"Sadece İyi Arkadaş" Olmanın Avantajları: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
701 kelime 147 kel/dk

Video özeti: Video arkadaşlığın başarısız bir aşk olduğu fikrini reddediyor; daha nazik ve kalıcı bir yakınlık sunabildiğini ve yaşamda merkezi bir yeri hak ettiğini savunuyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. "just good friends." — Konuşma edimbilimi ve tutum: tarafsız bir tanım değil, nazik bir romantik ret olduğunu fark edin ve koyduğu sınırı anlayın. 2. "stick by us" — Phrasal verbler: zorlukta “sadık kalıp desteklemek” anlamını öğrenin ve güvenilir ilişkileri anlatın. 3. "an arena in which" — Deyimler ve mecazi ifadeler: arena sözcüğünü stadyum değil alan olarak okuyun ve orada olabilecekleri resmî ilgi cümleciğiyle tanıtın.

Bu derste

One of the most subtly hurtful and quietly damning of all remarks, Kalıp ifadeler

0:00

Tüm sözler arasında en ince şekilde inciten ve sessizce mahkûm edenlerden biri,

Kalıp ifadeler

İnce biçimde incitici ve sessizce mahkûm edici

Bu ifadede subtly, hurtful sıfatını niteler: söz, dolaylı ya da fark edilmesi zor bir biçimde duygusal acı verir. Quietly ise damning sıfatını niteler: söz, dramatik görünmeden veya gücünü açıkça göstermeden bir kişiye ya da şeye ciddi zarar verir veya onu güçlü biçimde mahkûm eder. Buradaki quietly yalnızca düşük ses düzeyini değil, yargının ifade ediliş biçimini ve ne kadar görünür olduğunu anlatır. Birbirine paralel zarf + sıfat yapıları, dışarıdan ölçülü görünen ama ciddi olumsuz etki yaratan bir anlatım oluşturur.

Alıştırma

Örnekteki “subtly hurtful and quietly damning” ifadesine en uygun açıklama hangisidir?

  1. Alçak sesle söylenen ama zarar vermeyen
  2. Açıkça hakaret eden ve yüksek sesle suçlayan
  3. Ölçülü ve dolaylı bir biçimde zarar verici ve güçlü biçimde mahkûm edici
Cevabı göster

Ölçülü ve dolaylı bir biçimde zarar verici ve güçlü biçimde mahkûm edici

perhaps sweetly delivered on the doorstep at the end of a long evening

0:05

belki de uzun bir gecenin sonunda kapı eşiğinde tatlı bir şekilde söylenen,

with the taxi still hovering somewhere just out of sight,

0:09

taksi hâlâ gözden biraz uzak bir yerlerde beklerken edilen,

is the suggestion that we should in the end probably remain just good friends. Ton ve niyet

0:13

sonunda muhtemelen sadece iyi arkadaş olarak kalmamız gerektiği önerisidir.

Ton ve niyet

Kibar bir romantik sınır olarak just good friends

Burada just, ilişkiyi yalnızca arkadaşlıkla sınırlar. Flört veya romantik ilişki bağlamında remain just good friends genellikle çift olmamak ya da çift olarak devam etmemek anlamına gelir. İfade, good friends bağı olumlu gösterdiği için pozitif duyulur; ancak temel söylem işlevi romantik bir ilişkiyi nazikçe reddetmek veya sınır koymaktır. Bu anlamı tek başına ifade değil, bağlam oluşturur. Romantik olmayan bir bağlamda ise gerçek anlamıyla arkadaşlığı anlatabilir.

Alıştırma

Flört bağlamında “Let’s remain just good friends” genellikle konuşanın romantik ilişkinin devam etmesini istediği anlamına gelir.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Yanlış

We know exactly what to understand by this.

0:20

Bununla tam olarak ne kastedildiğini çok iyi biliyoruz.

The path towards a tender future Deyimler

0:23

Şefkatli bir geleceğe giden yol,

is being gently but firmly closed off.

0:26

nazikçe ama kesin bir şekilde kapatılıyordur.

Deyimler

Şefkatli bir geleceğe giden yolun nazikçe ama kararlılıkla kapatılması

Cümlede yol benzetmesi kullanılır: Olası bir romantik gelecek bir yol gibi düşünülür ve bu yolun kapatılması, o olasılığa erişimin sona ermesi anlamına gelir. Burada gerçek bir yoldan söz edilmez. gently but firmly ifadesi, mesajın iletilme biçimini kararın kendisinden ayırır. Mesaj nazikçe verilir, ancak karar açıktır ve pazarlığa açık değildir.

Alıştırma

Bu cümlede gently but firmly closed off neyi gösteriyor?

  1. Konuşmacı bir kararı nazikçe erteliyor.
  2. Gerçek bir yol geçici olarak kapalıdır.
  3. Nazik bir anlatımın arkasında kesin bir ret vardır.
Cevabı göster

Nazik bir anlatımın arkasında kesin bir ret vardır.

We are, with a smile,

0:29

Bir gülümsemeyle,

being shunted into the category of the failed, Deyimler

0:30

başarısızların,

the ignored, and the lightly despised.

0:33

göz ardı edilenlerin ve hafifçe hor görülenlerin kategorisine itiliyoruz.

Deyimler

being shunted into the category: edilgen biçimde bir kategoriye itilmek

Shunt aslen bir aracı, özellikle bir tren vagonunu, başka bir raya taşımak anlamına gelir. Burada edilgen being shunted into the category ifadesi, sınıflandırmayı zorunlu bir harekete dönüştürür: başka insanlar veya koşullar konuşmacıyı bir etiketin içine itmektedir. Benzetme, kişinin çok az kontrolü olduğunu ve daha az değer verilen ya da kenara itilmiş bir konuma taşındığını düşündürür. Liste, konuşmacının kendisini nasıl sınıflandırılmış hissettiğini açıklar; bu etiketlerin nesnel olarak doğru olduğunu kanıtlamaz.

Alıştırma

İstenmeyen, edilgen bir yeniden atamayı göstermek için be shunted into ifadesini en iyi kullanan cümle hangisidir?

  1. After the merger, the small research team was shunted into a low-priority division.
  2. The editor grouped the articles by publication date.
  3. The librarian put the returned books onto a cart.
Cevabı göster

After the merger, the small research team was shunted into a low-priority division.

