Üç Küçük Domuzcuk 🐷 ✨ | TAM BLUEY MİNİ BÖLÜMÜ | Bluey: İngilizce çalışma notları
Bluey - Official Channel
Video özeti: Bir baba, Üç Küçük Domuzcuk masalını güneş enerjisi, polis, limonata dolu bir havuz ve yalancı bir kurdun yer aldığı Avustralya tarzı komik bir hikâyeye dönüştürür; bu absürt olaylar zincirini de adalet hakkında kuru bir espriyle bitirir. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. rocks up — Öbek fiiller: Özellikle Britanya ve Avustralya İngilizcesinde kullanılan, arrives veya turns up ifadelerinin samimi bir karşılığını anlayın. Böylece sözlü hikâye anlatımındaki rahat tonu fark edebilir ve birinin bir yere gündelik biçimde ya da beklenmedik anda gelmesini anlatabilirsiniz. 2. "I didn't do nothing." — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: Konuşanın hiçbir şey yapmadığını iddia ettiği standart dışı çift olumsuz yapıyı tanıyın. Bu, cümleyi kelimesi kelimesine olumlu bir ifade gibi yanlış yorumlamayı önler; bölgesel, samimi veya karaktere özgü konuşmaları bağlam içinde izlemenizi sağlar. 3. the system works. — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: Görünüşte olumlu bir sonucun nasıl ironik işleyebildiğini görün. Kurt sürekli yalan söyledikten, hapisten çıktıktan ve tuhaf biçimde başarılı bir tenisçi olduktan sonra bu cümle, karmakarışık sonucu adalet sisteminin başarısının kanıtıymış gibi sunarak mizah yaratır.
Bu derste
How about ...?: rahat bir öneri
How about + bir isim öbeği veya fiilin -ing biçimi, karşıdaki kişinin değerlendirmesi için bir fikir sunar. Burada önerilen hikâye The Three Little Pigs olduğundan soru, “Bu hikâye iyi bir seçim olur mu?” anlamına gelir. Bu kalıpta how, bir şeyin hangi yöntemle yapıldığını sormaz. İfadenin tamamı rahat bir öneri sunar ve karşıdaki kişiye kabul etme ya da başka bir seçenek seçme alanı bırakır.
Alıştırma
Bir arkadaşınız bu öğleden sonra ikinizin ne yapabileceğini soruyor. Hangi cümle rahat bir öneri sunar?
- Visit the science museum right now.
- How did you visit the science museum?
- How about visiting the science museum?
Cevabı göster
How about visiting the science museum?
make it funny: make + nesne + sıfat
make + nesne + sıfat yapısında make, “üretmek” değil, “birini veya bir şeyi belli bir duruma getirmek” anlamındadır. Nesne, etkilenen kişiyi ya da şeyi; sıfat ise ortaya çıkan durumu belirtir. Burada it anlatılacak hikâyeyi, funny ise konuşanın istediği sonucu ifade eder. Aynı yapı make the room quiet ve make the instructions clear ifadelerinde de görülür.
Alıştırma
Işıkların odayı daha aydınlık bir duruma getirdiğini anlatmak için make + nesne + sıfat yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?
- The new lights make the room brightly.
- The new lights make the room to be brighter.
- The new lights make the room brighter.
Cevabı göster
The new lights make the room brighter.
or something: bir ayrıntıyı kasıtlı olarak belirsizleştirmek
Bir adın veya tanımın ardından gelen “or something”, konuşanın ayrıntının doğru olduğundan emin olmadığını ya da kesinliğin önemli olmadığını düşündüğünü gösterir. Burada Jimmy adı yalnızca yaklaşık bir tahmindir. Bu ifade, kendisinden önceki düşüncenin tamamını belirsizleştirir. “Something” adlı gerçek bir alternatif eklemez.
Alıştırma
“I think his name is Daniel or something.” cümlesindeki “or something” ne anlama gelir?
- Konuşan kişi tam addan emin değildir.
- Konuşan kişi Something adında başka biri olduğunu biliyordur.
- Konuşan kişi Daniel'dan bir nesne seçmesini istiyordur.
Cevabı göster
Konuşan kişi tam addan emin değildir.
But Jimmy was on a team building course for work, Kalıp ifadeler
0:15Fakat Jimmy işi için bir takım kurma kursundaymış,
be on a ... course for work: mesleki eğitime katılmak
Britanya İngilizcesinde “be on a course”, düzenlenmiş bir derse veya eğitim programına katılıyor olmak anlamına gelir. “On” edatı kursa katılımı belirtir; fiziksel olarak bir şeyin üstünde bulunmakla ilgili değildir. “Team-building course”, iş arkadaşlarının birlikte daha iyi çalışmasına yardımcı olmak için tasarlanmış bir eğitimdir. “For work”, Jimmy'nin neden katıldığını açıklar: eğitim işiyle bağlantılıdır, ancak mutlaka iş yerinde düzenlendiği anlamına gelmez.
Alıştırma
Britanya İngilizcesindeki “be on a course” kalıbını ve “safety course” ifadesini kullanarak cümleyi tamamlayın: Nora is ____ for work this week.
Cevabı göster
on a safety course
built her house out of straw: yapı malzemesini belirtmek
build + nesne + out of + malzeme yapısı, bir şeyi o malzemeyi kullanarak inşa etmek anlamına gelir. built her house out of straw ifadesinde her house inşa edilen şey, straw ise kullanılan malzemedir. Burada out of, evin hangi malzemeden yapıldığını belirtir; içeriden dışarı doğru hareket anlamına gelmez. Aynı yapı, make a model out of paper örneğindeki gibi başka yapma fiilleriyle de kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi, yapı malzemesini belirten iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: We built the fort ____ cardboard.
Cevabı göster
out of
rocks up: rahat veya beklenmedik biçimde gelmek
Rock up, varmak veya ortaya çıkmak anlamına gelen gündelik bir öbek fiildir. Varışı rahat, ani ya da pek planlanmamış gibi gösterebilir. Burada rocks up, kurdun sahneye gelip ardından konuştuğunu anlatır. Özne olan the big bad wolf tekil olduğu için üçüncü tekil kişi biçimi rocks kullanılır. Rock up tek bir ifade olarak anlaşılmalıdır; buradaki rock taş, sallanmak veya rock müzik anlamında değildir.
