Uzayın Sonu – İnsanlık İçin Bir Hapishane Yaratmak: İngilizce çalışma notları

Kurzgesagt – In a Nutshell

Öğrenme zorluğu
1.136 kelime 168 kel/dk

Video özeti: Hızlı yörünge parçaları kendini hızlandıran çarpışma zinciri başlatabilir; ağ, yelken, manyetik römorkör ve lazerler acil eylem çağrısından önce karşılaştırılır. Başlıca İngilizce noktaları: 1. "the more we do it." Dil Bilgisi ve Cümle Kalıplarıdır: daha çok etkinlik daha çok kendine zarar verme riski getirir ve orantılı nedenselliği gösterir. 2. "a tipping point." Deyimler ve Mecazlı İfadelerdir: birikimin hızlanmaya başladığı eşiktir ve geri döndürülemez sistem değişimini anlatmayı sağlar. 3. "are being thrown around," bir Phrasal Verb'dür: edilgen biçimde fikirlerin atılmasını değil, gayriresmî önerilip tartışılmasını belirtir ve tartışmanın geçici tonunu gösterir.

Bu derste

Space travel is the most exciting and challenging adventure humanity has ever undertaken.

0:01

Uzay yolculuğu, insanlığın bugüne kadar üstlendiği en heyecan verici ve zorlu maceradır.

But in an irony of history,

0:07

Ancak tarihin ironik bir cilvesi olarak,

we may stop ourselves from going into space the more we do it. Dilbilgisi

0:09

uzaya ne kadar çok gidersek, kendimizi uzaya gitmekten o kadar çok alıkoyabiliriz.

Dilbilgisi

the more we do it: “bunu ne kadar çok yaparsak”

Burada the more we do it, “bunu daha sık ya da daha büyük ölçüde yaptıkça” anlamına gelir. Bu, orantı bildiren bir yan cümledir: bir miktar değiştikçe diğeri de değişir. Bu yan cümle sonuçtan önce değil, sonuçtan sonra gelir. Cümle, uzay faaliyetleri arttıkça sonunda kendi uzaya erişimimizi engelleme riskimizin yükseldiğini anlatır; may kesin bir sonucu değil, bir riski belirtir. Sonuç yan cümlesinde buna karşılık gelen başka bir the more ifadesi sık kullanılır, ancak sonuçtaki değişim zaten açıkça belirtilmişse zorunlu değildir.

Alıştırma

Hangi cümle daha sık tekrarı, daha fazla hata yapma olasılığıyla ilişkilendiriyor?

  1. The team may make more errors the more often it repeats the task.
  2. The team repeats the task more often because it makes fewer errors.
  3. The team may make more errors after it repeats the task once.
Cevabı göster

The team may make more errors the more often it repeats the task.

With every rocket launched and with every satellite deployed, Anlatım akışı

0:14

Fırlatılan her roket ve yerleştirilen her uydu ile,

we're creating a trap for ourselves that gets deadlier and more dangerous every year. Deyimler

0:17

kendi kendimize her yıl daha ölümcül ve tehlikeli hale gelen bir tuzak yaratıyoruz.

Anlatım akışı

With every rocket launched ... with every satellite deployed: her olayla büyüyen birikim

Cümle başındaki iki With every ... ifadesi tekrarlanan bir çerçeve kurar: her roket fırlatılışı ve her uydu yerleştirilmesi, ana cümledeki sonuca doğru bir adım daha ekler. Aynı yapının tekrarlanması olayları eşit düzeye koyar ve giderek biriken, güçlenen bir etki yaratır. Burada with, araç olarak kullanmak anlamında değil, her olay gerçekleştiğinde ya da her yeni olayla birlikte anlamındadır. Launched ve deployed, isimlerden sonra gelen geçmiş zaman ortaçlarıdır; every rocket that is launched ve every satellite that is deployed yapılarını kısaltırlar.

Alıştırma

Cümleyi tekrarlanan With every ... çerçevesiyle tamamlayın: ____ page we edit and ____ source we check, the report becomes more reliable.

Cevabı göster

With every · with every

Deyimler

Kendi kendimize bir tuzak yaratmak

Burada creating a trap for ourselves mecazidir. Kendi eylemlerimizin, ileride bizi kısıtlayabilecek veya bize zarar verebilecek tehlikeli bir durum yarattığı anlamına gelir. Dönüşlülük zamiri ourselves, tehlikeye yol açan kişilerle sonuçlarına katlanacak kişilerin aynı olduğunu gösterir. create a trap for oneself kalıbı, özellikle zamanla kötüleşen ve kişinin kendisinin yarattığı riskleri anlatmak için kullanılabilir.

Alıştırma

Hangi cümle, bir grubun yine aynı grubu etkileyecek tehlikeyi kendisinin yarattığını açıkça söyler?

  1. By depending on one supplier, we're creating a trap for ourselves.
  2. By depending on one supplier, we're falling into a trap.
  3. By changing the contract, we're setting a trap for the supplier.
Cevabı göster

By depending on one supplier, we're creating a trap for ourselves.

If it's ever activated,

0:23

Eğer bu tuzak bir gün tetiklenirse,

it could end the space age and trap us on our planet for decades or even centuries. Kültür

0:25

uzay çağını sona erdirebilir ve bizi on yıllar, hatta yüzyıllar boyunca kendi gezegenimize hapsedebilir.

Kültür

The space age: tarihsel dönem anlamındaki age

the space age ifadesinde age, bir kişinin yaşını değil, geniş bir tarihsel dönemi anlatır. İfade, uzay uçuşlarının ve uzay teknolojisinin insan faaliyetlerinin önemli parçaları hâline geldiği dönemi adlandırır. Bu dönem genellikle ilk yapay uydular ve daha sonraki insanlı görevlerle ilişkilendirilir. Bu cümlede end the space age, yalnızca bir görevin sona ermesi değil, uzayı keşfetmeye ve kullanmaya devam etme yeteneğinin çok uzun süre kaybedilmesi anlamına gelir.

Alıştırma

'The invention opened a new age of medicine,' İngilizce cümlesinde age ne anlama gelir?

  1. Büyük gelişmelerle tanımlanan geniş bir tarihsel dönem
  2. Belirli bir kişinin yaşadığı yıl sayısı
  3. Fiziksel olarak yaşlanma süreci
Cevabı göster

Büyük gelişmelerle tanımlanan geniş bir tarihsel dönem

Getting something into space is incredibly hard.

0:41

Uzaya bir şey göndermek inanılmaz derecede zordur.

To do so, you need to move very, very fast,

0:44

Bunu yapmak için çok ama çok hızlı hareket etmeniz gerekir;

at first straight up to leave the atmosphere,

0:47

önce atmosferden çıkmak için dümdüz yukarıya,

then sideways to begin a sort of circling around the Earth,

0:49

sonra Dünya etrafında bir tür çember çizmeye başlamak için yanlara doğru,

still very, very fast.

0:52

ve yine çok ama çok hızlı.

If you do that successfully,

0:55

Eğer bunu başarıyla yaparsanız,

you can enter a low Earth orbit. Kalıp ifadeler

0:56

alçak Dünya yörüngesine girebilirsiniz.

Kalıp ifadeler

alçak Dünya yörüngesine girmek

Burada enter, bir yerin içine yürüyerek girmek değil, bir yörüngeye ulaşıp o yörünge boyunca hareket etmeye başlamak anlamına gelir. Uzay alanındaki İngilizcede enter doğrudan orbit ile kullanılabilir: bir uzay aracı o yola ulaştığında yörüngeye girer ve yol boyunca hareket etmeye başlar. Low Earth orbit, Dünya'ya nispeten yakın bir yörünge türüdür. a tanımlığı, cümlenin bu türdeki yörüngelerden birini anlattığını gösterir.

Alıştırma

Cümleyi enter ve low Earth orbit ifadesiyle tamamlayın: After launch, the satellite will ____ before it begins collecting data.

Cevabı göster

enter a low Earth orbit

And once in orbit,

0:58

Ve yörüngeye bir kez girdiniz mi,

it's very hard to get out of orbit.

