Beş kişiyi kurtarmak için birini feda eder miydiniz? - Eleanor Nelsen: İngilizce çalışma notları
TED-Ed
Video özeti: Tramvay problemi, zarar doğrudan veriliyormuş gibi hissedildiğinde ahlaki yargıların neden değiştiğini ve bu çatışmanın otonom araçlar, askerî dronlar ve makine etiği açısından bugün neden önemli olduğunu gösteriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. Imagine you're watching — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: Anlatıcının soyut bir açıklamayla başlamak yerine imagine ifadesini şimdiki zamanın sürekli biçimiyle birleştirerek dinleyiciyi hemen varsayımsal sahnenin içine nasıl yerleştirdiğini öğrenin. Bu sürükleyici açılışı ikilemleri veya düşünce deneylerini tanıtırken kullanabilirsiniz. 2. is different than allowing them to die as collateral damage. — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: collateral damage ifadesinin kasıtlı olarak hedeflenen sonucu değil, istenmeyen ikincil zararı anlattığını kavrayın. Bu resmî ifade, birinin ölümüne doğrudan sebep olmakla başka bir eylemin sonucu olarak ölmesine izin vermek arasındaki etik farkı anlamanıza ve açıklamanıza yardımcı olur. 3. programming ethics into machines, — Kültür, medya ve gerçek dünya bağlamı: Ahlaki kuralları ve yargıları otonom sistemlere kodlamayı anlatan ifadeyi tanıyın. Tasarımcıların bir makinenin insan yaşamını ve ortak yararı nasıl değerlendireceğine önceden karar vermesi gerektiğinde felsefi bir ikilemin nasıl uygulamalı bir soruna dönüştüğünü açıklayabilirsiniz.
Bu derste
barreling down the tracks straight towards five workers who can't escape.
0:09kaçamayan beş işçiye doğru raylardan hızla aşağı iniyor.
Imagine you're watching ...: dinleyiciyi sahnenin içine yerleştirmek
“Imagine you're watching ...”, dinleyiciyi varsayımsal bir sahnenin içine yerleştiren bir yönergedir. Imagine sözcüğünü tam bir cümle izler; you're watching ise eylemi dinleyicinin gözünün önünde çoktan gerçekleşiyormuş gibi sunar. Bu tür bir giriş, soyut soru ya da savdan önce somut bir sahne vererek açıklamayı düzenler. Düşünce deneylerinde, sunumlarda ve hikâye anlatımında yaygındır; olayın gerçek olduğunu ileri sürmez.
Alıştırma
Bir açıklamanın başında “Imagine you're watching ...” ne işe yarar?
- Dinleyiciden kendi hayal gücünü değerlendirmesini ister.
- Dinleyiciyi varsayımsal bir sahnenin içine yerleştirir.
- Olayın gerçek hayatta gerçekleştiğini belirtir.
Cevabı göster
Dinleyiciyi varsayımsal bir sahnenin içine yerleştirir.
runaway trolley barreling down the tracks: kontrolden çıkmış ve hızla ilerleyen
“a runaway trolley” ifadesinde runaway, aracın kontrol altında olmadan hareket ettiğini belirtir; bir kişinin kaçtığı anlamına gelmez. “Barreling down the tracks”, tramvayın raylar boyunca çok hızlı ve büyük bir güçle ilerlediğini gösterir. Bu sözcükler kontrol kaybını, hızı ve yönü birleştirerek tehlikeli ve acil bir görüntü oluşturur.
Alıştırma
“A runaway truck was barreling down the hill” ne anlama gelir?
- Kamyon park hâlindeydi ve sürücüsü kaçıyordu.
- Kamyon dikkatli bir kontrol altında yavaşça hareket ediyordu.
- Kamyon kontrolden çıkmıştı ve çok hızlı hareket ediyordu.
Cevabı göster
Kamyon kontrolden çıkmıştı ve çok hızlı hareket ediyordu.
You happen to be standing next to a switch Kalıp ifadeler
0:15Tesadüfen bir makasın yanında duruyorsunuz
happen to be standing: tesadüfen bir yerde durmak
Happen to + fiil, bir durumun planlandığı için değil, tesadüfen gerçek olduğunu belirtir. Burada happen to be standing, tesadüfen orada ayakta durmak anlamına gelir. Sürekli biçim olan be standing, kişinin o andaki konumunu gösterir. Bu ifade, daha sonra önem kazanacak rastlantısal bir durumu doğal biçimde tanıtır.
Alıştırma
Plansız bir konumu göstermek için happen to be standing kalıbını aynen kullanın: I ____ beside the information desk right now.
Cevabı göster
happen to be standing
that will divert the trolley onto a second track. Kalıp ifadeler
0:17tramvayı ikinci bir raya yönlendirecek olan.
divert the trolley onto a second track: tramvayı başka bir hatta yönlendirmek
Divert + nesne + onto + güzergâh, bir şeyi mevcut yolundan çıkarıp başka bir yola yönlendirmek anlamına gelir. Bu cümlede tramvayın yönü değiştirilerek ikinci hatta girmesi sağlanır. Onto, bir yüzeye veya güzergâha doğru hareket edip üzerine geçmeyi vurgular. Trafik, bir araç ya da hareket hâlindeki başka bir akış yeni bir yola, raya veya güzergâha gönderildiğinde bu yapı kullanılabilir.
Alıştırma
divert ... onto yapısının geçmiş zamanını kullanın: The road crew ____ traffic ____ a temporary bridge.
Cevabı göster
diverted · onto
Do you sacrifice one person to save five? Kelime
0:29Beş kişiyi kurtarmak için bir kişiyi feda eder misiniz?
sacrifice one person to save five: beş kişiyi kurtarmanın bedeli olarak bir hayat
Bu soruda sacrifice one person, diğer beş kişiyi kurtarmanın bedeli olarak bir kişinin ölümünü kabul etmek ya da buna neden olmak anlamına gelir. Dini bir kurbandan değil, ahlaki bir ödünleşmeden söz eder. sacrifice A to do B kalıbı, B'yi gerçekleştirmek için A'dan vazgeçmek, A'yı kaybetmek veya A'ya ciddi zarar vermek anlamına gelir. to-infinitive amacı belirtir; five ise five people ifadesindeki people sözcüğünün düşürülmüş hâlidir.
Alıştırma
Bu etik soruda sacrifice one person to save five ne anlama gelir?
- Bir kişinin ölümünü beş kişiyi kurtarmanın bedeli olarak kabul etmek.
- Hiç kimse bedel ödemeden altı kişinin tamamını kurtarmak.
- Bir kişiden beş kişi için dini bir tören yapmasını istemek.
Cevabı göster
Bir kişinin ölümünü beş kişiyi kurtarmanın bedeli olarak kabul etmek.
tramvay problemi: etik bir düşünce deneyinin adı
The trolley problem, bir tramvayın mekanik arızası değil, bir grup felsefi düşünce deneyinin yerleşik adıdır. Temel senaryoda kontrolden çıkmış bir tramvay beş kişiye doğru ilerler ve bir kişi tramvayı, bunun yerine bir kişiyi öldüreceği başka bir raya yönlendirebilir. Farklı sürümler, daha fazla kişiyi kurtarmak için bir kişiye zarar vermenin ne zaman, eğer böyle bir durum varsa, haklı görülebileceğini sınamak için ayrıntıları değiştirir.
Alıştırma
Burada the trolley problem neyi ifade eder?
- Bir tramvayın hareket etmesini engelleyen mekanik arıza.
- Belirli bir demiryolu kazası hakkında tarihî bir rapor.
- Ciddi zararlar arasında seçim yapmayı konu alan bir grup felsefi düşünce deneyi.
Cevabı göster
Ciddi zararlar arasında seçim yapmayı konu alan bir grup felsefi düşünce deneyi.
an ethical dilemma: ahlaki bedelleri olan bir seçim
Etik ikilem, ahlaki görevlerin, değerlerin veya ilkelerin çatıştığı ve bu nedenle gerçekçi seçeneklerin her birinin ahlaki bir bedel taşıdığı durumdur. Temel nokta yalnızca seçimin zor olması değildir. Bir yolu seçmek, ahlaki açıdan önemli başka bir husustan vazgeçmek veya onu ihlal etmek anlamına gelir; çoğu zaman tamamen zararsız bir cevap yoktur.
