Denizanası dinozorlardan bile daha eski. Nasıl bu kadar uzun süre hayatta kaldılar? - David Gruber: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
646 kelime 147 kel/dk

Video açıklaması: Video, basit anatomilerine rağmen denizanalarının nasıl hareket ettiğini ve zehirli iğnelerini nasıl kullandığını açıklarken GFP’nin biyoloji araştırmalarındaki rolünü de ele alıyor. Ayrıca çok eski geçmişlerini, değişen denizlere karşı dayanıklılıklarını ve bir türün gelişmemiş evreye dönüşünü inceliyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. They've inhabited the ocean for at least half a billion years — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: Present perfect ile for kullanımının geçmişte başlayan bir durumu bugün de sürdüğünü gösterecek biçimde nasıl bağladığını anlayın; bu kalıbı türlerin, kurumların veya geleneklerin uzun süreli varlığını anlatmak için kullanın. 2. acts like a biochemical beacon, — Deyimler ve Mecazlı İfadeler: GFP’nin ışığı değiştirilmiş hücreleri veya moleküllerin izlediği yolu gösterdiği için biyokimyasal bir işarete benzetildiğini fark edin; soyut bir bilimsel işlevi gözde canlandırmak için acts like ifadesinden yararlanın. 3. found a loophole when facing mortality. — Deyimler ve Mecazlı İfadeler: Ölümsüz denizanasının polip evresine dönerek ölümün olağan kurallarından kaçıyormuş gibi sunulduğu mecazı anlayın; find a loophole ifadesini beklenen bir sınırdan ya da sonuçtan kaçmanın yolunu bulma durumlarına uygulayın.

Bu derste

Some are longer than a blue whale. Dilbilgisi

0:07

Bazıları mavi balinadan bile daha uzundur.

Dilbilgisi

longer than: uzunluk karşılaştırma

Longer than, karşılaştırma derecesindeki sıfat + than yapısını kullanır. Longer, long sıfatının karşılaştırma biçimidir; than ise karşılaştırma ölçütü olan kişi ya da şeyi getirir. Aynı yapı bigger than, faster than ve older than gibi başka karşılaştırma biçimleriyle de kullanılır. Karşılaştırılan şeyi belirttiğinizde than sözcüğünü koruyun.

Alıştırma

Cümleyi long sıfatının karşılaştırma biçimi ve karşılaştırmayı başlatan sözcükle tamamlayın: This rope is ____ that one.

Cevabı göster

longer than

Others are barely larger than a grain of sand. Dilbilgisi

0:10

Diğerleri bir kum tanesinden biraz daha büyüktür.

Dilbilgisi

barely larger than: çok küçük bir farkı anlatmak

Barely larger than ifadesinde larger than boyutu karşılaştırırken barely farkın miktarını çok küçük olacak şekilde sınırlar. İfade, bir şeyin yalnızca çok az daha büyük olduğunu, dolayısıyla iki şeyin boyutlarının neredeyse aynı olduğunu anlatır. Burada barely, “ancak” veya “çok az farkla” anlamına gelir. Karşılaştırma derecesindeki sıfattan önce gelir: barely larger than, barely longer than.

Alıştırma

Çok küçük bir boyut farkını göstermek için barely, large sıfatının karşılaştırma biçimi ve than kullanın: The box is ____ my phone.

Cevabı göster

barely larger than

One species unleashes one of the most deadly venoms on Earth. Dilbilgisi

0:14

Bir tür, Dünya'daki en ölümcül zehirlerden birini yayar.

Dilbilgisi

one of the most deadly venoms: en üstünlük grubunun bir üyesi

one of the most deadly venoms, tehlike düzeyi en yüksek zehirler grubundan bir zehir anlamına gelir. Bunun tek ve kesin olarak en ölümcül zehir olduğunu söylemez. Yeniden kullanılabilir kalıp one of the + en üstünlük derecesi + çoğul isim biçimindedir. one of bir grubun tek üyesini seçtiği için grubu adlandıran isim çoğul olur: venoms. on Earth karşılaştırmanın dünya çapında yapıldığını gösterir.

Alıştırma

deep ve lake sözcüklerini kullanarak one of the + en üstünlük derecesi + çoğul isim kalıbını tamamlayın: This is ____ in the country.

Cevabı göster

one of the deepest lakes

Another holds a secret that's behind some of the greatest breakthroughs in biology. Kelime

0:18

Bir diğeri, biyolojideki en büyük atılımların bazılarının arkasındaki sırrı barındırır.

Kelime

behind some of the greatest breakthroughs: neden bildiren behind

Burada behind fiziksel bir konumu anlatmaz. The secret is behind the breakthroughs, sırrın bu atılımların gerçekleşmesine veya mümkün olmasına yardım ettiği anlamına gelir. Yeniden kullanılabilir X is behind Y kalıbı, bir sonucun nasıl ortaya çıktığını açıklayan kişi, fikir, gerçek veya aracı belirtir. Çoğu zaman hemen görünmeyen bir nedeni ya da itici gücü gösterir.

Alıştırma

Hangi cümlede behind, bir şeyin neden veya mümkün kılıcı bir etken olduğunu anlatır?

  1. The technician stood behind the camera.
  2. New imaging software was behind the discovery.
  3. The notes were hidden behind the book.
Cevabı göster

New imaging software was behind the discovery.

They've inhabited the ocean for at least half a billion years Dilbilgisi

0:24

Okyanusta en az yarım milyar yıldır yaşıyorlar

Dilbilgisi

They've inhabited ... for ...: günümüze kadar devam eden bir süre

They've, They have ifadesinin kısaltılmış biçimidir; inhabited ise geçmiş zaman ortacıdır. Birlikte present perfect yapısını oluşturur ve okyanusta yaşama durumunun geçmişte başlayıp günümüze kadar sürdüğünü anlatır. for, half a billion years gibi bir süre uzunluğunu belirtir. Başlangıç noktasını göstermez; bunun için genellikle since kullanılır. at least, gerçek sürenin daha uzun olabileceğini gösterir.

Alıştırma

Hangi cümle müzenin elli yıl önce ziyaretçi kabul etmeye başladığını ve bunu hâlâ sürdürdüğünü anlatır?

  1. The museum has welcomed visitors since fifty years.
  2. The museum welcomed visitors for fifty years.
  3. The museum has welcomed visitors for fifty years.
Cevabı göster

The museum has welcomed visitors for fifty years.

and they're still flourishing as the sea changes around them. Dilbilgisi

0:27

ve etraflarındaki deniz değiştikçe gelişmeye devam ediyorlar.

Dilbilgisi

as the sea changes: eş zamanlı gelişen değişim

as the sea changes around them ifadesinde as, they're still flourishing için değişmekte olan arka planı veren bir yan cümle başlatır. ‘Deniz değişirken’ anlamına gelir; aşamalı gelişen bir süreçte ise daha doğal olarak ‘deniz değiştikçe’ diye anlaşılır. Burada as açık bir neden belirtmez. still karşıtlığı vurgular: çevre değişir, ancak onların gelişmesi devam eder.

Alıştırma

Hangi cümlede as, bir görev veya neden değil, gelişmekte olan bir zaman arka planı sunar?

  1. As the bridge was closed, we took a different road.
  2. As the sky grew darker, the streetlights came on.
  3. Mina works as a guide at the museum.
Cevabı göster

As the sky grew darker, the streetlights came on.

Jellyfish are soft-bodied sea creatures that aren't really fish. Notlar

0:31

Denizanası, aslında balık olmayan yumuşak gövdeli deniz canlısıdır.

