Beş kişiyi kurtarmak için birini feda eder miydiniz? - Eleanor Nelsen: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
640 kelime 160 kel/dk

Video özeti: Tramvay problemi, zarar doğrudan veriliyormuş gibi hissedildiğinde ahlaki yargıların neden değiştiğini ve bu çatışmanın otonom araçlar, askerî dronlar ve makine etiği açısından bugün neden önemli olduğunu gösteriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. Imagine you're watching — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: Anlatıcının soyut bir açıklamayla başlamak yerine imagine ifadesini şimdiki zamanın sürekli biçimiyle birleştirerek dinleyiciyi hemen varsayımsal sahnenin içine nasıl yerleştirdiğini öğrenin. Bu sürükleyici açılışı ikilemleri veya düşünce deneylerini tanıtırken kullanabilirsiniz. 2. is different than allowing them to die as collateral damage. — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: collateral damage ifadesinin kasıtlı olarak hedeflenen sonucu değil, istenmeyen ikincil zararı anlattığını kavrayın. Bu resmî ifade, birinin ölümüne doğrudan sebep olmakla başka bir eylemin sonucu olarak ölmesine izin vermek arasındaki etik farkı anlamanıza ve açıklamanıza yardımcı olur. 3. programming ethics into machines, — Kültür, medya ve gerçek dünya bağlamı: Ahlaki kuralları ve yargıları otonom sistemlere kodlamayı anlatan ifadeyi tanıyın. Tasarımcıların bir makinenin insan yaşamını ve ortak yararı nasıl değerlendireceğine önceden karar vermesi gerektiğinde felsefi bir ikilemin nasıl uygulamalı bir soruna dönüştüğünü açıklayabilirsiniz.

Bu derste

Imagine you're watching a runaway trolley Notlar

0:06

Kontrolden çıkmış bir tramvayı izlediğinizi hayal edin

barreling down the tracks straight towards five workers who can't escape.

0:09

kaçamayan beş işçiye doğru raylardan hızla aşağı iniyor.

Anlatım akışı

Imagine you're watching ...: dinleyiciyi sahnenin içine yerleştirmek

“Imagine you're watching ...”, dinleyiciyi varsayımsal bir sahnenin içine yerleştiren bir yönergedir. Imagine sözcüğünü tam bir cümle izler; you're watching ise eylemi dinleyicinin gözünün önünde çoktan gerçekleşiyormuş gibi sunar. Bu tür bir giriş, soyut soru ya da savdan önce somut bir sahne vererek açıklamayı düzenler. Düşünce deneylerinde, sunumlarda ve hikâye anlatımında yaygındır; olayın gerçek olduğunu ileri sürmez.

Alıştırma

Bir açıklamanın başında “Imagine you're watching ...” ne işe yarar?

  1. Dinleyiciden kendi hayal gücünü değerlendirmesini ister.
  2. Dinleyiciyi varsayımsal bir sahnenin içine yerleştirir.
  3. Olayın gerçek hayatta gerçekleştiğini belirtir.
Cevabı göster

Dinleyiciyi varsayımsal bir sahnenin içine yerleştirir.

Kelime

runaway trolley barreling down the tracks: kontrolden çıkmış ve hızla ilerleyen

“a runaway trolley” ifadesinde runaway, aracın kontrol altında olmadan hareket ettiğini belirtir; bir kişinin kaçtığı anlamına gelmez. “Barreling down the tracks”, tramvayın raylar boyunca çok hızlı ve büyük bir güçle ilerlediğini gösterir. Bu sözcükler kontrol kaybını, hızı ve yönü birleştirerek tehlikeli ve acil bir görüntü oluşturur.

Alıştırma

“A runaway truck was barreling down the hill” ne anlama gelir?

  1. Kamyon park hâlindeydi ve sürücüsü kaçıyordu.
  2. Kamyon dikkatli bir kontrol altında yavaşça hareket ediyordu.
  3. Kamyon kontrolden çıkmıştı ve çok hızlı hareket ediyordu.
Cevabı göster

Kamyon kontrolden çıkmıştı ve çok hızlı hareket ediyordu.

You happen to be standing next to a switch Kalıp ifadeler

0:15

Tesadüfen bir makasın yanında duruyorsunuz

Kalıp ifadeler

happen to be standing: tesadüfen bir yerde durmak

Happen to + fiil, bir durumun planlandığı için değil, tesadüfen gerçek olduğunu belirtir. Burada happen to be standing, tesadüfen orada ayakta durmak anlamına gelir. Sürekli biçim olan be standing, kişinin o andaki konumunu gösterir. Bu ifade, daha sonra önem kazanacak rastlantısal bir durumu doğal biçimde tanıtır.

Alıştırma

Plansız bir konumu göstermek için happen to be standing kalıbını aynen kullanın: I ____ beside the information desk right now.

Cevabı göster

happen to be standing

that will divert the trolley onto a second track. Kalıp ifadeler

0:17

tramvayı ikinci bir raya yönlendirecek olan.

Kalıp ifadeler

divert the trolley onto a second track: tramvayı başka bir hatta yönlendirmek

Divert + nesne + onto + güzergâh, bir şeyi mevcut yolundan çıkarıp başka bir yola yönlendirmek anlamına gelir. Bu cümlede tramvayın yönü değiştirilerek ikinci hatta girmesi sağlanır. Onto, bir yüzeye veya güzergâha doğru hareket edip üzerine geçmeyi vurgular. Trafik, bir araç ya da hareket hâlindeki başka bir akış yeni bir yola, raya veya güzergâha gönderildiğinde bu yapı kullanılabilir.

Alıştırma

divert ... onto yapısının geçmiş zamanını kullanın: The road crew ____ traffic ____ a temporary bridge.

Cevabı göster

diverted · onto

Here's the problem.

0:21

Sorun şu:

That track has a worker on it too,

0:22

O rayda da bir işçi var,

but just one.

0:25

ama sadece bir tane.

What do you do?

0:27

Ne yapardınız?

Do you sacrifice one person to save five? Kelime

0:29

Beş kişiyi kurtarmak için bir kişiyi feda eder misiniz?

Kelime

sacrifice one person to save five: beş kişiyi kurtarmanın bedeli olarak bir hayat

Bu soruda sacrifice one person, diğer beş kişiyi kurtarmanın bedeli olarak bir kişinin ölümünü kabul etmek ya da buna neden olmak anlamına gelir. Dini bir kurbandan değil, ahlaki bir ödünleşmeden söz eder. sacrifice A to do B kalıbı, B'yi gerçekleştirmek için A'dan vazgeçmek, A'yı kaybetmek veya A'ya ciddi zarar vermek anlamına gelir. to-infinitive amacı belirtir; five ise five people ifadesindeki people sözcüğünün düşürülmüş hâlidir.

Alıştırma

Bu etik soruda sacrifice one person to save five ne anlama gelir?

  1. Bir kişinin ölümünü beş kişiyi kurtarmanın bedeli olarak kabul etmek.
  2. Hiç kimse bedel ödemeden altı kişinin tamamını kurtarmak.
  3. Bir kişiden beş kişi için dini bir tören yapmasını istemek.
Cevabı göster

Bir kişinin ölümünü beş kişiyi kurtarmanın bedeli olarak kabul etmek.

This is the trolley problem, Kültür

0:32

Bu, tramvay problemidir,

a version of an ethical dilemma Kelime

0:35

etik bir ikilemin bir versiyonudur

that philosopher Philippa Foot devised in 1967.

0:37

filozof Philippa Foot'un 1967'de tasarladığı.

Kültür

tramvay problemi: etik bir düşünce deneyinin adı

The trolley problem, bir tramvayın mekanik arızası değil, bir grup felsefi düşünce deneyinin yerleşik adıdır. Temel senaryoda kontrolden çıkmış bir tramvay beş kişiye doğru ilerler ve bir kişi tramvayı, bunun yerine bir kişiyi öldüreceği başka bir raya yönlendirebilir. Farklı sürümler, daha fazla kişiyi kurtarmak için bir kişiye zarar vermenin ne zaman, eğer böyle bir durum varsa, haklı görülebileceğini sınamak için ayrıntıları değiştirir.

Alıştırma

Burada the trolley problem neyi ifade eder?

  1. Bir tramvayın hareket etmesini engelleyen mekanik arıza.
  2. Belirli bir demiryolu kazası hakkında tarihî bir rapor.
  3. Ciddi zararlar arasında seçim yapmayı konu alan bir grup felsefi düşünce deneyi.
Cevabı göster

Ciddi zararlar arasında seçim yapmayı konu alan bir grup felsefi düşünce deneyi.

Kelime

an ethical dilemma: ahlaki bedelleri olan bir seçim

Etik ikilem, ahlaki görevlerin, değerlerin veya ilkelerin çatıştığı ve bu nedenle gerçekçi seçeneklerin her birinin ahlaki bir bedel taşıdığı durumdur. Temel nokta yalnızca seçimin zor olması değildir. Bir yolu seçmek, ahlaki açıdan önemli başka bir husustan vazgeçmek veya onu ihlal etmek anlamına gelir; çoğu zaman tamamen zararsız bir cevap yoktur.