The other must in some way have worked out the despicable truths about us, Öbek fiiller

0:36

Karşımızdaki kişi bir şekilde bizimle ilgili o aşağılık gerçekleri,

Öbek fiiller

worked out: ipuçlarından bir sonuca ulaşmak

Bu cümlede worked out, ipuçları üzerinde düşünerek bir şeyi çıkarıp anladı anlamına gelir. Diğer kişi bu rahatsız edici gerçekleri doğrudan duymak yerine durumdan hareketle çıkarmış gibi görünüyor. Kalıp work out + isim öbeği veya work out + that yan cümlesi şeklindedir. Bu anlamda düşünme, hesaplama ya da kanıt kullanma yoluyla bir anlayışa veya sonuca ulaşmayı vurgular.

Alıştırma

Örnekte vurgulanan iki sözcüklü deyimsel fiille cümleyi tamamlayın: After comparing the timestamps, Amir ____ that the photo had been edited.

Cevabı göster

worked out

all the ones that we tried so hard to disguise

0:41

saklamak için o kadar çok uğraştığımız

and even to believe didn't exist,

0:44

ve hatta var olmadığına inanmak istediğimiz her şeyi çözmüş

and has logically decided to take their leave. Kalıp ifadeler

0:46

ve mantıklı bir şekilde ayrılmaya karar vermiştir.

Kalıp ifadeler

take their leave: ayrılmanın resmî bir yolu

Take their leave, vedalaşıp ayrılmak anlamına gelen bir deyimdir. Burada leave, ayrılma eylemini belirten bir isimdir; their ise take + iyelik biçimi + leave kalıbını tamamlar. İfade resmî ve biraz eski moda duyulduğu için edebî ya da törensel bir hava yaratır. Cinsiyeti veya kimliği belirtilmeyen tek bir kişi de their ile ifade edilebilir.

Alıştırma

Resmî bir hikâyedeki şu kullanımı değerlendirin: “After thanking the host, the ambassador took their leave.”

  1. Doğal: Büyükelçinin vedalaşıp ayrıldığı anlamına gelir.
  2. Doğal değil: Büyükelçinin tatile başladığı anlamına gelir.
Cevabı göster

Doğal: Büyükelçinin vedalaşıp ayrıldığı anlamına gelir.

We return crushed to an apartment which we had left with butterflies Deyimler

0:50

Sadece birkaç saat önce midemizde kelebekler

and elevated hopes only a few hours before.

0:54

ve yüksek umutlarla çıktığımız daireye, yıkılmış bir hâlde döneriz.

Deyimler

with butterflies: gergin heyecan ve beklenti

Burada with butterflies, gergin bir heyecan ve beklenti içinde olmak demektir. Yaygın have butterflies in your stomach ifadesinin eksiltili bir kullanımıdır; yani gerçek kelebeklerden söz edilmez. Bu imge, önemli bir olaydan önceki karmaşık duyguları anlatır: umut dolu heyecanın yanında bedensel bir gerginlik vardır; yalnızca korkuyu ifade etmez.

Alıştırma

Heyecanlı gerginliği anlatan deyimi tamamlayın: Before my first concert, I had ____ in my stomach.

Cevabı göster

butterflies

We hear the invitation to a friendship as synonymous with insult Kalıp ifadeler

0:58

Arkadaşlık teklifini bir hakaretle eş anlamlı olarak duyarız,

Kalıp ifadeler

hear A as synonymous with B: bir mesajı yorumlamak

Burada hear, yalnızca bir sesi duymak değil, bir mesajı yorumlamak veya algılamak demektir. hear A as B yapısı, dinleyenin A'ya verdiği anlamı ya da etkiyi gösterir: arkadaşlık daveti bir hakaret olarak yorumlanır. Synonymous with normalde aynı anlama gelmek demektir. Burada daha esnek ve öznel biçimde kullanılır: dinleyenin duygusal ve toplumsal yorumunda davet fiilen reddedilmeyi iletir ve bu yüzden hakarete eşdeğer hissettirir; sözcüklerin sözlükte eş anlamlı olduğu iddia edilmez.

Alıştırma

“Maya heard the manager's silence as a refusal,” cümlesinde heard A as B yapısı ne anlama gelir?

  1. Maya yöneticinin refusal sözcüğünü söylediğini duydu.
  2. Maya sessizliği bir ret olarak yorumladı.
  3. Maya silence ve refusal sözcüklerinin sözlükte tam eş anlamlı olduğuna inanıyordu.
Cevabı göster

Maya sessizliği bir ret olarak yorumladı.

because our romantic culture has continuously,

1:03

çünkü romantik kültürümüz sürekli olarak,

from a young age,

1:06

genç yaştan itibaren,

made one thing sharply clear to us.

1:07

bize bir şeyi çok net bir şekilde göstermiştir.

Love is the purpose of existence. Anlatım akışı

1:10

Aşk, varoluşun amacıdır.

Friendship is the paltry depleted consolation prize. Deyimler

1:13

Arkadaşlık ise değersiz, içi boşaltılmış bir teselli armağanıdır.

Anlatım akışı

“Aşk amaçtır... Arkadaşlık teselli ödülüdür” biçimindeki paralel karşıtlık

İki kısa cümlecik, aşkı ve arkadaşlığı bir değer ölçeğinin zıt uçlarına yerleştirmek için aynı “X is Y” kalıbını kullanır. Aşk hayatın en yüce amacı olarak yükseltilirken arkadaşlık, romantik ilişkiyi elde edememenin ardından alınan zayıf bir ödüle indirgenir. Bu sıkıştırılmış ya o ya bu karşıtlığı, romantik aşk kültürünün mesajını bilinçli olarak sert ve sloganı andıran bir biçimde sunar. Bağlam içinde bu, yazarın eleştirmek üzere ortaya koyduğu bir inancın özetidir; arkadaşlığın gerçekten daha az değerli olduğuna dair nihai bir iddia değildir.

Alıştırma

Bu parçada paralel yapının temel işlevi nedir?