1:00

yörüngeden çıkmak çok zordur.

Unless you have energy to spare, Kalıp ifadeler

1:02

Harcanacak ekstra enerjiniz yoksa,

Kalıp ifadeler

fazladan enerjiye sahip olmak

Bir isimden sonra kullanılan to spare, ihtiyaç karşılandıktan sonra hâlâ bir miktar kaldığını belirtir. Energy to spare, gerekenden daha fazla enerji olduğu ve bir kısmının hâlâ kullanılabildiği anlamına gelir. Yeniden kullanılabilen kalıp isim + to spare şeklindedir: time to spare, money to spare ve room to spare. Bu kalıp çoğunlukla have veya with sözcüklerinden sonra gelir.

Alıştırma

Cümleyi energy ile isim + to spare kalıbını kullanarak tamamlayın: Even after the long hike, Lina still had ____ for a game.

Cevabı göster

energy to spare

you're sort of locked in here, falling around the Earth forever. Notlar

1:04

bir nevi burada kilitli kalır, sonsuza dek Dünya'nın etrafında düşmeye devam edersiniz.

Ton ve niyet

Yaklaşık Bir Açıklamayı Yumuşatan sort of

Bu cümlede sort of, locked in ifadesinin kesinliğini yumuşatır. Konuşan kişi, locked in sözünün yörüngedeki bir nesnenin tamamen gerçek anlamlı tanımı değil, anlamayı kolaylaştıran yaklaşık bir anlatım olduğunu belirtir. Bir açıklama genel olarak doğru fakat tam olarak kesin değilse önüne sort of getirebilirsin. Bu ifade temkinli bir ton oluşturur ve açıklamanın fazla kesin duyulmasını önler.

Alıştırma

Benzetmenin yalnızca yaklaşık olduğunu göstermek için cümleyi bu dersteki iki sözcüklü yumuşatma ifadesiyle tamamla: The cloud ____ looks like a dragon.

Cevabı göster

sort of

Öbek fiiller

Değiştirilmesi Zor Bir Durum Olarak locked in

Burada locked in, gerçek bir kapı kilidiyle içeride tutulmak anlamına gelmez. Nesnenin devam eden bir durumda kaldığını anlatır: Dünya'nın çevresinde düşmeye devam eder ve bu yoldan kolayca ayrılamaz. Daha genel olarak be locked in; bir konum, seçim, fiyat, plan veya düzenlemenin bırakılması ya da değiştirilmesi zor bir hâle geldiğini belirtir. Odak, kilitleme eyleminde değil, bunun sonucunda oluşan durumdadır.

Alıştırma

“After signing the lease, Maya was locked in for a full year,” cümlesinde locked in ne anlama gelir?

  1. Ayrılması zor bir düzenlemeye bağlıydı.
  2. Gerçekten bir kapıyı kilitledi.
  3. Bir binaya giremiyordu.
Cevabı göster

Ayrılması zor bir düzenlemeye bağlıydı.

That's great for things we want to stay up, Öbek fiiller

1:08

Bu, yukarıda kalmasını istediğimiz şeyler için harika bir durumdur,

Öbek fiiller

stay up: yukarıda veya yörüngede kalmak

Burada stay up, “Dünya'nın yukarısında kalmaya devam etmek”, daha özel olarak da “yörüngede kalmak” demektir. Özne uzay istasyonları ve uydular gibi şeylerdir; bu yüzden up bir insanın uyku alışkanlığını değil, onların konumunu anlatır. Bir deyimsel fiilin doğru anlamını seçmek için özneye ve çevredeki konuya bak. Özne havada, yüksekte veya yörüngede kalan bir nesneyse stay up, “yukarıda kalmaya devam etmek” anlamına gelebilir.

Alıştırma

“The satellites can stay up for years.” cümlesinde stay up ne anlama gelir?

  1. Daha alçak bir konumdan yükselmek
  2. Yatağa gitmemek
  3. Dünya'nın üzerinde veya yörüngede kalmak
Cevabı göster

Dünya'nın üzerinde veya yörüngede kalmak

like space stations and satellites.

1:11

örneğin uzay istasyonları ve uydular gibi.

And so we moved the majority of humanity's space infrastructure to this place,

1:13

Bu yüzden insanlığın uzay altyapısının büyük bir kısmını buraya,

just a few hundred kilometers above the surface.

1:17

yüzeyden sadece birkaç yüz kilometre yukarıya taşıdık.

Just high enough so that the atmosphere is so thin Dilbilgisi

1:20

Atmosferin çok ince olacağı kadar yüksek bir seviyeye ki,

that orbiting things can stay up for centuries before air resistance can slow them enough to bring them back to Earth. Kelime

1:23

yörüngedeki nesneler, hava direnci onları Dünya'ya döndürecek kadar yavaşlatmadan önce yüzyıllarca yukarıda kalabilir.

Dilbilgisi

so thin that: sonuca yol açan derece

so + sıfat + that + yan cümlecik yapısı, bir özelliğin sonuca yol açacak bir dereceye ulaştığını gösterir. so thin that orbiting things can stay up ifadesinde atmosfer son derece incedir ve bu, yörüngedeki cisimlerin Dünya'nın üzerinde çok uzun süre kalmasını mümkün kılar. Daha önceki so that, high enough ifadesini bu yüksekliğin mümkün kıldığı sonuçla bağlar. Vurgulanan so thin that, bu cümleciğin içindeki ayrı bir yapıdır: so, thin sözcüğünü niteler; that ise sonucu başlatır. Bu yapıyı bulmak için so ile that arasında bir sıfat olup olmadığına bak.

Alıştırma

Her boşluğa bir sözcük yazarak derece-sonuç yapısını tamamla: The backpack was ____ heavy ____ Leo had to put it down.

Cevabı göster

so · that

Kelime

air resistance: havadaki hareketi yavaşlatan kuvvet

Hava direnci, havanın içinde hareket eden bir cismin hareket yönüne karşı uyguladığı kuvvettir. Burada yörüngedeki cisimleri yavaş yavaş yavaşlatır; bu nedenle cisimler çok uzun bir sürenin ardından irtifa kaybedip Dünya'ya dönebilir. slow them enough ifadesinde yavaşlamanın nedeni air resistance olur. Buradaki resistance, insanların karşı çıkması veya elektrik direnci değil, harekete karşı koyan fiziksel bir kuvvettir.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki iki kelimelik tam terimle tamamlayın: A cyclist bends lower to reduce ____.

Cevabı göster

air resistance

But this is also the source of our deadly trap.

1:30

Fakat ölümcül tuzağımızın kaynağı da tam olarak budur.

Rockets are really metal cylinders that keep big parts of fuel in place.

1:34

Roketler aslında büyük yakıt parçalarını bir arada tutan metal silindirlerdir.

Whenever a portion of the fuel has been spent,

1:38

Yakıtın bir kısmı her tüketildiğinde,

the empty tanks are dropped to make the rocket lighter.

1:41

boş tanklar roketi hafifletmek için bırakılır.

Some parts crash down to Earth or burn up in the atmosphere. Öbek fiiller

1:44

Bazı parçalar Dünya'ya çakılır veya atmosferde yanar.

Öbek fiiller

burn up: ateş veya ısıyla tamamen yok olmak

Burn up, ateş veya yoğun ısı nedeniyle tamamen ya da neredeyse tamamen yok olmak anlamına gelen bir öbek fiildir. Bu cümlede bazı parçalar atmosferden geçerken yok olur. up parçacığı eylemin tamamlandığı anlamını ekler; yukarı doğru hareketi anlatmaz. Bu ifade buradaki gibi nesnesiz kullanılabilir: parçalar burn up olur.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki tam öbek fiille tamamlayın: A tiny piece of paper can ____ in seconds in a hot flame.

Cevabı göster

burn up

But most of the useless rocket parts stay up

1:48

Ancak işe yaramaz roket parçalarının çoğu yukarıda kalır

and begin to orbit the planet.

1:50

ve gezegenin yörüngesinde dönmeye başlar.