Alıştırma
“Maya rocked up at my house without calling first.” cümlesinde rocked up ne anlama gelir?
- rahat veya beklenmedik bir şekilde geldi
- ağır bir taşı yukarı taşıdı
- rock müzik çalmaya başladı
Cevabı göster
rahat veya beklenmedik bir şekilde geldi
No way, mate: güçlü ve gündelik bir ret
Bu sahnede No way, “Kesinlikle olmaz” anlamında güçlü ve doğrudan bir rettir. Basit bir no sözünden daha güçlüdür ve konuşanın kabul etmeyeceğini gösterir. Mate, karşıdaki kişiye doğrudan hitap eder. Britanya ve Avustralya'nın gündelik İngilizcesinde insanlar gerçekten arkadaş olmasa da kullanılabilir. Buradaki kararlı bağlam, sözü sıcak ve samimi olmaktan çok sert gösterir.
Alıştırma
Bu sahnede “No way, mate.” ne anlatıyor?
- Karşıdaki kişinin iş arkadaşı olup olmadığını soran bir soru.
- Karşıdaki kişiye yöneltilen güçlü ve gündelik bir ret.
- Yakın bir arkadaşla kibarca aynı fikirde olma.
Cevabı göster
Karşıdaki kişiye yöneltilen güçlü ve gündelik bir ret.
"Ah, I just wanna talk to you about your electricity provider." Ton ve niyet
0:30"Ah, sadece elektrik sağlayıcın hakkında seninle konuşmak istiyorum."
the wolf's like: be like ile konuşmayı tanıtmak
Gündelik hikâye anlatımında be like, birinin sözlerini, düşüncelerini veya dışa vurduğu tepkiyi tanıtabilir. the wolf's like ifadesindeki 's, is anlamına gelir ve ardından gelen alıntı kurdun söylediklerini canlandırır. Buradaki like, “hoşlanmak” anlamına gelmez ve kurdu başka bir şeyle karşılaştırmaz. Bu kullanım hikâyeyi canlı ve sohbet havasında gösterir; alıntılanan sözler birebir kayıt yerine olayın yeniden canlandırılması olabilir.
Alıştırma
“I asked Maya about the mess, and she was like, ‘It wasn't me!’” cümlesinde was like ne işe yarar?
- Maya'nın görünüşünü başka birinin görünüşüyle karşılaştırır.
- Maya'nın sözlerini veya tepkisini gündelik biçimde canlandırarak tanıtır.
- Maya'nın dağınıklıktan hoşlandığı anlamına gelir.
Cevabı göster
Maya'nın sözlerini veya tepkisini gündelik biçimde canlandırarak tanıtır.
just wanna talk to you about: konuşmaya yumuşak bir giriş yapmak
Bu cümlede just, “az önce” anlamına gelmez. Konuşanın amacını küçük ve sınırlı bir şey, yani “yalnızca konuşmak” olarak sunar. Böylece konuşmaya giriş daha yumuşak ve daha az baskıcı gelebilir. wanna, want to ifadesinin günlük konuşmadaki resmî olmayan biçimidir; talk to someone about something ise konuşulan kişiyi ve konuyu belirtir. Birlikte I just wanna talk to you about..., konuşmaya neden başlandığını rahat bir dille açıklamanın yoludur. İfade amacı yumuşatır, ancak konuşmanın gerçekten kısa veya zararsız olacağını kanıtlamaz.
Alıştırma
I just wanna talk to you about the schedule girişi ne anlatır?
- Konuyu rahat bir şekilde açar ve just kullanarak amacı daha az baskıcı gösterir.
- Konuşmanın az önce gerçekleştiğini ve artık bitmesi gerektiğini söyler.
- Dinleyiciye programı değiştirmesini resmî biçimde emreder.
Cevabı göster
Konuyu rahat bir şekilde açar ve just kullanarak amacı daha az baskıcı gösterir.
she's about to open: gerçekleşmek üzere olan bir eylem
Be about to + fiilin yalın hâli, bir eylemin çok yakında gerçekleşmesinin beklendiğini ancak henüz gerçekleşmediğini anlatır. she's about to open ifadesinde is, 's biçiminde kısalır ve open, to’dan sonra yalın hâlde kalır. Bu yapı, hikâyedeki ani bir değişimden önce kullanışlıdır. Kadın kapıyı açmadan hemen önceki noktaya gelir ve sonra bir şey hatırlar; dolayısıyla beklenen eylem yarıda kalabilir.
Alıştırma
“Çok yakında” anlamındaki hedef be about to yapısıyla cümleyi tamamlayın: The film is ____ start, so please sit down.
Cevabı göster
about to
Hang on: durup yeniden düşünmek
Burada Hang on, konuşan kişinin bir şeyi aniden hatırlayıp harekete geçmeden önce durması nedeniyle “bir dakika” anlamına gelir. Kendi düşüncesini yeniden değerlendirmek için verilen bir duraklama işaretidir; kelimesi kelimesine bir şeyi tutma veya bir yere asılma talimatı değildir. Konuşma içinde Hang on, başka birinden beklemesini isteyebilir veya “Bir dakika, az önce bir şey fark ettim” mesajını verebilir. Ardından gelen sözler hangi işlevin kastedildiğini gösterir.
Alıştırma
“Hang on—I already paid this bill,” cümlesinde konuşan kişi ne yapıyor?
- Birine faturayı sıkıca tutmasını söylüyor.
- Aniden bir şey hatırladığı için duraklıyor.
- Faturanın henüz ödenmediğini söylüyor.
Cevabı göster
Aniden bir şey hatırladığı için duraklıyor.
I've got solar: evde güneş enerjisi sistemi bulunması
Burada solar, çatıdaki güneş panelleri ve bunlardan elektrik sağlayan sistem gibi ev tipi güneş enerjisi kurulumunu anlatan, günlük dilde kullanılan kısaltılmış bir ifadedir. I've got solar, konuşan kişinin evinin güneş enerjisini kullanacak donanıma sahip olduğu anlamına gelir; kişinin “güneşe” sahip olduğu veya yalnızca bir kavram olarak güneş enerjisinden söz ettiği anlamına gelmez. Ev elektriğiyle ilgili bir konuşmada bu kurulum, konuşan kişiye satış teklifini reddetmek için bir neden verir. Ancak cümle tek başına evin elektrik şebekesinden tamamen bağımsız olduğunu veya hiçbir zaman bir elektrik sağlayıcısı kullanmadığını kanıtlamaz.