Alıştırma
Hangi durum en iyi an ethical dilemma olarak tanımlanır?
- Bir hemşire, hastanın tedaviyi reddetmesine saygı göstermek ile ciddi zararı önlemek arasında seçim yapmak zorundadır.
- Bir yolcu hangi otobüsün önce geleceğini anlayamıyor.
- Bir şirket aynı fiyat ve kaliteye sahip iki tedarikçi arasında seçim yapmak zorundadır.
Cevabı göster
Bir hemşire, hastanın tedaviyi reddetmesine saygı göstermek ile ciddi zararı önlemek arasında seçim yapmak zorundadır.
It's popular because it forces us to think about how to choose Kalıp ifadeler
0:41Popülerdir çünkü bizi nasıl seçim yapacağımız hakkında düşünmeye zorlar
forces us to think about how to ...: kaçınılmaz bir soruyla yüzleşmek
forces us to think about how to choose ifadesinde force soyut bir anlam taşır: konu o kadar önemlidir veya görmezden gelinmesi o kadar zordur ki soruyla ciddi biçimde yüzleşmemiz gerekir. Fiziksel güç kullanmayı anlatmaz. Kalıp force + person + to think about + how to + base verb şeklindedir. Burada us etkilenen kişileri gösterir; how to choose ise nasıl seçim yapmamız gerektiği veya hangi yöntemi kullanacağımız anlamına gelir.
Alıştırma
Cümleyi örnekteki hedef kalıpla tamamlayın: The water shortage ____ use limited supplies fairly.
Cevabı göster
forces us to think about how to
when there are no good choices: seçenekler vardır ama hiçbiri iyi değildir
Burada when there are no good choices, seçeneklerin hâlâ var olduğunu ancak mevcut her seçeneğin ciddi bir bedeli, dezavantajı veya zararlı sonucu bulunduğunu anlatır. Bu ifade bir ikilemi tanımlar: seçeneklerin hiçbiri tamamen tatmin edici olmasa da yine de karar vermek gerekir. Aralarından seçim yapılabilecek hiçbir şey olmadığı anlamına gelmez.
Alıştırma
“There are no good choices” ifadesi aşağıdaki durumlardan hangisini en iyi anlatır?
- Birkaç seçenek vardır ancak hepsinin ciddi dezavantajları bulunur.
- Mevcut seçeneklerin hepsi aynı ölçüde arzu edilir.
- Hiçbir seçenek olmadığı için karar verilecek bir şey yoktur.
Cevabı göster
Birkaç seçenek vardır ancak hepsinin ciddi dezavantajları bulunur.
Do we pick the action with the best outcome Kalıp ifadeler
0:47En iyi sonuca sahip eylemi mi seçeriz
pick the action with the best outcome: sonuca göre seçim yapmak
Pick the action with the best outcome, farklı eylemlerin olası sonuçlarını karşılaştırıp en iyi sonucu vermesi beklenen eylemi seçmek anlamına gelir. With the best outcome ifadesi, seçilen eylemi tanımlar ve sonucu seçim ölçütü yapar. Tek başına bu eylemin diğer bütün ahlaki açılardan da kabul edilebilir olduğunu söylemez.
Alıştırma
pick the action with the best outcome hangi seçim ölçütünü ifade eder?
- Gerçekleştirilmesi en kolay eylemi seçmek.
- En eski kurala uyan eylemi seçmek.
- En iyi sonucu vermesi beklenen eylemi seçmek.
Cevabı göster
En iyi sonucu vermesi beklenen eylemi seçmek.
or stick to a moral code that prohibits causing someone's death? Notlar
0:50yoksa birinin ölümüne neden olmayı yasaklayan ahlaki bir kurala mı bağlı kalırız?
stick to a moral code: ilkelere bağlı kalmayı sürdürmek
Burada stick to, “uymayı sürdürmek” demektir; fiziksel olarak “yapışık olmak” anlamına gelmez. A moral code, neyin doğru neyin yanlış olduğuna karar vermeye yarayan ilkeler bütünüdür. Baştaki or, bunu yalnızca en iyi sonucu elde etmeye yönelik davranmanın alternatifi olarak sunar. Başka durumlara aktarılabilen stick to + kural, plan veya inanç kalıbı, baskı yön değiştirmeyi cazip hâle getirse bile bağlı kalmayı vurgular.
Alıştırma
Hangi cümlede stick to, “bir ilkeye uymayı sürdürmek” anlamında kullanılmıştır?
- She set aside her principles when the choice became difficult.
- She stuck to her principles despite the pressure.
- She stuck the list of principles to the wall.
Cevabı göster
She stuck to her principles despite the pressure.
prohibits causing someone's death: prohibit + -ing yapısı
that prohibits causing someone's death yan cümlesinde that, a moral code ifadesini niteleyen bir ilgi cümleciği başlatır ve bu kuralın neyi yasakladığını açıklar. Burada prohibit doğrudan -ing biçimindeki causing sözcüğünü alır; to cause kullanılmaz. Cause someone's death, ölüm sonucunu meydana getirmeye odaklanır. Doğrudan eylemlerin yanı sıra dolaylı eylemleri de kapsayabilir; bu nedenle her zaman kill someone ile aynı değildir.
Alıştırma
Hangi cümlede prohibit standart bir yapıyla kullanılmıştır?
- The policy prohibits sharing passwords.
- The policy prohibits to share passwords.
- The policy prohibits employees to share passwords.
Cevabı göster
The policy prohibits sharing passwords.
about 90% of respondents said that it's okay to flip the switch, Ton ve niyet
0:56katılımcıların yaklaşık %90'ı makası çevirmenin sorun olmadığını söyledi,
it's okay to flip the switch: bir eylemi kabul edilebilir bulmak
Burada it's okay to flip the switch, anahtarı çevirme eyleminin kabul edilebilir veya izin verilebilir sayıldığı anlamına gelir. Okay eylemi değerlendirir; birinin duygusal durumunu ya da anahtarın doğru çalışıp çalışmadığını anlatmaz. it's okay to + fiilin yalın hâli yapısı izin vermek veya bir eylemin kurala, toplumsal norma ya da ahlaki ölçüte uygun olup olmadığını değerlendirmek için kullanılabilir. Hangi tür kabul edilebilirliğin kastedildiğini bağlam belirler; burada ahlaki bir yargı vardır.
Alıştırma
Anket ifadesinde it's okay to flip the switch ne anlama geliyor?
- Katılımcılar anahtarı çevirmeyi ahlaki açıdan kabul edilebilir buldu.
- Anahtar düzgün çalışıyordu.
- Katılımcılar anahtarı çevirirken kendilerini sakin hissetti.
Cevabı göster
Katılımcılar anahtarı çevirmeyi ahlaki açıdan kabul edilebilir buldu.
letting one worker die to save five. Dilbilgisi
1:00beş kişiyi kurtarmak için bir işçinin ölmesine izin vermenin.
letting one worker die to save five: -ing yan cümleciğiyle sonuç eklemek
Letting one worker die to save five, flip the switch ifadesine bağlanan tamamlayıcı bir -ing yan cümleciğidir. Bu eylemin sonucunu açıklar: anahtarı çevirmek bir işçinin ölmesine izin verir. Yeni ve açıkça belirtilmiş bir özneyle ayrı bir olay başlatmaz. Bu yan cümlecikte let, let + kişi + fiilin yalın hâli düzenini izler: letting one worker die denir, letting one worker to die denmez. to save five mastarı, bu sonucun kabul edilmesindeki amacı belirtir.
Alıştırma
İlk eylemin sonucunu eklemek için cümleyi let fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: Nina opened the gate, ____ the dog run into the yard.
Cevabı göster
letting
a virtual reality simulation of the dilemma: ikilemin sanal gerçeklik simülasyonu
a virtual reality simulation of the dilemma tam isim öbeğinde simulation, ahlaki seçimin bilgisayar ortamında yeniden oluşturulması anlamına gelir; of the dilemma ise neyin yeniden oluşturulduğunu belirtir. Burada ifade bir araştırma yöntemini adlandırır: Katılımcılar yalnızca yazılı bir soruyu yanıtlamak yerine simüle edilmiş bir durumla karşılaşır ve tepki verir. Böylece benzer sonuçların sıradan bir videodan veya eğlence oyunundan değil, farklı bir test türünden de elde edilebildiği anlatılır.