After decades of space travel,

1:53

On yıllar süren uzay yolculuklarının ardından,

low Earth orbit is a junkyard of spent boosters, Deyimler

1:55

alçak Dünya yörüngesi; tükenmiş fırlatıcıların,

Deyimler

a junkyard of spent boosters: yakıtı tükenmiş güçlendiricilerle dolu bir hurdalık

Buradaki a junkyard of spent boosters bir benzetmedir. Alçak Dünya yörüngesi gerçek anlamda bir hurdalık değildir; ifade burayı atılmış roket donanımlarıyla dolu bir yer gibi gösterir. spent boosters ifadesindeki spent, güçlendiricilerin itici yakıtlarını tükettiğini ve ilk fırlatma görevlerini artık yerine getiremediğini belirtir. Spent burada ödenmiş parayı değil, kullanılabilir madde ya da enerjinin tükenmesini anlatır.

Alıştırma

Yazar, atılmış roket kademeleriyle dolu bir yörüngeyi 'a junkyard of spent boosters' diye adlandırıyor. Bu ifade ne anlatıyor?

  1. Yörünge, itici yakıtını tüketmiş güçlendiricilerle doludur.
  2. Hâlâ çalışan pahalı güçlendiriciler içerir.
  3. Burası güçlendiricilere yeniden yakıt doldurulan gerçek bir tamir alanıdır.
Cevabı göster

Yörünge, itici yakıtını tüketmiş güçlendiricilerle doludur.

broken satellites and millions of pieces of shrapnel from missile tests and explosions.

1:58

bozuk uyduların ve füze testleri ile patlamalardan arta kalan milyonlarca şarapnel parçasının bulunduğu bir çöplüğe dönmüştür.

Right now,

2:04

Şu anda,

we know of around 2,600 defunct satellites, Kelime

2:05

yaklaşık 2.600 adet işlevsiz uydu,

Kelime

defunct satellites: artık çalışmayan uydular

defunct satellites ifadesinde defunct, uyduların artık çalışmadığını veya üretildikleri amacı yerine getirmediğini belirtir. Fiziksel olarak hâlâ yörüngede bulunabilirler; defunct kaybolmayı ya da yok edilmeyi değil, işlevin sona ermesini anlatır. Bu sözcük genellikle çalışma kaybını kalıcı bir durum olarak sunar. Ayrıca artık çalışmayan kuruluşları, sistemleri ve hizmetleri de niteleyebilir.

Alıştırma

'Artık çalışmayan ve genellikle kalıcı olarak bu durumda olan' anlamındaki resmî sıfatla cümleyi tamamlayın: The museum tracks ____ satellites that still circle Earth.

Cevabı göster

defunct

10,000 objects bigger than a monitor,

2:08

monitörden büyük 10.000 nesne,

20,000 as large as an apple,

2:11

elma büyüklüğünde 20.000 parça,

500,000 pieces the size of a marble,

2:13

bilye büyüklüğünde 500.000 parça

and at least 100 million parts so small they can't be tracked. Dilbilgisi

2:15

ve izlenemeyecek kadar küçük en az 100 milyon parça olduğunu biliyoruz.

Dilbilgisi

so small they can't be tracked: that'in düşürüldüğü sonuç yan cümlesi

so small they can't be tracked yapısında so, small sözcüğünün derecesini güçlendirir ve bir sonuç bildirir: parçalar, takip sistemlerinin onları izleyemeyeceği kadar küçüktür. Sonuç yan cümlesi doğrudan gelir çünkü that düşürülmüştür. Tam biçim so small that they can't be tracked şeklindedir. they can't be tracked bölümünü bağımsız ve ilgisiz bir bilgi olarak değil, so small ifadesinin sonucu olarak anlayın.

Alıştırma

Hangi cümlede so + sıfat yapısından sonra that düşürülmüş bir sonuç yan cümlesi doğru biçimde kullanılmıştır?

  1. The suitcase was too heavy for the shelf, but I lifted it.
  2. The suitcase was so heavy I couldn't lift it.
  3. The suitcase was heavy, so I could lift it easily.
Cevabı göster

The suitcase was so heavy I couldn't lift it.

This debris is moving at speeds of up to 30,000 km/h, Kalıp ifadeler

2:20

Bu enkaz, saatte 30.000 km'ye varan hızlarla hareket ederek,

Kalıp ifadeler

at speeds of up to 30,000 km/h: hız için üst sınır belirtme

At speeds of, bir şeyin hareket ettiği hızı belirtir. Çoğul speeds, farklı hızlarda hareket edebilen bir nesne grubu için uygundur. Up to 30,000 km/h bir üst sınır verir: bazı parçalar bu hıza ulaşabilir, ancak ifade her parçanın bu kadar hızlı hareket ettiğini ya da saatte 30.000 km'nin ortalama hız olduğunu söylemez.

Alıştırma

Çoğul speeds kullanarak ortalamayı değil üst sınırı bildiren ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: Some test vehicles can travel ____ 320 km/h under ideal conditions.

Cevabı göster

at speeds of up to

circling Earth on crisscrossing orbits multiple times a day.

2:25

Dünya'nın etrafında kesişen yörüngelerde günde defalarca dönüyor.

Orbital speeds are so fast Dilbilgisi

2:29

Yörünge hızları o kadar yüksektir ki,

that being hit by debris the size of a pea is like being shot by a plasma gun. Anlatım akışı

2:31

bezelye büyüklüğünde bir enkazın çarpması plazma tabancasıyla vurulmaya benzer.

Dilbilgisi

so fast that derece-sonuç yapısı

so + sıfat/zarf + that yapısı, yüksek bir dereceyi bunun sonucuna bağlar. Burada so, fast sözcüğünün derecesini güçlendirir; that ise yörünge hızının aşırı yüksek olması nedeniyle ortaya çıkan sonucu başlatır. Buradaki that, bir nesneyi gösteren sözcük değil, yan cümleyi bağlayan bir bağlayıcıdır. Altyazıda satır sonu parçaları ayırsa bile yapı so fast that + sonuç cümleciği olarak birlikte okunur.

Alıştırma

Her boşluğa bir sözcük yazarak derece-sonuç yapısını tamamlayın: The box was ____ heavy ____ I needed help to lift it.

Cevabı göster

so · that

Anlatım akışı

being hit by ... is like being shot by ... benzetmesi

A is like B kalıbı, cümleyi bir benzetme olarak düzenler: Küçücük bir enkaz parçasının pek tanıdık olmayan tehlikesini, plazma silahıyla vurulmanın canlı görüntüsüyle karşılaştırır. Karşılaştırma çarpmanın kuvvetiyle ilgilidir; gerçekten bir plazma silahı kullanıldığını söylemez. Being hit by debris the size of a pea öznedir; being shot by a plasma gun ise like sonrasında gelen karşılaştırma unsurudur. Birbirine uyan edilgen -ing biçimleri iki deneyimi karşılaştırmayı kolaylaştırırken the size of a pea, debris sözcüğünü niteler.

Alıştırma

Bu cümlede is like ne işe yarar: "Being hit by a tiny piece of debris is like being shot by a plasma gun"?

  1. Enkazın tam boyutunu belirtir.
  2. Tehlikeyi canlı göstermek için iki deneyimi karşılaştırır.
  3. Enkazın bir plazma silahı tarafından oluşturulduğunu söyler.
Cevabı göster

Tehlikeyi canlı göstermek için iki deneyimi karşılaştırır.

On impact,

2:36

Çarpma anında,

the debris vaporizes,

2:36

enkaz buharlaşır,

releasing enough energy to punch holes straight through solid metal. Dilbilgisi

2:38

katı metalin içinden doğrudan delikler açacak kadar enerji açığa çıkarır.

Dilbilgisi

releasing enough energy to punch holes: sonuç ve yeterlilik

Bu parçada releasing, önceki çarpışmanın sonucunu ekleyen bir -ing ortaç yapısıdır: parçalar buharlaşır ve bunun sonucunda enerji açığa çıkarır. Yeni ve bağımsız bir cümle başlatmaz; örtük öznesi önceki cümleden gelir. enough energy to punch holes, enerji miktarının delik açmaya yetecek düzeyde olduğunu belirtir. enough + isim + to-mastar kalıbı yeterlilik bildirir. Buradaki to punch, birinin amacını değil, bu miktardaki enerjinin ortaya çıkarabileceği sonucu anlatır.