  1. Arkadaşlık ile romantik aşkın tamamen aynı değere sahip olduğunu savunur.
  2. Romantik aşk ile arkadaşlık arasında aşırı bir hiyerarşi kurarak daha sonra yapılacak eleştiriye zemin hazırlar.
  3. Aşk ve arkadaşlık için iki tarafsız sözlük tanımı verir.
Cevabı göster

Romantik aşk ile arkadaşlık arasında aşırı bir hiyerarşi kurarak daha sonra yapılacak eleştiriye zemin hazırlar.

Deyimler

consolation prize: daha az istenen bir alternatif

Consolation prize, gerçek anlamıyla ana ödülü kazanamayan birine verilen küçük bir ödüldür. Mecazi anlamda ise kişinin gerçekten istediği şeyi elde edememesinden sonra daha düşük değerli bir alternatif olarak görülen şeyi ifade eder. Burada arkadaşlık, romantik aşk elde edilemediğinde geriye kalan şey olarak sunulur. Yanındaki sıfatlar bu sıralamayı daha da aşağılayıcı hâle getirir ve metin bu önyargıyı desteklemek için değil, sorgulamak için ortaya koyar.

Alıştırma

Cümleyi daha az istenen bir alternatifi anlatan kalıpla tamamlayın: After the lead role went to someone else, the smaller part felt like a ____.

Cevabı göster

consolation prize

Though this seems like unsurprising common sense, Anlatım akışı

1:19

Bu şaşırtıcı olmayan bir sağduyu gibi görünse de,

Anlatım akışı

Though this seems like unsurprising common sense: bir ödünleme çerçevesi kurmak

Cümle başındaki Though yan cümlesi, açık görünen bir düşünceyi geçici olarak kabul eder: bu, şaşırtıcı olmayan sağduyulu bir düşünce gibi görünmektedir. Ancak bu kullanım, yazarın o görüşü sonunda kabul ettiği anlamına gelmez. Yazar tanıdık görüşü önce vererek ardından gelen kanıtlar için karşıtlık çerçevesi kurar. Yapı şöyle anlaşılabilir: “Though X seems true, Y gives us a reason to question X.”

Alıştırma

Bu cümleyi okuyun ve baştaki Though yan cümlesinin işlevini seçin: “Though this seems like unsurprising common sense, the evidence points elsewhere.”

  1. Tanıdık bir görüşü ödünleme olarak sunup ardından farklı bir temel iddia getirir.
  2. Yazarın nihai sonucunu hiçbir sınırlama olmadan bildirir.
  3. Tanıdık görüşü kanıtlayan delili sunar.
Cevabı göster

Tanıdık bir görüşü ödünleme olarak sunup ardından farklı bir temel iddia getirir.

what should detain us and encourage us to probe a little Dilbilgisi

1:22

bizi durdurması ve biraz daha irdelemeye teşvik etmesi gereken şey,

at the claims made on love's behalf Deyimler

1:25

aşk adına ileri sürülen iddialara dair

is one basic source of evidence:

1:29

temel bir kanıt kaynağıdır:

Dilbilgisi

What should detain us ... is one basic source of evidence: uzun bir özne yan cümlesi

what ile love's behalf arasındaki bölümün tamamı, özne görevinde bir isim yan cümlesidir. Burada what, the thing that anlamındadır: “the thing that should detain us and encourage us to probe ...”. Ana cümlenin fiili ancak is sözcüğünde gelir. Özne yan cümlesinin içinde should hem detain hem encourage fiillerini yönetir; us her ikisinin de nesnesidir ve to probe, encourage fiilinin anlamını tamamlar. Cümlenin büyük yapısı “What ... is one basic source of evidence” şeklindedir; bu yapı, durup düşünmemize yol açan nedeni odağa yerleştirir.

Alıştırma

“What should detain us and encourage us to probe the claims is one basic source of evidence” cümlesinde ana cümlenin fiili hangi sözcüktür?

  1. is
  2. should
  3. encourage
  4. detain
Cevabı göster

is

Deyimler

on love's behalf: soyut bir fikir adına konuşmak

On someone's behalf, “birinin temsilcisi olarak” veya “o kişinin çıkarlarını desteklemek için” anlamına gelir. Burada love bir insan gibi ele alınır: claims made on love's behalf, insanların aşkı savunmak veya yüceltmek için öne sürdükleri iddialardır. Aşk gerçekte kimseden kendi adına konuşmasını istememiştir. Bu ifade, yazarın kültürün aşk lehine söylediklerini sorgulamasına yardımcı olur.

Alıştırma

Cümlede claims made on love's behalf ne anlama gelir?

  1. Aşkın gerçekten bir avukattan sunmasını istediği iddialar
  2. İnsanların aşkı savunmak veya yüceltmek için öne sürdüğü iddialar
  3. Soyadı Love olan kişilerin öne sürdüğü iddialar
Cevabı göster

İnsanların aşkı savunmak veya yüceltmek için öne sürdüğü iddialar

the behavior, level of satisfaction,

1:32

âşık olanların davranışları, tatmin düzeyleri,

and state of mind of those engaged in love.

1:34

ve ruh hâlleri.

If we were to judge love chiefly by its impact, Dilbilgisi

1:39

Eğer aşkı temel olarak etkisiyle yargılayacak olsaydık,

by the extent of the tears, Anlatım akışı

1:43

gözyaşlarının boyutuyla,

the depths of the frustrations,

1:45

hüsranların derinliğiyle,

the viciousness of the insults that unfold in its name,

1:47

onun adına savrulan hakaretlerin acımasızlığıyla yargılasaydık,

Anlatım akışı

the extent ... the depths ... the viciousness: giderek şiddetlenen bir liste

Paralel yapıdaki üç isim öbeği, kanıtları giderek şiddetlenen bir sıra içinde düzenler: tears duygusal acıyı gösterir, frustrations sıkıntıyı derinleştirir ve vicious insults en düşmanca sonucu belirtir. Tekrarlanan the + noun + of + noun yapısı her öğeye benzer bir ağırlık verirken anlamlar giderek sertleşir. Baştaki by, sevgiyi etkilerine göre değerlendirme düşüncesini önceki bölümden devam ettirir. that unfold in its name, insults sözcüğünü niteler; its ise love sözcüğüne gönderme yapar. Yani hakaretler sevgi adına gerçekleşir.

