Modern Dünya Bizi Nasıl Ruhsal Olarak Hasta Ediyor?: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
781 kelime 152 kel/dk

Video özeti: Deneme; meritokrasi, bireycilik, sekülerizm, romantizm, medya ve kusursuzluk gibi altı modern ideali kaygı ve depresyonla ilişkilendirip kültürel çareler öneriyor. Başlıca İngilizce noktaları: 1. make it — Deyimler ve mecazlı ifadeler: meritokratik söylemdeki “başarmak” anlamını tanıyın ve “zamanında varmak” ya da “hayatta kalmak” anlamlarından ayırın. 2. keeping our petty ways and status battles in perspective. — Deyimler ve mecazlı ifadeler: kusurları ve statü çekişmelerini daha geniş çerçeveye koyup aşırı önemsememeyi anlatın. 3. alive to systemic problems — Deyimler ve mecazlı ifadeler: karmaşık zararı tek tek kötü kişilere indirgemek yerine yapısal nedenlerin farkında olmayı ifade edin.

Bu derste

The modern world is wonderful in many ways.

0:00

Modern dünya birçok yönden harikadır.

Dentistry is good,

0:02

Diş hekimliği iyidir,

cars are reliable.

0:04

arabalar güvenilirdir.

We can so easily keep in touch from Mexico with our grandmother in Scotland. Kalıp ifadeler

0:05

İskoçya'daki büyükannemizle Meksika'dan çok kolay iletişim kurabiliriz.

Kalıp ifadeler

keep in touch with someone: biriyle iletişimde kalmak

Keep in touch with someone, zaman içinde biriyle iletişim kurmaya devam etmek demektir. Fiziksel teması değil, süren bir bağlantıyı ifade eder. With, iletişimin sürdürüldüğü kişiyi belirtir. Yeniden kullanılabilir kalıp keep in touch with + kişi şeklindedir.

Alıştırma

Cümleyi “iletişim kurmaya devam etmek” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: Even after Maya moves overseas, we plan to ____ with her.

Cevabı göster

keep in touch

But it's also powerfully and tragically geared to causing a high background level of anxiety Notlar

0:09

Ancak aynı zamanda, güçlü ve trajik bir şekilde, yüksek düzeyde bir arka plan kaygısına

and widespread low-level depression.

0:16

ve yaygın, düşük seviyeli depresyona neden olacak şekilde tasarlanmıştır.

Kalıp ifadeler

geared to causing: be geared to + -ing kalıbı

is geared to causing ifadesinde geared to, bir şeyin belirli bir sonuca yönelme eğiliminde olacak şekilde düzenlendiğini veya işlediğini anlatır. Herhangi birinin bu sonucu bilinçli olarak istediğini söylemeden, sistemin yapısında bulunan bir etkiyi açıklayabilir. Burada to bir edattır, bu yüzden causing -ing biçimindedir. Yeniden kullanılabilir kalıp be geared to + isim veya -ing biçimi şeklindedir.

Alıştırma

be geared to + -ing kalıbına göre cümleyi help fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: The new training program is geared to ____ staff handle customer complaints calmly.

Cevabı göster

helping

Kelime

a high background level of anxiety: kalıcı bir temel durum

Bu ifadede background level, insanlar onu etkin biçimde fark etmese bile gündelik deneyimin altında varlığını sürdüren bir düzeyi anlatır. Görsel bir arka planı veya tek bir belirli nedeni anlatmaz. Bu nedenle a high background level of anxiety, kaygıyı kısa ve tek seferlik bir atak yerine sürekli var olan ortam niteliğinde bir durum olarak tanımlar. Aynı yapı devam eden gürültü, risk, stres veya radyasyon düzeylerini de anlatabilir.

Alıştırma

Örnekte a high background level of anxiety ne anlama geliyor?

  1. Bir sahnenin görsel arka planında gösterilen kaygı
  2. Açıkça belirlenmiş tek bir olayın neden olduğu yoğun ve tek seferlik bir atak
  3. Ana odak noktası olmadığında bile görece yüksek bir temel düzeyde varlığını sürdüren kaygı
Cevabı göster

Ana odak noktası olmadığında bile görece yüksek bir temel düzeyde varlığını sürdüren kaygı

There are six particular features of modernity that have this psychologically disturbing effect.

0:19

Modernitenin psikolojik olarak rahatsız edici bu etkiye sahip altı özel özelliği vardır.

Each one has a potential cure,

0:25

Her birinin potansiyel bir tedavisi vardır,

which we will only collectively put into action Kalıp ifadeler

0:26

ve biz bunu ancak kolektif olarak eyleme dönüştürebiliriz

when we know more about the disease in question. Kalıp ifadeler

0:29

söz konusu hastalık hakkında daha fazla şey bildiğimizde.

Kalıp ifadeler

put into action: plandan uygulamaya geçmek

Put into action, bir fikri, planı, çözümü veya önlemi kullanmaya ya da uygulamaya başlamak demektir. Bir şeyi tartışma aşamasından gerçekten yapma aşamasına geçişi anlatır. Yaygın yapı put + something + into action biçimindedir; put the plan into action buna örnektir. Cümlede which, a potential cure ifadesine gönderme yapar; dolayısıyla insanların birlikte uygulayacağı şey bu olası tedavidir.

Alıştırma

Cümleyi put ... into action yapısıyla tamamlayın: The committee decided to ____ the emergency plan ____.

Cevabı göster

put · into action

Kalıp ifadeler

the disease in question: tartışılan hastalık

'In question', 'the disease' ifadesinden sonra gelir ve bunun şu anda tartışılan belirli hastalık olduğunu gösterir. Burada hastalık, incelenen psikolojik sorunun bir metaforudur; ifade, hastalığın şüpheli olduğu anlamına gelmez. İsimden sonra gelen bu ifade, bir konunun tam adını tekrarlamadan daha önce bilinen konuya gönderme yapmayı sağlar. 'The X in question', 'tartışılan veya değerlendirilen belirli X' anlamına gelir.

Alıştırma

Tartışılan belirli belgeye gönderme yapmak için cümleyi 'in question' ile tamamlayın: The document ____ was signed yesterday.

Cevabı göster

in question

Here are the six.

0:32

İşte o altı özellik.

1. Meritocracy.

0:34

1. Meritokrasi.

Our societies tell us that everyone is free to make it if they have the talent and energy. Deyimler

0:36

Toplumlarımız bize, eğer yetenek ve enerjileri varsa herkesin başarılı olmakta özgür olduğunu söyler.

Deyimler

make it: başarılı olmak

Burada 'make it', 'başarılı olmak' veya hayatta ya da işte istenen düzeye ulaşmak anlamına gelen bir deyimdir. 'It' zamiri belirli bir nesneye gönderme yapmaz; tüm ifade başarıya ulaşmayı anlatır. Anlamı bağlam belirler. Bu cümlede talent ve energy, zamanında varmaya veya zor bir durumdan sağ çıkmaya değil, toplumsal ya da mesleki başarıya işaret eder.

Alıştırma

Hangi cümlede 'make it', 'başarılı olmak' anlamındadır?

  1. I cannot make it to the meeting tomorrow.
  2. The injured climber might not make it through the night.
  3. With years of practice, Maya believes she can make it as a dancer.
Cevabı göster

With years of practice, Maya believes she can make it as a dancer.

