Üç Küçük Domuzcuk 🐷 ✨ | TAM BLUEY MİNİ BÖLÜMÜ | Bluey: İngilizce çalışma notları

Bluey - Official Channel

Öğrenme zorluğu
556 kelime 237 kel/dk

Video özeti: Bir baba, Üç Küçük Domuzcuk masalını güneş enerjisi, polis, limonata dolu bir havuz ve yalancı bir kurdun yer aldığı Avustralya tarzı komik bir hikâyeye dönüştürür; bu absürt olaylar zincirini de adalet hakkında kuru bir espriyle bitirir. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. rocks up — Öbek fiiller: Özellikle Britanya ve Avustralya İngilizcesinde kullanılan, arrives veya turns up ifadelerinin samimi bir karşılığını anlayın. Böylece sözlü hikâye anlatımındaki rahat tonu fark edebilir ve birinin bir yere gündelik biçimde ya da beklenmedik anda gelmesini anlatabilirsiniz. 2. "I didn't do nothing." — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: Konuşanın hiçbir şey yapmadığını iddia ettiği standart dışı çift olumsuz yapıyı tanıyın. Bu, cümleyi kelimesi kelimesine olumlu bir ifade gibi yanlış yorumlamayı önler; bölgesel, samimi veya karaktere özgü konuşmaları bağlam içinde izlemenizi sağlar. 3. the system works. — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: Görünüşte olumlu bir sonucun nasıl ironik işleyebildiğini görün. Kurt sürekli yalan söyledikten, hapisten çıktıktan ve tuhaf biçimde başarılı bir tenisçi olduktan sonra bu cümle, karmakarışık sonucu adalet sisteminin başarısının kanıtıymış gibi sunarak mizah yaratır.

Bu derste

Can we have a story,

0:05

Bize bir masal anlatır mısın,

Dad?

0:05

Baba?

Okay.

0:06

Tamam.

How about The Three Little Pigs? Ton ve niyet

0:07

Üç Küçük Domuzcuk'a ne dersiniz?

Ton ve niyet

How about ...?: rahat bir öneri

How about + bir isim öbeği veya fiilin -ing biçimi, karşıdaki kişinin değerlendirmesi için bir fikir sunar. Burada önerilen hikâye The Three Little Pigs olduğundan soru, “Bu hikâye iyi bir seçim olur mu?” anlamına gelir. Bu kalıpta how, bir şeyin hangi yöntemle yapıldığını sormaz. İfadenin tamamı rahat bir öneri sunar ve karşıdaki kişiye kabul etme ya da başka bir seçenek seçme alanı bırakır.

Alıştırma

Bir arkadaşınız bu öğleden sonra ikinizin ne yapabileceğini soruyor. Hangi cümle rahat bir öneri sunar?

  1. Visit the science museum right now.
  2. How did you visit the science museum?
  3. How about visiting the science museum?
Cevabı göster

How about visiting the science museum?

Yeah!

0:08

Evet!

Can you make it funny? Dilbilgisi

0:09

Biraz komik yapabilir misin?

Dilbilgisi

make it funny: make + nesne + sıfat

make + nesne + sıfat yapısında make, “üretmek” değil, “birini veya bir şeyi belli bir duruma getirmek” anlamındadır. Nesne, etkilenen kişiyi ya da şeyi; sıfat ise ortaya çıkan durumu belirtir. Burada it anlatılacak hikâyeyi, funny ise konuşanın istediği sonucu ifade eder. Aynı yapı make the room quiet ve make the instructions clear ifadelerinde de görülür.

Alıştırma

Işıkların odayı daha aydınlık bir duruma getirdiğini anlatmak için make + nesne + sıfat yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. The new lights make the room brightly.
  2. The new lights make the room to be brighter.
  3. The new lights make the room brighter.
Cevabı göster

The new lights make the room brighter.

Okay.

0:10

Tamam.

One day, there were these three little pigs called Jingo,

0:11

Bir gün, Jingo, Gruey ve

Gruey, and uh Jimmy or something. Ton ve niyet

0:13

Jimmy falan diye üç küçük domuzcuk varmış.

Ton ve niyet

or something: bir ayrıntıyı kasıtlı olarak belirsizleştirmek

Bir adın veya tanımın ardından gelen “or something”, konuşanın ayrıntının doğru olduğundan emin olmadığını ya da kesinliğin önemli olmadığını düşündüğünü gösterir. Burada Jimmy adı yalnızca yaklaşık bir tahmindir. Bu ifade, kendisinden önceki düşüncenin tamamını belirsizleştirir. “Something” adlı gerçek bir alternatif eklemez.

Alıştırma

“I think his name is Daniel or something.” cümlesindeki “or something” ne anlama gelir?

  1. Konuşan kişi tam addan emin değildir.
  2. Konuşan kişi Something adında başka biri olduğunu biliyordur.
  3. Konuşan kişi Daniel'dan bir nesne seçmesini istiyordur.
Cevabı göster

Konuşan kişi tam addan emin değildir.

But Jimmy was on a team building course for work, Kalıp ifadeler

0:15

Fakat Jimmy işi için bir takım kurma kursundaymış,

Kalıp ifadeler

be on a ... course for work: mesleki eğitime katılmak

Britanya İngilizcesinde “be on a course”, düzenlenmiş bir derse veya eğitim programına katılıyor olmak anlamına gelir. “On” edatı kursa katılımı belirtir; fiziksel olarak bir şeyin üstünde bulunmakla ilgili değildir. “Team-building course”, iş arkadaşlarının birlikte daha iyi çalışmasına yardımcı olmak için tasarlanmış bir eğitimdir. “For work”, Jimmy'nin neden katıldığını açıklar: eğitim işiyle bağlantılıdır, ancak mutlaka iş yerinde düzenlendiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Britanya İngilizcesindeki “be on a course” kalıbını ve “safety course” ifadesini kullanarak cümleyi tamamlayın: Nora is ____ for work this week.

Cevabı göster

on a safety course

so we won't see him much.

0:17

o yüzden onu pek göremeyeceğiz.

So,

0:19

Neyse,

the first pig, Jingo,

0:20

ilk domuzcuk Jingo,

built her house out of straw. Kalıp ifadeler

0:21

evini samandan yapmış.

Kalıp ifadeler

built her house out of straw: yapı malzemesini belirtmek

build + nesne + out of + malzeme yapısı, bir şeyi o malzemeyi kullanarak inşa etmek anlamına gelir. built her house out of straw ifadesinde her house inşa edilen şey, straw ise kullanılan malzemedir. Burada out of, evin hangi malzemeden yapıldığını belirtir; içeriden dışarı doğru hareket anlamına gelmez. Aynı yapı, make a model out of paper örneğindeki gibi başka yapma fiilleriyle de kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi, yapı malzemesini belirten iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: We built the fort ____ cardboard.

Cevabı göster

out of

And one day,

0:22

Ve bir gün,

the big bad wolf rocks up and says, Öbek fiiller

0:23

kötü büyük kurt çıkagelmiş ve demiş ki,

Öbek fiiller

rocks up: rahat veya beklenmedik biçimde gelmek

Rock up, varmak veya ortaya çıkmak anlamına gelen gündelik bir öbek fiildir. Varışı rahat, ani ya da pek planlanmamış gibi gösterebilir. Burada rocks up, kurdun sahneye gelip ardından konuştuğunu anlatır. Özne olan the big bad wolf tekil olduğu için üçüncü tekil kişi biçimi rocks kullanılır. Rock up tek bir ifade olarak anlaşılmalıdır; buradaki rock taş, sallanmak veya rock müzik anlamında değildir.