Alıştırma

Hangi durum en iyi an ethical dilemma olarak tanımlanır?

  1. Bir hemşire, hastanın tedaviyi reddetmesine saygı göstermek ile ciddi zararı önlemek arasında seçim yapmak zorundadır.
  2. Bir yolcu hangi otobüsün önce geleceğini anlayamıyor.
  3. Bir şirket aynı fiyat ve kaliteye sahip iki tedarikçi arasında seçim yapmak zorundadır.
Cevabı göster

Bir hemşire, hastanın tedaviyi reddetmesine saygı göstermek ile ciddi zararı önlemek arasında seçim yapmak zorundadır.

It's popular because it forces us to think about how to choose Kalıp ifadeler

0:41

Popülerdir çünkü bizi nasıl seçim yapacağımız hakkında düşünmeye zorlar

when there are no good choices. Kalıp ifadeler

0:45

hiçbir iyi seçeneğin olmadığı durumlarda.

Kalıp ifadeler

forces us to think about how to ...: kaçınılmaz bir soruyla yüzleşmek

forces us to think about how to choose ifadesinde force soyut bir anlam taşır: konu o kadar önemlidir veya görmezden gelinmesi o kadar zordur ki soruyla ciddi biçimde yüzleşmemiz gerekir. Fiziksel güç kullanmayı anlatmaz. Kalıp force + person + to think about + how to + base verb şeklindedir. Burada us etkilenen kişileri gösterir; how to choose ise nasıl seçim yapmamız gerektiği veya hangi yöntemi kullanacağımız anlamına gelir.

Alıştırma

Cümleyi örnekteki hedef kalıpla tamamlayın: The water shortage ____ use limited supplies fairly.

Cevabı göster

forces us to think about how to

Kalıp ifadeler

when there are no good choices: seçenekler vardır ama hiçbiri iyi değildir

Burada when there are no good choices, seçeneklerin hâlâ var olduğunu ancak mevcut her seçeneğin ciddi bir bedeli, dezavantajı veya zararlı sonucu bulunduğunu anlatır. Bu ifade bir ikilemi tanımlar: seçeneklerin hiçbiri tamamen tatmin edici olmasa da yine de karar vermek gerekir. Aralarından seçim yapılabilecek hiçbir şey olmadığı anlamına gelmez.

Alıştırma

“There are no good choices” ifadesi aşağıdaki durumlardan hangisini en iyi anlatır?

  1. Birkaç seçenek vardır ancak hepsinin ciddi dezavantajları bulunur.
  2. Mevcut seçeneklerin hepsi aynı ölçüde arzu edilir.
  3. Hiçbir seçenek olmadığı için karar verilecek bir şey yoktur.
Cevabı göster

Birkaç seçenek vardır ancak hepsinin ciddi dezavantajları bulunur.

Do we pick the action with the best outcome Kalıp ifadeler

0:47

En iyi sonuca sahip eylemi mi seçeriz

Kalıp ifadeler

pick the action with the best outcome: sonuca göre seçim yapmak

Pick the action with the best outcome, farklı eylemlerin olası sonuçlarını karşılaştırıp en iyi sonucu vermesi beklenen eylemi seçmek anlamına gelir. With the best outcome ifadesi, seçilen eylemi tanımlar ve sonucu seçim ölçütü yapar. Tek başına bu eylemin diğer bütün ahlaki açılardan da kabul edilebilir olduğunu söylemez.

Alıştırma

pick the action with the best outcome hangi seçim ölçütünü ifade eder?

  1. Gerçekleştirilmesi en kolay eylemi seçmek.
  2. En eski kurala uyan eylemi seçmek.
  3. En iyi sonucu vermesi beklenen eylemi seçmek.
Cevabı göster

En iyi sonucu vermesi beklenen eylemi seçmek.

or stick to a moral code that prohibits causing someone's death? Notlar

0:50

yoksa birinin ölümüne neden olmayı yasaklayan ahlaki bir kurala mı bağlı kalırız?

Kalıp ifadeler

stick to a moral code: ilkelere bağlı kalmayı sürdürmek

Burada stick to, “uymayı sürdürmek” demektir; fiziksel olarak “yapışık olmak” anlamına gelmez. A moral code, neyin doğru neyin yanlış olduğuna karar vermeye yarayan ilkeler bütünüdür. Baştaki or, bunu yalnızca en iyi sonucu elde etmeye yönelik davranmanın alternatifi olarak sunar. Başka durumlara aktarılabilen stick to + kural, plan veya inanç kalıbı, baskı yön değiştirmeyi cazip hâle getirse bile bağlı kalmayı vurgular.

Alıştırma

Hangi cümlede stick to, “bir ilkeye uymayı sürdürmek” anlamında kullanılmıştır?

  1. She set aside her principles when the choice became difficult.
  2. She stuck to her principles despite the pressure.
  3. She stuck the list of principles to the wall.
Cevabı göster

She stuck to her principles despite the pressure.

Kelime

prohibits causing someone's death: prohibit + -ing yapısı

that prohibits causing someone's death yan cümlesinde that, a moral code ifadesini niteleyen bir ilgi cümleciği başlatır ve bu kuralın neyi yasakladığını açıklar. Burada prohibit doğrudan -ing biçimindeki causing sözcüğünü alır; to cause kullanılmaz. Cause someone's death, ölüm sonucunu meydana getirmeye odaklanır. Doğrudan eylemlerin yanı sıra dolaylı eylemleri de kapsayabilir; bu nedenle her zaman kill someone ile aynı değildir.

Alıştırma

Hangi cümlede prohibit standart bir yapıyla kullanılmıştır?

  1. The policy prohibits sharing passwords.
  2. The policy prohibits to share passwords.
  3. The policy prohibits employees to share passwords.
Cevabı göster

The policy prohibits sharing passwords.

In one survey,

0:55

Bir ankette,

about 90% of respondents said that it's okay to flip the switch, Ton ve niyet

0:56

katılımcıların yaklaşık %90'ı makası çevirmenin sorun olmadığını söyledi,

Ton ve niyet

it's okay to flip the switch: bir eylemi kabul edilebilir bulmak

Burada it's okay to flip the switch, anahtarı çevirme eyleminin kabul edilebilir veya izin verilebilir sayıldığı anlamına gelir. Okay eylemi değerlendirir; birinin duygusal durumunu ya da anahtarın doğru çalışıp çalışmadığını anlatmaz. it's okay to + fiilin yalın hâli yapısı izin vermek veya bir eylemin kurala, toplumsal norma ya da ahlaki ölçüte uygun olup olmadığını değerlendirmek için kullanılabilir. Hangi tür kabul edilebilirliğin kastedildiğini bağlam belirler; burada ahlaki bir yargı vardır.

Alıştırma

Anket ifadesinde it's okay to flip the switch ne anlama geliyor?

  1. Katılımcılar anahtarı çevirmeyi ahlaki açıdan kabul edilebilir buldu.
  2. Anahtar düzgün çalışıyordu.
  3. Katılımcılar anahtarı çevirirken kendilerini sakin hissetti.
Cevabı göster

Katılımcılar anahtarı çevirmeyi ahlaki açıdan kabul edilebilir buldu.

letting one worker die to save five. Dilbilgisi

1:00

beş kişiyi kurtarmak için bir işçinin ölmesine izin vermenin.

Dilbilgisi

letting one worker die to save five: -ing yan cümleciğiyle sonuç eklemek

Letting one worker die to save five, flip the switch ifadesine bağlanan tamamlayıcı bir -ing yan cümleciğidir. Bu eylemin sonucunu açıklar: anahtarı çevirmek bir işçinin ölmesine izin verir. Yeni ve açıkça belirtilmiş bir özneyle ayrı bir olay başlatmaz. Bu yan cümlecikte let, let + kişi + fiilin yalın hâli düzenini izler: letting one worker die denir, letting one worker to die denmez. to save five mastarı, bu sonucun kabul edilmesindeki amacı belirtir.

Alıştırma

İlk eylemin sonucunu eklemek için cümleyi let fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: Nina opened the gate, ____ the dog run into the yard.

Cevabı göster

letting

And other studies,

1:04

Ve diğer çalışmalar,

including a virtual reality simulation of the dilemma, Kültür

1:05

ikilemin sanal gerçeklik simülasyonu da dahil olmak üzere,

have found similar results.

1:08

benzer sonuçlar bulmuştur.

Kültür

a virtual reality simulation of the dilemma: ikilemin sanal gerçeklik simülasyonu

a virtual reality simulation of the dilemma tam isim öbeğinde simulation, ahlaki seçimin bilgisayar ortamında yeniden oluşturulması anlamına gelir; of the dilemma ise neyin yeniden oluşturulduğunu belirtir. Burada ifade bir araştırma yöntemini adlandırır: Katılımcılar yalnızca yazılı bir soruyu yanıtlamak yerine simüle edilmiş bir durumla karşılaşır ve tepki verir. Böylece benzer sonuçların sıradan bir videodan veya eğlence oyunundan değil, farklı bir test türünden de elde edilebildiği anlatılır.

