Yakın Olma Zorluğu: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
683 kelime 172 kel/dk

Video özeti: Sevgi dolu bir ilişkide bile yakınlık tehlikeli gelebilir. Uzaklaşma ve kontrol, reddedilme korkusunu gizleyebilir; bu korkuyu dile getirmek savunmanın yerini dürüst bir açıklamanın almasını sağlar. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “have little option but to” — Dilbilgisi ve cümle kalıpları: koşulların tek bir eylem dışında neredeyse seçenek bırakmadığını anlatın. 2. “freeze them out” — Öbek fiiller: gerçek soğukluğu değil, birini duygusal olarak dışlamak için sıcaklık veya yanıtı kasıtlı biçimde esirgemeyi anlatın. 3. “to take another person for granted.” — Deyimler ve mecazi ifadeler: birinin değerini görmemeyi ya da varlığını garanti saymayı ifade edin.

Bu derste

In order to survive in the world, Dilbilgisi

0:01

Dünyada hayatta kalabilmek için,

Dilbilgisi

In order to: amacı açıkça belirtmek

In order to + fiilin yalın biçimi, bir eylemin amacını belirtir: to'dan sonraki eylem hedeftir. Burada dünyada hayatta kalmak, daha sonra sözü edilen savunmacı davranışın neden gerekli olarak sunulduğunu açıklayan amaçtır. In order to ifadesini tek bir amaç belirteci olarak düşünün. Buradaki order, “emir” veya “sıra” anlamına gelmez. Yalnızca to ile kurulan mastara kıyasla in order to, özellikle özenli açıklamalarda amaç ilişkisini daha açık hâle getirir.

Alıştırma

Cümleyi üç sözcüklü amaç belirteciyle tamamlayın: I saved the map ____ find the hotel more easily.

Cevabı göster

in order to

we have little option but to spend our lives being rather defended. Dilbilgisi

0:03

hayatımızı oldukça savunmacı bir şekilde geçirmekten başka pek bir seçeneğimiz yoktur.

Dilbilgisi

Have little option but to: neredeyse kaçınılmaz bir eylem

Have little option but to + fiilin yalın biçimi, koşulların neredeyse hiçbir gerçekçi alternatif bırakmadığını belirtir. To'dan sonraki eylem, kişinin uygulamada yapmak zorunda olduğunu hissettiği eylemdir. Little, ifadeyi no kullanımına göre biraz daha az kesin yapar; ancak genel anlam yine özgür bir tercihi değil, kısıtlanmayı vurgular. Bu yapıda but to, geriye kalan eylem yolunu tanıtır; but yalnızca iki ifadeyi karşılaştıran sıradan bir bağlaç değildir.

Alıştırma

Have little option but to yapısını geçmiş zamanda kullanın: With the only bridge closed, we ____ wait until morning.

Cevabı göster

had little option but to

That is, at one remove from our more vulnerable sides, Deyimler

0:07

Yani, daha savunmasız yönlerimizden bir adım uzakta,

Deyimler

at one remove from: bir katman uzakta

Burada at one remove from, bir şeyle doğrudan bağlantılı olmak yerine arada tek bir mesafe veya aracılık katmanı bulunması anlamına gelir. Remove burada “bir ayrılık derecesi” anlamında bir isimdir; “uzaklaştırmak” anlamındaki fiil değildir. Bu ifade, daha savunmasız yanlarımızı dolaylı biçimde deneyimlediğimiz veya psikolojik olarak mesafeli durduğumuz bir şey gibi sunar. Genel olarak at one remove from X, arada bir katman bulunduğu için X ile doğrudan temas hâlinde olmamak demektir.

Alıştırma

at one remove from our more vulnerable sides ifadesinde at one remove from nasıl bir ilişkiyi anlatır?