Alıştırma

“Maya rocked up at my house without calling first.” cümlesinde rocked up ne anlama gelir?

  1. rahat veya beklenmedik bir şekilde geldi
  2. ağır bir taşı yukarı taşıdı
  3. rock müzik çalmaya başladı
Cevabı göster

rahat veya beklenmedik bir şekilde geldi

"Little pig, little pig,

0:25

"Küçük domuzcuk, küçük domuzcuk,

let me in."

0:25

içeri girmeme izin ver."

But Jingo says,

0:26

Ama Jingo demiş ki,

"No way, mate. Ton ve niyet

0:27

"Asla olmaz, dostum.

Ton ve niyet

No way, mate: güçlü ve gündelik bir ret

Bu sahnede No way, “Kesinlikle olmaz” anlamında güçlü ve doğrudan bir rettir. Basit bir no sözünden daha güçlüdür ve konuşanın kabul etmeyeceğini gösterir. Mate, karşıdaki kişiye doğrudan hitap eder. Britanya ve Avustralya'nın gündelik İngilizcesinde insanlar gerçekten arkadaş olmasa da kullanılabilir. Buradaki kararlı bağlam, sözü sıcak ve samimi olmaktan çok sert gösterir.

Alıştırma

Bu sahnede “No way, mate.” ne anlatıyor?

  1. Karşıdaki kişinin iş arkadaşı olup olmadığını soran bir soru.
  2. Karşıdaki kişiye yöneltilen güçlü ve gündelik bir ret.
  3. Yakın bir arkadaşla kibarca aynı fikirde olma.
Cevabı göster

Karşıdaki kişiye yöneltilen güçlü ve gündelik bir ret.

I'm making nachos."

0:28

Şu an cips hazırlıyorum."

So, the wolf's like, Ton ve niyet

0:29

Kurt da şöyle demiş,

"Ah, I just wanna talk to you about your electricity provider." Ton ve niyet

0:30

"Ah, sadece elektrik sağlayıcın hakkında seninle konuşmak istiyorum."

Ton ve niyet

the wolf's like: be like ile konuşmayı tanıtmak

Gündelik hikâye anlatımında be like, birinin sözlerini, düşüncelerini veya dışa vurduğu tepkiyi tanıtabilir. the wolf's like ifadesindeki 's, is anlamına gelir ve ardından gelen alıntı kurdun söylediklerini canlandırır. Buradaki like, “hoşlanmak” anlamına gelmez ve kurdu başka bir şeyle karşılaştırmaz. Bu kullanım hikâyeyi canlı ve sohbet havasında gösterir; alıntılanan sözler birebir kayıt yerine olayın yeniden canlandırılması olabilir.

Alıştırma

“I asked Maya about the mess, and she was like, ‘It wasn't me!’” cümlesinde was like ne işe yarar?

  1. Maya'nın görünüşünü başka birinin görünüşüyle karşılaştırır.
  2. Maya'nın sözlerini veya tepkisini gündelik biçimde canlandırarak tanıtır.
  3. Maya'nın dağınıklıktan hoşlandığı anlamına gelir.
Cevabı göster

Maya'nın sözlerini veya tepkisini gündelik biçimde canlandırarak tanıtır.

Ton ve niyet

just wanna talk to you about: konuşmaya yumuşak bir giriş yapmak

Bu cümlede just, “az önce” anlamına gelmez. Konuşanın amacını küçük ve sınırlı bir şey, yani “yalnızca konuşmak” olarak sunar. Böylece konuşmaya giriş daha yumuşak ve daha az baskıcı gelebilir. wanna, want to ifadesinin günlük konuşmadaki resmî olmayan biçimidir; talk to someone about something ise konuşulan kişiyi ve konuyu belirtir. Birlikte I just wanna talk to you about..., konuşmaya neden başlandığını rahat bir dille açıklamanın yoludur. İfade amacı yumuşatır, ancak konuşmanın gerçekten kısa veya zararsız olacağını kanıtlamaz.

Alıştırma

I just wanna talk to you about the schedule girişi ne anlatır?

  1. Konuyu rahat bir şekilde açar ve just kullanarak amacı daha az baskıcı gösterir.
  2. Konuşmanın az önce gerçekleştiğini ve artık bitmesi gerektiğini söyler.
  3. Dinleyiciye programı değiştirmesini resmî biçimde emreder.
Cevabı göster

Konuyu rahat bir şekilde açar ve just kullanarak amacı daha az baskıcı gösterir.

Jingo's like,

0:33

Jingo demiş ki,

"Oh, that sounds good."

0:33

"Oh, kulağa hoş geliyor."

And she's about to open the door Dilbilgisi

0:34

Ve tam kapıyı açacakmış ki

and then she remembers,

0:36

sonra aklına gelmiş,

Dilbilgisi

she's about to open: gerçekleşmek üzere olan bir eylem

Be about to + fiilin yalın hâli, bir eylemin çok yakında gerçekleşmesinin beklendiğini ancak henüz gerçekleşmediğini anlatır. she's about to open ifadesinde is, 's biçiminde kısalır ve open, to’dan sonra yalın hâlde kalır. Bu yapı, hikâyedeki ani bir değişimden önce kullanışlıdır. Kadın kapıyı açmadan hemen önceki noktaya gelir ve sonra bir şey hatırlar; dolayısıyla beklenen eylem yarıda kalabilir.

Alıştırma

“Çok yakında” anlamındaki hedef be about to yapısıyla cümleyi tamamlayın: The film is ____ start, so please sit down.

Cevabı göster

about to

"Hang on. Ton ve niyet

0:36

"Bir saniye.

Ton ve niyet

Hang on: durup yeniden düşünmek

Burada Hang on, konuşan kişinin bir şeyi aniden hatırlayıp harekete geçmeden önce durması nedeniyle “bir dakika” anlamına gelir. Kendi düşüncesini yeniden değerlendirmek için verilen bir duraklama işaretidir; kelimesi kelimesine bir şeyi tutma veya bir yere asılma talimatı değildir. Konuşma içinde Hang on, başka birinden beklemesini isteyebilir veya “Bir dakika, az önce bir şey fark ettim” mesajını verebilir. Ardından gelen sözler hangi işlevin kastedildiğini gösterir.

Alıştırma

“Hang on—I already paid this bill,” cümlesinde konuşan kişi ne yapıyor?

  1. Birine faturayı sıkıca tutmasını söylüyor.
  2. Aniden bir şey hatırladığı için duraklıyor.
  3. Faturanın henüz ödenmediğini söylüyor.
Cevabı göster

Aniden bir şey hatırladığı için duraklıyor.

I've got solar. Kültür

0:37

Benim güneş panellerim var.

Kültür

I've got solar: evde güneş enerjisi sistemi bulunması

Burada solar, çatıdaki güneş panelleri ve bunlardan elektrik sağlayan sistem gibi ev tipi güneş enerjisi kurulumunu anlatan, günlük dilde kullanılan kısaltılmış bir ifadedir. I've got solar, konuşan kişinin evinin güneş enerjisini kullanacak donanıma sahip olduğu anlamına gelir; kişinin “güneşe” sahip olduğu veya yalnızca bir kavram olarak güneş enerjisinden söz ettiği anlamına gelmez. Ev elektriğiyle ilgili bir konuşmada bu kurulum, konuşan kişiye satış teklifini reddetmek için bir neden verir. Ancak cümle tek başına evin elektrik şebekesinden tamamen bağımsız olduğunu veya hiçbir zaman bir elektrik sağlayıcısı kullanmadığını kanıtlamaz.