Kelime

soft-bodied sea creatures: kısa çizgili birleşik sıfat

Soft-bodied, sea creatures ifadesinden önce tek bir sıfat olarak kullanılır. Yumuşak bir gövdeye sahip anlamına gelir; kısa çizgi, soft ile bodied sözcüklerinin iki ayrı niteleyici olarak değil, tek bir betimleme olarak okunacağını gösterir. İngilizcede long-legged ve cold-blooded örneklerinde olduğu gibi, vücut özelliklerini anlatan sıfatlar sık sık bu şekilde oluşturulur. Birden fazla sözcükten oluşan bir sıfat isimden önce geldiğinde kısa çizgi, sözcüklerin birlikte gruplanmasını belirginleştirir.

Alıştırma

Hangi ifade, yumuşak gövdeli bir hayvan anlamını vermek için birleşik sıfatı doğru kullanır?

  1. a soft-bodily animal
  2. a soft body animal
  3. a soft-bodied animal
Cevabı göster

a soft-bodied animal

Kültür

aren't really fish: yanıltıcı bir adı düzeltme

Günlük kullanılan jellyfish adı fish sözcüğünü içerir, ancak denizanaları balık olarak sınıflandırılmaz. Aren't really fish ifadesi, bu adın oluşturabileceği yanlış varsayımı düzeltir. Burada really, olumsuz bir fiilden sonra gelir ve actually ya da in fact, yani “aslında” anlamını taşır. “Çok” anlamına gelmez; cümle fish sınıflandırmasını reddeder.

Alıştırma

Bu cümlede aren't really fish ne anlama gelir?

  1. Denizanaları özellikle sıra dışı bir balık türüdür.
  2. Adlarına rağmen denizanaları balık olarak sınıflandırılmaz.
  3. Denizanaları balıktır, ancak diğer balıklara pek benzemez.
Cevabı göster

Adlarına rağmen denizanaları balık olarak sınıflandırılmaz.

They're part of a diverse team of gelatinous zooplankton. Kelime

0:36

Jölemsi zooplanktonlardan oluşan çeşitli bir grubun parçasıdırlar.

Kelime

gelatinous zooplankton: bilimsel bir ad öbeğinde jelimsi vücut dokusu

Gelatinous zooplankton ad öbeğinde gelatinous, zooplankton sözcüğünü niteler ve yumuşak, jel benzeri bir vücut dokusunu anlatır. Zooplankton suda sürüklenen hayvanları ifade eder; dolayısıyla öbeğin tamamı jel benzeri vücutlara sahip hayvansal planktonları belirtir. Burada gelatinous fiziksel kıvamı anlatır, tadı değil. Bu sıfat + bilimsel ad yapısı, adı geçen canlı ya da maddenin ayırt edici bir özelliğini önceden verdiği için bilimsel metinlerde yaygındır.

Alıştırma

Bu cümlede gelatinous zooplankton ifadesinin doğru yorumu hangisidir?

  1. Meyveli jöle tadı olan planktonlar.
  2. Okyanus akıntılarına karşı etkin biçimde yüzen balıklar.
  3. Suda sürüklenen ve yumuşak, jel benzeri vücutlara sahip hayvanlar.
Cevabı göster

Suda sürüklenen ve yumuşak, jel benzeri vücutlara sahip hayvanlar.

Zooplankton being animals that drift in the ocean. Dilbilgisi

0:40

Zooplankton, okyanusta sürüklenen hayvanlardır.

Dilbilgisi

Zooplankton being ...: konuşmada kullanılan açıklayıcı bir parça

Zooplankton being animals that drift in the ocean, önceki cümlede geçen zooplankton terimini açıklayan, konuşmaya özgü ayrı bir ek açıklamadır. Being, terimi tanımına bağlar ve that is, animals that drift in the ocean ifadesine benzer bir işlev görür. Bu ifade tek başına tam bir cümle değildir; çünkü being bir ortaçtır, zaman çekimli bir ana fiil değildir. Tek başına kullanılacak yazılı bir tanım normalde Zooplankton are animals that drift in the ocean. olur.

Alıştırma

“Zooplankton being animals that drift in the ocean.” tek başına tam ve resmî bir yazılı tanım olabilir mi?

  1. Hayır
  2. Evet
Cevabı göster

Hayır

There are more than a thousand species of jellyfish Dilbilgisi

0:44

Binden fazla denizanası türü vardır

Dilbilgisi

more than a thousand species: 1.000'in üzerinde bir sayı

more than a thousand species ifadesinde more than, a thousand miktarından önce gelir ve gerçek sayının 1.000'den büyük olduğunu belirtir. Bu yapı kesin toplamı değil, alt sınırı verir: tam olarak 1.000, more than a thousand koşulunu karşılamaz.

Alıştırma

Hangi cümle sayının 1.000'den büyük olduğunu ve tam olarak 1.000 olamayacağını belirtir?

  1. The center has more than a thousand animals.
  2. The center has at least a thousand animals.
  3. The center has about a thousand animals.
Cevabı göster

The center has more than a thousand animals.

and many others that are often mistaken for them. Kalıp ifadeler

0:47

ve genellikle onlarla karıştırılan birçok başka tür de bulunur.

Kalıp ifadeler

mistaken for them: A is mistaken for B edilgen yapısı

Mistaken for them, A is mistaken for B edilgen yapısının bir parçasıdır ve insanların A'yı yanlışlıkla B olarak tanımladığını belirtir. Buradaki them denizanalarını ifade eder; yani diğer canlılar yanlışlıkla denizanası sanılır. Etken yapı mistake A for B şeklindedir. Edilgen yapıda A özne olur, ancak for B mistaken ile birlikte kalır. Bu ifade, birinin B adına hata yaptığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Eksik sözcükleri yazarak edilgen yapıyı tamamlayın: In the dark, the coat was ____ a person.

Cevabı göster

mistaken for

A noted feature of jellyfish is a translucent bell Anlatım akışı

0:50

Denizanasının göze çarpan bir özelliği yarı saydam şapkasıdır,

made of a soft delicate material called mesoglea. Kalıp ifadeler

0:54

mezoglea adı verilen yumuşak ve narin bir maddeden yapılmıştır.

Anlatım akışı

A noted feature of ... is ...: dikkat çekici bir özelliği tanıtma

A noted feature of X is Y kalıbı X'i konu olarak sunar ve Y'yi önemli yeni bilgi olarak verir. Bu cümlede konu denizanalarıdır; yarı saydam çan, yani denizanasının şemsiye biçimli gövdesi ise tanıtılan özelliktir. Bu kalıp bilimsel veya betimleyici açıklamaları düzenlemeye yardımcı olur. Burada noted, “yaygın olarak bilinen veya dikkate değer” anlamında bir sıfattır. Birinin bu özelliği yazıyla kaydettiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Resmî açıklamayı A noted feature of X is Y kalıbını aynen kullanarak tamamlayın: ____ the camera ____ its weather-sealed body.

Cevabı göster

A noted feature of · is

Kalıp ifadeler

made of a soft delicate material: malzeme bileşimini belirtme

Tam cümlede made of a soft delicate material, a translucent bell ifadesini niteleyen kısaltılmış bir ilgi cümleciğidir; a translucent bell that is made of ... anlamına gelir. be made of + material kalıbı bir şeyin hangi malzemeden oluştuğunu belirtir. Odak, yapma eylemi veya yapan kişi değil, nesnenin bileşimidir. Soft ve delicate sözcüklerinin ikisi de material sözcüğünü niteler; delicate, malzemenin kolayca zarar görebileceğini veya bozulabileceğini düşündürür.

