Modern Dünya Bizi Nasıl Ruhsal Olarak Hasta Ediyor?: İngilizce çalışma notları
The School of Life
Video özeti: Deneme; meritokrasi, bireycilik, sekülerizm, romantizm, medya ve kusursuzluk gibi altı modern ideali kaygı ve depresyonla ilişkilendirip kültürel çareler öneriyor. Başlıca İngilizce noktaları: 1. make it — Deyimler ve mecazlı ifadeler: meritokratik söylemdeki “başarmak” anlamını tanıyın ve “zamanında varmak” ya da “hayatta kalmak” anlamlarından ayırın. 2. keeping our petty ways and status battles in perspective. — Deyimler ve mecazlı ifadeler: kusurları ve statü çekişmelerini daha geniş çerçeveye koyup aşırı önemsememeyi anlatın. 3. alive to systemic problems — Deyimler ve mecazlı ifadeler: karmaşık zararı tek tek kötü kişilere indirgemek yerine yapısal nedenlerin farkında olmayı ifade edin.
Bu derste
We can so easily keep in touch from Mexico with our grandmother in Scotland. Kalıp ifadeler
0:05İskoçya'daki büyükannemizle Meksika'dan çok kolay iletişim kurabiliriz.
keep in touch with someone: biriyle iletişimde kalmak
Keep in touch with someone, zaman içinde biriyle iletişim kurmaya devam etmek demektir. Fiziksel teması değil, süren bir bağlantıyı ifade eder. With, iletişimin sürdürüldüğü kişiyi belirtir. Yeniden kullanılabilir kalıp keep in touch with + kişi şeklindedir.
Alıştırma
Cümleyi “iletişim kurmaya devam etmek” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: Even after Maya moves overseas, we plan to ____ with her.
Cevabı göster
keep in touch
and widespread low-level depression.
0:16ve yaygın, düşük seviyeli depresyona neden olacak şekilde tasarlanmıştır.
geared to causing: be geared to + -ing kalıbı
is geared to causing ifadesinde geared to, bir şeyin belirli bir sonuca yönelme eğiliminde olacak şekilde düzenlendiğini veya işlediğini anlatır. Herhangi birinin bu sonucu bilinçli olarak istediğini söylemeden, sistemin yapısında bulunan bir etkiyi açıklayabilir. Burada to bir edattır, bu yüzden causing -ing biçimindedir. Yeniden kullanılabilir kalıp be geared to + isim veya -ing biçimi şeklindedir.
Alıştırma
be geared to + -ing kalıbına göre cümleyi help fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: The new training program is geared to ____ staff handle customer complaints calmly.
Cevabı göster
helping
a high background level of anxiety: kalıcı bir temel durum
Bu ifadede background level, insanlar onu etkin biçimde fark etmese bile gündelik deneyimin altında varlığını sürdüren bir düzeyi anlatır. Görsel bir arka planı veya tek bir belirli nedeni anlatmaz. Bu nedenle a high background level of anxiety, kaygıyı kısa ve tek seferlik bir atak yerine sürekli var olan ortam niteliğinde bir durum olarak tanımlar. Aynı yapı devam eden gürültü, risk, stres veya radyasyon düzeylerini de anlatabilir.
Alıştırma
Örnekte a high background level of anxiety ne anlama geliyor?
- Bir sahnenin görsel arka planında gösterilen kaygı
- Açıkça belirlenmiş tek bir olayın neden olduğu yoğun ve tek seferlik bir atak
- Ana odak noktası olmadığında bile görece yüksek bir temel düzeyde varlığını sürdüren kaygı
Cevabı göster
Ana odak noktası olmadığında bile görece yüksek bir temel düzeyde varlığını sürdüren kaygı
There are six particular features of modernity that have this psychologically disturbing effect.
0:19Modernitenin psikolojik olarak rahatsız edici bu etkiye sahip altı özel özelliği vardır.
which we will only collectively put into action Kalıp ifadeler
0:26ve biz bunu ancak kolektif olarak eyleme dönüştürebiliriz
when we know more about the disease in question. Kalıp ifadeler
0:29söz konusu hastalık hakkında daha fazla şey bildiğimizde.
put into action: plandan uygulamaya geçmek
Put into action, bir fikri, planı, çözümü veya önlemi kullanmaya ya da uygulamaya başlamak demektir. Bir şeyi tartışma aşamasından gerçekten yapma aşamasına geçişi anlatır. Yaygın yapı put + something + into action biçimindedir; put the plan into action buna örnektir. Cümlede which, a potential cure ifadesine gönderme yapar; dolayısıyla insanların birlikte uygulayacağı şey bu olası tedavidir.
Alıştırma
Cümleyi put ... into action yapısıyla tamamlayın: The committee decided to ____ the emergency plan ____.
Cevabı göster
put · into action
the disease in question: tartışılan hastalık
'In question', 'the disease' ifadesinden sonra gelir ve bunun şu anda tartışılan belirli hastalık olduğunu gösterir. Burada hastalık, incelenen psikolojik sorunun bir metaforudur; ifade, hastalığın şüpheli olduğu anlamına gelmez. İsimden sonra gelen bu ifade, bir konunun tam adını tekrarlamadan daha önce bilinen konuya gönderme yapmayı sağlar. 'The X in question', 'tartışılan veya değerlendirilen belirli X' anlamına gelir.
Alıştırma
Tartışılan belirli belgeye gönderme yapmak için cümleyi 'in question' ile tamamlayın: The document ____ was signed yesterday.
Cevabı göster
in question
Our societies tell us that everyone is free to make it if they have the talent and energy. Deyimler
0:36Toplumlarımız bize, eğer yetenek ve enerjileri varsa herkesin başarılı olmakta özgür olduğunu söyler.
make it: başarılı olmak
Burada 'make it', 'başarılı olmak' veya hayatta ya da işte istenen düzeye ulaşmak anlamına gelen bir deyimdir. 'It' zamiri belirli bir nesneye gönderme yapmaz; tüm ifade başarıya ulaşmayı anlatır. Anlamı bağlam belirler. Bu cümlede talent ve energy, zamanında varmaya veya zor bir durumdan sağ çıkmaya değil, toplumsal ya da mesleki başarıya işaret eder.
Alıştırma
Hangi cümlede 'make it', 'başarılı olmak' anlamındadır?
- I cannot make it to the meeting tomorrow.
- The injured climber might not make it through the night.
- With years of practice, Maya believes she can make it as a dancer.
Cevabı göster
With years of practice, Maya believes she can make it as a dancer.
but as a sure sign of a lack of talent or laziness.