The downside of this ostensibly liberating and beautiful idea is that any perceived lack of success Kelime

0:41

Bu görünüşte özgürleştirici ve güzel fikrin dezavantajı, algılanan herhangi bir başarısızlığın

is taken to be, Dilbilgisi

0:47

şu şekilde algılanmasıdır:

not as in the past, Dilbilgisi

0:48

geçmişte olduğu gibi

an accident or misfortune,

0:49

bir kaza veya talihsizlik değil,

but as a sure sign of a lack of talent or laziness.

0:51

yetenek eksikliğinin veya tembelliğin kesin bir işareti olarak.

Kelime

ostensibly liberating: yazarın şüphe duyduğu bir görünüş

ostensibly liberating ifadesinde ostensibly, “görünüşte” veya “yüzeysel olarak bakıldığında” anlamına gelir. Fikir özgürleştirici olarak sunulur, ancak yazar gerçek etkilerinin bu olumlu tanımla uyuşmayabileceğine işaret eder. Bu zarf eleştirel bir mesafe yaratır: Bir şeyin nasıl göründüğünü veya nasıl sunulduğunu aktarır, fakat iddiayı bütünüyle kabul etmez.

Alıştırma

Hangi cümlede ostensibly, yazarın yüzeydeki tanımdan şüphe ettiğini gösterir?

  1. The new rule is ostensibly designed to protect privacy, but it gives the company more access to personal data.
  2. Her apology was genuinely sincere.
  3. The instructions are obviously clear, so everyone can follow them.
Cevabı göster

The new rule is ostensibly designed to protect privacy, but it gives the company more access to personal data.

Dilbilgisi

is taken to be: kişisi belirtilmeyen bir yargıyı aktarmak

is taken to be yapısında take, “alıp götürmek” değil “anlamak, değerlendirmek veya saymak” anlamına gelir. Edilgen özne bu yargıya maruz kalır ve to be sonrasındaki ifade, ona atfedilen niteliği veya kimliği belirtir. Burada yargılanan unsur any perceived lack of success ifadesidir. not ... but ... tamamlayıcıları iki yorumu karşılaştırır: bir kaza ya da talihsizlik değil, yetenek eksikliğinin veya tembelliğin kesin bir işareti. Edilgen yapı bu yargıyı veren kişileri belirtmez; bu nedenle yargı, daha geniş bir toplumsal görüş gibi duyulur.

Alıştırma

Cümleyi vurgulanan edilgen yapıyla tamamlayın: In this study, a response within two seconds ____ evidence of recognition.

Cevabı göster

is taken to be

Dilbilgisi

not ... an accident or misfortune, but ... a sure sign karşıtlığı

Cümle, algılanan bir başarı eksikliğini iki farklı biçimde sınıflandırmayı karşılaştırır: “bir kaza ya da talihsizlik” ve “yetenek eksikliği ya da tembelliğin kesin bir işareti”. Genel kalıp not X but Y’dir; take ... to be/as, “bir şeyi ... olarak yorumlamak veya sınıflandırmak” anlamına gelir. Buradaki as kullanımları neden bildirmez. as in the past araya eklenmiş bir zaman referansıdır: ilk sınıflandırmanın geçmişe ait olduğunu gösterir. Bu bölümü zihninizde çıkarınca paralel karşıtlık daha kolay görülür: not [an accident or misfortune], but [a sure sign ...].

Alıştırma

İki yorumu karşılaştıran eşleşmiş ifadelerle cümleyi tamamlayın: The coach treated the loss ____ proof of weakness, ____ a reason to train differently.

Cevabı göster

not as · but as

If those at the top deserve all their success, Anlatım akışı

0:55

Zirvedekiler tüm başarılarını hak ediyorsa,

then those at the bottom must surely deserve all their failure.

0:58

o zaman en alttakiler de mutlaka tüm başarısızlıklarını hak etmelidir.

Anlatım akışı

If those at the top ..., then those at the bottom ... çıkarımı

Cümle, if ... then ... yapısını kullanarak bir inancı ondan çıktığı varsayılan sonuca dönüştürür. if yan cümlesi, tepedeki insanların başarılarını tamamen hak ettiği iddiasını geçici olarak kabul eder; then yan cümlesi aynı kuralı en alttakilere uygular ve onların da başarısızlıklarını hak etmesi gerektiği sonucuna varır. all their success/all their failure ile top/bottom arasındaki ayna gibi karşıtlık, çıkarımı izlemeyi kolaylaştırır. Bu, başarısız insanların acı çekmeyi hak ettiğini doğrudan söyleyen bir ifade değil, eleştirel ve ironik bir çıkarımdır. must surely, liyakatçi inancın kendi mantığı içinde sonucun ne kadar kaçınılmaz göründüğünü dile getirir. Konuşmacı bu inancı acımasız bir sonuca kadar götürerek onun ahlaki sorununu açığa çıkarır.

Alıştırma

Bu cümlenin temel tartışma işlevi nedir? If every successful project proves the manager is brilliant, then every failed project must prove the manager is incompetent.

  1. Yöneticiler hakkında birbiriyle ilgisiz iki olgu verir.
  2. Konuşmacının tamamen kabul ettiği kanıtlanmış bir kuralı bildirir.
  3. Bir önermeyi paralel ve sorgulanabilir bir sonuca kadar götürür.
Cevabı göster

Bir önermeyi paralel ve sorgulanabilir bir sonuca kadar götürür.

A society that thinks of itself as meritocratic

1:02

Kendisini meritokratik olarak düşünen bir toplum

turns poverty from a problem to evidence of damnation, Anlatım akışı

1:05

yoksulluğu bir problem olmaktan çıkarıp lanetlenmenin kanıtına dönüştürür,

and those who have failed

1:10

ve başarısız olanları

from unfortunates to losers.

1:11

şanssızlardan kaybedenlere çevirir.

Anlatım akışı

Yoksulluğu sorundan lanetlenme kanıtına dönüştürmek

turn A from X to Y kalıbı, aynı şeyi anlamanın iki farklı yolunu karşı karşıya getirir. Burada yoksulluk önce ele alınabilecek toplumsal bir sorun olarak çerçevelenir, ardından yoksul insanların kınanmayı hak ettiğinin kanıtı olarak yeniden çerçevelenir. Cümle, yoksulluğun birinin lanetlenmeyi hak ettiğini nesnel olarak kanıtladığını söylemez. Meritokratik düşüncenin yorumu nasıl değiştirdiğini gösterir: maddi sıkıntı, kişi hakkında ahlaki bir hükme dönüşür.

Alıştırma

Cümlede turns poverty from a problem to evidence of damnation neyi gösteriyor?

  1. Toplum, yoksulluğun gerçekten Tanrı'nın verdiği bir ceza olduğunu kanıtlıyor.
  2. Toplum, yoksulluğu çözülmesi gereken bir sorun yerine ahlaki kınanma işareti olarak yeniden çerçeveliyor.
  3. Toplum, yoksulluk ile lanetlenmeyi birbiriyle ilgisiz iki sorun olarak ele alıyor.
Cevabı göster

Toplum, yoksulluğu çözülmesi gereken bir sorun yerine ahlaki kınanma işareti olarak yeniden çerçeveliyor.

The cure is a strong

1:14

Tedavi, güçlü ve

culturally endorsed belief in two big ideas:

1:16

kültürel olarak onaylanmış iki büyük fikre duyulan inançtır:

luck, which says success doesn't just depend on talent and effort, Dilbilgisi

1:20

Başarının sadece yetenek ve çabaya bağlı olmadığını söyleyen şans,

Dilbilgisi

doesn't just depend on: sınırlı olumsuzluk

doesn't just depend on ifadesinde olumsuzluk just sözcüğünü etkiler: başarının yalnızca yetenek ve çabaya bağlı olduğu fikrini reddeder. Yetenek ve çabanın hiçbir etkisi olmadığını söylemez. Bu ifade başka nedenlere yer bırakır. Burada şans, ek bir etken olarak sunulur.