Alıştırma

Sandalyenin malzemesini belirtmek için cümleyi tam be made of kalıbıyla tamamlayın: The chair ____ solid oak.

Cevabı göster

is made of

Sandwiched between two layers of skin, Dilbilgisi

0:58

İki deri tabakası arasına sıkışmış olan

Dilbilgisi

Kısaltılmış edilgen yan cümle olarak Sandwiched between ...

Sandwiched between two layers of skin, edilgen anlam taşıyan bir geçmiş zaman ortaç öbeğidir: iki katman arasında bulunan şey mezogleadır; mezoglea başka bir şeyi araya sıkıştıran değildir. Tam bir cümlenin başında bu kısaltılmış yan cümle önce konumla ilgili arka planı verir, ardından ana ifade gelir. Anlaşılan öznesi, ardından gelen ana cümlenin öznesiyle aynı olmalıdır: Sandwiched between ..., the mesoglea .... Burada sandwiched yemekle ilgili değildir; konumu anlatan uzamsal bir benzetmedir.

Alıştırma

Baştaki kısaltılmış edilgen yan cümlenin ana cümlenin öznesini doğru biçimde nitelediği cümleyi seçin.

  1. Sandwiched between two apartment blocks, commuters hurry past the bakery.
  2. Sandwiching between two apartment blocks, the bakery is easy to miss.
  3. Sandwiched between two apartment blocks, the bakery is easy to miss.
Cevabı göster

Sandwiched between two apartment blocks, the bakery is easy to miss.

the mesoglea is more than 95% water

1:00

mezogleanın %95'ten fazlası sudur,

held together by protein fibers. Öbek fiiller

1:04

protein lifleriyle bir arada tutulur.

Öbek fiiller

held together by protein fibers: yapıyı neyin bir arada tuttuğunu belirtme

Held together, parçaların dağılmak yerine birbirine bağlı kalıp tek bir bütün oluşturması demektir. Bu cümlede protein lifleri, çoğunlukla sudan oluşan mezogleanın bütünlüklü bir yapı olarak kalmasını sağlar; hold burada elle fiziksel olarak tutmak anlamına gelmez. Yeniden kullanılabilen be held together by + isim edilgen kalıbı, bir şeyi bir arada tutan malzemeyi, gücü veya ilişkiyi belirtir. Özgün cümlede held together by protein fibers, water sözcüğünden sonra gelen kısaltılmış edilgen bir yan cümledir ve water that is held together by protein fibers ile aynı anlama gelir.

Alıştırma

Hold together ifadesinin geniş zamandaki edilgen biçimini tamamlayın ve nedeni belirtmek için by kullanın: The cardboard model is ____ glue.

Cevabı göster

held together by

The jellyfish can contract and relax their bells to propel themselves. Notlar

1:07

Denizanası kendini itmek için şapkasını kasıp gevşetebilir.

Kalıp ifadeler

contract and relax their bells: çan biçimli gövdelerini kasıp gevşetmek

“contract and relax their bells” ifadesinde contract “küçülmek veya gerilmek”, relax ise “yeniden gevşemek” anlamına gelir. İki fiil aynı nesneyi, yani their bells ifadesini paylaşır. Buradaki bells, denizanalarının çan biçimli vücut kısımlarıdır. Bu ikili, sırayla gerçekleşen biyolojik bir hareketi anlatır. Contract and relax; kaslar, dokular veya gerilip yeniden gevşeyen esnek vücut kısımları için yaygın olarak kullanılır. Burada contract bir fiildir; “yazılı sözleşme” anlamındaki isim değildir.

Alıştırma

Hangi cümlede contract and relax bir vücut mekanizmasını anlatır?

  1. The elastic band stretched and snapped during the test.
  2. The company signed a contract and relaxed after the meeting.
  3. The heart muscles contract and relax to pump blood.
Cevabı göster

The heart muscles contract and relax to pump blood.

Dilbilgisi

to propel themselves: amaç bildirmek

to ile kurulan “to propel themselves” mastar yapısı, önceki hareketin amacını belirtir: Denizanaları kendi gövdelerini ileri itmek için çan biçimli kısımlarını kasıp gevşetir. Amaç bildiren mastar, “Bunu neden yapıyorlar?” sorusunu yanıtlar. Propel, bir şeyi iterek veya güç uygulayarak ileri götürmek anlamına gelir; bu nedenle move sözcüğünden daha özeldir. Dönüşlülük zamiri themselves, çoğul özne the jellyfish ifadesine döner çünkü hayvanlar hem kuvveti üretir hem de bu kuvvetten etkilenir.

Alıştırma

propel ve doğru dönüşlülük zamirini kullanarak amaç ifadesini tamamlayın: The small robot spins its wheels ____ across the sand.

Cevabı göster

to propel itself

They don't have a brain or a spinal cord,

1:12

Beyinleri veya omurilikleri yoktur,

but a neural net around the bell's inner margin forms a rudimentary nervous system Kelime

1:14

ancak şapkanın iç kenarı etrafındaki sinir ağı, ilkel bir sinir sistemi oluşturur,

Kelime

rudimentary nervous system: temel ve tam gelişmemiş bir sinir sistemi

Rudimentary nervous system ifadesinde rudimentary, “temel düzeyde ve tam gelişmemiş” anlamına gelir. Denizanasının gerçekten bir sinir sistemi vardır, ancak bu sistem birçok hayvanın merkezî sinir sisteminden çok daha basittir. Bu sıfat, gelişimin erken veya sınırlı bir düzeyde olduğunu anlatır. Sistemleri, yöntemleri, becerileri veya bilgiyi niteleyebilir ve kaba olmakla ilgili değildir.

Alıştırma

Hangi cümlede rudimentary doğru kullanılmıştır?

  1. Her rudimentary greeting was rude and insulting.
  2. The emergency shelter had a rudimentary heating system that provided only basic warmth.
  3. The laboratory's rudimentary equipment was the most advanced in the world.
Cevabı göster

The emergency shelter had a rudimentary heating system that provided only basic warmth.

that can sense the ocean's currents and the touch of other animals.

1:19

okyanus akıntılarını ve diğer hayvanların dokunuşunu algılayabilir.

Jellyfish don't have typical digestive systems either. Dilbilgisi

1:24

Denizanasının tipik bir sindirim sistemi de yoktur.

Dilbilgisi

don't have ... either: ikinci bir olumsuz bilgi eklemek

Don't have ... either, birinin veya bir şeyin bir şeye “onun da sahip olmadığı” anlamına gelir. Olumsuz don't have fiili olumsuzluğu taşır; sondaki either ise bu olumsuz bilginin daha önceki başka bir olumsuz bilgiye eklendiğini gösterir. Özne + olumsuz yardımcı fiil + fiil ... + either yapısını kullanın. Bu cümlede either, iki şey arasında seçim sunmaz.

Alıştırma

Aynı olumsuz bilgiyi ekleyen sözcükle cümleyi tamamlayın: Maya doesn't like spicy food, and her brother doesn't like it ____.

Cevabı göster

either

These gelatinous carnivores consume plankton and other small sea creatures Kelime

1:28

Bu jölemsi etoburlar plankton ve diğer küçük deniz canlılarını tüketir

through a hole in the underside of their bells.

1:33

şapkalarının altındaki bir delikten.