Alıştırma

Cümleyi enough + isim + to-mastar kalıbıyla tamamlayın: The battery stored ____ power ____ run the radio all night.

Cevabı göster

enough · to

So,

2:42

Yani,

we've covered the space around our planet with millions of deadly pieces of destruction.

2:42

gezegenimizin etrafındaki uzayı milyonlarca ölümcül yıkım parçasıyla kapladık.

And we also put a trillion-dollar global infrastructure network right in the danger zone. Deyimler

2:47

Ve aynı zamanda trilyonlarca dolarlık küresel bir altyapı ağını tam da bu tehlike bölgesinin ortasına yerleştirdik.

Deyimler

right in the danger zone: tam konum ve risk

right in the danger zone ifadesinde right, “tam olarak” veya “doğrudan” anlamında bir pekiştiricidir. in sözcüğünü güçlendirir: ağ riskli alanın yalnızca yakınında değil, içindedir. Burada right, sağ yönünü belirtmez. Danger zone, zarar görme olasılığının yüksek olduğu bir alanı adlandırır. Burada resmî olarak işaretlenmiş bir bölgeden çok mecazi anlamda kullanılır ve değerli altyapının tehlikeye maruz kalacağı bir yere konduğunu vurgular.

Alıştırma

Hangi cümle istasyonun yüksek riskli alanın tam içinde olduğunu söyler?

  1. The station is right in the danger zone.
  2. The station is to the right of the danger zone.
  3. The station is near the danger zone.
Cevabı göster

The station is right in the danger zone.

It performs critical duties essential to the modern world:

2:52

Modern dünya için gerekli olan kritik görevleri yerine getiriyor:

global communication,

2:56

küresel iletişim,

GPS, and navigation,

2:58

GPS ve navigasyon,

collecting weather data,

3:00

hava durumu verilerinin toplanması,

looking out for asteroids,

3:02

asteroitlerin gözlenmesi

and all manner of scientific discoveries. Kalıp ifadeler

3:04

ve her türlü bilimsel keşif.

Kalıp ifadeler

all manner of: birçok farklı türü kapsamak

all manner of scientific discoveries ifadesinde all manner of, “birçok farklı türde” anlamına gelir. Her türü tek tek saymak yerine geniş ve ayrıntıları belirtilmemiş bir çeşitliliği tek ifadede toplar. Burada manner, “davranış” veya bir şeyi yapma biçimi değil, “tür” anlamındadır. Kalıp yapı all manner of + isim şeklindedir.

Alıştırma

Bu notta geçen ve “birçok farklı türde” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The workshop contains ____ useful tools.

Cevabı göster

all manner of

Things we would miss very much if they suddenly went away.

3:07

Bunlar aniden yok olsa yokluklarını çok hissedeceğimiz şeyler.

If just one pea-sized bullet hits one of our 1,100 working satellites,

3:12

Eğer çalışan 1.100 uydumuzdan birine bezelye büyüklüğünde tek bir mermi bile isabet ederse,

it will be destroyed instantly.

3:17

uydu anında yok olacaktır.

Three or four satellites are already being destroyed this way every year.

3:19

Her yıl zaten üç veya dört uydu bu şekilde yok oluyor.

As the number of satellites and the amount of junk in orbit is expected to grow tenfold in the next decade, Dilbilgisi

3:23

Önümüzdeki on yıl içinde yörüngedeki uyduların sayısının ve çöp miktarının on kat artması beklendiği için,

Dilbilgisi

is expected to grow tenfold: on katlık büyüme öngörüsünü aktarmak

Is expected to + fiilin yalın hâli, bir öngörüyü konuşanın kişisel kesinliğiymiş gibi sunmadan aktarır. Burada grow, to’dan sonra gelen fiilin yalın hâlidir; tenfold ise öngörülen büyümenin miktarını belirten bir zarftır. Grow tenfold, başlangıçtaki büyüklüğün on katına çıkmak demektir. Örneğin 100 olan bir miktar 1.000 olur; bu, on yüzde puan eklemek anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle talebin on katına çıkacağı yönündeki öngörüyü nesnel biçimde aktarır?

  1. Demand is expected to grow by 10 percent over the next decade.
  2. Demand is expected growing tenfold over the next decade.
  3. Demand is expected to grow tenfold over the next decade.
  4. Demand expects to grow tenfold over the next decade.
Cevabı göster

Demand is expected to grow tenfold over the next decade.

we're approaching a tipping point. Deyimler

3:29

bir kırılma noktasına yaklaşıyoruz.

Deyimler

a tipping point: kendi kendini güçlendiren değişimin kritik eşiği

Bu cümlede a tipping point, bir sistemdeki kritik eşiği ifade eder. Sistem bu eşiği geçince büyük bir değişim başlayabilir ve bu değişimi tersine çevirmek zorlaşabilir. Bu ifade mecazidir; herhangi bir şeyin gerçekten devrilmesi anlamına gelmez. “Önemli bir an” ifadesinden daha güçlüdür çünkü sistemin farklı çalışmaya başlayabileceğini ve değişimin kendi kendini güçlendirebileceğini anlatır.

Alıştırma

Isınma kritik bir düzeyi geçtikten sonra buzların erimesi daha fazla ısınmayı hızlandırıyor. Sistemin değişebileceği ve bu değişimi güçlendirebileceği eşiği en iyi hangi ifade adlandırır?

  1. a meeting point
  2. a tipping point
  3. a turning point
Cevabı göster

a tipping point

But the worst thing in space is not tiny pieces of junk.

3:31

Ancak uzaydaki en kötü şey minik çöp parçaları değildir.

The worst thing would be an unstoppable chain reaction Kelime

3:35

En kötü şey, durdurulamaz bir zincirleme reaksiyonla

that turns a lot of non-junk things into junk.

3:38

çöp olmayan pek çok şeyin çöpe dönüşmesidir.

Kelime

unstoppable chain reaction: durdurulamayan ve kendi kendine yayılan bir süreç

Chain reaction, bir olayın başka olaylara yol açtığı ve bu olayların da yeni nedenler oluşturduğu bir süreçtir. Burada yeni çarpışmalar, daha fazla çarpışmaya yol açabilecek parçalar üretir. Unstoppable, chain reaction birleşik ismini niteler. Süreç başladıktan sonra kimsenin onu durduramayacağı biçimde devam edebileceğini anlatır; yalnızca birkaç olayın art arda gerçekleştiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir yazılım arızası yakındaki sunucuları aşırı yükler ve her yeni arıza daha fazla sunucuyu aşırı yükler. Durdurulamaz hâle gelebilecek bu kendi kendine yayılan süreci en iyi hangi ifade anlatır?

  1. a scheduled sequence
  2. a series of unrelated events
  3. an unstoppable chain reaction
Cevabı göster

an unstoppable chain reaction

For example,

3:41

Örneğin,

if two satellites hit each other in just the right way.

3:42

iki uydunun tam da denk gelecek şekilde birbirine çarpması gibi.

If satellites collide,

3:46

Eğer uydular çarpışırsa,

they don't stop and fall out of the sky.

3:47

durup gökten düşmezler.

It's more of a splash Dilbilgisi

3:50

Bu bir çarpışmadan ziyade

than a crash.

3:51

bir saçılmadır.

Dilbilgisi

more of A than B: daha uygun tanımı seçmek

more of A than B yapısında konuşan kişi A'yı daha uygun, B'yi ise daha az doğru bir tanım olarak görür. Burada olay, sıradan bir crash yerine splash olarak düşünüldüğünde daha iyi anlatılır: parçalar damlalar gibi dışarı saçılır, ancak bu uyduların içinde sıvı olduğu anlamına gelmez. A ve B genellikle isim öbekleridir. Bu yapı, B'nin tamamen yanlış olduğunu söylemeden bir şeyi yeniden sınıflandırmak veya ilk izlenimi düzeltmek için kullanılabilir.