0:51yetenek eksikliğinin veya tembelliğin kesin bir işareti olarak.
ostensibly liberating: yazarın şüphe duyduğu bir görünüş
ostensibly liberating ifadesinde ostensibly, “görünüşte” veya “yüzeysel olarak bakıldığında” anlamına gelir. Fikir özgürleştirici olarak sunulur, ancak yazar gerçek etkilerinin bu olumlu tanımla uyuşmayabileceğine işaret eder. Bu zarf eleştirel bir mesafe yaratır: Bir şeyin nasıl göründüğünü veya nasıl sunulduğunu aktarır, fakat iddiayı bütünüyle kabul etmez.
Alıştırma
Hangi cümlede ostensibly, yazarın yüzeydeki tanımdan şüphe ettiğini gösterir?
- The new rule is ostensibly designed to protect privacy, but it gives the company more access to personal data.
- Her apology was genuinely sincere.
- The instructions are obviously clear, so everyone can follow them.
Cevabı göster
The new rule is ostensibly designed to protect privacy, but it gives the company more access to personal data.
is taken to be: kişisi belirtilmeyen bir yargıyı aktarmak
is taken to be yapısında take, “alıp götürmek” değil “anlamak, değerlendirmek veya saymak” anlamına gelir. Edilgen özne bu yargıya maruz kalır ve to be sonrasındaki ifade, ona atfedilen niteliği veya kimliği belirtir. Burada yargılanan unsur any perceived lack of success ifadesidir. not ... but ... tamamlayıcıları iki yorumu karşılaştırır: bir kaza ya da talihsizlik değil, yetenek eksikliğinin veya tembelliğin kesin bir işareti. Edilgen yapı bu yargıyı veren kişileri belirtmez; bu nedenle yargı, daha geniş bir toplumsal görüş gibi duyulur.
Alıştırma
Cümleyi vurgulanan edilgen yapıyla tamamlayın: In this study, a response within two seconds ____ evidence of recognition.
Cevabı göster
is taken to be
not ... an accident or misfortune, but ... a sure sign karşıtlığı
Cümle, algılanan bir başarı eksikliğini iki farklı biçimde sınıflandırmayı karşılaştırır: “bir kaza ya da talihsizlik” ve “yetenek eksikliği ya da tembelliğin kesin bir işareti”. Genel kalıp not X but Y’dir; take ... to be/as, “bir şeyi ... olarak yorumlamak veya sınıflandırmak” anlamına gelir. Buradaki as kullanımları neden bildirmez. as in the past araya eklenmiş bir zaman referansıdır: ilk sınıflandırmanın geçmişe ait olduğunu gösterir. Bu bölümü zihninizde çıkarınca paralel karşıtlık daha kolay görülür: not [an accident or misfortune], but [a sure sign ...].
Alıştırma
İki yorumu karşılaştıran eşleşmiş ifadelerle cümleyi tamamlayın: The coach treated the loss ____ proof of weakness, ____ a reason to train differently.
Cevabı göster
not as · but as
If those at the top deserve all their success, Anlatım akışı
0:55Zirvedekiler tüm başarılarını hak ediyorsa,
then those at the bottom must surely deserve all their failure.
0:58o zaman en alttakiler de mutlaka tüm başarısızlıklarını hak etmelidir.
If those at the top ..., then those at the bottom ... çıkarımı
Cümle, if ... then ... yapısını kullanarak bir inancı ondan çıktığı varsayılan sonuca dönüştürür. if yan cümlesi, tepedeki insanların başarılarını tamamen hak ettiği iddiasını geçici olarak kabul eder; then yan cümlesi aynı kuralı en alttakilere uygular ve onların da başarısızlıklarını hak etmesi gerektiği sonucuna varır. all their success/all their failure ile top/bottom arasındaki ayna gibi karşıtlık, çıkarımı izlemeyi kolaylaştırır. Bu, başarısız insanların acı çekmeyi hak ettiğini doğrudan söyleyen bir ifade değil, eleştirel ve ironik bir çıkarımdır. must surely, liyakatçi inancın kendi mantığı içinde sonucun ne kadar kaçınılmaz göründüğünü dile getirir. Konuşmacı bu inancı acımasız bir sonuca kadar götürerek onun ahlaki sorununu açığa çıkarır.
Alıştırma
Bu cümlenin temel tartışma işlevi nedir? If every successful project proves the manager is brilliant, then every failed project must prove the manager is incompetent.
- Yöneticiler hakkında birbiriyle ilgisiz iki olgu verir.
- Konuşmacının tamamen kabul ettiği kanıtlanmış bir kuralı bildirir.
- Bir önermeyi paralel ve sorgulanabilir bir sonuca kadar götürür.
Cevabı göster
Bir önermeyi paralel ve sorgulanabilir bir sonuca kadar götürür.
A society that thinks of itself as meritocratic
1:02Kendisini meritokratik olarak düşünen bir toplum
turns poverty from a problem to evidence of damnation, Anlatım akışı
1:05yoksulluğu bir problem olmaktan çıkarıp lanetlenmenin kanıtına dönüştürür,
Yoksulluğu sorundan lanetlenme kanıtına dönüştürmek
turn A from X to Y kalıbı, aynı şeyi anlamanın iki farklı yolunu karşı karşıya getirir. Burada yoksulluk önce ele alınabilecek toplumsal bir sorun olarak çerçevelenir, ardından yoksul insanların kınanmayı hak ettiğinin kanıtı olarak yeniden çerçevelenir. Cümle, yoksulluğun birinin lanetlenmeyi hak ettiğini nesnel olarak kanıtladığını söylemez. Meritokratik düşüncenin yorumu nasıl değiştirdiğini gösterir: maddi sıkıntı, kişi hakkında ahlaki bir hükme dönüşür.
Alıştırma
Cümlede turns poverty from a problem to evidence of damnation neyi gösteriyor?
- Toplum, yoksulluğun gerçekten Tanrı'nın verdiği bir ceza olduğunu kanıtlıyor.
- Toplum, yoksulluğu çözülmesi gereken bir sorun yerine ahlaki kınanma işareti olarak yeniden çerçeveliyor.
- Toplum, yoksulluk ile lanetlenmeyi birbiriyle ilgisiz iki sorun olarak ele alıyor.
Cevabı göster
Toplum, yoksulluğu çözülmesi gereken bir sorun yerine ahlaki kınanma işareti olarak yeniden çerçeveliyor.
culturally endorsed belief in two big ideas:
1:16kültürel olarak onaylanmış iki büyük fikre duyulan inançtır:
luck, which says success doesn't just depend on talent and effort, Dilbilgisi
1:20Başarının sadece yetenek ve çabaya bağlı olmadığını söyleyen şans,
doesn't just depend on: sınırlı olumsuzluk
doesn't just depend on ifadesinde olumsuzluk just sözcüğünü etkiler: başarının yalnızca yetenek ve çabaya bağlı olduğu fikrini reddeder. Yetenek ve çabanın hiçbir etkisi olmadığını söylemez. Bu ifade başka nedenlere yer bırakır. Burada şans, ek bir etken olarak sunulur.