Alıştırma

Bir evin elektriğiyle ilgili konuşmada “I've got solar” en doğal olarak ne anlama gelir?

  1. Doğrudan güneş ışığının altında duruyorum.
  2. Güneş sistemini inceliyorum.
  3. Evimde bir güneş enerjisi sistemi var.
Cevabı göster

Evimde bir güneş enerjisi sistemi var.

Jog on, chief." Deyimler

0:38

Uza bakalım, şef."

Deyimler

Jog on, chief: birine gitmesini söylemek

Bu cümlede Jog on, “git” ya da “beni rahatsız etmeyi bırak” anlamına gelir. Karşıdakine koşuya çıkmasını önermek değil, onu başından savan sert bir emirdir. chief burada bir unvan değil, gündelik bir hitap biçimidir. Jog on sözünden sonra kullanıldığında tona ve ilişkiye göre takılma, alay veya meydan okuma gibi duyulabilir.

Alıştırma

Bu cümlede “Jog on, chief” ne anlama geliyor?

  1. Konuşan kişi bir lidere resmî biçimde hitap ediyor.
  2. Konuşan kişi karşıdakine sertçe gitmesini veya kendisini rahatsız etmeyi bırakmasını söylüyor.
  3. Konuşan kişi karşıdakine kibarca koşuya çıkmasını öneriyor.
Cevabı göster

Konuşan kişi karşıdakine sertçe gitmesini veya kendisini rahatsız etmeyi bırakmasını söylüyor.

So, the big bad wolf huffed and puffed Deyimler

0:39

Bunun üzerine kötü kurt oflamış puflamış

and blew the house in. Öbek fiiller

0:41

ve evi üfleyip yıkmış.

Deyimler

huffed and puffed: Üç Küçük Domuzcuk’taki masal kalıbı

Burada huffed and puffed, kurdun güçlü nefesler alıp büyük çabayla üflemesini anlatır. Geçmiş zamandaki bu iki fiil, hareketin tekrarlı ve abartılı duyulmasını sağlar. İfade ayrıca Üç Küçük Domuzcuk masalındaki tanıdık kalıbı hatırlatır. huffed ile puffed kafiyeli olduğu için cümleye masalsı bir ritim verir ve o hikâyenin eğlenceli biçimde yeniden kullanıldığını gösterir.

Alıştırma

huffed and puffed, kurtla ilgili cümleye nasıl bir anlam katıyor?

  1. Güçlü ve tekrarlı bir çabayı gösterir ve Üç Küçük Domuzcuk’taki tanıdık kalıbı hatırlatır.
  2. Kurdun üflemek yerine sessizce kafiyeli bir şarkı söylediğini belirtir.
  3. Kurdun hareket etmeyi bırakıp tamamen sessiz kaldığı anlamına gelir.
Cevabı göster

Güçlü ve tekrarlı bir çabayı gösterir ve Üç Küçük Domuzcuk’taki tanıdık kalıbı hatırlatır.

Öbek fiiller

blew the house in: içeri doğru çökmeyi gösteren sonuç parçacığı in

blew the house in ifadesinde blow geçişli bir fiildir: bir kuvvet, evi içeri doğru çöktüren etken olarak sunulur. Geçmiş zaman biçimi blew, yalnızca havanın evin içine girmesini değil, sonucun gerçekleşmiş olduğunu anlatır. in, nesneden sonra gelen bir sonuç parçacığıdır. Tek başına “içeride” anlamına gelmez; kuvvetin yönünü veya ortaya çıkan sonucu ekler. blew the house in ifadesini “evi içeri doğru çöktürmek” anlamında tek bir fiil öbeği olarak anlayın.

Alıştırma

Bir kuvvetin bir yapıyı içeri doğru kırması veya çökertmesi anlamında blow something in kullanılan cümleyi seçin.

  1. The blast blew the steel door in.
  2. The blast blew the steel door away.
  3. The blast blew into the steel door.
Cevabı göster

The blast blew the steel door in.

Dad.

0:42

Baba.

So, Jingo called the police,

0:44

Sonra Jingo polisi aramış,

and the police came.

0:46

ve polis gelmiş.

And the little pig, Jingo,

0:47

Ve küçük domuzcuk Jingo,

is cacking herself and filming it all on a phone Kelime

0:49

gülmekten kırılıyor ve her şeyi telefonla çekiyor

Kelime

is cacking herself: aşırı korkuyu anlatan Britanya argosu

is cacking herself ifadesindeki cack oneself, çok resmî olmayan bir Britanya argosudur. Bu sahnede Jingo’nun aşırı korktuğu anlamına gelir; yoğun korkuyu komik biçimde anlatır. Bu ifade kaba bir bedensel çağrışım taşır, dolayısıyla korkmak için nötr bir eş anlamlı değildir. Gülmenin öne çıktığı başka bir komedi bağlamında cack yourself laughing kontrolsüzce gülmek anlamına da gelebilir; bu yüzden burada anlamı çevredeki durum belirler.

Alıştırma

Bu cümlede Jingo olayı çekerken korkuyor. “is cacking herself” ne anlama gelir?

  1. Olayı sakince kaydediyor.
  2. O son derece korkmuş.
  3. Kontrolsüzce gülüyor.
Cevabı göster

O son derece korkmuş.

and posting it on the Gram Kültür

0:51

ve Insta'da paylaşıyor

Kültür

on the Gram: Instagram’da

Bu cümlede the Gram, Instagram’ın samimi ve gayriresmî bir lakabıdır; bu yüzden posting it on the Gram, onu Instagram’a yüklemek veya Instagram’da paylaşmak demektir. Büyük G harfi ve sosyal medya bağlamı, burada platformun kastedildiğini gösterir. Buradaki Gram, gram ağırlık birimi değildir. Ayrıca bu ifade yalnızca belirli bir platformu anlatır: on the Gram, tüm sosyal medyayı kapsayan genel bir terim değildir.

Alıştırma

Bu cümlede on the Gram ne anlama geliyor?

  1. genel olarak sosyal medyada
  2. Instagram’da
  3. gram cinsinden ölçülmüş
Cevabı göster

Instagram’da

and getting heaps of new followers. Kelime

0:52

ve bir sürü yeni takipçi kazanıyormuş.

Kelime

heaps of: çok miktarda demenin samimi bir yolu

Heaps of, a lot of veya lots of anlamına gelen gayriresmî bir miktar ifadesidir. Buradaki heaps of new followers, “çok sayıda yeni takipçi” demektir; gerçek anlamda üst üste yığılmış insanlardan söz edilmez. heaps of messages örneğindeki gibi çoğul sayılabilen isimlerden ve heaps of time örneğindeki gibi sayılamayan isimlerden önce kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi, bu derste öğrendiğiniz ve lots of anlamına gelen iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: My phone had ____ unread messages after the trip.

Cevabı göster

heaps of

And the wolf's all like,

0:54

Kurt ise şöyle diyormuş,

"I didn't do nothing." Dilbilgisi

0:55

"Ben hiçbir şey yapmadım."

Dilbilgisi

I didn't do nothing: samimi konuşmada olumsuzluk uyumu

Standart dışı bazı İngilizce lehçelerinde didn't ve nothing, olumsuzluk uyumu içinde birlikte kullanılabilir: iki biçim, genel olarak tek bir olumsuz anlam ifade eder. Burada I didn't do nothing, I didn't do anything anlamına gelir. Bu yapı, konuşanın bir şey yaptığı anlamına gelmez. Dinlerken iki olumsuz sözcüğü mekanik biçimde olumlu anlama çevirmek yerine lehçe kalıbını ve konuşanın niyetini dikkate alın.