Alıştırma
Bir evin elektriğiyle ilgili konuşmada “I've got solar” en doğal olarak ne anlama gelir?
- Doğrudan güneş ışığının altında duruyorum.
- Güneş sistemini inceliyorum.
- Evimde bir güneş enerjisi sistemi var.
Cevabı göster
Evimde bir güneş enerjisi sistemi var.
Jog on, chief: birine gitmesini söylemek
Bu cümlede Jog on, “git” ya da “beni rahatsız etmeyi bırak” anlamına gelir. Karşıdakine koşuya çıkmasını önermek değil, onu başından savan sert bir emirdir. chief burada bir unvan değil, gündelik bir hitap biçimidir. Jog on sözünden sonra kullanıldığında tona ve ilişkiye göre takılma, alay veya meydan okuma gibi duyulabilir.
Alıştırma
Bu cümlede “Jog on, chief” ne anlama geliyor?
- Konuşan kişi bir lidere resmî biçimde hitap ediyor.
- Konuşan kişi karşıdakine sertçe gitmesini veya kendisini rahatsız etmeyi bırakmasını söylüyor.
- Konuşan kişi karşıdakine kibarca koşuya çıkmasını öneriyor.
Cevabı göster
Konuşan kişi karşıdakine sertçe gitmesini veya kendisini rahatsız etmeyi bırakmasını söylüyor.
huffed and puffed: Üç Küçük Domuzcuk’taki masal kalıbı
Burada huffed and puffed, kurdun güçlü nefesler alıp büyük çabayla üflemesini anlatır. Geçmiş zamandaki bu iki fiil, hareketin tekrarlı ve abartılı duyulmasını sağlar. İfade ayrıca Üç Küçük Domuzcuk masalındaki tanıdık kalıbı hatırlatır. huffed ile puffed kafiyeli olduğu için cümleye masalsı bir ritim verir ve o hikâyenin eğlenceli biçimde yeniden kullanıldığını gösterir.
Alıştırma
huffed and puffed, kurtla ilgili cümleye nasıl bir anlam katıyor?
- Güçlü ve tekrarlı bir çabayı gösterir ve Üç Küçük Domuzcuk’taki tanıdık kalıbı hatırlatır.
- Kurdun üflemek yerine sessizce kafiyeli bir şarkı söylediğini belirtir.
- Kurdun hareket etmeyi bırakıp tamamen sessiz kaldığı anlamına gelir.
Cevabı göster
Güçlü ve tekrarlı bir çabayı gösterir ve Üç Küçük Domuzcuk’taki tanıdık kalıbı hatırlatır.
blew the house in: içeri doğru çökmeyi gösteren sonuç parçacığı in
blew the house in ifadesinde blow geçişli bir fiildir: bir kuvvet, evi içeri doğru çöktüren etken olarak sunulur. Geçmiş zaman biçimi blew, yalnızca havanın evin içine girmesini değil, sonucun gerçekleşmiş olduğunu anlatır. in, nesneden sonra gelen bir sonuç parçacığıdır. Tek başına “içeride” anlamına gelmez; kuvvetin yönünü veya ortaya çıkan sonucu ekler. blew the house in ifadesini “evi içeri doğru çöktürmek” anlamında tek bir fiil öbeği olarak anlayın.
Alıştırma
Bir kuvvetin bir yapıyı içeri doğru kırması veya çökertmesi anlamında blow something in kullanılan cümleyi seçin.
- The blast blew the steel door in.
- The blast blew the steel door away.
- The blast blew into the steel door.
Cevabı göster
The blast blew the steel door in.
is cacking herself and filming it all on a phone Kelime
0:49gülmekten kırılıyor ve her şeyi telefonla çekiyor
is cacking herself: aşırı korkuyu anlatan Britanya argosu
is cacking herself ifadesindeki cack oneself, çok resmî olmayan bir Britanya argosudur. Bu sahnede Jingo’nun aşırı korktuğu anlamına gelir; yoğun korkuyu komik biçimde anlatır. Bu ifade kaba bir bedensel çağrışım taşır, dolayısıyla korkmak için nötr bir eş anlamlı değildir. Gülmenin öne çıktığı başka bir komedi bağlamında cack yourself laughing kontrolsüzce gülmek anlamına da gelebilir; bu yüzden burada anlamı çevredeki durum belirler.
Alıştırma
Bu cümlede Jingo olayı çekerken korkuyor. “is cacking herself” ne anlama gelir?
- Olayı sakince kaydediyor.
- O son derece korkmuş.
- Kontrolsüzce gülüyor.
Cevabı göster
O son derece korkmuş.
on the Gram: Instagram’da
Bu cümlede the Gram, Instagram’ın samimi ve gayriresmî bir lakabıdır; bu yüzden posting it on the Gram, onu Instagram’a yüklemek veya Instagram’da paylaşmak demektir. Büyük G harfi ve sosyal medya bağlamı, burada platformun kastedildiğini gösterir. Buradaki Gram, gram ağırlık birimi değildir. Ayrıca bu ifade yalnızca belirli bir platformu anlatır: on the Gram, tüm sosyal medyayı kapsayan genel bir terim değildir.
Alıştırma
Bu cümlede on the Gram ne anlama geliyor?
- genel olarak sosyal medyada
- Instagram’da
- gram cinsinden ölçülmüş
Cevabı göster
Instagram’da
heaps of: çok miktarda demenin samimi bir yolu
Heaps of, a lot of veya lots of anlamına gelen gayriresmî bir miktar ifadesidir. Buradaki heaps of new followers, “çok sayıda yeni takipçi” demektir; gerçek anlamda üst üste yığılmış insanlardan söz edilmez. heaps of messages örneğindeki gibi çoğul sayılabilen isimlerden ve heaps of time örneğindeki gibi sayılamayan isimlerden önce kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi, bu derste öğrendiğiniz ve lots of anlamına gelen iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: My phone had ____ unread messages after the trip.