Alıştırma
Yeteneğin önemli olduğunu ama zamanlamanın da önemli olduğunu göstermek için cümleyi hangi ifade tamamlar? Success ____ talent; timing matters too.
- doesn't just depend on
- depends only on
- doesn't depend on
Cevabı göster
doesn't just depend on
and tragedy, which says good decent people can fail
1:24ve iyi, düzgün insanların da başarısız olabileceğini
and deserve compassion rather than contempt. Kalıp ifadeler
1:29ve aşağılanmadan ziyade şefkati hak ettiklerini söyleyen trajedi.
compassion rather than contempt: Bir tepkiyi diğerine tercih etmek
Compassion, acı çeken veya başarısız olmuş birine karşı duyulan şefkatli ilgidir; contempt ise birinin saygıyı hak etmediğini düşünerek onu küçümseme duygusudur. X rather than Y yapısı, X’i tercih edilen tepki olarak sunar ve Y’yi reddeder. Burada savunulan tepki küçümseme değil, şefkattir; rather than iki duygudan hangisinin zaman bakımından önce geldiğini anlatmaz.
Alıştırma
Cümlede compassion rather than contempt insanlardan ne yapmalarını istiyor?
- Şefkat ile küçümsemeyi eşit ölçüde uygun görmek.
- Önce şefkat, sonra küçümseme hissetmek.
- Küçümsemek yerine şefkatle karşılık vermek.
Cevabı göster
Küçümsemek yerine şefkatle karşılık vermek.
and that everyone is capable of a special destiny.
1:41ve herkesin özel bir kaderi gerçekleştirebilecek kapasitede olduğunu vaaz eder.
preaches that: Bir inancı güçlü biçimde yaymak
Burada preaches that, bir inancı tekrar tekrar ve güçlü biçimde yaymak anlamına gelir. Society kişileştirilmiştir: Toplum gerçek anlamda bir vaaz vermez; mesajları ve kurumları bu düşünceyi yayar. Preaches çoğu zaman eleştirel bir ton ekler. Konuşan kişi, toplumun bu inancı tarafsız bir gözlem olarak değil, insanların kabul etmesi beklenen ahlaki bir gerçek olarak sunduğunu ima eder.
Alıştırma
Bu cümlede preaches that büyük olasılıkla nasıl bir tutum aktarıyor?
- Toplum bu inancı yaymadan bir olguyu tarafsız biçimde aktarıyor.
- Toplum gerçek anlamda dinî bir tören gerçekleştiriyor.
- Toplum bu inancı güçlü biçimde yayıyor ve konuşan kişi bu mesaja eleştirel yaklaşıyor.
Cevabı göster
Toplum bu inancı güçlü biçimde yayıyor ve konuşan kişi bu mesaja eleştirel yaklaşıyor.
no hopers: küçümseyici bir yafta
Burada no hopers, birinin başarı şansı veya iyi bir geleceği olmadığına hükmettiği kişileri ifade eder. İnsanlar için kullanılan bir isim olarak onları tarafsız biçimde tanımlamak yerine olumsuz bir yargıya indirger. İsim olarak yaygın yazımı no-hoper, çoğulu ise no-hopers biçimindedir. Cümlede bir grubun “no hopers için” olduğunu söylemek, gruba ya da topluluğa dayanan kişilere yönelik küçümsemeyi yansıtır.
Alıştırma
Bu cümlede no hopers nasıl bir tutum ifade ediyor?
- Takım çalışmasını tercih eden kişiler için nazik bir ad
- Bir topluluktaki insanların tarafsız bir tanımı
- Bazı insanların hiç başarı şansı olmadığı yönündeki küçümseyici bir yargı
Cevabı göster
Bazı insanların hiç başarı şansı olmadığı yönündeki küçümseyici bir yargı
The result is that the very thing that most of us will end up being, Öbek fiiller
1:52Sonuç olarak, istatistiksel olarak konuşursak, çoğumuzun sonunda dönüşeceği şey,
end up being: nihai sonuç
End up + -ing bir sürecin veya durumun nihai sonucunu anlatır; özellikle de bu sonuç başlangıçtaki plan değilse ya da kaçınılmaz olarak sunuluyorsa kullanılır. End up being yapısında being, sonunda ulaşılan durumu veya kimliği belirtir. Burada will end up being, çoğu kişinin en sonunda daha önce sözü edilen şey, yani sıradan insanlar olacağı anlamına gelir. Yapı will + end up + being şeklindedir; will end up be değildir.
Alıştırma
Cümleyi, dersteki ‘sonunda olmak’ anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: After several months of helping at the club, Mia may ____ the club's new captain.
Cevabı göster
end up being
Cümlenin kapsamını sınırlayan statistically speaking
Statistically speaking, iddiayı verilerde veya bir nüfus genelinde görülen bir örüntü olarak çerçeveler. Her bireyin başına mutlaka ne geleceğini öngörmez. Bu ifade, iddianın tamamı hakkında parantez içi nitelikte bir yorumdur. Virgüllerle ayrılır ve çıkarıldığında ana cümlenin dil bilgisel yapısı değişmez. Böylece sonucun dayanağı ve kapsamı açıkça belirtilir.
Alıştırma
Konuşan kişi iddianın verilerle desteklenen bir örüntü olduğunu belirtmek istiyorsa cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? “_____, commuters who leave before 7 a.m. have shorter travel times.”
- Figuratively speaking
- Strictly speaking
- Statistically speaking
Cevabı göster
Statistically speaking
of the pleasures and quiet heroism of the everyday. Deyimler
2:05doğru bir şekilde takdir etmektir.
quiet heroism of the everyday: sıradan hayattaki görünmeyen cesaret
Quiet heroism of the everyday, sıradan hayatta gösterilen cesaret, sabır, özen ve sorumluluk için kullanılan bir mecazdır. Quiet, övgü almayan ve dikkat çekmeye çalışmayan bir kahramanlığı anlatır; temel olarak düşük ses düzeyini ifade etmez. Burada the everyday, sıradan günlük hayat anlamına gelen bir ad öbeği olarak kullanılır. İfade, gündelik eylemleri bir tür kahramanlık olarak sunarak onları daha değerli görmeye çağırır.
Alıştırma
quiet heroism of the everyday ifadesindeki quiet sözcüğünün en yakın anlamı nedir?