Alıştırma

Bu araştırma bağlamında a virtual reality simulation of the dilemma ne anlama gelir?

  1. Tepkileri gözlemlemek için ikilemin bilgisayar ortamında yeniden oluşturulması
  2. Eğlence amacıyla gösterilen gerçek bir kazanın kaydı
  3. Sanal gerçekliğin yazılı bir tanımı
Cevabı göster

Tepkileri gözlemlemek için ikilemin bilgisayar ortamında yeniden oluşturulması

These judgments are consistent with the philosophical principle of utilitarianism, Notlar

1:10

Bu yargılar, faydacılığın felsefi ilkesiyle tutarlıdır,

Kalıp ifadeler

consistent with: uyumlu ve çelişkisiz

Be consistent with + isim, bir fikir, kanıt, kural veya sonuçla uyuşmak ya da çelişmemek anlamına gelir. Burada yargılar, faydacılığın felsefi ilkesinin öngöreceği veya destekleyeceği şeylerle uyuşmaktadır. Bu yapıda consistent, iki şey arasındaki uyum ilişkisini anlatır; “devam eden” anlamına gelmez. with edatı, karşılaştırılan ölçütü veya fikri belirtir.

Alıştırma

Cümleyi “ile uyuşmak” anlamındaki vurgulanan ifadeyle tamamlayın: The new evidence is ____ the earlier report.

Cevabı göster

consistent with

which argues that the morally correct decision

1:15

bu ilke ahlaki olarak doğru kararın

is the one that maximizes well-being Kültür

1:18

refahı en üst düzeye çıkaran karar olduğunu savunur

for the greatest number of people.

1:20

en fazla sayıda insan için.

Kültür

faydacılığın felsefi ilkesi

Faydacılığın felsefi ilkesi bir etik çerçevedir: Bir kararı, yalnızca kararı veren kişinin kişisel çıkarına göre değil, sonuçlarının ürettiği genel esenliğe göre değerlendirir. Bu cümlede ifade, bir seçimin ahlaken doğru sayılmasının felsefi temeli olarak faydacılığı sunar. Bu, etik sonuçlarla ilgili bir teoridir; bir şeyin yalnızca kullanışlı veya pratik olduğuna dair genel bir iddia değildir.

Alıştırma

Bu bağlamda utilitarianism ne anlama gelir?

  1. Seçimleri genel esenlik üzerindeki etkilerine göre değerlendiren bir etik teori.
  2. Gündelik sorunları hızla çözmek için kullanılan pratik bir yöntem.
  3. Kişisel özgürlüğün sonuçlardan her zaman daha önemli olduğunu söyleyen bir kural.
Cevabı göster

Seçimleri genel esenlik üzerindeki etkilerine göre değerlendiren bir etik teori.

Kültür

en fazla sayıda insanın esenliğini en üst düzeye çıkarmak

“maximizes well-being for the greatest number of people” ifadesi, bir kararı değerlendirmek için sonuca dayalı bir ölçüt anlatır. Mümkün olduğunca çok kişi için en büyük genel faydayı üretmesi beklenen seçeneği tercih etmek anlamına gelir. Burada well-being geniş bir anlama sahiptir: mutluluk, güvenlik, sağlık ve insanların iyi yaşamasına yardımcı olan diğer koşulları kapsayabilir. İfade, her bireyin eşit biçimde fayda göreceğini veya kimsenin zarar görmeyeceğini vaat etmez.

Alıştırma

Cümleyi dersteki ifadeyle tamamlayın: The committee chose the proposal that ____.

Cevabı göster

maximizes well-being for the greatest number of people

The five lives outweigh one, Kelime

1:23

Beş hayat bir hayattan ağır basar,

even if achieving that outcome requires condemning someone to death. Notlar

1:25

o sonuca ulaşmak birini ölüme mahkum etmeyi gerektirse bile.

Kelime

The five lives outweigh one: değer karşılaştırmalarında outweigh kullanımı

The five lives outweigh one ifadesinde outweigh, “……dan daha önemli veya değerli olmak” anlamına gelir. Cümle beş kişinin hayatıyla bir kişinin hayatının ahlaki ağırlığını karşılaştırır; fiziksel ağırlıktan söz etmez. Aktarılabilir yapı A outweighs B şeklindedir. A’yı bir kararda daha güçlü olan etken olarak gösterir; bu nedenle faydalar, riskler, maliyetler, nedenler veya kaygılar karşılaştırılırken sık kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi “……dan daha önemli olmak” anlamındaki outweigh fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: In this decision, the long-term benefits ____ the short-term costs.

Cevabı göster

outweigh

Dilbilgisi

even if: ana yargıyı değiştirmeyen ödünleme koşulu

Even if, ödünleme bildiren bir koşul getirir: konuşan kişi olası, hayal edilen veya tartışma için geçici olarak varsayılan bir durumu kabul eder ve ana yargının bu koşul altında da geçerli olduğunu söyler. Sıradan bir if koşulundan farklı olarak “bu da sonucu değiştirmez” anlamını ekler. Buradaki ağır koşul, sonuca ulaşmanın birini ölüme mahkûm etmeyi gerektirmesidir. Önceki karşılaştırma, bu bedele rağmen geçerli kalıyormuş gibi sunulur.

Alıştırma

Yarın yağmur yağıp yağmayacağı belirsiz. Hangi cümle, yağmur yağsa da yağmasa da gideceğiniz anlamına gelir?

  1. I'll go even though it is raining now.
  2. I'll go even if it rains tomorrow.
  3. I'll go if it doesn't rain tomorrow.
Cevabı göster

I'll go even if it rains tomorrow.

Kelime

condemning someone to death: ölümü kaçınılmaz bir sonuç hâline getirmek

Condemn someone to death, ölümü bir kişi için kaçınılmaz sonuç hâline getirmek demektir. Bu cümlede istenen sonuca ulaşmak, birinin kesin olarak öleceği bir seçim yapmayı gerektirir. Bu ifade hukuki bir ölüm cezasını anlatabilir, ancak mahkemelerle sınırlı değildir. Burada doğrudan kullanılan kill fiiline göre sonucun ağırlığını ve kararı veren kişinin sorumluluğunu daha çok vurgular.

Alıştırma

Hukuki olmayan bir kararın kapana kısılmış kişilerin ölümünü kaçınılmaz hâle getirdiğini doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?

  1. The reporter condemned the decision after someone died.
  2. The court sentenced the defendant to death.
  3. The decision condemned the trapped people to death.
Cevabı göster

The decision condemned the trapped people to death.

But people don't always take the utilitarian view, Kalıp ifadeler

1:30

Ancak insanlar her zaman faydacı görüşü benimsemezler,

Kalıp ifadeler

take the utilitarian view: faydacı bakış açısını benimsemek

Take the utilitarian view ifadesinde take, fiziksel olarak bir şeyi almak değil, bir görüşü “benimsemek” veya “taşımak” anlamındadır. İfade, kişinin meseleyi genel refah üzerindeki toplam sonuçlara odaklanan faydacı bakış açısından değerlendirdiğini anlatır. Bu kalıp başka durumlarda da kullanılabilir: take a different view farklı bir görüşe sahip olmak demektir; take the view that + yan cümle ise belirli bir inancı açıklar.

Alıştırma

Hangi cümlede take, “bir bakış açısını benimsemek veya taşımak” anlamındadır?

  1. Rosa took the view that the deadline was unrealistic.
  2. Rosa took the train to the office.
  3. Rosa took the report from the desk.
Cevabı göster

Rosa took the view that the deadline was unrealistic.

which we can see by changing the trolley problem a bit.

1:33

bunu tramvay problemini biraz değiştirerek görebiliriz.

This time,

1:36

Bu sefer,

you're standing on a bridge over the track

1:37

rayların üzerindeki bir köprüde duruyorsunuz

as the runaway trolley approaches.

1:40

kontrolden çıkmış tramvay yaklaşırken.

Now, there's no second track,

1:43

Şimdi, ikinci bir ray yok,

but there is a very large man on the bridge next to you.

1:44

ama köprüde yanınızda çok iri yarı bir adam var.

If you push him over, Dilbilgisi

1:48

Eğer onu aşağı iterseniz,

his body will stop the trolley,

1:49

bedeni tramvayı durduracak,

saving the five workers,

1:52

beş işçiyi kurtaracaktır,

but he'll die.

1:53

ama o ölecektir.

Dilbilgisi

If you push him over: bir koşul ortaya koymak

If you push him over, eylemi bir koşul olarak sunan if yan cümlesidir. Ardından gelen cümleler beklenen sonuçları verir. Yaygın bir birinci koşul cümlesi yapısı if + geniş zaman, ardından will + fiilin yalın hâlidir. Böylece gelecekteki veya hayalî bir koşul, senaryo içinde sonucu hesaplanabilecek somut bir olasılık olarak ele alınır. Bu köprü senaryosunda push him over, onu kenardan aşağı iterek köprüden düşürmek demektir. Bağlamda bir kenar bulunduğu açık değilse push someone over çoğunlukla birini itip yere düşürmek anlamına gelir.

