Frank Herbert'in "Dune" kitabını neden okumalısınız? - Dan Kwartler: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
675 kelime 147 kel/dk

Video özeti: Frank Herbert’ın Dune romanına giriş niteliğindeki video; Arrakis’te hayatta kalma mücadelesinin, baharat üzerindeki çekişmenin, rakip grupların, ekolojinin, dinin ve Paul Atreides’in yolculuğunun nasıl gelecek tarihi ölçeğinde bir bilimkurgu destanı oluşturduğunu açıklıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. skin-tight suits — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: skin-tight ifadesinin, bedene son derece sıkı biçimde oturan giysi ya da ekipmanı anlattığını kavrayacaksınız. Böylece sözü çöldeki hayatta kalma kıyafetlerinin betimlemesinde tanıyabilir; gündelik giysiler, spor kıyafetleri veya koruyucu ekipman hakkında konuşurken doğal biçimde kullanabilirsiniz. 2. rather than stifling their — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: rather than sonrasında gelen -ing biçiminin, gerçek sonucu sunmadan önce beklenen sonucu nasıl reddettiğini öğreneceksiniz: İnsan zihnine benzeyen makinelerin yasaklanması yayılmayı durdurmamış, insanlığı farklı biçimlerde evrilmeye itmiştir. Bu yapıyla açıklama ve savlarda “X değil, Y” karşıtlığını kurabilirsiniz. 3. a quote from a future history book, — Kültür, medya ve gerçek dünya bağlamı: Olayları gelecekten geriye bakılarak kaydedilmiş tarih gibi çerçeveleyen kurmaca bir tarih kitabı alıntısını tanıyacaksınız. Böylece bölüm başlarının Dune’a nasıl destansı bir ölçek, önceden belirlenmiş kader duygusu ve kendi tarih kayıtlarına sahip bir dünya izlenimi kazandırdığını anlayabilirsiniz.

Bu derste

A mother and her son trek across an endless desert,

0:07

Bir anne ve oğlu, uçsuz bucaksız bir çölde yolculuk ediyor,

wearing special skin-tight suits to dissipate heat and recycle moisture. Notlar

0:10

ısıyı dağıtmak ve nemi geri dönüştürmek için özel, vücuda yapışan giysiler giyiyorlar.

Kelime

skin-tight suits: cilde tamamen oturan giysiler

skin-tight, “ciltle çok sıkı temas eden” anlamında birleşik bir sıfattır. Burada suits sözcüğünü niteler; yani giysilerin vücuda çok sıkı oturduğunu anlatır, cildin kendisinin gergin olduğu anlamına gelmez. Tire, skin ile tight sözcüklerini isimden önce gelen tek bir sıfat olarak birleştirir. Aynı yapı, cilde oturan yarış kıyafetleri veya koruyucu ekipmanlar için de kullanılabilir.

Alıştırma

“Cilde çok yakın duran” anlamındaki tireli sıfatla cümleyi tamamlayın: The swimmer wore a ____ racing suit.

Cevabı göster

skin-tight

Kalıp ifadeler

to dissipate heat and recycle moisture: iki amacı bağlayan tek bir to

to dissipate heat and recycle moisture bir amaç ifadesidir; özel giysilerin ne yapmak üzere tasarlandığını açıklar. Dissipate heat, ısının dağılması veya dışarı salınarak birikmemesi demektir. Recycle moisture ise giyen kişinin terinden ya da çevredeki havadan gelen suyu toplayıp yeniden kullanmak anlamına gelir. Tek bir to, temel biçimdeki iki koordineli fiili tanıtır: to dissipate ... and recycle .... Bu yapı, giysilerin iki işlevini belirtir; olay içinde art arda gerçekleşen iki bağımsız eylemi anlatmaz.

Alıştırma

Tek bir amaç to'sunu ve koordineli iki yalın fiili doğru kullanan cümleyi seçin.

  1. The cooling vest is designed dissipate heat and recycling moisture.
  2. The cooling vest is designed to dissipating heat and recycle moisture.
  3. The cooling vest is designed to dissipate heat and recycle moisture.
Cevabı göster

The cooling vest is designed to dissipate heat and recycle moisture.

The travelers aren't worried about dying of thirst. Kalıp ifadeler

0:15

Gezginler susuzluktan ölmekten endişe etmiyor.

Kalıp ifadeler

worried about dying of thirst: worried about + -ing yapısı

Be worried about, “bir konuda endişeli olmak” anlamına gelir. about bir edat olduğu için burada ardından -ing yapısındaki dying of thirst ifadesi gelir. Olumsuz biçim aren't, yolcuların bu endişeyi duymadığını gösterir. die of + neden yapısı ölüm nedenini belirtir. Burada thirst, tehlikeli bir su eksikliğini ifade eder; bu nedenle dying of thirst, yeterli su bulunamadığı için ölmek demektir. Başka durumlara aktarılabilen kalıp be worried about + isim veya -ing ifadesidir.

Alıştırma

be worried about + -ing kalıbını tamamlamak için die fiilinin -ing biçimini kullanın: On the long hike, they were worried about ____ of thirst.

Cevabı göster

dying

Their fears are much greater.

0:17

Korkuları çok daha büyük.

The pair try to walk without rhythm, Kültür

0:20

İkili ritimsiz yürümeye çalışıyor,

letting the vibrations of their footsteps blend into the shifting sands. Kalıp ifadeler

0:22

ayak seslerinin titreşimlerinin kayan kumlara karışmasına izin veriyor.

Kültür

walk without rhythm: kasıtlı olarak düzensiz adımlar

Burada walk without rhythm, adımların düzenli ve tekrarlanan bir tempo oluşturmaması için her adımın zamanlamasını kasıtlı olarak değiştirmek demektir. İkilinin yalnızca kötü yürüdüğü anlamına gelmez. Dune evreninde çölde oluşan düzenli titreşimler kum solucanlarını çekebilir. Düzensiz adımlar, ayak titreşimlerinin doğal olarak hareket eden kuma karışmasına yardımcı olur; bu nedenle bu yürüyüş biçimi bir hayatta kalma taktiğidir.

Alıştırma

Bu Dune sahnesinde walk without rhythm ifadesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Tempoyu tutamadıkları için beceriksizce yürürler.
  2. Adımlarının zamanlamasını kasıtlı olarak düzensiz hâle getirirler.
  3. Düzenli ve tekrarlanan bir tempoyla yürürler.
Cevabı göster

Adımlarının zamanlamasını kasıtlı olarak düzensiz hâle getirirler.

Kalıp ifadeler

blend into the shifting sands: çevreye karışıp ayırt edilmesi zorlaşmak

Blend into, çevredeki arka planın bir parçası hâline gelerek fark edilmesi veya ayırt edilmesi zorlaşmak demektir. Bu cümlede adımların oluşturduğu titreşimler kumun hareketine karışır; kuma karışan şey ayakların kendisi değildir. Tekrar kullanılabilen kalıp X blends into Y biçimindedir; Y arka planı veya ortamı belirtir. Renkleri, sesleri, nesneleri ya da insanları anlatabilir. Birinin X'i Y'nin içine koyup etkin biçimde karıştırdığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi blend into ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The owl's feathers ____ the tree bark.

Cevabı göster

blend into

But soon, the sound of the desert is drowned out by a louder hissing. Öbek fiiller

0:26

Ancak çok geçmeden, çölün sesi daha yüksek bir tıslama ile bastırılıyor.

Öbek fiiller

is drowned out by: bir sesin daha yüksek bir ses tarafından bastırılması

Be drowned out by, drown out ifadesinin edilgen biçimidir. Bir sesin başka ve daha yüksek bir ses yüzünden zor duyulması ya da hiç duyulamaması anlamına gelir. Burada duyulamaz hâle gelen ses çölün sesidir; onu bastıran ses ise daha yüksek tıslamadır. A is/was drowned out by B kalıbında önce kaybolan ses A, ardından daha yüksek ses B gelir. Drown burada gerçek anlamıyla kullanılmaz; hiçbir şey suyun altına girmemektedir.

Alıştırma

Cümleyi drown out ifadesinin doğru edilgen biçimiyle tamamlayın: The warning ____ the roar of the waterfall.

Cevabı göster

was drowned out by

As a mound of sand races towards them, Dilbilgisi

0:31

Bir kum tepeciği onlara doğru hızla yaklaşırken,

the pair's unnatural gait turns into a sprint. Öbek fiiller

0:33

ikilinin doğal olmayan yürüyüşü bir sürate dönüşüyor.

Dilbilgisi

As a mound of sand races towards them: eş zamanlı arka plan eylemi

Burada As, “-iken” ya da “aynı anda” anlamındadır. as ile başlayan yan cümle, yaklaşan kum yığınını arka plan olarak verir; ana cümle ise ikilinin ne yaptığını anlatır. Anlatıda As + yan cümle, iki eylemi aynı anda ilerletebilir. Olaylardan biri diğerini tetiklese bile burada as öncelikle zaman ilişkisini düzenler; doğrudan because, yani “çünkü” anlamına gelmez.

Alıştırma

“As the sky grew darker, the hikers hurried home,” cümlesinde As öncelikle hangi ilişkiyi gösterir?

  1. Yürüyüşçüler gökyüzü kararmaya başlamadan önce eve acele eder.
  2. Yürüyüşçüler eve acele ettiği için gökyüzü kararır.
  3. Gökyüzünün kararması ile yürüyüşçülerin eve acele etmesi aynı zaman diliminde gerçekleşir.
Cevabı göster

Gökyüzünün kararması ile yürüyüşçülerin eve acele etmesi aynı zaman diliminde gerçekleşir.

Öbek fiiller

turns into a sprint: bir eylemden başka bir eyleme geçiş

Turn into + isim, “... hâline gelmek” veya “...e dönüşmek” demektir. Burada özne the pair's unnatural gait, yani ikilinin hareket etme biçimidir; bu, a sprint hâline gelir. Böylece sahne, tuhaf bir yürüyüşten tam hızla koşmaya geçer. Buradaki turn, yön bildiren “dönmek” anlamında değildir. A turns into B kalıbı bir durumun, şeyin ya da etkinliğin değişmesini anlatır; fiil A'ya göre çekimlenir ve zamanı değişebilir.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için turn into ifadesinin geçmiş zaman biçimini kullanın: The light rain ____ a thunderstorm by evening.

Cevabı göster

turned into

The two clamber into a nearby rock face Kelime

0:37

İkili yakındaki bir kaya yüzüne tırmanıyor,

Kelime

clamber into a nearby rock face: kaya yüzündeki bir açıklığa güçlükle ve aceleyle girmek

Clamber, zor bir yerin üzerinden geçerken veya içine girerken hem elleri hem de ayakları kullanarak güçlükle hareket etmek demektir. Climb sözcüğüne göre daha fazla çaba ve beceriksiz hareket hissi verir; ayrıca eylemin aceleyle yapıldığını düşündürebilir. Rock face, bir insanın yüzü değil, dik ve açıkta kalan bir kaya yüzeyidir. Bir yüzeyin kendi içinde bir iç kısmı olmadığı için into burada kaya yüzündeki bir açıklığa, çatlağa veya oyuğa girme hareketini anlatır. Bu ifade kaçışı zor ve acil hissettirir.

Alıştırma

Clamber hangi cümlede en doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. They clambered into the open field across a flat, clear path.
  2. They clambered through a quiet conversation with their teacher.
  3. They clambered over the fallen trees after the path was blocked.
Cevabı göster

They clambered over the fallen trees after the path was blocked.

as a sandworm 400 meters long bursts from the desert floor. Notlar

0:40

çöl zemininden 400 metre uzunluğunda bir kum solucanı fırlarken.

Dilbilgisi

İsimden sonra gelen ölçü ifadesi olarak 400 meters long

A sandworm 400 meters long ifadesinde 400 meters long, sandworm sözcüğünden sonra gelir ve onun uzunluğunu belirtir. Yapısı sayı + çoğul birim + boyut sıfatı şeklindedir ve a sandworm that is 400 meters long olarak genişletilebilir. İfadenin tamamı sandworm sözcüğünü niteler. Long, ölçülen boyutun uzunluk olduğunu gösterir; meters sözcüğünü nitelemez. İsimden sonra gelen bu yapı gerçeklere dayalı betimlemelerde, haberlerde ve bilimsel yazılarda yaygındır.

Alıştırma

Duvarın yüksekliğinin üç metre olduğunu belirten, isimden sonra gelen ölçü ifadesiyle cümleyi tamamlayın: They built a wall ____ around the garden.