- Hiç ses çıkarmadan gerçekleştirilen
- Kararsız ve cesaretten yoksun
- Övgü almayan ve dikkat çekmeye çalışmayan
Cevabı göster
Övgü almayan ve dikkat çekmeye çalışmayan
Secular societies cease to believe in anything that is bigger than or beyond themselves. Deyimler
2:13Seküler toplumlar, kendilerinden daha büyük veya daha öte herhangi bir şeye inanmayı bırakırlar.
bigger than or beyond themselves ifadesinin soyut anlamı
Burada bigger ve beyond fiziksel büyüklüğü ya da konumu değil, önem ve kapsamı anlatır. “bigger than or beyond themselves”, bireyleri ve onların yakın çıkarlarını aşan bir değer, amaç, gerçeklik veya düzen demektir. Bu ifade, kişisel insan kaygılarıyla daha geniş bir anlam çerçevesini karşılaştırmak için mekân ve büyüklük mecazlarını kullanır. Bu yapı, açıkça dinî bir kelime kullanılmasa bile aşkınlıkla ilgili soyut iddiaları anlamanıza yardımcı olur.
Alıştırma
Cümlede bigger than or beyond themselves ne anlama geliyor?
- İnsanların ulaşamayacağı bir yerde bulunan
- İnsan bedeninden fiziksel olarak daha büyük
- Değer veya kapsam bakımından bireysel insan kaygılarını aşan
Cevabı göster
Değer veya kapsam bakımından bireysel insan kaygılarını aşan
Religions used to perform the useful service of keeping our petty ways and status battles in perspective. Deyimler
2:19Dinler eskiden, küçük davranışlarımızı ve statü savaşlarımızı doğru bir perspektife oturtmak gibi yararlı bir hizmet sunardı.
Keeping something in perspective: bir şeyi doğru ölçekte değerlendirmek
Keep something in perspective, bir şeyi daha geniş bir durumla karşılaştırarak gerçek oranında değerlendirmek demektir. O şey hâlâ önemlidir, ancak olduğundan daha önemli görünmesine izin verilmez. Bu cümlede keeping petty behavior and status competition in perspective, küçük hesapları ve statü rekabetini daha büyük bir çerçeveye yerleştirerek görece önemsiz görünmelerini sağlamak demektir. Yapı keep + nesne + in perspective biçimindedir.
Alıştırma
Cümleyi “olayı uygun önemiyle değerlendirmek” anlamındaki deyimle tamamlayın: One bad result is disappointing, but we need to keep it ____.
Cevabı göster
in perspective
there is nothing to awe or relativize humans, Kelime
2:26insanları huşu içinde bırakacak ya da göreceli hale getirecek hiçbir şey yok;
relativize humans: insanlığı daha geniş bir çerçeveye yerleştirmek
Bu cümlede relativize humans, insan yaşamını ve insan başarılarını daha geniş bir referans çerçevesine yerleştirmek demektir. Bu geniş ölçek, zaferlerimizin ve başarısızlıklarımızın mutlak ya da her şeyden önemli değil, göreli görünmesini sağlar. Bu fiil, insanların değersiz olduğu anlamına gelmez. İnsanların önemini değerlendirmek için kullanılan ölçeği değiştirir.
Alıştırma
A view of deep time can relativize human success. cümlesindeki relativize için en uygun yorum hangisidir?
- İnsan başarısını daha geniş bir ölçeğe yerleştirip daha az mutlak görünmesini sağlamak
- İnsan başarısının daha hızlı gerçekleşmesini sağlamak
- İnsan başarısının hiçbir değeri olmadığını göstermek
Cevabı göster
İnsan başarısını daha geniş bir ölçeğe yerleştirip daha az mutlak görünmesini sağlamak
end up feeling like the be-all and end-all. Deyimler
2:32sonunda her şeyin başı ve sonuymuş gibi hissettiriyor.
the be-all and end-all: her şeyden önemli sayılan tek şey
The be-all and end-all, tamamen belirleyici veya diğer her şeyden daha önemli sayılan şey demektir. Burada ifade, insanların zaferleri ve talihsizliklerinin sanki önemli olan tek şeymiş gibi hissedilebileceğini anlatır. Genellikle mesafeli veya eleştirel bir tavırla kullanılır ve birinin tek bir şeye gereğinden fazla önem verdiğini düşündürür.
Alıştırma
“Önemli olan tek şey” anlamındaki deyimi tamamlayın: Winning is not ____.
Cevabı göster
the be-all and end-all
A cure would involve regularly using sources of transcendence
2:35Bir tedavi, kişisel üzüntülerimiz üzerinde iyi huylu, göreceli bir bakış açısı oluşturmak için
to generate a benign relativizing perspective on our personal sorrows. Kelime
2:39aşkınlık kaynaklarını düzenli olarak kullanmayı içerecektir.
a benign relativizing perspective: zararsız ve yararlı bir görecelileştirici bakış
Burada a benign relativizing perspective, kişisel acıyı çok daha büyük bir şeyle ilişkili olarak görmenin yumuşak ve yararlı bir yolu anlamına gelir. Relativizing, acının her şeyi kaplayan bir duygu olmaktan çıkmasını sağlar; acının gerçek dışı ya da önemsiz olduğunu ileri sürmez. Benign, bu bakış açısının etkisini yararlı ve zarar vermeyen bir etki olarak tanımlar. Dolayısıyla tüm ifade, acının soğukça yok sayılmasını değil, sağlıklı bir ölçek değişimini anlatır.
Alıştırma
Cümledeki “a benign relativizing perspective” ifadesine en uygun yorum hangisidir?
- Kişisel acıyı inkâr etmeden daha az bunaltıcı hâle getiren yararlı ve geniş bir bakış
- Kişisel acının hayal ürünü olduğu ve görmezden gelinmesi gerektiği inancı
- Acının iyi huylu bir tümörden kaynaklandığını belirten tıbbi bir değerlendirme
Cevabı göster
Kişisel acıyı inkâr etmeden daha az bunaltıcı hâle getiren yararlı ve geniş bir bakış
would humble us all in consoling ways. Kelime
2:49hepimizi teselli edici şekillerde alçakgönüllü yapacaktır.
humble us all in consoling ways: teselli vererek kendi küçüklüğümüzü fark ettirmek
Burada humble, “bir kişiye ne kadar küçük ya da sınırlı olduğunu fark ettirmek” anlamında kullanılan bir fiildir. Uçsuz bucaksız çöl ya da okyanus, dikkati kişinin kendisinden uzaklaştırır; bu, kişiyi mutlaka utandırmak ya da yenilgiye uğratmak değildir. In consoling ways ifadesi, bu alçakgönüllü hâle getiren etkinin teselli sağladığını anlatır. Kendini daha az merkezde hissetmek, kişisel sorunları daha küçük ve katlanılması daha kolay gösterebilir.
Alıştırma
Hangi cümlede humble, özgün cümledekiyle aynı olumlu anlamda kullanılmıştır?
- The night sky humbled Maya and helped her see her worries in perspective.