Alıştırma

Hangi cümle olası bir koşulu ve bu koşulun gelecekte beklenen sonucunu aynı yapıyla ifade eder?

  1. If the rain gets heavier, we moved the game indoors.
  2. If the rain will get heavier, we move the game indoors.
  3. If the rain gets heavier, we'll move the game indoors.
  4. If the rain got heavier, we would move the game indoors.
Cevabı göster

If the rain gets heavier, we'll move the game indoors.

To utilitarians, Anlatım akışı

1:55

Faydacılar için,

the decision is exactly the same:

1:57

karar tamamen aynıdır:

lose one life to save five.

1:59

beş hayatı kurtarmak için bir hayatı feda etmek.

Anlatım akışı

To utilitarians: bir bakış açısını çerçevelemek

To utilitarians, ardından gelen değerlendirmeye hangi bakış açısından yaklaşılacağını belirleyen, cümle başında kullanılan bir edat öbeğidir. Faydacı bakış açısından veya faydacıların gördüğü biçimiyle anlamına gelir; buradaki to fiziksel bir yön belirtmez. Konuşan kişi önce grubu adlandırarak iddianın kapsamını sınırlar: karar o grubun ölçütlerine göre tamamen aynıdır, ancak herkes için aynı olmak zorunda değildir. Bu, bir değerlendirme yapmadan önce bilgiyi bakış açısına göre düzenlemenin kısa bir yoludur.

Alıştırma

Kimsenin söylediğini aktarmadan, bir değerlendirmeyi yeni bir çalışanın bakış açısından sunmak istiyorsunuz. En uygun cümle hangisidir?

  1. To a new employee, the schedule may look complicated.
  2. According to a new employee, the schedule may look complicated.
  3. Toward a new employee, the schedule may look complicated.
Cevabı göster

To a new employee, the schedule may look complicated.

But in this case,

2:01

Ancak bu durumda,

only about 10% of people say that

2:02

insanların sadece yaklaşık %10'u

it's okay to throw the man onto the tracks. Ton ve niyet

2:05

adamı raylara atmanın sorun olmadığını söylüyor.

Ton ve niyet

it's okay to throw...: bir eylemin kabul edilebilir olup olmadığını değerlendirmek

It's okay to + fiilin yalın hâli, bir eylemin kabul edilebilir veya izin verilen bir eylem olup olmadığını değerlendirir. Burada okay, eylemin fiziksel olarak mümkün olmasını değil, ahlaki açıdan kabul edilebilir olmasını anlatır. Cümle, insanların yaklaşık %10'unun söylediği görüşü aktarır; konuşanın kendi onayını belirtmez. Throw the man onto the tracks doğrudan ve şiddet içeren bir eylemi adlandırdığı için bu değerlendirme özellikle güçlü ve tartışmalıdır.

Alıştırma

Cümle temel olarak ne anlatıyor?

  1. Eylemi fiziksel olarak gerçekleştirmek kolaydır.
  2. Eylemin yapılması yasalarca zorunludur.
  3. Konuşan, birine eylemi yapmasını emretmektedir.
  4. Küçük bir azınlık eylemi kabul edilebilir bulmuştur.
Cevabı göster

Küçük bir azınlık eylemi kabul edilebilir bulmuştur.

Our instincts tell us that deliberately causing someone's death Kelime

2:08

İçgüdülerimiz bize kasten birinin ölümüne neden olmanın

is different than allowing them to die as collateral damage. Kelime

2:11

onların ikincil hasar olarak ölmesine izin vermekten farklı olduğunu söyler.

Kelime

us that deliberately causing...: that yan cümlesi ve kasıtlı olarak sonuca neden olma

tell us that... yapısında us, bilgiyi alan kişileri belirtir; that ise içgüdülerimizin bize söylediği içeriği başlatır. Bu yan cümlede deliberately causing someone's death, is different ifadesinin öznesi olan bir ulaç grubudur. Deliberately, kasıtlı olarak veya bilerek demektir. Ölümü yalnızca açık, öngörülebilir ya da kazara ortaya çıkan bir sonuç olarak değil, eylemi yapan kişinin meydana getirmeyi amaçladığı bir sonuç olarak gösterir. Niyete yapılan bu vurgu, ölüme doğrudan neden olmakla ölümün gerçekleşmesine izin vermeyi birbirinden ayırır.

Alıştırma

Bu cümleyi okuyun: The engineer deliberately caused the shutdown. deliberately neyi gösteriyor?

  1. Sistem kazara durdu.
  2. Sistemin duracağını öngörmek imkânsızdı.
  3. Mühendis sistemin durmasını açıkça anlattı.
  4. Sistemin durdurulması amaçlanan bir sonuçtu.
Cevabı göster

Sistemin durdurulması amaçlanan bir sonuçtu.

Kelime

allowing them to die as collateral damage: ölümlerini ikincil zarar olarak görmek

Bu cümlede is different than, birinin ölümüne kasten neden olmak ile o kişinin ölmesini engellememek arasında ahlaki bir karşıtlık kurar. Allow someone to die ölümü önlememek anlamına gelir; deliberately cause someone's death ise ölümü doğrudan meydana getirilen bir sonuç olarak sunar. As collateral damage, ölümü eylemin amaçlanan hedefi değil, başka bir amaç izlenirken ortaya çıkan ikincil sonuç olarak sınıflandırır. Burada collateral denmesi zararın küçük ya da önemsiz olduğunu göstermez; zararın eylem içindeki rolünü belirtir.

Alıştırma

Bu cümlede allowing them to die as collateral damage ifadesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Ölümler, başka bir amaç izlenirken ortaya çıkan ikincil sonuçtur; doğrudan amaç değildir.
  2. Ölümler, eylemin açıkça ilan edilmiş birincil hedefidir.
  3. İfade, bir kredi için teminat gösterilen mülkü anlatır.
  4. Eylem onları koruduğu için insanlar hayatta kalır.
Cevabı göster

Ölümler, başka bir amaç izlenirken ortaya çıkan ikincil sonuçtur; doğrudan amaç değildir.

It just feels wrong for reasons that are hard to explain. Kalıp ifadeler

2:16

Sadece, açıklanması zor nedenlerden dolayı yanlış hissettirir.

Kalıp ifadeler

for reasons that are hard to explain: açıklaması zor nedenlerle

For reasons that are hard to explain, nedenlerin gerçekten var olduğunu ancak konuşanın bunları açık ya da eksiksiz biçimde ifade edemediğini anlatır. Genellikle sezgisel bir duyguyu veya karmaşık bir yargıyı destekler; bu yüzden for no reason ile aynı anlama gelmez. That are hard to explain, reasons sözcüğünü niteleyen bir ilgi tümcesidir. Reasons aynı zamanda explain fiilinin anlamca nesnesidir: the reasons are hard to explain. Bu nedenle explain fiilinden sonra ikinci bir nesne gerekmez.

Alıştırma

Nedenlerin var olduğunu ancak sözcüklere dökülmelerinin zor olduğunu göstermek için cümleyi dersteki ifadeyle tamamlayın: I trust this plan ____.

Cevabı göster

for reasons that are hard to explain

This intersection between ethics and psychology Kelime

2:20

Etik ve psikoloji arasındaki bu kesişim

is what's so interesting about the trolley problem.

2:23

tramvay problemini bu kadar ilginç kılan şeydir.

Kelime

intersection between ethics and psychology: alanlar arasındaki soyut kesişim

Burada intersection soyut anlamdadır: iki alanın buluştuğu, örtüştüğü ve aynı sorulardan bazılarını ele aldığı ortak alanı belirtir. intersection between A and B kalıbı iki alanı adlandırır. Bu cümlede tramvay problemi, hangi eylemin doğru olduğunu soran etik ile insanların gerçekte nasıl yargıda bulunup tepki verdiğini inceleyen psikolojiyi birleştirir. Bir yol kavşağından söz edilmez.

Alıştırma

Cümleyi bu derste geçen ve “iki alanın ortak bölgesi” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: The seminar examines the ____ climate science and public policy.

Cevabı göster

intersection between

The dilemma and its many variations reveal that what we think is right or wrong Dilbilgisi

2:26

İkilem ve birçok varyasyonu, neyin doğru veya yanlış olduğunu düşünmemizin

Dilbilgisi

reveal that what we think is right or...: iç içe geçmiş bir what yan tümcesi

reveal fiilinden sonra gelen that, açığa çıkarılan içeriği veren bir yan tümce başlatır. Bu tümcenin içinde what we think is right or wrong, iç içe geçmiş bir wh yan tümcesidir; isim benzeri tek bir birim olarak işlev görür ve doğru ya da yanlış saydığımız şeyi ifade eder. Buradaki what doğrudan bir soru başlatmaz. Yan tümcede what we think is right şeklindeki düz cümle söz dizimi kullanılır; what do we think is right? şeklindeki doğrudan soru söz dizimi kullanılmaz. Daha büyük olan that yan tümcesi bu alıntıdan sonra devam eder.