  1. O yanlar hakkındaki tüm bilgimizi kalıcı olarak kaybetmişizdir.
  2. Bizimle o yanlar arasında dolaylı bir katman vardır.
  3. O yanlar fiziksel olarak bir kez taşınmıştır.
Cevabı göster

Bizimle o yanlar arasında dolaylı bir katman vardır.

closed off from certain emotions, Öbek fiiller

0:10

belirli duygulara kapalı,

Öbek fiiller

closed off from: duygusal erişimin engellenmesi

Closed off from, temasın veya erişimin engelleneceği şekilde bir şeyden ayrılmış olmak demektir. Burada duygusal bir durumu anlatır: örtük özne belirli duygulardan kopuktur ve bu duyguları tam olarak hissedemeyebilir veya ifade edemeyebilir. Closed off, bir durumu tanımlayan geçmiş zaman ortacı yapısıdır; from ise birinin ya da bir şeyin ayrı olduğu duyguları, kişileri, bilgileri veya yerleri belirtir.

Alıştırma

Cümleyi hedef ifade closed off from ile tamamlayın: After the argument, Maya felt ____ her closest friends.

Cevabı göster

closed off from

focused in many cases on not feeling. Dilbilgisi

0:13

çoğu durumda hiçbir şey hissetmemeye odaklanmış olarak.

Dilbilgisi

focused ... on not feeling yapısı

Focused ... on not feeling, focus on + -ing biçimi yapısını kullanır. in many cases sözleri focused ile on arasına girmiştir; ancak on yine de dikkatin yöneldiği eylemi tanıtır. on edatından sonra feel değil feeling kullanılır. not, -ing biçiminin hemen önüne gelerek bu eylemi olumsuz yapar: odak, hissetmekten kaçınmaktır. Bu bağlamda not feeling, belirli bir duyumu fark edememeyi değil, duygusal deneyimden kaçınmayı anlatır.

Alıştırma

Cümleyi focus on + not + make kullanarak tamamlayın: During the drill, the team focused ____ mistakes.

Cevabı göster

on not making

And yet, in relationships, Anlatım akışı

0:16

Oysa ki, ilişkilerde,

quite the opposite is required. Kalıp ifadeler

0:18

tam tersi gereklidir.

Anlatım akışı

Beklenmedik karşıtlık belirteci olarak And yet

Cümlenin başındaki And yet, dinleyiciye önceki düşünceden onunla karşıtlık oluşturan bir düşünceye geçildiğini bildirir. Önceki ifade hâlâ doğru olabilir; ancak yeni ifade zıt veya beklenmedik bir yöne işaret eder. Burada yet, not yet ifadesindeki gibi “şimdiye kadar” anlamına gelmez. and ile birlikte düşünce akışını düzenler ve even so ya da nevertheless gibi karşıtlığı daha güçlü vurgular.

Alıştırma

Bu cümlede And yet neyi gösterir: The plan looks safe. And yet, no one has tested it?

  1. Testin şimdiye kadar yapılmadığını söyler.
  2. Önceki ifadeyle beklenmedik bir karşıtlık kurar.
  3. Önceki ifadeyi destekleyen başka bir neden ekler.
Cevabı göster

Önceki ifadeyle beklenmedik bir karşıtlık kurar.

Kalıp ifadeler

quite the opposite: vurgulu bir tersine dönüş

Bu cümlede quite the opposite, “tam tersi” anlamına gelir. Yazar, savunmacı ve duygusal olarak kapalı olmayı ilişkilerin gerektirdiği açıklık ve kırılganlıkla karşılaştırır. Burada quite, opposite sözcüğünü güçlendirir. “Biraz” veya “bir ölçüde” anlamına gelmez. Bu kalıp çoğunlukla bir beklentiyi düzeltmek ya da az önce söylenen düşünceyi açıkça tersine çevirmek için kullanılır.

Alıştırma

“Tam tersi” anlamına gelen dersteki kalıpla cümleyi tamamlayın: Maya expected the new schedule to be stressful, but it was ____.

Cevabı göster

quite the opposite

To be good at love

0:20

Aşkta iyi olmak

means to have a capacity to reveal one's hurt, Kalıp ifadeler

0:21

kişinin acılarını,

desire, and tender sides.

0:23

arzularını ve şefkatli yanlarını açığa çıkarma kapasitesine sahip olması demektir.

