktasına ulaştırmak anlamına gelir. Edilgen is consummated in our children ifadesi, çiftin aradığı sevgi dolu birleşmenin sonunda çocuklarında gerçekleştiğini veya somutlaştığını anlatır. Sözcük ayrıca bir evliliği cinsel ilişki yoluyla tamamlamak anlamına gelebilir. Cümle sevgi ve üremeden söz ettiği için bu yerleşik çağrışım, evlilik ve cinsellikle ilgili kasıtlı bir alt anlam ekler; is consumed anlamına gelmez.
Alıştırma
"Their alliance was consummated in a final signed treaty," cümlesinde was consummated in ne anlama gelir?
- İttifak, imzalanan antlaşmada nihai tamamlanma noktasına ulaştı.
- İttifak, antlaşma imzalanmadan önce iptal edildi.
- İttifak, imzalanan antlaşma tarafından tüketilip yok edildi.
Cevabı göster
İttifak, imzalanan antlaşmada nihai tamamlanma noktasına ulaştı.
we are thrown back into our tormented existences Öbek fiiller
2:00eziyetli varoluşlarımıza geri fırlatılıyoruz
and we succeed only in maintaining the species and perpetuating the cycle of human drudgery. Dilbilgisi
2:04ve yalnızca türümüzü sürdürmeyi ve insanın angarya döngüsünü kalıcı kılmayı başarıyoruz.
are thrown back into: ani ve istemsiz bir geri dönüş
Be thrown back into something, önceki bir duruma ya da koşula zorla veya aniden geri götürülmek anlamına gelir. Bu cümlede kimse fiziksel olarak fırlatılmıyor; arzu tatmin edildikten sonra insanlar kendilerini yeniden acı verici bir varoluş biçiminde buluyor. Edilgen are thrown kontrol eksikliğini vurgularken back daha önce var olan bir duruma dönüşü gösterir. Nötr return to ile karşılaştırıldığında bu ifade değişimi daha ani ve sert hissettirir.
Alıştırma
Hangi cümle, zor bir duruma ani ve istenmeyen bir dönüşü anlatmak için throw someone back into ifadesini doğal biçimde kullanıyor?
- The child threw the ball back into the box.
- After dinner, the family returned calmly to the living room.
- The unexpected bill threw the family back into debt.
Cevabı göster
The unexpected bill threw the family back into debt.
succeed only in maintaining ... and perpetuating ...: sınırlı ve ironik bir başarı
Succeed in doing something, -ing biçimiyle belirtilen sonucu elde etmek anlamına gelir. Burada in, and ile bağlanan paralel -ing biçimleri maintaining ve perpetuating'i yönetir. Only sözcüğü bu sonucu sınırlar. Cümle buna başarı der, ancak tek sonucun mutluluk getirmek değil, türü korumak ve insanın ağır çalışma döngüsünü sürdürmek olduğunu söyler. Bu nedenle succeed kutlayıcı değil, hayal kırıklığına uğramış ve ironik duyulur.
Alıştırma
Eleştiri cümlesini delay ve increase fiillerinin -ing biçimleriyle tamamlayın: The policy succeeded only in ____ the decision and ____ costs.
Cevabı göster
delaying · increasing
Sounds like somebody needs a hug: şakacı teselli ve hafif alay
Burada Sounds like somebody needs a hug, birinin ihtiyaçları hakkında ciddi bir değerlendirme değildir. Aşırı karamsar bir yorumu, o yorumu yapan kişinin teselliye ihtiyacı olduğunun işaretiymiş gibi şakacı biçimde yeniden çerçeveler. Belirsiz somebody, kişiyi doğrudan adlandırmaktan kaçınır. Söyleyiş tonuna göre bu cümle ağır bir anı sıcaklıkla yumuşatabilir ya da fazla olumsuz olan kişiyle hafifçe alay edebilir.
Alıştırma
Bu söz bu bağlamda esas olarak ne yapıyor?
- Karamsar biriyle hafifçe alay ederken teselli de öneriyor.
- Kişinin ruh sağlığı hakkında klinik bir değerlendirme yapıyor.
- Sarılmak isteyen birini bulmasını kelimesi kelimesine birinden istiyor.
Cevabı göster
Karamsar biriyle hafifçe alay ederken teselli de öneriyor.
According to the Nobel Prize-winning British philosopher Bertrand Russell,
2:16Nobel Ödüllü İngiliz filozof Bertrand Russell'a göre,
we love in order to quench our physical and psychological desires. Kalıp ifadeler
2:20fiziksel ve psikolojik arzularımızı dindirmek için seviyoruz.
quench our physical and psychological desires: güçlü arzuları dindirmek
Bu cümlede quench, physical and psychological desires ifadesini nesne olarak alır ve güçlü dürtüleri tatmin ederek veya yatıştırarak yoğunluklarını azaltmak anlamına gelir. Physical bedensel dürtüleri, psychological ise duygusal veya zihinsel istekleri kapsar. Quench genellikle susuzluğu gidermek veya ateşi söndürmek gibi yoğun bir durumu sona erdirmeyi anlatır. Desires ile kullanıldığında da baskı yaratan bir şeyi hafifletme imgesini taşır; arzuları analiz etmek veya onların varlığını inkâr etmek anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümlede quench, örnektekiyle aynı soyut anlamda kullanılmıştır?
- Winning the award did not quench her desire to learn.