Alıştırma

Hangi cümlede what yan tümcesi daha büyük bir düz cümlenin öznesi olarak doğru biçimde kullanılmıştır?

  1. What do we think is fair can change over time.
  2. What we think is fair can change over time.
  3. That we think is fair can change over time.
Cevabı göster

What we think is fair can change over time.

depends on factors other than a logical weighing of the pros and cons. Kalıp ifadeler

2:30

artı ve eksilerin mantıksal olarak tartılması dışındaki faktörlere bağlı olduğunu ortaya koymaktadır.

Kalıp ifadeler

depends on factors other than a...: …dışındaki etkenlere bağlı olmak

Depend on factors, bir sonucu birden fazla unsurun etkilediğini anlatır. factors other than X yapısında other than, söz konusu unsurların X olmadığını belirtir. Buradaki a, ardından gelen a logical weighing of the pros and cons isim öbeğinin parçasıdır. İfade, yargının bu tür mantıksal karşılaştırmanın ötesindeki etkenlerden de etkilendiğini söyler; mantığın hiçbir rolü olmadığını zorunlu olarak iddia etmez.

Alıştırma

Programın hava durumunu dışarıda bırakan bir grup etkenden etkilendiğini en açık biçimde hangi cümle anlatır?

  1. The schedule depends factors other than the weather.
  2. The schedule depends on factors other than the weather.
  3. The schedule depends on the weather rather than other factors.
  4. The schedule depends on factors besides the weather.
Cevabı göster

The schedule depends on factors other than the weather.

Kalıp ifadeler

logical weighing of the pros and cons: artıların ve eksilerin mantıksal olarak tartılması

To weigh the pros and cons, karar vermeden önce bir seçeneğin iyi ve kötü yanlarını karşılaştırmak demektir. Weigh burada mecazidir: fikirler sanki bir terazinin üzerine konmuş gibi değerlendirilir. a logical weighing of the pros and cons ifadesinde weighing, bu karşılaştırma sürecini adlandıran bir isimdir; logical ise sürecin akla dayandığını belirtir.

Alıştırma

Cümleyi bu notta geçen ve “artılar ve eksiler” anlamına gelen kalıplaşmış ifadeyle tamamlayın: Before choosing a new phone, write down the ____.

Cevabı göster

pros and cons

For example,

2:36

Örneğin,

men are more likely than women Dilbilgisi

2:37

erkeklerin kadınlara göre

to say it's okay to push the man over the bridge.

2:38

adamı köprüden aşağı itmenin sorun olmadığını söyleme olasılığı daha yüksektir.

Dilbilgisi

more likely than women: gruplar arasındaki olasılığı karşılaştırma

More likely than, iki grubun bir davranışı gösterme veya bir sonucu yaşama olasılığını ya da eğilimini karşılaştırır. Burada erkeklerin bu yanıtı verme olasılığının kadınlardan daha yüksek olduğu söylenir; likely, bir şeyi sevmeyi değil olasılığı anlatır. Tekrar kullanılabilen kalıp A + be + more likely than + B + to + fiil şeklindedir. B karşılaştırılan gruptur; to + fiil ise karşılaştırılan davranışı veya sonucu belirtir. More likely göreli bir karşılaştırmadır; sonucun kesin olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi “daha yüksek olasılığa sahip olmak” anlamındaki karşılaştırmayla tamamlayın: In this survey, new users are ____ experienced users to ask for help.

Cevabı göster

more likely than

So are people who watch a comedy clip Dilbilgisi

2:42

Düşünce deneyini yapmadan önce

before doing the thought experiment. Kelime

2:44

bir komedi klibi izleyen insanlar da öyledir.

Dilbilgisi

So are people...: “ayrıca” anlamı için devrik yapı kullanma

So are people..., aynı olumlu ifadenin yeni bir grup için de geçerli olduğunu anlatır. Önceki are more likely... yüklemine gönderme yapar; bu nedenle so burada “bu yüzden” değil, “ayrıca” veya “aynı şekilde” anlamındadır. Tekrar kullanılabilen kalıp So + be/yardımcı fiil/modal + yeni özne şeklindedir. Fiil önceki cümleciğe uyar ve yeni özneyle uyuşur: So are people.... who watch a comedy clip ilgi cümleciği hangi kişilerin kastedildiğini belirtir; devrik sözcük sırasını değiştirmez.

Alıştırma

Liam'ın kız kardeşlerinin de hazır olduğunu anlatan standart so + be devrik yapısıyla cümleyi tamamlayın: Liam is ready to leave, and ____ his sisters.

Cevabı göster

so are

Kelime

thought experiment: varsayımsal bir durum üzerinden akıl yürütme

Thought experiment, yani düşünce deneyi; bir soruyu araştırmak, bir ilkeyi sınamak veya bir fikrin sonuçlarını akıl yürüterek takip etmek için hayali bir durum kullanmaktır. Buradaki experiment, laboratuvar veya gerçek dünyada yapılan fiziksel bir test gerektirmez. Durum zihinde incelenir; tramvay problemi bunun bilinen bir örneğidir.

Alıştırma

Hangi açıklama thought experiment ifadesini en iyi karşılar?

  1. İncelenecek hiçbir sorusu olmayan geçici bir düşünce
  2. Mutlaka fiziksel ekipman kullanılması gereken bir laboratuvar testi
  3. Akıl yürütme yoluyla incelenen varsayımsal bir durum
Cevabı göster

Akıl yürütme yoluyla incelenen varsayımsal bir durum

And in one virtual reality study,

2:46

Ve bir sanal gerçeklik çalışmasında,

people were more willing to sacrifice men than women. Kalıp ifadeler

2:49

insanlar erkekleri kadınlara göre daha fazla feda etmeye istekliydi.

Kalıp ifadeler

more willing to sacrifice men: isteklilik derecesini karşılaştırma

Be willing to + fiil, bir şeyi yapmaya hazır veya onu yapmayı kabul ediyor olmak anlamına gelir. More willing to, isteklilik derecelerini karşılaştırır: karar veren kişiler için seçeneklerden biri daha kabul edilebilirdir. Bu cümlede sacrifice men, ölümcül bedeli erkeklerin ödediği bir sonucu seçmek anlamına gelir. Erkeklerin gönüllü olduğu anlamına gelmez; willing da kimsenin bu seçimden hoşlandığını göstermez.

Alıştırma

Hangi cümle Maya'nın istememesine rağmen gidebileceği anlamına gelir?

  1. Maya enjoys going, but she has already gone.
  2. Maya is willing to go, so she is certain to go.
  3. Maya is likely to go, but she isn't willing to go.
Cevabı göster

Maya is likely to go, but she isn't willing to go.

Researchers have studied the brain activity

2:53

Araştırmacılar, beyin aktivitesini incelediler

of people thinking through the classic and bridge versions. Öbek fiiller

2:55

klasik ve köprü versiyonlarını düşünen insanların.

Öbek fiiller

people thinking ... think through the versions: sürümleri baştan sona dikkatle değerlendirmek

people thinking ... ifadesinde thinking, people isminden sonra gelen ve düşünen kişileri tanımlayan bir ortaçtır. people who are thinking ... yapısına benzer bir görev görür. Burada sonraki through, think ile birleşerek think through + bir sorun, plan veya seçim kalıbını oluşturur. Bir şeyi olası sonuçlarıyla birlikte baştan sona dikkatle değerlendirmek demektir; yalnızca think about demekten daha kapsamlıdır.

Alıştırma

Bu cümlede think through ne anlama geliyor?

  1. Bir şeyi analiz etmeden hatırlamak
  2. Bir yerin içinden fiziksel olarak geçmek
  3. Bir konu hakkında kısaca düşünmek
  4. Bir sorunu baştan sona dikkatle değerlendirmek
Cevabı göster

Bir sorunu baştan sona dikkatle değerlendirmek

Both scenarios activate areas of the brain

2:59

Her iki senaryo da beynin alanlarını harekete geçirir

involved in conscious decision-making and emotional responses. Kelime

3:01

bilinçli karar verme ve duygusal tepkilerle ilgili.

Kelime

decision-making and emotional responses: bilinçli seçimler ve duygusal tepkiler

decision-making, çeşitli seçenekleri değerlendirdikten sonra seçim yapma sürecini anlatan birleşik bir isimdir. emotional responses, bir durumun veya duygunun tetiklediği tepkilerdir. Bu cümlede and, bu iki zihinsel etkinlik türünü birbirine bağlayarak söz konusu beyin bölgelerinin her iki süreçle de ilgili olduğunu gösterir. Öndeki conscious, decision-making ifadesini niteler ve bilinçli, üzerinde düşünülmüş seçimleri anlatır. Buradaki response sözlü ya da yazılı bir cevap değil, bir şeye verilen tepki anlamındadır.

Alıştırma

decision-making and emotional responses ifadelerinde hangi iki zihinsel etkinlik türü anlatılıyor?