Cevabı göster

three meters high

Kalıp ifadeler

bursts from the desert floor: aniden ve güçlü biçimde ortaya çıkma

Bursts from, “bir yerden aniden ve güçlü biçimde çıkmak” anlamına gelir. Bu cümlede kum solucanı zeminden yalnızca ayrılmaz; hızlı ve güçlü bir hareketle birden görünür olur. From, çıktığı yeri belirtir: çöl tabanı. Özne tek bir sandworm olduğu için bursts, geniş zamanda üçüncü tekil kişi biçimindedir. Bu canlı anlatım zamanı, eylemi hemen oluyormuş gibi hissettirir.

Alıştırma

Hangi cümle, bir şeyin aniden ve güçlü biçimde ortaya çıktığını anlatmak için burst from ifadesini en iyi kullanır?

  1. Flames burst from the broken window.
  2. Smoke drifted slowly from the broken window.
  3. The firefighters walked away from the broken window.
Cevabı göster

Flames burst from the broken window.

This is the world of Dune. Anlatım akışı

0:45

Burası Dune'un dünyası.

Anlatım akışı

This is the world of Dune: kurgusal ortamı açıklama

Bu cümle, girişi düzenleyen bir açıklama ve tanıtma işlevi görür. Anlatım önce tehlikeli bir çöl sahnesi gösterdikten sonra, This is... kalıbıyla sahnenin ait olduğu daha geniş ortamın adını söyler. Bu düzen, anlatıcının önce ayrıntıları göstermesine, konuyu ise daha sonra tanımlamasına olanak verir. The world of Dune, Dune’un kurgusal ortamını; yani yerlerini, kurallarını, toplumlarını ve hikâye dünyasını ifade eder. Burada world, gerçek Dünya gezegeni anlamına gelmez.

Alıştırma

Açılıştaki çöl sahnesinden sonra This is the world of Dune. cümlesinin temel görevi nedir?

  1. Önceki sahnenin hangi kurgusal dünyaya ait olduğunu açıklar.
  2. Gerçek bir çölde yolculuk etmek için talimat verir.
  3. Dune adlı bir kişiyi tanıtır.
Cevabı göster

Önceki sahnenin hangi kurgusal dünyaya ait olduğunu açıklar.

Written by Frank Herbert and published in 1965, Dilbilgisi

0:48

Frank Herbert tarafından yazılan ve 1965'te yayımlanan,

Dilbilgisi

Written by ... and published in ... ile arka plan bilgisi verme

Written by ... and published in ... birbiriyle bağlanan iki geçmiş zaman ortaç öbeği içerir. İkisi de anlatılan eserle edilgen bir ilişki kurar: eser birisi tarafından yazılmış ve belirli bir zamanda yayımlanmıştır. Virgülden önce kullanılan bu öbekler, ana cümleden önce arka plan bilgisini kısa biçimde verir. Ana cümlenin yüklemleri değildir; bu nedenle ardından eserin özne olduğu tam bir cümlecik gelmelidir.

Alıştırma

Cümleyi write ve publish fiillerinin geçmiş zaman ortaçlarıyla tamamlayın: ____ by Lena Ortiz and ____ in 2022, the handbook explains basic first aid.

Cevabı göster

Written · published

Dune takes place in a far-flung future where humanity rules the stars in a giant feudal empire. Notlar

0:52

Dune, insanlığın devasa bir feodal imparatorlukta yıldızlara hükmettiği çok uzak bir gelecekte geçiyor.

Kalıp ifadeler

Dune takes place in ... ile ortamı belirtme

Take place, gerçekleşmek veya meydana gelmek anlamına gelir. Dune takes place in ... cümlesinde Dune eserin hikâyesini belirtir; in ise hikâyenin geçtiği zamanı veya yeri tanıtır. Bir olayın ya da hikâyenin ne zaman veya nerede gerçekleştiğini söylemek için özne + take place in + zaman ya da yer yapısını kullanın. Dune tekil olduğu için takes kullanılır; ifade sözcüğü sözcüğüne bir yeri almak anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi take place in yapısının doğru geniş zaman biçimiyle tamamlayın: This mystery ____ a mountain hotel during winter.

Cevabı göster

takes place in

Kelime

far-flung future: çok uzak bir gelecek

Far-flung genellikle çok uzakta bulunan veya geniş bir alana dağılmış yerleri niteler. Far-flung future ifadesinde bu mekânsal uzaklık fikri zamana aktarılır; böylece ifade, günümüzden son derece uzak bir gelecek anlamına gelir. Kısa çizgi, far ve flung sözcüklerini future sözcüğünü niteleyen tek bir birleşik sıfata dönüştürür. Geleceğin gerçekten uzağa fırlatıldığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede far-flung doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. The museum works with researchers in far-flung regions.
  2. The meeting begins in a far-flung ten minutes.
  3. The athlete far-flung the ball across the field.
Cevabı göster

The museum works with researchers in far-flung regions.

Kültür

humanity rules the stars ... a giant feudal empire: yıldızlar arası egemenlik ve feodal düzen

Burada rules the stars, insan uygarlığının birçok gezegeni ve uzayın geniş bölgelerini kontrol ettiğini anlatan görkemli ve mecazlı bir ifadedir. İnsanların gerçek yıldızlara emir verdiği anlamına gelmez. A giant feudal empire, bu uygarlığın siyasi yapısını açıklar: güç, bir imparatorun, kalıtsal soylu hanedanların, toprakların ve bağlılık ilişkilerinin bulunduğu Orta Çağ feodalizmine benzer bir hiyerarşi içinde düzenlenmiştir. Bu ortam, yıldızlar arası yayılmayı eski tarz bir siyasi düzenle birleştirir ve daha sonra geçen hanedan, hizip ve siyasi denge anlatımlarını anlamaya yardımcı olur.

Alıştırma

Vurgulanan sözlerin anlattığı dünyayı en iyi hangi seçenek özetler?

  1. İnsan uygarlığı, feodal tarzda geniş bir hiyerarşi aracılığıyla birçok dünyayı kontrol eder.
  2. İnsanlar yıldızlara hizmetkârlarmış gibi tek tek emir verir.
  3. Demokratik olan tek bir gezegende kalıtsal unvanlar yoktur.
Cevabı göster

İnsan uygarlığı, feodal tarzda geniş bir hiyerarşi aracılığıyla birçok dünyayı kontrol eder.

This medieval motif goes beyond just the government. Kalıp ifadeler

0:59

Bu ortaçağ motifi sadece yönetimin ötesine geçiyor.

Kalıp ifadeler

goes beyond just the government: kapsamı genişletmek

Burada goes beyond just the government, Orta Çağ motifinin yalnızca yönetimle sınırlı olmadığı anlamına gelir. Etkisi toplumun diğer bölümlerine de uzanır. Beyond, uzayda fiziksel olarak bir yerin ötesine geçmeyi değil, soyut bir sınırı anlatır. go/goes beyond just + isim veya -ing biçimi kalıbı, daha dar bir etkenden başlayıp düşünceyi daha geniş bir kapsama taşır. Just, belirtilen etkenin bütünün yalnızca bir parçası olduğunu vurgular.

Alıştırma

Daha geniş bir kapsam anlatmak için cümleyi go beyond just ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The project's value ____ saving money; it also helps the environment.

Cevabı göster

goes beyond just

Unlike most interstellar sci-fi, Anlatım akışı

1:02

Çoğu yıldızlararası bilim kurgunun aksine,

Herbert's humans conquered the stars without any computers. Deyimler

1:04

Herbert'in insanları yıldızları hiçbir bilgisayar olmadan fethetti.

Anlatım akışı

Unlike most interstellar sci-fi: karşıtlık çerçevesiyle başlamak

Unlike most interstellar sci-fi, ana düşünceden önce bir karşıtlık çerçevesi kurmak için cümlenin başında yer alır. Dinleyiciye Herbert'ın hayal ettiği toplumun, bilgisayarlara büyük ölçüde bağımlı olma şeklindeki yaygın yıldızlararası bilim kurgu kalıbından farklı olduğunu bildirir. Ardından ana cümle bu farkı açıklar. Unlike bir edattır; bu nedenle burada tam bir özne-yüklem cümleciği değil, most interstellar sci-fi isim öbeği gelir. İfade kısaltılmıştır: Asıl karşılaştırma Herbert'ın hayal ettiği insanlar veya toplum ile yıldızlararası bilim kurguda yaygın olarak görülen insanlar veya toplum arasındadır.

Alıştırma

Hangi cümle, bir isim öbeğiyle karşıtlık kurmak için unlike ifadesini cümle başında doğru kullanır?

  1. Unlike most adventure games, this game rewards patience.
  2. Unlike most adventure games require speed, this game rewards patience.
  3. Unlike that most adventure games, this game rewards patience.
Cevabı göster

Unlike most adventure games, this game rewards patience.

Deyimler

conquered the stars: yıldızlararası genişlemeyi anlatan destansı bir metafor

Bu cümlede conquered the stars, insanlığın yıldızlararası uzaya yayılıp birçok dünyanın denetimini ele geçirmesini anlatan bir metafordur. İnsanların gerçek yıldızları kelimenin tam anlamıyla yendiği anlamına gelmez. Conquer genellikle zafer ve denetim çağrıştırır. Sözcüğü the stars ile kullanmak, genişlemeye destansı ve güçlü bir ton verir; yalnızca yolculuk ya da bilimsel keşif değil, imparatorluk fikrini de çağrıştırabilir.

Alıştırma

Bu bilim kurgu cümlesinde conquered the stars büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. İnsanlık yıldızları fiziksel olarak yenip yok etti.
  2. İnsanlık ünlü sanatçılara karşı bir yarışma kazandı.
  3. İnsanlık yıldızlararası uzaya yayıldı ve birçok dünyanın denetimini ele geçirdi.
Cevabı göster

İnsanlık yıldızlararası uzaya yayıldı ve birçok dünyanın denetimini ele geçirdi.

Following an ancient war with robots, Dilbilgisi

1:08

Robotlarla yapılan antik bir savaşın ardından,

humanity has forbidden the construction of any machine in the likeness of a human mind. Notlar

1:10

insanlık, insan zihnine benzer herhangi bir makinenin inşasını yasakladı.

Dilbilgisi

Following an ancient war with robots: zaman edatı olarak Following

Burada Following, after yani “-den sonra” anlamına gelen bir edattır. Baştaki Following an ancient war with robots ifadesi, savaşı ana cümleden önceki bir olay olarak yerleştirir ve insanlığın sonraki yasağı için zaman bağlamı sağlar. Yapı Following + isim öbeğidir; ardından virgül ve eksiksiz bir ana cümle gelir. Bu, bilgiyi kısa ve oldukça resmî biçimde düzenler. İnsanlığın savaşın arkasından yürüdüğü veya savaşı takip ettiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede Following “bir olaydan sonra” anlamında kullanılmıştır?

  1. The rescue team was following the storm on a weather map.
  2. The storm was following the same path across the ocean.
  3. Following the storm, the school reopened.
Cevabı göster

Following the storm, the school reopened.

Kalıp ifadeler

forbidden the construction of: inşa etmeye yönelik resmî bir yasak

Has forbidden the construction of yapısında forbidden, forbid fiilinin geçmiş zaman ortacıdır. Has forbidden present perfect yapısındadır; bu nedenle yasağın daha önce konduğunu ve hâlâ geçerli olduğunu gösterir. Nesne, yasaklanan faaliyeti adlandıran the construction of... isim öbeğidir. Cümle, belirli bir kişinin inşa etmesinin yasaklanmasından çok inşa faaliyetinin kendisine odaklanır.

Alıştırma

Resmî kuralı forbid ve construction isminden oluşturulan ifadeyle tamamlayın: The city has ____ new homes in the protected forest.

Cevabı göster

forbidden the construction of

Kelime

in the likeness of a human mind: insan düşüncesini model alan ifade

In the likeness of, bir şeyin bir model alınarak ona benzeyecek biçimde yapılması ya da temsil edilmesi demektir. Burada model insan zihnidir; dolayısıyla benzerlik soyuttur. Makine, beynin fiziksel şeklini değil, insan düşüncesinin niteliklerini veya süreçlerini taklit edecektir. Likeness, benzerlik ya da temsil anlamına gelen bir isimdir. Hoşlanmak anlamındaki like ile ilgili değildir.