Alıştırma

Bu cümlede tears, frustrations ve vicious insults sözcüklerinin sıralanışı ne sağlar?

  1. En güçlü kanıttan en zayıf kanıta ilerler.
  2. Duygusal acıdan giderek daha düşmanca sonuçlara ilerler.
  3. Sevgiyle ilgili eşit derecede tarafsız üç tanım sunar.
  4. Birbiriyle ilgisiz üç olayı zaman sırasıyla listeler.
Cevabı göster

Duygusal acıdan giderek daha düşmanca sonuçlara ilerler.

we wouldn't continue to rate it as we do

1:51

ona şu anki gibi değer vermeye devam etmezdik

Dilbilgisi

If we were to judge...: resmî bir varsayım koşulu

if + özne + were to + fiilin yalın hâli, bilinçli bir mesafeyle varsayımsal bir koşul sunar. If we were to judge, “değerlendirdiğimizi varsayalım” anlamına gelir; geçmişte gerçekleşmiş bir değerlendirmeyi anlatmaz. Ana cümle, hayal edilen sonucu would ile verir: If we were to judge love..., we wouldn't continue.... Bu yapı, mümkün, düşük olasılıklı veya bilinçli biçimde kuramsal tutulan bir varsayımın sonucunda ne olacağını sınamak için kullanışlıdır.

Alıştırma

Hedef yapıyı kullanarak resmî varsayım cümlesini tamamlayın: If we ____ the proposal by cost alone, we would reject it.

Cevabı göster

were to judge

and might indeed mistake it for a form of illness Kalıp ifadeler

1:54

ve hatta onu bir tür hastalık

or aberration of the mind.

1:57

ya da akıl tutulması sanabilirdik.

Kalıp ifadeler

mistake A for B: A'yı yanlışlıkla B olarak tanımak

mistake A for B kalıbı, A'yı yanlışlıkla B olarak tanımak anlamına gelir. Burada A, love sözcüğüne gönderme yapan it; B ise a form of illness ifadesidir. Cümle, tıbbi bir iddiada bulunmak yerine birinin sevgiyi yanlışlıkla hastalık olarak sınıflandırdığını hayal eder. Yapı mistake + nesne A + for + isim öbeği B şeklindedir. Kullanılan edat for, geçmiş zaman biçimi ise mistook A for B'dir.

Alıştırma

Cümleyi mistake A for B kalıbının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Nina ____ the sound of rain ____ footsteps.

Cevabı göster

mistook · for

The scenes that typically unfold between lovers

1:59

Âşıklar arasında tipik olarak gelişen sahneler,

would scarcely be considered imaginable Dilbilgisi

2:02

açık bir düşmanlık koşulu dışında

outside of conditions of open hostility.

2:05

neredeyse hayal bile edilemez görülürdü.

Dilbilgisi

would scarcely be considered imaginable: temkinli bir olumsuz yargı

would scarcely be considered imaginable ifadesinde would varsayımsal ya da temkinli bir değerlendirme belirtir, be considered edilgen yapıdadır ve imaginable değerlendirmenin içeriğidir. Değerlendirmeyi kimin yaptığı belirtilmez. Scarcely, “neredeyse hiç” anlamına gelir. İfade bir bütün olarak bu tür sahnelerin hayal edilmesi neredeyse imkânsız sayılacağını anlatır; They are unimaginable şeklindeki doğrudan ifadeden daha ölçülü ve resmîdir.

Alıştırma

Cümleyi “neredeyse kesinlikle öyle değerlendirilmeyecekti” anlamındaki dört sözcüklü resmî kalıpla tamamlayın. Without strong evidence, that claim ____ credible by most researchers.

Cevabı göster

would scarcely be considered

Those we love, we honor with our worst moods, Anlatım akışı

2:08

Sevdiklerimizi en kötü ruh hâllerimizle,

our most unfair accusations,

2:12

en haksız suçlamalarımızla,

our most wounding insults.

2:14

en yaralayıcı hakaretlerimizle onurlandırırız.

Anlatım akışı

Those we love, we honor...: nesnenin öne alınması ve ironik değer tersine çevirmesi

Those we love, honor fiilinin nesnesidir ve nötr We honor those we love... sırasından cümlenin başına taşınmıştır. Bu nesne öne alma, sevdiğimiz insanları konu hâline getirir ve cümleye bilinçli, retorik bir başlangıç verir; doğrudan hitap değildir. Honor normalde saygı göstermeyi veya olumlu bir armağanı anlatır. Bu fiilin worst moods, unfair accusations ve wounding insults ile eşleştirilmesi olumlu değeri tersine çevirir ve ironi yaratır: cümle, insanların sevdiklerine başkalarından daha kötü davranma alışkanlığını eleştirir. our ile başlayan üç paralel isim grubu ritim yaratır ve suçlamayı yoğunlaştırır.

Alıştırma

Cümledeki sözcük sırası ve honor kullanımı ne sağlar?

  1. Those we love ifadesini doğrudan hitap olarak kullanır ve honor fiilini samimi övgü anlamında verir.
  2. Those we love ifadesini odağa alır ve sevdiklerimize ne kadar kötü davrandığımızı eleştirmek için honor fiilini ironik kullanır.
  3. Üç olumsuz ögeyi saygı gösteren armağanlar olarak sunar.
  4. İnsanların en iyi davranışlarını sevdiklerine sakladığını söyler.
Cevabı göster

Those we love ifadesini odağa alır ve sevdiklerimize ne kadar kötü davrandığımızı eleştirmek için honor fiilini ironik kullanır.

It's to our lovers that we direct blame Dilbilgisi

2:17

Hayatımızda ters giden her şey için

for everything that's gone wrong in our lives.

2:19

suçlamaları yönelttiğimiz kişiler âşıklarımızdır.

Dilbilgisi

It's to our lovers that ...: it-cleft vurgu yapısı

Bu, It is + odaklanan öge + that + cümlenin geri kalanı biçimindeki bir it-cleft vurgu yapısıdır. Burada to our lovers odak konumuna getirilir; böylece suçun kime yöneltildiği vurgulanır. Normal sözcük dizilişinde temel mesaj We direct blame to our lovers for everything.... olur. Bu vurgu yapısındaki it herhangi bir şeye gönderme yapan bir zamir değil, biçimsel bir öznedir; that ise kalan bilgiyi başlatır.