Alıştırma

Bu bağlamda aynı anlama gelen standart İngilizce cümle hangisidir?

  1. I did something.
  2. I did everything.
  3. I didn't do anything.
Cevabı göster

I didn't do anything.

But the cops aren't buying that, Deyimler

0:56

Ama polisler bunu yutmamış,

Deyimler

aren't buying that: bir iddiaya inanmamak

Buy fiilinin nesnesi bir iddia, hikâye, mazeret, it veya that olduğunda fiil “doğru ya da ikna edici kabul etmek” anlamına gelebilir. Bu nedenle aren't buying that, “o açıklamaya inanmıyorlar” demektir. Burada that, kurdun önceki inkârını gösterir. Polisler hikâyeyi reddediyor; bir şeyi satın almayı reddetmiyorlar.

Alıştırma

Cümleyi “mazerete inanmıyor” anlamına gelen buy biçimiyle tamamlayın: Maya heard his excuse, but she isn't ____ that.

Cevabı göster

buying

and they're all like,

0:57

ve şöyle demişler,

"You got three priors, mate, Kelime

0:58

"Üç sabıkan var, dostum,

Kelime

three priors: önceki üç ceza mahkûmiyeti

Burada priors, ceza adaleti bağlamında kullanılan gayriresmî çoğul bir isimdir. prior convictions ifadesinin kısaltılmış hâlidir; dolayısıyla three priors, daha önce verilmiş üç ceza mahkûmiyeti anlamına gelir. Polis veya mahkeme konuşmalarında priors önündeki sayı genellikle sıradan geçmiş olayları değil, önceki mahkûmiyetlerin sayısını belirtir. Bu ifade kişinin zaten bir sabıka kaydı olduğunu gösterir.

Alıştırma

Bir polis konuşmasında 'He has three priors' ne anlama gelir?

  1. Kişinin üç ana önceliği vardır.
  2. Kişinin daha önce üç ceza mahkûmiyeti vardır.
  3. Kişinin daha önce üç randevusu vardır.
Cevabı göster

Kişinin daha önce üç ceza mahkûmiyeti vardır.

and that Monaro's stolen. Kültür

0:59

üstelik o Monaro da çalıntı.

Kültür

that Monaro's: Monaro bir otomobil modeli, 's ise is

Monaro, Avustralyalı Holden markasına ait bir otomobil modelinin adıdır. Bu cümlede that Monaro, belirli bir otomobili ifade eder; bir kişi veya yer adı değildir. Monaro's içindeki 's, is sözcüğünün kısaltmasıdır: that Monaro is stolen. Stolen, otomobilin çalıntı olduğunu veya çalınmış durumda bulunduğunu anlatır.

Alıştırma

Cümledeki kısaltmayı açın: That Monaro's stolen. → That Monaro ____ stolen.

Cevabı göster

is

So, tell it to the judge, buddy." Deyimler

1:00

O yüzden, bunu hakime anlat, ahbap."

Deyimler

tell it to the judge: bir bahaneyi geri çevirme

Tell it to the judge, bir mazereti ya da inkârı küçümseyerek reddeden bir cevaptır. Konuşan kişi açıklamayı kabul etmez ve karşısındakine bunu hâkime anlatmasını söyler. Buradaki it, fiziksel bir nesneyi değil, diğer kişinin anlattıklarını, mazeretini veya savunmasını ifade eder. Bu nedenle ifade yaklaşık olarak “Sana inanmıyorum; bu açıklamayı mahkemeye sakla” demektir.

Alıştırma

Bu cümlede tell it to the judge ne anlatıyor?

  1. Mazeretini kabul etmiyorum; mahkemede açıkla.
  2. Hâkim bazı iyi haberler duymak istedi.
  3. Bu nesneyi hâkime ver.
Cevabı göster

Mazeretini kabul etmiyorum; mahkemede açıkla.

So, they put the wolf in jail.

1:02

Böylece kurdu hapse atmışlar.

Then,

1:04

Sonra,

the other pig, Gruey,

1:05

diğer domuzcuk Gruey,

came and helped rebuild Jingo's house.

1:06

gelip Jingo'nun evini yeniden yapmasına yardım etmiş.

But this time,

1:08

Fakat bu kez,

she used Bessa blocks. Kültür

1:09

Bessa briket blokları kullanmış.

Kültür

Bessa blocks: inşaat için beton bloklar

Bu inşaat bağlamında Bessa blocks, duvar örmek için kullanılan beton duvar bloklarını ifade eder. Avustralya İngilizcesinde yaygın olarak Besser blocks denilen yapı malzemesine işaret eder; çocukların oynadığı oyuncak bloklar değildir. Bu bloklardan söz edilmesi, samandan çok daha sağlam bir yapı malzemesinin kullanıldığını gösterir: ev, sağlam beton birimlerle yeniden inşa edilmektedir.

Alıştırma

İnşaat bağlamına göre Bessa blocks nedir?

  1. Duvar yapmak için kullanılan beton bloklar.
  2. Yumuşak yalıtım parçaları.
  3. Oyuncak olarak kullanılan küçük ahşap bloklar.
Cevabı göster

Duvar yapmak için kullanılan beton bloklar.

Dad, wait.

1:10

Baba, bekle.

Uh yep.

1:11

Hı hı.

And they build a rad pool Kelime

1:13

Ve harika bir havuz yapmışlar

Kelime

rad: “çok havalı” anlamında gayriresmî övgü

Rad, çok havalı ya da mükemmel anlamına gelen gayriresmî bir argo sözcüktür. Bu cümlede havuzu öven bir sıfattır; radyasyonla ilgisi yoktur. Bu sözcük övgüye enerjik ve şakacı bir hava katar. Bu kullanım yirminci yüzyılın sonlarındaki gençlik, sörf ve kaykay argosuyla güçlü biçimde ilişkilendirildiği için bilinçli olarak retro da duyulabilir.

Alıştırma

And they build a rad pool cümlesinde rad ne anlama gelir?

  1. çok havalı veya mükemmel
  2. sıradan ve ilgi çekici olmayan
  3. radyasyon nedeniyle tehlikeli
Cevabı göster

çok havalı veya mükemmel

shaped like an ice cream cone

1:14

dondurma külahı şeklinde

and filled it with lemonade.

1:16

ve içini limonatayla doldurmuşlar.

Wow, good idea.

1:17

Vay canına, iyi fikir.

Meanwhile, Anlatım akışı

1:19

Bu arada,

Anlatım akışı

Meanwhile: eş zamanlı bir olay örgüsüne geçiş

Meanwhile, az önce sözü edilen olayla yaklaşık aynı zamanda gerçekleşen farklı bir eylem veya durumu tanıtır. Cümlenin başında kullanıldığında ardından genellikle virgül gelir. Hikâye anlatımında dikkati başka bir kişiye, yere veya olay örgüsüne taşır. Yalnızca sıradaki olayı belirtmez.

Alıştırma

Eylemlerin zaman bakımından örtüştüğünü gösteren, bu dersteki tek sözcüklük geçiş ifadesiyle kısa hikâyeyi tamamlayın: Ava prepared dinner. ____, Ben set the table.

Cevabı göster

Meanwhile

the big bad wolf got a softie judge Kelime

1:19

büyük kötü kurt yufka yürekli bir hakime denk gelmiş

and was out of jail on good behavior. Kültür

1:22

ve iyi halden hapisten çıkmış.