  1. Bilinçli seçimler yapma süreci ve duygunun neden olduğu tepkiler
  2. Tek bir nihai karar için kullanılan iki ad
  3. Zihinsel etkinlik içermeyen otomatik kas hareketleri
  4. Bir soruya verilen sözlü veya yazılı cevaplar
Cevabı göster

Bilinçli seçimler yapma süreci ve duygunun neden olduğu tepkiler

But in the bridge version,

3:06

Ancak köprü versiyonunda,

the emotional response is much stronger.

3:07

duygusal tepki çok daha güçlüdür.

So is activity in an area of the brain

3:10

Beynin bir bölgesindeki aktivite de öyledir

associated with processing internal conflict. Kalıp ifadeler

3:13

iç çatışmayı işlemekle ilişkili olan.

Kalıp ifadeler

associated with processing internal conflict: bir ilişkiyi belirtme

Burada with processing internal conflict, associated ile kurulan yapıyı tamamlar: be associated with + isim veya -ing biçimi, bir şeyle ilişkili olmak demektir. processing isim gibi görev yapan bir -ing biçimidir; internal conflict ise aynı kişinin içindeki birbiriyle çatışan düşünceleri, değerleri, duyguları veya dürtüleri ifade eder. Bu ifade, beyin bölgesi ile söz konusu zihinsel süreç arasında bir ilişki olduğunu bildirir. Tek başına, beyin bölgesinin çatışmaya doğrudan neden olduğunu söylemez.

Alıştırma

Bu cümlede associated with processing internal conflict ne anlama geliyor?

  1. Beyin bölgesinin her içsel çatışmaya neden olduğu kanıtlanmıştır.
  2. Beyin bölgesi başka bir kişiye fiziksel olarak bağlıdır.
  3. Beyin bölgesi farklı ülkeler arasındaki anlaşmazlıkları işler.
  4. Beyin bölgesi, çatışan düşünce, değer, duygu veya dürtüleri işlemeyle ilişkilidir.
Cevabı göster

Beyin bölgesi, çatışan düşünce, değer, duygu veya dürtüleri işlemeyle ilişkilidir.

Why the difference?

3:16

Fark neden?

One explanation is that pushing someone to their death feels more personal, Notlar

3:17

Bir açıklama, birini ölüme itmenin daha kişisel hissedilmesidir,

Anlatım akışı

One explanation is that: olası bir açıklama sunmak

One explanation is that + yan cümle, gözlemlenen bir durum için olası nedenlerden birini sunar. that ile başlayan yan cümle açıklamanın içeriğini verir. One önemlidir: başka açıklamalara da yer bırakır. Böylece konuşan kişi kanıtlanmış tek nedeni sunmak yerine makul bir yorum önerir. Bu, dikkatli bir analizde bilgiyi düzenlemenin yaygın bir yoludur.

Alıştırma

Olası açıklamalardan birini sunmak için dersteki kalıbı kullanın: The plants grew slowly. ____ they did not get enough light.

Cevabı göster

One explanation is that

Kalıp ifadeler

pushing someone to their death: ölümcül bir sonucu ifade etmek

Push someone to their death ifadesi, itme eyleminin o kişinin ölümüne neden olduğu anlamına gelir. To their death eylemin sonucunu belirtir; death bir varış noktası değildir. Cümlede pushing someone to their death, feels fiilinin öznesi olan bir isim-fiil öbeğidir. Doğrudan ve ölümcül eylemi, daha kişisel olarak değerlendirilebilecek tek bir olay halinde sunar.

Alıştırma

Pushing someone to their death ifadesini en iyi hangi cümle açıklar?

  1. İtme eylemi kişinin ölümüne neden oldu.
  2. İtme eylemi kişiyi tehlikeye attı, ancak sonuç bilinmiyor.
  3. Kişi riskli bir seçim yapmaya teşvik edildi.
Cevabı göster

İtme eylemi kişinin ölümüne neden oldu.

activating an emotional aversion to killing another person. Kelime

3:22

başka bir insanı öldürmeye karşı duygusal bir tiksintiyi tetikler.

Kelime

an emotional aversion to killing: güçlü direnç ve aversion to kalıbı

An emotional aversion to killing, öldürme eylemine karşı güçlü ve hissedilen bir direnç ya da tiksinti anlamına gelir. Emotional bunun duygusal bir tepki olduğunu vurgular; aversion ise çoğu zaman bu tepkiyi doğuran şeyden kaçınma isteğini de içerir. Kalıp aversion to + isim veya -ing biçimidir. Burada to bir edattır ve killing eylemin adını koyan bir isim-fiildir; bu nedenle aversion to kill bu yapıda dilbilgisel değildir.

Alıştırma

Sabit kalıbı tamamlayın: She has a strong aversion ____ harming animals.

Cevabı göster

to

But we feel conflicted Kelime

3:26

Ama içsel bir çatışma hissederiz

because we know it's still the logical choice.

3:28

çünkü bunun hala mantıklı bir seçim olduğunu biliriz.

Kelime

feel conflicted: içsel çatışma yaşamak

Bu cümlede feel conflicted, tek bir seçim hakkında birbiriyle çatışan duygulara, değerlere veya gerekçelere sahip olmak demektir. Çatışma kişinin içindedir: seçim mantıklı görünebilir, ancak yine de duygusal veya ahlaki açıdan rahatsız edici gelebilir. Çatışmanın konusunu belirtmek için feel conflicted about + isim veya -ing biçimi kullanılır; feel conflicted about accepting an offer buna örnektir. Mücadele farklı seçenekler arasındaysa feel conflicted over whether to + fiil de kullanılabilir.

Alıştırma

Hangi cümle, konuşanın bir teklifi kabul etme konusunda çatışan duygulara sahip olduğunu doğal biçimde ifade eder?

  1. I feel confused because I cannot understand the offer.
  2. I feel conflicted about accepting the offer.
  3. I am in conflict with the company over the offer.
Cevabı göster

I feel conflicted about accepting the offer.

Trolleyology has been criticized by some philosophers and psychologists. Notlar

3:31

Tramvayoloji bazı filozoflar ve psikologlar tarafından eleştirilmiştir.

Kültür

Trolleyology: -ology ile oluşturulmuş esprili bir sözcük

Trolleyology, trolley ile bir çalışma alanını çağrıştıran -ology sonunun birleştirilmesiyle oluşturulmuş esprili bir sözcüktür. Trolley aracı üzerine çalışmayı değil, tramvay ikilemi senaryolarının incelenmesini ve tartışılmasını ifade eder. Bu cümlede yeni oluşturulan bu ad, bazı filozoflar ve psikologlar tarafından eleştirilen araştırmalar bütününü belirtir.

Alıştırma

Bu cümlede Trolleyology büyük olasılıkla ne anlama geliyor?

  1. Ulaşım kaynaklı yaralanmalarla ilgili bir tıp uzmanlığı
  2. Tramvay ikilemi senaryolarının incelenmesi için kullanılan esprili bir ad
  3. Trolley araçlarının ve raylarının mühendisliği
Cevabı göster

Tramvay ikilemi senaryolarının incelenmesi için kullanılan esprili bir ad

Dilbilgisi

has been criticized by some: present perfect edilgen yapı

Has been criticized, present perfect zamanının edilgen yapısıdır: has + been + geçmiş zaman ortacı. Eleştiriye maruz kalan Trolleyology'yi özne konumuna getirir ve eleştirenlerin eyleminden çok onun aldığı değerlendirmeye odaklanır. By some philosophers and psychologists eylemi yapanları belirtir. Some, bu grupların yalnızca bir bölümünü ifade eder. Present perfect, eleştirinin şimdiden önce gerçekleştiğini ve mevcut tartışmayla hâlâ ilgili olduğunu gösterir; tek başına eleştirinin kesintisiz sürdüğü anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi criticize fiilinin present perfect edilgen biçimiyle tamamlayın: Over the past decade, the method ____ by several researchers.

Cevabı göster

has been criticized

They argue that it doesn't reveal anything

3:36

Hiçbir şey ortaya koymadığını savunuyorlar

because its premise is so unrealistic Notlar

3:38

çünkü önermesi o kadar gerçekçi değildir ki

that study participants don't take it seriously. Kalıp ifadeler

3:41

çalışma katılımcıları bunu ciddiye almaz.

Kelime

because its ...: iyelik bildiren its ile neden cümlesi

Because, neden bildiren bir yan cümle başlatır. Because its premise is... yapısında its premise öznedir, is ise fiildir. Its bir iyelik belirleyicisidir; bu yüzden ardından bir isim gelir ve kesme işareti almaz. Its, daha önce söz edilen yaklaşıma gönderme yapar. Burada premise, yaklaşımın dayandığı temel varsayım anlamındadır. Dolayısıyla eleştiri, bu varsayım gerçek dışı olduğu için yaklaşımın pek bir şey ortaya koymadığıdır.

Alıştırma

Bir teorinin varsayımları test edilemediği için reddedildiğini hangi cümle doğru şekilde ifade eder?

  1. The theory was rejected because its assumptions could not be tested.
  2. The theory was rejected because it assumptions could not be tested.
  3. The theory was rejected because it's assumptions could not be tested.
Cevabı göster

The theory was rejected because its assumptions could not be tested.