Kelime

consume plankton and other small sea creatures: bilimsel beslenme anlatımında resmî kullanım

Bu cümlede consume, “yemek veya besin olarak vücuda almak” anlamındadır. Geçişli bir fiildir ve plankton and other small sea creatures hayvanların yediği şeyleri belirtir. Bilim ve doğa metinlerinde beslenme anlatılırken eat yerine daha resmî ve tarafsız olan consume sıkça kullanılır. Nesne, hangi anlamın kastedildiğini gösterir: bir canlı başka bir canlıyı veya besin maddesini consume ediyorsa sözcük alışverişi değil, beslenmeyi anlatır.

Alıştırma

Hangi cümlede consume, bir hayvanın beslenmesini bilimsel bir üslupla anlatmak için doğru kullanılmıştır?

  1. Many filter feeders manufacture plankton in the water.
  2. Many filter feeders consume plankton from the water.
  3. Many filter feeders purchase plankton from the water.
Cevabı göster

Many filter feeders consume plankton from the water.

The nutrients are absorbed by an inner layer of cells

1:37

Besinler içteki bir hücre tabakası tarafından emilir

with waste excreted back through their mouths. Dilbilgisi

1:40

ve atıklar ağızlarından geri atılır.

Dilbilgisi

with waste excreted: with + isim + geçmiş zaman ortacı

With waste excreted back through their mouths, “with + isim + geçmiş zaman ortacı” kalıbını izler. Ana cümleye eşlik eden bir durumu veya süreci ekler. Waste, excrete eylemine maruz kaldığı için excreted edilgen anlam taşır: atık dışarı atılır. Bu kısa kalıp, başka bir edilgen cümleciği bir sözcük grubuna sıkıştırabildiği için süreç açıklamalarında yaygındır. Buradaki anlam “while waste is excreted back through their mouths” ifadesine yakındır.

Alıştırma

Pencerelerin kapalı durumda olduğunu doğru biçimde gösteren ifadeyi seçin: The room stayed quiet ____.

  1. with the windows closing
  2. with the windows closed
  3. with the windows close
Cevabı göster

with the windows closed

But the jellyfish's relatively simple anatomy doesn't prevent it from having some remarkable abilities. Dilbilgisi

1:45

Ancak denizanasının nispeten basit anatomisi, onun bazı olağanüstü yeteneklere sahip olmasını engellemez.

Dilbilgisi

doesn't prevent it from having: prevent + nesne + from + -ing

prevent + nesne + from + -ing yapısı, bir şeyin bir eylemi veya durumu engellediğini belirtir. doesn't prevent it from having ifadesinde it denizanasını, having ise engellenmeyen durumu belirtir. Fiil olumsuz olduğu için basit anatomi bir engel değildir; denizanasının olağanüstü yeteneklere sahip olmasını durdurmaz. Burada from bir edattır, bu nedenle ardından yalın biçim have değil, -ing biçimi having gelir.

Alıştırma

prevent + nesne + from + -ing yapısını tamamlamak için finish fiilini kullanın: The power cut didn't prevent Leo ____ his homework.

Cevabı göster

from finishing

One kind of box jellyfish has 24 eyes.

1:51

Bir kutu denizanası türünün 24 gözü vardır.

Scientists think it can see color and form images Kalıp ifadeler

1:55

Bilim insanları renkleri görebildiğini ve görüntüler oluşturabildiğini düşünüyor

within its simple nervous system.

1:59

bu basit sinir sisteminin içinde.

Kalıp ifadeler

form images: üretmek anlamındaki form

form images ifadesindeki form, üretmek, oluşturmak veya tanınabilir bir şekle getirmek anlamında bir fiildir. Cümle, sinir sisteminin görsel bilgileri görüntülere dönüştürebileceğini söyler; buradaki form, boşlukları olan bir belge anlamındaki isim değildir. Bu fiil, bir süreç veya sistem bir sonuç ürettiğinde sık kullanılır: mercekler görüntü oluşturur, bulutlar şekiller oluşturur ve fikirler zihinde oluşur. Burada images nesnesi, form sözcüğünün form doldurmak değil, üretmek anlamına geldiğini gösterir.

Alıştırma

Hangi cümlede form, görsel bir sistemde görüntü üretmek anlamında kullanılmıştır?

  1. She took a picture of the moon.
  2. The lens helps form a sharp image on the sensor.
  3. Please fill out the form before class.
Cevabı göster

The lens helps form a sharp image on the sensor.

Four of its eyes are curved upward on stalks.

2:02

Gözlerinden dördü saplar üzerinde yukarı doğru kıvrıktır.

This allows the jellyfish to peer through the surface of the water Dilbilgisi

2:05

Bu, denizanasının suyun yüzeyinden bakmasına olanak tanır,

looking for the canopy of the mangrove trees where it feeds. Kültür

2:10

beslendiği mangrov ağaçlarının gölgesini arar.

Dilbilgisi

allows the jellyfish to peer through: allow + nesne + to-infinitive

Allow + nesne + to-infinitive yapısı, bir şeyin belirli bir eylemi mümkün kıldığını anlatır. Burada denizanasına izin veren biri yoktur; daha önce sözü edilen özellik, denizanasının su yüzeyinin ötesine bakabilmesini sağlar. Nesne the jellyfish, mümkün hâle gelen eylem ise to peer through ifadesidir. Peer through, genellikle görmek kolay olmadığı için bir yüzeyin, açıklığın veya engelin içinden dikkatle bakmak anlamına gelir. Yalnızca see demekten daha odaklı bir bakışı anlatır.

Alıştırma

Cümleyi allow + nesne + to-infinitive yapısının gerektirdiği sözcükle tamamlayın: The clear panel allows visitors ____ watch the turtles underwater.

Cevabı göster

to

Kültür

canopy of the mangrove trees: yapraklı ağaç tepesi katmanı

Ekolojide canopy, ağaçların taç, dal ve yapraklarının oluşturduğu üst katmandır. Bu nedenle the canopy of the mangrove trees, insan yapımı bir örtüyü değil, mangrov ormanının yukarıdaki yapraklı tepe katmanını ifade eder. Mangrovlar, gelgitlerin görüldüğü sıcak kıyılarda yetişen ağaç ve çalılardır. Bu kısa bilgi, cümlede bakışın neden sudan ağaçlara doğru yukarı yöneldiğini açıklar.

Alıştırma

Bir doğa belgeselinde forest canopy neyi ifade eder?

  1. köklerin altındaki ıslak zemin
  2. ağaç tepelerinin oluşturduğu üst katman
  3. ağaçların arasına kurulmuş bir çadır
Cevabı göster

ağaç tepelerinin oluşturduğu üst katman

In fact, this may be one of the only creatures with a 360-degree view of its environment. Kelime

2:14

Aslında, bu, çevresinin 360 derecelik görünümüne sahip tek canlılardan biri olabilir.

Kelime

360-degree view of its environment: çevresini 360 derece görebilme

A 360-degree view, gözlemcinin çevresindeki bütün yönleri veya neredeyse bütün yönleri kapsayan görüş anlamına gelir. Burada degree akademik derece değil, açı birimidir. Bir isimden önce sayı ve birim birleşik bir niteleyici oluşturabilir. a 360-degree view ifadesinde degree tekil kalır ve 360'a kısa çizgiyle bağlanır. Ölçü tek başına kullanıldığında çoğul biçim gelir: The view covers 360 degrees.

Alıştırma

Hedef birleşik niteleyiciyi kullanarak cümleyi tamamlayın: The security camera gives us a ____ view of the lobby.