- Maya was humble, so she refused to discuss the award.
- The coach humiliated Maya in front of the whole team.
Cevabı göster
The night sky humbled Maya and helped her see her worries in perspective.
tells us that each of us has one very special person out there Anlatım akışı
2:58bize, dışarıda bir yerde her birimiz için bizi tamamen mutlu edebilecek
one very special person out there: ruh eşi fikri
Bu ifade, düşünceyi tek ve eşsiz bir kişi etrafında kurar: one tek bir eşleşmeye işaret eder, very special ise bu kişiyi mutluluk getirme konusunda benzersizmiş gibi gösterir. Burada out there fiziksel olarak dışarıda değil, geniş dünyanın bir yerinde demektir. Sözcükler birlikte, doğru kişinin zaten var olduğu ve yalnızca bulunması gerektiği şeklindeki romantik “ruh eşi” anlatısını sunar. Konuşan kişi bu anlatıyı içtenlikle tekrarlayabilir veya onu sorgulamak amacıyla anabilir.
Alıştırma
Bu cümlede one very special person out there neyi çağrıştırıyor?
- Kişi yakınlarda, dışarıda durmaktadır.
- Dünyanın bir yerinde bulunmayı bekleyen tek bir ideal eş vardır.
- Aynı derecede uygun birkaç eş zaten tanıtılmıştır.
Cevabı göster
Dünyanın bir yerinde bulunmayı bekleyen tek bir ideal eş vardır.
we have to settle for moderately bearable relationships Öbek fiiller
3:05birkaç yönden çok iyi olan
settle for: istediğinden daha azına razı olmak
Settle for, başlangıçta istediğinizden daha kötü veya daha az tatmin edici bir seçeneği kabul etmek demektir. Yapı, settle for + sonunda kabul edilen kişi, şey, miktar veya durum şeklindedir. Genellikle bir uzlaşma veya hayal kırıklığı hissi taşır. Bu cümlede kusurlu ilişki, tamamen tatmin edici bir seçim olarak değil, ideal seçenek mevcut olmadığı için kabul edilen bir şey olarak sunulur.
Alıştırma
Cümleyi “daha az arzu edilir bir seçeneği kabul etmek” anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: After weeks of searching, Maya refused to ____ an apartment with no windows.
Cevabı göster
settle for
It feels like a disaster in comparison with our original huge hopes.
3:14Orijinal büyük umutlarımıza kıyasla bu bir felaket gibi hissettiriyor.
The cure is to realize that we didn't go wrong. Kalıp ifadeler
3:20Tedavi, yanlış yapmadığımızı fark etmektir.
didn't go wrong ifadesinin anlamı
Bu cümlede didn't go wrong, “yanlış bir seçim yapmadık veya durumu yanlış bir yöne sürüklemedik” anlamına gelir. Konuşmacı, kusurlu bir ilişkinin ilk seçimin yanlış olduğunu kanıtlamadığını söyleyerek insanları rahatlatıyor. Go wrong genellikle bir planın, durumun, makinenin veya kararın kötüye gitmesini anlatır. Özne bir kişi olduğunda ciddi bir hata yapmak veya yanlış bir yol seçmek anlamına gelebilir; gerçek anlamda yanlış yola sapmayı belirtmek zorunda değildir.
Alıştırma
“We didn't go wrong by waiting for more information,” cümlesinde didn't go wrong ne anlama gelir?
- Belirli bir gerçeği yanlış anlamadık.
- Yanlış bir seçim yapmadık.
- Yanlış sokağa girmedik.
Cevabı göster
Yanlış bir seçim yapmadık.
We were just encouraged to believe in a very improbable dream.
3:24Bize sadece gerçekleşmesi pek olası olmayan bir hayale inanmamız teşvik edildi.
we should build up our ambitions around friendship and non-sexual love. Öbek fiiller
3:29hırslarımızı arkadaşlık ve cinsel olmayan sevgi etrafında inşa etmeliyiz.
build up: zamanla geliştirmek
Bu cümlede build up, bir şeyi zamanla geliştirmek veya güçlendirmek anlamına gelir. Build up our ambitions around friendship and non-sexual love, dostluk ve cinsel olmayan sevgi gibi yakınlık biçimlerine daha fazla yer vermek için beklentilerimizi yavaş yavaş yeniden şekillendirmek demektir. Up parçacığı, zaman içinde birikme fikrini ekler. Build up genellikle güven, öz güven, güç, birikim veya itibar gibi azar azar gelişebilen şeylerle kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi “zamanla geliştirmek” anlamındaki iki sözcüklü deyimsel fiille tamamlayın: Daily practice helped Maya ____ her confidence before the speech.
Cevabı göster
build up
The media has immense prestige and a huge place in our lives,
3:37Medyanın muazzam bir prestiji ve hayatımızda devasa bir yeri var,
but it routinely directs our attention to things that scare, worry, panic, and enrage us Kalıp ifadeler
3:41ancak dikkatimizi rutin olarak bizi korkutan, endişelendiren, paniğe sevk eden ve öfkelendiren şeylere yöneltirken,
while denying us agency or any chance for effective personal action. Kelime
3:47bize hareket alanı veya etkili bir kişisel eylem için herhangi bir şans vermeyi reddediyor.
directs our attention to: insanların neyi fark edeceğini yönlendirmek
Bu cümlede directs, “yönlendirir” veya “çevirir” anlamında bir fiildir. direct someone's attention to something yapısı, bir kişinin belirli bir konuya odaklanmasını sağlamak demektir. Bu ifade çoğunlukla insanların neyi fark ettiğinin bilinçli biçimde yönlendirilmesini anlatır. Burada medya, halkın dikkatini tekrar tekrar korku ve öfke uyandıran şeylere çevirmektedir.
Alıştırma
Cümleyi direct our attention to ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: At the museum, the guide ____ a tiny signature in the corner.
Cevabı göster
directed our attention to
denying us agency: anlamlı hareket etme gücümüzü elimizden almak
Burada agency, seçim yapma, harekete geçme ve olanları etkileme yetisi anlamındadır. Denying someone agency, o kişiyi sonucu anlamlı biçimde etkileyebileceği bir yoldan yoksun bırakmak demektir. Bu bağlamda sözcük bir kuruluş anlamına gelmez. İfade, izleyicilerin duygusal olarak kışkırtıldığını ancak etkili bir karşılık veremediğini anlatır.
Alıştırma
“Removing every option denies users agency,” cümlesinde agency ne anlama gelir?