Cevabı göster
heaps of
I didn't do nothing: samimi konuşmada olumsuzluk uyumu
Standart dışı bazı İngilizce lehçelerinde didn't ve nothing, olumsuzluk uyumu içinde birlikte kullanılabilir: iki biçim, genel olarak tek bir olumsuz anlam ifade eder. Burada I didn't do nothing, I didn't do anything anlamına gelir. Bu yapı, konuşanın bir şey yaptığı anlamına gelmez. Dinlerken iki olumsuz sözcüğü mekanik biçimde olumlu anlama çevirmek yerine lehçe kalıbını ve konuşanın niyetini dikkate alın.
Alıştırma
Bu bağlamda aynı anlama gelen standart İngilizce cümle hangisidir?
- I did something.
- I did everything.
- I didn't do anything.
Cevabı göster
I didn't do anything.
aren't buying that: bir iddiaya inanmamak
Buy fiilinin nesnesi bir iddia, hikâye, mazeret, it veya that olduğunda fiil “doğru ya da ikna edici kabul etmek” anlamına gelebilir. Bu nedenle aren't buying that, “o açıklamaya inanmıyorlar” demektir. Burada that, kurdun önceki inkârını gösterir. Polisler hikâyeyi reddediyor; bir şeyi satın almayı reddetmiyorlar.
Alıştırma
Cümleyi “mazerete inanmıyor” anlamına gelen buy biçimiyle tamamlayın: Maya heard his excuse, but she isn't ____ that.
Cevabı göster
buying
three priors: önceki üç ceza mahkûmiyeti
Burada priors, ceza adaleti bağlamında kullanılan gayriresmî çoğul bir isimdir. prior convictions ifadesinin kısaltılmış hâlidir; dolayısıyla three priors, daha önce verilmiş üç ceza mahkûmiyeti anlamına gelir. Polis veya mahkeme konuşmalarında priors önündeki sayı genellikle sıradan geçmiş olayları değil, önceki mahkûmiyetlerin sayısını belirtir. Bu ifade kişinin zaten bir sabıka kaydı olduğunu gösterir.
Alıştırma
Bir polis konuşmasında 'He has three priors' ne anlama gelir?
- Kişinin üç ana önceliği vardır.
- Kişinin daha önce üç ceza mahkûmiyeti vardır.
- Kişinin daha önce üç randevusu vardır.
Cevabı göster
Kişinin daha önce üç ceza mahkûmiyeti vardır.
that Monaro's: Monaro bir otomobil modeli, 's ise is
Monaro, Avustralyalı Holden markasına ait bir otomobil modelinin adıdır. Bu cümlede that Monaro, belirli bir otomobili ifade eder; bir kişi veya yer adı değildir. Monaro's içindeki 's, is sözcüğünün kısaltmasıdır: that Monaro is stolen. Stolen, otomobilin çalıntı olduğunu veya çalınmış durumda bulunduğunu anlatır.
Alıştırma
Cümledeki kısaltmayı açın: That Monaro's stolen. → That Monaro ____ stolen.
Cevabı göster
is
tell it to the judge: bir bahaneyi geri çevirme
Tell it to the judge, bir mazereti ya da inkârı küçümseyerek reddeden bir cevaptır. Konuşan kişi açıklamayı kabul etmez ve karşısındakine bunu hâkime anlatmasını söyler. Buradaki it, fiziksel bir nesneyi değil, diğer kişinin anlattıklarını, mazeretini veya savunmasını ifade eder. Bu nedenle ifade yaklaşık olarak “Sana inanmıyorum; bu açıklamayı mahkemeye sakla” demektir.
Alıştırma
Bu cümlede tell it to the judge ne anlatıyor?
- Mazeretini kabul etmiyorum; mahkemede açıkla.
- Hâkim bazı iyi haberler duymak istedi.
- Bu nesneyi hâkime ver.
Cevabı göster
Mazeretini kabul etmiyorum; mahkemede açıkla.
Bessa blocks: inşaat için beton bloklar
Bu inşaat bağlamında Bessa blocks, duvar örmek için kullanılan beton duvar bloklarını ifade eder. Avustralya İngilizcesinde yaygın olarak Besser blocks denilen yapı malzemesine işaret eder; çocukların oynadığı oyuncak bloklar değildir. Bu bloklardan söz edilmesi, samandan çok daha sağlam bir yapı malzemesinin kullanıldığını gösterir: ev, sağlam beton birimlerle yeniden inşa edilmektedir.
Alıştırma
İnşaat bağlamına göre Bessa blocks nedir?
- Duvar yapmak için kullanılan beton bloklar.
- Yumuşak yalıtım parçaları.
- Oyuncak olarak kullanılan küçük ahşap bloklar.
Cevabı göster
Duvar yapmak için kullanılan beton bloklar.
rad: “çok havalı” anlamında gayriresmî övgü
Rad, çok havalı ya da mükemmel anlamına gelen gayriresmî bir argo sözcüktür. Bu cümlede havuzu öven bir sıfattır; radyasyonla ilgisi yoktur. Bu sözcük övgüye enerjik ve şakacı bir hava katar. Bu kullanım yirminci yüzyılın sonlarındaki gençlik, sörf ve kaykay argosuyla güçlü biçimde ilişkilendirildiği için bilinçli olarak retro da duyulabilir.
Alıştırma
And they build a rad pool cümlesinde rad ne anlama gelir?
- çok havalı veya mükemmel
- sıradan ve ilgi çekici olmayan
- radyasyon nedeniyle tehlikeli
Cevabı göster
çok havalı veya mükemmel
Meanwhile: eş zamanlı bir olay örgüsüne geçiş
Meanwhile, az önce sözü edilen olayla yaklaşık aynı zamanda gerçekleşen farklı bir eylem veya durumu tanıtır. Cümlenin başında kullanıldığında ardından genellikle virgül gelir. Hikâye anlatımında dikkati başka bir kişiye, yere veya olay örgüsüne taşır. Yalnızca sıradaki olayı belirtmez.
Alıştırma
Eylemlerin zaman bakımından örtüştüğünü gösteren, bu dersteki tek sözcüklük geçiş ifadesiyle kısa hikâyeyi tamamlayın: Ava prepared dinner. ____, Ben set the table.