Kalıp ifadeler

have a capacity to + fiil: soyut yetenek

Have a capacity to + fiil, bir şeyi yapma yeteneğine veya içsel hazırlığına sahip olmak anlamına gelir. Burada yalnızca bir beceriyi değil, kırılganlığa dayanma ve incinmişliği, arzuları ve şefkati gösterme yönündeki duygusal yeteneği de anlatır. Capacity isminden sonra eylemi belirten to mastarı gelir. Bu resmî yapı, soyut insani nitelikler, potansiyel veya bir kişinin ya da sistemin neyi kaldırabileceği hakkında konuşurken kullanışlıdır.

Alıştırma

“İçsel yeteneğe sahip olmak” anlamındaki resmî ders kalıbıyla cümleyi tamamlayın: Effective counselors ____ hear difficult truths without becoming defensive.

Cevabı göster

have a capacity to

This is quite a balancing act. Deyimler

0:26

Bu, adeta bir denge cambazlığıdır.

Deyimler

quite a balancing act: oldukça zor bir denge kurma işi

Burada a balancing act, farklı yönlere çeken iki ihtiyacı birlikte yönetmeyi anlatan bir mecazdır. Gerçek bir akrobasi hareketini veya yalnızca bedensel dengeyi korumayı ifade etmez. Quite, zorluğun dikkat çekici olduğunu vurgular: güçlü olmakla şefkat göstermek arasında denge kurmak özen ve sürekli ayarlama gerektirir. Bu ifade, birbiriyle yarışan birkaç talebin aynı anda yönetilmesi gereken her durum için kullanılabilir.

Alıştırma

Bu cümlede quite a balancing act ne anlama geliyor? “Keeping prices low while improving quality is quite a balancing act.”

  1. Bir talebi seçip diğerlerini görmezden gelmek anlamına gelir.
  2. Birbiriyle yarışan talepleri aynı anda yönetmeyi gerektirir.
  3. Gerçek anlamda bir akrobasi gösterisidir.
Cevabı göster

Birbiriyle yarışan talepleri aynı anda yönetmeyi gerektirir.

Great strength for most of the day

0:28

Günün büyük bir bölümünde muazzam bir güç

and well-handled tenderness for the few that remain.

0:30

ve geriye kalan kısa sürede iyi yönetilen bir şefkat.

It's no wonder if the journey from independence to vulnerability Dilbilgisi

0:33

Bağımsızlıktan kırılganlığa giden yolculuğun

can get rather fraught Kelime

0:37

oldukça gerginleşebilmesi

Dilbilgisi

It's no wonder if ...: eğer … olursa şaşılacak bir şey değil

It's no wonder if ... yapısı, “eğer ... olursa şaşırtıcı olmaz” anlamına gelir. Bu cümlede if yan cümlesi, yolculuğun zor ve duygusal açıdan gergin hâle gelmesini anlaşılabilir bir olası sonuç olarak sunar. No wonder, değerlendirme bildiren kalıplaşmış bir ifadedir: konuşan kişi sonucun ortaya çıkması için açık nedenler bulunduğunu söyler. Bu kalıpta wonder, “merak etmek” anlamına gelmez.

Alıştırma

Gerginliği doğrulanmış bir gerçek veya soru olarak değil, olası ve anlaşılabilir bir tepki olarak sunmak istiyorsunuz. Hangi cümle en uygundur?

  1. It's no wonder if some guests feel nervous before the ceremony.
  2. I wonder if some guests felt nervous before the ceremony.
  3. It's no wonder that some guests felt nervous before the ceremony.
Cevabı göster

It's no wonder if some guests feel nervous before the ceremony.

Kelime

get rather fraught: gergin ve zorlu hâle gelmek

Bu cümlede get rather fraught, “oldukça gergin, zorlu ve duygusal açıdan yüklü hâle gelmek” anlamındadır. Get + sıfat bir durum değişikliğini gösterir; yani yolculuk en baştan fraught olarak tanımlanmaz, zamanla bu niteliği kazanabilir. Burada fraught, yüklem görevindeki bir sıfat olarak tek başına kullanılır. Rather, değerlendirmeyi ölçülü biçimde güçlendirir: very kadar doğrudan olmadan belirgin bir dereceyi ifade eder.