Kelime

a softie judge: fazla hoşgörülü görülen bir yargıç

Softie, acıma duygusundan kolayca etkilenen ve gereğinden çabuk taviz verebilen biri için kullanılan gündelik bir sözcüktür. a softie judge ifadesinde softie ismi judge sözcüğünden önce gelerek yargıcı yumuşak kalpli veya hoşgörülü olarak niteler. Bu ifade nesnel bir gerçeği değil, konuşanın değerlendirmesini aktarır. Konuşanın yargıcı fazla hoşgörülü bulduğunu düşündürür.

Alıştırma

a softie judge ifadesini en iyi hangi açıklama karşılar?

  1. Rahat kıyafetler giyen bir yargıç
  2. Konuşanın fazla yumuşak kalpli veya hoşgörülü bulduğu bir yargıç
  3. Alçak sesle konuşan bir yargıç
Cevabı göster

Konuşanın fazla yumuşak kalpli veya hoşgörülü bulduğu bir yargıç

Kültür

out of jail on good behavior: iyi davranışa dayalı serbest bırakılma

Out of jail, kişinin artık hapiste tutulmadığı anlamına gelir. Burada on good behavior bu sonucun dayanağını belirtir: kişi, hapis süresindeki iyi davranışları nedeniyle serbest bırakılmış veya lehine bir uygulamadan yararlanmıştır. Bu ifade tek başına tam olarak hangi hukuki sürecin uygulandığını belirtmez. Mahkûmiyetin ortadan kalktığı veya kişinin masum bulunduğu anlamına da gelmez.

Alıştırma

He was out of jail on good behavior cümlesinin en güvenli anlamı nedir?

  1. İyi davranışları nedeniyle serbest bırakıldı veya lehine bir uygulamadan yararlandı.
  2. Gardiyanların dikkati dağılmışken kaçtı.
  3. Tüm suçlamalardan resmen masum ilan edildi.
Cevabı göster

İyi davranışları nedeniyle serbest bırakıldı veya lehine bir uygulamadan yararlandı.

But the judge said,

1:24

Fakat hakim demiş ki,

"You gotta go say sorry Kalıp ifadeler

1:24

"Gidip özür dilemen gerekiyor

to those pigs

1:26

o domuzcuklardan

Kalıp ifadeler

gotta go say sorry to ...: gidip özür dilemeyi isteyen gündelik bir talimat

Bu cümlede gotta, have got to veya have to ile aynı işleve sahiptir. Bu nedenle You gotta, “yapmak zorundasın” anlamında güçlü ve gündelik bir talimattır. Gündelik konuşmada go + fiilin yalın hâli, gidip o eylemi yapmak anlamına gelebilir; dolayısıyla go say, gidip söylemek demektir. Say sorry to + kişi, özrün yöneltildiği kişiyi belirtir. Those pigs özrü alacak tarafı adlandırır; bu yüzden tüm ifade dinleyiciye gidip onlardan özür dilemek zorunda olduğunu söyler.

Alıştırma

“Gidip birinden özür dilemek zorunda olmak” anlamındaki bu dersin tam gündelik ifadesiyle talimatı tamamlayın: You ____ the coach after the game.

Cevabı göster

gotta go say sorry to

or you're back in here, buddy." Ton ve niyet

1:26

yoksa buraya geri dönersin, dostum."

Ton ve niyet

or you're back in here: “yoksa” anlamındaki or

Burada or, iki seçenek arasında tarafsız bir tercih sunmaz; “yoksa” veya “aksi hâlde” anlamına gelir. Önceki emri, bu emri reddetmenin sonucuna bağlar: dinleyici itaat etmezse yeniden buraya dönecektir. Yeniden kullanılabilecek kalıp, emir veya gereklilik + or + sonuç biçimindedir. Sonuç çoğu zaman istenmeyen bir durumdur. Bu sahnede here hapishaneyi veya gözaltı yerini belirtir; şimdiki zaman biçimindeki you're back ise sonucu hemen gerçekleşecek ve kesinmiş gibi gösterir.

Alıştırma

Hangi cümlede or bir seçim sunmak yerine “yoksa” anlamında kullanılmıştır?

  1. You can take the bus or walk.
  2. Would you like soup or salad?
  3. Show your ticket, or you can't enter.
Cevabı göster

Show your ticket, or you can't enter.

So, the wolf went 'round Jingo's new joint, Kelime

1:28

Bunun üzerine kurt Jingo'nun yeni mekanına gitmiş,

Kelime

went 'round Jingo's new joint: Birinin Yeni Evini Ziyaret Etmek

Bu cümlede went 'round Jingo's new joint, “Jingo'nun yeni yerine veya evine ziyarete gitti” anlamına gelir. 'round sözcüğündeki kesme işareti, around sözcüğünün başındaki a'nın atıldığını gösterir; joint ise bir yer için kullanılan argo bir sözcüktür ve burada Jingo'nun evini anlatır. Sözcükleri birlikte, birini evinde ziyaret etmeyi anlatan gündelik bir ifade olarak anlayın. Joint burada vücuttaki bir eklemi veya esrar sigarasını anlatmaz.

Alıştırma

Bu bağlamda “The wolf went 'round Jingo's new joint” ne anlama gelir?

  1. Jingo'nun yeni evini ziyaret etti.
  2. Jingo'nun çevresinde daire çizerek yürüdü.
  3. Jingo'nun yaralı diz eklemini kontrol etti.
Cevabı göster

Jingo'nun yeni evini ziyaret etti.

and Jingo and Gruey said,

1:30

ve Jingo'yla Gruey şöyle demiş:

"Yeah, mate.

1:31

"Tamamdır, dostum.

It's all cool. Ton ve niyet

1:32

Sıkıntı yok.

Ton ve niyet

It's all cool: Sorunun Sona Erdiğini Söylemek

Burada It's all cool, “Artık her şey yolunda” veya “Sorun yok” anlamına gelir. Cool, sıcaklığın düşük olduğunu değil, durumun kabul edilebilir olduğunu anlatır. Bir özre cevap olarak kullanıldığında, konuşanın özrü kabul ettiğini ve anlaşmazlığı sürdürmek istemediğini göstererek karşı tarafı rahatlatır.

Alıştırma

Bir arkadaşınız biraz su döktüğü için özür diliyor. Hangi cevap özrü kabul ettiğinizi gündelik bir şekilde gösterir?

  1. The room is very cool.
  2. I still haven't forgiven you.
  3. It's all cool.
Cevabı göster

It's all cool.

Just don't try and eat us." Ton ve niyet

1:32

Sadece bizi yemeye falan kalkma."

Ton ve niyet

Just don't...: rahat bir tonla net bir sınır koymak

Just don't... ifadesinde just, isteği tek ve basit bir koşul gibi sunar; ancak don't sınırı yine açıkça belirtir. Anlamı şudur: senden yapmamanı istediğim tek bir şey var. Buradaki just, “yalnızca denemek” demek değildir. Try and eat, try to eat yapısının konuşma dilindeki gayriresmî bir alternatifidir. Cümle bütünüyle iş birliğine açık olunduğunu gösterirken kesin bir koşul ekler: konuşanları yemeye çalışmamak.

Alıştırma

Bu konuşmada Just don't try and eat us. nasıl bir işlev görüyor?

  1. Anlaşmadaki tüm sınırları kaldırır.
  2. Dinleyiciden bu eylemi denemesini ister.
  3. İş birliğini kabul ederken tek ve açık bir koşul koyar.
Cevabı göster

İş birliğini kabul ederken tek ve açık bir koşul koyar.