Alıştırma

Cümleyi ‘model alınarak’ anlamına gelen resmî ifadeyle tamamlayın: The statue was carved ____ an ancient king.

Cevabı göster

in the likeness of

But rather than stifling their expansion, Dilbilgisi

1:16

Ancak bu ferman, genişlemelerini engellemek yerine,

this edict forced humans to evolve in startling ways, Notlar

1:18

insanları şaşırtıcı şekillerde evrimleşmeye zorladı,

Dilbilgisi

rather than stifling their ...: beklenen sonucu reddetme

Cümle başındaki rather than stifling their expansion ifadesi beklenen bir sonucu reddeder: ferman, insanların yayılmasını engellememiştir. Ardından ana cümle gerçekte ne olduğunu açıklar. Burada rather than + -ing, reddedilen eylemi veya sonucu tanıtır. Stifling bu ifadenin içindedir; ana cümlenin çekimli fiili forced sözcüğüdür. Bu yapı “X değil, onun yerine Y” karşıtlığını kurabilir.

Alıştırma

Cümleyi rather than ve lower fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: ____ costs, the quick repair created new problems.

Cevabı göster

Rather than lowering

Kelime

edict: güçlü bir otoritenin resmî emri

Edict, bir hükümdar veya başka bir güçlü otorite tarafından yayımlanan resmî bir emir ya da bildiridir. Uyulması beklenir; bu nedenle bir öneriden çok daha güçlüdür. Bu cümlede yasağın edict olarak adlandırılması ona kurumsal, ciddi ve biraz tarihsel ya da imparatorlukla ilgili bir ton kazandırır.

Alıştırma

Hangi durum edict sözcüğüne en uygundur?

  1. Bir hükümdar bütün krallık için bağlayıcı bir emri resmen açıklar.
  2. Bir arkadaş okuldan sonra buluşmayı önerir.
  3. Bir yönetici bir çalışandan e-posta göndermesini ister.
Cevabı göster

Bir hükümdar bütün krallık için bağlayıcı bir emri resmen açıklar.

Kalıp ifadeler

forced humans to evolve in startling ways: insanları şaşırtıcı biçimlerde evrimleşmeye zorlamak

force + kişi + to + fiilin yalın hâli kalıbı, dışarıdan gelen bir baskının birine özgürce seçmeyeceği bir şeyi yaptırdığını anlatır. Burada this edict baskının kaynağı, humans etkilenen grup, to evolve ise bunun sonucunda gerçekleşen eylemdir. in startling ways evrimin nasıl gerçekleştiğini belirtir: değişimler şaşırtıcı veya çarpıcıdır. Bu kalıp bir kuralı, krizi ya da koşulu onun yol açtığı değişime bağlamak için kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi force fiilinin geçmiş hâli ve mastar işaretiyle tamamlayın: The sudden storm ____ the pilots ____ land at a nearby airport.

Cevabı göster

forced · to

becoming biological computers, Deyimler

1:22

biyolojik bilgisayarlar,

Deyimler

becoming biological computers: bir bilim kurgu metaforu

biological computers burada, canlı beyinleriyle normalde makinelerin yaptığı karmaşık hesaplama ve bilgi işleme işlerini yapabilen insanlar için kullanılan bir bilim kurgu metaforudur. Biyolojik malzemeden yapılmış sıradan elektronik bilgisayarlar anlamına gelmez. becoming, bunu hemen önce sözü edilen evrimin sonucu olarak sunar. Bu kısa isim öbeği, canlı anlamındaki biological ile computers sözcüklerini birleştirerek daha geniş bir fikri akılda kalıcı bir etikete dönüştürür.

Alıştırma

Bu bilim kurgu bağlamında becoming biological computers ne anlama gelir?

  1. İnsanların canlı beyinleri bilgisayar benzeri hesaplama ve bilgi işleme yetenekleri geliştirir.
  2. İnsanlar sıradan elektronik dizüstü bilgisayarlar olarak yeniden yapılır.
  3. Bilgisayarlar insan bedenleri edinir ve bilgi işlemeyi bırakır.
Cevabı göster

İnsanların canlı beyinleri bilgisayar benzeri hesaplama ve bilgi işleme yetenekleri geliştirir.

psychic witches, and prescient space pilots. Kültür

1:24

psişik cadılar ve geleceği görebilen uzay pilotları haline geldiler.

Kültür

psychic witches ... prescient space pilots: yetenek + rol adlandırmaları

Psychic witches, psychic yani zihinsel veya doğaüstü yetenekleri bulunduğu için witches, yani cadılar olarak adlandırılan kişileri anlatır. Buradaki witches, yalnızca masallarda büyü yapan bir kişi görüntüsü değil, bilim kurgu veya fantastik bir dünyadaki grup etiketidir. Prescient space pilots, neler olabileceğini önceden görebilen uzay pilotlarıdır. Bu kurgusal ortamda söz konusu öngörü, uzayda yol bulmalarına yardımcı olur. İki kısa adlandırmada da rolden önce bir yetenek sözcüğü gelir: psychic, witches sözcüğünü; prescient ise space pilots ifadesini niteler.

Alıştırma

Bu ifadede prescient space pilots kimlerdir?

  1. Başkalarının düşüncelerini okuyarak uzay araçlarını onaran pilotlar
  2. Uzak geçmişteki yolculukların kayıtlarını inceleyen pilotlar
  3. Olayları önceden görebilen ve bu yeteneği uzayda yol bulmak için kullanan pilotlar
Cevabı göster

Olayları önceden görebilen ve bu yeteneği uzayda yol bulmak için kullanan pilotlar

Members of these superpowered factions are regularly employed by various noble houses, Notlar

1:28

Bu süper güçlü hiziplerin üyeleri düzenli olarak çeşitli soylu haneler tarafından istihdam ediliyor,

Kelime

superpowered factions: özel yeteneklere sahip örgütlü gruplar

Superpowered, factions olarak adlandırılan grupların olağanüstü yeteneklere sahip olduğunu belirtir. İfadenin ana ismi factions sözcüğüdür; daha büyük bir siyasi veya toplumsal mücadelede ortak bir çıkar, görüş ya da hedef etrafında birleşen örgütlü grupları anlatır. Tarafsız groups sözcüğünden farklı olarak factions çoğu zaman bölünme, rekabet veya başka taraflarla çekişme anlamı taşır. Bu nedenle superpowered factions, özel yetenekleri bulunan ve kurgusal ortamda rakip güçler olarak da işlev gören örgütlü kamplar demektir.

Alıştırma

Hangi cümle, birkaç örgütlü siyasi kampın iktidar için yarıştığını en iyi şekilde ifade eder?

  1. Several groups waited quietly for the museum to open.
  2. Several factions competed for control of the council.
  3. Several crowds filled the station at noon.
Cevabı göster

Several factions competed for control of the council.

Kültür

noble houses: binalar değil, soylu hanedanlar

Bu cümlede noble houses, miras yoluyla gelen statüye ve siyasi güce sahip aristokrat aileler demektir. House burada bir bina değil, bir soy veya hanedan anlamına gelir. Feodal ya da feodal düzenden esinlenen ortamlarda bir house toprak yönetebilir, insanları çalıştırabilir ve diğer hanedanlarla rekabet edebilir. House Atreides gibi bir ad, House sözcüğünü aile ve siyasi güç anlamında kullanır.

Alıştırma

Bu cümlede noble houses ne anlama geliyor?

  1. Tanınmış siyasi güce sahip aristokrat aileler
  2. Kraliyet sarayları inşa eden kuruluşlar
  3. Zengin kişilere ait büyük evler
Cevabı göster

Tanınmış siyasi güce sahip aristokrat aileler

all competing for power and new planets to add to their kingdoms. Kalıp ifadeler

1:34

hepsi güç ve krallıklarına eklenecek yeni gezegenler için rekabet ediyor.

Kalıp ifadeler

all competing for power: all + compete for + hedef

Compete for + isim, o şeyi elde etmek için başkalarıyla rekabet etmek demektir. Competing for power ifadesinde for, elde edilmek istenen hedefi, yani power sözcüğünü belirtir. All, daha önce sözü edilen birden fazla gruba gönderme yapar ve her birinin bu rekabete katıldığını vurgular. Buradaki all competing for power, bu grupları tanımlamayı sürdüren bir -ing ifadesidir.

Alıştırma

Cümleyi compete fiilinin doğru biçimiyle ve hedefi belirten edatla tamamlayın: Several teams are all ____ the final playoff spot.

Cevabı göster

competing for

Kalıp ifadeler

new planets to add to their kingdoms: krallıklarına yeni gezegenler katmak

new planets to add to their kingdoms ifadesinde add, add A to B kalıbını izler: A, var olan bir bütüne katılan şeydir; B ise o bütündür. Burada A new planets, B de their kingdoms olduğundan krallıklar yeni topraklar kazanır. to add to their kingdoms mastar öbeği new planets ifadesinden sonra gelir ve bu gezegenlerin ne amaçla istendiğini açıklar. new planets mastardan önce zaten belirtildiği için add fiilinin söylenmeyen nesnesi olarak anlaşılır.

Alıştırma

Cümleyi add A to B yapısını kullanan mastar öbeğiyle tamamlayın: Maya found a new sticker ____ her collection.

Cevabı göster

to add to

But almost all these superhuman skills rely on the same precious resource, Kalıp ifadeler

1:39

Ancak neredeyse tüm bu insanüstü beceriler aynı değerli kaynağa dayanıyor,

the spice.

1:44

baharata.

Kalıp ifadeler

rely on the same precious resource, the spice: aynı değerli kaynağa, spice'a, bağlı olmak

Rely on, bir şeyin çalışması veya başarılı olması için bir kişiye ya da şeye ihtiyaç duymak ve ona bağlı olmak anlamına gelir. Cümle, birbirinden farklı birçok insanüstü becerinin tek bir ortak kaynağa ihtiyaç duyduğunu söyler. The spice, the same precious resource ifadesine yeniden ad verir; bu isim öbeği eş görevli bir açıklamadır. Dune dünyasında spice, bu beceriler için temel olan özel bir maddedir; sıradan bir yemek baharatı değildir.

Alıştırma

Cümleyi rely ile kullanılan sabit ifadeyle tamamlayın: Many small farms ____ the same river for water.

Cevabı göster

rely on

This mystical crop, also known as Melange, Kalıp ifadeler

1:45

Melanj olarak da bilinen bu mistik ürün,

Kalıp ifadeler

also known as Melange: başka bir ad eklemek

also known as, aynı kişi veya şey için kullanılan başka bir adı tanıtır. Burada Melange ile this mystical crop iki farklı ürünü değil, aynı ürünü belirtir. Virgüller arasındaki also known as Melange, ek bilgi veren bir yan cümlenin kısaltılmış biçimidir. Temel anlamı which is also known as Melange ile aynıdır. Bir takma ad veya alternatif ad eklemek için noun, also known as + other name, kalıbını kullanabilirsin.

Alıştırma

'Başka bir adla anılan' anlamına gelen ve also ile başlayan üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamla: Samuel Clemens was ____ Mark Twain.

Cevabı göster

also known as

is essential for all space travel, making it the cornerstone of the galactic economy, Notlar

1:49

tüm uzay yolculukları için gereklidir, bu da onu galaktik ekonominin temel taşı yapar,

Kalıp ifadeler

is essential for all space travel: zorunlu bir koşul

be essential for + bir etkinlik, amaç veya sonuç, bir şeyin onun için gerekli olduğu anlamına gelir. Bu cümlede uzay yolculuğu ürüne bağlıdır; ürün olmadan böyle bir yolculuk yapılamaz. Essential, important sözcüğünden daha güçlüdür. Important bir şeyin büyük değer veya etkiye sahip olduğunu, essential ise zorunlu bir koşul olduğunu belirtir.

Alıştırma

Hangi cümle bir şeyin yalnızca yararlı veya yaygın değil, zorunlu bir koşul olduğunu söylüyor?

  1. Clean water is common in this town.
  2. Clean water is essential for survival.
  3. Clean water is useful for washing.
Cevabı göster

Clean water is essential for survival.