Dilbilgisi

is so unrealistic that: dereceyi bir sonuca bağlamak

is so unrealistic that... ifadesinde so, unrealistic sıfatının derecesini güçlendirir. Yeniden kullanılabilen kalıp be + so + adjective + that + result clause biçimindedir ve bir niteliğin, ardından gelen sonuca yol açacak kadar yüksek derecede olduğunu anlatır. Buradaki sonuç, araştırma katılımcılarının öncülü ciddiye almamasıdır. Bu kalıpta so derece bildirir; “bu yüzden” anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi so, icy ve that sözcüklerini doğru kalıpta kullanarak tamamlayın: The road was ____ we had to turn back.

Cevabı göster

so icy that

Kalıp ifadeler

don't take it seriously: bir şeyi önemsiz görmek

Take + object + seriously, bir kişiyi, ifadeyi, sorunu veya durumu önemli, gerçek ya da dikkatle düşünülmeye değer görmek anlamına gelir. Burada take fiziksel olarak bir şeyi taşıma eylemini değil, bir tutumu anlatır. don't take it seriously ifadesindeki olumsuz biçim, katılımcıların öncülü güvenilir bir durum olarak karşılamak yerine göz ardı edebileceğini belirtir. Nesne bir zamirse take ile seriously arasına gelir: take it seriously.

Alıştırma

Uyarıyı, take kullanan ve “bunu önemli kabul etmek” anlamına gelen kalıplaşmış ifadeyle tamamlayın: This safety alert could prevent an accident, so please ____.

Cevabı göster

take it seriously

But new technology is making this kind of ethical analysis Kalıp ifadeler

3:45

Ancak yeni teknoloji bu tür etik analizleri

more important than ever.

3:48

her zamankinden daha önemli hale getiriyor.

Kalıp ifadeler

make ... more important than ever: bir şeyi önceki herhangi bir zamandan daha önemli hâle getirmek

make + nesne + sıfat kalıbı, bir şeyin nesneyi belirli bir duruma getirdiğini anlatır. Burada new technology neden, this kind of ethical analysis nesne, more important ise onun yeni önem derecesini açıklayan sıfattır. Than ever, «önceki herhangi bir zamandan daha» anlamına gelir ve than ever before ifadesinin kısaltılmış biçimidir. More important than ever bir bütün olarak bu analizin daha önce görülmemiş bir önem düzeyine ulaştığını belirtir; ever burada «sonsuza kadar» demek değildir.

Alıştırma

Cümleyi «önceki herhangi bir zamandan daha önemli» anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: New privacy laws are making data security ____.

Cevabı göster

more important than ever

For example,

3:50

Örneğin,

driverless cars may have to handle choices Notlar

3:51

sürücüsüz arabalar seçimlerle başa çıkmak zorunda kalabilir

Kalıp ifadeler

may have to handle choices: gelecekte ortaya çıkabilecek zorunluluk

may have to + fiilin yalın hâli yapısında may, durumun olası veya belirsiz olduğunu; have to ise bu durum ortaya çıkarsa bir zorunluluk doğacağını gösterir. Cümle, araçların bu sorumlulukla kesinlikle karşılaşacağını söylemez; bunu yapmak zorunda kalabileceklerini belirtir. Burada handle choices, karar veya ödünleşim gerektiren durumlarla başa çıkmak anlamına gelir. Seçimleri fiziksel olarak tutmak anlamına gelmez. Yeniden kullanılabilir kalıp özne + may have to + fiilin yalın hâlidir.

Alıştırma

Hangi cümle, gelecekteki bir durumun sistemi zor kararlarla başa çıkmaya mecbur bırakabileceği anlamına gelir?

  1. The system may have to handle difficult choices.
  2. The system has to handle difficult choices.
  3. The system may have several difficult choices.
Cevabı göster

The system may have to handle difficult choices.

like causing a small accident to prevent a larger one. Dilbilgisi

3:54

daha büyük bir kazayı önlemek için küçük bir kazaya neden olmak gibi.

Kültür

driverless cars: otomatik sürüş sistemleri tarafından kontrol edilen otomobiller

Driverless cars, bir insan sürücünün anbean kontrol etmesi yerine sürüş görevini otomatik bir sürüş sisteminin gerçekleştirdiği araçlardır. Bu ifade, aracı neyin kontrol ettiğini belirtir; yalnızca park edilmiş ve içinde kimse olmayan bir aracı anlatmaz. Bu cümlede sürücüsüz otomobiller gerçek dünyadan bir teknoloji örneğidir. Sistemlerinin farklı kaza riskleri arasında seçim yapması gerekebilir; böylece soyut bir etik soru, uygulamaya dönük bir tasarım sorununa dönüşür.

Alıştırma

Bu bağlamda driverless cars ifadesi ne anlama gelir?

  1. Sürüş görevini otomatik bir sistemin gerçekleştirdiği otomobiller
  2. Yalnızca bir insan tarafından uzaktan sürülebilen otomobiller
  3. İçinde kimse olmayan park hâlindeki otomobiller
Cevabı göster

Sürüş görevini otomatik bir sistemin gerçekleştirdiği otomobiller

Dilbilgisi

causing ... to prevent a larger one: amaç ve ismin yerine kullanım

Like + -ing biçimi, ele alınan seçim türüne bir örnek verir. causing a small accident to prevent a larger one ifadesinde to prevent mastarı, küçük kazaya neden olmanın amacını belirtir: daha büyük bir zararı önlemek için daha küçük bir zarar kabul edilir. One, tekil ve sayılabilen accident isminin yerine geçer; bu nedenle a larger one, a larger accident anlamındadır. Bağlamdan eksik ismin ne olduğu açıksa bu kullanım tekrarı önler.

Alıştırma

Hangi cümle amacı göstermek için to + fiilin yalın hâlini, tekrarlanan tekil ve sayılabilen bir ismin yerine de one sözcüğünü kullanır?

  1. The safety system prevented a brief delay by causing a longer one.
  2. The safety system caused a brief delay to prevent a longer one.
  3. The safety system caused a brief delay, and a longer one followed.
Cevabı göster

The safety system caused a brief delay to prevent a longer one.

Meanwhile,

3:57

Bu arada,

governments are researching autonomous military drones that could wind up making decisions Notlar

3:58

hükümetler sonuçta kararlar alabilecek otonom askeri dronlar araştırıyor

Öbek fiiller

wind up + -ing yapısındaki up making decisions

Vurgulanan sözcükler wind up making decisions ifadesini tamamlar. wind up + -ing yapısı, olayların çoğu zaman plansız veya beklenmedik biçimde gelişmesinden sonra, sonunda bir şey yapmak veya bir sonuca ulaşmak anlamına gelir. Burada could wind up making decisions, dronların sonunda karar veren bir konuma gelebileceğini belirtir. Up, yukarı yönünü göstermez; wind up ifadesinin bir parçasıdır ve sonraki fiil -ing biçimini alır.

Alıştırma

Cümleyi wind up ve damage fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: If we ignore the leak, we could ____ the whole floor.

Cevabı göster

wind up damaging

of whether they'll risk civilian casualties Kelime

4:03

sivil kayıpları riske atıp atmayacakları konusunda

to attack a high-value target. Kelime

4:06

yüksek değerli bir hedefe saldırmak için.

Kültür

military drones that could make attack decisions: saldırı kararları verebilecek askerî dronlar

Askerî dronlar, askerî amaçlarla kullanılan insansız hava araçları veya hava sistemleridir. Buradaki that, bu dronların sonunda ne yapabileceğini açıklayan bir ilgi cümleciği başlatır. Dronlar autonomous olarak tanımlandığı için cümle, insanların doğrudan kontrolünün daha az olduğu bir ortamda saldırıyla ilgili bazı kararlar verebilecek sistemleri ele alır. Etik kaygı, bu kararların sivilleri riske atabilmesidir; bu, her askerî dronun zaten böyle bir yeteneğe sahip olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Military drones that... ifadesi bu cümlede dronlarla ilgili hangi bilgiyi sunuyor?

  1. Yalnızca eğlence için kullanılan oyuncak hava araçları.
  2. Sonunda saldırıyla ilgili bazı kararlar verebilecek insansız askerî sistemler.
  3. Hiçbir otomatik işlevi olmayan pilotlu hava araçları.
Cevabı göster

Sonunda saldırıyla ilgili bazı kararlar verebilecek insansız askerî sistemler.

Kelime

they'll risk civilian casualties: sivil kayıpları göze alacaklar

Burada risk, “zararlı bir sonucun gerçekleşme olasılığını kabul etmek” anlamına gelen geçişli bir fiildir. they'll risk civilian casualties, eylem sivillerin yaralanmasına veya ölmesine yol açabilecek olsa bile ilerleyebileceklerini anlatır; sivillerin riski kendilerinin üstlenmeyi seçtiği anlamına gelmez. casualties ölenlerin yanı sıra yaralananları da kapsar; bu nedenle civilian casualties, civilian deaths ifadesinden daha geniştir. risk + isim yapısı, gerçekleşebilecek zararı veya kaybı belirtir.

Alıştırma

they'll risk civilian casualties ifadesini en doğru biçimde açıklayan cümle hangisidir?