And the wolf's like,

1:34

Kurt da şöyle demiş,

"Yeah, fair enough. Ton ve niyet

1:34

"Evet, haklısınız.

Ton ve niyet

fair enough: makul bir görüşü veya koşulu kabul etmek

Fair enough, bir şeyin makul olduğunu ve konuşanın bunu kabul ettiğini belirten kalıplaşmış bir konuşma yanıtıdır. Bir açıklamayı, itirazı veya koşulu kabul etmek için kullanılabilir. Bu konuşmada kişi, karşısındakinin koyduğu sınırı kabul eder. İfade çoğu zaman küçük bir ödün anlamı taşır: konuşan kişi hevesli olmayabilir veya tamamen aynı fikirde olmayabilir, ancak söylenenin makul olduğunu kabul eder.

Alıştırma

Bir arkadaşınız makul bir koşulu açıklıyor. Fair enough. büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Bunu makul buluyor ve kabul ediyorum.
  2. Koşulu duymadım.
  3. Bu koşulun tamamen haksız olduğunu düşünüyorum.
Cevabı göster

Bunu makul buluyor ve kabul ediyorum.

I'm going vegan anyway.

1:35

Zaten vegan olacağım.

I just eat tofu."

1:36

Sadece tofu yiyeceğim."

So, they invited him in for a swim Kalıp ifadeler

1:38

Böylece, arkadaş olmayı denemek için

to try and make friends,

1:39

onu yüzmeye davet etmişler,

Kalıp ifadeler

invite someone in for something: birini içeri davet edip bir şey sunmak

invite someone in for something yapısında davet edilen kişi invite fiilinden sonra gelir; in, kişinin bir yere ya da etkinlik alanına içeri çağrıldığını; for ise etkinlik, yiyecek veya içecek gibi amacı gösterir. Burada invited him in for a swim, ondan havuza girip kendileriyle yüzmesini istedikleri anlamına gelir. Tekrar kullanılabilen kalıp invite + kişi + in + for + isim şeklindedir. Kişi in kelimesinden önce gelir: We invited her in for coffee.

Alıştırma

Cümleyi doğru tamamlayan ifadeyi seçin: When Maya arrived at our door, we ___ a cup of tea.

  1. invited in her for
  2. invited her for in
  3. invited her in for
Cevabı göster

invited her in for

but he kept peeing in the pool. Dilbilgisi

1:40

fakat kurt havuza işeyip duruyormuş.

Dilbilgisi

kept peeing: süren veya tekrarlanan eylemler için keep + -ing

Keep + -ing, bir eylemin sürdüğünü veya tekrar tekrar gerçekleştiğini anlatır. Kept, keep fiilinin geçmiş zamanıdır; bu yüzden he kept peeing, davranışın geçmişte sürdüğü ya da defalarca gerçekleştiği, yalnızca bir kez olmadığı anlamına gelir. Bu yapı, dikkat çeken veya rahatsız edici bir davranışın devam ettiği izlenimini verebilir. Bu cümlede sorun, eylemin tekrarlanmasıdır.

Alıştırma

Cümleyi keep + -ing yapısının geçmiş biçimi ve beep fiiliyle tamamlayın: The smoke alarm ____ all night.

Cevabı göster

kept beeping

Ew.

1:42

İğrenç.

So, the pigs were like,

1:44

Bunun üzerine domuzcuklar demiş ki,

"Stop peeing in our pool, mate.

1:44

"Havuzumuza işemeyi bırak, dostum.

It's lemonade,

1:46

O limonata,

and we're trying to drink it."

1:47

ve biz onu içmeye çalışıyoruz."

But really,

1:48

Fakat doğrusu,

even if it wasn't lemonade, Dilbilgisi

1:49

limonata olmasaydı bile,

you shouldn't do it anyway. Ton ve niyet

1:50

yine de bunu yapmamalısın.

Dilbilgisi

even if it wasn't lemonade: sonuç değişmiyor

Even if, doğru olabilecek veya olmayabilecek bir koşul sunar ve ardından ana sonucun değişmediğini gösterir. Burada sıvının limonata olup olmaması, yapılan şeyin yanlış olduğu değerlendirmesini değiştirmez. Olası bir koşul sonucu, kararı veya tavsiyeyi değiştirmediğinde even if kullanılır.

Alıştırma

Koşulun kararı değiştirmeyeceğini gösteren iki kelimelik bağlaçla cümleyi tamamlayın: We will continue the game ____ it starts raining.

Cevabı göster

even if

Ton ve niyet

shouldn't do it anyway: olumsuz değerlendirme hâlâ geçerli

Shouldn't, konuşanın bir davranışın uygun olmadığı yönündeki tavsiyesini veya değerlendirmesini ifade eder. Cümlenin sonundaki anyway, “az önce belirtilen koşula veya bahaneye bakılmaksızın” demektir. Shouldn't do it anyway bir bütün olarak önceki noktanın bir istisna oluşturmadığını söyler: o davranış hâlâ yapılmaması gereken bir şeydir. Buradaki anyway, davranışın nasıl yapıldığını anlatmaz.

Alıştırma

Bu cümle ne anlama geliyor? The file looks old, but you shouldn't delete it anyway.

  1. Dosyayı herhangi bir yöntemle silebilirsin.
  2. Dosya eski göründüğü için onu silmelisin.
  3. Dosyanın eski olması, onu silmeme tavsiyesini değiştirmez.
Cevabı göster

Dosyanın eski olması, onu silmeme tavsiyesini değiştirmez.

It's full of nitrates,

1:51

Nitratla dolu,

and now we're gonna have to put heaps of algicide in. Notlar

1:52

ve şimdi havuzun içine bir sürü yosun önleyici dökmek zorunda kalacağız."

Dilbilgisi

gonna have to: koşulların yarattığı gelecekteki zorunluluk

be + gonna have to + fiilin yalın hâli yapısı, mevcut veya beklenen bir durumun gelecekteki bir eylemi gerekli kılacağını anlatır. Burada we're gonna have to put... ifadesi, havuzdaki sorun yüzünden konuşanların daha sonra kimyasalı eklemek dışında uygulanabilir bir seçeneği olmadığını belirtir. Gonna, going to ifadesinin resmî olmayan konuşma biçimidir. Bu ifade yalnızca bir eylemi öngörmez; have to zorunluluk veya gereklilik anlamı ekler ve isteksizlik, zahmet ya da durumu kabullenme hissi verebilir.

Alıştırma

'going to have to' ifadesinin gayriresmî konuşma biçimiyle cümleyi tamamlayın: The road is closed, so we're ____ take another route.

Cevabı göster

gonna have to

Öbek fiiller

put heaps of algicide in: put + nesne + in

Put + nesne + in, bir şeyi bir yerin, kabın veya karışımın içine koymak ya da eklemek anlamına gelir. Bu cümlede tam nesne heaps of algicide, put ile in arasında yer alır; hedefin havuz olduğu bağlamdan anlaşılır. Heaps of çok miktarda anlamına gelir, algicide ise yosunları öldürmek için kullanılan bir maddedir. put ... in ayrılabilen bir yapıdır: nesne fiil ile parçacığın arasına gelebilir. Konumu sabit olan zamirlerde bu nokta özellikle önemlidir.

Alıştırma

The batteries daha önce belirtildi. put ... in yapısında 'the batteries' yerine 'them' sözcüğünü doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. Please them put in before you turn on the toy.
  2. Please put them in before you turn on the toy.
  3. Please put in them before you turn on the toy.
Cevabı göster

Please put them in before you turn on the toy.