- hizmet sağlayan bir şirket
- harekete geçmeden gözlemleme izni
- seçim yapma ve olanları etkileme yetisi
Cevabı göster
seçim yapma ve olanları etkileme yetisi
It typically attends to the least admirable sides of human nature Öbek fiiller
3:51Tipik olarak insan doğasının en az takdir edilecek yanlarına odaklanıyor,
attends to: dikkati bir şeye yöneltmek
Burada attends to, “dikkatini yöneltir” veya “odaklanır” anlamına gelir. Özne, insan doğasının daha az takdire değer yanlarına tekrar tekrar dikkat verir. Attend to, fiil ve edattan oluşan bir yapıdır. To ifadenin bir parçasıdır ve dikkatin yöneldiği şeyi tanıtır; attend to a problem, a task veya a person's needs örneklerinde olduğu gibi.
Alıştırma
Cümleyi attend to ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The technician ____ urgent support requests first.
Cevabı göster
attends to
a balancing exposure to: dengeleyici bir karşılık eklemek
Burada a balancing exposure to, daha önceki tek taraflı vurguyu dengeleyen başka materyalle karşılaşmayı veya bu materyalin sunulmasını ifade eder. Olağan iyi niyet, sorumluluk ve düzgün davranış örneklerinin gösterilmesi, genel bakışı daha adil hâle getirir. Yapı a balancing exposure to + isim öbeği şeklindedir. Exposure to her zaman tehlikeyle temas anlamına gelmez; bilgi, fikir, insan veya deneyimlerle karşılaşmayı da ifade edebilir.
Alıştırma
Cümleyi, tek taraflı bir bakışı düzeltmeye yardımcı olan teması ifade eden vurgulanmış söz öbeğiyle tamamlayın: The reading list provides ____ opposing viewpoints.
Cevabı göster
a balancing exposure to
Uç bir olumsuz durumu sınırlayan At its worst,
At its worst, bu iddiayı medyanın en zararlı hâline ilişkin bir açıklama olarak sınırlar. Buradaki worst, davranışın en düşük kaliteli veya en zarar verici biçimini belirtir; zaman açısından “en kötü an” anlamına gelmez. Bu uç durum ana iddiadan önce verilerek eleştirinin kapsamı sınırlandırılır: medya en kötü hâlindeyken insanları linç adaletine yaklaştırabilir, ancak cümle bunun her zaman gerçekleştiğini söylemez.
Alıştırma
Eleştiriyi hizmetin en verimsiz biçimiyle sınırlayan ifadeyle cümleyi tamamlayın: ____, the app hides important warnings.
Cevabı göster
At its worst
Bir sonuca kademeli yaklaşmayı anlatan edges us towards
Burada edges, “azar azar hareket ettirir” anlamında bir fiildir. us nesnesi hareket ettirilen kişileri belirtir; towards ise yaklaşılan sonucu, yani linç adaletini gösterir. İfade değişimi ani bir sıçrama veya bir yerin kenarına doğru gerçek bir hareket olarak değil, kademeli bir baskı ya da sürüklenme olarak sunar. Yeniden kullanılabilen yapı edge + biri veya bir şey + toward(s) + durum, karar veya sonuç biçimindedir.
Alıştırma
“Bizi kademeli olarak yaklaştırır” anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: Constant monitoring ____ a culture of distrust.
Cevabı göster
edges us towards
mob justice: adil hukuki süreç olmadan kalabalık cezası
Burada mob justice, bir kalabalığın veya öfkeli bir kitlenin güvenilir kanıtlar ve adil hukuki süreçler olmadan birini suçlu ilan edip onu utandırmaya ya da cezalandırmaya çalışması demektir. Bu ifade onay değil, güçlü bir eleştiri taşır. Kamu öfkesinin dikkatli değerlendirmenin ve hukuki güvencelerin yerini almasını vurgular.
Alıştırma
Cümlede mob justice ne anlama geliyor?
- Vatandaşların yasal bir jüri yargılamasına katılması
- Bir kalabalığın adil hukuki süreçlerin dışında birini kınaması veya cezalandırması
- Bir topluluğun barışçıl biçimde politika değişikliği istemesi
Cevabı göster
Bir kalabalığın adil hukuki süreçlerin dışında birini kınaması veya cezalandırması
The cure would be news that focused on presenting solutions rather than generating outrage, Dilbilgisi
4:04Tedavi, öfke yaratmaktan çok çözüm sunmaya odaklanan,
focus on presenting ... rather than generating ...: üretmek yerine sunmaya odaklanmak
focus on + -ing kalıbı, dikkat verilmesi gereken etkinliği belirtir. Burada öncelik presenting solutions, yani çözüm sunmaktır. rather than + -ing, reddedilecek veya yerine başka bir şey konacak karşıt etkinliği getirir. presenting ve generating biçimlerinin paralel kullanılması karşılaştırmayı netleştirir: B'yi değil A'yı yapmak.
Alıştırma
Cümleyi focus on ... rather than ... ile tamamlayın: The workshop will ____ practicing clear responses ____ memorizing long scripts.
Cevabı göster
focus on · rather than
rather than gleefully emphasizing scapegoats or emblematic monsters, Deyimler
4:12günah keçilerini veya sembolik canavarları neşeyle vurgulamak yerine
be alive to: bir soruna karşı duyarlı kalmak
be alive to something kalıbında alive, fiziksel olarak hayatta olmayı değil; uyanık, duyarlı ve tamamen farkında olmayı ifade eder. Burada alive to systemic problems, kurumların veya yapıların zarar oluşturma biçimlerini fark etmek ve ciddiye almak demektir. Kalıp be alive to + isim veya isim öbeği şeklindedir. Farkındalığı etkin bir duyarlılık olarak sunar: kişi ya da kuruluş, bir riski veya karmaşıklığı gözden kaçırmak yerine fark etmeye hazırdır.
Alıştırma
'Uyanık ve duyarlı olmak' anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: Even during the merger, the board remained ____ conflicts of interest.
Cevabı göster
alive to
scapegoats or emblematic monsters: suçlama ya da şeytanlaştırma figürleri
Scapegoats, daha geniş nedenleri bulunan bir sorunun suçunu çoğu zaman haksız biçimde üstlerine yıkılan kişi veya gruplardır. Emblematic monsters, bireylerin sorundaki bütün kötülüğü temsil ediyormuş gibi sunulmasını anlatan güçlü bir mecazdır; monsters gerçek anlamda canavarları anlatmaz, emblematic ise temsilî veya simgesel demektir. İfade bir bütün olarak, sistemik bir başarısızlığı kişiselleştirip ahlaki bir iyi-kötü meselesine dönüştüren anlatı çerçevesini eleştirir. Bireylerin hiçbir zaman sorumlu olamayacağını söylemez; birkaç suçlama figürünü eksiksiz bir açıklama gibi görmeye karşı uyarır.
Alıştırma
"Good reporting examines institutions instead of searching for scapegoats or emblematic monsters," cümlesindeki vurgulanan ifade neyi eleştiriyor?