- A glass of water quenched his thirst after the hike.
- The firefighters quenched the flames before midnight.
Cevabı göster
Winning the award did not quench her desire to learn.
but without the ecstasy of passionate love, sex is unsatisfying. Dilbilgisi
2:27ancak tutkulu aşkın vecdi olmadan seks tatmin edici değildir.
without the ecstasy of passionate love: koşul bildiren without + isim öbeği
Without the ecstasy of passionate love, ana yargının koşulunu belirleyen bir edat öbeğidir. Buradaki without, bir yer ilişkisini değil, “eğer …… yoksa” veya “…… olmadan” anlamını taşır. without + isim öbeği yapısı, gerekli bir şey eksikken ne olduğunu kısa biçimde anlatmayı sağlar. Genellikle daha uzun bir if ... not yan cümlesinin yerini alabilir.
Alıştırma
Eksik bir koşulu göstermek için cümleyi without ile tamamlayın: ____ a valid ticket, you cannot enter the concert.
Cevabı göster
Without
and warmth helps us overcome our fear of the world,
2:40ve sıcaklığı dünyaya olan korkumuzu yenmemize,
escape our lonely shells, and engage more abundantly in life. Deyimler
2:44yalnız kabuklarımızdan kaçmamıza ve hayata daha dolu bir şekilde katılmamıza yardımcı olur.
the cold, cruel world: duygusal ilgisizliği anlatan mecazî cold
the cold, cruel world ifadesinde cold mecaz anlamdadır. Duygusal olarak ilgisiz veya sıcaklıktan yoksun olmayı anlatırken cruel, dünyanın insanlara zarar verebileceği düşüncesini ekler. Bu iki sıfat birlikte, konuşanın bakış açısından dünyayı tehditkâr gösterir. Bu duygusal imge, kişinin kendini koruma ve yalıtma isteğini açıklamaya yardımcı olur; fiziksel sıcaklıkla ilgili nesnel bir iddia değildir.
Alıştırma
the cold, cruel world ifadesinde cold ne anlama gelir?
- Fiziksel olarak donma noktasının altında
- Duygusal olarak ilgisiz ve sıcaklıktan yoksun
- Sessiz ve rahat
Cevabı göster
Duygusal olarak ilgisiz ve sıcaklıktan yoksun
Duygusal öz koruma olarak build hard shells
Burada build hard shells, duygusal savunmalar oluşturmayı anlatan bir metafordur. Korku, incinme olasılığına karşı kendilerini daha az açık hissetmeleri için insanların kendileriyle dünya arasına sert bir engel koymasına yol açar. Cümlede kabukların iki etkisi vardır: Korurlar ama aynı zamanda yalıtırlar. Bu imge, duygusal öz korumanın sağladığı güvenliği ve bunun bedelini birlikte ifade eder.
Alıştırma
Bu cümlede build hard shells ne anlama geliyor?
- İnsanlar soğuk hava için koruyucu giysiler giyer.
- İnsanlar kendilerini koruyan ama aynı zamanda başkalarından koparan duygusal savunmalar oluşturur.
- İnsanlar sert malzemelerden gerçek barınaklar yapar.
Cevabı göster
İnsanlar kendilerini koruyan ama aynı zamanda başkalarından koparan duygusal savunmalar oluşturur.
escape our lonely shells: duygusal yalıtılmışlıktan çıkmak
escape our lonely shells aynı kabuk metaforunu devam ettirir. Fiziksel bir kap veya yerden kaçmak değil, öz korumanın yarattığı duygusal yalıtılmışlıktan çıkmak anlamına gelir. lonely sözcüğü, kabukların neden bir soruna dönüştüğünü gösterir: Acıyı dışarıda tutarken yakınlığı da dışarıda bırakırlar. Cümlede sevginin yakınlığı ve sıcaklığı, insanların başkalarına yeniden açılmasına ve hayata daha dolu biçimde katılmasına yardımcı olur.
Alıştırma
Burada kullanılan escape our lonely shells ifadesine en uygun yorum hangisidir?
- İnsanlar bir tür koruyucu ekipmanı başka bir türle değiştirir.
- İnsanlar gerçek kapların içinden çıkar.
- İnsanlar duygusal yalıtılmışlığı aşar ve başkalarıyla yeniden bağ kurar.
Cevabı göster
İnsanlar duygusal yalıtılmışlığı aşar ve başkalarıyla yeniden bağ kurar.
making it the best thing in life: making ile sonuç eklemek
making it the best thing in life, önceki ifadenin sonucunu ekleyen -ing'li bir ortaç yan cümlesidir: sevgi tüm varlığımızı zenginleştirdiği için burada hayattaki en güzel şey olarak sunulur. Burada making, ana fiil enriches'a bağlıdır; onunla eş görevli ikinci bir ana fiil değildir. it zamiri love sözcüğünü karşılar. Bu kısa yapı, yeni bir cümle başlatmadan sonuç eklemeyi sağlar.
Alıştırma
Sonucu göstermek için make fiilinin -ing biçimini kullanın: The new schedule ends classes earlier, ____ it easier for students to get home before dark.