Alıştırma

Yeteneğin önemli olduğunu ama zamanlamanın da önemli olduğunu göstermek için cümleyi hangi ifade tamamlar? Success ____ talent; timing matters too.

  1. doesn't just depend on
  2. depends only on
  3. doesn't depend on
Cevabı göster

doesn't just depend on

and tragedy, which says good decent people can fail

1:24

ve iyi, düzgün insanların da başarısız olabileceğini

and deserve compassion rather than contempt. Kalıp ifadeler

1:29

ve aşağılanmadan ziyade şefkati hak ettiklerini söyleyen trajedi.

Kalıp ifadeler

compassion rather than contempt: Bir tepkiyi diğerine tercih etmek

Compassion, acı çeken veya başarısız olmuş birine karşı duyulan şefkatli ilgidir; contempt ise birinin saygıyı hak etmediğini düşünerek onu küçümseme duygusudur. X rather than Y yapısı, X’i tercih edilen tepki olarak sunar ve Y’yi reddeder. Burada savunulan tepki küçümseme değil, şefkattir; rather than iki duygudan hangisinin zaman bakımından önce geldiğini anlatmaz.

Alıştırma

Cümlede compassion rather than contempt insanlardan ne yapmalarını istiyor?

  1. Şefkat ile küçümsemeyi eşit ölçüde uygun görmek.
  2. Önce şefkat, sonra küçümseme hissetmek.
  3. Küçümsemek yerine şefkatle karşılık vermek.
Cevabı göster

Küçümsemek yerine şefkatle karşılık vermek.

2. Individualism.

1:34

2. Bireycilik.

An individualistic society preaches that the individual and their achievements are everything Kelime

1:36

Bireyci bir toplum, bireyin ve başarılarının her şey olduğunu

and that everyone is capable of a special destiny.

1:41

ve herkesin özel bir kaderi gerçekleştirebilecek kapasitede olduğunu vaaz eder.

Kelime

preaches that: Bir inancı güçlü biçimde yaymak

Burada preaches that, bir inancı tekrar tekrar ve güçlü biçimde yaymak anlamına gelir. Society kişileştirilmiştir: Toplum gerçek anlamda bir vaaz vermez; mesajları ve kurumları bu düşünceyi yayar. Preaches çoğu zaman eleştirel bir ton ekler. Konuşan kişi, toplumun bu inancı tarafsız bir gözlem olarak değil, insanların kabul etmesi beklenen ahlaki bir gerçek olarak sunduğunu ima eder.

Alıştırma

Bu cümlede preaches that büyük olasılıkla nasıl bir tutum aktarıyor?

  1. Toplum bu inancı yaymadan bir olguyu tarafsız biçimde aktarıyor.
  2. Toplum gerçek anlamda dinî bir tören gerçekleştiriyor.
  3. Toplum bu inancı güçlü biçimde yayıyor ve konuşan kişi bu mesaja eleştirel yaklaşıyor.
Cevabı göster

Toplum bu inancı güçlü biçimde yayıyor ve konuşan kişi bu mesaja eleştirel yaklaşıyor.

It's not the community that matters,

1:45

Önemli olan topluluk değildir,

the group is for no hopers. Kelime

1:46

grup hiçbir umudu olmayanlar içindir.

Kelime

no hopers: küçümseyici bir yafta

Burada no hopers, birinin başarı şansı veya iyi bir geleceği olmadığına hükmettiği kişileri ifade eder. İnsanlar için kullanılan bir isim olarak onları tarafsız biçimde tanımlamak yerine olumsuz bir yargıya indirger. İsim olarak yaygın yazımı no-hoper, çoğulu ise no-hopers biçimindedir. Cümlede bir grubun “no hopers için” olduğunu söylemek, gruba ya da topluluğa dayanan kişilere yönelik küçümsemeyi yansıtır.

Alıştırma

Bu cümlede no hopers nasıl bir tutum ifade ediyor?

  1. Takım çalışmasını tercih eden kişiler için nazik bir ad
  2. Bir topluluktaki insanların tarafsız bir tanımı
  3. Bazı insanların hiç başarı şansı olmadığı yönündeki küçümseyici bir yargı
Cevabı göster

Bazı insanların hiç başarı şansı olmadığı yönündeki küçümseyici bir yargı

To be ordinary is regarded as a curse.

1:49

Sıradan olmak bir lanet olarak kabul edilir.

The result is that the very thing that most of us will end up being, Öbek fiiller

1:52

Sonuç olarak, istatistiksel olarak konuşursak, çoğumuzun sonunda dönüşeceği şey,

statistically speaking, Kalıp ifadeler

1:55

tam da

is associated with freakish failure.

1:56

tuhaf bir başarısızlıkla ilişkilendirilir.

Öbek fiiller

end up being: nihai sonuç

End up + -ing bir sürecin veya durumun nihai sonucunu anlatır; özellikle de bu sonuç başlangıçtaki plan değilse ya da kaçınılmaz olarak sunuluyorsa kullanılır. End up being yapısında being, sonunda ulaşılan durumu veya kimliği belirtir. Burada will end up being, çoğu kişinin en sonunda daha önce sözü edilen şey, yani sıradan insanlar olacağı anlamına gelir. Yapı will + end up + being şeklindedir; will end up be değildir.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki ‘sonunda olmak’ anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: After several months of helping at the club, Mia may ____ the club's new captain.

Cevabı göster

end up being

Kalıp ifadeler

Cümlenin kapsamını sınırlayan statistically speaking

Statistically speaking, iddiayı verilerde veya bir nüfus genelinde görülen bir örüntü olarak çerçeveler. Her bireyin başına mutlaka ne geleceğini öngörmez. Bu ifade, iddianın tamamı hakkında parantez içi nitelikte bir yorumdur. Virgüllerle ayrılır ve çıkarıldığında ana cümlenin dil bilgisel yapısı değişmez. Böylece sonucun dayanağı ve kapsamı açıkça belirtilir.

Alıştırma

Konuşan kişi iddianın verilerle desteklenen bir örüntü olduğunu belirtmek istiyorsa cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? “_____, commuters who leave before 7 a.m. have shorter travel times.”

  1. Figuratively speaking
  2. Strictly speaking
  3. Statistically speaking
Cevabı göster

Statistically speaking

The cure is a cult of the good

2:00

Tedavi, iyi, sıradan yaşama yönelik bir kült oluşturmak

ordinary life and proper appreciation

2:02

ve sıradanlığın zevklerini ve sessiz kahramanlığını

of the pleasures and quiet heroism of the everyday. Deyimler

2:05

doğru bir şekilde takdir etmektir.

Deyimler

quiet heroism of the everyday: sıradan hayattaki görünmeyen cesaret

Quiet heroism of the everyday, sıradan hayatta gösterilen cesaret, sabır, özen ve sorumluluk için kullanılan bir mecazdır. Quiet, övgü almayan ve dikkat çekmeye çalışmayan bir kahramanlığı anlatır; temel olarak düşük ses düzeyini ifade etmez. Burada the everyday, sıradan günlük hayat anlamına gelen bir ad öbeği olarak kullanılır. İfade, gündelik eylemleri bir tür kahramanlık olarak sunarak onları daha değerli görmeye çağırır.

Alıştırma

quiet heroism of the everyday ifadesindeki quiet sözcüğünün en yakın anlamı nedir?