Alıştırma
Bu araştırma bağlamında a virtual reality simulation of the dilemma ne anlama gelir?
- Tepkileri gözlemlemek için ikilemin bilgisayar ortamında yeniden oluşturulması
- Eğlence amacıyla gösterilen gerçek bir kazanın kaydı
- Sanal gerçekliğin yazılı bir tanımı
Cevabı göster
Tepkileri gözlemlemek için ikilemin bilgisayar ortamında yeniden oluşturulması
These judgments are consistent with the philosophical principle of utilitarianism, Notlar
1:10Bu yargılar, faydacılığın felsefi ilkesiyle tutarlıdır,
consistent with: uyumlu ve çelişkisiz
Be consistent with + isim, bir fikir, kanıt, kural veya sonuçla uyuşmak ya da çelişmemek anlamına gelir. Burada yargılar, faydacılığın felsefi ilkesinin öngöreceği veya destekleyeceği şeylerle uyuşmaktadır. Bu yapıda consistent, iki şey arasındaki uyum ilişkisini anlatır; “devam eden” anlamına gelmez. with edatı, karşılaştırılan ölçütü veya fikri belirtir.
Alıştırma
Cümleyi “ile uyuşmak” anlamındaki vurgulanan ifadeyle tamamlayın: The new evidence is ____ the earlier report.
Cevabı göster
consistent with
faydacılığın felsefi ilkesi
Faydacılığın felsefi ilkesi bir etik çerçevedir: Bir kararı, yalnızca kararı veren kişinin kişisel çıkarına göre değil, sonuçlarının ürettiği genel esenliğe göre değerlendirir. Bu cümlede ifade, bir seçimin ahlaken doğru sayılmasının felsefi temeli olarak faydacılığı sunar. Bu, etik sonuçlarla ilgili bir teoridir; bir şeyin yalnızca kullanışlı veya pratik olduğuna dair genel bir iddia değildir.
Alıştırma
Bu bağlamda utilitarianism ne anlama gelir?
- Seçimleri genel esenlik üzerindeki etkilerine göre değerlendiren bir etik teori.
- Gündelik sorunları hızla çözmek için kullanılan pratik bir yöntem.
- Kişisel özgürlüğün sonuçlardan her zaman daha önemli olduğunu söyleyen bir kural.
Cevabı göster
Seçimleri genel esenlik üzerindeki etkilerine göre değerlendiren bir etik teori.
en fazla sayıda insanın esenliğini en üst düzeye çıkarmak
“maximizes well-being for the greatest number of people” ifadesi, bir kararı değerlendirmek için sonuca dayalı bir ölçüt anlatır. Mümkün olduğunca çok kişi için en büyük genel faydayı üretmesi beklenen seçeneği tercih etmek anlamına gelir. Burada well-being geniş bir anlama sahiptir: mutluluk, güvenlik, sağlık ve insanların iyi yaşamasına yardımcı olan diğer koşulları kapsayabilir. İfade, her bireyin eşit biçimde fayda göreceğini veya kimsenin zarar görmeyeceğini vaat etmez.
Alıştırma
Cümleyi dersteki ifadeyle tamamlayın: The committee chose the proposal that ____.
Cevabı göster
maximizes well-being for the greatest number of people
even if achieving that outcome requires condemning someone to death. Notlar
1:25o sonuca ulaşmak birini ölüme mahkum etmeyi gerektirse bile.
The five lives outweigh one: değer karşılaştırmalarında outweigh kullanımı
The five lives outweigh one ifadesinde outweigh, “……dan daha önemli veya değerli olmak” anlamına gelir. Cümle beş kişinin hayatıyla bir kişinin hayatının ahlaki ağırlığını karşılaştırır; fiziksel ağırlıktan söz etmez. Aktarılabilir yapı A outweighs B şeklindedir. A’yı bir kararda daha güçlü olan etken olarak gösterir; bu nedenle faydalar, riskler, maliyetler, nedenler veya kaygılar karşılaştırılırken sık kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi “……dan daha önemli olmak” anlamındaki outweigh fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: In this decision, the long-term benefits ____ the short-term costs.
Cevabı göster
outweigh
even if: ana yargıyı değiştirmeyen ödünleme koşulu
Even if, ödünleme bildiren bir koşul getirir: konuşan kişi olası, hayal edilen veya tartışma için geçici olarak varsayılan bir durumu kabul eder ve ana yargının bu koşul altında da geçerli olduğunu söyler. Sıradan bir if koşulundan farklı olarak “bu da sonucu değiştirmez” anlamını ekler. Buradaki ağır koşul, sonuca ulaşmanın birini ölüme mahkûm etmeyi gerektirmesidir. Önceki karşılaştırma, bu bedele rağmen geçerli kalıyormuş gibi sunulur.
Alıştırma
Yarın yağmur yağıp yağmayacağı belirsiz. Hangi cümle, yağmur yağsa da yağmasa da gideceğiniz anlamına gelir?
- I'll go even though it is raining now.
- I'll go even if it rains tomorrow.
- I'll go if it doesn't rain tomorrow.
Cevabı göster
I'll go even if it rains tomorrow.
condemning someone to death: ölümü kaçınılmaz bir sonuç hâline getirmek
Condemn someone to death, ölümü bir kişi için kaçınılmaz sonuç hâline getirmek demektir. Bu cümlede istenen sonuca ulaşmak, birinin kesin olarak öleceği bir seçim yapmayı gerektirir. Bu ifade hukuki bir ölüm cezasını anlatabilir, ancak mahkemelerle sınırlı değildir. Burada doğrudan kullanılan kill fiiline göre sonucun ağırlığını ve kararı veren kişinin sorumluluğunu daha çok vurgular.
Alıştırma
Hukuki olmayan bir kararın kapana kısılmış kişilerin ölümünü kaçınılmaz hâle getirdiğini doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?
- The reporter condemned the decision after someone died.
- The court sentenced the defendant to death.
- The decision condemned the trapped people to death.
Cevabı göster
The decision condemned the trapped people to death.
But people don't always take the utilitarian view, Kalıp ifadeler
1:30Ancak insanlar her zaman faydacı görüşü benimsemezler,
take the utilitarian view: faydacı bakış açısını benimsemek
Take the utilitarian view ifadesinde take, fiziksel olarak bir şeyi almak değil, bir görüşü “benimsemek” veya “taşımak” anlamındadır. İfade, kişinin meseleyi genel refah üzerindeki toplam sonuçlara odaklanan faydacı bakış açısından değerlendirdiğini anlatır. Bu kalıp başka durumlarda da kullanılabilir: take a different view farklı bir görüşe sahip olmak demektir; take the view that + yan cümle ise belirli bir inancı açıklar.
Alıştırma
Hangi cümlede take, “bir bakış açısını benimsemek veya taşımak” anlamındadır?
- Rosa took the view that the deadline was unrealistic.
- Rosa took the train to the office.
- Rosa took the report from the desk.
Cevabı göster
Rosa took the view that the deadline was unrealistic.
which we can see by changing the trolley problem a bit.
1:33bunu tramvay problemini biraz değiştirerek görebiliriz.
but there is a very large man on the bridge next to you.
1:44ama köprüde yanınızda çok iri yarı bir adam var.
If you push him over: bir koşul ortaya koymak
If you push him over, eylemi bir koşul olarak sunan if yan cümlesidir. Ardından gelen cümleler beklenen sonuçları verir. Yaygın bir birinci koşul cümlesi yapısı if + geniş zaman, ardından will + fiilin yalın hâlidir. Böylece gelecekteki veya hayalî bir koşul, senaryo içinde sonucu hesaplanabilecek somut bir olasılık olarak ele alınır. Bu köprü senaryosunda push him over, onu kenardan aşağı iterek köprüden düşürmek demektir. Bağlamda bir kenar bulunduğu açık değilse push someone over çoğunlukla birini itip yere düşürmek anlamına gelir.
Alıştırma
Hangi cümle olası bir koşulu ve bu koşulun gelecekte beklenen sonucunu aynı yapıyla ifade eder?
- If the rain gets heavier, we moved the game indoors.
- If the rain will get heavier, we move the game indoors.
- If the rain gets heavier, we'll move the game indoors.
- If the rain got heavier, we would move the game indoors.