Cevabı göster

360-degree

The jellyfish's sting,

2:21

Denizanasının iğnesi,

which helps it capture prey and defend itself,

2:22

avını yakalamasına ve kendini savunmasına yardımcı olur,

is its most infamous calling card. Deyimler

2:25

onun en kötü şöhretli kartvizitidir.

Deyimler

most infamous calling card: en kötü şöhretli ayırt edici özellik

Calling card gerçek anlamıyla birinin iletişim bilgilerinin yazılı olduğu kart demek olabilir; ancak burada mecazen, bir kişiyi, hayvanı veya şeyi kolayca tanınır kılan ayırt edici özellik, alışkanlık ya da yöntem anlamındadır. Sokma, denizanasını tanımlayan temel özellik olarak sunulur. Infamous, kötü, tehlikeli veya utanç verici bir şeyle tanınmak demektir. Bu nedenle most infamous calling card yalnızca en ünlü özelliği değil, en kolay tanınan olumsuz özelliği ifade eder.

Alıştırma

Hangi cümlede most infamous calling card, kolay tanınan olumsuz bir özellik anlamında kullanılmıştır?

  1. She handed the guest her calling card.
  2. The charity's most infamous calling card is its kindness.
  3. The scam's most infamous calling card is its fake countdown timer.
Cevabı göster

The scam's most infamous calling card is its fake countdown timer.

In the jelly's epidermis,

2:28

Denizanasının epidermisinde,

cells called nematocysts lie coiled like poisonous harpoons. Deyimler

2:30

nematokist adı verilen hücreler zehirli zıpkınlar gibi sarmal halde durur.

Deyimler

lie coiled like poisonous harpoons: kıvrılmış biçimi anlatan görsel bir benzetme

Burada lie, bir konumda ya da durumda kalmak anlamındadır; coiled ise bu durumu açıklar. Hücreler kıvrılmış durumdadır; lie burada yalan söylemek anlamına gelmez. Like poisonous harpoons bir benzetmedir. Küçük ve kıvrılmış yapıları bilinen bir silaha benzeterek okuyucunun bunların biçimini ve tehlikeli işlevini gözünde canlandırmasını sağlar; hücrelerin gerçekten zıpkın olduğunu söylemez.

Alıştırma

Cümlede like poisonous harpoons ne işe yarar?

  1. Hücrelerin zıpkınların çalışma biçimi hakkında yalan söylediğini söyler.
  2. Hücreleri bilinen bir silaha benzeterek biçimlerini ve işlevlerini hayal etmeyi kolaylaştırır.
  3. Hücrelerin zehirden yapılmış gerçek zıpkınlar olduğunu söyler.
Cevabı göster

Hücreleri bilinen bir silaha benzeterek biçimlerini ve işlevlerini hayal etmeyi kolaylaştırır.

When they're triggered by contact, Dilbilgisi

2:35

Temasla tetiklendiklerinde,

they shoot with an explosive force.

2:37

patlayıcı bir güçle fırlarlar.

Dilbilgisi

When they're triggered by contact: edilgen yapıyla verilen tetiklenme koşulu

When they're triggered by contact, tepkiyi başlatan koşulu veren bir when yan cümlesidir. They're, they are ifadesinin kısaltmasıdır; are triggered ise hücreler tetikleme eylemine maruz kaldığı için edilgendir. By contact, onları neyin etkinleştirdiğini belirtir. When + özne + be + geçmiş zaman ortacı kalıbı, bir cihazın, sistemin ya da canlının bir koşula otomatik olarak nasıl tepki verdiğini açıklarken sık kullanılır.

Alıştırma

Bu mekanizma açıklamasını trigger fiilinin edilgen biçimiyle tamamlayın: When the sensor is ____ by smoke, the alarm sounds.

Cevabı göster

triggered

It exerts over 550 times the pressure of Mike Tyson's strongest punch Dilbilgisi

2:40

Mike Tyson'ın en güçlü yumruğunun basıncının 550 katından fazlasını uygularlar

Dilbilgisi

over 550 times the pressure of: bir çarpanla karşılaştırma

number + times + the + ölçüm adı + of kalıbı, ölçülebilen toplam değerleri katlarıyla karşılaştırır. Burada over 550 times the pressure of X, basıncın X'in basıncının 550 katından fazla olduğu anlamına gelir. Over, 550'yi niteler; bu nedenle çarpan 550'den büyüktür. Bu kalıpta times, çarpım oranını yani “kat” anlamını taşır; olay sayısını veya tarihsel dönemleri anlatmaz. Aynı kalıp three times the size of ve ten times the speed of gibi başka ölçülebilir adlarla da kullanılır.

Alıştırma

Katlı karşılaştırmayı tek sözcükle tamamlayın: This new pump generates ten ____ the pressure of the older pump.

Cevabı göster

times

to inject venom into the victim. Kalıp ifadeler

2:46

kurbana zehir enjekte etmek için.

Kalıp ifadeler

inject venom into the victim: bir maddeyi hedefin içine enjekte etmek

inject + madde + into + kişi, hayvan veya yer kalıbı, bir maddeyi hedefin içine zorla sokmak anlamına gelir. Bu cümlede venom enjekte edilen maddedir; the victim ise maddenin girdiği hedeftir. Into, dışarıdan içeriye doğru hareketi gösterir. In bu hareketi ifade etmez, bu yüzden bu kalıpta into yerine doğrudan kullanılamaz.

Alıştırma

Boyanın damarın içine girdiğini gösteren edatı yazın: The doctor will inject the dye ____ a vein.

Cevabı göster

into

Some jellyfish stings barely tingle, Anlatım akışı

2:49

Bazı denizanası sokmaları sadece hafifçe karıncalandırır,

but others cause severe skin damage.

2:52

ancak diğerleri ciddi cilt hasarına neden olur.

Anlatım akışı

Some..., but others... ile aynı grup içindeki farkları karşılaştırma

Some..., but others... bir kategoriyi birbiriyle karşılaştırılan alt gruplara ayırır. Some jellyfish stings kategorinin bir bölümünü tanıtır, others ise other jellyfish stings ifadesinin yerine geçer. But, hafif ve ciddi etkiler arasındaki farkı vurgular. Aynı gruptaki üyelerin hepsi aynı sonuca veya özelliğe sahip olmadığında bu yapıyı kullanın. Yapı, karşılaştırmayı düzenler ve others sonrasında çoğul ismin tekrarlanmasını önler.

Alıştırma

Karşılaştırmayı Some..., but others... ile tamamlayın: ____ library books are new, but ____ are decades old.

Cevabı göster

Some · others

The venom of one box jellyfish can kill a human in under 5 minutes, Kalıp ifadeler

2:55

Bir kutu denizanasının zehri bir insanı 5 dakikadan kısa sürede öldürebilir,

Kalıp ifadeler

in under 5 minutes: zaman sınırından önce sonuca ulaşmak

In under 5 minutes, sonucun beş dakika geçmeden ortaya çıkabileceği anlamına gelir. In, tamamlanma için gereken süreyi gösterirken under bir üst sınır koyar: beş dakikadan az. Tamamlanan bir eylemin veya ulaşılan bir sonucun hızını vurgulamak için in under + time yapısını kullanın.

Alıştırma

Cümleyi in under + time ile tamamlayın: The printer finished the entire job ____ two minutes.

Cevabı göster

in under

making it one of the most potent poisons of any animal in the world. Dilbilgisi

3:00

bu da onu dünyadaki herhangi bir hayvanın en güçlü zehirlerinden biri yapar.