Alıştırma

Hangi cümle paketin gönderildiği yeri vurgulamak için bir it-cleft yapısı kullanıyor?

  1. It was to the new office that we sent the parcel.
  2. We sent the parcel to the new office.
  3. It was the parcel that we sent to the new office.
Cevabı göster

It was to the new office that we sent the parcel.

It's they we expect to know everything we mean

2:22

Açıklama zahmetine katlanmadan

without bothering to explain it. Dilbilgisi

2:25

ne demek istediğimizi tamamen anlamalarını beklediğimiz kişiler onlardır.

Dilbilgisi

without bothering to explain it: çaba göstermemek

without bothering to explain it ifadesinde bother, ‘birini rahatsız etmek’ değil, ‘çaba göstermek’ veya ‘zahmete girmek’ anlamına gelir. İfade, ne demek istediğimizi açıklamak için en küçük bir çaba bile göstermediğimizi anlatır. Kalıp without + ulaç biçimindedir; bu nedenle bother, bothering olur. Ardından bother, to + fiilin yalın biçimini alır: without bothering to + fiil. Atlanan eylem kolay, beklenen veya gerekli göründüğünden ifade çoğu zaman eleştiri de taşır.

Alıştırma

Hedef kalıbı tamamlamak için bother sözcüğünün doğru biçimini ve read fiilini kullanın: Leo opened the box without ____ the warning label first.

Cevabı göster

bothering to read

It's to their minor errors and misunderstandings

2:27

Onların küçük hatalarına ve yanlış anlamalarına

that we respond with sulks and rage.

2:30

somurtkanlık ve öfkeyle karşılık veririz.

And, by comparison, in friendship, Anlatım akışı

2:34

Ve buna kıyasla, arkadaşlıkta,

the supposedly worthless and inferior state

2:37

sözde değersiz ve alt düzey olan,

whose mention should crush us at the end of a date,

2:40

bir randevunun sonunda adı geçtiğinde bizi yıkması gereken o durumda,

we bring our highest and noblest virtues.

2:43

en yüksek ve en asil erdemlerimizi ortaya koyarız.

Anlatım akışı

Karşılaştırmalı söylem belirteci olarak by comparison

By comparison, dinleyiciye ardından gelen bilgiyi daha önceki bir duruma göre değerlendirmesi gerektiğini gösterir. Burada tartışmayı romantik ilişkilerdeki davranışlardan arkadaşlıktaki davranışlara taşır ve değerlendirme ölçütünün değiştiğini bildirir. Bu ifade neden-sonuç ilişkisi değil, karşıtlık kurar: arkadaşlık, önceki tartışmaya göre daha olumlu sunulur.

Alıştırma

Hangi seçenek, bir sonuç veya örnek sunmak yerine ikinci yolu birinci yola göre değerlendiren bir bağlayıcı kullanıyor?

  1. The first route was closed. As a result, we took the second route.
  2. The first route is steep. By comparison, the second route is easy to walk.
  3. Some routes are hard to follow. For example, the forest path has no signs.
Cevabı göster

The first route is steep. By comparison, the second route is easy to walk.

Here, we are patient,

2:47

Burada sabırlı,

encouraging, tolerant, funny,

2:49

cesaret verici, hoşgörülü, komik,

and most of all, kind.

2:52

ve en önemlisi, nazik oluruz.

We expect a little less and therefore by extension Anlatım akışı

2:55

Biraz daha az şey bekleriz ve dolayısıyla bu yolla

forgive an infinite amount more.

2:58

sonsuz miktarda daha fazla affederiz.

Anlatım akışı

Mantıksal olarak genişletilen bir sonuç için by extension

By extension, ilk iddiadaki aynı akıl yürütmeyi daha ileri taşıyarak ulaşılan ek bir sonucu sunar. Burada daha az şey beklemek, insanların çok daha fazlasını affedebileceği sonucunu destekler. Bu ifade yalnızca bilgi eklemez. Dinleyiciye önceki mantığı bağlantılı bir sonuca, duruma veya daha geniş bir kapsama uygulaması gerektiğini gösterir.

Alıştırma

Hangi cümle bir fikri bağlantılı bir duruma uygulamak için by extension ifadesini doğru kullanıyor?

  1. Company policy bans personal devices in laboratories. By extension, smartwatches must stay outside too.
  2. The laboratory was cold. By extension, we put on our coats.
  3. The laboratory has two emergency exits. By extension, it also has a first-aid kit.
Cevabı göster

Company policy bans personal devices in laboratories. By extension, smartwatches must stay outside too.

We don't presume that we will be fully understood

3:01

Tamamen anlaşılacağımızı varsaymayız

and so treat failings lightly and humanely.

3:03

ve bu yüzden kusurlara hafifçe ve insanca yaklaşırız.

We don't imagine that our friends should admire us without reserve Deyimler

3:07

Arkadaşlarımızın bizi çekincesiz bir şekilde takdir etmelerini

and stick by us whatever we do, Öbek fiiller

3:11

ve ne yaparsak yapalım yanımızda durmalarını hayal etmeyiz,

Deyimler

without reserve: tamamen ve hiçbir şeyi geri tutmadan

Bu cümlede without reserve, admire fiilini niteler. Tamamen, hiçbir kısıtlama ya da çekince olmadan demektir. Hayranlık bütünüyle ve koşulsuz olurdu; reserve burada saklı tutulan bir şeyi ifade eder, rezervasyonu veya stoklanmış bir malzemeyi değil. Aynı yapı, kişi hiçbir şeyi geri tutmadığında övgü, destek, güven, onay veya duygu ve düşüncelerin ifade edilmesini anlatabilir.

Alıştırma

“The committee endorsed the plan without reserve.” cümlesinde without reserve ne anlama gelir?