Cevabı göster
If the rain gets heavier, we'll move the game indoors.
To utilitarians: bir bakış açısını çerçevelemek
To utilitarians, ardından gelen değerlendirmeye hangi bakış açısından yaklaşılacağını belirleyen, cümle başında kullanılan bir edat öbeğidir. Faydacı bakış açısından veya faydacıların gördüğü biçimiyle anlamına gelir; buradaki to fiziksel bir yön belirtmez. Konuşan kişi önce grubu adlandırarak iddianın kapsamını sınırlar: karar o grubun ölçütlerine göre tamamen aynıdır, ancak herkes için aynı olmak zorunda değildir. Bu, bir değerlendirme yapmadan önce bilgiyi bakış açısına göre düzenlemenin kısa bir yoludur.
Alıştırma
Kimsenin söylediğini aktarmadan, bir değerlendirmeyi yeni bir çalışanın bakış açısından sunmak istiyorsunuz. En uygun cümle hangisidir?
- To a new employee, the schedule may look complicated.
- According to a new employee, the schedule may look complicated.
- Toward a new employee, the schedule may look complicated.
Cevabı göster
To a new employee, the schedule may look complicated.
it's okay to throw the man onto the tracks. Ton ve niyet
2:05adamı raylara atmanın sorun olmadığını söylüyor.
it's okay to throw...: bir eylemin kabul edilebilir olup olmadığını değerlendirmek
It's okay to + fiilin yalın hâli, bir eylemin kabul edilebilir veya izin verilen bir eylem olup olmadığını değerlendirir. Burada okay, eylemin fiziksel olarak mümkün olmasını değil, ahlaki açıdan kabul edilebilir olmasını anlatır. Cümle, insanların yaklaşık %10'unun söylediği görüşü aktarır; konuşanın kendi onayını belirtmez. Throw the man onto the tracks doğrudan ve şiddet içeren bir eylemi adlandırdığı için bu değerlendirme özellikle güçlü ve tartışmalıdır.
Alıştırma
Cümle temel olarak ne anlatıyor?
- Eylemi fiziksel olarak gerçekleştirmek kolaydır.
- Eylemin yapılması yasalarca zorunludur.
- Konuşan, birine eylemi yapmasını emretmektedir.
- Küçük bir azınlık eylemi kabul edilebilir bulmuştur.
Cevabı göster
Küçük bir azınlık eylemi kabul edilebilir bulmuştur.
is different than allowing them to die as collateral damage. Kelime
2:11onların ikincil hasar olarak ölmesine izin vermekten farklı olduğunu söyler.
us that deliberately causing...: that yan cümlesi ve kasıtlı olarak sonuca neden olma
tell us that... yapısında us, bilgiyi alan kişileri belirtir; that ise içgüdülerimizin bize söylediği içeriği başlatır. Bu yan cümlede deliberately causing someone's death, is different ifadesinin öznesi olan bir ulaç grubudur. Deliberately, kasıtlı olarak veya bilerek demektir. Ölümü yalnızca açık, öngörülebilir ya da kazara ortaya çıkan bir sonuç olarak değil, eylemi yapan kişinin meydana getirmeyi amaçladığı bir sonuç olarak gösterir. Niyete yapılan bu vurgu, ölüme doğrudan neden olmakla ölümün gerçekleşmesine izin vermeyi birbirinden ayırır.
Alıştırma
Bu cümleyi okuyun: The engineer deliberately caused the shutdown. deliberately neyi gösteriyor?
- Sistem kazara durdu.
- Sistemin duracağını öngörmek imkânsızdı.
- Mühendis sistemin durmasını açıkça anlattı.
- Sistemin durdurulması amaçlanan bir sonuçtu.
Cevabı göster
Sistemin durdurulması amaçlanan bir sonuçtu.
allowing them to die as collateral damage: ölümlerini ikincil zarar olarak görmek
Bu cümlede is different than, birinin ölümüne kasten neden olmak ile o kişinin ölmesini engellememek arasında ahlaki bir karşıtlık kurar. Allow someone to die ölümü önlememek anlamına gelir; deliberately cause someone's death ise ölümü doğrudan meydana getirilen bir sonuç olarak sunar. As collateral damage, ölümü eylemin amaçlanan hedefi değil, başka bir amaç izlenirken ortaya çıkan ikincil sonuç olarak sınıflandırır. Burada collateral denmesi zararın küçük ya da önemsiz olduğunu göstermez; zararın eylem içindeki rolünü belirtir.
Alıştırma
Bu cümlede allowing them to die as collateral damage ifadesine en uygun yorum hangisidir?
- Ölümler, başka bir amaç izlenirken ortaya çıkan ikincil sonuçtur; doğrudan amaç değildir.
- Ölümler, eylemin açıkça ilan edilmiş birincil hedefidir.
- İfade, bir kredi için teminat gösterilen mülkü anlatır.
- Eylem onları koruduğu için insanlar hayatta kalır.
Cevabı göster
Ölümler, başka bir amaç izlenirken ortaya çıkan ikincil sonuçtur; doğrudan amaç değildir.
It just feels wrong for reasons that are hard to explain. Kalıp ifadeler
2:16Sadece, açıklanması zor nedenlerden dolayı yanlış hissettirir.
for reasons that are hard to explain: açıklaması zor nedenlerle
For reasons that are hard to explain, nedenlerin gerçekten var olduğunu ancak konuşanın bunları açık ya da eksiksiz biçimde ifade edemediğini anlatır. Genellikle sezgisel bir duyguyu veya karmaşık bir yargıyı destekler; bu yüzden for no reason ile aynı anlama gelmez. That are hard to explain, reasons sözcüğünü niteleyen bir ilgi tümcesidir. Reasons aynı zamanda explain fiilinin anlamca nesnesidir: the reasons are hard to explain. Bu nedenle explain fiilinden sonra ikinci bir nesne gerekmez.
Alıştırma
Nedenlerin var olduğunu ancak sözcüklere dökülmelerinin zor olduğunu göstermek için cümleyi dersteki ifadeyle tamamlayın: I trust this plan ____.
Cevabı göster
for reasons that are hard to explain
is what's so interesting about the trolley problem.
2:23tramvay problemini bu kadar ilginç kılan şeydir.
intersection between ethics and psychology: alanlar arasındaki soyut kesişim
Burada intersection soyut anlamdadır: iki alanın buluştuğu, örtüştüğü ve aynı sorulardan bazılarını ele aldığı ortak alanı belirtir. intersection between A and B kalıbı iki alanı adlandırır. Bu cümlede tramvay problemi, hangi eylemin doğru olduğunu soran etik ile insanların gerçekte nasıl yargıda bulunup tepki verdiğini inceleyen psikolojiyi birleştirir. Bir yol kavşağından söz edilmez.
Alıştırma
Cümleyi bu derste geçen ve “iki alanın ortak bölgesi” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: The seminar examines the ____ climate science and public policy.
Cevabı göster
intersection between
The dilemma and its many variations reveal that what we think is right or wrong Dilbilgisi
2:26İkilem ve birçok varyasyonu, neyin doğru veya yanlış olduğunu düşünmemizin
reveal that what we think is right or...: iç içe geçmiş bir what yan tümcesi
reveal fiilinden sonra gelen that, açığa çıkarılan içeriği veren bir yan tümce başlatır. Bu tümcenin içinde what we think is right or wrong, iç içe geçmiş bir wh yan tümcesidir; isim benzeri tek bir birim olarak işlev görür ve doğru ya da yanlış saydığımız şeyi ifade eder. Buradaki what doğrudan bir soru başlatmaz. Yan tümcede what we think is right şeklindeki düz cümle söz dizimi kullanılır; what do we think is right? şeklindeki doğrudan soru söz dizimi kullanılmaz. Daha büyük olan that yan tümcesi bu alıntıdan sonra devam eder.
Alıştırma
Hangi cümlede what yan tümcesi daha büyük bir düz cümlenin öznesi olarak doğru biçimde kullanılmıştır?
- What do we think is fair can change over time.
- What we think is fair can change over time.
- That we think is fair can change over time.