Dilbilgisi

making it one of the most potent poisons: sonuç bildiren bir -ing öbeği

Virgülden sonraki making yan cümleciği, sonucu bildiren bir -ing öbeğidir. Önceki olgunun tamamı hakkında yorum yapar: Zehrin bu kadar hızlı öldürebilmesi, onun en güçlü hayvan zehirlerinden biri olduğu sonucunu destekler. Burada making it, bir şey üretmek değil, onu belirli bir duruma getirmek anlamına gelir. one of the most + sıfat + çoğul sayılabilir isim yapısında bir öğe, en üst gruplardan birinin içine yerleştirilir. Bu nedenle poisons çoğuldur. Bu cümlede it, zehri ifade eder.

Alıştırma

making it one of... ve most popular parks sözlerini kullanarak sonuç öbeğini tamamlayın: The city park added free concerts, ____ in the region.

Cevabı göster

making it one of the most popular parks

Other jellyfish superpowers are less lethal.

3:06

Denizanasının diğer süper güçleri daha az ölümcüldür.

One species of jellyfish glows green when it's agitated,

3:09

Bir denizanası türü rahatsız edildiğinde yeşil renkte parlar,

mostly thanks to a biofluorescent compound called green fluorescent protein or GFP. Notlar

3:13

bu daha çok yeşil flüoresan protein veya GFP adı verilen biyo-flüoresan bir bileşik sayesindedir.

Kalıp ifadeler

thanks to: sonuca katkıda bulunan bir nedeni belirtmek

Burada thanks to, because of veya as a result of anlamına gelen iki sözcüklü bir edattır. Biyofloresan bileşiği yeşil parlamadan sorumlu etken olarak tanıtır; kelimenin gerçek anlamıyla teşekkür edilmez. Mostly, iddianın kapsamını daraltır: Bu bileşik başlıca etkendir, ancak mutlaka tek neden değildir.

Alıştırma

Cümleyi vurgulanan iki sözcüklü neden ifadesiyle tamamlayın: The hikers found the trail easily ____ the new signs.

Cevabı göster

thanks to

Kültür

green fluorescent protein or GFP: bir kısaltmayı tanıtma

Green fluorescent protein bilimsel terimin tam adıdır; GFP ise baş harflerinden oluşan kısaltmadır. Buradaki or, aynı protein için kullanılan daha kısa adı tanıtır; iki farklı madde arasında seçim sunmaz. Bilimsel açıklamalarda bir terim ilk kez geçtiğinde genellikle önce tam biçimi, ardından kısaltması verilir. Bu bağlantı kurulduktan sonra sonraki kullanımlarda yalnızca GFP denebilir.

Alıştırma

Hangi cümlede or aynı terimin kısaltmasını tanıtmak için kullanılmıştır?

  1. The app uses artificial intelligence or a human editor to sort photos.
  2. The app uses AI, but it does not use artificial intelligence.
  3. The app uses artificial intelligence, or AI, to sort photos.
Cevabı göster

The app uses artificial intelligence, or AI, to sort photos.

Scientists isolated the gene for GFP

3:19

Bilim insanları GFP genini izole ettiler

and figured out how to insert it into the DNA of other cells. Öbek fiiller

3:22

ve onu diğer hücrelerin DNA'sına nasıl yerleştireceklerini buldular.

Öbek fiiller

figured out how to: bir yöntem bulmak

Figured out, birinin düşünme, araştırma veya deneme yoluyla bir şeyi anladığını ya da bir çözüm bulduğunu belirtir. Bu cümlede bilim insanları geni yerleştirmek için uygulanabilir bir yöntem buldu. figure out how to + fiilin yalın hâli yapısı, bir şeyin nasıl yapılacağını keşfetmek veya çözmek anlamına gelir. Burada to insert, insert fiilinin yalın hâlini kullanır; ifade yalnızca bir bilgiyi değil, yöntemi bilmeyi vurgular.

Alıştırma

Cümleyi figure out ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After several tests, the engineers ____ how to reduce the noise.

Cevabı göster

figured out

There, it acts like a biochemical beacon, Deyimler

3:27

Orada biyokimyasal bir işaret fişeği gibi davranır,

Deyimler

acts like a biochemical beacon: bilimsel bir benzetme

Bu cümlede it, GFP'yi ifade eder. Acts like, “benzer bir işlev görür” anlamındadır; biochemical beacon ise GFP'yi bir konumu bulmayı kolaylaştıran sinyale benzetir. Hücrenin içine gerçek bir işaret feneri yerleştirilmez. GFP'nin ışığı, hücreleri veya biyolojik etkinlikleri işaretleyerek bilim insanlarının bunların yerini bulup takip etmesini sağlar. Bu imge, soyut bir bilimsel işlevi tanıdık bir şeye, görünür bir rehbere dönüştürür.

Alıştırma

Hangi cümlede beacon aynı tür işlevsel benzetme olarak kullanılmıştır?

  1. A lighthouse grows inside each tagged cell.
  2. The fluorescent tag acts like a beacon, showing doctors where the tumor is.
  3. The tag sends scientists a written message.
Cevabı göster

The fluorescent tag acts like a beacon, showing doctors where the tumor is.

marking genetic modifications or revealing the path of critical molecules.

3:30

genetik değişiklikleri işaretler veya kritik moleküllerin yolunu ortaya çıkarır.

Scientists have used the glow of GFP to watch cancer cells proliferate, Anlatım akışı

3:36

Bilim insanları kanser hücrelerinin çoğalmasını izlemek,

track the development of Alzheimer's,

3:41

Alzheimer'ın gelişimini takip etmek,

and illuminate countless other biological processes.

3:43

ve sayısız diğer biyolojik süreci aydınlatmak için GFP'nin ışıltısını kullandılar.

Anlatım akışı

watch..., track..., and illuminate...: paralel fiil listesi

watch..., track... ve illuminate... ifadeleri, GFP ışığının kullanım alanlarını anlatan paralel fiil öbekleridir. Hepsi önceki Scientists have used the glow of GFP to çerçevesini paylaşır; bu nedenle her öğe yalın fiil biçimiyle başlar: watch, track, illuminate. Üç eylemi aynı dil bilgisi biçiminde tutmak, bunların eşit düzeyde olduğunu gösterir ve uzun bir listenin izlenmesini kolaylaştırır. Burada illuminate, GFP'nin gerçek ışığını çağrıştırırken “ortaya çıkarmak veya anlaşılır kılmak” anlamına da gelir.

Alıştırma

Hangi cümlede use the tool to ifadesinden sonra açık bir paralel fiil listesi kullanılmıştır?

  1. Researchers use the tool to detect disease, monitor treatment, and explain the results.
  2. Researchers use the tool to detecting disease, monitor treatment, and explained the results.
  3. Researchers use the tool to detect disease, monitoring treatment, and an explanation of the results.
Cevabı göster

Researchers use the tool to detect disease, monitor treatment, and explain the results.

Developing the tools and techniques from GFP has netted three scientists a Nobel Prize in 2008 Kelime

3:48

GFP'den araçlar ve teknikler geliştirmek 2008'de üç bilim insanına Nobel Ödülü kazandırdı

and another three in 2014.

3:55

ve 2014'te üç kişiye daha.