  1. Hiç ses çıkarmadan gerçekleştirilen
  2. Kararsız ve cesaretten yoksun
  3. Övgü almayan ve dikkat çekmeye çalışmayan
Cevabı göster

Övgü almayan ve dikkat çekmeye çalışmayan

3. Secularism.

2:10

3. Sekülarizm.

Secular societies cease to believe in anything that is bigger than or beyond themselves. Deyimler

2:13

Seküler toplumlar, kendilerinden daha büyük veya daha öte herhangi bir şeye inanmayı bırakırlar.

Deyimler

bigger than or beyond themselves ifadesinin soyut anlamı

Burada bigger ve beyond fiziksel büyüklüğü ya da konumu değil, önem ve kapsamı anlatır. “bigger than or beyond themselves”, bireyleri ve onların yakın çıkarlarını aşan bir değer, amaç, gerçeklik veya düzen demektir. Bu ifade, kişisel insan kaygılarıyla daha geniş bir anlam çerçevesini karşılaştırmak için mekân ve büyüklük mecazlarını kullanır. Bu yapı, açıkça dinî bir kelime kullanılmasa bile aşkınlıkla ilgili soyut iddiaları anlamanıza yardımcı olur.

Alıştırma

Cümlede bigger than or beyond themselves ne anlama geliyor?

  1. İnsanların ulaşamayacağı bir yerde bulunan
  2. İnsan bedeninden fiziksel olarak daha büyük
  3. Değer veya kapsam bakımından bireysel insan kaygılarını aşan
Cevabı göster

Değer veya kapsam bakımından bireysel insan kaygılarını aşan

Religions used to perform the useful service of keeping our petty ways and status battles in perspective. Deyimler

2:19

Dinler eskiden, küçük davranışlarımızı ve statü savaşlarımızı doğru bir perspektife oturtmak gibi yararlı bir hizmet sunardı.

Deyimler

Keeping something in perspective: bir şeyi doğru ölçekte değerlendirmek

Keep something in perspective, bir şeyi daha geniş bir durumla karşılaştırarak gerçek oranında değerlendirmek demektir. O şey hâlâ önemlidir, ancak olduğundan daha önemli görünmesine izin verilmez. Bu cümlede keeping petty behavior and status competition in perspective, küçük hesapları ve statü rekabetini daha büyük bir çerçeveye yerleştirerek görece önemsiz görünmelerini sağlamak demektir. Yapı keep + nesne + in perspective biçimindedir.

Alıştırma

Cümleyi “olayı uygun önemiyle değerlendirmek” anlamındaki deyimle tamamlayın: One bad result is disappointing, but we need to keep it ____.

Cevabı göster

in perspective

But now,

2:26

Ama şimdi,

there is nothing to awe or relativize humans, Kelime

2:26

insanları huşu içinde bırakacak ya da göreceli hale getirecek hiçbir şey yok;

Kelime

relativize humans: insanlığı daha geniş bir çerçeveye yerleştirmek

Bu cümlede relativize humans, insan yaşamını ve insan başarılarını daha geniş bir referans çerçevesine yerleştirmek demektir. Bu geniş ölçek, zaferlerimizin ve başarısızlıklarımızın mutlak ya da her şeyden önemli değil, göreli görünmesini sağlar. Bu fiil, insanların değersiz olduğu anlamına gelmez. İnsanların önemini değerlendirmek için kullanılan ölçeği değiştirir.

Alıştırma

A view of deep time can relativize human success. cümlesindeki relativize için en uygun yorum hangisidir?

  1. İnsan başarısını daha geniş bir ölçeğe yerleştirip daha az mutlak görünmesini sağlamak
  2. İnsan başarısının daha hızlı gerçekleşmesini sağlamak
  3. İnsan başarısının hiçbir değeri olmadığını göstermek
Cevabı göster

İnsan başarısını daha geniş bir ölçeğe yerleştirip daha az mutlak görünmesini sağlamak

whose triumphs and mishaps

2:30

onların zaferleri ve aksilikleri

end up feeling like the be-all and end-all. Deyimler

2:32

sonunda her şeyin başı ve sonuymuş gibi hissettiriyor.

Deyimler

the be-all and end-all: her şeyden önemli sayılan tek şey

The be-all and end-all, tamamen belirleyici veya diğer her şeyden daha önemli sayılan şey demektir. Burada ifade, insanların zaferleri ve talihsizliklerinin sanki önemli olan tek şeymiş gibi hissedilebileceğini anlatır. Genellikle mesafeli veya eleştirel bir tavırla kullanılır ve birinin tek bir şeye gereğinden fazla önem verdiğini düşündürür.

Alıştırma

“Önemli olan tek şey” anlamındaki deyimi tamamlayın: Winning is not ____.

Cevabı göster

the be-all and end-all

A cure would involve regularly using sources of transcendence

2:35

Bir tedavi, kişisel üzüntülerimiz üzerinde iyi huylu, göreceli bir bakış açısı oluşturmak için

to generate a benign relativizing perspective on our personal sorrows. Kelime

2:39

aşkınlık kaynaklarını düzenli olarak kullanmayı içerecektir.

Kelime

a benign relativizing perspective: zararsız ve yararlı bir görecelileştirici bakış

Burada a benign relativizing perspective, kişisel acıyı çok daha büyük bir şeyle ilişkili olarak görmenin yumuşak ve yararlı bir yolu anlamına gelir. Relativizing, acının her şeyi kaplayan bir duygu olmaktan çıkmasını sağlar; acının gerçek dışı ya da önemsiz olduğunu ileri sürmez. Benign, bu bakış açısının etkisini yararlı ve zarar vermeyen bir etki olarak tanımlar. Dolayısıyla tüm ifade, acının soğukça yok sayılmasını değil, sağlıklı bir ölçek değişimini anlatır.

Alıştırma

Cümledeki “a benign relativizing perspective” ifadesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Kişisel acıyı inkâr etmeden daha az bunaltıcı hâle getiren yararlı ve geniş bir bakış
  2. Kişisel acının hayal ürünü olduğu ve görmezden gelinmesi gerektiği inancı
  3. Acının iyi huylu bir tümörden kaynaklandığını belirten tıbbi bir değerlendirme
Cevabı göster

Kişisel acıyı inkâr etmeden daha az bunaltıcı hâle getiren yararlı ve geniş bir bakış

Music,

2:45

Müzik,

the stars at night,

2:45

gece yıldızlar,

the vast spaces of the desert or the ocean

2:47

çölün veya okyanusun uçsuz bucaksız boşlukları

would humble us all in consoling ways. Kelime

2:49

hepimizi teselli edici şekillerde alçakgönüllü yapacaktır.

Kelime

humble us all in consoling ways: teselli vererek kendi küçüklüğümüzü fark ettirmek

Burada humble, “bir kişiye ne kadar küçük ya da sınırlı olduğunu fark ettirmek” anlamında kullanılan bir fiildir. Uçsuz bucaksız çöl ya da okyanus, dikkati kişinin kendisinden uzaklaştırır; bu, kişiyi mutlaka utandırmak ya da yenilgiye uğratmak değildir. In consoling ways ifadesi, bu alçakgönüllü hâle getiren etkinin teselli sağladığını anlatır. Kendini daha az merkezde hissetmek, kişisel sorunları daha küçük ve katlanılması daha kolay gösterebilir.

Alıştırma

Hangi cümlede humble, özgün cümledekiyle aynı olumlu anlamda kullanılmıştır?