Cevabı göster
What we think is fair can change over time.
depends on factors other than a logical weighing of the pros and cons. Kalıp ifadeler
2:30artı ve eksilerin mantıksal olarak tartılması dışındaki faktörlere bağlı olduğunu ortaya koymaktadır.
depends on factors other than a...: …dışındaki etkenlere bağlı olmak
Depend on factors, bir sonucu birden fazla unsurun etkilediğini anlatır. factors other than X yapısında other than, söz konusu unsurların X olmadığını belirtir. Buradaki a, ardından gelen a logical weighing of the pros and cons isim öbeğinin parçasıdır. İfade, yargının bu tür mantıksal karşılaştırmanın ötesindeki etkenlerden de etkilendiğini söyler; mantığın hiçbir rolü olmadığını zorunlu olarak iddia etmez.
Alıştırma
Programın hava durumunu dışarıda bırakan bir grup etkenden etkilendiğini en açık biçimde hangi cümle anlatır?
- The schedule depends factors other than the weather.
- The schedule depends on factors other than the weather.
- The schedule depends on the weather rather than other factors.
- The schedule depends on factors besides the weather.
Cevabı göster
The schedule depends on factors other than the weather.
logical weighing of the pros and cons: artıların ve eksilerin mantıksal olarak tartılması
To weigh the pros and cons, karar vermeden önce bir seçeneğin iyi ve kötü yanlarını karşılaştırmak demektir. Weigh burada mecazidir: fikirler sanki bir terazinin üzerine konmuş gibi değerlendirilir. a logical weighing of the pros and cons ifadesinde weighing, bu karşılaştırma sürecini adlandıran bir isimdir; logical ise sürecin akla dayandığını belirtir.
Alıştırma
Cümleyi bu notta geçen ve “artılar ve eksiler” anlamına gelen kalıplaşmış ifadeyle tamamlayın: Before choosing a new phone, write down the ____.
Cevabı göster
pros and cons
to say it's okay to push the man over the bridge.
2:38adamı köprüden aşağı itmenin sorun olmadığını söyleme olasılığı daha yüksektir.
more likely than women: gruplar arasındaki olasılığı karşılaştırma
More likely than, iki grubun bir davranışı gösterme veya bir sonucu yaşama olasılığını ya da eğilimini karşılaştırır. Burada erkeklerin bu yanıtı verme olasılığının kadınlardan daha yüksek olduğu söylenir; likely, bir şeyi sevmeyi değil olasılığı anlatır. Tekrar kullanılabilen kalıp A + be + more likely than + B + to + fiil şeklindedir. B karşılaştırılan gruptur; to + fiil ise karşılaştırılan davranışı veya sonucu belirtir. More likely göreli bir karşılaştırmadır; sonucun kesin olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi “daha yüksek olasılığa sahip olmak” anlamındaki karşılaştırmayla tamamlayın: In this survey, new users are ____ experienced users to ask for help.
Cevabı göster
more likely than
So are people...: “ayrıca” anlamı için devrik yapı kullanma
So are people..., aynı olumlu ifadenin yeni bir grup için de geçerli olduğunu anlatır. Önceki are more likely... yüklemine gönderme yapar; bu nedenle so burada “bu yüzden” değil, “ayrıca” veya “aynı şekilde” anlamındadır. Tekrar kullanılabilen kalıp So + be/yardımcı fiil/modal + yeni özne şeklindedir. Fiil önceki cümleciğe uyar ve yeni özneyle uyuşur: So are people.... who watch a comedy clip ilgi cümleciği hangi kişilerin kastedildiğini belirtir; devrik sözcük sırasını değiştirmez.
Alıştırma
Liam'ın kız kardeşlerinin de hazır olduğunu anlatan standart so + be devrik yapısıyla cümleyi tamamlayın: Liam is ready to leave, and ____ his sisters.
Cevabı göster
so are
thought experiment: varsayımsal bir durum üzerinden akıl yürütme
Thought experiment, yani düşünce deneyi; bir soruyu araştırmak, bir ilkeyi sınamak veya bir fikrin sonuçlarını akıl yürüterek takip etmek için hayali bir durum kullanmaktır. Buradaki experiment, laboratuvar veya gerçek dünyada yapılan fiziksel bir test gerektirmez. Durum zihinde incelenir; tramvay problemi bunun bilinen bir örneğidir.
Alıştırma
Hangi açıklama thought experiment ifadesini en iyi karşılar?
- İncelenecek hiçbir sorusu olmayan geçici bir düşünce
- Mutlaka fiziksel ekipman kullanılması gereken bir laboratuvar testi
- Akıl yürütme yoluyla incelenen varsayımsal bir durum
Cevabı göster
Akıl yürütme yoluyla incelenen varsayımsal bir durum
people were more willing to sacrifice men than women. Kalıp ifadeler
2:49insanlar erkekleri kadınlara göre daha fazla feda etmeye istekliydi.
more willing to sacrifice men: isteklilik derecesini karşılaştırma
Be willing to + fiil, bir şeyi yapmaya hazır veya onu yapmayı kabul ediyor olmak anlamına gelir. More willing to, isteklilik derecelerini karşılaştırır: karar veren kişiler için seçeneklerden biri daha kabul edilebilirdir. Bu cümlede sacrifice men, ölümcül bedeli erkeklerin ödediği bir sonucu seçmek anlamına gelir. Erkeklerin gönüllü olduğu anlamına gelmez; willing da kimsenin bu seçimden hoşlandığını göstermez.
Alıştırma
Hangi cümle Maya'nın istememesine rağmen gidebileceği anlamına gelir?
- Maya enjoys going, but she has already gone.
- Maya is willing to go, so she is certain to go.
- Maya is likely to go, but she isn't willing to go.
Cevabı göster
Maya is likely to go, but she isn't willing to go.
of people thinking through the classic and bridge versions. Öbek fiiller
2:55klasik ve köprü versiyonlarını düşünen insanların.
people thinking ... think through the versions: sürümleri baştan sona dikkatle değerlendirmek
people thinking ... ifadesinde thinking, people isminden sonra gelen ve düşünen kişileri tanımlayan bir ortaçtır. people who are thinking ... yapısına benzer bir görev görür. Burada sonraki through, think ile birleşerek think through + bir sorun, plan veya seçim kalıbını oluşturur. Bir şeyi olası sonuçlarıyla birlikte baştan sona dikkatle değerlendirmek demektir; yalnızca think about demekten daha kapsamlıdır.
Alıştırma
Bu cümlede think through ne anlama geliyor?
- Bir şeyi analiz etmeden hatırlamak
- Bir yerin içinden fiziksel olarak geçmek
- Bir konu hakkında kısaca düşünmek
- Bir sorunu baştan sona dikkatle değerlendirmek
Cevabı göster
Bir sorunu baştan sona dikkatle değerlendirmek
Both scenarios activate areas of the brain
2:59Her iki senaryo da beynin alanlarını harekete geçirir
involved in conscious decision-making and emotional responses. Kelime
3:01bilinçli karar verme ve duygusal tepkilerle ilgili.
decision-making and emotional responses: bilinçli seçimler ve duygusal tepkiler
decision-making, çeşitli seçenekleri değerlendirdikten sonra seçim yapma sürecini anlatan birleşik bir isimdir. emotional responses, bir durumun veya duygunun tetiklediği tepkilerdir. Bu cümlede and, bu iki zihinsel etkinlik türünü birbirine bağlayarak söz konusu beyin bölgelerinin her iki süreçle de ilgili olduğunu gösterir. Öndeki conscious, decision-making ifadesini niteler ve bilinçli, üzerinde düşünülmüş seçimleri anlatır. Buradaki response sözlü ya da yazılı bir cevap değil, bir şeye verilen tepki anlamındadır.
Alıştırma
decision-making and emotional responses ifadelerinde hangi iki zihinsel etkinlik türü anlatılıyor?
- Bilinçli seçimler yapma süreci ve duygunun neden olduğu tepkiler
- Tek bir nihai karar için kullanılan iki ad
- Zihinsel etkinlik içermeyen otomatik kas hareketleri
- Bir soruya verilen sözlü veya yazılı cevaplar
Cevabı göster
Bilinçli seçimler yapma süreci ve duygunun neden olduğu tepkiler
associated with processing internal conflict. Kalıp ifadeler
3:13iç çatışmayı işlemekle ilişkili olan.
associated with processing internal conflict: bir ilişkiyi belirtme
Burada with processing internal conflict, associated ile kurulan yapıyı tamamlar: be associated with + isim veya -ing biçimi, bir şeyle ilişkili olmak demektir. processing isim gibi görev yapan bir -ing biçimidir; internal conflict ise aynı kişinin içindeki birbiriyle çatışan düşünceleri, değerleri, duyguları veya dürtüleri ifade eder. Bu ifade, beyin bölgesi ile söz konusu zihinsel süreç arasında bir ilişki olduğunu bildirir. Tek başına, beyin bölgesinin çatışmaya doğrudan neden olduğunu söylemez.