Alıştırma

Cümleyi “belirgin biçimde gergin ve zorlu hâle gelmek” anlamındaki üç sözcüklük tam ifadeyle tamamlayın: As the deadline approached, the discussion began to ____.

Cevabı göster

get rather fraught

and if the desire for closeness

0:39

ve yakınlık arzusuna

can be accompanied by terror Kalıp ifadeler

0:40

dehşetin,

Kalıp ifadeler

can be accompanied by terror: iki durumun birlikte ortaya çıkması

Can be accompanied by, “birlikte ortaya çıkabilir” veya “yanında başka bir şey de bulunabilir” anlamındadır. Edilgen kalıp X can be accompanied by Y şeklindedir: X ana konudur, Y ise ona eşlik eden ek durumu veya özelliği belirtir. Burada terror, yakınlık arzusuna bir insan gibi gerçekten eşlik etmez. Bu ifade, birbirine zıt görünseler bile yakınlık isteği ile yoğun korkunun aynı anda var olabileceğini gösterir.

Alıştırma

Cümleyi “birlikte ortaya çıkmak” anlamındaki resmî edilgen ifadeyle tamamlayın: In some patients, a high fever can ____ a rash.

Cevabı göster

be accompanied by

and what looks like, Dilbilgisi

0:43

ve kötülük gibi görünen

but isn't really nastiness.

0:44

ama aslında öyle olmayan şeylerin eşlik edebilmesi hiç de şaşırtıcı değildir.

Dilbilgisi

what looks like ... but isn't really nastiness: kötü niyet gibi görünür ama gerçekte değildir

Burada what, '...olan davranış' anlamında bir isim yan cümlesi başlatır. Bu sıkıştırılmış yapıda nastiness, iki taraf için de değerlendirilen etikettir: davranış nastiness gibi görünür, ancak gerçekte öyle değildir. Kalıp önce bu izlenimin anlaşılır olduğunu kabul eder, ardından onu düzeltir. Dışarıdan görüneni davranışın gerçek niteliğinden veya nedeninden ayırır; dolayısıyla konuşmacı davranışın gerçekten kötü niyetli olduğunu söylemez.

Alıştırma

Vurgulanan ifade davranış hakkında ne söylüyor?

  1. Kötü niyetli görünmez, ancak aslında gerçekten öyledir.
  2. Eskiden kötü niyetliydi, ama artık değişti.
  3. Kötü niyetli görünür, ancak kötü niyet onun gerçek niteliği değildir.
Cevabı göster

Kötü niyetli görünür, ancak kötü niyet onun gerçek niteliği değildir.

Even after years with someone,

0:46

Biriyle yıllar geçirdikten sonra bile,

there can be a hurdle of fear Deyimler

0:48

yakınlaşmaya çalışmakla ilgili

about trying to get close.

0:50

bir korku engeli olabilir.

Deyimler

a hurdle of fear: korkunun oluşturduğu engel

Hurdle sözcüğü gerçek anlamda bir koşucunun üzerinden atladığı engeli ifade eder. a hurdle of fear ifadesinde ise birinin daha fazla yakınlaşmasını engelleyen korkunun benzetmesidir. Bu imge, engelin gerçek ve zor olduğunu ama aşılabileceğini düşündürür. Uzun bir ilişkiden sonra bile korku, kişiyle yakınlaşma eylemi arasında durmaya devam edebilir.

Alıştırma

Hangi cümle hurdle sözcüğünü aşılabilecek bir engel benzetmesi olarak kullanıyor?

  1. The athlete cleared the last hurdle and crossed the finish line.
  2. Fear was the final hurdle she had to overcome before speaking in public.
  3. The museum placed a rope barrier in front of the painting.
Cevabı göster

Fear was the final hurdle she had to overcome before speaking in public.

Two major symptoms then tend to show up. Öbek fiiller

0:52

O zaman genellikle iki temel belirti ortaya çıkar.