Deyimler

making it the cornerstone of the galactic economy: onu galaktik ekonominin temel taşı hâline getirmek

Burada cornerstone, bütün bir sistemi ayakta tutan vazgeçilmez bir temeli anlatmak için mimarideki temel taşı imgesini mecaz olarak kullanır. Bir şeye the cornerstone of the galactic economy demek, ekonominin ona bağlı olduğu anlamına gelir; gerçek bir taştan söz edilmez. making it ... şeklindeki -ing yan cümlesi önceki gerçeğin sonucunu verir. Kalıp make + nesne + isim tümlecidir: it kaynağa gönderme yapar; cornerstone ifadesi de uzay yolculukları için vazgeçilmez olduğu için bu kaynağın ne hâle geldiğini belirtir.

Alıştırma

Hangi cümlede cornerstone, vazgeçilmez bir temel anlamında mecaz olarak kullanılmıştır?

  1. The builder placed the cornerstone at the base of the new hall.
  2. The guide photographed the cornerstone of the old courthouse.
  3. Trust is the cornerstone of a strong partnership.
Cevabı göster

Trust is the cornerstone of a strong partnership.

and it only grows on the desert planet Arrakis, Dilbilgisi

1:54

ve sadece çöl gezegeni Arrakis'te yetişir,

a dangerous and inhospitable world whose native inhabitants have long rebelled against the empire. Notlar

1:58

yerli sakinlerinin uzun süredir imparatorluğa karşı isyan ettiği tehlikeli ve misafirperver olmayan bir dünya.

Dilbilgisi

only grows on the desert planet Arrakis: yalnızca çöl gezegeni Arrakis'te yetişir

Burada only, kaynağın yetiştiği yeri sınırlar: kaynak Arrakis'te yetişir ve başka hiçbir yerde yetişmez. Sözcük yalnızca Arrakis adını vurgulamaz. Günlük İngilizcede only sözcüğünün ana fiil grows'tan önce gelmesi yaygındır. Bağlam kapsamı netleştirir: only grows on + yer, yetişmenin o yerle sınırlı olduğunu anlatır.

Alıştırma

only, grows ve on sözcüklerini, only ana fiilden önce gelecek biçimde doğru sıraya koyarak cümleyi tamamlayın: This moss ____ shaded rocks.

Cevabı göster

only grows on

Kelime

a dangerous and inhospitable world: çetin ortamlar için inhospitable

a dangerous and inhospitable world ifadesinde inhospitable, dünyanın fiziksel koşullarını anlatır: koşullar çetindir ve yaşamayı ya da yolculuk etmeyi zorlaştırır. Yerli sakinlerin kaba olduğu anlamına gelmez. Inhospitable bir yeri, iklimi veya gezegeni nitelediğinde yalnızca “dostça olmayan” değil, “yaşam veya insan etkinliği için elverişsiz” olarak anlaşılmalıdır.

Alıştırma

Uzak bir adada az tatlı su ve şiddetli fırtınalar vardır, ancak orada küçük bir topluluk yaşamaktadır. En doğru cümle hangisidir?

  1. The island is hospitable because the weather is severe.
  2. The island is inhospitable, but it is still inhabited.
  3. The island is uninhabitable, and a small community lives there.
Cevabı göster

The island is inhospitable, but it is still inhabited.

Kalıp ifadeler

native inhabitants have long rebelled against: uzun süreli direniş

Native inhabitants, özellikle dışarıdan gelenler veya yerleşimcilerle karşılaştırıldığında, bir yerin asıl sakinlerini ifade eder. Burada yerel halkı belirtir; sözcüğü sözcüğüne “doğal olarak sakin olan kişiler” anlamına gelmez. Have long rebelled against, present perfect yapısını long ile birleştirir. Direnişin uzun zaman önce başladığını ve anlatılan zamana kadar sürdüğünü ya da tekrarlandığını gösterir. Rebel against bir hükümdara, hükümete, imparatorluğa veya sisteme karşı güçlü direnişi anlatır; nesneden önce against gereklidir.

Alıştırma

rebel fiilinin present perfect biçimini, long sözcüğünü ve gerekli edatı kullanın: The mountain communities ____ the occupying power for generations.

Cevabı göster

have long rebelled against

Arrakis, also called Dune, Kalıp ifadeler

2:04

Dune olarak da adlandırılan Arrakis,

is the setting for Herbert's novel, Kelime

2:06

Herbert'in romanının geçtiği yerdir,

Kalıp ifadeler

Arrakis, also called Dune: başka bir ad eklemek

Bu cümlede also called Dune, Arrakis için başka bir ad ekler. Called, burada “adlandırmak” ya da “… diye anmak” anlamındaki call fiilinin geçmiş zaman ortacıdır; dolayısıyla ifade which is also called Dune ile eşdeğerdir. “Telefon etmek” anlamına gelmez. İfade, virgüller arasında verilen ek bilgidir. Çıkarıldığında ana yapı hâlâ çalışır: Arrakis is the setting for Herbert's novel. Bu kalıp, önce bir varlığı belirtip sonra alternatif adını eklemenizi sağlar.

Alıştırma

İkinci adı eklemek için also called kullanın: Mars, ____, is the fourth planet from the Sun.

Cevabı göster

also called the Red Planet

which follows Paul of the noble House Atreides. Notlar

2:08

roman, soylu Atreides Hanesi'nden Paul'ü takip eder.

Kelime

is the setting for Herbert's novel: hikâyenin geçtiği ortam

X is the setting for a novel kalıbında setting, hikâyenin geçtiği dünya veya arka plan anlamına gelir. Yer, zaman ve toplumsal koşulları içerebilir; bu cümlede vurgulanan ifade hikâyenin yerini ve arka planını belirtir. Romanları, filmleri, tiyatro oyunlarını veya oyunları anlatırken bu edebî anlamı kullanın. Bu, bir cihazdaki “ayarlar” menüsü veya bir şeyi ayarlama eylemi değildir.

Alıştırma

Hikâyenin arka planını anlatmak için the setting for kullanın: A space station is ____ the science-fiction film.

Cevabı göster

the setting for

Kelime

which follows Paul: Paul'ü hikâyenin merkezine alan follow

Bu özette follows Paul, eserin hikâyeyi Paul ve onun deneyimleri üzerinden anlattığı anlamına gelir. Birinin fiziksel olarak Paul'ün arkasından yürümesini anlatmaz. which follows Paul ilgi cümleciği, daha önce sözü edilen eser hakkında ek bilgi verir. Film, kitap ve belgesel özetlerinde follow + kişi genellikle o kişinin ana konu ya da hikâyenin merkezi olduğunu gösterir.

Alıştırma

“The film follows Maya during her first year in space.” cümlesinde follows Maya ne anlama gelir?

  1. Maya'nın başka birini taklit ettiği anlamına gelir.
  2. Hikâyeyi Maya'nın deneyimleri üzerinden anlatır.
  3. Biri fiziksel olarak Maya'nın arkasından yürür.
Cevabı göster

Hikâyeyi Maya'nın deneyimleri üzerinden anlatır.

Kültür

the noble House Atreides: aristokrat aile anlamındaki House

Dune'un feodal düzeni andıran dünyasında House Atreides, Paul'ün aristokrat ailesinin resmî adıdır; noble da bu ailenin toplumsal konumunu belirtir. Bu yüzden the noble House Atreides, “soylu Atreides Hanesi” demektir. Burada House bir binayı değil, adı ve statüsü miras kalan bir aile soyunu ifade eder. Büyük harfle yazılan bu kullanım, tarih anlatılarında ve kraliyet ya da aristokrat aileler etrafında düzenlenen kurmaca dünyalarda görülür.

Alıştırma

“the noble House Atreides” ifadesinde House Atreides neyin adıdır?

  1. Paul'ün yaşadığı bir oda
  2. Aristokrat bir aile veya hanedan
  3. Atreides adlı birinin sahip olduğu bina
Cevabı göster

Aristokrat bir aile veya hanedan

The book begins with Paul's family being assigned control of Dune as part of an elaborate plot by their sworn enemies, Notlar

2:12

Kitap, Paul'ün ailesinin yeminli düşmanları tarafından hazırlanan ayrıntılı bir komplonun parçası olarak Dune'un kontrolüne atanmasıyla başlar,

Anlatım akışı

The book begins with: bir hikâyenin başlangıcını tanıtmak

The book begins with, bir özette ilk olayı, sahneyi veya durumu tanıtır. Burada with, başlangıçta ne olduğunu anlatan uzun yan cümleyi getirir. Yeniden kullanılabilen kalıp X begins with + açılış içeriği şeklindedir. Önce eserin adını verip ardından başlangıç noktasını belirterek özeti düzenler; fiziksel bir nesne olan kitabın başlamasından söz etmez.

Alıştırma

Cümleyi begin with ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The documentary ____ a view of the harbor.

Cevabı göster

begins with

Dilbilgisi

Paul's family being assigned control of Dune: edilgen bir -ing yan cümlesi

Paul's family being assigned control of Dune, çekimsiz bir -ing yan cümlesidir. Yan cümlenin tamamı with edatından sonra isim gibi çalışır ve kitabın açılışındaki olayı belirtir; cümlenin ana ilerleyen zaman fiili değildir. Bu yan cümlede Paul's family eylemi alan taraftır. Being + geçmiş zaman ortacı assigned edilgen yapıyı oluşturur; control of Dune ise aileye verilen yetkidir.

Alıştırma

Maya'nın son ödülü aldığını söylemek için with sonrasında edilgen bir -ing yan cümlesini doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. The ceremony ended with Maya being given the final award.
  2. The ceremony ended with Maya was given the final award.
  3. The ceremony ended with Maya giving the final award.
Cevabı göster

The ceremony ended with Maya being given the final award.

Kalıp ifadeler

as part of an elaborate plot: daha büyük bir komplonun bir adımı

as part of ifadesi önceki olayı daha büyük bir plana bağlar: Paul'un ailesine Dune'un kontrolünün verilmesi bağımsız bir olay değil, düşmanlarının planındaki bir adımdır. Burada elaborate, karmaşık ve özenle tasarlanmış anlamına gelen bir sıfattır. Plot ise genellikle kandırma veya zarar verme amacı taşıyan gizli bir plan demektir. Elaborate bu yapıda ayrıntılı biçimde açıklamak anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi as part of an elaborate plot ile tamamlayın: The false message was sent ____.

Cevabı göster

as part of an elaborate plot

the sadistic slave drivers of House Harkonnen. Kelime

2:20

Harkonnen Hanesi'nin sadist köle sürücüleri.

Kelime

sadistic slave drivers: zalim baskıcılar olarak betimlemek

Sadistic, başka birinin acı çekmesinden veya aşağılanmasından zevk almak demektir. Slave driver kelimesi gerçek anlamda köleleştirilmiş insanları denetleyip zorla çalıştıran kişiyi anlatır; mecazen ise başkalarını aşırı zalimce çalışmaya zorlayan birini niteleyebilir. sadistic slave drivers bir bütün olarak güçlü bir kınama içeren yüklü bir ifadedir. Bir işi veya toplumsal rolü tarafsız biçimde adlandırmak yerine Harkonnen Hanesi'ni hemen zalim baskıcılar olarak gösterir.

Alıştırma

İfadeyi değerlendirin: Talepkâr bir yöneticiye resmî geri bildirimde a sadistic slave driver demek tarafsız ve uygundur.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Yanlış

The conflict between these houses upends the delicate political balance on Arrakis. Kalıp ifadeler

2:24

Bu haneler arasındaki çatışma, Arrakis üzerindeki hassas siyasi dengeyi altüst eder.

Kalıp ifadeler

Arrakis'teki hassas siyasi dengeyi altüst eder

upends the delicate political balance on Arrakis, Arrakis'teki gruplar arasındaki mevcut güç ilişkisini altüst edip ciddi biçimde istikrarsızlaştırmak anlamına gelir. Burada upend mecazlıdır: çatışma yalnızca bir şeyi sona erdirmez; kimlerin nüfuz sahibi olabileceğini ve sistemin nasıl işlediğini değiştirir. delicate, bu dengenin kırılgan ve kolayca bozulabilir olduğunu gösterir. İfade bütünüyle çatışmayı siyasi durumu yeniden düzenleyebilecek güçlü bir olay olarak sunar.

Alıştırma

Kırılgan bir güç yapısını bir olayın keskin biçimde istikrarsızlaştırdığını en iyi hangi cümle anlatır?

  1. The merger could affect the delicate balance of power in the region.
  2. The merger could end the delicate balance of power in the region.
  3. The merger could upend the delicate balance of power in the region.
Cevabı göster

The merger could upend the delicate balance of power in the region.