Alıştırma
Bu cümlede associated with processing internal conflict ne anlama geliyor?
- Beyin bölgesinin her içsel çatışmaya neden olduğu kanıtlanmıştır.
- Beyin bölgesi başka bir kişiye fiziksel olarak bağlıdır.
- Beyin bölgesi farklı ülkeler arasındaki anlaşmazlıkları işler.
- Beyin bölgesi, çatışan düşünce, değer, duygu veya dürtüleri işlemeyle ilişkilidir.
Cevabı göster
Beyin bölgesi, çatışan düşünce, değer, duygu veya dürtüleri işlemeyle ilişkilidir.
One explanation is that pushing someone to their death feels more personal, Notlar
3:17Bir açıklama, birini ölüme itmenin daha kişisel hissedilmesidir,
One explanation is that: olası bir açıklama sunmak
One explanation is that + yan cümle, gözlemlenen bir durum için olası nedenlerden birini sunar. that ile başlayan yan cümle açıklamanın içeriğini verir. One önemlidir: başka açıklamalara da yer bırakır. Böylece konuşan kişi kanıtlanmış tek nedeni sunmak yerine makul bir yorum önerir. Bu, dikkatli bir analizde bilgiyi düzenlemenin yaygın bir yoludur.
Alıştırma
Olası açıklamalardan birini sunmak için dersteki kalıbı kullanın: The plants grew slowly. ____ they did not get enough light.
Cevabı göster
One explanation is that
pushing someone to their death: ölümcül bir sonucu ifade etmek
Push someone to their death ifadesi, itme eyleminin o kişinin ölümüne neden olduğu anlamına gelir. To their death eylemin sonucunu belirtir; death bir varış noktası değildir. Cümlede pushing someone to their death, feels fiilinin öznesi olan bir isim-fiil öbeğidir. Doğrudan ve ölümcül eylemi, daha kişisel olarak değerlendirilebilecek tek bir olay halinde sunar.
Alıştırma
Pushing someone to their death ifadesini en iyi hangi cümle açıklar?
- İtme eylemi kişinin ölümüne neden oldu.
- İtme eylemi kişiyi tehlikeye attı, ancak sonuç bilinmiyor.
- Kişi riskli bir seçim yapmaya teşvik edildi.
Cevabı göster
İtme eylemi kişinin ölümüne neden oldu.
activating an emotional aversion to killing another person. Kelime
3:22başka bir insanı öldürmeye karşı duygusal bir tiksintiyi tetikler.
an emotional aversion to killing: güçlü direnç ve aversion to kalıbı
An emotional aversion to killing, öldürme eylemine karşı güçlü ve hissedilen bir direnç ya da tiksinti anlamına gelir. Emotional bunun duygusal bir tepki olduğunu vurgular; aversion ise çoğu zaman bu tepkiyi doğuran şeyden kaçınma isteğini de içerir. Kalıp aversion to + isim veya -ing biçimidir. Burada to bir edattır ve killing eylemin adını koyan bir isim-fiildir; bu nedenle aversion to kill bu yapıda dilbilgisel değildir.
Alıştırma
Sabit kalıbı tamamlayın: She has a strong aversion ____ harming animals.
Cevabı göster
to
because we know it's still the logical choice.
3:28çünkü bunun hala mantıklı bir seçim olduğunu biliriz.
feel conflicted: içsel çatışma yaşamak
Bu cümlede feel conflicted, tek bir seçim hakkında birbiriyle çatışan duygulara, değerlere veya gerekçelere sahip olmak demektir. Çatışma kişinin içindedir: seçim mantıklı görünebilir, ancak yine de duygusal veya ahlaki açıdan rahatsız edici gelebilir. Çatışmanın konusunu belirtmek için feel conflicted about + isim veya -ing biçimi kullanılır; feel conflicted about accepting an offer buna örnektir. Mücadele farklı seçenekler arasındaysa feel conflicted over whether to + fiil de kullanılabilir.
Alıştırma
Hangi cümle, konuşanın bir teklifi kabul etme konusunda çatışan duygulara sahip olduğunu doğal biçimde ifade eder?
- I feel confused because I cannot understand the offer.
- I feel conflicted about accepting the offer.
- I am in conflict with the company over the offer.
Cevabı göster
I feel conflicted about accepting the offer.
Trolleyology has been criticized by some philosophers and psychologists. Notlar
3:31Tramvayoloji bazı filozoflar ve psikologlar tarafından eleştirilmiştir.
Trolleyology: -ology ile oluşturulmuş esprili bir sözcük
Trolleyology, trolley ile bir çalışma alanını çağrıştıran -ology sonunun birleştirilmesiyle oluşturulmuş esprili bir sözcüktür. Trolley aracı üzerine çalışmayı değil, tramvay ikilemi senaryolarının incelenmesini ve tartışılmasını ifade eder. Bu cümlede yeni oluşturulan bu ad, bazı filozoflar ve psikologlar tarafından eleştirilen araştırmalar bütününü belirtir.
Alıştırma
Bu cümlede Trolleyology büyük olasılıkla ne anlama geliyor?
- Ulaşım kaynaklı yaralanmalarla ilgili bir tıp uzmanlığı
- Tramvay ikilemi senaryolarının incelenmesi için kullanılan esprili bir ad
- Trolley araçlarının ve raylarının mühendisliği
Cevabı göster
Tramvay ikilemi senaryolarının incelenmesi için kullanılan esprili bir ad
has been criticized by some: present perfect edilgen yapı
Has been criticized, present perfect zamanının edilgen yapısıdır: has + been + geçmiş zaman ortacı. Eleştiriye maruz kalan Trolleyology'yi özne konumuna getirir ve eleştirenlerin eyleminden çok onun aldığı değerlendirmeye odaklanır. By some philosophers and psychologists eylemi yapanları belirtir. Some, bu grupların yalnızca bir bölümünü ifade eder. Present perfect, eleştirinin şimdiden önce gerçekleştiğini ve mevcut tartışmayla hâlâ ilgili olduğunu gösterir; tek başına eleştirinin kesintisiz sürdüğü anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi criticize fiilinin present perfect edilgen biçimiyle tamamlayın: Over the past decade, the method ____ by several researchers.
Cevabı göster
has been criticized
that study participants don't take it seriously. Kalıp ifadeler
3:41çalışma katılımcıları bunu ciddiye almaz.
because its ...: iyelik bildiren its ile neden cümlesi
Because, neden bildiren bir yan cümle başlatır. Because its premise is... yapısında its premise öznedir, is ise fiildir. Its bir iyelik belirleyicisidir; bu yüzden ardından bir isim gelir ve kesme işareti almaz. Its, daha önce söz edilen yaklaşıma gönderme yapar. Burada premise, yaklaşımın dayandığı temel varsayım anlamındadır. Dolayısıyla eleştiri, bu varsayım gerçek dışı olduğu için yaklaşımın pek bir şey ortaya koymadığıdır.
Alıştırma
Bir teorinin varsayımları test edilemediği için reddedildiğini hangi cümle doğru şekilde ifade eder?
- The theory was rejected because its assumptions could not be tested.
- The theory was rejected because it assumptions could not be tested.
- The theory was rejected because it's assumptions could not be tested.
Cevabı göster
The theory was rejected because its assumptions could not be tested.
is so unrealistic that: dereceyi bir sonuca bağlamak
is so unrealistic that... ifadesinde so, unrealistic sıfatının derecesini güçlendirir. Yeniden kullanılabilen kalıp be + so + adjective + that + result clause biçimindedir ve bir niteliğin, ardından gelen sonuca yol açacak kadar yüksek derecede olduğunu anlatır. Buradaki sonuç, araştırma katılımcılarının öncülü ciddiye almamasıdır. Bu kalıpta so derece bildirir; “bu yüzden” anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi so, icy ve that sözcüklerini doğru kalıpta kullanarak tamamlayın: The road was ____ we had to turn back.