Öbek fiiller

Tekrarlanan örüntüler için “tend to show up”

Bu cümlede tend to show up, “genellikle fark edilir hâle gelmek veya ortaya çıkmak” anlamındadır. Tend to kesinlik değil, tekrarlanan bir örüntü bildirir; show up burada “ortaya çıkmak” demektir, “bir yere varmak” değil. Bu yapı, belirli koşullarda sık yaşananları özetlemek için kullanışlıdır: aynı koşullar tekrarlandığında bir şey, sorun, belirti ya da davranış sık sık ortaya çıkar.

Alıştırma

Cümleyi, “genellikle fark edilir hâle gelmek” anlamındaki derste geçen ifadeyle tamamlayın: During busy weeks, the same scheduling problems ____.

Cevabı göster

tend to show up

Firstly, we can get distant

0:55

Birincisi, mesafeli olabiliriz

or what psychotherapists call avoidant. Kelime

0:57

ya da psikoterapistlerin dediği gibi kaçıngan.

Kelime

Bir ilişki tepki örüntüsü olarak “avoidant”

Burada avoidant, bir ilişki rahatsız edici veya tehdit edici geldiğinde mesafe koyma ya da yakınlıktan kaçınma eğilimini anlatan bir sıfattır. Sadece tek bir görevden kaçınan birini değil, psikoterapistlerin adlandırdığı tepki örüntüsünü tanımlar. Cümle, gündelik bir tanım olan get distant ile uzmanlık terimi avoidant arasında bağlantı kurar. Bu bağlamda sözcük bir örüntüyü açıklamaya yardımcı olur; tek başına resmî bir tanı veya değişmez bir kişiliğin kanıtı değildir.

Alıştırma

İlişki örüntülerinin konuşulduğu bir bağlamda “avoidant” en doğal olarak ne anlama gelir?

  1. Cümlenin kanıtladığı resmî bir tanı
  2. Tek bir durumda belirli bir isteği reddetmek
  3. Tekrarlanan biçimde mesafe koyma veya yakınlıktan kaçınma eğilimi
  4. Topluluk önünde her konuştuğunda gergin hissetmek
Cevabı göster

Tekrarlanan biçimde mesafe koyma veya yakınlıktan kaçınma eğilimi

We want to get close to our partners,

1:00

Partnerlerimize yakınlaşmak isteriz,

but feel so anxious that we may be unwanted, Dilbilgisi

1:02

ama istenmeyebileceğimiz konusunda o kadar endişeleniriz ki,

we freeze them out a bit instead. Öbek fiiller

1:04

bunun yerine onları biraz soğukta bırakırız.

Dilbilgisi

so anxious that: derece-sonuç kalıbı

so anxious that yapısında so, anxious sıfatının derecesini güçlendirir; that ise derece-sonuç yapısının sonuç bölümünü başlatır. Kaygının, sonraki durumu etkileyecek kadar yoğun olduğunu anlatır. Buradaki so, “bu nedenle” anlamına gelmez. we may be unwanted yan cümlesi önce korkulan olasılığı verir; ardından cümle davranışsal sonucu, yani konuşanların partnerlerini uzaklaştırmasını anlatır. Yeniden kullanılabilecek kalıp so + sıfat + that + sonuç biçimindedir.

Alıştırma

Maya'nın yoğun gerginliğinin sonuca neden olduğunu göstermek için iki boşluğu doldurun: Maya was ____ nervous ____ she forgot her opening line.

Cevabı göster

so · that

Öbek fiiller

freeze them out: birini kasıtlı olarak dışlamak

Freeze someone out, birine soğuk davranmak veya onu iletişimden, kararlardan ya da yakınlıktan dışlamak anlamına gelen ayrılabilen bir öbek fiildir. Mecazidir; kimseyi gerçek anlamda üşütmekten söz edilmez. Burada them, partners sözcüğüne gönderme yapar. Konuşanlar yakınlık ister, ancak sıcaklık ve teması azaltarak kendilerini korumaya çalışır; bu yüzden partnerlerini biraz dışlarlar.

Alıştırma

freeze ... out ve doğru nesne zamiriyle tamamlayın: The group deliberately ignored Elena and stopped inviting her, trying to ____.