- Sistemik bir sorunu suçlanabilecek veya şeytanlaştırılabilecek kişilere indirgemeyi
- Haberde gerçek mitolojik yaratıkları anlatmayı
- Başarılı reformu temsil eden kişileri övmeyi
Cevabı göster
Sistemik bir sorunu suçlanabilecek veya şeytanlaştırılabilecek kişilere indirgemeyi
and that would regularly remind us that the news we most need
4:17ve bize en çok ihtiyaç duyduğumuz haberlerin
comes from our own lives and direct experiences.
4:21kendi hayatlarımızdan ve doğrudan deneyimlerimizden geldiğini düzenli olarak hatırlatan haberler olurdu.
Modern societies stress that it is within our remit to be profoundly content, sane, and accomplished. Kelime
4:28Modern toplumlar derinden memnun, aklı başında ve başarılı olmanın bizim elimizde olduğunu vurguluyor.
within our remit: verilmiş bir kapsamın içinde
Within our remit, bir şeyin bize verilmiş sorumluluk, yetki veya etki alanına girdiğini belirtir. Burada modern toplum, memnun, aklı başında ve başarılı olmayı bireylerin kendi başlarına yönetmeleri beklenen bir konu gibi sunuyor. Bu ifade, sonucun elde edilebilir veya garanti olduğunu söylemez. Yalnızca konuyu, bir kişinin sorumlu kabul edildiği ya da etkileyebildiği alanın içine yerleştirir.
Alıştırma
Cümleyi “ekibimize verilmiş alanın içinde” anlamındaki resmî ifadeyle tamamlayın: Approving routine refunds is ____.
Cevabı göster
within our remit
feeling weak, and sensing that we've wasted our lives.
4:37zayıf hissediyor ve hayatımızı boşa harcadığımızı seziyoruz.
As a result: bir sonucu belirtmek
As a result, daha önce verilen bilginin sonucunu ifade eden bir cümle bağlayıcısıdır. Burada kendinden nefret etme, güçsüzlük ve pişmanlık duygularının eksiksiz mutluluk ve başarıya ulaşma baskısından kaynaklandığını gösterir. Bu ifade, savı önce neden, sonra sonuç gelecek şekilde düzenler. Yalnızca bir olayın başka bir olaydan daha sonra gerçekleştiği anlamına gelmez.
Alıştırma
Okulun kapanmasını açıkça bir sonuç olarak sunan bağlayıcıyı seçin: The roads were covered in ice. ____ the school closed for the day.
- At the same time,
- For example,
- As a result,
Cevabı göster
As a result,
end up loathing ourselves: sonunda kendimizden nefret etmek
End up + -ing, bir sürecin sonunda ortaya çıkan eylem ya da durumu belirtir. Sonuç çoğu zaman planlanmamış veya istenmeyen bir sonuçtur; bu yüzden end up loathing, sürecin sonunda kişinin kendinden nefret etmesine varıldığını anlatır. Loathe, dislike'tan çok daha güçlüdür. Buradaki loathing ourselves, kendimizden yalnızca memnun olmamak değil, kendimize karşı yoğun bir tiksinti veya nefret hissetmek demektir.
Alıştırma
İstenmeden ortaya çıkan nihai sonucu başlatan iki sözcüklü İngilizce ifadeyle cümleyi tamamlayın: We ignored the signs and ____ getting lost.
Cevabı göster
ended up
A cure would be a culture that endlessly promotes the idea that perfection is not within our grasp, Deyimler
4:41Tedavi, mükemmelliğin bizim kavrayışımızda olmadığı,
not within our grasp: ulaşabileceğimiz bir şey olmamak
Within someone's grasp bir mecazdır: Bir şey “kavranabilecek” kadar yakındır ve bu nedenle elde edilebilir veya başarılabilir. Dolayısıyla not within our grasp, hedefin gerçekçi olarak başarabileceğimiz sınırların ötesinde olduğunu anlatır. Bu cümlede ifade özellikle perfection için kullanılır. Gelişmenin imkânsız olduğunu söylemez; eksiksiz mükemmelliğin ulaşılamaz olduğunu söyler.
Alıştırma
“A solution this perfect is not within our grasp,” cümlesindeki “not within our grasp” ne anlama gelir?
- Bunu fiziksel olarak ellerimizde tutamayız.
- Bunu zaten başardık.
- Bunu gerçekçi olarak başarmamız mümkün değildir.
Cevabı göster
Bunu gerçekçi olarak başarmamız mümkün değildir.
that being mentally slightly and at points very unwell is an inescapable part of the human condition, Notlar
4:47zihinsel olarak biraz ve bazen çok hasta olmanın insanlık durumunun kaçınılmaz bir parçası olduğu,
Bir süreçte tekrarlanan anlar için at points
Burada at points, belirli anlarda veya aşamalarda demektir. Daha yoğun olan very unwell durumunu, devam eden bir deneyimin belirli bölümleriyle sınırlar. Karşıtlık, genel olarak slightly unwell olmakla bazı zamanlarda very unwell olmak arasındadır. Points, deneyimin zaman çizgisi üzerindeki konumları belirtir.
Alıştırma
Cümleyi en iyi tamamlayan ifadeyi seçin: The documentary was calm overall, but ______ it became difficult to watch.
- on some points
- at some point
- at points
Cevabı göster
at points
insanlık hâlinin kaçınılmaz bir parçası
Bu ifade, bir şeyin insanların paylaştığı temel deneyimlere ve sınırlara ait olduğu için tamamen önlenemeyeceğini söyler. Bu cümlede ruhsal sıkıntı, yalnızca kişisel bir başarısızlık olarak değil, insan olmanın bir parçası olarak ele alınır. The human condition, insan yaşamını ve onun ortak gerçeklerini anlatan soyut ve resmî bir ifadedir. Burada condition tıbbi bir teşhis ya da yerine getirilmesi gereken bir şart anlamına gelmez; inescapable ise bu deneyimin tamamen ortadan kaldırılamayacağı yönünde güçlü bir iddia ortaya koyar.
Alıştırma
Bu cümlede an inescapable part of the human condition ne anlama gelir?
- İnsanların paylaştığı deneyimlerin ve sınırların kaçınılmaz bir unsuru
- İnsanların yardım almadan önce yerine getirmesi gereken bir şart
- Her insanda teşhis edilen belirli bir ruhsal hastalık
Cevabı göster
İnsanların paylaştığı deneyimlerin ve sınırların kaçınılmaz bir unsuru
are good friends with whom we can sit and honestly discuss Dilbilgisi
4:56oturup dürüstçe tartışabileceğimiz iyi arkadaşlar olduğu fikrini durmaksızın teşvik eden bir kültür olurdu; tartışacağımız şeyler ise
above all: en yüksek önceliği belirtmek
Above all, “her şeyden daha önemli olarak” anlamına gelir. Bu cümlede iyi arkadaşlara sahip olmak, konuşanın en önemli ihtiyacı olarak sıralanır; fiziksel bir konumu anlatmaz. Bu ifade, ihtiyaçlar, değerler veya talimatlar listesindeki bir öğeyi diğerlerinin üstünde gösteren odaklayıcı bir zarftır. Vurgulanan öğeden önce ya da cümlenin başında kullanılabilir.