Cevabı göster
Meanwhile
a softie judge: fazla hoşgörülü görülen bir yargıç
Softie, acıma duygusundan kolayca etkilenen ve gereğinden çabuk taviz verebilen biri için kullanılan gündelik bir sözcüktür. a softie judge ifadesinde softie ismi judge sözcüğünden önce gelerek yargıcı yumuşak kalpli veya hoşgörülü olarak niteler. Bu ifade nesnel bir gerçeği değil, konuşanın değerlendirmesini aktarır. Konuşanın yargıcı fazla hoşgörülü bulduğunu düşündürür.
Alıştırma
a softie judge ifadesini en iyi hangi açıklama karşılar?
- Rahat kıyafetler giyen bir yargıç
- Konuşanın fazla yumuşak kalpli veya hoşgörülü bulduğu bir yargıç
- Alçak sesle konuşan bir yargıç
Cevabı göster
Konuşanın fazla yumuşak kalpli veya hoşgörülü bulduğu bir yargıç
out of jail on good behavior: iyi davranışa dayalı serbest bırakılma
Out of jail, kişinin artık hapiste tutulmadığı anlamına gelir. Burada on good behavior bu sonucun dayanağını belirtir: kişi, hapis süresindeki iyi davranışları nedeniyle serbest bırakılmış veya lehine bir uygulamadan yararlanmıştır. Bu ifade tek başına tam olarak hangi hukuki sürecin uygulandığını belirtmez. Mahkûmiyetin ortadan kalktığı veya kişinin masum bulunduğu anlamına da gelmez.
Alıştırma
He was out of jail on good behavior cümlesinin en güvenli anlamı nedir?
- İyi davranışları nedeniyle serbest bırakıldı veya lehine bir uygulamadan yararlandı.
- Gardiyanların dikkati dağılmışken kaçtı.
- Tüm suçlamalardan resmen masum ilan edildi.
Cevabı göster
İyi davranışları nedeniyle serbest bırakıldı veya lehine bir uygulamadan yararlandı.
gotta go say sorry to ...: gidip özür dilemeyi isteyen gündelik bir talimat
Bu cümlede gotta, have got to veya have to ile aynı işleve sahiptir. Bu nedenle You gotta, “yapmak zorundasın” anlamında güçlü ve gündelik bir talimattır. Gündelik konuşmada go + fiilin yalın hâli, gidip o eylemi yapmak anlamına gelebilir; dolayısıyla go say, gidip söylemek demektir. Say sorry to + kişi, özrün yöneltildiği kişiyi belirtir. Those pigs özrü alacak tarafı adlandırır; bu yüzden tüm ifade dinleyiciye gidip onlardan özür dilemek zorunda olduğunu söyler.
Alıştırma
“Gidip birinden özür dilemek zorunda olmak” anlamındaki bu dersin tam gündelik ifadesiyle talimatı tamamlayın: You ____ the coach after the game.
Cevabı göster
gotta go say sorry to
or you're back in here: “yoksa” anlamındaki or
Burada or, iki seçenek arasında tarafsız bir tercih sunmaz; “yoksa” veya “aksi hâlde” anlamına gelir. Önceki emri, bu emri reddetmenin sonucuna bağlar: dinleyici itaat etmezse yeniden buraya dönecektir. Yeniden kullanılabilecek kalıp, emir veya gereklilik + or + sonuç biçimindedir. Sonuç çoğu zaman istenmeyen bir durumdur. Bu sahnede here hapishaneyi veya gözaltı yerini belirtir; şimdiki zaman biçimindeki you're back ise sonucu hemen gerçekleşecek ve kesinmiş gibi gösterir.
Alıştırma
Hangi cümlede or bir seçim sunmak yerine “yoksa” anlamında kullanılmıştır?
- You can take the bus or walk.
- Would you like soup or salad?
- Show your ticket, or you can't enter.
Cevabı göster
Show your ticket, or you can't enter.
So, the wolf went 'round Jingo's new joint, Kelime
1:28Bunun üzerine kurt Jingo'nun yeni mekanına gitmiş,
went 'round Jingo's new joint: Birinin Yeni Evini Ziyaret Etmek
Bu cümlede went 'round Jingo's new joint, “Jingo'nun yeni yerine veya evine ziyarete gitti” anlamına gelir. 'round sözcüğündeki kesme işareti, around sözcüğünün başındaki a'nın atıldığını gösterir; joint ise bir yer için kullanılan argo bir sözcüktür ve burada Jingo'nun evini anlatır. Sözcükleri birlikte, birini evinde ziyaret etmeyi anlatan gündelik bir ifade olarak anlayın. Joint burada vücuttaki bir eklemi veya esrar sigarasını anlatmaz.
Alıştırma
Bu bağlamda “The wolf went 'round Jingo's new joint” ne anlama gelir?
- Jingo'nun yeni evini ziyaret etti.
- Jingo'nun çevresinde daire çizerek yürüdü.
- Jingo'nun yaralı diz eklemini kontrol etti.
Cevabı göster
Jingo'nun yeni evini ziyaret etti.
It's all cool: Sorunun Sona Erdiğini Söylemek
Burada It's all cool, “Artık her şey yolunda” veya “Sorun yok” anlamına gelir. Cool, sıcaklığın düşük olduğunu değil, durumun kabul edilebilir olduğunu anlatır. Bir özre cevap olarak kullanıldığında, konuşanın özrü kabul ettiğini ve anlaşmazlığı sürdürmek istemediğini göstererek karşı tarafı rahatlatır.
Alıştırma
Bir arkadaşınız biraz su döktüğü için özür diliyor. Hangi cevap özrü kabul ettiğinizi gündelik bir şekilde gösterir?
- The room is very cool.
- I still haven't forgiven you.
- It's all cool.
Cevabı göster
It's all cool.
Just don't...: rahat bir tonla net bir sınır koymak
Just don't... ifadesinde just, isteği tek ve basit bir koşul gibi sunar; ancak don't sınırı yine açıkça belirtir. Anlamı şudur: senden yapmamanı istediğim tek bir şey var. Buradaki just, “yalnızca denemek” demek değildir. Try and eat, try to eat yapısının konuşma dilindeki gayriresmî bir alternatifidir. Cümle bütünüyle iş birliğine açık olunduğunu gösterirken kesin bir koşul ekler: konuşanları yemeye çalışmamak.