Cevabı göster

freeze her out

We say we're busy,

1:07

Meşgul olduğumuzu söyleriz,

we pretend our thoughts are elsewhere,

1:08

aklımızın başka yerdeymiş gibi davranırız,

we imply that a need for reassurance

1:10

güvenceye ihtiyaç duymanın

would be the last thing on our minds. Deyimler

1:12

aklımıza gelecek en son şey olduğunu ima ederiz.

Deyimler

the last thing on our minds: aklımızdaki en son şey

the last thing on someone's mind, bir kişinin o anda düşünme ya da önemseme ihtimalinin en düşük olduğu şeyi anlatır. Bu cümlede, teselli edilme ihtiyacı konuşanların düşüncelerinin neredeyse tamamen dışında gösterilir. Last, bunu zihinsel önceliklerin en altına yerleştirir; zaman bakımından son düşünülen şeyi belirtmez. Yapı, söz konusu kişiye göre değişir: the last thing on my mind, on her mind veya on our minds. Bir kişi için tekil mind, bir grup için çoğul minds kullanılır.

Alıştırma

“With the baby in the hospital, the holiday was the last thing on Maya's mind,” cümlesindeki ifade ne anlama gelir?

  1. Tatil, Maya'nın en son düşüncesiydi.
  2. Maya tatili daha sonra düşünmeyi planlıyordu.
  3. Maya tatili neredeyse hiç düşünmüyordu.
Cevabı göster

Maya tatili neredeyse hiç düşünmüyordu.

We might even have an affair,

1:14

Hatta bir ilişki bile yaşayabiliriz,

the ultimate face-saving attempt to be safely distant, Kelime

1:16

güvenli bir mesafede kalmak için nihai bir itibar kurtarma girişimi,

Kelime

Birleşik sıfat olarak face-saving

Face-saving, birini mahcubiyetten, aşağılanmadan veya toplumsal saygınlık kaybından korumaya yönelik anlamına gelen birleşik bir sıfattır. face-saving attempt ifadesinde attempt sözcüğünü niteler ve eylemin ahlaken iyi olup olmadığını değil, girişimin amacını veya işlevini anlatır. Burada ifade, ilişkiyi duygusal açıdan bağımlı veya savunmasız görünmekten kaçınmaya yönelik aşırı bir savunma olarak sunar. Daha genel olarak face-saving, kişinin onurunu ya da toplum önündeki konumunu korumasını sağlayan bir excuse, gesture, compromise veya measure için kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi “mahcubiyeti önlemeye yönelik” anlamındaki birleşik sıfatla tamamlayın: The manager offered a ____ compromise so neither team had to admit defeat.

Cevabı göster

face-saving

and often a perverse quest

1:20

ve çoğunlukla partnerimizin aşkına ihtiyacımız olmadığını iddia etmek için

to assert that we don't require the partner's love,

1:21

yapılan sapkın bir arayış,

a love that we've been too reserved to ask for. Dilbilgisi

1:25

istemeye çok çekindiğimiz bir aşka.

Dilbilgisi

too reserved to ask for: engellenen eylem ve sondaki for

too + adjective + to + verb kalıbı, bir özelliğin eylemi engelleyecek kadar güçlü olduğunu anlatır. Burada reserved, duyguları belli etmemek veya bir ihtiyacı dile getirmekten çekinmek anlamındadır; booked gibi “rezerve edilmiş” anlamına gelmez. Bu yüzden konuşanlar istedikleri sevgiyi istememiştir. a love that we've been too reserved to ask for ifadesinde that, a love ifadesine gönderme yapar. Doğal temel ifade ask for a love olduğundan, a love ilgi cümleciğinin önünde yer aldığında for cümleciğin sonunda kalır. Sondaki for gereklidir.

Alıştırma

shy ve ask for kullanarak hedef kalıpla cümleyi tamamlayın: This was the recommendation that Nora was ____.

Cevabı göster

too shy to ask for

Or else, we can get controlling, Anlatım akışı

1:28

Ya da kontrolcü olabiliriz,

what therapists call anxious. Kelime

1:30

terapistlerin dediği gibi kaygılı.