  1. The night sky humbled Maya and helped her see her worries in perspective.
  2. Maya was humble, so she refused to discuss the award.
  3. The coach humiliated Maya in front of the whole team.
Cevabı göster

The night sky humbled Maya and helped her see her worries in perspective.

4. Romanticism.

2:54

4. Romantizm.

The philosophy of romanticism

2:56

Romantizm felsefesi

tells us that each of us has one very special person out there Anlatım akışı

2:58

bize, dışarıda bir yerde her birimiz için bizi tamamen mutlu edebilecek

who can make us completely happy.

3:02

çok özel bir insan olduğunu söyler.

Anlatım akışı

one very special person out there: ruh eşi fikri

Bu ifade, düşünceyi tek ve eşsiz bir kişi etrafında kurar: one tek bir eşleşmeye işaret eder, very special ise bu kişiyi mutluluk getirme konusunda benzersizmiş gibi gösterir. Burada out there fiziksel olarak dışarıda değil, geniş dünyanın bir yerinde demektir. Sözcükler birlikte, doğru kişinin zaten var olduğu ve yalnızca bulunması gerektiği şeklindeki romantik “ruh eşi” anlatısını sunar. Konuşan kişi bu anlatıyı içtenlikle tekrarlayabilir veya onu sorgulamak amacıyla anabilir.

Alıştırma

Bu cümlede one very special person out there neyi çağrıştırıyor?

  1. Kişi yakınlarda, dışarıda durmaktadır.
  2. Dünyanın bir yerinde bulunmayı bekleyen tek bir ideal eş vardır.
  3. Aynı derecede uygun birkaç eş zaten tanıtılmıştır.
Cevabı göster

Dünyanın bir yerinde bulunmayı bekleyen tek bir ideal eş vardır.

Yet, mostly,

3:04

Ancak çoğunlukla,

we have to settle for moderately bearable relationships Öbek fiiller

3:05

birkaç yönden çok iyi olan

with someone who is very nice in a few ways

3:09

ve diğer birçok yönden oldukça zor olan biriyle,

and pretty difficult in many others.

3:11

katlanılabilir ilişkilere razı olmak zorundayız.

Öbek fiiller

settle for: istediğinden daha azına razı olmak

Settle for, başlangıçta istediğinizden daha kötü veya daha az tatmin edici bir seçeneği kabul etmek demektir. Yapı, settle for + sonunda kabul edilen kişi, şey, miktar veya durum şeklindedir. Genellikle bir uzlaşma veya hayal kırıklığı hissi taşır. Bu cümlede kusurlu ilişki, tamamen tatmin edici bir seçim olarak değil, ideal seçenek mevcut olmadığı için kabul edilen bir şey olarak sunulur.

Alıştırma

Cümleyi “daha az arzu edilir bir seçeneği kabul etmek” anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: After weeks of searching, Maya refused to ____ an apartment with no windows.

Cevabı göster

settle for

It feels like a disaster in comparison with our original huge hopes.

3:14

Orijinal büyük umutlarımıza kıyasla bu bir felaket gibi hissettiriyor.

The cure is to realize that we didn't go wrong. Kalıp ifadeler

3:20

Tedavi, yanlış yapmadığımızı fark etmektir.

Kalıp ifadeler

didn't go wrong ifadesinin anlamı

Bu cümlede didn't go wrong, “yanlış bir seçim yapmadık veya durumu yanlış bir yöne sürüklemedik” anlamına gelir. Konuşmacı, kusurlu bir ilişkinin ilk seçimin yanlış olduğunu kanıtlamadığını söyleyerek insanları rahatlatıyor. Go wrong genellikle bir planın, durumun, makinenin veya kararın kötüye gitmesini anlatır. Özne bir kişi olduğunda ciddi bir hata yapmak veya yanlış bir yol seçmek anlamına gelebilir; gerçek anlamda yanlış yola sapmayı belirtmek zorunda değildir.

Alıştırma

“We didn't go wrong by waiting for more information,” cümlesinde didn't go wrong ne anlama gelir?

  1. Belirli bir gerçeği yanlış anlamadık.
  2. Yanlış bir seçim yapmadık.
  3. Yanlış sokağa girmedik.
Cevabı göster

Yanlış bir seçim yapmadık.

We were just encouraged to believe in a very improbable dream.

3:24

Bize sadece gerçekleşmesi pek olası olmayan bir hayale inanmamız teşvik edildi.

Instead,

3:28

Bunun yerine,

we should build up our ambitions around friendship and non-sexual love. Öbek fiiller

3:29

hırslarımızı arkadaşlık ve cinsel olmayan sevgi etrafında inşa etmeliyiz.

Öbek fiiller

build up: zamanla geliştirmek

Bu cümlede build up, bir şeyi zamanla geliştirmek veya güçlendirmek anlamına gelir. Build up our ambitions around friendship and non-sexual love, dostluk ve cinsel olmayan sevgi gibi yakınlık biçimlerine daha fazla yer vermek için beklentilerimizi yavaş yavaş yeniden şekillendirmek demektir. Up parçacığı, zaman içinde birikme fikrini ekler. Build up genellikle güven, öz güven, güç, birikim veya itibar gibi azar azar gelişebilen şeylerle kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi “zamanla geliştirmek” anlamındaki iki sözcüklü deyimsel fiille tamamlayın: Daily practice helped Maya ____ her confidence before the speech.

Cevabı göster

build up

5. The media.

3:35

5. Medya.

The media has immense prestige and a huge place in our lives,

3:37

Medyanın muazzam bir prestiji ve hayatımızda devasa bir yeri var,

but it routinely directs our attention to things that scare, worry, panic, and enrage us Kalıp ifadeler

3:41

ancak dikkatimizi rutin olarak bizi korkutan, endişelendiren, paniğe sevk eden ve öfkelendiren şeylere yöneltirken,

while denying us agency or any chance for effective personal action. Kelime

3:47

bize hareket alanı veya etkili bir kişisel eylem için herhangi bir şans vermeyi reddediyor.

Kalıp ifadeler

directs our attention to: insanların neyi fark edeceğini yönlendirmek

Bu cümlede directs, “yönlendirir” veya “çevirir” anlamında bir fiildir. direct someone's attention to something yapısı, bir kişinin belirli bir konuya odaklanmasını sağlamak demektir. Bu ifade çoğunlukla insanların neyi fark ettiğinin bilinçli biçimde yönlendirilmesini anlatır. Burada medya, halkın dikkatini tekrar tekrar korku ve öfke uyandıran şeylere çevirmektedir.

Alıştırma

Cümleyi direct our attention to ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: At the museum, the guide ____ a tiny signature in the corner.

Cevabı göster

directed our attention to

Kelime

denying us agency: anlamlı hareket etme gücümüzü elimizden almak

Burada agency, seçim yapma, harekete geçme ve olanları etkileme yetisi anlamındadır. Denying someone agency, o kişiyi sonucu anlamlı biçimde etkileyebileceği bir yoldan yoksun bırakmak demektir. Bu bağlamda sözcük bir kuruluş anlamına gelmez. İfade, izleyicilerin duygusal olarak kışkırtıldığını ancak etkili bir karşılık veremediğini anlatır.

Alıştırma

“Removing every option denies users agency,” cümlesinde agency ne anlama gelir?

  1. hizmet sağlayan bir şirket
  2. harekete geçmeden gözlemleme izni
  3. seçim yapma ve olanları etkileme yetisi
Cevabı göster

seçim yapma ve olanları etkileme yetisi

It typically attends to the least admirable sides of human nature Öbek fiiller

3:51

Tipik olarak insan doğasının en az takdir edilecek yanlarına odaklanıyor,

without a balancing exposure to normal good intentions, Kalıp ifadeler

3:54

normal iyi niyetlere,

responsibility, and decency.