Alıştırma
Tavsiyeyi “en önemlisi” anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: When you lead a team, ____, listen carefully.
Cevabı göster
above all
friends with whom ...: edatın öne alındığı ilgi cümleciği
Friends with whom we can sit and honestly discuss ... bölümü, friends adını niteleyen bir ilgi cümleciğidir. Whom, arkadaşlara gönderme yapar ve öne alınan with edatının nesnesidir. Yapı friends + with whom + özne + fiil şeklindedir. Burada bu arkadaşlarla oturabilir ve korkularımızı onlarla konuşabiliriz. With zaten whom önüne getirildiği için sonda yeniden kullanılmaz.
Alıştırma
Resmî cümleyi with ve nesne durumundaki doğru ilgi zamiriyle tamamlayın: These are the colleagues ____ I worked on the project.
Cevabı göster
with whom
are currently much wealthier and more active than the needed cures.
5:05şu anda gerekli tedavilerden çok daha zengin ve aktiftir.
The forces of psychological distress ifadesindeki kişileştirme metaforu
Bu cümlede forces, askerî birlikler ya da fiziksel bir itme gücü anlamına gelmez. Psikolojik sıkıntı yaratan sistemleri, alışkanlıkları ve kültürel baskıları kişileştirerek onları kaynak sahibi olabilen ve harekete geçebilen örgütlü aktörler gibi sunar. Bu çerçeve, dağınık durumdaki birçok nedeni needed cures ile karşılaştırılabilecek tek ve etkin bir taraf hâline getirir. Bu nedenle wealthier, daha iyi finanse edilen ya da daha güçlü anlamındadır; sıkıntının gerçekten para sahibi olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümlede The forces of psychological distress neyi ifade ediyor?
- Psikolojik sıkıntının sahip olduğu para miktarı
- Birini fiziksel olarak iten insanlar
- Psikolojik acı üreten güçlü sistemler ve kültürel baskılar
Cevabı göster
Psikolojik acı üreten güçlü sistemler ve kültürel baskılar
the price we have to pay ifadesindeki mecazi bedel
The price we have to pay; bir seçim, yarar, sistem veya yaşam biçimiyle birlikte gelen olumsuz bir sonucu anlatan yaygın bir metafordur. Gerçek bir ödeme söz konusu değildir. Burada psikolojik acıyı modern zamanlarda doğmuş olmanın bir bedeli olarak sunar. Have to, bu sonucu kaçınılmaz gösterirken we bunun insanlığın ortaklaşa taşıdığı bir yük olduğunu anlatır.
Alıştırma
Cümleyi, kaçınılmaz bir olumsuz sonuç anlamına gelen dersteki altı kelimelik ifadenin aynısıyla tamamlayın: Losing some privacy is ____ for using the free app.
Cevabı göster
the price we have to pay
cures are now open to us individually and collectively Kalıp ifadeler
5:16ancak gerçek kaygılarımızın ve acılarımızın kaynaklarını
the sources of our true anxieties and sorrows.
5:22tedavilerin artık bireysel ve kolektif olarak bize açık olmasıdır.
İyimser bir geçiş olarak But, more hopefully,
But, sonraki fikri önceki cesaret kırıcı noktayla karşılaştırır. More hopefully tüm cümleye yönelik bir yorumdur: dinleyiciye, sonraki iddiayı tartışmanın daha iyimser bir devamı olarak değerlendirmesi gerektiğini gösterir. Birinin bir eylemi nasıl yaptığını anlatmaz. Bu giriş ifadesi, umutlu iddiayı önceki içerikle bağlantılı tutarken tartışmanın duygusal yönünü değiştirir. Karşılaştırma bildiren more, daha önce daha az umutlu bir bakış açısı bulunduğunu varsayar.
Alıştırma
Hangi cümlede more hopefully, cesaret kırıcı bir noktadan sonra gelen iddianın tamamını daha iyimser biçimde çerçevelemek için kullanılmıştır?
- Treatment is difficult. But, more hopefully, new support is becoming available.
- Treatment is difficult, but the doctors spoke more quietly.
- Treatment is difficult, and the patients waited more hopefully.
Cevabı göster
Treatment is difficult. But, more hopefully, new support is becoming available.
open to us individually and collectively: iki düzeyde kullanılabilirlik
Cures are now open to us ifadesinde open to, seçebileceğimiz veya yararlanabileceğimiz şekilde mevcut demektir. Mevcut olan şey open sözcüğünden önce, ona erişebilecek kişi veya grup ise to sözcüğünden sonra gelir. Fiziksel olarak açık bir kapıdan söz edilmez. Individually and collectively birbiriyle bağlantılı iki bakış açısı ekler: her kişi bireysel düzeyde harekete geçebilir, insanlar ayrıca bir grup veya toplum olarak birlikte hareket edebilir. Bu eşleşme kapsamı açıkça gösterir.
Alıştırma
Hangi cümle desteğin hem bireysel hem de grup düzeyinde kullanılabileceğini belirtir?
- We are open to discussing the support program as a group.
- The support program is open to us individually and collectively.
- The support program opens the building to us every morning.
Cevabı göster
The support program is open to us individually and collectively.
Koşul anlamındaki if only + simple present
Burada if only, umut veren sonucu mümkün kılan koşulu belirtir. Yaklaşık olarak “yeter ki bunu yapabilelim...” veya “bir şekilde başarabilirsek...” anlamındadır ve koşula duygusal bir umut vurgusu katar. Recognize simple present biçimindedir, dolayısıyla koşul hâlâ yerine getirilebilir. Bu, geçmişte kaçırılmış bir fırsattan duyulan pişmanlık değildir; asıl nedenler yeterince açık biçimde belirlenirse çarelerin mevcut olduğu anlatılır.
Alıştırma
Bu cümlede if only we recognize... ne anlama gelir?
- Konuşan kişi geçmişte nedenleri fark edemediği için pişmandır.
- Konuşan kişi nedenleri şimdi fark etmenin imkânsız olduğuna inanır.
- Nedenleri açıkça fark etmemiz koşuluyla umut veren sonuç hâlâ mümkündür.
Cevabı göster
Nedenleri açıkça fark etmemiz koşuluyla umut veren sonuç hâlâ mümkündür.