Cevabı göster
making
probably would have had some interesting arguments with Russell. Dilbilgisi
3:00muhtemelen Russell ile bazı ilginç tartışmalar yaşardı.
became known as the Buddha or the enlightened one: bir unvan ve anlamı
Siddhartha Gautama, burada daha sonra the Buddha olarak tanınan tarihî kişi için kullanılan kişisel addır. the Buddha dinî bir unvandır; farklı bir kişi ya da sıradan bir soyadı değildir. Buddha “uyanmış kişi” anlamına gelir ve İngilizcede çoğu zaman the enlightened one olarak açıklanır. Bu cümlede or, aynı kişiyi tanımlamanın iki yolunu birbirine bağlar; ikinci ifade unvanın anlamını açıklar ve onun fikirleriyle ilgili tartışma için gereken en temel arka planı verir.
Alıştırma
Cümledeki adlar ve unvanlar arasındaki ilişkiyi hangi seçenek doğru açıklar?
- the Buddha ile Siddhartha Gautama iki farklı kişidir.
- the enlightened one, Russell'ın unvanıdır.
- the Buddha, Siddhartha Gautama'nın unvanıdır ve the enlightened one bunun anlamını açıklar.
Cevabı göster
the Buddha, Siddhartha Gautama'nın unvanıdır ve the enlightened one bunun anlamını açıklar.
would have had: varsayımsal bir geçmiş sonuç
Would have had, would have + past participle kalıbını izler; had, have fiilinin past participle biçimidir. Burada ilginç tartışmaları, Buda ile Russell'ın karşılaşmış olabilecekleri varsayımsal bir geçmiş durumun olası sonucu olarak sunar. Bu ifade, tartışmaların gerçekten yaşandığını söylemez. Probably, varsayılan sonucun kesinliğini azaltır; ancak would have had yine de bunu tarihsel bir gerçek değil, geçmişe ilişkin karşıolgusal bir olasılık olarak gösterir.
Alıştırma
Would have + have yapısının doğru biçimiyle varsayımsal geçmiş sonucu tamamlayın: If the two thinkers had met, they probably ____ several lively arguments.
Cevabı göster
would have had
base desires: base sözcüğünün ahlaken düşük veya değersiz anlamı
Base desires ifadesinde base, ahlaken düşük, bayağı veya değersiz anlamına gelen bir sıfattır. Desires sözcüğüne olumsuz bir yargı katar ve yüce amaçlardan çok alt düzey içgüdülerin yönlendirdiği dürtüleri düşündürür. Burada base, “temel” veya “gerekli” anlamına gelmez. İfade, konuşanın arzuya yönelik eleştirel bakışını destekler; sıradan insani ihtiyaçlar için tarafsız bir ad değildir.
Alıştırma
Burada base desires içindeki base nasıl bir tutum ifade ediyor?
- Arzuları düşük veya değersiz görerek olumsuz biçimde yargılar.
- Arzuların fiziksel bir üste başladığını söyler.
- Hayatta kalmak için gerekli arzuları tarafsız biçimde tanımlar.
Cevabı göster
Arzuları düşük veya değersiz görerek olumsuz biçimde yargılar.
a great source of suffering: önemli bir nedeni belirtmek
Bu cümlede a great source of suffering, acının önemli bir nedeni, yani acıyı yaratan veya sürekli artıran bir şey anlamına gelir. Burada great, etkinin büyüklüğünü ya da önemini anlatır; mükemmel anlamına gelmez. Kullanılabilir kalıp a source of + soyut isim şeklindedir. a source of joy, a source of conflict veya a source of stress örneklerinde olduğu gibi bir duygunun, durumun ya da sorunun nereden kaynaklandığını gösterir. Buradaki source, kitap veya internet sitesi gibi bir bilgi kaynağını değil, neden ya da kökeni ifade eder.
Alıştırma
Cümleyi source of ile tamamlayın: Constant uncertainty can be a major ____ stress at work.
Cevabı göster
source of
the Eightfold Path ... Nirvana: yol ve hedef
the Eightfold Path, geleneksel olarak birbiriyle bağlantılı sekiz ilke aracılığıyla açıklanan Budist uygulama yoludur. Bu cümlede arzuyu yatıştırmanın ve acıdan özgürleşmeye doğru ilerlemenin yöntemi olarak sunulur. Nirvana, bu yolun yöneldiği özgürleşme veya uyanış hâlidir. Sadece sıradan bir cennet ya da fiziksel bir yer değildir; cümle onu huzur, berraklık, bilgelik ve şefkat hâli olarak açıklar. İki terim düşünceyi yöntem ve hedef olarak düzenler: the Eightfold Path yoldur, Nirvana ise özgürleşme hâlidir.
Alıştırma
Bu cümlede vurgulanan iki terim arasındaki ilişkiyi en iyi hangi ifade açıklar?
- the Eightfold Path, arzu ve acıdan özgürleşme hâli olan Nirvana'ya götüren bir uygulama yolu olarak sunulur.
- the Eightfold Path ve Nirvana aynı fiziksel yerin iki adıdır.
- Nirvana, the Eightfold Path tamamlandıktan sonra ulaşılan sıradan bir cennet olarak sunulur.
Cevabı göster
the Eightfold Path, arzu ve acıdan özgürleşme hâli olan Nirvana'ya götüren bir uygulama yolu olarak sunulur.
Bir metafor olarak extinguishing the fires of desire
Bu cümlede the fires of desire bir metafordur: güçlü arzular, yanan, yayılan ve sıkıntıya yol açan ateşler olarak tasvir edilir. Extinguishing them, gerçek alevleri söndürmek değil, bu arzuları sona erdirmek veya güçlerini ortadan kaldırmak demektir. Bu ifade, extinguish fiilinin soyut kullanımını da gösterir. Arzu, umut veya coşku gibi alev olarak düşünülen bir şeyi sona erdirmek anlamına gelebilir.