Alıştırma
Bu konuşmada Just don't try and eat us. nasıl bir işlev görüyor?
- Anlaşmadaki tüm sınırları kaldırır.
- Dinleyiciden bu eylemi denemesini ister.
- İş birliğini kabul ederken tek ve açık bir koşul koyar.
Cevabı göster
İş birliğini kabul ederken tek ve açık bir koşul koyar.
fair enough: makul bir görüşü veya koşulu kabul etmek
Fair enough, bir şeyin makul olduğunu ve konuşanın bunu kabul ettiğini belirten kalıplaşmış bir konuşma yanıtıdır. Bir açıklamayı, itirazı veya koşulu kabul etmek için kullanılabilir. Bu konuşmada kişi, karşısındakinin koyduğu sınırı kabul eder. İfade çoğu zaman küçük bir ödün anlamı taşır: konuşan kişi hevesli olmayabilir veya tamamen aynı fikirde olmayabilir, ancak söylenenin makul olduğunu kabul eder.
Alıştırma
Bir arkadaşınız makul bir koşulu açıklıyor. Fair enough. büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- Bunu makul buluyor ve kabul ediyorum.
- Koşulu duymadım.
- Bu koşulun tamamen haksız olduğunu düşünüyorum.
Cevabı göster
Bunu makul buluyor ve kabul ediyorum.
invite someone in for something: birini içeri davet edip bir şey sunmak
invite someone in for something yapısında davet edilen kişi invite fiilinden sonra gelir; in, kişinin bir yere ya da etkinlik alanına içeri çağrıldığını; for ise etkinlik, yiyecek veya içecek gibi amacı gösterir. Burada invited him in for a swim, ondan havuza girip kendileriyle yüzmesini istedikleri anlamına gelir. Tekrar kullanılabilen kalıp invite + kişi + in + for + isim şeklindedir. Kişi in kelimesinden önce gelir: We invited her in for coffee.
Alıştırma
Cümleyi doğru tamamlayan ifadeyi seçin: When Maya arrived at our door, we ___ a cup of tea.
- invited in her for
- invited her for in
- invited her in for
Cevabı göster
invited her in for
kept peeing: süren veya tekrarlanan eylemler için keep + -ing
Keep + -ing, bir eylemin sürdüğünü veya tekrar tekrar gerçekleştiğini anlatır. Kept, keep fiilinin geçmiş zamanıdır; bu yüzden he kept peeing, davranışın geçmişte sürdüğü ya da defalarca gerçekleştiği, yalnızca bir kez olmadığı anlamına gelir. Bu yapı, dikkat çeken veya rahatsız edici bir davranışın devam ettiği izlenimini verebilir. Bu cümlede sorun, eylemin tekrarlanmasıdır.
Alıştırma
Cümleyi keep + -ing yapısının geçmiş biçimi ve beep fiiliyle tamamlayın: The smoke alarm ____ all night.
Cevabı göster
kept beeping
even if it wasn't lemonade: sonuç değişmiyor
Even if, doğru olabilecek veya olmayabilecek bir koşul sunar ve ardından ana sonucun değişmediğini gösterir. Burada sıvının limonata olup olmaması, yapılan şeyin yanlış olduğu değerlendirmesini değiştirmez. Olası bir koşul sonucu, kararı veya tavsiyeyi değiştirmediğinde even if kullanılır.
Alıştırma
Koşulun kararı değiştirmeyeceğini gösteren iki kelimelik bağlaçla cümleyi tamamlayın: We will continue the game ____ it starts raining.
Cevabı göster
even if
shouldn't do it anyway: olumsuz değerlendirme hâlâ geçerli
Shouldn't, konuşanın bir davranışın uygun olmadığı yönündeki tavsiyesini veya değerlendirmesini ifade eder. Cümlenin sonundaki anyway, “az önce belirtilen koşula veya bahaneye bakılmaksızın” demektir. Shouldn't do it anyway bir bütün olarak önceki noktanın bir istisna oluşturmadığını söyler: o davranış hâlâ yapılmaması gereken bir şeydir. Buradaki anyway, davranışın nasıl yapıldığını anlatmaz.
Alıştırma
Bu cümle ne anlama geliyor? The file looks old, but you shouldn't delete it anyway.
- Dosyayı herhangi bir yöntemle silebilirsin.
- Dosya eski göründüğü için onu silmelisin.
- Dosyanın eski olması, onu silmeme tavsiyesini değiştirmez.
Cevabı göster
Dosyanın eski olması, onu silmeme tavsiyesini değiştirmez.
and now we're gonna have to put heaps of algicide in. Notlar
1:52ve şimdi havuzun içine bir sürü yosun önleyici dökmek zorunda kalacağız."
gonna have to: koşulların yarattığı gelecekteki zorunluluk
be + gonna have to + fiilin yalın hâli yapısı, mevcut veya beklenen bir durumun gelecekteki bir eylemi gerekli kılacağını anlatır. Burada we're gonna have to put... ifadesi, havuzdaki sorun yüzünden konuşanların daha sonra kimyasalı eklemek dışında uygulanabilir bir seçeneği olmadığını belirtir. Gonna, going to ifadesinin resmî olmayan konuşma biçimidir. Bu ifade yalnızca bir eylemi öngörmez; have to zorunluluk veya gereklilik anlamı ekler ve isteksizlik, zahmet ya da durumu kabullenme hissi verebilir.
Alıştırma
'going to have to' ifadesinin gayriresmî konuşma biçimiyle cümleyi tamamlayın: The road is closed, so we're ____ take another route.
Cevabı göster
gonna have to
put heaps of algicide in: put + nesne + in
Put + nesne + in, bir şeyi bir yerin, kabın veya karışımın içine koymak ya da eklemek anlamına gelir. Bu cümlede tam nesne heaps of algicide, put ile in arasında yer alır; hedefin havuz olduğu bağlamdan anlaşılır. Heaps of çok miktarda anlamına gelir, algicide ise yosunları öldürmek için kullanılan bir maddedir. put ... in ayrılabilen bir yapıdır: nesne fiil ile parçacığın arasına gelebilir. Konumu sabit olan zamirlerde bu nokta özellikle önemlidir.
Alıştırma
The batteries daha önce belirtildi. put ... in yapısında 'the batteries' yerine 'them' sözcüğünü doğru kullanan cümle hangisidir?