But the big bad wolf kept saying,

1:54

Fakat kötü kurt sürekli şöyle diyormuş,

"Look, I didn't pee in the pool."

1:56

"Bakın, havuza falan işemedim ben."

And the pigs are like,

1:58

Ve domuzcuklar da şöyle diyormuş,

"Yeah, you did." Dilbilgisi

1:58

"Evet, işedin."

Dilbilgisi

Yeah, you did: did ile önceki eylemi temsil edip vurgulamak

Bu yanıtta did, daha önce konuşulan geçmişteki eylemin, yani havuza işeme eyleminin yerini tutar. Böylece konuşan kişi fiil grubunun tamamını tekrarlamaz. Buradaki did yeni bir eylem değil, önceki eylemi temsil eden bir yardımcı fiildir. Yanıt bir inkârı reddettiği için Yeah, you did. doğrudan “Hayır, gerçekten yaptın” anlamında bir karşı çıkıştır. Yardımcı fiil zamana uymalıdır: şimdiki zaman için do veya does, geçmiş zaman için did kullanılır.

Alıştırma

Maya, “I didn't leave the window open.” diyor. Pencereyi açık bıraktığından eminsiniz. Hangi yanıt eylemi tekrarlamadan ona doğrudan karşı çıkar?

  1. Yes, you do.
  2. Yes, you were.
  3. Yes, you did.
Cevabı göster

Yes, you did.

And he's like,

1:59

O ise şöyle demiş,

"Nuh-uh, I don't do that sort of thing. Notlar

2:00

"Hayır, ben öyle şeyler yapmam.

Ton ve niyet

Nuh-uh: konuşma dilinde kullanılan samimi bir hayır

Nuh-uh, sözlü bir olumsuz yanıtın sesini yazıyla gösterir. Burada “Hayır” veya “Bu doğru değil” anlamına gelir ve konuşan kişi açıklama eklemeden önce suçlamayı hemen reddeder. Bu, sesli bir tepkiyi temsil eden bir ünlemdir; sıradan bir kelimenin standart yazımı değildir. En çok samimi konuşmalarda, altyazılarda ve konuşma dilini taklit eden metinlerde görülür.

Alıştırma

İngilizce cümlenin tamamını dinleyip duyduğunuz cümleyi seçin. Baştaki yanıtın /n/ sesiyle başlayıp başlamadığına dikkat edin.

  1. Uh-huh, I did take your pen.
  2. Nuh-uh, I didn't take your pen.
Cevabı göster

Nuh-uh, I didn't take your pen.

Kalıp ifadeler

that sort of thing: benzer davranışları veya nesneleri gruplama

that sort of thing, “o tür davranış” veya “buna benzer başka şeyler” anlamına gelir. that, az önce sözü edilen ya da konuşanların zaten bildiği bir davranışa gönderme yapar; thing ise onu genel biçimde ifade eder. Burada sort, kind veya type gibi “tür” anlamına gelen bir isimdir; “düzenlemek ya da sınıflandırmak” anlamındaki fiil değildir. do that sort of thing, belirli bir davranışı daha geniş bir kategoriye yerleştirir; böylece benzer davranışları tek tek saymak gerekmez.

Alıştırma

Cümleyi “diğer benzer ürünler” anlamındaki ders ifadesiyle tamamlayın: The shop sells cards, ribbons, gift bags, and ____.

Cevabı göster

that sort of thing

It's against my religion." Kelime

2:01

Bu inancıma aykırı."

Kelime

against my religion: gerçek anlamda yasak ve komik abartı

Kelime anlamıyla It's against my religion, konuşanın dini inançlarının veya kurallarının bu eylemi yasakladığını belirtir. Burada against, “çatışan” veya “tarafından yasaklanan” anlamındadır. Abartılı ve komik bir bahanede konuşan kişi, “I would never do that” düşüncesini kesin göstermek için de bu ifadeyi kullanabilir. Söylemin samimi mi yoksa abartılı mı olduğunu bağlam ve ton belirler; cümle tek başına iki yorumdan birini kanıtlamaz.

Alıştırma

Yargılayın: Tanımadığınız kişilerle yapılan resmî bir toplantıda, sıradan bir işi yalnızca sevmediğinizde şaka olarak “It's against my religion” demek genellikle güvenlidir.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Yanlış

So, the next day,

2:03

Bunun üzerine, ertesi gün,

they put this stuff in the pool

2:04

havuzun içine bir madde dökmüşler,

that makes lemonade turn purple Dilbilgisi

2:05

biri içine işerse

if you pee in it.

2:07

limonatayı mora çeviren türden.

Dilbilgisi

make + nesne + fiilin yalın hâli ... if ...

makes lemonade turn purple ifadesinde make + nesne + fiilin yalın hâli kalıbı kullanılır. Lemonade nesnedir; turn ise to almayan yalın fiildir. Turn purple, “değişip mor olmak” anlamına gelir; dolayısıyla yan cümle sebep olunan bir sonucu anlatır. If you pee in it, bu sonucu tetikleyen koşulu ekler. Bu kalıp, bir neden ile sonucunu, sonucun ortaya çıktığı koşula bağlayabilir: X makes Y do/change if Z happens.

Alıştırma

Cümleyi make ve flash fiillerinin doğru biçimleriyle tamamlayın: The sensor ____ the warning light ____ if the door stays open.

Cevabı göster

makes · flash

They didn't tell this to the big bad wolf,

2:08

Kötü kurda bundan bahsetmemişler,

and he's there swimming, Dilbilgisi

2:09

ve kurt orada yüzüyor,

eating some couscous,

2:11

biraz kuskus yiyor,

talking about the Broncos. Kültür

2:12

ve Broncos ragbi takımından bahsediyormuş.

Dilbilgisi

Sahne kurmak için be there + -ing

He's, he is ifadesinin kısaltılmış biçimidir. He's there swimming ifadesinde there, daha önce söz edilen sahneyi gösterir; swimming ise o sırada devam eden eylemi belirtir. Be there + -ing, bir kişiyi sahnenin içine yerleştirir ve o anda ne yaptığını gösterir. Konuşma dilindeki anlatılarda bu kalıp, dinleyicinin eylemi gözünde canlandırmasına yardımcı olur. Eating some couscous ve talking about the Broncos örneklerinde olduğu gibi, aynı anda gerçekleşen etkinlikleri sıralamak için başka -ing ifadeleri de eklenebilir.

Alıştırma

Hangi cümle, Ben'in o sahnede bulunduğunu ve o anda beklediğini göstermek için be there + -ing yapısını doğal biçimde kullanır?

  1. When I entered, Ben had waited by the window.
  2. When I entered, Ben was there waiting by the window.
  3. When I entered, Ben went there to wait by the window.
Cevabı göster

When I entered, Ben was there waiting by the window.

Kültür

Bir spor takımı adı olarak the Broncos

Burada büyük harfle yazılan çoğul ad the Broncos bir spor takımı adı olarak kullanılır; vahşi veya henüz evcilleştirilmemiş atlar anlamındaki sıradan çoğul broncos değildir. İngilizcede takım lakapları genellikle the alır: the Broncos, the Tigers, the Lions. Avustralya sporları bağlamında bu ad Brisbane Broncos takımını anlatıyor olabilir, ancak yalnızca bu cümleden kesin kulübü belirlemek mümkün değildir. Önemli olan, konuşmacının bir takım hakkında doğal biçimde sohbet ettiğini anlamaktır.

Alıştırma

Bu cümlede the Broncos büyük olasılıkla ne anlama geliyor?