Alıştırma

Etkinliğin resmî bir dersten çok bilim fuarına benzediğini belirtmek için cümleyi more of A than B yapısıyla tamamlayın: The school event was ____ a science fair ____ a formal lesson.

Cevabı göster

more of · than

Orbital speeds are so fast,

3:53

Yörünge hızları o kadar yüksektir ki,

solid pieces spray right through each other,

3:55

katı parçalar birbirlerinin içinden geçip püskürür,

transforming the two satellites into clouds of thousands of little things Dilbilgisi

3:57

iki uyduyu binlerce küçük parçadan oluşan ve

still fast enough to destroy more satellites.

4:01

hala daha fazla uyduyu yok edebilecek kadar hızlı bulutlara dönüştürür.

Dilbilgisi

transforming A into B: değişim ve sonuç

Transform A into B, A'nın B hâline gelmesine neden olmak demektir. A değiştirilen nesnedir; into sözcüğünden sonraki isim öbeği ise ortaya çıkan durumu veya biçimi belirtir. Burada uydular, hava olaylarındaki bulutlara değil, dağılmış küçük parçalardan oluşan büyük clouds kümelerine dönüşür. Transforming bir şimdiki zaman ortacıdır. Örtük öznesi, bu parçadan hemen önce anlatılan çarpışma sürecidir. Böylece -ing yan cümlesi sonucu aynı cümleye sığdırır: çarpışma, uyduları enkaz bulutlarına dönüştürür.

Alıştırma

Sonucu göstermek için cümleyi transform A into B yapısının şimdiki zaman ortacı biçimiyle tamamlayın: The software reorganized the raw numbers, ____ them ____ a clear chart.

Cevabı göster

transforming · into

This could trigger the slowest and most destructive sort of domino effect, Deyimler

4:05

Bu, en yavaş ve en yıkıcı domino etkisini,

Deyimler

domino effect: bir olay sonrakini tetikler

Bu cümlede domino effect, devrilen domino taşlarının sonrakini devirmesi gibi, bir olayın bir sonraki olayı tetiklediği bir zinciri anlatır. Yalnızca birkaç olayın sırayla gerçekleşmesini değil, birbirine bağlı bir neden-sonuç ilişkisini ifade eder. slowest ve most destructive sıfatları, zincirin yavaş ilerlese bile sonunda çok ağır bir hasar biriktirebileceğini gösterir.

Alıştırma

Hangi durum en iyi domino effect ile açıklanır?

  1. Bir tren her durakta daha kalabalık olur.
  2. Birkaç tren aynı anda farklı istasyonlara varır.
  3. Geciken bir tren, yolcuların aktarmaları kaçırmasına ve bunun sonucunda sonraki randevularına yetişememesine neden olur.
Cevabı göster

Geciken bir tren, yolcuların aktarmaları kaçırmasına ve bunun sonucunda sonraki randevularına yetişememesine neden olur.

a collision cascade. Kelime

4:09

yani bir çarpışma silsilesini (Kessler Sendromu) tetikleyebilir.

Kelime

collision cascade: kendini güçlendiren çarpışma zinciri

Collision cascade, bir çarpışmanın daha fazla çarpışmaya yol açabilecek parçalar oluşturduğu bir zincirleme tepkimedir. Cascade, her aşamanın bir sonrakini ürettiğini ve sürecin ölçeğini büyütebildiğini anlatır. Yörünge enkazı tartışmalarında bu terim, yalnızca birbirine yakın yerlerde gerçekleşen bağımsız çarpışmaları değil, kendini güçlendiren bir riski adlandırır.

Alıştırma

İngilizce cümleyi teknik terimle tamamlayın: In orbital-debris science, a self-reinforcing chain of impacts is called a ____.

Cevabı göster

collision cascade

Like a shotgun spray,

4:12

Tıpkı bir pompalı tüfek saçması gibi,

each collision creates more bullets.

4:13

her çarpışma daha fazla mermi yaratır.

What was once a single tiny target, Dilbilgisi

4:16

Bir zamanlar tek bir küçük hedef olan ve

very unlikely to hit anything,

4:18

herhangi bir şeyi vurma ihtimali çok düşük olan şey,

becomes a wall of destruction,

4:20

daha fazlasını yaratmaya aç

Dilbilgisi

What was once X becomes Y: önceki durumdan sonraki sonuca

What was once a single tiny target yan cümlesinin tamamı becomes fiilinin öznesidir. Burada what bir soru sormaz; “olan şey” veya “şey ki” anlamına gelir. Böylece yan cümle, nesneyi önceki hâliyle adlandırır. What was once X becomes Y kalıbı, geçmişteki bir kimliği daha sonraki sonuçla karşılaştırır. Araya eklenen very unlikely to hit anything ifadesi tamamlayıcı bilgi verir; temel dil bilgisi çizgisi yine What was once X becomes Y biçimindedir.

Alıştırma

Cümleyi tam olarak What was once X becomes Y değişim kalıbıyla tamamlayın: ____ a small neighborhood event ____ a citywide festival.

Cevabı göster

What was once · becomes

hungry to make more. Deyimler

4:22

bir yıkım duvarı haline gelir.

Deyimler

Hungry to make more ifadesinin mecaz anlamı

Hungry burada mecaz anlamdadır. Yıkım duvarına insani bir iştah kazandırır ve yıkıcı süreci, sanki devam etmeyi güçlü biçimde istiyormuş gibi sunar. Hungry to make more ifadesinde hungry to + fiilin yalın hâli, “bir şeyi yapmak için güçlü bir dürtü veya istek duymak” anlamına gelir. Make more ifadesinin nesnesi söylenmez çünkü bağlam bunu sağlar: daha fazla yiyecek değil, daha fazla yıkım veya enkaz.

Alıştırma

Hangi cümle güçlü bir mecaz dürtüyü göstermek için hungry to + fiil yapısını doğru kullanır?

  1. The team is hungry to prove itself in the final.
  2. The team is eager for prove itself in the final.
  3. The team is hungry for prove itself in the final.
Cevabı göster

The team is hungry to prove itself in the final.

As more and more satellites are destroyed, Dilbilgisi

4:24

Giderek daha fazla uydu yok oldukça,

the destruction accelerates exponentially,

4:26

yıkım katlanarak hızlanır

Dilbilgisi

As...: birlikte gelişen iki değişim

As, değişmekte olan bir durumu tanıtır: yok edilen uydu sayısı arttıkça yıkım da hızlanır. İki süreç birlikte ilerler ve ilk değişim ikincisini hızlandırmaya yardımcı olur. More and more sayının sürekli arttığını, exponentially ise yıkımın gittikçe daha hızlı ivmelendiğini gösterir. Buradaki As, “bu süreç geliştikçe” anlamındadır; “rolünde” anlamında değildir.

Alıştırma

“As the crowd grows larger, the noise rises,” cümlesinde As neyi gösterir?

  1. Kalabalık yalnızca gürültü durduktan sonra büyür.
  2. Burada As, “rolünde” anlamına gelir.
  3. Birbiriyle bağlantılı iki değişim birlikte gelişir.
Cevabı göster

Birbiriyle bağlantılı iki değişim birlikte gelişir.

eventually destroying everything parked in orbit.

4:29

ve sonunda yörüngede park etmiş her şeyi yok eder.

But space is very empty,

4:32

Ancak uzay çok boş bir yerdir,

so the first few collisions may take a long time.

4:34

bu nedenle ilk birkaç çarpışma uzun zaman alabilir.

By the time we realize what's happening, Dilbilgisi

4:37

Neler olduğunu fark ettiğimizde ise,

it's too late.

4:39

artık çok geç kalmış oluruz.