  1. Sivillerden saldırının sorumluluğunu kabul etmelerini istiyorlar.
  2. Sivillere gelebilecek her türlü zararı kesinlikle önleyecekler.
  3. Siviller yaralanabilecek veya ölebilecek olsa bile ilerleyebilirler.
Cevabı göster

Siviller yaralanabilecek veya ölebilecek olsa bile ilerleyebilirler.

Kelime

a high-value target: stratejik değeri yüksek bir hedef

Askerî ve güvenlik bağlamlarında a high-value target, stratejik, operasyonel veya istihbarat değeri nedeniyle özellikle önemli kabul edilen bir kişi, yer, grup ya da varlıktır. High-value, target sözcüğünü birleşik sıfat olarak niteler; burada value fiyatı değil, görev açısından önemi ifade eder. Bir şeyi target olarak adlandırmak, onu gözetleme, yakalama veya saldırı gibi bir eylemin nesnesi olarak da çerçeveler. Bu cümlede söz konusu önem, ciddi risklere rağmen neden bir saldırının düşünülebileceğini açıklar.

Alıştırma

Askerî veya güvenlikle ilgili bir raporda a high-value target nedir?

  1. Yalnızca piyasa fiyatı nedeniyle seçilmiş pahalı bir eşya
  2. Herhangi bir eylem planlanmasa bile raporda adı geçen herhangi bir ünlü kişi
  3. Gözetleme, yakalama veya saldırı için seçilmiş, stratejik açıdan önemli bir kişi, yer, grup veya varlık
Cevabı göster

Gözetleme, yakalama veya saldırı için seçilmiş, stratejik açıdan önemli bir kişi, yer, grup veya varlık

If we want these actions to be ethical,

4:09

Eğer bu eylemlerin etik olmasını istiyorsak,

we have to decide in advance Kalıp ifadeler

4:11

önceden karar vermeliyiz

how to value human life and judge the greater good. Notlar

4:13

insan hayatına nasıl değer verileceğine ve daha büyük iyiliğin nasıl yargılanacağına.

Kalıp ifadeler

decide in advance: önceden karar vermek

In advance, ilgili olaydan önce veya bir şeye ihtiyaç duyulmadan önce anlamına gelir. Bu cümlede etik kararın makine harekete geçmeden önce verilmesi gerektiğini gösterir. Decide in advance yapısı, kararın ne zaman verildiğini belirtir. İfadenin tamamı zaman bildirir; advance burada “ilerleme” anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi dersteki iki sözcüklü zaman ifadesiyle tamamlayın: Please let us know ____ if you need wheelchair access.

Cevabı göster

in advance

Kelime

value human life: fiil olarak value

Value human life ifadesinde value bir fiildir. Burada, seçimler yapılırken insan hayatına ne kadar önem veya ağırlık verileceğine karar etmek anlamına gelir. Bu ifade otomatik olarak bir insana fiyat biçmek anlamına gelmez. Başka bağlamlarda value human life, insan hayatını önemli veya değerli görmek anlamına da gelebilir. Konuşmanın bütünü, vurgunun etik ağırlıklandırmada mı yoksa genel saygıda mı olduğunu gösterir.

Alıştırma

Bir makinenin seçimlerini yöneten kurallar tartışılırken value human life büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Hangi insanların değerli eşyalara sahip olduğunu kontrol etmek.
  2. Her insanın perakende fiyatını hesaplamak.
  3. Seçimlerde insan hayatına ne kadar önem verileceğine karar etmek.
Cevabı göster

Seçimlerde insan hayatına ne kadar önem verileceğine karar etmek.

Kültür

judge the greater good: toplumun genel yararına olanı değerlendirmek

The greater good, özellikle farklı çıkarlar çatıştığında, daha geniş bir grubun veya toplumun tamamının refahını ve yararını ifade eder. Etik ve kamu yararıyla ilgili soyut bir kavramdır; “daha iyi bir şey” anlamına gelmez. Burada judge, olası sonuçlardan hangisinin bu genel refaha en iyi şekilde hizmet ettiğini değerlendirmek demektir. İfade, ölçütleri tartışmalı olabilen bir çıkar dengesine işaret eder; herkesin nesnel olarak doğru tek bir cevapta uzlaştığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Etik bir tartışmada the greater good genellikle neyi ifade eder?

  1. Tek bir kişinin anlık özel çıkarı
  2. Başka bir nesneden daha iyi olan bir nesne
  3. Daha geniş bir topluluğun genel refahı
Cevabı göster

Daha geniş bir topluluğun genel refahı

So researchers who study autonomous systems are collaborating with philosophers

4:17

Bu yüzden otonom sistemleri inceleyen araştırmacılar filozoflarla işbirliği yapıyor

to address the complex problem of programming ethics into machines, Notlar

4:22

etiği makinelere programlamanın karmaşık sorununu ele almak için,

Kalıp ifadeler

address the complex problem of ...: karmaşık bir sorunu ele almaya başlamak

Bu cümlede address, bir sorunla yüzleşmek ve onu ele almak için adım atmak anlamına gelen bir fiildir. Posta adresi anlamına gelmez. Kalıp address the problem of + isim veya -ing biçimidir. Buradaki programming, sorunun neyi içerdiğini adlandıran bir -ing biçimidir. Address ciddi ilgi veya eylem ifade eder, ancak sorunun tamamen çözüldüğünü öne sürmez.

Alıştırma

Hangi cümle, komitenin sorunu tamamen çözdüğünü iddia etmeden bu konuda harekete geçtiğini söyler?

  1. The committee addressed the complex problem of housing shortages.
  2. The committee described the complex problem of housing shortages.
  3. The committee solved the complex problem of housing shortages.
Cevabı göster

The committee addressed the complex problem of housing shortages.

Kültür

programming ethics into machines: etik ilkeleri makinelere programlamak

Bu cümlede programming ethics into machines, etik ilkeleri bir makinenin izleyebileceği kodlara, kurallara veya karar süreçlerine dönüştürmek demektir. program A into B kalıbı, A'yı programlama yoluyla B'nin içine yerleştirmek anlamına gelir. Bu ifade, bir makinenin vicdan geliştirdiği anlamına gelmez. Odak noktası, insanların sistemi, seçimleri belirlenmiş etik sınırlara uyacak şekilde tasarlamasıdır.

Alıştırma

Cümledeki programming ethics into machines ifadesine en uygun anlam hangisidir?

  1. Etik ilkeleri bir makinenin kararlarını yönlendiren kurallara dönüştürmek
  2. Makinelerin insan tasarımı olmadan ahlaki değerler icat etmesine izin vermek
  3. İnsanların makineleri kullanacağı saatleri planlamak
Cevabı göster

Etik ilkeleri bir makinenin kararlarını yönlendiren kurallara dönüştürmek

which goes to show that even hypothetical dilemmas Deyimler

4:27

bu da gösteriyor ki varsayımsal ikilemler bile

Deyimler

which goes to show: önceki kanıtlardan sonuç çıkarmak

Which, hemen önce sözü edilen gerçeğin veya sonucun tamamına gönderme yapar. Goes to show (that), “gösterir” ya da “kanıt sağlar” anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir; böylece önceki bilgi, ardından gelen sonucu destekleyen bir dayanak olur. Burada goes hareket bildirmez. Kullanışlı kalıp şöyledir: gerçek veya sonuç + which goes to show that + sonuç cümlesi.

Alıştırma

Önceki sonuçtan çıkarım yapmak için bu nottaki üç sözcüklü ifadeyi kullanın: The backup saved all our files, which ____ that preparation matters.

Cevabı göster

goes to show

can wind up on a collision course with the real world. Deyimler

4:31

gerçek dünyayla çarpışma rotasına girebileceğini gösteriyor.

Deyimler

wind up on a collision course with the real world: sonunda gerçek dünyayla ciddi bir çatışmaya yönelmek

Bu cümlede up, önceki wind sözcüğüyle birleşerek wind up öbek fiilini oluşturur. Wind up on ... “sonunda belirli bir duruma veya yöne ulaşmak ya da kendini orada bulmak” demektir. A collision course, gerçek anlamıyla çarpışmaya yol açacak bir rotadır. Burada on a collision course with the real world mecazdır: soyut ikilemler, gerçek dünyanın ihtiyaçları ve kararlarıyla ciddi bir çatışmaya doğru ilerlemektedir. İfade, fiziksel bir çarpışmanın zaten gerçekleştiğini değil, çatışma olasılığının giderek arttığını anlatır.

Alıştırma

Bu cümlenin en uygun anlamını seçin: The city's growth plan could wind up on a collision course with limits on its water supply.

  1. Plan, şehrin su kıtlığı sorununu çoktan çözdü.
  2. Plan, araçların şehrin su sistemi yakınında çarpışması için bir rota çiziyor.
  3. Plan, sonunda şehrin sınırlı su kaynaklarıyla ciddi biçimde çatışabilir.
Cevabı göster

Plan, sonunda şehrin sınırlı su kaynaklarıyla ciddi biçimde çatışabilir.