  1. Yalnızca bir yer ayırttıktan sonra
  2. Tamamen, hiçbir şüphe veya sınır olmadan
  3. Özel olarak ve pek az hevesle
Cevabı göster

Tamamen, hiçbir şüphe veya sınır olmadan

Öbek fiiller

stick by us: sadık kalmak ve desteklemeyi sürdürmek

Stick by someone, özellikle sıkıntı, eleştiri veya belirsizlik sırasında bir kişiye sadık kalmak ve onu desteklemeyi sürdürmek demektir. Buradaki stick by us, ne olursa olsun arkadaşların bizi desteklemeyi sürdürmesi anlamına gelir; fiziksel olarak yapışmayı anlatmaz. by, bu öbek fiilin sabit parçasıdır: stick by + kişi. Cümlenin bütünü, ne yaparsak yapalım arkadaşların bize sınırsız destek vermek zorunda olduğu fikrini reddeder.

Alıştırma

Hangi cümle Maya'nın zor bir dönemde arkadaşına sadık kaldığı anlamına gelir?

  1. Maya stood by the entrance during the investigation.
  2. Maya stuck by her friend during the investigation.
  3. Maya stuck to her plan during the investigation.
Cevabı göster

Maya stuck by her friend during the investigation.

and so we put in effort and behave, Öbek fiiller

3:13

ve bu yüzden çaba gösterir, iyi davranır,

pleasing ourselves as well as our companions along the way.

3:16

yol boyunca sadece dostlarımızı değil, kendimizi de memnun ederiz.

Öbek fiiller

put in effort: sonucu iyileştirmek için enerji harcamak

Bu cümlede put in effort, davranışı veya bir sonucu iyileştirmek için etkin biçimde enerji, dikkat ve özen harcamak anlamına gelir. Put in öbek fiili, effort sözcüğünü bir etkinliğe yapılan katkı olarak sunar; fiziksel bir nesneyi bir şeyin içine koymak anlamına gelmez. Bu kalıp eğitim, iş, ilişkiler veya projeler hakkında konuşurken kullanılabilir: kişi daha iyi bir sonuç elde etmek için çaba harcar.

Alıştırma

Hangi cümlede put in the effort, bir sonuç elde etmek için enerji harcamak anlamında kullanılmıştır?

  1. Please put the supplies in the storage room before the event.
  2. We need to put off the event until everyone arrives.
  3. Everyone needs to put in the effort if we want the event to succeed.
Cevabı göster

Everyone needs to put in the effort if we want the event to succeed.

We are in the company of our friends,

3:20

Arkadaşlarımızın yanındayken biz,

our best selves. Kelime

3:23

en iyi hâlimizdeyiz.

Kelime

our best selves: kendimizin en iyi hâli

Our best selves, “kendimizin en iyi hâli” anlamına gelir: olabileceğimiz en nazik, olgun veya yetkin durumdur. İnsanların bir durumunu veya yönünü anlatır; ayrı kişilikleri ifade etmez. Burada ifade, we sözcüğünü açıklayan cümle sonu bir tamamlayıcıdır: arkadaşlarla birlikte olmak bu daha iyi hâlimizi ortaya çıkarır. Özne olan we/our çoğul olduğu için self de our best selves biçiminde çoğul olur. Tek bir kişi my best self der.

Alıştırma

Cümleyi our best selves ifadesinin tekil biçimiyle tamamlayın: When I stay calm and kind under pressure, I am being my ____.

Cevabı göster

best self

Paradoxically, it's friendship that offers us the real route Anlatım akışı

3:25

Çelişkili bir şekilde, romantizmin aşkla ilişkilendirdiği zevklere giden

to the pleasures that romanticism associates with love.

3:29

gerçek yolu bize sunan şey arkadaşlıktır.

Anlatım akışı

Paradoxically, it's friendship that ...: tersine dönüş ve odak yapısı

Paradoxically, dinleyiciye sıradaki iddianın bilinen bir beklentiyi tersine çevirdiğini bildirir: romantik aşk genellikle derin duygusal hazzın temel kaynağı sayılırken bu cümle onun yerine dostluğa işaret eder. Böylece tersine dönüşü iddiadan önce belirterek düşünce akışını düzenler. it's friendship that offers ... odak yapısı friendship sözcüğünü güçlü biçimde öne çıkarır. Real route bir yol metaforudur; the pleasures ise anlayış, hoşgörü, iyilik ve yoldaşlık gibi deneyimleri anlatır. İddia, aşk ile dostluk arasındaki alışılmış değer sıralamasına karşı çıkar; romantik aşkın bunları hiçbir zaman sağlayamayacağını söylemez.

Alıştırma

Hangi cümle görünürdeki bir çelişkiyi en iyi biçimde belirtir ve patience üzerinde güçlü bir karşıtlık odağı kurar?

  1. Paradoxically, it's patience that helps the discussion move faster.
  2. Paradoxically, patience and speed are completely unrelated.
  3. Fortunately, patience helps the discussion move faster.
Cevabı göster

Paradoxically, it's patience that helps the discussion move faster.

That this sounds surprising Dilbilgisi

3:34

Bunun şaşırtıcı gelmesi,

is only a reflection of how underdeveloped

3:35

arkadaşlığa dair günlük vizyonumuzun ne kadar az gelişmiş hâle geldiğinin

our day-to-day vision of friendship has become.

3:38

sadece bir yansımasıdır.

Dilbilgisi

That this sounds surprising: özne görevindeki that yan cümlesi

That this sounds surprising, is fiilinin öznesi olarak çalışan bir içerik yan cümlesidir. Burada that bir yan cümle belirtecidir; that book örneğindeki gibi bir şeyi gösteren sözcük değildir. this sounds surprising önermesinin tamamı değerlendirilebilecek tek bir bütün hâline getirilir. Ana yüklem is only a reflection of ... bölümüdür ve bu tepkinin neyi ortaya çıkardığını açıklar. This önceki iddiaya gönderme yapar. Bu resmî yapı, yazarın tam bir yargıyı konu hâline getirip ardından onun anlamını veya nedenini yorumlamasını sağlar.

Alıştırma

Önermeyi özne yapan tek sözcüklü yan cümle belirtecini kullanarak resmî cümleyi tamamlayın: ____ the lights are still on suggests that someone is inside.

Cevabı göster

That

We associate it with a casual acquaintance

3:41

Biz onu, arada bir görüştüğümüz,

we see once in a while Deyimler

3:43

önemsiz ve sığ şakalar yaptığımız

to exchange inconsequential and shallow banter.

3:45

sıradan bir tanıdıklıkla ilişkilendiririz.