Dilbilgisi

By the time...: son noktada zaten geçerli olan bir sonuç

By the time + yan cümle bir son tarih veya referans noktası belirler. Ana cümle, o noktada zaten geçerli olan ya da daha önce gerçekleşmiş sonucu anlatır. Burada durumu anladığımızda harekete geçme fırsatı çoktan geçmiştir. Geniş zaman, bu cümleyi gelecekteki bir olasılık hakkında genel bir uyarı hâline getirir. Gelecek zamandan söz edilse bile İngilizcede by the time sonrasında normalde will değil, geniş zaman kullanılır: by the time we will realize değil, by the time we realize denir.

Alıştırma

“By the time the manager arrives, the team will have finished the report,” cümlesinde ne vurgulanır?

  1. Ekip, müdürün ziyareti sırasında herhangi bir zamanda raporu tamamlayacak.
  2. Ekip, müdür geldiğinde rapora başlayacak.
  3. Rapor, müdür geldiğinde veya daha önce tamamlanmış olacak.
Cevabı göster

Rapor, müdür geldiğinde veya daha önce tamamlanmış olacak.

One year,

4:40

Bir yıl,

one satellite is destroyed,

4:41

bir uydu yok olur

and that's no big deal. Deyimler

4:43

ve bu o kadar da büyük bir mesele değildir.

Deyimler

no big deal: bir şeyin önemini küçültme

Burada no big deal, “ciddi bir sorun değil ve endişelenmeye değmez” anlamına gelir. Bu deyimde deal, ticari bir işlem ya da anlaşmayı değil, konunun ne kadar önemli olduğunu ifade eder. Bu ifade ilk kaybı önemsiz gösterir ve durumun kısa bir süre için kontrol edilebilir görünmesini sağlar. Bu rahatlatıcı etki, sonraki gerçekler sorunun büyüdüğünü gösterdiğinde ortaya çıkacak karşıtlığa zemin hazırlayabilir.

Alıştırma

Bir arkadaşınız küçük bir gecikme için özür diliyor. Gecikmenin önemli olmadığını doğal biçimde anlatan yanıt hangisidir?

  1. Make a big deal.
  2. No big deal.
  3. It's a business deal.
Cevabı göster

No big deal.

The next year, Anlatım akışı

4:44

Ertesi yıl,

five.

4:45

beş.

The year after,

4:46

Daha sonraki yıl,

50,

4:47

50,

until there's nothing left.

4:48

ta ki geriye hiçbir şey kalmayana kadar.

Anlatım akışı

The next year, five ...: hızlı yükselişi gösteren eksilti

The next year, five ve The year after, 50 parçaları, önceki cümlede verilmiş olan sözcükleri atar: five satellites are destroyed ve ardından 50 satellites are destroyed. Sayılar yılları değil, miktarları gösterir. Tekrarlanan sözlerin çıkarılması zaman ifadelerini ve yükselen sayıları öne çıkarır. Kesik ritim, artışın hızlı ve endişe verici hissedilmesini sağlar; bu, bilgiyi düzenlemek ve anlatım hızını kontrol etmek için kullanılan eksiltidir.

Alıştırma

Okuyun: Last week, one complaint arrived. This week, six. Buradaki six ne anlama gelir?

  1. Altıncı hafta geldi.
  2. Bu hafta altı şikâyet geldi.
  3. Her şikâyet altı hafta sürdü.
Cevabı göster

Bu hafta altı şikâyet geldi.

The situation in orbit is rapidly worsening,

4:51

Yörüngedeki durum hızla kötüleşiyor

and we may already be past the point of no return. Deyimler

4:53

ve geri dönüşü olmayan noktayı çoktan geçmiş olabiliriz.

Deyimler

past the point of no return: geri dönüşü olmayan noktayı geçmiş olmak

Past the point of no return, bir sürecin artık durdurulamayacağı veya tersine çevrilemeyeceği aşamanın ötesine geçmek demektir. Fiziksel bir yeri değil, soyut bir eşiği anlatır. Bu cümledeki may already belirsizliği korur: konuşan kişi geri döndürülemez aşamanın çoktan geçilmiş olabileceği konusunda uyarır, bunu doğrulanmış bir gerçek olarak sunmaz.

Alıştırma

Cümlede vurgulanan ifade ne anlama geliyor?

  1. Konuşan kişi geçilmiş fiziksel bir yeri tarif etmektedir.
  2. Geri döndürülemez eşik çoktan geçilmiş olabilir.
  3. Durum kesinlikle güvenlidir ve kolayca eski hâline getirilebilir.
Cevabı göster

Geri döndürülemez eşik çoktan geçilmiş olabilir.

Within 10 years,

4:57

10 yıl içinde,

space around Earth may no longer be viable for long-term satellites or rockets. Kalıp ifadeler

4:58

Dünya'nın etrafındaki uzay uzun vadeli uydular veya roketler için artık elverişli olmayabilir.

Kalıp ifadeler

no longer be viable for: artık belirli bir kullanım için elverişli olmamak

No longer be viable for, bir şeyin belirli bir kullanım için pratik, güvenli veya o kullanımı destekleyebilir durumda olmaktan çıkması demektir. Viable for ifadesinden sonra desteklenebilen kullanım ya da şey gelir. No longer önceki duruma göre bir değişimi gösterir: daha önce işe yarayan bir şey daha sonra işe yaramayabilir. Burada uzun süreli çalışmanın uygulanabilirliği anlatılır; uzayın yok olması ya da mutlaka mutlak imkânsızlık kastedilmez.

Alıştırma

Artık bu kullanım için pratik değil anlamındaki tam ifadeyle cümleyi tamamlayın: The aging server will ____ daily backups after the security update.

Cevabı göster

no longer be viable for

The worst-case scenario is horrifying. Kalıp ifadeler

5:03

En kötü durum senaryosu ise dehşet verici.

Kalıp ifadeler

worst-case scenario: kesinlik değil, zararın şiddeti

Worst-case scenario, hâlâ gerçek bir olasılık olarak değerlendirilen sonuçlar içindeki en zararlı sonuçtur. Bu cümlede, risk planlaması sırasında düşünülen aşırı tehlikeyi adlandırır. Worst-case, sonucun ne kadar kötü olacağını anlatır; gerçekleşme olasılığının ne kadar yüksek olduğunu değil. Bu senaryo hiç gerçekleşmeyebilir; ifade, ciddi risklere hazırlanmaya yardımcı olur.

Alıştırma

Risk planlamasıyla ilgili bir konuşmada worst-case scenario ne anlama gelir?

  1. Daha önce gerçekleşmiş herhangi bir küçük sorun
  2. Planlamada değerlendirilen, gerçekleşmesi mümkün en zararlı sonuç
  3. Kesinlikle gerçekleşecek sonuç
Cevabı göster

Planlamada değerlendirilen, gerçekleşmesi mümkün en zararlı sonuç

A debris field made of hundreds of millions of pieces,

5:06

Çoğu izlenemeyecek kadar küçük,

many too small to track,

5:09

saatte 30.000 km hızla hareket eden

moving at 30,000 km/h.

5:11

yüz milyonlarca parçadan oluşan bir enkaz alanı.

It would effectively create a deadly barrier around Earth,

5:14

Bu durum Dünya'nın etrafında etkili bir şekilde ölümcül bir bariyer yaratacaktır,

possibly too dangerous to cross.

5:18

muhtemelen geçilemeyecek kadar tehlikeli bir bariyer.

Dreams of Moon bases,

5:20

Ay üsleri,

Mars colonies,

5:22

Mars kolonileri

or space travel at all may be set back centuries. Öbek fiiller

5:23

ya da uzay yolculuğu hayalleri yüzyıllarca geriye atılabilir.

Öbek fiiller

set back + bir süre

Set back, ilerlemeyi geciktirmek veya geriletmek anlamına gelir. may be set back centuries ifadesinde yapı edilgendir: uzay yolculuğu geciktirici etkiye maruz kalır ve centuries gecikmenin süresini ölçer. Başka durumlarda kullanılabilecek kalıplar set something back + bir süre ve something be set back + bir süredir. Buradaki centuries, geçmişteki bir zaman noktasını değil, yüzlerce yıllık bir gecikmeyi ifade eder.

Alıştırma

Set back ifadesini geciktirmek anlamında fiil olarak doğru kullanan cümleyi seçin.