Soon, Paul is catapulted into the middle of a planetary revolution, Deyimler

2:29

Çok geçmeden, Paul gezegensel bir devrimin ortasına fırlatılır,

Deyimler

devrimin tam ortasına adeta fırlatılır

is catapulted into the middle of, dış olaylar nedeniyle bir kişinin önemli bir durumun merkezine aniden itildiği anlamına gelir. İfade fırlatılma imgesini kullanır; burada gerçek bir mancınık söz konusu değildir. Pasif yapı olan be catapulted into, Paul'ün bu rolü yavaş yavaş seçip planlamadığını, olayların onu hızla oraya taşıdığını vurgular. Into the middle of, olayın yalnızca yakınında olmayı değil, doğrudan merkezine girmeyi anlatır.

Alıştırma

Bir kişinin büyük bir kamusal olayın merkezine aniden itildiğini en iyi hangi cümle gösterir?

  1. One unexpected interview catapulted Nina into the middle of a national debate.
  2. One unexpected interview let Nina plan her public role slowly.
  3. One unexpected interview kept Nina outside the national debate.
Cevabı göster

One unexpected interview catapulted Nina into the middle of a national debate.

where he must prove himself capable of leading and surviving on this hostile desert world. Kalıp ifadeler

2:33

burada bu düşman çöl dünyasında liderlik etme ve hayatta kalma yeteneğini kanıtlaması gerekir.

Kalıp ifadeler

must prove himself capable of leading and surviving:liderlik edip hayatta kalabildiğini kanıtlamak

must prove oneself capable of + isim veya -ing biçimi, bir kişinin bir şeyi yapma yeteneğine sahip olduğunu eylemleri ya da sonuçlarıyla göstermesi gerektiği anlamına gelir. Bu cümlede he, sadece iddia etmekle kalmayıp liderlik edip hayatta kalabildiğini göstermelidir. Capable of ifadesinden sonra isim ya da -ing biçimi gelir; burada leading ve surviving iki eş görevli -ing biçimidir. Himself, he zamirine gönderme yapar; özne değişince prove herself capable of örneğinde olduğu gibi dönüşlü zamir de değişir.

Alıştırma

prove oneself capable of + -ing yapısını doğal biçimde kullanan cümleyi seçin.

  1. Before she led the team, Maya had to prove herself capable of handling difficult decisions.
  2. Before she led the team, Maya had to prove herself capable to handle difficult decisions.
  3. Before she led the team, Maya had to prove herself capable handling difficult decisions.
Cevabı göster

Before she led the team, Maya had to prove herself capable of handling difficult decisions.

But Arrakis is not simply an endless sea of sand. Anlatım akışı

2:39

Ancak Arrakis sadece uçsuz bucaksız bir kum denizi değildir.

Anlatım akışı

But Arrakis is not simply an endless sea of sand:tek yönlü bir izlenimi düzeltmek

But, önceki düşünceden bir düzeltmeye veya açıklamaya geçişi gösterir. Burada konuşan kişi Arrakis'te geniş kumluklar olduğunu kabul eder, ancak bu tanımın eksik olduğunu söyler. Not simply + isim öbeği, yalnızca o şey olmadığı anlamına gelir. İlk tanımı kısmen doğru kabul eder ve Arrakis'in ekolojisi hakkında daha kapsamlı bir açıklamaya zemin hazırlar; Arrakis'in çöl olmadığı anlamına gelmez.

Alıştırma

not simply ifadesinin tek yönlü bir tanımı düzelterek başka bir yön eklediği cümleyi seçin.

  1. The library is simply not a place to borrow books; no books are available there.
  2. The library is not a place to borrow books; it is only a place to study.
  3. The library is not simply a place to borrow books; it is also a place to learn.
Cevabı göster

The library is not simply a place to borrow books; it is also a place to learn.

Herbert was an avid environmentalist who spent over 5 years creating Dune's complex ecosystem. Notlar

2:43

Herbert, Dune'un karmaşık ekosistemini yaratmak için 5 yıldan fazla zaman harcayan hevesli bir çevreciydi.

Kelime

an avid environmentalist: güçlü ve sürekli bağlılık

An avid environmentalist, çevreyi korumaya karşı güçlü ve sürekli bir heves duyan kişiyi anlatır. Burada avid, tanımı yalnızca ilgili olmaktan daha güçlü hâle getirir; ciddi bağlılık ve sürekli ilgi ima eder. an avid + kişi bildiren isim kalıbı, bir ilgi alanına veya davaya derinden bağlı kişileri anlatabilir. an avid reader ve an avid supporter buna örnektir. Bu ifade tek başına kişinin profesyonel bir görevi olduğunu göstermez.

Alıştırma

“Maya is an avid birdwatcher,” cümlesinde avid ne anlatır?

  1. Kuşları güçlü ve sürekli bir hevesle gözlemler.
  2. Bilim insanı olarak kuşları incelemek için ücret alır.
  3. Bir keresinde tesadüfen bir kuş görmüştür.
Cevabı göster

Kuşları güçlü ve sürekli bir hevesle gözlemler.

Kalıp ifadeler

spent over 5 years creating: spend + süre + -ing

spent over 5 years creating ifadesi spend + süre + -ing kalıbını kullanır. Birinin o süreyi bir etkinlik yaparak geçirdiği anlamına gelir. Spent, spend fiilinin geçmiş zaman biçimidir; over 5 years beş yıldan fazla demektir ve creating yapılan etkinliği belirtir. Bu kalıpta süre ifadesinden sonra -ing biçimi kullanılır: spent three months testing denir, spent three months to test denmez.

Alıştırma

spend + süre + -ing kalıbını tamamlamak için build fiilinin doğru biçimini kullanın: Omar spent three weeks ____ the treehouse. (build)

Cevabı göster

building

The planet is checkered with climate belts and wind tunnels that have shaped its rocky topography. Notlar

2:49

Gezegen, kayalık topografyasını şekillendiren iklim kuşakları ve rüzgar tünelleriyle bezelidir.

Kalıp ifadeler

be checkered with: parçalı ve iç içe bir dağılım

Be checkered with, farklı özelliklerin iç içe geçmiş çok sayıda belirgin parça veya kuşak hâlinde görüldüğü bir alanı anlatır. Burada iklim kuşakları ve rüzgâr koridorları gezegenin dört bir yanına dağılmıştır. Bu görüntü dama tahtasından gelir, ancak bölümlerin düzgün kareler olması gerekmez. Başka durumlara aktarılabilecek temel anlam, bir yerin veya yüzeyin üzerinde gözle görülür çeşitlilikte bir desenin yayılmasıdır.

Alıştırma

Vurgulanan kalıpla cümleyi tamamlayın: From the hill, the valley ____ farms and patches of forest.

Cevabı göster

is checkered with

Kelime

climate belts and wind tunnels: çevresel coğrafya terimleri

Climate belts, benzer iklim koşullarını paylaşan geniş ve kuşak biçimli bölgelerdir; belt burada giysi değil, coğrafi bir kuşak anlamına gelir. Bu cümlede wind tunnels, mutlaka laboratuvardaki test odaları değil, havanın yönlendirildiği doğal koridorlardır. İki birleşik ismin yan yana kullanılması betimlemeye bilimsel ve çevresel bir ton kazandırır. Birlikte, düzenli iklim bölgelerini ve rüzgâr yollarını gezegenin kayalık yüzeyini şekillendiren güçler olarak sunarlar.

Alıştırma

Bu gezegen betimlemesinde climate belts and wind tunnels büyük olasılıkla neyi ifade ediyor?

  1. Geniş iklim bölgeleri ve rüzgârı yönlendiren doğal koridorlar
  2. İç mekân iklim makineleri ve yalnızca laboratuvar test odaları
  3. Farklı havalarda takılan kemerler ve araç tünelleri
Cevabı göster

Geniş iklim bölgeleri ve rüzgârı yönlendiren doğal koridorlar

Kalıp ifadeler

have shaped its rocky topography: zaman içinde yeryüzünün biçimlenmesi

that have shaped its rocky topography ifadesinde that, climate belts and wind tunnels ögelerini açıklayan bir ilgi cümleciği başlatır. Shape burada “bir şeyin belirli bir biçime gelmesini sağlamak” anlamındaki bir fiildir; yani bu doğal güçler zaman içinde gezegenin kayalık yüzey şekillerini oluşturmuştur. Have shaped, present perfect yapısındadır: şekillendirme geçmişte gerçekleşmiştir ve sonucu gezegenin bugünkü topoğrafyasında hâlâ görülebilir. Topography; eğimler ve yükseltiler gibi özellikler dâhil olmak üzere arazinin biçimini ve yer şekillerini anlatır, sıradan bir harita anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi shape fiilinin present perfect biçimiyle tamamlayın: Over thousands of years, glaciers ____ the valley's rocky topography.

Cevabı göster

have shaped

Different temperate zones produce varying desert flora, Kelime

2:55

Farklı ılıman bölgeler çeşitli çöl florası üretir,

Kelime

temperate zones produce varying desert flora: ekolojide neden ve sonuç

Temperate zones, aşırı sıcak ya da soğuk yerine genellikle ılıman iklime sahip bölgelerdir. Burada produce, fabrikada üretmek değil, “ortaya çıkarmak” veya “büyümesini desteklemek” anlamındadır. Varying desert flora, birbirinden farklı çöl bitki toplulukları demektir. Flora, belirli bir yerin ya da dönemin bitkilerini topluca anlatan görece resmî bir terimdir; tek bir çiçek anlamına gelmez. Tüm ifade, ekoloji ve coğrafyada yaygın olan kısa neden-sonuç anlatımını kullanır.

Alıştırma

Bir ekoloji raporunda desert flora ne anlama gelir?

  1. bir çöl bölgesindeki bitki örtüsü
  2. bir çöl bölgesinde yaşayan hayvanlar
  3. belirli bir çöl çiçeği
Cevabı göster

bir çöl bölgesindeki bitki örtüsü

and almost every element of Dune's ecosystem works together to produce the planet's essential export. Notlar

2:58

ve Dune ekosisteminin neredeyse her unsuru, gezegenin temel ihracatını üretmek için birlikte çalışır.

Kalıp ifadeler

every element ... works together to produce: unsurlar birlikte bir sonuç üretir

every + tekil isim kalıbı üyeleri tek tek ele alır, ancak works together bu üyelerin ortak bir sonuca katkıda bulunduğunu gösterir. Burada bir ekosistemin doğal parçaları etkileşim içindedir; work together yalnızca insanlar veya bilinçli ekip çalışması için kullanılmaz. Öznenin temel ismi tekil element olduğu için almost every ifadesinden sonra bile fiil works olur. to produce, bu ortak etkinin doğurduğu sonucu veya yerine getirdiği işlevi belirtir.

Alıştırma

work together ifadesinin doğru biçimini kullanın: Every component in the cooling system ____ to prevent overheating.

Cevabı göster

works together

Kelime

the planet's essential export: gezegenin temel ihracat kaynağı

Burada the planet's essential export, gezegenin ticaret için başka yerlere gönderdiği en önemli kaynak anlamına gelir. Dune evreninde bu kaynak baharattır. Essential, kaynağın gezegen ekonomisi ve ona bağımlı daha geniş toplum için ne kadar önemli olduğunu vurgular. Export, kurgusal bir gezegeni bir ticaret bölgesi gibi ele alarak ekonomik bir dil kullanır. Yalnızca ekosistemin ürettiği bir şeyi anlatmaz; kaynağın onu alan başka yerlere doğru gönderildiğini de belirtir.

Alıştırma

Bir uydu nadir bir maden çıkarıp başka gezegenlere satıyor. the moon's essential export ifadesinde export ne anlama gelir?

  1. uydudan ticaret için başka yerlere gönderilen hayati bir kaynak
  2. başka bir yerden uyduya getirilen hayati bir kaynak
  3. ticareti yapılsın veya yapılmasın uydunun ürettiği temel şey
Cevabı göster

uydudan ticaret için başka yerlere gönderilen hayati bir kaynak

Herbert's world-building also includes a rich web of philosophy and religion. Notlar

3:05

Herbert'in dünya inşası aynı zamanda zengin bir felsefe ve din ağı da içerir.

Kelime

Herbert's world-building: kurgusal bir dünya tasarlamak

World-building, kurgusal bir dünyanın yerlerini, tarihini, kültürlerini, kurumlarını, ekolojisini ve kurallarını oluşturma işidir. Hem yaratım sürecini hem de ortaya çıkan dünyanın ne kadar ayrıntılı geliştirildiğini anlatabilir. Herbert's world-building ifadesinde iyelik biçimi olan Herbert's, sözü edilen yaratıcı çalışmanın kime ait olduğunu gösterir. İfade, gerçek bir dünyayı fiziksel olarak inşa etmek anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir incelemede world-building temel olarak neyi ifade eder?