- Please them put in before you turn on the toy.
- Please put them in before you turn on the toy.
- Please put in them before you turn on the toy.
Cevabı göster
Please put them in before you turn on the toy.
Yeah, you did: did ile önceki eylemi temsil edip vurgulamak
Bu yanıtta did, daha önce konuşulan geçmişteki eylemin, yani havuza işeme eyleminin yerini tutar. Böylece konuşan kişi fiil grubunun tamamını tekrarlamaz. Buradaki did yeni bir eylem değil, önceki eylemi temsil eden bir yardımcı fiildir. Yanıt bir inkârı reddettiği için Yeah, you did. doğrudan “Hayır, gerçekten yaptın” anlamında bir karşı çıkıştır. Yardımcı fiil zamana uymalıdır: şimdiki zaman için do veya does, geçmiş zaman için did kullanılır.
Alıştırma
Maya, “I didn't leave the window open.” diyor. Pencereyi açık bıraktığından eminsiniz. Hangi yanıt eylemi tekrarlamadan ona doğrudan karşı çıkar?
- Yes, you do.
- Yes, you were.
- Yes, you did.
Cevabı göster
Yes, you did.
Nuh-uh: konuşma dilinde kullanılan samimi bir hayır
Nuh-uh, sözlü bir olumsuz yanıtın sesini yazıyla gösterir. Burada “Hayır” veya “Bu doğru değil” anlamına gelir ve konuşan kişi açıklama eklemeden önce suçlamayı hemen reddeder. Bu, sesli bir tepkiyi temsil eden bir ünlemdir; sıradan bir kelimenin standart yazımı değildir. En çok samimi konuşmalarda, altyazılarda ve konuşma dilini taklit eden metinlerde görülür.
Alıştırma
İngilizce cümlenin tamamını dinleyip duyduğunuz cümleyi seçin. Baştaki yanıtın /n/ sesiyle başlayıp başlamadığına dikkat edin.
- Uh-huh, I did take your pen.
- Nuh-uh, I didn't take your pen.
Cevabı göster
Nuh-uh, I didn't take your pen.
that sort of thing: benzer davranışları veya nesneleri gruplama
that sort of thing, “o tür davranış” veya “buna benzer başka şeyler” anlamına gelir. that, az önce sözü edilen ya da konuşanların zaten bildiği bir davranışa gönderme yapar; thing ise onu genel biçimde ifade eder. Burada sort, kind veya type gibi “tür” anlamına gelen bir isimdir; “düzenlemek ya da sınıflandırmak” anlamındaki fiil değildir. do that sort of thing, belirli bir davranışı daha geniş bir kategoriye yerleştirir; böylece benzer davranışları tek tek saymak gerekmez.
Alıştırma
Cümleyi “diğer benzer ürünler” anlamındaki ders ifadesiyle tamamlayın: The shop sells cards, ribbons, gift bags, and ____.
Cevabı göster
that sort of thing
against my religion: gerçek anlamda yasak ve komik abartı
Kelime anlamıyla It's against my religion, konuşanın dini inançlarının veya kurallarının bu eylemi yasakladığını belirtir. Burada against, “çatışan” veya “tarafından yasaklanan” anlamındadır. Abartılı ve komik bir bahanede konuşan kişi, “I would never do that” düşüncesini kesin göstermek için de bu ifadeyi kullanabilir. Söylemin samimi mi yoksa abartılı mı olduğunu bağlam ve ton belirler; cümle tek başına iki yorumdan birini kanıtlamaz.
Alıştırma
Yargılayın: Tanımadığınız kişilerle yapılan resmî bir toplantıda, sıradan bir işi yalnızca sevmediğinizde şaka olarak “It's against my religion” demek genellikle güvenlidir.
- Yanlış
- Doğru
Cevabı göster
Yanlış
make + nesne + fiilin yalın hâli ... if ...
makes lemonade turn purple ifadesinde make + nesne + fiilin yalın hâli kalıbı kullanılır. Lemonade nesnedir; turn ise to almayan yalın fiildir. Turn purple, “değişip mor olmak” anlamına gelir; dolayısıyla yan cümle sebep olunan bir sonucu anlatır. If you pee in it, bu sonucu tetikleyen koşulu ekler. Bu kalıp, bir neden ile sonucunu, sonucun ortaya çıktığı koşula bağlayabilir: X makes Y do/change if Z happens.
Alıştırma
Cümleyi make ve flash fiillerinin doğru biçimleriyle tamamlayın: The sensor ____ the warning light ____ if the door stays open.
Cevabı göster
makes · flash
Sahne kurmak için be there + -ing
He's, he is ifadesinin kısaltılmış biçimidir. He's there swimming ifadesinde there, daha önce söz edilen sahneyi gösterir; swimming ise o sırada devam eden eylemi belirtir. Be there + -ing, bir kişiyi sahnenin içine yerleştirir ve o anda ne yaptığını gösterir. Konuşma dilindeki anlatılarda bu kalıp, dinleyicinin eylemi gözünde canlandırmasına yardımcı olur. Eating some couscous ve talking about the Broncos örneklerinde olduğu gibi, aynı anda gerçekleşen etkinlikleri sıralamak için başka -ing ifadeleri de eklenebilir.
Alıştırma
Hangi cümle, Ben'in o sahnede bulunduğunu ve o anda beklediğini göstermek için be there + -ing yapısını doğal biçimde kullanır?
- When I entered, Ben had waited by the window.
- When I entered, Ben was there waiting by the window.
- When I entered, Ben went there to wait by the window.
Cevabı göster
When I entered, Ben was there waiting by the window.
Bir spor takımı adı olarak the Broncos
Burada büyük harfle yazılan çoğul ad the Broncos bir spor takımı adı olarak kullanılır; vahşi veya henüz evcilleştirilmemiş atlar anlamındaki sıradan çoğul broncos değildir. İngilizcede takım lakapları genellikle the alır: the Broncos, the Tigers, the Lions. Avustralya sporları bağlamında bu ad Brisbane Broncos takımını anlatıyor olabilir, ancak yalnızca bu cümleden kesin kulübü belirlemek mümkün değildir. Önemli olan, konuşmacının bir takım hakkında doğal biçimde sohbet ettiğini anlamaktır.