  1. A power outage could setback the experiment by two weeks.
  2. A power outage could set the experiment back by two weeks.
  3. A power outage could set back by the experiment two weeks.
Cevabı göster

A power outage could set the experiment back by two weeks.

And the loss of our space infrastructure

5:27

Ve uzay altyapımızın kaybı,

would send some of the technology we rely on daily back to the 1970s.

5:29

günlük olarak güvendiğimiz bazı teknolojileri 1970'lere geri döndürebilir.

But it might not be too late to clean up our mess. Deyimler

5:34

Ancak kendi pisliğimizi temizlemek için henüz çok geç olmayabilir.

Deyimler

clean up our mess: yol açtığımız sorunu düzeltmek

Burada clean up our mess iki anlam katmanına sahiptir. Gerçek anlamda enkazı veya atıkları temizlemeyi ifade edebilir; ayrıca kendi eylemlerimizin zararlı sonuçlarıyla ilgilenmek anlamına gelir. İyelik sözcüğü our sorumluluğu belirler: konuşan kişi, kendi grubunu da soruna yol açanların arasına katar. Başka durumlarda da kullanılabilen clean up + iyelik sözcüğü + mess kalıbı, sorumluluk üstlenip kişinin kendi yarattığı sorunu düzeltmesi anlamına gelir.

Alıştırma

Cümleyi, yol açtığımız sorunu düzeltmek anlamındaki vurgulanan ifadeyle tamamlayın: We caused this damage, so we have to ____.

Cevabı göster

clean up our mess

While the space industry has become better at avoiding space junk,

5:37

Uzay endüstrisi uzay çöplerinden kaçınma konusunda daha iyi hale gelse de,

it's still growing fast

5:40

çöpler hala hızla artıyor

and occasional weapon tests don't help.

5:42

ve arada bir yapılan silah testleri de işe yaramıyor.

So,

5:45

Bu nedenle,

there have been a couple of wild but also serious suggestions

5:45

sürecin içinde daha fazlasını yaratmadan

about how to quickly remove as much deadly space junk as possible

5:48

ölümcül uzay çöplerinin mümkün olan en kısa sürede nasıl temizlenebileceğine dair

without creating more in the process.

5:52

çılgınca ama aynı zamanda ciddi bazı öneriler ortaya atıldı.

Lots of ideas are being thrown around, Öbek fiiller

5:55

Pek çok fikir ortaya atılıyor

Öbek fiiller

are being thrown around: fikirlerin gayriresmî olarak tartışılması

Nesnesi ideas olduğunda throw around, olasılıkları gayriresmî biçimde önermek ve tartışmak anlamına gelir. Fikirler fiziksel olarak fırlatılmaz; insanlar arasında dolaşır ve genellikle henüz kesinleşmemiştir. Are being thrown around, şimdiki zamanda devam eden edilgen yapıdır: are + being + geçmiş zaman ortacı. Tartışmayı şu anda devam eden bir etkinlik olarak sunar ve fikirleri kimin önerdiğinden çok fikirlerin kendisine odaklanır.

Alıştırma

Cümleyi vurgulanan devam eden edilgen ifadeyle tamamlayın: In today's brainstorming session, several new ideas ____, but no decision has been made.

Cevabı göster

are being thrown around

and some of the most seriously considered involve capture and return missions,

5:57

ve üzerinde en ciddi şekilde düşünülenlerden bazıları, yakalama ve geri dönme görevlerini içeriyor,

which are being tested now.

6:02

ki bunlar şu anda test ediliyor.

One method involves meeting a piece of junk in orbit

6:04

Bir yöntem, yörüngedeki bir çöp parçasını

with a small satellite loaded with a net.

6:07

ağ yüklü küçük bir uydu ile karşılamayı içeriyor.

Once caught, Dilbilgisi

6:09

Yakalandıktan sonra,

a small rocket could be used to bring it down towards Earth.

6:10

küçük bir roket kullanılarak çöp Dünya'ya doğru indirilebilir.

Dilbilgisi

Once caught: kısaltılmış edilgen zaman yan tümcesi

Once caught, edilgen bir zaman yan tümcesinin kısaltılmış biçimidir. Açık biçimi once it is caught ifadesidir ve uzay çöpü parçası yakalandıktan sonra anlamına gelir. Buradaki once, sayısal olarak bir kez anlamına gelmez; zamanı bildiren bir bağlaçtır. Bu cümlede eksik özne bağlamdan anlaşılır: daha önce sözü edilen uzay çöpü parçasıdır ve bring it down içindeki it de aynı nesneyi gösterir. Caught, küçük roketin yakalandığı anlamına gelmez. once + geçmiş zaman ortacı kalıbı, bir adımın sonraki adım başlamadan önce tamamlandığını kısa biçimde gösterir.

Alıştırma

Cümleyi once it is checked ifadesinin kısaltılmış biçimiyle tamamlayın: Once ____, the safety rope can be used.

Cevabı göster

checked

Targets too large for a net

6:14

Ağ için çok büyük olan hedefler

might be instead caught with a harpoon on a tether.

6:15

bunun yerine bir kabloya bağlı zıpkınla yakalanabilir.

Instead of firing a rocket, Dilbilgisi

6:19

Roket ateşlemek yerine,

the cleaner would deploy a large sail to produce atmospheric drag Kelime

6:20

temizleyici uydu atmosferik sürtünme yaratmak

and accelerate orbital decay.

6:24

ve yörünge bozunumunu hızlandırmak için büyük bir yelken açabilir.

Dilbilgisi

Instead of firing a rocket: instead of + -ing yapısı

Instead of firing a rocket, seçilmeyen eylemi belirtir. Ardından ana tümce alternatifi, yani büyük bir yelken açmayı verir. Instead of bir edat gibi işlev gördüğü için ardından gelen fiil normalde -ing biçimini alır: instead of firing denir, instead of fire denmez. Yeniden kullanılabilir kalıp, instead of + isim veya -ing öbeği ve ardından seçilen eylem biçimindedir.

Alıştırma

instead of + -ing ve call fiilini kullanarak yeniden yazın: Maya did not call a taxi; she took the bus. ____, Maya took the bus.

Cevabı göster

Instead of calling a taxi

Kelime

Orbital decay sürecine neden olan atmospheric drag

Atmospheric drag, yörüngedeki bir cismin üst atmosferdeki son derece seyrek gazların içinden geçerken karşılaştığı dirençtir. Daha büyük bir yelken, bu gazların kuvvet uygulayabileceği alanı artırır; böylece cisim hız ve yörünge enerjisi kaybeder. Orbital decay, bir yörüngenin zamanla kademeli olarak alçalmasıdır. Burada drag neden, decay ise sonuçtur: daha güçlü atmospheric drag yörüngenin daha hızlı küçülmesine yol açar. Bu teknik kullanımda decay çürüme anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir uzay mühendisliği açıklamasında bu terimler hangi ilişkiyi anlatır?

  1. Orbital decay bir yelken oluşturur, bu nedenle atmospheric drag ortadan kalkar.
  2. Atmospheric drag, bir uzay aracının başka bir cismi kasıtlı olarak çekmesi demektir.
  3. Atmospheric drag yörünge enerjisini azaltır, bu nedenle orbital decay hızlanabilir.
Cevabı göster

Atmospheric drag yörünge enerjisini azaltır, bu nedenle orbital decay hızlanabilir.

And there are lots of other wild sci-fi sounding proposals,

6:26

Ayrıca bilim kurgu gibi kulağa çılgınca gelen pek çok başka öneri

too.

6:29

de var.

Some might use giant electromagnets.

6:30

Bazıları dev elektromıknatıslar kullanabilir.

These magnetic tugs work by pushing on the magnetic components inside satellites

6:33

Bu manyetik römorkörler, uyduların içindeki,

that they use to stabilize and orientate themselves in Earth's magnetic field.

6:39

Dünya'nın manyetik alanında kendilerini dengelemek ve yönlendirmek için kullandıkları manyetik bileşenleri iterek çalışırlar.