Alıştırma
Bu cümlede extinguishing the fires of desire ne anlama geliyor?
- Her arzuyu ortaya çıkar çıkmaz yerine getirmek
- Güçlü arzuların denetleyici gücünü sona erdirmek
- Bir yangının oluşturduğu gerçek alevleri söndürmek
Cevabı göster
Güçlü arzuların denetleyici gücünü sona erdirmek
is folly in one of China's greatest classical novels,
3:35Çin'in en büyük klasik romanlarından biri olan
Cao Xueqin ... Dream of the Red Chamber: romancı ve roman
Cao Xueqin cümlede adı geçen Çinli romancıdır; Dream of the Red Chamber ise onunla ilişkilendirilen romanın yaygın İngilizce adıdır. Cümlenin sonunda yer alan başlık, one of China's greatest classical novels ifadesinin hangi eseri anlattığını açıklar ve alıntılanan eseri belirler. Bu, sıradan bir rüyanın betimlemesi değil, bir kitap adıdır. Bu gönderme, örneğin genel bir meselden değil, önemli bir Çin edebiyat eserinden geldiğini gösterir.
Alıştırma
Cao Xueqin ile Dream of the Red Chamber arasındaki ilişki nedir?
- İki ad da Sekiz Aşamalı Asil Yol'un bölümlerini ifade eder.
- Cao Xueqin bir rüyadaki karakterdir, diğer ifade de onun rüyasını anlatır.
- Cao Xueqin romancıdır, Dream of the Red Chamber ise romandır.
Cevabı göster
Cao Xueqin romancıdır, Dream of the Red Chamber ise romandır.
romantic love is folly: akıllıca olmayan bir uğraşa ilişkin resmî bir yargı
romantic love is folly ifadesinde folly, ciddi bir bilgelik eksikliği ya da akıllıca olmayan bir hareket tarzı anlamına gelen bir isimdir. Cümlecik romantik aşkı yalnızca komik veya biraz aptalca bir şey olarak değil, yanlış yönlendirilmiş bir uğraş olarak sunar. Buradaki ifade, romantik aşktaki bağlanmanın acıya yol açabileceği yönündeki Budist görüşü aktarır. Başka durumlara da uygulanabilen X is folly kalıbı, bir düşünce veya uğraş hakkında güçlü ve çoğu zaman felsefi bir yargı bildirir.
Alıştırma
Bu cümlede romantic love is folly ifadesine en uygun yorum hangisidir?
- Romantik aşkın gizli tutulması gerektiğini söyler.
- Romantik aşkın eğlenceli ama zararsız olduğunu söyler.
- Romantik aşkı akıllıca olmayan bir uğraş olarak değerlendirir.
Cevabı göster
Romantik aşkı akıllıca olmayan bir uğraş olarak değerlendirir.
Conflicting emotions of love and hate tear him apart. Deyimler
3:47Çatışan aşk ve nefret duyguları onu parçalara ayırır.
tear him apart: şiddetli duygusal ıstırap
tear him apart ifadesinde tear ... apart mecazi anlamdadır. Birbiriyle çatışan sevgi ve nefret duyguları, sanki onu zıt yönlere çekiyormuş gibi yoğun bir duygusal acıya neden olur; fiziksel olarak parçalanma kastedilmez. something tears someone apart kalıbı, bir çatışma, kayıp, suçluluk ya da başka bir deneyimin kişiyi duygusal olarak yıkmasını anlatır. Birinin endişeli veya üzgün olduğunu söylemekten çok daha güçlüdür.
Alıştırma
Şiddetli duygusal acıyı göstermek için tear someone apart kalıbını tamamlayın: The conflict between loyalty and ambition was tearing her ____.
Cevabı göster
apart
So a Taoist gives him a magic mirror that can cure him
3:51Böylece bir Taocu, onu iyileştirebilecek sihirli bir ayna verir
as long as: bir koşul belirtmek
Burada as long as, aynanın onu iyileştirebilmesi için gereken koşulu belirtir: aynanın ön yüzüne bakmamalıdır. İfade “şu koşulla ki” veya “olması şartıyla” anlamındadır; “olduğu süre boyunca” anlamına gelmez. Yapı, ana sonuç + as long as + koşul yan cümlesidir. Ana sonucun, koşulun yerine getirilmesine bağlı olduğunu gösterir.
Alıştırma
Koşulu belirtmek için cümleyi as long as ile tamamlayın: You can borrow my laptop ____ you return it by six.
Cevabı göster
as long as
Not all Buddhists think this way about romantic and erotic love, Dilbilgisi
4:08Bütün Budistler romantik ve erotik aşk hakkında böyle düşünmez,
Not all Buddhists: kısmi olumsuzluk
Not all Buddhists ifadesinde not sözcüğünün olumsuzluk kapsamına all girer. Cümle, bütün Budistlerin böyle düşündüğü iddiasını reddeder; dolayısıyla en azından bazı Budistler böyle düşünmez. Bu, kısmi olumsuzluktur. Bazı Budistlerin bu görüşü paylaşması hâlâ mümkündür; cümle hiçbirinin bu görüşü paylaşmadığı anlamına gelmez.