  1. Bir kitabın basıldığı yer
  2. Kurgusal bir dünyanın tarihinin, kültürlerinin, yerlerinin ve kurallarının oluşturulması
  3. Birçok ülkede fiziksel olarak bina inşa edilmesi
Cevabı göster

Kurgusal bir dünyanın tarihinin, kültürlerinin, yerlerinin ve kurallarının oluşturulması

Deyimler

a rich web of philosophy and religion: birbirine bağlı fikirler

Burada web, birbirine bağlanan ve birbirini etkileyen birçok fikir ile etkiyi anlatan bir mecazdır. Bu nedenle a rich web of philosophy and religion, felsefi ve dinî fikirlerden oluşan karmaşık ve katmanlı bir ağ anlamına gelir; interneti veya gerçek bir örümcek ağını anlatmaz. Rich burada varlıklı değil, içerik bakımından bol ve çeşitli demektir. İfade hem fikirlerin sayısını hem de aralarındaki ilişkileri vurgular.

Alıştırma

Hangi seçenek a rich web of philosophy and religion ifadesini en iyi biçimde yeniden anlatır?

  1. Başka fikirlerle hiçbir bağlantısı olmayan tek ve basit bir inanç
  2. Birbirine bağlı felsefi ve dinî fikirlerden oluşan karmaşık bir ağ
  3. Din hakkında kitaplar satan varlıklı bir internet sitesi
Cevabı göster

Birbirine bağlı felsefi ve dinî fikirlerden oluşan karmaşık bir ağ

Paul's mother, Jessica,

3:10

Paul'ün annesi Jessica,

is a member of the Bene Gesserit, Kültür

3:12

Bene Gesserit'in bir üyesidir,

an ancient cult of spice-assisted psychics. Kültür

3:14

baharat destekli psişiklerden oluşan antik bir tarikat.

Kültür

is a member of the Bene Gesserit: bir kuruluşa üyelik

Be a member of + kuruluş, “o kuruluşa üyelerinden biri olarak bağlı olmak” anlamına gelir. Burada is a member of, Jessica’nın Bene Gesserit’e bağlı olduğunu gösterir. Bene Gesserit, Dune’daki kurgusal bir kuruluştur; bir yer adı değildir. Karakter tanıtımlarında bu yapı, kişilerin bağlı olduğu grupları, sadakatlerini ve ilişkilerini takip etmeye yardımcı olur.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki üyelik ifadesiyle tamamlayın: Maya ____ the school science club.

Cevabı göster

is a member of

Kültür

an ancient cult of spice-assisted psychics: yoğunlaştırılmış bir evren tanımı

Bu isim öbeği, evren kurgusuyla ilgili üç bilgiyi kısa bir tanımda toplar. Ancient, grubun çok uzun zamandır var olduğunu belirtir; cult, onu dini ve gizemli bir kuruluş olarak sunar; of spice-assisted psychics ise üyelerinin medyumlar olduğunu açıklar. Spice-assisted, kısa çizgiyle kurulan ve “baharat tarafından desteklenen ya da güçlendirilen” anlamına gelen birleşik bir sıfattır. Dune’da spice, sıradan bir yemek baharatı değil, kurgusal ve özel bir maddedir. Bu nedenle ifade, baharatın medyumların yeteneklerine yardımcı olduğu ya da onları güçlendirdiği anlamına gelir.

Alıştırma

Bu cümlede an ancient cult of spice-assisted psychics ifadesini en doğru açıklayan seçenek hangisidir?

  1. Sıradan yemek baharatlarını inceleyen ve hiçbir psişik yeteneği olmayan bir grup.
  2. Medyumların insanların baharat ticareti yapmasına yardım ettiği çok eski bir kasaba.
  3. Yetenekleri baharatın desteğiyle güçlenen medyumlardan oluşan çok eski bir dini grup.
Cevabı göster

Yetenekleri baharatın desteğiyle güçlenen medyumlardan oluşan çok eski bir dini grup.

Sometimes called witches for their mysterious powers, Dilbilgisi

3:17

Gizemli güçleri nedeniyle bazen cadı olarak adlandırılan,

Dilbilgisi

Sometimes called witches for...: called X for Y ile adlandırma nedenini açıklamak

called X for Y, “Y nedeniyle X olarak adlandırılmak” anlamına gelir. Burada witches verilen addır; for their mysterious powers ise bu adın nedenini açıklar. Bu kalıpta for, “amacıyla” değil “nedeniyle” anlamındadır. Sometimes called... kısaltılmış bir edilgen ortaç yan cümlesidir ve they are sometimes called... ifadesine yakın bir anlam taşır. Cümlenin başında kullanıldığında, aynı kişi veya grup hakkındaki ana bilgiden önce adı ve bu adın nedenini tanıtır.

Alıştırma

Nedeni belirten edatla called X for Y kalıbını tamamlayın: Sometimes called the Red Planet ____ its rusty color, Mars is easy to spot in the night sky.

Cevabı göster

for

the Bene Gesserit have operated as a shadow government for millennia Deyimler

3:20

Bene Gesserit binlerce yıldır bir gölge hükümet olarak faaliyet göstermiştir

Deyimler

have operated as a shadow government for millennia: binlerce yıldır gölge hükümet gibi faaliyet göstermek

Operate as, “bir şeyin rolünü veya işlevini üstlenmek” anlamına gelir. Shadow government, resmen tanınan hükümet olmadığı hâlde perde arkasından hükümete benzer bir etki uygulayan grubu anlatan bir mecazdır. Gölgelerden yapılmış bir hükümet anlamına gelmez. Have operated present perfect yapısındadır; for millennia ise süreyi belirtir. Birlikte, bu gizli etki biçiminin binlerce yıl önce başladığını ve söz edilen zamana kadar devam ettiğini gösterirler.

Alıştırma

Bu bağlamda vurgulanan ifadeyi en doğru şekilde yeniden anlatan cümle hangisidir?

  1. Binlerce yıldır gerçek gölgeleri inceliyorlar.
  2. Binlerce yıldır sessizce hükümete benzer bir etki uyguluyorlar.
  3. Birkaç gün önce resmen tanınan hükümet oldular.
Cevabı göster

Binlerce yıldır sessizce hükümete benzer bir etki uyguluyorlar.

in an effort to guide society towards enlightenment. Kalıp ifadeler

3:24

toplumu aydınlanmaya doğru yönlendirme çabasıyla.

Kalıp ifadeler

in an effort to + fiil: bir hedefe ulaşma çabasını vurgulamak

in an effort to + fiilin yalın hâli, bir eylemin amacını belirtir. Aynı zamanda eylemi hedefe yönelik bir girişim olarak sunar; bu nedenle istenen sonucun gerçekleştiğini garanti etmez. Burada guide society towards enlightenment, toplumu giderek daha bilgili, akılcı veya açık fikirli bir duruma yönlendirmek demektir. enlightenment burada soyut anlamdaki aydınlanmadır; bir şeyi daha aydınlık hâle getirmek değildir.

Alıştırma

Bir hedefe ulaşma girişimini vurgulayan resmî amaç ifadesini kullanın: The town added more buses ____ reduce traffic.

Cevabı göster

in an effort to

Similarly ancient are the Mentats, Dilbilgisi

3:28

Benzer şekilde antik olan Mentatlar da,

Dilbilgisi

Similarly ancient are the Mentats: sıfatın başa alındığı devrik yapı

Bu, bildirme cümlesinde kullanılan bir devrik yapıdır. similarly ancient sıfat grubu başa alınır ve bağlayıcı fiil are, özne the Mentats'ten önce gelir. Normal sıra The Mentats are similarly ancient şeklindedir. Ortak özelliği başa almak, Mentatları daha önce sözü edilen kadim bir grupla ilişkilendirir ve yeni özneyi adlandırmadan önce benzerliği vurgular.

Alıştırma

Similarly ancient are the Mentats cümlesinin normal sözcük sırasını hangisi verir?

  1. Are the Mentats similarly ancient?
  2. The ancient Mentats behave similarly.
  3. The Mentats are similarly ancient.
Cevabı göster

The Mentats are similarly ancient.

human computers capable of processing incredible amounts of data. Kültür

3:30

inanılmaz miktarda veriyi işleyebilen insan bilgisayarlardır.

Kültür

human computers capable of processing incredible amounts of data: çok büyük miktarda veriyi işleyebilen insan bilgisayarlar

Burada human computers, normalde bilgisayarların yaptığı karmaşık hesaplamaları ve analizleri bizzat yapmak üzere eğitilmiş insanları ifade eder. Sıradan bilgisayar kullanıcıları demek değildir. Bu kurgusal dünyada Mentatlar bu rolü üstlenir. capable of processing incredible amounts of data sıfat öbeği, bu “insan bilgisayarların” neler yapabildiğini açıklar. capable of ifadesinden sonra bir isim veya -ing biçimi gelir; burada processing, gerçekleştirebildikleri eylemi adlandırır.

Alıştırma

Bu cümlede human computers ne anlama geliyor?

  1. Karmaşık hesaplamaları ve analizleri kendi başlarına yapmak üzere eğitilmiş insanlar.
  2. Sıradan günlük işler için bilgisayar kullanan insanlar.
  3. İnsanlara benzeyecek ve onlar gibi davranacak şekilde tasarlanmış bilgisayarlar.
Cevabı göster

Karmaşık hesaplamaları ve analizleri kendi başlarına yapmak üzere eğitilmiş insanlar.

While the Mentats are bastions of logic and reason, Deyimler

3:35

Mentatlar mantık ve aklın kaleleri olsa da,

Deyimler

bastions of logic and reason: mantık ve aklın kaleleri

Bastion sözcüğü aslında bir kalenin güçlü biçimde savunulan bölümünü adlandırır. bastions of logic and reason ifadesinde mecazidir: Mentatlar, mantıklı ve akılcı düşüncenin güçlü savunucuları ve açık temsilcileri olarak sunulur. a bastion of + isim yapısı; bir kişiyi, grubu, kurumu veya yeri bir düşünceyi, değeri ya da geleneği koruyan bir güç olarak gösterir. Bastions çoğuldur, çünkü birden fazla Mentatı ifade eder.

Alıştırma

Hangi cümle a bastion of... ifadesini mecaz anlamıyla doğal biçimde kullanıyor?

  1. The old fort has a stone bastion overlooking the sea.
  2. The editor mentioned free speech once in the article.
  3. The independent newspaper became a bastion of free speech.
Cevabı göster

The independent newspaper became a bastion of free speech.

their results are not mere calculations, Dilbilgisi

3:37

sonuçları sadece hesaplamalar değildir,

but rather streams of constantly shifting possibilities. Deyimler

3:40

daha ziyade sürekli değişen olasılıkların akışlarıdır.

Dilbilgisi

not mere calculations, but rather streams of ...: bir tanımı düzeltip yeniden belirleme

not A, but rather B kalıbı, A'yı eksik ya da yanıltıcı bir tanım olarak reddeder ve ardından B'yi daha doğru tanım olarak verir. Bu cümlede mere calculations sınırlı bakış açısıdır; streams of constantly shifting possibilities ise onun yerini alır. Mere bir isimden önce yalnızca ya da bundan fazlası değil anlamına gelir ve ilk tanımı bilinçli olarak yetersiz gösterir. But rather basit bir ekleme değil, düzeltme ve değiştirme bildirir.

Alıştırma

Cümleyi not mere ... but rather ... ile tamamlayın: The badge is ____ decoration, ____ a sign of responsibility.

Cevabı göster

not mere · but rather

Deyimler

streams of constantly shifting possibilities: akış benzetmesi

Bu ifadede streams bir benzetmedir. Olasılıkları gerçek su olarak değil, gelmeye veya gelişmeye devam eden bilgi akışları olarak sunar. Çoğul streams, gelişmekte olan birden fazla olasılık çizgisine işaret edebilir. Constantly shifting, olasılıkların sabit kalmadığı ve koşullar değiştikçe onların da değiştiği anlamına gelir. İfade bütünüyle, tek bir nihai cevap yerine dinamik ve sürekli gelişen seçenekleri anlatır.

Alıştırma

Bu cümlede streams of constantly shifting possibilities ne anlama gelir?