3:58

sorumluluğa ve ahlaka dengeleyici bir şekilde yer vermiyor.

Öbek fiiller

attends to: dikkati bir şeye yöneltmek

Burada attends to, “dikkatini yöneltir” veya “odaklanır” anlamına gelir. Özne, insan doğasının daha az takdire değer yanlarına tekrar tekrar dikkat verir. Attend to, fiil ve edattan oluşan bir yapıdır. To ifadenin bir parçasıdır ve dikkatin yöneldiği şeyi tanıtır; attend to a problem, a task veya a person's needs örneklerinde olduğu gibi.

Alıştırma

Cümleyi attend to ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The technician ____ urgent support requests first.

Cevabı göster

attends to

Kalıp ifadeler

a balancing exposure to: dengeleyici bir karşılık eklemek

Burada a balancing exposure to, daha önceki tek taraflı vurguyu dengeleyen başka materyalle karşılaşmayı veya bu materyalin sunulmasını ifade eder. Olağan iyi niyet, sorumluluk ve düzgün davranış örneklerinin gösterilmesi, genel bakışı daha adil hâle getirir. Yapı a balancing exposure to + isim öbeği şeklindedir. Exposure to her zaman tehlikeyle temas anlamına gelmez; bilgi, fikir, insan veya deneyimlerle karşılaşmayı da ifade edebilir.

Alıştırma

Cümleyi, tek taraflı bir bakışı düzeltmeye yardımcı olan teması ifade eden vurgulanmış söz öbeğiyle tamamlayın: The reading list provides ____ opposing viewpoints.

Cevabı göster

a balancing exposure to

At its worst, Anlatım akışı

4:00

En kötüsü,

it edges us towards mob justice. Notlar

4:01

bizi linç kültürüne doğru sürüklüyor.

Anlatım akışı

Uç bir olumsuz durumu sınırlayan At its worst,

At its worst, bu iddiayı medyanın en zararlı hâline ilişkin bir açıklama olarak sınırlar. Buradaki worst, davranışın en düşük kaliteli veya en zarar verici biçimini belirtir; zaman açısından “en kötü an” anlamına gelmez. Bu uç durum ana iddiadan önce verilerek eleştirinin kapsamı sınırlandırılır: medya en kötü hâlindeyken insanları linç adaletine yaklaştırabilir, ancak cümle bunun her zaman gerçekleştiğini söylemez.

Alıştırma

Eleştiriyi hizmetin en verimsiz biçimiyle sınırlayan ifadeyle cümleyi tamamlayın: ____, the app hides important warnings.

Cevabı göster

At its worst

Kelime

Bir sonuca kademeli yaklaşmayı anlatan edges us towards

Burada edges, “azar azar hareket ettirir” anlamında bir fiildir. us nesnesi hareket ettirilen kişileri belirtir; towards ise yaklaşılan sonucu, yani linç adaletini gösterir. İfade değişimi ani bir sıçrama veya bir yerin kenarına doğru gerçek bir hareket olarak değil, kademeli bir baskı ya da sürüklenme olarak sunar. Yeniden kullanılabilen yapı edge + biri veya bir şey + toward(s) + durum, karar veya sonuç biçimindedir.

Alıştırma

“Bizi kademeli olarak yaklaştırır” anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: Constant monitoring ____ a culture of distrust.

Cevabı göster

edges us towards

Kültür

mob justice: adil hukuki süreç olmadan kalabalık cezası

Burada mob justice, bir kalabalığın veya öfkeli bir kitlenin güvenilir kanıtlar ve adil hukuki süreçler olmadan birini suçlu ilan edip onu utandırmaya ya da cezalandırmaya çalışması demektir. Bu ifade onay değil, güçlü bir eleştiri taşır. Kamu öfkesinin dikkatli değerlendirmenin ve hukuki güvencelerin yerini almasını vurgular.

Alıştırma

Cümlede mob justice ne anlama geliyor?

  1. Vatandaşların yasal bir jüri yargılamasına katılması
  2. Bir kalabalığın adil hukuki süreçlerin dışında birini kınaması veya cezalandırması
  3. Bir topluluğun barışçıl biçimde politika değişikliği istemesi
Cevabı göster

Bir kalabalığın adil hukuki süreçlerin dışında birini kınaması veya cezalandırması

The cure would be news that focused on presenting solutions rather than generating outrage, Dilbilgisi

4:04

Tedavi, öfke yaratmaktan çok çözüm sunmaya odaklanan,

Dilbilgisi

focus on presenting ... rather than generating ...: üretmek yerine sunmaya odaklanmak

focus on + -ing kalıbı, dikkat verilmesi gereken etkinliği belirtir. Burada öncelik presenting solutions, yani çözüm sunmaktır. rather than + -ing, reddedilecek veya yerine başka bir şey konacak karşıt etkinliği getirir. presenting ve generating biçimlerinin paralel kullanılması karşılaştırmayı netleştirir: B'yi değil A'yı yapmak.

Alıştırma

Cümleyi focus on ... rather than ... ile tamamlayın: The workshop will ____ practicing clear responses ____ memorizing long scripts.

Cevabı göster

focus on · rather than

that was alive to systemic problems Deyimler

4:10

sistemik problemlere duyarlı olan

rather than gleefully emphasizing scapegoats or emblematic monsters, Deyimler

4:12

günah keçilerini veya sembolik canavarları neşeyle vurgulamak yerine

Deyimler

be alive to: bir soruna karşı duyarlı kalmak

be alive to something kalıbında alive, fiziksel olarak hayatta olmayı değil; uyanık, duyarlı ve tamamen farkında olmayı ifade eder. Burada alive to systemic problems, kurumların veya yapıların zarar oluşturma biçimlerini fark etmek ve ciddiye almak demektir. Kalıp be alive to + isim veya isim öbeği şeklindedir. Farkındalığı etkin bir duyarlılık olarak sunar: kişi ya da kuruluş, bir riski veya karmaşıklığı gözden kaçırmak yerine fark etmeye hazırdır.

Alıştırma

'Uyanık ve duyarlı olmak' anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: Even during the merger, the board remained ____ conflicts of interest.

Cevabı göster

alive to

Deyimler

scapegoats or emblematic monsters: suçlama ya da şeytanlaştırma figürleri

Scapegoats, daha geniş nedenleri bulunan bir sorunun suçunu çoğu zaman haksız biçimde üstlerine yıkılan kişi veya gruplardır. Emblematic monsters, bireylerin sorundaki bütün kötülüğü temsil ediyormuş gibi sunulmasını anlatan güçlü bir mecazdır; monsters gerçek anlamda canavarları anlatmaz, emblematic ise temsilî veya simgesel demektir. İfade bir bütün olarak, sistemik bir başarısızlığı kişiselleştirip ahlaki bir iyi-kötü meselesine dönüştüren anlatı çerçevesini eleştirir. Bireylerin hiçbir zaman sorumlu olamayacağını söylemez; birkaç suçlama figürünü eksiksiz bir açıklama gibi görmeye karşı uyarır.

Alıştırma

"Good reporting examines institutions instead of searching for scapegoats or emblematic monsters," cümlesindeki vurgulanan ifade neyi eleştiriyor?