Cevabı göster
so icy that
don't take it seriously: bir şeyi önemsiz görmek
Take + object + seriously, bir kişiyi, ifadeyi, sorunu veya durumu önemli, gerçek ya da dikkatle düşünülmeye değer görmek anlamına gelir. Burada take fiziksel olarak bir şeyi taşıma eylemini değil, bir tutumu anlatır. don't take it seriously ifadesindeki olumsuz biçim, katılımcıların öncülü güvenilir bir durum olarak karşılamak yerine göz ardı edebileceğini belirtir. Nesne bir zamirse take ile seriously arasına gelir: take it seriously.
Alıştırma
Uyarıyı, take kullanan ve “bunu önemli kabul etmek” anlamına gelen kalıplaşmış ifadeyle tamamlayın: This safety alert could prevent an accident, so please ____.
Cevabı göster
take it seriously
But new technology is making this kind of ethical analysis Kalıp ifadeler
3:45Ancak yeni teknoloji bu tür etik analizleri
make ... more important than ever: bir şeyi önceki herhangi bir zamandan daha önemli hâle getirmek
make + nesne + sıfat kalıbı, bir şeyin nesneyi belirli bir duruma getirdiğini anlatır. Burada new technology neden, this kind of ethical analysis nesne, more important ise onun yeni önem derecesini açıklayan sıfattır. Than ever, «önceki herhangi bir zamandan daha» anlamına gelir ve than ever before ifadesinin kısaltılmış biçimidir. More important than ever bir bütün olarak bu analizin daha önce görülmemiş bir önem düzeyine ulaştığını belirtir; ever burada «sonsuza kadar» demek değildir.
Alıştırma
Cümleyi «önceki herhangi bir zamandan daha önemli» anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: New privacy laws are making data security ____.
Cevabı göster
more important than ever
driverless cars may have to handle choices Notlar
3:51sürücüsüz arabalar seçimlerle başa çıkmak zorunda kalabilir
may have to handle choices: gelecekte ortaya çıkabilecek zorunluluk
may have to + fiilin yalın hâli yapısında may, durumun olası veya belirsiz olduğunu; have to ise bu durum ortaya çıkarsa bir zorunluluk doğacağını gösterir. Cümle, araçların bu sorumlulukla kesinlikle karşılaşacağını söylemez; bunu yapmak zorunda kalabileceklerini belirtir. Burada handle choices, karar veya ödünleşim gerektiren durumlarla başa çıkmak anlamına gelir. Seçimleri fiziksel olarak tutmak anlamına gelmez. Yeniden kullanılabilir kalıp özne + may have to + fiilin yalın hâlidir.
Alıştırma
Hangi cümle, gelecekteki bir durumun sistemi zor kararlarla başa çıkmaya mecbur bırakabileceği anlamına gelir?
- The system may have to handle difficult choices.
- The system has to handle difficult choices.
- The system may have several difficult choices.
Cevabı göster
The system may have to handle difficult choices.
like causing a small accident to prevent a larger one. Dilbilgisi
3:54daha büyük bir kazayı önlemek için küçük bir kazaya neden olmak gibi.
driverless cars: otomatik sürüş sistemleri tarafından kontrol edilen otomobiller
Driverless cars, bir insan sürücünün anbean kontrol etmesi yerine sürüş görevini otomatik bir sürüş sisteminin gerçekleştirdiği araçlardır. Bu ifade, aracı neyin kontrol ettiğini belirtir; yalnızca park edilmiş ve içinde kimse olmayan bir aracı anlatmaz. Bu cümlede sürücüsüz otomobiller gerçek dünyadan bir teknoloji örneğidir. Sistemlerinin farklı kaza riskleri arasında seçim yapması gerekebilir; böylece soyut bir etik soru, uygulamaya dönük bir tasarım sorununa dönüşür.
Alıştırma
Bu bağlamda driverless cars ifadesi ne anlama gelir?
- Sürüş görevini otomatik bir sistemin gerçekleştirdiği otomobiller
- Yalnızca bir insan tarafından uzaktan sürülebilen otomobiller
- İçinde kimse olmayan park hâlindeki otomobiller
Cevabı göster
Sürüş görevini otomatik bir sistemin gerçekleştirdiği otomobiller
causing ... to prevent a larger one: amaç ve ismin yerine kullanım
Like + -ing biçimi, ele alınan seçim türüne bir örnek verir. causing a small accident to prevent a larger one ifadesinde to prevent mastarı, küçük kazaya neden olmanın amacını belirtir: daha büyük bir zararı önlemek için daha küçük bir zarar kabul edilir. One, tekil ve sayılabilen accident isminin yerine geçer; bu nedenle a larger one, a larger accident anlamındadır. Bağlamdan eksik ismin ne olduğu açıksa bu kullanım tekrarı önler.
Alıştırma
Hangi cümle amacı göstermek için to + fiilin yalın hâlini, tekrarlanan tekil ve sayılabilen bir ismin yerine de one sözcüğünü kullanır?
- The safety system prevented a brief delay by causing a longer one.
- The safety system caused a brief delay to prevent a longer one.
- The safety system caused a brief delay, and a longer one followed.
Cevabı göster
The safety system caused a brief delay to prevent a longer one.
governments are researching autonomous military drones that could wind up making decisions Notlar
3:58hükümetler sonuçta kararlar alabilecek otonom askeri dronlar araştırıyor
wind up + -ing yapısındaki up making decisions
Vurgulanan sözcükler wind up making decisions ifadesini tamamlar. wind up + -ing yapısı, olayların çoğu zaman plansız veya beklenmedik biçimde gelişmesinden sonra, sonunda bir şey yapmak veya bir sonuca ulaşmak anlamına gelir. Burada could wind up making decisions, dronların sonunda karar veren bir konuma gelebileceğini belirtir. Up, yukarı yönünü göstermez; wind up ifadesinin bir parçasıdır ve sonraki fiil -ing biçimini alır.
Alıştırma
Cümleyi wind up ve damage fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: If we ignore the leak, we could ____ the whole floor.
Cevabı göster
wind up damaging
military drones that could make attack decisions: saldırı kararları verebilecek askerî dronlar
Askerî dronlar, askerî amaçlarla kullanılan insansız hava araçları veya hava sistemleridir. Buradaki that, bu dronların sonunda ne yapabileceğini açıklayan bir ilgi cümleciği başlatır. Dronlar autonomous olarak tanımlandığı için cümle, insanların doğrudan kontrolünün daha az olduğu bir ortamda saldırıyla ilgili bazı kararlar verebilecek sistemleri ele alır. Etik kaygı, bu kararların sivilleri riske atabilmesidir; bu, her askerî dronun zaten böyle bir yeteneğe sahip olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Military drones that... ifadesi bu cümlede dronlarla ilgili hangi bilgiyi sunuyor?
- Yalnızca eğlence için kullanılan oyuncak hava araçları.
- Sonunda saldırıyla ilgili bazı kararlar verebilecek insansız askerî sistemler.
- Hiçbir otomatik işlevi olmayan pilotlu hava araçları.
Cevabı göster
Sonunda saldırıyla ilgili bazı kararlar verebilecek insansız askerî sistemler.
they'll risk civilian casualties: sivil kayıpları göze alacaklar
Burada risk, “zararlı bir sonucun gerçekleşme olasılığını kabul etmek” anlamına gelen geçişli bir fiildir. they'll risk civilian casualties, eylem sivillerin yaralanmasına veya ölmesine yol açabilecek olsa bile ilerleyebileceklerini anlatır; sivillerin riski kendilerinin üstlenmeyi seçtiği anlamına gelmez. casualties ölenlerin yanı sıra yaralananları da kapsar; bu nedenle civilian casualties, civilian deaths ifadesinden daha geniştir. risk + isim yapısı, gerçekleşebilecek zararı veya kaybı belirtir.
Alıştırma
they'll risk civilian casualties ifadesini en doğru biçimde açıklayan cümle hangisidir?
- Sivillerden saldırının sorumluluğunu kabul etmelerini istiyorlar.
- Sivillere gelebilecek her türlü zararı kesinlikle önleyecekler.
- Siviller yaralanabilecek veya ölebilecek olsa bile ilerleyebilirler.