  1. Bir grup vahşi at
  2. Bir konuşma türü
  3. Broncos lakaplı bir spor takımı
Cevabı göster

Broncos lakaplı bir spor takımı

But then he goes all quiet Kalıp ifadeler

2:13

Ama sonra birden sessizleşmiş

Kalıp ifadeler

goes all quiet: ani bir durum değişikliği

goes quiet ifadesinde go + sıfat, 'bir duruma gelmek' veya 'bir duruma girmek' anlamındadır; hareket etmeyi anlatmaz. Bu yüzden he goes quiet, kişinin konuşurken ya da normal davranırken sessizliğe geçmesini anlatır. Gündelik bir pekiştirici olan all, goes all quiet ifadesini daha canlı yapar: kişi genellikle birden veya fark edilir biçimde tamamen sessizleşir. Aynı kalıp go silent, go dark ve go wrong gibi ifadelerde de kullanılabilir.

Alıştırma

Biri sohbet ederken zor bir sorudan sonra birden konuşmayı bıraktı. Bu değişikliği en iyi hangi cümle gösterir?

  1. He was quiet all afternoon.
  2. He told everyone to be quiet.
  3. He went all quiet after the question.
Cevabı göster

He went all quiet after the question.

and stares into space Deyimler

2:14

ve boşluğa dalmış

Deyimler

stares into space: hiçbir şeye odaklanmadan ileriye bakmak

Stare into space, bir süre belirli bir şeye odaklanmadan ileriye bakmak demektir. Buradaki space uzay değil, kişinin önündeki boş alandır. Bu ifade yalnızca kişinin dışarıdan nasıl göründüğünü anlatır. Hayal kurmayı, endişeyi, şaşkınlığı ya da derin düşünceyi ima edebilir; asıl neden bağlamdan anlaşılır.

Alıştırma

İleriye bakıp hiçbir şeye odaklanmamak anlamındaki bu dersin ifadesiyle cümleyi tamamlayın: After the long exam, Leo sat by the window and ____ for a minute.

Cevabı göster

stared into space

for a second

2:15

bir saniyeliğine

with this sort of faraway look in his eyes.

2:16

gözlerinde böyle uzaklara bakan bir ifadeyle.

And the kids are like,

2:17

Ve çocuklar demiş ki,

"Here we go." Ton ve niyet

2:18

"İşte başlıyoruz."

Ton ve niyet

Here we go: beklenen bir olay başlıyor

Here we go, konuşanın beklediği bir olayın başlamak üzere olduğunu belirtebilir. Birinin mutlaka bir yere gittiği anlamına gelmez. Konuşanın tutumu, ses tonu ve durumdan anlaşılır. Hoş bir şey öncesinde heyecanlı duyulabilir; ancak burada temkinli bir kabulleniş ifade eder: beklenen sorun ya da sonuç ortaya çıkmak üzeredir.

Alıştırma

Mia'nın bilgisayarı üçüncü kez donuyor ve Mia iç çekiyor. Söylemesi en muhtemel cümle hangisidir?

  1. Let's go again.
  2. Here you go again.
  3. Here we go again.
Cevabı göster

Here we go again.

And suddenly,

2:19

Ve aniden,

the lemonade turns purple

2:20

limonata mora dönmüş

all around him,

2:21

etrafındaki her yerde,

and the pigs are like,

2:22

ve domuzcuklar demiş ki,

"Ah, see?

2:22

"Ah, gördün mü?

You're a grub." Kelime

2:24

Seni pislik."

Kelime

You're a grub: Avustralya İngilizcesinde bir hakaret

Bu cümlede grub, kirli, iğrenç veya aşağılık bir kişi için kullanılan, Avustralya İngilizcesine özgü gayriresmî bir hakarettir. Rahatsız edici görülen bir davranış yüzünden doğrudan kişiye saldırır; burada “larva” veya “yiyecek” anlamına gelmez. You're a ... yapısı, olumsuz etiketi doğrudan karşıdaki kişiye yükler. Bu nedenle tarafsız bir betimleme değil, kişisel bir hakarettir.

Alıştırma

Doğru mu, yanlış mı? Davranışından hoşlanmadığınız, yakın olmadığınız bir iş arkadaşınıza You're a grub demek tarafsız ve uygundur.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Yanlış

So, the wolf was really embarrassed,

2:25

Kurt gerçekten çok utanmış,

and he ran out crying. Kalıp ifadeler

2:26

ve ağlayarak kaçıp gitmiş.

Kalıp ifadeler

ran out crying: eş zamanlı bir eylem için -ing

Ran out geçmiş zamandaki ana eylemdir. Crying, onun koşarak dışarı çıkarken ne yaptığını ekleyen bir -ing biçimidir: dışarı doğru hareket ederken ağlıyordu. Bir hareket fiilinden sonra gelen -ing öbeği, walked away laughing örneğindeki gibi eş zamanlı bir eylemi veya durumu anlatabilir. -ing biçimi tek başına bu eylemin daha sonra gerçekleştiğini göstermez.

Alıştırma

İki eylemin aynı anda gerçekleştiğini göstermek için cümleyi cry fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: The child ran home ____.

Cevabı göster

crying

They never saw him again.

2:27

Onu bir daha hiç görmemişler.

But apparently,

2:28

Fakat görünüşe göre,

he went on to become quite a successful tennis player. Kalıp ifadeler

2:29

daha sonra oldukça başarılı bir tenis oyuncusu olmuş.

Kalıp ifadeler

went on to become ile daha sonraki farklı bir aşama

went on to become ifadesinde went on, “yürümeye devam etti” anlamına gelmez. go on to + fiilin yalın hâli kalıbı, önceki bir olay veya aşamadan sonra kişinin farklı bir şey yaptığını ya da yeni bir sonuca ulaştığını anlatır. Burada become, daha sonra edinilen yeni bir kimliği tanıtır. Bu kalıp, biyografilerde ve hikâyelerde erken bir deneyimi daha sonraki bir gelişmeye bağlamak için sık kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi go on to yapısının geçmiş zaman biçimi ve become fiiliyle tamamlayın: After working as an editor, Nina ____ a successful novelist.

Cevabı göster

went on to become

So, you know,

2:31

Yani, anlarsınız ya,

the system works. Anlatım akışı

2:31

sistem işe yarıyor.

Anlatım akışı

the system works ile ciddi tonda ironik bir sonuç

The system works bir sonuç cümlesi olarak sunulur: önceki olayları tek bir iddiada özetler ve dinleyiciye bunları nasıl yorumlaması gerektiğini gösterir. Hikâyenin sonunda polis, mahkeme ve hapishaneyle ilgili olaylara geri dönüp sonucu başarı olarak niteler. Olaylar ve sonuç saçma olduğu için ciddi tınlayan bu sonuç eldeki gerçeklerle çelişir. Konuşmacı doğrudan onay vermek yerine görünürde övgü kullanarak komik bir son yaratan ironi yapar.

Alıştırma

Bir çevrim içi rezervasyon sitesi müşteriden iki kez ücret alıyor ancak hiçbir rezervasyon oluşturmuyor. Biri “Well, the system works.” diyor. Bu cümlenin en olası işlevi nedir?

  1. İronik eleştiri: açık bir başarısızlık, başarının kanıtı gibi sunuluyor.
  2. Sitenin nasıl kullanılacağına ilişkin talimat isteği.
  3. Samimi övgü: site amaçlanan sonucu tam olarak üretti.
Cevabı göster

İronik eleştiri: açık bir başarısızlık, başarının kanıtı gibi sunuluyor.

The end.

2:32

Son.

Again.

2:33

Bir daha.

No.

2:34

Hayır.