  1. Değişmeye devam eden olası sonuçların kesintisiz akışları.
  2. Suyunun yönü değişen birkaç gerçek nehir.
  3. Nihai cevaplardan oluşan tek ve sabit bir liste.
Cevabı göster

Değişmeye devam eden olası sonuçların kesintisiz akışları.

However, no group is more central to Dune than the Fremen. Dilbilgisi

3:44

Ancak, hiçbir grup Dune için Fremenlerden daha merkezi değildir.

Dilbilgisi

no group is more central ... than the Fremen: hiçbir grup daha merkezi değildir

İngilizcedeki no + isim + be + karşılaştırma biçimi + than X kalıbı, belirtilen kümede hiçbir unsurun o ölçüte göre X'i geçmediğini anlatır. Burada no group is more central ... than the Fremen, Fremenleri yalnızca başka bir gruptan üstün göstermek yerine Dune açısından en yüksek önem düzeyine yerleştirir. Bu yapı eşitliğe izin verebilir: başka bir grup aynı derecede merkezi olabilir, ancak daha merkezi olamaz. Central to Dune, fiziksel olarak merkezde bulunmayı değil; hikâye, temalar veya kurgu dünyası için vazgeçilmez olmayı anlatır.

Alıştırma

Vurgulanan cümlenin anlamına en uygun ifade hangisidir?

  1. Fremenler yalnızca belirli bir gruptan daha önemlidir.
  2. Fremenler Dune açısından en yüksek önem düzeyindedir, ancak başka bir grupla eşit olabilirler.
  3. Diğer bütün gruplar Dune açısından Fremenlerden daha önemlidir.
Cevabı göster

Fremenler Dune açısından en yüksek önem düzeyindedir, ancak başka bir grupla eşit olabilirler.

Natives of Arrakis, Kelime

3:48

Arrakis'in yerlileri,

they are the keepers of the planet's many secrets. Deyimler

3:50

onlar gezegenin birçok sırrının bekçileridir.

Kelime

Natives of Arrakis: aslen bir yerden gelen insanlar

Natives of Arrakis ifadesindeki çoğul isim natives, Arrakis'te doğan veya aslen oradan gelen ve orayla uzun süreli bir bağı bulunan insanları anlatır. Bu kurgusal dünyada Fremenlerin ziyaretçi ya da yeni gelen kişiler değil, gezegenin yerli halkı olduğunu belirtir. Ana cümleden önce yer alan Natives of Arrakis, they zamirinin kimliğini açıklayan ek bir isim öbeğidir. Önce onların kim olduğunu söyler, ardından ana cümle ne yaptıklarını anlatır.

Alıştırma

Ken Lagos'ta doğup büyüdü. En açık ve tarafsız tanım hangi cümledir?

  1. Ken is a resident of Lagos, so he must have been born there.
  2. Ken is a native of Lagos.
  3. Ken became a native of Lagos after visiting for a week.
Cevabı göster

Ken is a native of Lagos.

Deyimler

the keepers of the planet's many secrets: gezegenin sırlarının koruyucuları

keeper of something yapısında keeper, özellikle bilgi veya gelenek gibi bir şeyi koruyan, muhafaza eden ya da sonraki kuşaklara aktaran kişi veya grup anlamına gelebilir. Burada the keepers of the planet's many secrets, dışarıdakilerin bilmediği bilgileri bilen ve koruyan kişileri anlatır. Bu ifade, erişimi kontrol ettiklerini de düşündürür: sırların paylaşılıp paylaşılmayacağına onlar karar verebilir. Yalnızca sıradan eşyaları saklayan çalışanlar demek değildir.

Alıştırma

the keepers of the planet's many secrets ifadesi burada ne anlatıyor?

  1. Sıradan eşyaları temizlemek ve saklamak için çalışırlar.
  2. Gezegenin tarihini unutmuşlardır.
  3. Dışarıdakilerin bilmeyebileceği bilgileri bilir ve korurlar.
Cevabı göster

Dışarıdakilerin bilmeyebileceği bilgileri bilir ve korurlar.

Paul's journey takes him deep into the Fremen's exclusive brotherhood, Notlar

3:53

Paul'ün yolculuğu onu Fremenlerin özel kardeşliğinin derinliklerine götürür,

Kalıp ifadeler

Paul's journey takes him deep into...: karakteri yeni bir dünyanın derinliklerine götüren yolculuk

a journey or experience takes someone into something kalıbı, bir olayı ya da süreci kişiyi yeni bir yere, gruba, konuya veya duruma götüren güç gibi sunar. Burada Paul's journey hikâyeyi ilerletir ve Paul'u Fremen kardeşliğine sokar; take yalnızca ulaşım anlamına gelmez. Deep into, basitçe içeri girmekten daha fazlasını anlatır. Paul'un grupla yakından ilişki kurması veya grubun iç dünyasına erişmesi anlamına gelir.

Alıştırma

Hangi cümle araştırmanın bir kişiyi adanın tarihini derinlemesine incelemeye yönelttiğini doğal biçimde anlatır?

  1. Her research takes her deep into the island's history.
  2. Her research takes her across the island by bus.
  3. Her research takes her away from the island's history.
Cevabı göster

Her research takes her deep into the island's history.

Kelime

the Fremen's exclusive brotherhood: üyeliği sınırlı, sıkı bağlara sahip bir topluluk

Bu örgüt bağlamında exclusive, girişin veya üyeliğin seçilmiş kişilerle sınırlı olduğu anlamına gelir. Pahalı ya da lüks demek değildir. Brotherhood burada üyeleri sadakat ve ortak kimlik bağlarıyla sıkıca bağlı bir topluluğu anlatır; resmî bir erkek örgütünün adı olmak zorunda değildir. İfade bir bütün olarak Fremenleri, dışarıdan birinin kolayca giremeyeceği bir iç grup olarak sunar.

Alıştırma

Cümlede the Fremen's exclusive brotherhood ne anlama geliyor?

  1. Pahalı lüks ürünler satan bir şirket.
  2. Üyeliği sınırlı, sıkı bağlara sahip bir topluluk.
  3. Herkesi hemen kabul eden halka açık bir grup.
Cevabı göster

Üyeliği sınırlı, sıkı bağlara sahip bir topluluk.

where he must prove himself trustworthy in a series of increasingly deadly challenges. Kalıp ifadeler

3:57

burada giderek daha ölümcül hale gelen bir dizi zorlukta güvenilir olduğunu kanıtlaması gerekir.

Kalıp ifadeler

must prove himself trustworthy: güvenilir olduğunu davranışlarıyla kanıtlamak

Prove oneself + sıfat yapısı, bir niteliğe sahip olduğunuzu davranışlar veya kanıtlarla göstermek anlamına gelir. Must prove himself trustworthy, onun yalnızca güvenilir olduğunu söylemekle kalmayıp başkalarının güvenini kazanması gerektiğini belirtir. Trustworthy, güvenilmeye layık anlamına gelen bir sıfattır. Himself sözcüğünden sonra tamamlayıcı olarak gelir ve kanıtlaması gereken niteliği anlatır. Dönüşlülük zamiri özneye göre değişir: she proves herself ve they prove themselves.

Alıştırma

Cümleyi prove oneself trustworthy ve doğru dönüşlülük zamiriyle tamamlayın: Before she can handle private records, Maya must ____.

Cevabı göster

prove herself trustworthy

Kalıp ifadeler

a series of increasingly deadly challenges: giderek daha ölümcül hâle gelen bir dizi mücadele

a series of + çoğul isim, birbiriyle bağlantılı birçok olayı sıralı aşamalar hâlinde bir araya getirir. Burada tek bir mücadeleden değil, art arda gelen birkaç mücadeleden söz edilir. increasingly + sıfat, bir derecenin süreç ilerledikçe yükseldiğini gösterir. increasingly deadly challenges, mücadelelerin seri ilerledikçe daha tehlikeli hâle geldiğini anlatır; hepsinin yalnızca çok tehlikeli olduğunu değil.

Alıştırma

a series of increasingly deadly challenges mücadeleler hakkında hangi bilgiyi verir?

  1. There are several challenges, and they become more dangerous over time.
  2. There are several challenges, and they become safer over time.
  3. There is only one challenge, and its danger stays the same.
Cevabı göster

There are several challenges, and they become more dangerous over time.

All these factions have deep histories that pervade the text, Kalıp ifadeler

4:02

Tüm bu hiziplerin metne sinmiş derin tarihleri vardır,

Kalıp ifadeler

deep histories that pervade the text: metnin tamamına yayılan köklü geçmişler

deep histories, grupların arkasındaki zengin ve zaman içinde gelişmiş geçmişleri ifade eder; yalnızca birkaç satırlık arka plan bilgisini ifade etmez. that pervade the text, histories sözcüğünü niteleyen bir ilgi cümleciğidir ve bu geçmişlerin eserde nasıl bulunduğunu açıklar. pervade, bir şeyin bütüne yayılması ve her yerinde hissedilmesi demektir. Burada grupların geçmişleri metnin birçok bölümüne işlenmiş iplikler gibi sunulur; yani eserin genel dokusunun bir parçasıdır, yalnızca tek bir yerde görünen bir ayrıntı değildir.

Alıştırma

Bir niteliğin bütün esere yayıldığını göstermek için pervade kullanan cümle hangisidir?

  1. A feeling of hope pervades the entire novel.
  2. A character mentions hope once in a short note.
  3. A feeling of hope appears on one page of the novel.
Cevabı göster

A feeling of hope pervades the entire novel.

and Herbert also incorporates that sense of scale into the book's structure. Kalıp ifadeler

4:05

ve Herbert bu ölçek hissini kitabın yapısına da dahil eder.

Kalıp ifadeler

incorporate X into Y kalıbındaki that sense of scale into...

Vurgulanan sözcükler incorporate X into Y kalıbının ortasında yer alır: X, that sense of scale; Y ise the book's structure ifadesidir. Bu kalıp, X'i Y'nin bir parçası yapmak anlamına gelir. Burada sense of scale, bir tartı aleti değil; büyük boyutun ve uzun tarihsel kapsamın yarattığı izlenimdir. Herbert, bu enginlik duygusunu yalnızca öykünün içeriğinde bırakmayıp kitabın düzeninin de yansıtmasını sağlar.

Alıştırma

Cümleyi incorporate X into Y kalıbının gerektirdiği edatla tamamlayın: The architect incorporated local history ____ the building's design.

Cevabı göster

into

Each chapter begins with a quote from a future history book, Kültür

4:10

Her bölüm, gelecekteki bir tarih kitabından bir alıntıyla başlar,

Kültür

a quote from a future history book: kurmaca dünyanın içindeki tarihsel bir kaynak

A quote from a future history book, kurmaca dünyanın içinde bulunan bir tarih kitabından alınmış gibi sunulan kısa bir parçadır. Bu kitabın romandaki olaylardan sonra yazıldığı varsayılır; böylece olaylara tarih olarak geriye dönüp bakabilir. Geleceği tahmin eden gerçek bir kitap değildir. Her bölümden önce böyle bir alıntıya yer vermek, öyküyü sonraki kuşakların zaten hatırladığı önemli bir olay olarak çerçeveler. Bu, bölümün açılışına tarihsel ve destansı bir bakış açısı kazandırır.

Alıştırma

Burada a quote from a future history book ne anlama geliyor?

  1. Roman dünyasında, olaylardan daha sonra yazılmış kurmaca bir tarih kitabındaki sözler.
  2. Herbert'ın çocukluğunda tuttuğu özel günlüğündeki sözler.
  3. Gelecekteki olayları şimdiden kaydeden gerçek bir ders kitabındaki sözler.
Cevabı göster

Roman dünyasında, olaylardan daha sonra yazılmış kurmaca bir tarih kitabındaki sözler.

recalling elements of the events that are about to unfold. Kalıp ifadeler

4:13

ortaya çıkmak üzere olan olayların unsurlarını hatırlatır.

Kalıp ifadeler

are about to unfold: gerçekleşmek üzere olan olaylar

Are about to unfold, bir ilgi cümlesinin içindeki fiil öbeğidir. Çoğul özne events ile are kullanılır; ardından about to ve fiilin yalın hâli olan unfold gelir. Olayların zaten gerçekleştiğini değil, çok yakında başlayacağını veya görünür hâle geleceğini anlatır. Burada unfold fiziksel olarak bir şeyi açmak değil, olayların adım adım gelişmesi veya gerçekleşmesi demektir. Bu ifade sırada ne olduğunu önceden haber vererek beklenti yaratır.