These may be safer and more reliable than nets and harpoons

6:44

Bunlar ağlardan ve zıpkınlardan daha güvenli ve daha güvenilir olabilir,

because they never have to make contact with the junk they're handling, Kalıp ifadeler

6:47

çünkü işledikleri çöple hiçbir zaman temas kurmak zorunda kalmazlar,

Kalıp ifadeler

Fiziksel temas için make contact with

Burada make contact with, bir şeye fiziksel olarak dokunmak anlamına gelir. Cihazlar uzay çöplerini uzaktan yönetebildiği için hiçbir parçalarının çöpe dokunması gerekmez. Yapı make contact with + isim veya zamir şeklindedir. Bu ifadede contact bir isimdir ve with temas edilen kişiyi veya şeyi belirtir. Başka bağlamlarda make contact with a person, biriyle iletişim kurmaya başlamak anlamına gelebilir; bu nedenle amaçlanan anlamı çevredeki durum gösterir.

Alıştırma

Cümleyi make contact with ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The scanner can inspect the parcel without ____ it.

Cevabı göster

making contact with

so there's no risk of accidentally breaking up their target into more junk. Öbek fiiller

6:50

bu yüzden hedeflerini yanlışlıkla daha fazla çöpe parçalama riski yoktur.

Öbek fiiller

Breaking up: fiziksel bir hedefi daha küçük parçalara ayırmak

Burada breaking up, tek parça hâlindeki fiziksel bir nesneyi daha küçük parçalara ayırmak anlamına gelir. into more junk ifadesi sonucu belirtir; dolayısıyla burada bir ilişkiyi bitirmekten söz edilmez. Yeniden kullanılabilir kalıp break up + object + into + smaller parts şeklindedir. Nesne break up the target örneğindeki gibi up’tan sonra gelebilir. Nesne bir zamirse break it up örneğindeki gibi fiil ile up arasına girer.

Alıştırma

Bu cümlede breaking up ne anlama geliyor? The machine prevents the blade from breaking up the panel into sharp fragments.

  1. Bir etkinliği durdurup insanları göndermek
  2. Romantik bir ilişkiyi bitirmek
  3. Nesneyi daha küçük parçalara ayırmak
Cevabı göster

Nesneyi daha küçük parçalara ayırmak

As for the tiniest bits of junk,

6:56

Çöplerin en ufak parçalarına gelince,

lasers might be the key to vaporizing them entirely. Kalıp ifadeler

6:58

onları tamamen buharlaştırmanın anahtarı lazerler olabilir.

Kalıp ifadeler

the key to vaporizing ifadesindeki the key to + -ing

the key to vaporizing, tamamen buharlaştırmayı mümkün kılabilecek temel unsuru anlatır. Yeniden kullanılabilir kalıp the key to + noun or -ing form şeklindedir ve bir sonuca ulaşmadaki en önemli etkeni belirtir. Buradaki to, mastar işareti değil bir edattır; bu yüzden vaporizing doğrudur. the key to kalıbından sonra fiilin yalın biçimi vaporize kullanılmaz.

Alıştırma

the key to + -ing kalıbını tamamlamak için keep fiilinin -ing biçimini kullanın: Regular backups are the key to ____ your files safe.

Cevabı göster

keeping

Satellites with lasers wouldn't need to visit their targets.

7:01

Lazerli uyduların hedeflerini ziyaret etmesine gerek kalmayacaktır.

They can shoot them from far away.

7:04

Onları çok uzaklardan vurabilirler.

Large objects can't exactly be shot down,

7:07

Büyük nesneler tam olarak vurulup düşürülemez,

but lasers can be used to ablate them

7:09

ancak lazerler onları aşındırmak

or burn tiny amounts of material off the side Öbek fiiller

7:11

veya çöpü daha güvenli bir yörüngeye itmek için

to push the junk to a safer orbit.

7:14

yan taraftan az miktarda malzemeyi yakmak amacıyla kullanılabilir.

Öbek fiiller

burn tiny amounts of material off: ayrılabilen burn ... off yapısı

Bu cümlede burn ... off, yanma veya ısı yoluyla bir yüzeyden az miktarda malzeme çıkarmak anlamına gelir. Amaç nesnenin tamamını yakmak değil, yüzey katmanını kontrollü biçimde gidermektir; off, malzemenin yan taraftan ayrıldığını gösterir. Burada burn off ayrılabilen bir öbek fiildir: nesne, burn tiny amounts of material off örneğinde olduğu gibi fiille parçacığın arasına gelebilir. Nesne bir zamirse mutlaka ortaya yerleşir: burn it off denir, burn off it denmez.

Alıştırma

Bir lazerin yalnızca ince bir yüzey katmanını giderdiğini doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?

  1. The laser can burn a thin layer off the panel.
  2. The laser can burn through the panel.
  3. The laser can burn the entire panel up.
Cevabı göster

The laser can burn a thin layer off the panel.

Whatever technology we use in the end, Dilbilgisi

7:17

Sonunda hangi teknolojiyi kullanırsak kullanalım,

we better start doing something soon Kelime

7:19

100 milyon mermi bir trilyon olmadan

Dilbilgisi

Whatever technology we use: serbest seçim bildiren ödünleme yan cümlesi

Whatever technology we use, serbest seçim bildiren bir ödünleme yan cümlesi başlatır ve “hangi teknolojiyi kullanırsak kullanalım” anlamına gelir. Seçim henüz belli değildir, ancak her olası seçim ana cümledeki aynı sonuca götürür. Kalıp Whatever + isim + özne + fiil biçimindedir ve ardından ana cümle gelir. Burada bir soru değildir; belirsiz seçimi bir kenara bırakıp her durumda yapılması gerekeni vurgular.

Alıştırma

“Whatever route we take, we need to arrive before dark,” cümlesindeki başlangıç yan cümlesi ne anlama gelir?

  1. Konuşan kişi birinden rota seçmesini istiyor.
  2. Grubun mümkün olan her rotada yolculuk etmesi gerekiyor.
  3. Hangi rota seçilirse seçilsin zaman sınırı geçerlidir.
Cevabı göster

Hangi rota seçilirse seçilsin zaman sınırı geçerlidir.

Kelime

Acil ve gündelik bir uyarı olarak we better

We better, we'd better veya we had better ifadesinin gündelik konuşmadaki biçimidir. Örtük bir uyarıyla birlikte güçlü bir tavsiye verir: grup yakında başlamazsa kötü bir şey olabilir. Buradaki better, “had better + fiilin yalın hâli” kalıbının parçasıdır; bu nedenle start, to olmadan gelir. İki seçeneği karşılaştırıp hangisinin daha iyi olduğunu söylemez.

Alıştırma

Su hızla yükseliyor. Hangi cümle gündelik ve acil bir uyarı verir?

  1. We better leave now.
  2. We are better leave now.
  3. We should maybe leave sometime.
Cevabı göster

We better leave now.

before 100 million bullets become a trillion

7:22

ve tuzak kurulmadan önce

and the trap is set.

7:25

yakında bir şeyler yapmaya başlasak iyi olur.

If we don't act,

7:27

Eğer harekete geçmezsek,

our adventure in space

7:28

uzay maceramız

might end before it's even begun. Dilbilgisi

7:30

daha başlamadan bitebilir.

Dilbilgisi

Geleceğe yönelik bir uyarı olarak might end before it's even begun

Bu uyarı, maceranın gerçekten başlama fırsatı bulamadan sona erebileceğini söylüyor. Might olası bir riski belirtir, even ise karşıtlığı daha şaşırtıcı ve güçlü kılar. “It's even begun” içinde “it's,” “it is” değil “it has” anlamına gelir. Begun, begin fiilinin past participle biçimidir; bu nedenle has begun, başlangıç sınırını işaretlemek için present perfect kullanır. Gelecekten söz eden before zaman yan cümlelerinde İngilizce genellikle will yerine şimdiki zaman biçimi kullanır; buradaki present perfect, başlangıç noktasına henüz ulaşılmadığını vurgular.

Alıştırma

Uyarıyı begin fiilinin past participle biçimiyle tamamlayın: The concert might end before it has even ____.

Cevabı göster

begun