Deyimler

once in a while: ara sıra ve düzensiz sıklık

Once in a while, “bazen” veya “ara sıra” anlamına gelir. Bir şeyin seyrek ve sabit bir programa bağlı olmadan gerçekleştiğini anlatır. Burada see fiilini niteler: Bu kişiler yalnızca ara sıra görüşür. İfadenin tamamını tek bir zaman ifadesi olarak anlayın; once ile bir süreyi belirten while sözcüklerinin ayrı anlamlarını birleştirmeyin.

Alıştırma

Cümleyi “ara sıra, sabit bir program olmadan” anlamına gelen dört sözcüklü deyimle tamamlayın: We have lunch together ____.

Cevabı göster

once in a while

But real friendship is something altogether more profound

3:48

Ama gerçek arkadaşlık, tamamen daha derin

and worthy of exaltation.

3:51

ve yüceltilmeye değer bir şeydir.

It is an arena in which two people Deyimler

3:53

O, iki insanın

can get a sense of each other's vulnerabilities, Kalıp ifadeler

3:56

birbirlerinin kırılganlıklarını hissedebileceği,

appreciate each other's follies without recrimination,

3:58

birbirlerinin aptallıklarını suçlamadan takdir edebileceği,

reassure one another as to their value,

4:01

birbirlerine değerlerini hissettirerek güven verebileceği,

Deyimler

an arena in which: bir ortamı anlatan resmî benzetme

Arena sözcüğü gerçek anlamıyla halka açık etkinliklerin veya yarışmaların yapıldığı bir yerdir; ancak burada önemli deneyim ve eylemlerin gerçekleşebildiği bir ortamı anlatan benzetmedir. İki kişinin birbiriyle yarıştığını ima etmez. İlgi ifadesi in which, arena sözcüğünü ardından gelen olasılıklara bağlar: Arkadaşlık, insanların kırılganlıklarını gösterebildiği, kusurları kabul edebildiği ve birbirlerine güven verebildiği ortamdır. Bu resmî kalıp, “bir şeyin gerçekleştiği ortam veya alan” olarak anlaşılabilir.

Alıştırma

Bu cümlede an arena in which ne anlama geliyor? “A good workshop is an arena in which beginners can test new ideas safely.”

  1. Bir kişinin mutlaka kazanması gereken bir yarışma
  2. Etkinliğin gerçekleşebileceği bir ortam
  3. Bir stadyumun içindeki seyirci bölümü
Cevabı göster

Etkinliğin gerçekleşebileceği bir ortam

Kalıp ifadeler

get a sense of: genel bir izlenim edinmek

Get a sense of, bir şey hakkında genel bir izlenim veya kısmi bir anlayış edinmek demektir. Tam ya da kesin bilgiye sahip olunduğunu göstermez. Burada iki kişi, birbirinin hassas yanlarını yavaş yavaş fark edip anlar. Bu ifade iddiayı temkinli tutar: Her şeyi bilmeden önemli bir şeyi algılayabilirler.

Alıştırma

Get a sense of ifadesini genel ve gelişmekte olan bir izlenim anlamında en iyi kullanan cümle hangisidir?

  1. After reading the first few responses, I got a sense of the group's mood.
  2. I got a sense of the password by typing it exactly as written.
  3. I got a sense of the meeting time from the confirmed calendar invitation.
Cevabı göster

After reading the first few responses, I got a sense of the group's mood.

and greet the sorrows and tragedies of existence Deyimler

4:04

ve varoluşun kederleri ile trajedilerini

with wit and warmth.

4:06

zekâ ve sıcaklıkla karşılayabileceği bir alandır.

Deyimler

hayatın kederleri ve trajedileriyle nükte ve sıcaklıkla yüzleşmek

Burada greet, bir şeyi sevinçle karşılamak değil, onunla yüzleşmek veya ona karşılık vermek anlamında kullanılan bir benzetmedir. Kederler ve trajediler, gelip yüzleşilmesi gereken şeyler gibi ele alınır. With wit and warmth, bu karşılığın nasıl verildiğini anlatır: mizah, zekâ ve şefkatli bir insani bağla. Cümle, arkadaşlığı iki kişinin hayatın kaçınılmaz acısıyla birlikte yüzleşme yolu olarak sunar.

Alıştırma

Yargı: Cümlede greet, iki kişinin keder ve trajedilerin meydana gelmesinden mutlu olduğunu gösterir.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Yanlış

Culturally and collectively,

4:08

Kültürel ve kolektif olarak,

we have made a momentous mistake Kalıp ifadeler

4:10

bizi hiç olmamız gerekmediği kadar

which has left us both lonelier and more disappointed Dilbilgisi

4:12

hem daha yalnız hem de daha hayal kırıklığına uğramış bırakan

than we ever needed to be.

4:15

çok büyük bir hata yaptık.

Kalıp ifadeler

Sonuçları çok önemli bir hata yapmak

Make a mistake, bir hata yapmayı ifade eden standart eş dizimdir. Made a momentous mistake ifadesindeki momentous, hatanın yalnızca çok kötü olduğunu değil, geniş kapsamlı sonuçlar doğurduğunu belirtir. Burada konuşmacı, ortak bir kültürel seçimi etkileri devam eden önemli bir hata olarak değerlendirir. Bir hatanın önemi zaman içinde değiştirdiği veya yol açtığı sonuçlardan geliyorsa bu ifade kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi bu açıklamadaki resmî eş dizimle tamamlayın: By ignoring the safety reports, the company ____ that harmed the community for years.

Cevabı göster

made a momentous mistake

Dilbilgisi

Bizi gerekenden daha yalnız ve hayal kırıklığına uğramış hâle getirdi

leave + nesne + tümleç yapısında leave, birini veya bir şeyi ortaya çıkan bir durumda bırakmak anlamına gelir. Burada has left us, önceki hatayı hâlâ mevcut olan bir sonuca bağlar; birinin bizden ayrıldığı anlamına gelmez. Both, lonelier ve more disappointed karşılaştırmalı tümleçlerini birbirine bağlar. Than we ever needed to be, bu fazladan yalnızlık ve hayal kırıklığının gerekli olmadığını ve önlenebileceğini anlatır.

Alıştırma

Bu cümle ne anlama gelir? The rushed change has left the staff both more anxious and more confused than they needed to be.