  1. Sistemik bir sorunu suçlanabilecek veya şeytanlaştırılabilecek kişilere indirgemeyi
  2. Haberde gerçek mitolojik yaratıkları anlatmayı
  3. Başarılı reformu temsil eden kişileri övmeyi
Cevabı göster

Sistemik bir sorunu suçlanabilecek veya şeytanlaştırılabilecek kişilere indirgemeyi

and that would regularly remind us that the news we most need

4:17

ve bize en çok ihtiyaç duyduğumuz haberlerin

comes from our own lives and direct experiences.

4:21

kendi hayatlarımızdan ve doğrudan deneyimlerimizden geldiğini düzenli olarak hatırlatan haberler olurdu.

6. Perfectibility.

4:25

6. Mükemmelleştirilebilirlik.

Modern societies stress that it is within our remit to be profoundly content, sane, and accomplished. Kelime

4:28

Modern toplumlar derinden memnun, aklı başında ve başarılı olmanın bizim elimizde olduğunu vurguluyor.

Kelime

within our remit: verilmiş bir kapsamın içinde

Within our remit, bir şeyin bize verilmiş sorumluluk, yetki veya etki alanına girdiğini belirtir. Burada modern toplum, memnun, aklı başında ve başarılı olmayı bireylerin kendi başlarına yönetmeleri beklenen bir konu gibi sunuyor. Bu ifade, sonucun elde edilebilir veya garanti olduğunu söylemez. Yalnızca konuyu, bir kişinin sorumlu kabul edildiği ya da etkileyebildiği alanın içine yerleştirir.

Alıştırma

Cümleyi “ekibimize verilmiş alanın içinde” anlamındaki resmî ifadeyle tamamlayın: Approving routine refunds is ____.

Cevabı göster

within our remit

As a result, Anlatım akışı

4:34

Sonuç olarak,

we end up loathing ourselves, Öbek fiiller

4:35

kendimizden nefret ediyor,

feeling weak, and sensing that we've wasted our lives.

4:37

zayıf hissediyor ve hayatımızı boşa harcadığımızı seziyoruz.

Anlatım akışı

As a result: bir sonucu belirtmek

As a result, daha önce verilen bilginin sonucunu ifade eden bir cümle bağlayıcısıdır. Burada kendinden nefret etme, güçsüzlük ve pişmanlık duygularının eksiksiz mutluluk ve başarıya ulaşma baskısından kaynaklandığını gösterir. Bu ifade, savı önce neden, sonra sonuç gelecek şekilde düzenler. Yalnızca bir olayın başka bir olaydan daha sonra gerçekleştiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Okulun kapanmasını açıkça bir sonuç olarak sunan bağlayıcıyı seçin: The roads were covered in ice. ____ the school closed for the day.

  1. At the same time,
  2. For example,
  3. As a result,
Cevabı göster

As a result,

Öbek fiiller

end up loathing ourselves: sonunda kendimizden nefret etmek

End up + -ing, bir sürecin sonunda ortaya çıkan eylem ya da durumu belirtir. Sonuç çoğu zaman planlanmamış veya istenmeyen bir sonuçtur; bu yüzden end up loathing, sürecin sonunda kişinin kendinden nefret etmesine varıldığını anlatır. Loathe, dislike'tan çok daha güçlüdür. Buradaki loathing ourselves, kendimizden yalnızca memnun olmamak değil, kendimize karşı yoğun bir tiksinti veya nefret hissetmek demektir.

Alıştırma

İstenmeden ortaya çıkan nihai sonucu başlatan iki sözcüklü İngilizce ifadeyle cümleyi tamamlayın: We ignored the signs and ____ getting lost.

Cevabı göster

ended up

A cure would be a culture that endlessly promotes the idea that perfection is not within our grasp, Deyimler

4:41

Tedavi, mükemmelliğin bizim kavrayışımızda olmadığı,

Deyimler

not within our grasp: ulaşabileceğimiz bir şey olmamak

Within someone's grasp bir mecazdır: Bir şey “kavranabilecek” kadar yakındır ve bu nedenle elde edilebilir veya başarılabilir. Dolayısıyla not within our grasp, hedefin gerçekçi olarak başarabileceğimiz sınırların ötesinde olduğunu anlatır. Bu cümlede ifade özellikle perfection için kullanılır. Gelişmenin imkânsız olduğunu söylemez; eksiksiz mükemmelliğin ulaşılamaz olduğunu söyler.

Alıştırma

“A solution this perfect is not within our grasp,” cümlesindeki “not within our grasp” ne anlama gelir?

  1. Bunu fiziksel olarak ellerimizde tutamayız.
  2. Bunu zaten başardık.
  3. Bunu gerçekçi olarak başarmamız mümkün değildir.
Cevabı göster

Bunu gerçekçi olarak başarmamız mümkün değildir.

that being mentally slightly and at points very unwell is an inescapable part of the human condition, Notlar

4:47

zihinsel olarak biraz ve bazen çok hasta olmanın insanlık durumunun kaçınılmaz bir parçası olduğu,

Kalıp ifadeler

Bir süreçte tekrarlanan anlar için at points

Burada at points, belirli anlarda veya aşamalarda demektir. Daha yoğun olan very unwell durumunu, devam eden bir deneyimin belirli bölümleriyle sınırlar. Karşıtlık, genel olarak slightly unwell olmakla bazı zamanlarda very unwell olmak arasındadır. Points, deneyimin zaman çizgisi üzerindeki konumları belirtir.

Alıştırma

Cümleyi en iyi tamamlayan ifadeyi seçin: The documentary was calm overall, but ______ it became difficult to watch.

  1. on some points
  2. at some point
  3. at points
Cevabı göster

at points

Kelime

insanlık hâlinin kaçınılmaz bir parçası

Bu ifade, bir şeyin insanların paylaştığı temel deneyimlere ve sınırlara ait olduğu için tamamen önlenemeyeceğini söyler. Bu cümlede ruhsal sıkıntı, yalnızca kişisel bir başarısızlık olarak değil, insan olmanın bir parçası olarak ele alınır. The human condition, insan yaşamını ve onun ortak gerçeklerini anlatan soyut ve resmî bir ifadedir. Burada condition tıbbi bir teşhis ya da yerine getirilmesi gereken bir şart anlamına gelmez; inescapable ise bu deneyimin tamamen ortadan kaldırılamayacağı yönünde güçlü bir iddia ortaya koyar.

Alıştırma

Bu cümlede an inescapable part of the human condition ne anlama gelir?

  1. İnsanların paylaştığı deneyimlerin ve sınırların kaçınılmaz bir unsuru
  2. İnsanların yardım almadan önce yerine getirmesi gereken bir şart
  3. Her insanda teşhis edilen belirli bir ruhsal hastalık
Cevabı göster

İnsanların paylaştığı deneyimlerin ve sınırların kaçınılmaz bir unsuru

and that what we need above all Kalıp ifadeler

4:54

ve her şeyden çok ihtiyacımız olan şeyin,

are good friends with whom we can sit and honestly discuss Dilbilgisi

4:56

oturup dürüstçe tartışabileceğimiz iyi arkadaşlar olduğu fikrini durmaksızın teşvik eden bir kültür olurdu; tartışacağımız şeyler ise

our real fears and vulnerabilities.

4:59

gerçek korkularımız ve zayıflıklarımızdır.

Kalıp ifadeler

above all: en yüksek önceliği belirtmek

Above all, “her şeyden daha önemli olarak” anlamına gelir. Bu cümlede iyi arkadaşlara sahip olmak, konuşanın en önemli ihtiyacı olarak sıralanır; fiziksel bir konumu anlatmaz. Bu ifade, ihtiyaçlar, değerler veya talimatlar listesindeki bir öğeyi diğerlerinin üstünde gösteren odaklayıcı bir zarftır. Vurgulanan öğeden önce ya da cümlenin başında kullanılabilir.