Kelime

has netted three scientists a Nobel Prize: net + alıcı + sonuç

Burada has netted, “sonuç olarak getirdi veya kazandırdı” anlamına gelir. Özne, GFP tabanlı araç ve tekniklerin geliştirilmesidir; yararı ortaya çıkaran da budur. three scientists ifadesi ödülü alanları, a Nobel Prize ise sonucu belirtir. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp net + kişi + sonuç şeklindedir: bir eylem, keşif veya proje bir kişiye ya da gruba ödül, para veya başka somut bir kazanç sağlayabilir. Bu cümlede net, “ağ” anlamındaki isim değil, fiildir.

Alıştırma

Cümleyi net fiilinin geçmiş zamanıyla tamamlayın: The discovery ____ the research team a major award.

Cevabı göster

netted

But it's jellyfish who may be the most successful organisms on Earth. Dilbilgisi

3:58

Ancak Dünya'daki en başarılı organizmalar denizanaları olabilir.

Dilbilgisi

it's jellyfish who may be: It is ... who odaklama yapısı

It's, it is ifadesinin kısaltmasıdır. It is + odak + who + yan cümle kalıbı, odaklama yapan bir yarık cümledir. jellyfish sözcüğünü odağa yerleştirir; bu nedenle ifade, denizanaları hakkında nötr bir açıklama yapmak yerine yaklaşık olarak “gerçekten ya da belki şaşırtıcı biçimde en başarılı olabilecek organizmalar denizanalarıdır” anlamına gelir. Baştaki it herhangi bir nesneyi göstermez ve jellyfish çoğul olsa bile is tekil kalır. Odaklama çerçevesini kaldırırsanız temel cümle Jellyfish may be the most successful organisms on Earth. olur. may sözcüğü, sonucun kesin değil olası olduğunu belirtmeye devam eder.

Alıştırma

Lena’yı vurgulamak için cümleyi It was ... who ile tamamlayın: ____ found the missing key, not her brother.

Cevabı göster

It was Lena who

Ancient fossils prove that jellyfish have inhabited the seas for at least 500 million years

4:03

Eski fosiller denizanalarının en az 500 milyon yıldır denizlerde yaşadığını kanıtlıyor

and maybe go back over 700 million. Kelime

4:09

ve belki de 700 milyon yıl öncesine dayanıyor.

Kelime

go back over 700 million: geçmişe uzanmak

Tarihsel bir zaman bağlamında go back, fiziksel olarak geri dönmek değil, “geçmişe uzanmak” veya “çok eskiye dayanmak” anlamına gelir. Bir tür, fosil kaydı, gelenek veya belgenin ne kadar eski olduğunu belirtmek için kullanılabilir. Burada over 700 million, over 700 million years anlamındadır. Years bir önceki bağlamdan anlaşıldığı için söylenmemiştir; cümle tek başına kullanıldığında normalde eklenmelidir.

Alıştırma

Cümleyi go ile başlayan ve “geçmişe uzanmak” anlamına gelen iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: These fossils ____ more than 200 million years.

Cevabı göster

go back

That's longer than any other multi-organ animal.

4:13

Bu, diğer çok organlı hayvanlardan daha uzundur.

And as other marine animals are struggling to survive in warmer and more acidic oceans, Anlatım akışı

4:17

Diğer deniz hayvanları daha sıcak ve daha asidik okyanuslarda hayatta kalma mücadelesi verirken,

the jellyfish are thriving and perhaps getting even more numerous.

4:22

denizanaları gelişiyor ve belki de sayıları giderek artıyor.

Anlatım akışı

as other animals are struggling, the jellyfish are thriving: arka plan ve karşıtlık

As ile başlayan yan cümle, gelişmekte olan bir durumu arka plana yerleştirir: diğer deniz hayvanları hayatta kalmak için mücadele etmektedir. Ana cümlede odaklanan bilgi ise denizanalarının gelişmesidir. Struggling ve thriving zıt durumları gösterdiği için cümle şaşırtıcı bir karşıtlığı öne çıkarır. Buradaki as, açık bir neden bildirmekten çok “-erken” veya “bu olurken” anlamına yakındır. Karşıtlık esas olarak struggling ve thriving sözcüklerinin anlamından doğar; çeviride “oysa” gibi bir sözcük bunu belirginleştirebilir.

Alıştırma

Hangi cümle, as ile başlayan bir yan cümleyle zor bir arka plan kurup ardından şaşırtıcı bir başarıyı vurgular?

  1. Because many local shops are closing, this small bookstore is thriving.
  2. Many local shops are closing, and this small bookstore is closing too.
  3. As many local shops are closing, this small bookstore is thriving.
Cevabı göster

As many local shops are closing, this small bookstore is thriving.

It doesn't hurt that some can lay as many as 45,000 eggs in a single night. Notlar

4:28

Bazılarının tek bir gecede 45.000 kadar yumurta bırakabilmesi de hiç fena değil.

Deyimler

It doesn't hurt that: ek bir avantaj belirtmek

It doesn't hurt that + yan cümle, bir gerçeğin de yardımcı olduğunu veya avantaj sağladığını ölçülü biçimde anlatır. Burada çok sayıda yumurta üretmek, bu hayvanların başarısını destekleyen ek bir etkendir. Bu yapıda hurt, ‘fiziksel acıya neden olmak’ değil, ‘dezavantaj oluşturmak’ anlamındadır. Olumsuz biçim, avantajı fazla güçlü söylemeden yaklaşık olarak ‘... olması kesinlikle işe yarar’ anlamını verir.

Alıştırma

Hangi cümle It doesn't hurt that ifadesini ek bir avantaj belirtmek için kullanıyor?

  1. It doesn't hurt that the new office is five minutes from the station.
  2. It doesn't hurt when I carry this light bag.
  3. It didn't hurt because the doctor used a numbing cream.
Cevabı göster

It doesn't hurt that the new office is five minutes from the station.

Dilbilgisi

as many as 45,000 eggs: yüksek bir sayıyı vurgulamak

as many as + sayı + çoğul sayılabilen isim kalıbı, belirtilen yüksek sayıya ulaşılmasının mümkün olduğunu vurgular. Bu cümlede 45.000 yumurta, bazı denizanalarının bırakabileceği olağanüstü büyük bir sayı olarak sunulur. İkinci bir miktar belirtilmediği için bu bir eşitlik karşılaştırması değildir. can ile birlikte as many as çoğu zaman mümkün olan üst sınırı, yani ‘45.000'e kadar yumurta’ anlamını belirtir.

Alıştırma

Doğal tamamlamayı seçin: The stadium can hold ___ 80,000 fans.

  1. as much as
  2. as many as
  3. as long as
Cevabı göster

as many as

And there's some jellyfish whose survival strategy almost sounds like science fiction. Deyimler

4:35

Ve bazı denizanalarının hayatta kalma stratejisi neredeyse bilim kurgu gibi geliyor.

Deyimler

sounds like science fiction: inanılması zor bir gerçeği anlatmak

Burada sounds like science fiction, hayatta kalma stratejisinin bir bilim kurgu öyküsünde yer alabilecek kadar tuhaf ya da olağanüstü göründüğünü belirtir. Stratejinin kurmaca olduğu anlamına gelmez. sound like + isim öbeği kalıbı yalnızca fiziksel bir sesi değil, bilgi veya açıklamanın yarattığı izlenimi de anlatabilir. Almost karşılaştırmayı yumuşatır: gerçek olgu bilim kurgu gibi görünmeye çok yaklaşır.

Alıştırma

“The new treatment sounds like science fiction.” cümlesi en doğal olarak ne anlama gelir?