  1. Personel, değişiklikten kaçınmak istediği için ayrıldı.
  2. Personel zaten kaygılı ve şaşkın olduğu için değişiklik gerekliydi.
  3. Değişiklik, personelin gerekenden daha kaygılı ve daha şaşkın hâle gelmesine neden oldu.
Cevabı göster

Değişiklik, personelin gerekenden daha kaygılı ve daha şaşkın hâle gelmesine neden oldu.

In a better world, Anlatım akışı

4:17

Daha iyi bir dünyada,

our most serious goal

4:18

en ciddi hedefimiz,

would not be to locate one special lover

4:20

diğer tüm insanların yerini alacak

with whom to replace all other humans.

4:23

özel bir sevgili bulmak olmazdı.

Anlatım akışı

In a better world, ile ideal bir durum çerçevesi kurmak

In a better world, günümüzdekinden daha iyi olan hayalî bir toplum düzeni kurar. Gerçek olan ikinci bir dünyanın adını vermez. İfadenin başta kullanılması, ardından gelen düşünceyi normatif ve varsayımsal bir vizyon olarak çerçeveler: konuşan kişi mevcut hedefimizi değil, daha iyi toplumsal değerler altında hedefimizin ne olacağını anlatır.

Alıştırma

“In a better world, public parks would be safe and welcoming for everyone,” cümlesinde giriş ifadesinin işlevi nedir?

  1. Konuşan kişinin var olması gerektiğini düşündüğü daha iyi bir durumu tanıtır.
  2. Konuşan kişinin gitmeyi planladığı gerçek bir yerin adını verir.
  3. Zaten gerçekleşmiş bir değişikliği bildirir.
Cevabı göster

Konuşan kişinin var olması gerektiğini düşündüğü daha iyi bir durumu tanıtır.

It would be to put our intelligence and energy Kalıp ifadeler

4:25

O, zekâmızı ve enerjimizi

into identifying and nurturing a circle of true friends.

4:28

gerçek bir arkadaş çevresini belirlemeye ve beslemeye yatırmak olurdu.

Kalıp ifadeler

put ... into identifying and nurturing: kaynakları bir eyleme ayırmak

put something into doing something kalıbı; zaman, enerji, düşünce veya beceri gibi bir kaynağı bir etkinliğe adamak anlamına gelir. Burada intelligence ve energy kaynaklardır; identifying ve nurturing true friends ise bu kaynakların yöneltildiği etkinliklerdir. Bu kalıpta into bir edat olduğu için ardından gelen fiiller -ing biçimini alır. Identifying ve nurturing birbirine paralel iki fiilimsi yapıdır: önce hangi ilişkilerin gerçek olduğunu belirlemek, ardından bu dostlukların gelişmesine yardımcı olmak. A circle of friends gerçek bir çember değil, bir arkadaş grubu demektir.

Alıştırma

Parantez içindeki fiillerin -ing biçimlerini kullanarak cümleyi tamamlayın: They put months of effort into ____ and ____ the old theater. (restore, reopen)

Cevabı göster

restoring · reopening

At the end of an evening,

4:33

Bir gecenin sonunda,

we would learn to say to certain prospective companions,

4:35

bazı potansiyel eş adaylarına şunu söylemeyi öğrenirdik,

with an embarrassed smile as we invited them inside,

4:38

onları içeri davet ederken mahcup bir gülümsemeyle,

knowing that this would come across as a properly painful rejection, Öbek fiiller

4:41

bunun haklı olarak acı verici bir ret olarak algılanacağını bilerek,

Öbek fiiller

come across as: bir şeyin bıraktığı izlenimi anlatmak

Come across as, “…… izlenimi vermek” veya “…… olarak algılanmak” anlamına gelir. Bu cümlede hayal edilen teklif, konuşanın niyeti bu olsun ya da olmasın, gerçekten incitici bir ret olarak algılanacaktır. Yaygın yapı come across as + sıfat veya isim öbeğidir: come across as rude; come across as a rejection. İfade, sözlerin ya da davranışların diğer insanlarda bıraktığı etkiye odaklanır.

Alıştırma

Cümleyi “…… izlenimi vermek” anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Without a greeting, the email may ____ unfriendly.

Cevabı göster

come across as

"I'm so sorry. Ton ve niyet

4:45

"Çok üzgünüm.

Couldn't we just be lovers?"

4:47

Sadece sevgili olamaz mıyız?"

Ton ve niyet

Couldn't we just be lovers?: ironik tersine çevirmeli nazik bir teklif

Couldn't we ...? burada temkinli bir teklif olarak kullanılan olumsuz bir sorudur: “…… yapamaz mıydık?” İki kişinin sevgili olma becerisine sahip olup olmadığını sormaz. I'm so sorry, teklifi nazik bir ret gibi çerçeveler; just ise sevgili olmayı sınırlı bir geri dönüş seçeneği olarak sunar. Mizah, bilinen Couldn't we just be friends? cümlesinin tersine çevrilmesinden doğar. O cümle normalde romantik ilişki yerine arkadaşlık sunar; buradaki cümle ise romantik ilişkiyi daha az değerli seçenek gibi gösterir. Bu tersine çevirme, hayal edilen değer sisteminde derin arkadaşlığın yalnızca sevgili olmaktan daha önemli olduğunu düşündürür.

Alıştırma

Bu cümlede konuşan kişi “Couldn't we just be lovers?” diyerek ne yapıyor?

  1. Sevgili olmayı daha düşük bir geri dönüş seçeneği gibi mizahla sunan temkinli bir teklifte bulunmak
  2. Romantik ilişkiye daha güvenli bir alternatif olarak arkadaşlık sunmak
  3. İkisinin sevgili olma becerisine sahip olup olmadığını kelimesi kelimesine sormak
  4. Özel bir romantik ilişkiyi kesin biçimde talep etmek
Cevabı göster

Sevgili olmayı daha düşük bir geri dönüş seçeneği gibi mizahla sunan temkinli bir teklifte bulunmak

If you liked this film,

4:54

Eğer bu filmi beğendiyseniz,

please subscribe to our channel

4:56

lütfen kanalımıza abone olun

and click the bell icon to turn on notifications.

4:57

ve bildirimleri açmak için zil simgesine tıklayın.