Cevabı göster
Siviller yaralanabilecek veya ölebilecek olsa bile ilerleyebilirler.
a high-value target: stratejik değeri yüksek bir hedef
Askerî ve güvenlik bağlamlarında a high-value target, stratejik, operasyonel veya istihbarat değeri nedeniyle özellikle önemli kabul edilen bir kişi, yer, grup ya da varlıktır. High-value, target sözcüğünü birleşik sıfat olarak niteler; burada value fiyatı değil, görev açısından önemi ifade eder. Bir şeyi target olarak adlandırmak, onu gözetleme, yakalama veya saldırı gibi bir eylemin nesnesi olarak da çerçeveler. Bu cümlede söz konusu önem, ciddi risklere rağmen neden bir saldırının düşünülebileceğini açıklar.
Alıştırma
Askerî veya güvenlikle ilgili bir raporda a high-value target nedir?
- Yalnızca piyasa fiyatı nedeniyle seçilmiş pahalı bir eşya
- Herhangi bir eylem planlanmasa bile raporda adı geçen herhangi bir ünlü kişi
- Gözetleme, yakalama veya saldırı için seçilmiş, stratejik açıdan önemli bir kişi, yer, grup veya varlık
Cevabı göster
Gözetleme, yakalama veya saldırı için seçilmiş, stratejik açıdan önemli bir kişi, yer, grup veya varlık
how to value human life and judge the greater good. Notlar
4:13insan hayatına nasıl değer verileceğine ve daha büyük iyiliğin nasıl yargılanacağına.
decide in advance: önceden karar vermek
In advance, ilgili olaydan önce veya bir şeye ihtiyaç duyulmadan önce anlamına gelir. Bu cümlede etik kararın makine harekete geçmeden önce verilmesi gerektiğini gösterir. Decide in advance yapısı, kararın ne zaman verildiğini belirtir. İfadenin tamamı zaman bildirir; advance burada “ilerleme” anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi dersteki iki sözcüklü zaman ifadesiyle tamamlayın: Please let us know ____ if you need wheelchair access.
Cevabı göster
in advance
value human life: fiil olarak value
Value human life ifadesinde value bir fiildir. Burada, seçimler yapılırken insan hayatına ne kadar önem veya ağırlık verileceğine karar etmek anlamına gelir. Bu ifade otomatik olarak bir insana fiyat biçmek anlamına gelmez. Başka bağlamlarda value human life, insan hayatını önemli veya değerli görmek anlamına da gelebilir. Konuşmanın bütünü, vurgunun etik ağırlıklandırmada mı yoksa genel saygıda mı olduğunu gösterir.
Alıştırma
Bir makinenin seçimlerini yöneten kurallar tartışılırken value human life büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- Hangi insanların değerli eşyalara sahip olduğunu kontrol etmek.
- Her insanın perakende fiyatını hesaplamak.
- Seçimlerde insan hayatına ne kadar önem verileceğine karar etmek.
Cevabı göster
Seçimlerde insan hayatına ne kadar önem verileceğine karar etmek.
judge the greater good: toplumun genel yararına olanı değerlendirmek
The greater good, özellikle farklı çıkarlar çatıştığında, daha geniş bir grubun veya toplumun tamamının refahını ve yararını ifade eder. Etik ve kamu yararıyla ilgili soyut bir kavramdır; “daha iyi bir şey” anlamına gelmez. Burada judge, olası sonuçlardan hangisinin bu genel refaha en iyi şekilde hizmet ettiğini değerlendirmek demektir. İfade, ölçütleri tartışmalı olabilen bir çıkar dengesine işaret eder; herkesin nesnel olarak doğru tek bir cevapta uzlaştığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Etik bir tartışmada the greater good genellikle neyi ifade eder?
- Tek bir kişinin anlık özel çıkarı
- Başka bir nesneden daha iyi olan bir nesne
- Daha geniş bir topluluğun genel refahı
Cevabı göster
Daha geniş bir topluluğun genel refahı
So researchers who study autonomous systems are collaborating with philosophers
4:17Bu yüzden otonom sistemleri inceleyen araştırmacılar filozoflarla işbirliği yapıyor
to address the complex problem of programming ethics into machines, Notlar
4:22etiği makinelere programlamanın karmaşık sorununu ele almak için,
address the complex problem of ...: karmaşık bir sorunu ele almaya başlamak
Bu cümlede address, bir sorunla yüzleşmek ve onu ele almak için adım atmak anlamına gelen bir fiildir. Posta adresi anlamına gelmez. Kalıp address the problem of + isim veya -ing biçimidir. Buradaki programming, sorunun neyi içerdiğini adlandıran bir -ing biçimidir. Address ciddi ilgi veya eylem ifade eder, ancak sorunun tamamen çözüldüğünü öne sürmez.
Alıştırma
Hangi cümle, komitenin sorunu tamamen çözdüğünü iddia etmeden bu konuda harekete geçtiğini söyler?
- The committee addressed the complex problem of housing shortages.
- The committee described the complex problem of housing shortages.
- The committee solved the complex problem of housing shortages.
Cevabı göster
The committee addressed the complex problem of housing shortages.
programming ethics into machines: etik ilkeleri makinelere programlamak
Bu cümlede programming ethics into machines, etik ilkeleri bir makinenin izleyebileceği kodlara, kurallara veya karar süreçlerine dönüştürmek demektir. program A into B kalıbı, A'yı programlama yoluyla B'nin içine yerleştirmek anlamına gelir. Bu ifade, bir makinenin vicdan geliştirdiği anlamına gelmez. Odak noktası, insanların sistemi, seçimleri belirlenmiş etik sınırlara uyacak şekilde tasarlamasıdır.
Alıştırma
Cümledeki programming ethics into machines ifadesine en uygun anlam hangisidir?
- Etik ilkeleri bir makinenin kararlarını yönlendiren kurallara dönüştürmek
- Makinelerin insan tasarımı olmadan ahlaki değerler icat etmesine izin vermek
- İnsanların makineleri kullanacağı saatleri planlamak
Cevabı göster
Etik ilkeleri bir makinenin kararlarını yönlendiren kurallara dönüştürmek
which goes to show that even hypothetical dilemmas Deyimler
4:27bu da gösteriyor ki varsayımsal ikilemler bile
which goes to show: önceki kanıtlardan sonuç çıkarmak
Which, hemen önce sözü edilen gerçeğin veya sonucun tamamına gönderme yapar. Goes to show (that), “gösterir” ya da “kanıt sağlar” anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir; böylece önceki bilgi, ardından gelen sonucu destekleyen bir dayanak olur. Burada goes hareket bildirmez. Kullanışlı kalıp şöyledir: gerçek veya sonuç + which goes to show that + sonuç cümlesi.
Alıştırma
Önceki sonuçtan çıkarım yapmak için bu nottaki üç sözcüklü ifadeyi kullanın: The backup saved all our files, which ____ that preparation matters.
Cevabı göster
goes to show
can wind up on a collision course with the real world. Deyimler
4:31gerçek dünyayla çarpışma rotasına girebileceğini gösteriyor.
wind up on a collision course with the real world: sonunda gerçek dünyayla ciddi bir çatışmaya yönelmek
Bu cümlede up, önceki wind sözcüğüyle birleşerek wind up öbek fiilini oluşturur. Wind up on ... “sonunda belirli bir duruma veya yöne ulaşmak ya da kendini orada bulmak” demektir. A collision course, gerçek anlamıyla çarpışmaya yol açacak bir rotadır. Burada on a collision course with the real world mecazdır: soyut ikilemler, gerçek dünyanın ihtiyaçları ve kararlarıyla ciddi bir çatışmaya doğru ilerlemektedir. İfade, fiziksel bir çarpışmanın zaten gerçekleştiğini değil, çatışma olasılığının giderek arttığını anlatır.
Alıştırma
Bu cümlenin en uygun anlamını seçin: The city's growth plan could wind up on a collision course with limits on its water supply.
- Plan, şehrin su kıtlığı sorununu çoktan çözdü.
- Plan, araçların şehrin su sistemi yakınında çarpışması için bir rota çiziyor.
- Plan, sonunda şehrin sınırlı su kaynaklarıyla ciddi biçimde çatışabilir.
Cevabı göster
Plan, sonunda şehrin sınırlı su kaynaklarıyla ciddi biçimde çatışabilir.