Alıştırma
“Not all Buddhists think this way” ne anlama gelir?
- En azından bazı Budistler böyle düşünmez, ancak başkaları böyle düşünüyor olabilir.
- Bütün Budistler böyle düşünür.
- Hiçbir Budist böyle düşünmez.
Cevabı göster
En azından bazı Budistler böyle düşünmez, ancak başkaları böyle düşünüyor olabilir.
the moral of this story: hikâyenin dersini sunmak
the moral of this story, az önce anlatılan olaylardan dinleyicinin çıkarması beklenen genel derse geçiş yapan bir söylem kalıbıdır. Ardından gelen that yan cümlesi bu dersin ne olduğunu belirtir. Burada moral, “ders” veya “nasıl davranılması gerektiğine dair mesaj” anlamındaki bir isimdir; “ahlaki” anlamındaki sıfat değildir. Bu kalıp bir fablı, anıyı veya gerçek olayı özetlemek için de kullanılabilir.
Alıştırma
Bir hatayı saklamanın daha birçok sorun yarattığı bir hikâyeyi anlattıktan sonra hedef kalıbı tamamlayın: The ____ is that admitting a mistake early can prevent a bigger problem.
Cevabı göster
moral of this story
spell tragedy: trajik bir sonucu öngörmek veya doğurmak
spell tragedy ifadesinde spell, “muhtemel bir sonuç olarak yol açmak veya anlamına gelmek” demektir. Cümle, bu tür bağlılıkların trajediye yol açmasının beklendiğini söyler; spell, tragedy sözcüğünü doğrudan nesne olarak alır. Sonuç bildiren bu anlam özellikle trouble, disaster, danger veya defeat gibi olumsuz sonuç isimleriyle yaygındır. Bir sözcüğü harf harf söylemek veya yazmak anlamıyla ilgisi yoktur.
Alıştırma
Hangi cümlede spell, spell tragedy ifadesindekiyle aynı sonuç anlamında kullanılmıştır?
- Can you spell the name of the launch site?
- She checked how to spell disaster correctly.
- Another major delay could spell disaster for the launch.
Cevabı göster
Another major delay could spell disaster for the launch.
Let's end on a slightly more positive note. Anlatım akışı
4:23Biraz daha olumlu bir notla bitirelim.
reach beyond ourselves: alışılmış sınırlarımızı aşmak
Burada reach beyond ourselves, alışılmış yeteneklerimizin ve bakış açılarımızın ya da yalnızca kendimize odaklanmanın sınırlarını aşmak anlamına gelir. Fiziksel bir hareketi değil, kişisel veya ahlaki gelişimi anlatır. reach beyond + bir sınır yapısı, bu sınırı kişinin aşabileceği bir şey olarak sunar. ourselves kullanıldığında bu sınır, kişinin o anki var olma veya düşünme biçimidir.
Alıştırma
Bu cümlede reach beyond ourselves ne anlama geliyor?
- Alışılmış sınırlarımızı veya yalnızca kendimize odaklanan bakış açımızı aşarak gelişmek anlamına gelir.
- Kendimiz hakkında herhangi bir bilgi edinmekten kaçınmak anlamına gelir.
- Fiziksel olarak kendi bedenimizin ötesindeki bir yere gitmek anlamına gelir.
Cevabı göster
Alışılmış sınırlarımızı veya yalnızca kendimize odaklanan bakış açımızı aşarak gelişmek anlamına gelir.
Let's end on a slightly more positive note: daha umutlu bir kapanışın sinyalini vermek
Bu cümle konuşmayı düzenler: Let's end, konuşmacının kapanışa geçtiğini bildirirken on a slightly more positive note dinleyicilere son noktanın öncekilerden daha umut verici olacağını söyler. on a ... note yapısında note, sonda oluşan ton, hava veya izlenim anlamına gelir; yazılı bir not ya da müzik sesi değildir. Slightly geçişi yumuşatır: son tamamen iyimser değil, bir ölçüde daha olumlu olacaktır.
Alıştırma
Bu cümle dinleyicilere neyin sinyalini veriyor?
- Konuşmacı bitirmeden önce konuyu müziğe çeviriyor.
- Tartışma biraz daha umut verici bir noktayla sona ermek üzere.
- Konuşmacı herkesten cesaret verici bir mesaj yazmasını istiyor.
Cevabı göster
Tartışma biraz daha umut verici bir noktayla sona ermek üzere.
and that it infuses our lives with meaning. Kalıp ifadeler
4:32ve hayatımıza anlam kattığını öne sürdü.
to integrate with another: başka biriyle derin bir bağ
Burada to integrate with another, başka bir kişiyle derin bir bağ kurmayı ve iki yaşamın ya da deneyimin birbirine sıkıca bağlanmasını istemek demektir. Another zamir olarak kullanılır ve “başka bir kişi”yi veya bir partneri ifade eder. Bu ifade soyut ve felsefidir. Yalnızca birinin yakınında bulunmaktan ya da onunla zaman geçirmekten daha güçlü bir anlam taşır; ancak iki kişinin bireysel kimliklerini mutlaka kaybettiği anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu cümlede to integrate with another ne anlama geliyor?