  1. Tedavi, bilim kurgu filmlerinde kullanılan bir ses çıkarır.
  2. Tedavi, bir bilim kurgu öyküsündeki bir şey gibi şaşırtıcı veya gelecekten gelmiş görünür.
  3. Tedavi kesinlikle kurmacadır ve mevcut değildir.
Cevabı göster

Tedavi, bir bilim kurgu öyküsündeki bir şey gibi şaşırtıcı veya gelecekten gelmiş görünür.

When the immortal jellyfish is sick, aging, or under stress,

4:40

Ölümsüz denizanası hastalandığında, yaşlandığında veya stres altında kaldığında,

its struggling cells can change their identity. Kelime

4:44

zorlanan hücreleri kimliklerini değiştirebilir.

Kelime

change their identity: hücre türünde veya durumunda değişim

Bu hücre bağlamında identity, bir hücreyi belirli bir tür, durum veya işleve sahip yapan biyolojik özellikleri ifade eder. Change their identity, hücrelerin başka bir türe veya duruma geçebilmesi demektir; adlarla veya yasal kimlikle ilgili değildir. Özne, identity sözcüğünün anlamını belirlemeye yardımcı olur. Hücreleri veya dokuları ele alan biyoloji yazılarında bu sözcük çoğunlukla biyolojik sınıflandırmayı ve tanımlayıcı özellikleri belirtir.

Alıştırma

“The cells can change their identity.” cümlesindeki identity ne anlama gelir?

  1. Hücrelerin taşıdığı resmî kimlik belgeleri
  2. Bilim insanlarının hücrelere verdiği özel adlar
  3. Hücrelerin biyolojik türü, durumu veya tanımlayıcı işlevi
Cevabı göster

Hücrelerin biyolojik türü, durumu veya tanımlayıcı işlevi

The tiny bell and tentacles deteriorate and turn into an immature polyp Öbek fiiller

4:47

Minik şapkası ve dokunaçları bozulur ve olgunlaşmamış bir polibe dönüşür

Öbek fiiller

turn into an immature polyp: yeni bir biçime dönüşmek

turn into + isim öbeği, öznenin değişip sonunda farklı bir biçim, durum veya kimliğe dönüşmesini anlatır. Bu cümlede küçük çan kısmı ve dokunaçlar köreldikten sonra olgunlaşmamış bir polipe dönüşür. into’dan sonraki isim öbeği değişimin sonucunu belirtir. Burada fiziksel olarak bir yöne dönmekten söz edilmez.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Over time, the tadpole will ____ a frog.

Cevabı göster

turn into

that spawns brand-new clones of the parent. Kelime

4:53

bu da ebeveynin yepyeni klonlarını üretir.

Kelime

spawns brand-new clones: yeni canlılar üretmek

Bu biyoloji bağlamında spawn, “yeni canlılar veya yavrular üretmek” anlamına gelen geçişli bir fiildir. İlgi zamiri that olgunlaşmamış polipe gönderme yapar; öncülü tekil olduğu için fiil spawns biçimini alır. brand-new clones, ebeveyn canlının kopyaları olan yeni üretilmiş bireyler demektir. brand-new, bireylerin yeni ortaya çıktığını vurgular; yeni genetik özelliklere sahip oldukları anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi spawn fiilinin doğru geniş zaman biçimiyle tamamlayın: Each polyp ____ genetically identical offspring.

Cevabı göster

spawns

As far as we know, Kalıp ifadeler

4:56

Bildiğimiz kadarıyla,

these are the only animals who found a loophole when facing mortality. Deyimler

4:58

bunlar ölümle yüzleşirken bir çıkış yolu bulan tek hayvanlardır.

Kalıp ifadeler

As far as we know: bir iddiayı mevcut bilgiyle sınırlamak

As far as we know, “şu anda elimizde bulunan bilgilere göre” anlamına gelir. Ardından gelen iddiayı sınırlar; böylece konuşan kişi bunu gelecekteki hiçbir kanıtın değiştiremeyeceği kesin bir gerçek olarak sunmaz. Cümlenin başında kullanıldığında genellikle bütün ifadeye yönelik bir yorum görevi görür ve ardından virgül gelir. Kanıtların eksik olabileceği veya güncellenebileceği durumlarda kullanışlıdır.

Alıştırma

Bir araştırma ekibi mevcut kanıtlardan söz ediyor. Hangi cümle kesin bir iddia yerine temkinli bir iddiada bulunur?

  1. As far as we know, no other species has shown this behavior.
  2. We know for certain that no other species will ever show this behavior.
  3. No other species has shown this behavior because our knowledge is distant.
Cevabı göster

As far as we know, no other species has shown this behavior.

Deyimler

find a loophole when facing mortality: ölümü aşmayı anlatan bir metafor

To find a loophole, bir yasa, kural veya sistemde amaçlanan kısıtlamanın aşılmasına izin veren istenmeyen bir boşluk ya da zayıflık keşfetmek demektir. Burada mortality, yani sonunda ölme durumu, bir kural ya da sınır gibi düşünülür. Hayvanlar gerçekten kuralları incelememiştir; found a loophole when facing mortality, ölüme giden olağan yolu aşmayı anlatan kişileştirici bir metafordur.

Alıştırma

Bir kural mağaza içindeki satışları yasaklıyor, ancak çevrim içi satışlardan söz etmiyor. Mağaza bu eksiklikten yararlanıyor. Durumu en doğru biçimde hangi cümle açıklar?

  1. The store received an explicit exception from the regulator.
  2. The store found a loophole in the rule.
  3. The store found a solution to a broken checkout.
Cevabı göster

The store found a loophole in the rule.

That's pretty sophisticated for species that are 95% water and predate the dinosaurs. Notlar

5:03

%95'i su olan ve dinozorlardan önce gelen bir tür için bu oldukça gelişmiş bir durum.

Dilbilgisi

pretty sophisticated for ...: değerlendirme ölçütü belirlemek

Bu cümlede pretty, sophisticated sıfatını güçlendiren bir zarftır ve “oldukça” anlamına gelir. Sophisticated, bir şeyin karmaşık veya gelişmiş olduğunu anlatır. for species that are 95% water ifadesi değerlendirmenin ölçütünü belirler. adjective + for + kişi, şey veya durum kalıbı, “o kişinin, şeyin veya durumun özellikleri dikkate alındığında” anlamına gelir. Sonucun bu ölçütle ilgili beklentileri aştığını ve şaşırtıcı olduğunu sıkça hissettirir.

Alıştırma

Hangi cümlede for bir değerlendirme ölçütü belirleyerek beklentinin üzerinde olumlu bir değerlendirme yapar?

  1. The robot is pretty advanced for a school project.
  2. The robot was built for the school project.
  3. The robot moved forward during the school project.
Cevabı göster

The robot is pretty advanced for a school project.

Kelime

predate the dinosaurs: dinozorlardan önce var olmak

Predate, “bir şeyden daha önce var olmak veya gerçekleşmek” anlamına gelen geçişli bir fiildir. predate the dinosaurs ifadesinde türler, dinozorlar ortaya çıkmadan önce zaten vardı. Nesne doğrudan predate fiilinden sonra gelir: X predates Y, X'in Y'den daha eski veya daha erken olduğu anlamına gelir ve than kullanılmaz. pre- ön eki “önce” demektir; başlangıçları benzer görünse de predate sözcüğünün yırtıcı hayvanlarla veya avlanmayla ilgisi yoktur.

Alıştırma

Hangi cümle haritanın demir yolundan önce var olduğu anlamına gelir?

  1. The map predates the railway.
  2. The map documents the railway.
  3. The map dates from the railway era.
Cevabı göster

The map predates the railway.