Alıştırma

Koşucular yerlerini aldı ve başlama işareti birazdan verilecek. Durumu en iyi anlatan cümle hangisidir?

  1. The race has already begun.
  2. The race will begin next month.
  3. The race is about to begin.
Cevabı göster

The race is about to begin.

The book also contains in-universe appendices that further explore the empire's history, Kelime

4:16

Kitap ayrıca imparatorluğun tarihini daha da keşfeden evren içi ekler,

Kelime

in-universe appendices: kurgusal dünyaya ait ek bölümler

In-universe, kurgusal bir dünyanın içinden sunulan materyali anlatır; sanki o dünyanın insanları, kurumları veya kayıtları tarafından oluşturulmuş gibidir. Bu nedenle in-universe appendices, gerçek yazarın yorumları değil, hikâye dünyasına ait ek bölümlerdir. Appendices, appendix kelimesinin çoğuludur; dolayısıyla ifade birden fazla ek bölümü belirtir. Burada ekler, o dünyanın kendi kayıtları veya bilgileri aracılığıyla imparatorluğun tarihini genişletir.

Alıştırma

Hangi öğe kurgusal bir dünyanın içinden sunuluyor?

  1. Gerçek yönetmenin çekim sürecini açıkladığı bir podcast.
  2. Oyunu bitirdikten sonra bir oyuncunun yazdığı bir inceleme.
  3. Kurgusal uzay gemisinden bir belge olarak sunulan bir kaptan günlüğü.
Cevabı göster

Kurgusal uzay gemisinden bir belge olarak sunulan bir kaptan günlüğü.

alongside a glossary of words like Gom Jabbar and Shai-Hulud. Kültür

4:22

ve Gom Jabbar ve Shai-Hulud gibi kelimelerin bir sözlüğünü içerir.

Kültür

a glossary of words like Gom Jabbar and Shai-Hulud: esere özgü terimler sözlüğü

glossary, uzmanlık terimlerini, bilinmeyen sözcükleri veya bir esere özgü ifadeleri açıklayan bir listedir ve genellikle kitabın başına ya da sonuna yakın bulunur. Burada words like örnekleri tanıtır: Gom Jabbar ve Shai-Hulud, Dune'un kurgusal dünyasına ait terimlerdir. Bu ifade, hikâyenin kendine özgü bir söz varlığı sistemi olduğunu gösterir. Karmaşık bir kurgu dünyasını okurken bu adları ve kavramları sıradan İngilizce sözcükler olarak tahmin etmek yerine glossary içinde arayabilirsiniz.

Alıştırma

Hangi cümle glossary işlevini doğru açıklar?

  1. glossary, bir kitapta kullanılan uzmanlık terimlerini veya bilinmeyen sözcükleri açıklar.
  2. glossary, konuları geçtikleri sayfa numaralarıyla birlikte sıralar.
  3. glossary, bölümleri okuma sırasına göre gösterir.
Cevabı göster

glossary, bir kitapta kullanılan uzmanlık terimlerini veya bilinmeyen sözcükleri açıklar.

Dune's epic story continues to unfold over a six-book saga that spans millennia, Notlar

4:27

Dune'un destansı hikayesi, binlerce yıla yayılan altı kitaplık bir destan boyunca ortaya çıkmaya devam ediyor,

Anlatım akışı

continues to unfold over a six-book saga: hikâyenin altı kitaplık bir saga boyunca gelişmesi

Cümle önce konuyu Dune's epic story olarak belirtir, ardından continues to unfold kullanarak hikâyenin tek bir kitapta bitmek yerine gelişmeye devam ettiğini gösterir. over a six-book saga ise bu gelişimin altı kitaplık uzun hikâyenin tamamına yayıldığını belirtir. saga, çoğu zaman pek çok olaya, kuşağa veya cilde yayılan uzun ve bağlantılı bir hikâyedir. epic, six-book ve saga birlikte anlatıyı hem kapsam hem de süre bakımından büyük gösterir.

Alıştırma

Cümleyi “gelişmeye devam ediyor” anlamındaki ders ifadesiyle tamamlayın: The mystery ____ over a three-book series.

Cevabı göster

continues to unfold

Kelime

bin yılları kapsayan altı kitaplık bir destan: zaman aralığı için span

that spans millennia, saga sözcüğünü niteleyen bir ilgi cümleciğidir. Burada span, bir aralığı kapsamak veya o aralık boyunca uzanmak anlamına gelen bir fiildir; dolayısıyla destanın zaman çizgisi binlerce yıla yayılır. Vurgu, tek bir olayın tüm bu süre boyunca kesintisiz devam etmesinde değil, hikâyenin kapsadığı zaman aralığındadır. Span bu anlamıyla geniş zaman, mekân veya konu aralıklarını özetlerken sık kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi span fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: The documentary series ____ four decades of space exploration.

Cevabı göster

spans

but every story of Arrakis's future begins here, Anlatım akışı

4:33

ancak Arrakis'in geleceğinin her hikayesi burada başlar,

Anlatım akışı

but every story ... begins here: hikâyenin kökenine geri işaret etmek

but, dinleyicinin dikkatini az önce belirtilen devasa zaman ölçeğinden tek bir başlangıç noktasına geri getirir. every story ... begins here, sonraki tüm hikâyeleri bir araya toplar ve bunların şu anda tanıtılan esere kadar izlenebileceğini söyler. Buradaki here soyuttur: yalnızca konuşanın fiziksel konumunu değil, bu eseri veya bu anlatı noktasını ifade eder. Genelden özele doğru bu geçiş, mevcut eserin çok daha büyük bir seri içindeki önemini gösterir.

Alıştırma

"The project now reaches every continent, but its story begins here," cümlesinde begins here ne işe yarar?

  1. Mevcut noktayı daha büyük hikâyenin kökeni olarak işaretler.
  2. Hikâyenin yalnızca konuşanın fiziksel konumunda başlayabileceğini söyler.
  3. Projenin daha eski bir geçmişi ve daha sonraki bir geleceği olmadığını gösterir.
Cevabı göster

Mevcut noktayı daha büyük hikâyenin kökeni olarak işaretler.

as Paul pursues a path that is dangerous, demanding, Deyimler

4:37

Paul tehlikeli, zorlu,

Deyimler

pursues a path: hayatın yönünü bir yol olarak anlatmak

Paul pursues a path ifadesinde path, fiziksel bir patika değil; hayatın, kariyerin ya da kaderin yönünü anlatan bir mecazdır. Pursues, bir nesnenin peşinden koşmak yerine bu yönü etkin biçimde seçip o doğrultuda ilerlemeyi sürdürmek demektir. Bu ifade, Paul'ün tehlikeli ve zorlu seçimlerini bir yolculuk olarak sunar. Yol mecazı, anlatıcının bir dizi kararı ve bunların sonuçlarını devam eden tek bir rota olarak betimlemesini sağlar.

Alıştırma

Hangi cümlede pursue a path uzun vadeli bir hayat veya kariyer yönünü anlatır?

  1. After college, Maya pursued a path in medical research.
  2. Maya walked along a path to reach the lake.
  3. Maya repaired the path after the storm.
Cevabı göster

After college, Maya pursued a path in medical research.

and always on the verge of being consumed by the oncoming storm. Deyimler

4:41

ve her zaman yaklaşan fırtına tarafından yutulmanın eşiğinde olan bir yolu izlerken.

Deyimler

always on the verge of being consumed by the oncoming storm: yaklaşan fırtına tarafından yutulmanın hep eşiğinde

On the verge of + bir isim veya -ing biçimi, bir duruma ya da olaya son derece yakın olmayı anlatır. Burada being consumed edilgen yapıdadır: Paul gerçek anlamda yenmek üzere değildir; tamamen ezilmenin veya yok olmanın eşiğindedir. Oncoming storm hem yaklaşan fiziksel bir tehlikeyi hem de daha büyük siyasi ve dinî krizleri anlatan bir mecazdır. Always, tehdidin sürekli olduğu hissini verir; böylece ifadenin bütünü gerilim ve felaketin giderek yaklaştığı duygusunu yaratır.

Alıştırma

Cümleyi on the verge of being + overwhelm fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: The emergency team was ____ by calls.

Cevabı göster

on the verge of being overwhelmed

For all our science fiction fans out there, Ton ve niyet

4:47

Dışarıdaki tüm bilim kurgu hayranlarımız için,

Ton ve niyet

For all our ... fans out there: belirli bir kitleye seslenmek

For all our X fans out there, daha geniş bir izleyici veya dinleyici kitlesi içindeki belirli bir gruba doğrudan seslenir. Burada out there, dışarıdaki belirli bir yeri değil, “nerede izliyor veya dinliyor olursanız olun” anlamını taşır. Bir bölümün başında bu ifade samimi bir geçiş işlevi görür: sıradaki öneri veya mesajın kime yönelik olduğunu belirtir.

Alıştırma

Dersteki dinleyiciye seslenme ifadesiyle cümleyi tamamlayın: For all our puzzle fans ____, here's a new challenge.

Cevabı göster

out there

we think you'll love Octavia Butler. Ton ve niyet

4:49

Octavia Butler'ı seveceğinizi düşünüyoruz.

Ton ve niyet

we think you'll love ...: samimi bir öneride bulunmak

We think, öneriyi bir gerçek veya emir yerine konuşan kişinin görüşü olarak sunar; bu nedenle ifade daha samimi duyulur. You'll love, dinleyicinin tepkisi hakkında verilmiş bir söz değil, heyecanlı bir tahmindir. Octavia Butler bir yazardır. Bu öneride love fiilini yazarın adıyla kullanmak, onun yazdıklarını sevmek anlamına gelir; İngilizcede bir yaratıcının adı sık sık eserlerini belirtmek için kullanılır.

Alıştırma

Dinleyicinin ilgi alanlarına dayanan samimi öneriyi seçin.

  1. Read this novel because we said so.
  2. We think you'll love this novel if you enjoy historical mysteries.
  3. We know you'll love every book we choose for you.
Cevabı göster

We think you'll love this novel if you enjoy historical mysteries.

And if you're inspired enough to put pen to paper, Deyimler

4:51

Ve eğer kalemi elinize alacak kadar ilham aldıysanız,

Deyimler

inspired enough to put pen to paper: yazmaya başlayacak kadar ilham almak

adjective + enough to + verb kalıbı, bir niteliğin eylem için gereken düzeye ulaştığını anlatır. Burada inspired enough to ..., kişinin harekete geçecek kadar ilham hissettiği anlamına gelir. Put pen to paper, ‘yazmaya başlamak’ veya ‘fikirleri kelimelere dökmeye başlamak’ anlamındaki bir deyimdir. Gerçekten kalem ve kâğıt kullanmayı gerektirmez; klavyeyle yazmak için de kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi put ile başlayan, pen ve paper sözcüklerini içeren ve ‘yazmaya başlamak’ anlamına gelen deyimle tamamlayın: After outlining her story, Nina finally ____.

Cevabı göster

put pen to paper

check out this video on building fictional worlds. Notlar

4:54

kurgusal dünyalar inşa etme hakkındaki bu videoya göz atın.

Öbek fiiller

check out ile arkadaşça öneride bulunmak

Burada check out, ‘göz atmak’ veya ‘inceleyip keşfetmek’ anlamına gelir. Konuşmacı izleyicileri yararlı bulabilecekleri başka bir videoya yönlendirir. Check out this video bir emir cümlesidir; özne olan you söylenmez ama anlaşılır. Bu bağlamda, videoda sorun olup olmadığını kontrol etme talimatı değil, arkadaşça bir öneridir.

Alıştırma

Cümleyi check ile başlayan, out içeren ve bir kaynağı samimi biçimde öneren iki sözcüklü phrasal verb ile tamamlayın: For more beginner astronomy projects, ____ this website.

Cevabı göster

check out

Kalıp ifadeler

on building fictional worlds: konuyu belirtmek için on + -ing kullanımı

on building fictional worlds ifadesi videonun konusunu belirtir. Burada on, “hakkında” anlamına gelir; fiziksel bir konumu ifade etmez. On bir edattır, bu nedenle ardından gelen eylem -ing biçimini alır: build değil, building. Aynı kalıp a video on drawing veya a talk on solving problems örneklerinde olduğu gibi medya, ders ve etkinlik adlarından sonra kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi on + design fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: The club shared a tutorial ____ simple board games.

Cevabı göster

on designing