- bir bilgisayar sistemini başka bir sistemin içine kurmak
- yakın bir bağ olmadan birinin yanında zaman geçirmek
- başka bir kişiyle derin bir bağ kurmak
Cevabı göster
başka bir kişiyle derin bir bağ kurmak
infuses our lives with meaning: infuse A with B kalıbı
Infuses our lives with meaning, “A’yı B niteliğiyle doldurmak” anlamındaki infuse A with B kalıbını kullanır. Burada it, love sözcüğüne gönderme yapar; yani sevgi hayata anlam verir ve hayatı bir bütün olarak şekillendirir. Bu kullanım mecazidir: anlam, fiziksel bir madde ya da tıbbi infüzyon olarak değil, hayatın tamamına yayılan bir nitelik olarak sunulur.
Alıştırma
Cümleyi infuse sözcüğünün doğru biçimi ve eksik bağlantı sözcüğüyle tamamlayın: A good leader ____ the team ____ confidence.
Cevabı göster
infuses · with
and more interested in how we can love better.
4:38ve daha çok nasıl daha iyi sevebileceğimizle ilgileniyordu.
less concerned with ... and more interested in ...: odağı değiştirmek
less concerned with A and more interested in B paralel karşılaştırma yapısı, ana odağı A'dan B'ye kaydırır. Burada A, why we love; B ise how we can love better kısmıdır. Bu yapı ilgi derecelerini karşılaştırır. A'nın tamamen önemsiz olduğu anlamına gelmez; B'ye daha fazla vurgu yapıldığını gösterir.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için concerned ve interested sözcüklerini less ... more odak değiştirme yapısında kullanın: The interviewer was ____ rehearsed answers and ____ how I solved problems.
Cevabı göster
less concerned with · more interested in
She saw that the problem with traditional romantic love
4:42Geleneksel romantik aşkla ilgili sorunun
is it can be so captivating that we are tempted to make it our only reason for being. Notlar
4:46o kadar büyüleyici olabilmesi ve onu tek varoluş nedenimiz yapmaya ikna olmamız olduğunu gördü.
so captivating that: dereceden sonuca geçiş
so + sıfat + that yan cümlesi yapısı, yüksek bir dereceyi onun sonucuna bağlar. so captivating that ifadesinde captivating “son derece ilgi çekici veya çekici” anlamına gelir; that sonrasındaki yan cümle ise bu yoğunluk nedeniyle ne olduğunu belirtir. Bu cümlede romantik sevgi, insanları onu varoluşlarının tek nedeni yapmaya yöneltecek kadar büyüleyici olabilir. Buradaki that, bir ilgi cümleciği değil, sonuç cümleciği başlatır.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için captivating sözcüğünü so ... that sonuç yapısında kullanın: The lecture was ____ no one checked their phone.
Cevabı göster
so captivating that
our only reason for being: varoluşumuzun tek amacı
Reason for being, bir insanın yaşamına veya bir kuruma anlam kazandıran temel amaç demektir. our only reason for being ifadesinde being isim işlevi görür ve “varoluş” anlamına gelir; only ise diğer bütün amaç kaynaklarını dışarıda bırakır. make it our only reason for being yapısı, “onu varoluşumuzun tek amacı olarak görmek” demektir. Buradaki it romantik aşkı ifade eder. Eleştirilen şey aşkın yaşama anlam katabilmesi değil, aşkın bütün anlamın tek temeli hâline getirilmesidir.
Alıştırma
Bu cümlede our only reason for being ne anlama gelir?
- karar vermenin sıradan nedenlerinden biri
- belirli bir yerde bulunmanın nedeni
- varoluşumuzdaki amacın tek kaynağı
Cevabı göster
varoluşumuzdaki amacın tek kaynağı
easily leads to boredom and power games. Kalıp ifadeler
4:55kolaylıkla can sıkıntısına ve güç oyunlarına yol açar.
dependence on another to justify our existence: varoluşsal anlamı başka bir kişide aramak
Dependence on another, başka bir kişiye bağımlı olmak demektir. to justify our existence mastar yapısı, bu bağımlılığın neyi sağlamasının beklendiğini açıklar: yaşamımızın ve benliğimizin anlamı, değeri veya geçerli bir temeli olduğunu hissettirmek. Burada justify soyut ve felsefi bir anlamda kullanılır. Fiziksel olarak var olduğumuzu kanıtlamak veya bizi mahkemede savunmak anlamına gelmez. İlişki bağlamında bu ifade, temel değerimizi doğrulama görevini bir partnere yüklemeyi eleştirir.
Alıştırma
Bu cümlede dependence on another to justify our existence ifadesine en uygun yorum hangisidir?
- belirli bir olayın neden gerçekleştiğini başka bir kişiye sormak
- yaşamımızın anlamı ve değeri olduğunu hissetmek için başka bir kişiye bağımlı olmak
- fiziksel olarak gerçek olduğumuzu mahkemede kanıtlaması için birine bağımlı olmak
Cevabı göster
yaşamımızın anlamı ve değeri olduğunu hissetmek için başka bir kişiye bağımlı olmak
leads to boredom and power games: can sıkıntısına ve güç oyunlarına yol açmak
Leads to, “neden olur” veya “sonuç olarak ortaya çıkarır” anlamına gelir. Burada dependence on another to justify our existence neden, boredom and power games ise sonuçlar olarak sunulur. Bu yapıda lead to ifadesinden sonra bir isim, isim öbeği veya -ing biçimi gelir. Power games eğlenmek için oynanan oyunlar değildir. Karşı tarafı sınamak, baskı kurmak veya yönlendirmek gibi, bir ilişkide kontrol ya da üstünlük kazanmaya yönelik girişimlerdir. Cümle hem duygusal bıkkınlığı hem de kontrol mücadelelerini olası sonuçlar olarak anlatır.