Alıştırma
Bu cümlede the Broncos büyük olasılıkla ne anlama geliyor?
- Bir grup vahşi at
- Bir konuşma türü
- Broncos lakaplı bir spor takımı
Cevabı göster
Broncos lakaplı bir spor takımı
goes all quiet: ani bir durum değişikliği
goes quiet ifadesinde go + sıfat, 'bir duruma gelmek' veya 'bir duruma girmek' anlamındadır; hareket etmeyi anlatmaz. Bu yüzden he goes quiet, kişinin konuşurken ya da normal davranırken sessizliğe geçmesini anlatır. Gündelik bir pekiştirici olan all, goes all quiet ifadesini daha canlı yapar: kişi genellikle birden veya fark edilir biçimde tamamen sessizleşir. Aynı kalıp go silent, go dark ve go wrong gibi ifadelerde de kullanılabilir.
Alıştırma
Biri sohbet ederken zor bir sorudan sonra birden konuşmayı bıraktı. Bu değişikliği en iyi hangi cümle gösterir?
- He was quiet all afternoon.
- He told everyone to be quiet.
- He went all quiet after the question.
Cevabı göster
He went all quiet after the question.
stares into space: hiçbir şeye odaklanmadan ileriye bakmak
Stare into space, bir süre belirli bir şeye odaklanmadan ileriye bakmak demektir. Buradaki space uzay değil, kişinin önündeki boş alandır. Bu ifade yalnızca kişinin dışarıdan nasıl göründüğünü anlatır. Hayal kurmayı, endişeyi, şaşkınlığı ya da derin düşünceyi ima edebilir; asıl neden bağlamdan anlaşılır.
Alıştırma
İleriye bakıp hiçbir şeye odaklanmamak anlamındaki bu dersin ifadesiyle cümleyi tamamlayın: After the long exam, Leo sat by the window and ____ for a minute.
Cevabı göster
stared into space
Here we go: beklenen bir olay başlıyor
Here we go, konuşanın beklediği bir olayın başlamak üzere olduğunu belirtebilir. Birinin mutlaka bir yere gittiği anlamına gelmez. Konuşanın tutumu, ses tonu ve durumdan anlaşılır. Hoş bir şey öncesinde heyecanlı duyulabilir; ancak burada temkinli bir kabulleniş ifade eder: beklenen sorun ya da sonuç ortaya çıkmak üzeredir.
Alıştırma
Mia'nın bilgisayarı üçüncü kez donuyor ve Mia iç çekiyor. Söylemesi en muhtemel cümle hangisidir?
- Let's go again.
- Here you go again.
- Here we go again.
Cevabı göster
Here we go again.
You're a grub: Avustralya İngilizcesinde bir hakaret
Bu cümlede grub, kirli, iğrenç veya aşağılık bir kişi için kullanılan, Avustralya İngilizcesine özgü gayriresmî bir hakarettir. Rahatsız edici görülen bir davranış yüzünden doğrudan kişiye saldırır; burada “larva” veya “yiyecek” anlamına gelmez. You're a ... yapısı, olumsuz etiketi doğrudan karşıdaki kişiye yükler. Bu nedenle tarafsız bir betimleme değil, kişisel bir hakarettir.
Alıştırma
Doğru mu, yanlış mı? Davranışından hoşlanmadığınız, yakın olmadığınız bir iş arkadaşınıza You're a grub demek tarafsız ve uygundur.
- Yanlış
- Doğru
Cevabı göster
Yanlış
ran out crying: eş zamanlı bir eylem için -ing
Ran out geçmiş zamandaki ana eylemdir. Crying, onun koşarak dışarı çıkarken ne yaptığını ekleyen bir -ing biçimidir: dışarı doğru hareket ederken ağlıyordu. Bir hareket fiilinden sonra gelen -ing öbeği, walked away laughing örneğindeki gibi eş zamanlı bir eylemi veya durumu anlatabilir. -ing biçimi tek başına bu eylemin daha sonra gerçekleştiğini göstermez.
Alıştırma
İki eylemin aynı anda gerçekleştiğini göstermek için cümleyi cry fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: The child ran home ____.
Cevabı göster
crying
he went on to become quite a successful tennis player. Kalıp ifadeler
2:29daha sonra oldukça başarılı bir tenis oyuncusu olmuş.
went on to become ile daha sonraki farklı bir aşama
went on to become ifadesinde went on, “yürümeye devam etti” anlamına gelmez. go on to + fiilin yalın hâli kalıbı, önceki bir olay veya aşamadan sonra kişinin farklı bir şey yaptığını ya da yeni bir sonuca ulaştığını anlatır. Burada become, daha sonra edinilen yeni bir kimliği tanıtır. Bu kalıp, biyografilerde ve hikâyelerde erken bir deneyimi daha sonraki bir gelişmeye bağlamak için sık kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi go on to yapısının geçmiş zaman biçimi ve become fiiliyle tamamlayın: After working as an editor, Nina ____ a successful novelist.
Cevabı göster
went on to become
the system works ile ciddi tonda ironik bir sonuç
The system works bir sonuç cümlesi olarak sunulur: önceki olayları tek bir iddiada özetler ve dinleyiciye bunları nasıl yorumlaması gerektiğini gösterir. Hikâyenin sonunda polis, mahkeme ve hapishaneyle ilgili olaylara geri dönüp sonucu başarı olarak niteler. Olaylar ve sonuç saçma olduğu için ciddi tınlayan bu sonuç eldeki gerçeklerle çelişir. Konuşmacı doğrudan onay vermek yerine görünürde övgü kullanarak komik bir son yaratan ironi yapar.
Alıştırma
Bir çevrim içi rezervasyon sitesi müşteriden iki kez ücret alıyor ancak hiçbir rezervasyon oluşturmuyor. Biri “Well, the system works.” diyor. Bu cümlenin en olası işlevi nedir?
- İronik eleştiri: açık bir başarısızlık, başarının kanıtı gibi sunuluyor.
- Sitenin nasıl kullanılacağına ilişkin talimat isteği.
- Samimi övgü: site amaçlanan sonucu tam olarak üretti.
Cevabı göster
İronik eleştiri: açık bir başarısızlık, başarının kanıtı gibi sunuluyor.