Alıştırma

Tavsiyeyi “en önemlisi” anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: When you lead a team, ____, listen carefully.

Cevabı göster

above all

Dilbilgisi

friends with whom ...: edatın öne alındığı ilgi cümleciği

Friends with whom we can sit and honestly discuss ... bölümü, friends adını niteleyen bir ilgi cümleciğidir. Whom, arkadaşlara gönderme yapar ve öne alınan with edatının nesnesidir. Yapı friends + with whom + özne + fiil şeklindedir. Burada bu arkadaşlarla oturabilir ve korkularımızı onlarla konuşabiliriz. With zaten whom önüne getirildiği için sonda yeniden kullanılmaz.

Alıştırma

Resmî cümleyi with ve nesne durumundaki doğru ilgi zamiriyle tamamlayın: These are the colleagues ____ I worked on the project.

Cevabı göster

with whom

The forces of psychological distress in our world Deyimler

5:02

Dünyamızda psikolojik sıkıntı yaratan güçler

are currently much wealthier and more active than the needed cures.

5:05

şu anda gerekli tedavilerden çok daha zengin ve aktiftir.

Deyimler

The forces of psychological distress ifadesindeki kişileştirme metaforu

Bu cümlede forces, askerî birlikler ya da fiziksel bir itme gücü anlamına gelmez. Psikolojik sıkıntı yaratan sistemleri, alışkanlıkları ve kültürel baskıları kişileştirerek onları kaynak sahibi olabilen ve harekete geçebilen örgütlü aktörler gibi sunar. Bu çerçeve, dağınık durumdaki birçok nedeni needed cures ile karşılaştırılabilecek tek ve etkin bir taraf hâline getirir. Bu nedenle wealthier, daha iyi finanse edilen ya da daha güçlü anlamındadır; sıkıntının gerçekten para sahibi olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümlede The forces of psychological distress neyi ifade ediyor?

  1. Psikolojik sıkıntının sahip olduğu para miktarı
  2. Birini fiziksel olarak iten insanlar
  3. Psikolojik acı üreten güçlü sistemler ve kültürel baskılar
Cevabı göster

Psikolojik acı üreten güçlü sistemler ve kültürel baskılar

We deserve tender pity for the price we have to pay Deyimler

5:09

Modern zamanlarda doğmuş olmanın bedeli olarak

for being born in modern times.

5:12

şefkatli bir acımayı hak ediyoruz.

Deyimler

the price we have to pay ifadesindeki mecazi bedel

The price we have to pay; bir seçim, yarar, sistem veya yaşam biçimiyle birlikte gelen olumsuz bir sonucu anlatan yaygın bir metafordur. Gerçek bir ödeme söz konusu değildir. Burada psikolojik acıyı modern zamanlarda doğmuş olmanın bir bedeli olarak sunar. Have to, bu sonucu kaçınılmaz gösterirken we bunun insanlığın ortaklaşa taşıdığı bir yük olduğunu anlatır.

Alıştırma

Cümleyi, kaçınılmaz bir olumsuz sonuç anlamına gelen dersteki altı kelimelik ifadenin aynısıyla tamamlayın: Losing some privacy is ____ for using the free app.

Cevabı göster

the price we have to pay

But, more hopefully, Anlatım akışı

5:14

Ancak daha umut verici olan şey,

cures are now open to us individually and collectively Kalıp ifadeler

5:16

ancak gerçek kaygılarımızın ve acılarımızın kaynaklarını

if only we recognize with sufficient clarity Dilbilgisi

5:19

yeterince net bir şekilde tanırsak,

the sources of our true anxieties and sorrows.

5:22

tedavilerin artık bireysel ve kolektif olarak bize açık olmasıdır.

Anlatım akışı

İyimser bir geçiş olarak But, more hopefully,

But, sonraki fikri önceki cesaret kırıcı noktayla karşılaştırır. More hopefully tüm cümleye yönelik bir yorumdur: dinleyiciye, sonraki iddiayı tartışmanın daha iyimser bir devamı olarak değerlendirmesi gerektiğini gösterir. Birinin bir eylemi nasıl yaptığını anlatmaz. Bu giriş ifadesi, umutlu iddiayı önceki içerikle bağlantılı tutarken tartışmanın duygusal yönünü değiştirir. Karşılaştırma bildiren more, daha önce daha az umutlu bir bakış açısı bulunduğunu varsayar.

Alıştırma

Hangi cümlede more hopefully, cesaret kırıcı bir noktadan sonra gelen iddianın tamamını daha iyimser biçimde çerçevelemek için kullanılmıştır?

  1. Treatment is difficult. But, more hopefully, new support is becoming available.
  2. Treatment is difficult, but the doctors spoke more quietly.
  3. Treatment is difficult, and the patients waited more hopefully.
Cevabı göster

Treatment is difficult. But, more hopefully, new support is becoming available.

Kalıp ifadeler

open to us individually and collectively: iki düzeyde kullanılabilirlik

Cures are now open to us ifadesinde open to, seçebileceğimiz veya yararlanabileceğimiz şekilde mevcut demektir. Mevcut olan şey open sözcüğünden önce, ona erişebilecek kişi veya grup ise to sözcüğünden sonra gelir. Fiziksel olarak açık bir kapıdan söz edilmez. Individually and collectively birbiriyle bağlantılı iki bakış açısı ekler: her kişi bireysel düzeyde harekete geçebilir, insanlar ayrıca bir grup veya toplum olarak birlikte hareket edebilir. Bu eşleşme kapsamı açıkça gösterir.

Alıştırma

Hangi cümle desteğin hem bireysel hem de grup düzeyinde kullanılabileceğini belirtir?

  1. We are open to discussing the support program as a group.
  2. The support program is open to us individually and collectively.
  3. The support program opens the building to us every morning.
Cevabı göster

The support program is open to us individually and collectively.

Dilbilgisi

Koşul anlamındaki if only + simple present

Burada if only, umut veren sonucu mümkün kılan koşulu belirtir. Yaklaşık olarak “yeter ki bunu yapabilelim...” veya “bir şekilde başarabilirsek...” anlamındadır ve koşula duygusal bir umut vurgusu katar. Recognize simple present biçimindedir, dolayısıyla koşul hâlâ yerine getirilebilir. Bu, geçmişte kaçırılmış bir fırsattan duyulan pişmanlık değildir; asıl nedenler yeterince açık biçimde belirlenirse çarelerin mevcut olduğu anlatılır.

Alıştırma

Bu cümlede if only we recognize... ne anlama gelir?

  1. Konuşan kişi geçmişte nedenleri fark edemediği için pişmandır.
  2. Konuşan kişi nedenleri şimdi fark etmenin imkânsız olduğuna inanır.
  3. Nedenleri açıkça fark etmemiz koşuluyla umut veren sonuç hâlâ mümkündür.
Cevabı göster

Nedenleri açıkça fark etmemiz koşuluyla umut veren sonuç hâlâ mümkündür.

Did you know

5:30

Biliyor muydunuz;

The School of Life is a real place

5:30

The School of Life'ın gerçek bir yer olduğunu

with classes, events, and a shop?

5:33

ve içinde dersler, etkinlikler ve bir mağaza bulunduğunu?

Visit our website to learn more.

5:35

Daha fazlasını öğrenmek için web sitemizi ziyaret edin.