Alıştırma
Hangi cümle, kötü iletişimin bir ilişkiyi kontrol etmeye yönelik girişimlere neden olduğunu söylüyor?
- Poor communication can result from power games in a relationship.
- The couple played board games to make the evening less boring.
- Poor communication can lead to power games in a relationship.
Cevabı göster
Poor communication can lead to power games in a relationship.
To avoid this trap ile sorundan çözüme geçiş
To avoid this trap, cümle başında kullanılan ve “bu sorundan kaçınmak için” anlamına gelen bir amaç ifadesidir. This trap, kişinin varoluşunu haklı çıkarmak için başka birine bağımlı olması şeklinde daha önce anlatılan sorunlu kalıba gönderme yapar. Trap burada mecazidir; fiziksel bir düzenek değildir. Amacın önce verilmesi, önceki sorunla ardından gelen öneri arasında bağlantı kurar. To + yalın fiil, ana cümle yapısı, bir riskten o riski önlemeyi amaçlayan eyleme açıkça geçmenin bir yoludur.
Alıştırma
Geçişi tam olarak To avoid this trap ifadesiyle tamamlayın: A free trial can become a paid subscription if you forget to cancel. ____, add the cancellation date to your calendar.
Cevabı göster
To avoid this trap
loving authentically: özgürlüğe ve bireyselliğe saygıyla sevmek
Bu cümlede loving authentically, iki kişinin de özgür, dürüst ve bütünüyle kendisi olarak kalabildiği bir biçimde sevmek anlamına gelir. Sözde kusursuz ya da kaderde yazılı bir ilişkiye verilen bir ad değil, sevme biçimidir. Beauvoir’ın varoluşçu bağlamında authentically, kişinin kendi özgürlüğüyle hareket ederken karşısındaki insanın da özgür olduğunu kabul etmesini anlatır. Büyük bir dostlukla yapılan karşılaştırma; sahiplenme, kontrol etme veya kişinin eşinde kendini kaybetmesi yerine karşılıklı saygı ve gelişimi öne çıkarır.
Alıştırma
Cümledeki loving authentically ifadesine en uygun yorum hangisidir?
- Yoğun bir çekim hissetmek ve bunu kaderde yazılı gerçek aşk saymak
- Eşini mutlu etmek için kendi kimliğinden vazgeçmek
- İki kişinin de özgürlüğüne ve bireyselliğine saygı duyan bir biçimde sevmek
Cevabı göster
İki kişinin de özgürlüğüne ve bireyselliğine saygı duyan bir biçimde sevmek
Lovers support each other in discovering themselves, Dilbilgisi
5:04Aşıklar kendilerini keşfetmede birbirlerini destekler,
and enriching their lives and the world together.
5:09ve birlikte hayatlarını ve dünyayı zenginleştirirler.
support each other in discovering ..., reaching ... ve enriching ... yapısı
Support each other in doing something, iki kişinin belirli bir etkinlik veya süreç içinde birbirine yardım ya da cesaret vermesi demektir. Burada in, birbirlerini destekledikleri alanları belirtir; to ile kurulan bir mastar yapısının parçası değildir. Discovering, reaching ve enriching, in sonrasında kullanılan paralel -ing biçimleridir. Üçünü de aynı biçimde tutmak uzun bir listeyi açıkça düzenler: kendilerini keşfetmek, kendilerinin ötesine geçmek ve yaşamlarıyla dünyayı birlikte zenginleştirmek.
Alıştırma
Hangi cümlede support + kişi + in + paralel -ing biçimleri doğru kullanılmıştır?
- Good mentors support young people in identifying their strengths, building confidence, and making thoughtful choices.
- Good mentors support young people in identifying their strengths, to build confidence, and making thoughtful choices.
- Good mentors support identifying young people, building confidence, and thoughtful choices.
Cevabı göster
Good mentors support young people in identifying their strengths, building confidence, and making thoughtful choices.
Though we might never know why we fall in love, Dilbilgisi
5:14Neden aşık olduğumuzu asla bilemeyebiliriz,
we can be certain that it'll be an emotional roller coaster ride. Deyimler
5:16ama bunun duygusal bir lunapark treni yolculuğu olacağından emin olabiliriz.
Though ... we can be certain: belirsizliği kabul edip ardından kesin bir sonuç vermek
Though bir ödünleme ilişkisi kurar: konuşan kişi, insanların neden âşık olduğunun belki de hiçbir zaman bilinemeyeceğini kabul eder. Ardından ana cümlede we can be certain that kullanılarak yine de kesin olarak söylenebilecek sonuca geçilir. Aktarılabilir kalıp Though [belirsiz nokta veya sınırlama], [kesin sonuç] biçimindedir. Bir sınırlamayı kabul eder, ancak ana iddiayı zayıflatmaz. Burada might never cevabı belirsizleştirirken can be certain sonucu güçlendirir. Though neden değil, ödünleme bildirir.
Alıştırma
Cümleyi dersteki hedef kalıpla tamamlayın: ____ we may never know who wrote the anonymous diary, we ____ it was finished in 1920 because the final page is dated December 31.
Cevabı göster
Though · can be certain that
an emotional roller coaster ride: yoğun duygusal iniş çıkışlar
An emotional roller coaster ride, duyguların keskin biçimde yükselip düştüğü ve çoğu zaman heyecan, umut, korku ve hayal kırıklığı arasında değiştiği bir deneyimi anlatan mecazdır. Burada gerçek bir lunapark aracını değil, aşk deneyimini anlatır. Temel fikir yalnızca tek bir güçlü duygu değil, duyguların tekrar tekrar ve öngörülemez biçimde değişmesidir.
Alıştırma
Hangi cümlede an emotional roller coaster ride mecaz anlamda kullanılmıştır?
- The week was an emotional roller coaster ride, swinging from hope to disappointment and back again.
- We rode a roller coaster at the amusement park and went home.
- The afternoon was peaceful, with one steady feeling of relief.
Cevabı göster
The week was an emotional roller coaster ride, swinging from hope to disappointment and back again.
It makes us suffer and makes us soar: paralel karşıt etkiler
Cümle, make + nesne + fiilin yalın hâli kalıbını tekrarlar: makes us suffer ... makes us soar. Her iki bölümde de makes us kullanılması paralel bir yapı oluşturur, iki etkiye eşit ağırlık verir ve karşıtlığın kolayca izlenmesini sağlar. Suffer acı çekmek anlamına gelirken soar burada mecazidir: gerçekten uçmak değil, duygusal olarak yükselmek veya daha güçlü bir duruma ulaşmak anlamındadır. Bu iki fiil, aynı deneyimin birbirine zıt iki etkisini sunar.
Alıştırma
Vurgulanan cümlede makes us ifadesini tekrarlamak ne sağlar?
- Soar sözcüğünün fiziksel olarak havada uçmak anlamına geldiğini gösterir.
- Cümleyi iki farklı öznesi olacak şekilde değiştirir.
- Paralel bir ritim oluşturur ve iki karşıt etkiye eşit vurgu verir.
Cevabı göster
Paralel bir ritim oluşturur ve iki karşıt etkiye eşit vurgu verir.
Maybe we lose ourselves ... Maybe we find ourselves: dengeli karşıt olasılıklar
Her iki cümle de aynı kalıbı kullanır: Maybe we + fiil + ourselves. Maybe we ifadesinin tekrarı iki cümleye eşit ağırlık verirken lose ve find belirgin bir karşıtlık oluşturur. Bu simetrik düzen, ikisinden birinin mutlaka gerçekleşeceğini ileri sürmek yerine iki olası sonuç sunar. Burada lose ourselves, kimliğimize veya yönümüze dair net duyguyu kaybetmek; find ourselves ise gerçekte kim olduğumuzu keşfetmek veya anlamak demektir. İki ifade de bir kişinin fiziksel konumuyla ilgili değildir.
Alıştırma
Hangi çift, dengeli ve karşıt iki olasılıktan oluşan özgün kalıbı en iyi şekilde tekrarlar?
- Maybe courage matters, and confidence can change.
- We may lose confidence because difficult days are hard.
- Maybe we lose confidence. Maybe we find courage.
Cevabı göster
Maybe we lose confidence. Maybe we find courage.
It might be ... or it might just be ...: iki açık olasılığı dengelemek
Tekrarlanan It might be A or it might be B kalıbı, birbirine zıt iki sonucu olasılık olarak yan yana getirir. Might belirsizlik ifade eder; bu nedenle konuşmacı iki sonuçtan birinin kesinlikle gerçekleşeceğini söylemek yerine sonucu açık bırakır. İkinci bölümdeki just, “belki sonunda gerçekten tam olarak bu çıkar” anlamını güçlendirir. Şaşırtıcı ve olumlu olasılığı öne çıkarır; anlamı “yalnızca en iyi şey” diye zayıflatmaz.
Alıştırma
Cümleyi might be ve might just be ile tamamlayın: The overnight hike ____ exhausting, or it ____ the highlight of our summer.
Cevabı göster
might be · might just be
dare to find out?: keşfetmeye çağıran bir meydan okuma
dare to find out ifadesinde dare to + fiilin yalın hâli, “bir şeyi yapacak kadar cesur olmak” anlamına gelir. Bu nedenle soru, dinleyicinin cevabı öğrenip öğrenmeyeceğini sormaktan fazlasını yapar; keşfetmeyi belirsiz veya duygusal açıdan riskli bir şeye doğru atılan adım olarak gösterir. Kapanış sorusu olarak Will you dare to ... hem meydan okuma hem de davet işlevi görür. Buradaki find out, var olan bir bilgiyi yalnızca arayıp bulmak değil, sonucu kişisel deneyim yoluyla öğrenmek demektir.
Alıştırma
Bir konuşmacı, sonucu belirsiz bir yaşam deneyimi hakkındaki düşüncesini “Will you dare to find out?” sorusuyla bitiriyor. Sorunun temel iletişim amacı nedir?
- İzleyiciye hemen yazılı bir cevap vermesini emreder.
- İzleyicinin somut bir cevabı zaten bilip bilmediğini tarafsızca kontrol eder.
- İzleyiciye meydan okuyup cevabı bizzat deneyimleyerek keşfetmesi için onu cesaretlendirir.
Cevabı göster
İzleyiciye meydan okuyup cevabı bizzat deneyimleyerek keşfetmesi için onu cesaretlendirir.