Anlatım akışı

Tehdit değil, alternatif bir yol gösteren Or else

Bu cümlenin başındaki Or else iki olası tepkiyi düzenler. Önceki olasılık mesafeli veya kaçınmacı hâle gelmektir; Or else ise diğer yolu, yani kontrolcü veya kaygılı hâle gelmeyi tanıtır. Burada alternatif olarak ya da diğer durumda anlamına gelir; itaat etmezsen kötü bir şey olacak anlamında değildir. Yaygın uyarı anlamını vermeden önce çevrede paralel olasılıkların sıralanıp sıralanmadığına bakın.

Alıştırma

Bu parçada Or else ne yapıyor? Some people withdraw when they feel insecure. Or else, they may try to control every detail.

  1. Dinleyiciyi cezayla tehdit eder.
  2. İkinci tepkinin birinciden önce gerçekleştiğini söyler.
  3. Başka bir olası tepkiyi tanıtır.
Cevabı göster

Başka bir olası tepkiyi tanıtır.

Kelime

İlişki tepki örüntüsü etiketi olarak anxious

İlişkilerle ilgili bu terapi bağlamında anxious, kişi duygusal uzaklıktan korktuğunda ortaya çıkan bir tepki biçimini adlandırır: güvence arar, yakınlığı yeniden kurmaya çalışır veya kontrolcü olur. Yalnızca geçici bir gerginliği değil, tepkinin arkasındaki örüntüyü anlatır. Burada what therapists call anxious, kaygılı bağlanma tepkisi veya örüntüsü için kullanılan gayriresmî ve kısaltılmış bir etikettir. Bu konuşmada betimleyicidir; klinik bir tanı veya kişinin her zaman böyle davrandığının kanıtı değildir.

Alıştırma

Hangi cümlede anxious, notta açıklanan ilişki tepki örüntüsünü anlatıyor?

  1. Mina feels anxious before tomorrow's exam.
  2. Whenever Lee senses emotional distance, he seeks constant reassurance and tries to control every plan; his counselor calls this an anxious response.
  3. After a long run, Paolo feels tired.
Cevabı göster

Whenever Lee senses emotional distance, he seeks constant reassurance and tries to control every plan; his counselor calls this an anxious response.

We feel our partners are escaping us emotionally

1:32

Partnerlerimizin duygusal olarak bizden kaçtığını hissederiz

and we respond by trying to pin them down administratively. Deyimler

1:35

ve onları idari olarak kıskıvrak yakalamaya çalışarak karşılık veririz.

Deyimler

Pin them down administratively: prosedürlerle kontrol

Pin someone down, bir kişiye baskı yaparak onu belirli bir konuma, cevaba, taahhüde veya sınırlara zorlamak anlamına gelebilir. Burada mecazidir: konuşmacı, partnerin duygusal olarak uzaklaştığı hissedildiğinde dakiklik, ev işleri ve görevler gibi denetlenebilir konuların onu sınırlamak veya kontrol etmek için kullanıldığını söylüyor. Administratively eleştiriyi keskinleştirir. Duygusal bir sorun ile prosedüre dayalı bir tepki arasında karşıtlık kurar: korku veya yakınlık hakkında konuşmak yerine ilişki bir görev listesiymiş gibi yönetilmeye çalışılır.

Alıştırma

Bu cümlede pin them down administratively ne anlama geliyor?

  1. Partnerleri için rutin büro evraklarını yürütmek.
  2. Partnerlerini kurallar, görevler ve prosedürlerle sınırlamak veya kontrol etmek.
  3. Partnerlerini fiziksel olarak yerde tutmak.
Cevabı göster

Partnerlerini kurallar, görevler ve prosedürlerle sınırlamak veya kontrol etmek.

We get unduly cross that they're a bit late, Kelime

1:39

Biraz geciktikleri için yersiz bir şekilde sinirleniriz,

Kelime

unduly cross: gereğinden fazla sinirli

Bu cümlede unduly, “makul veya haklı görülebilecek dereceden daha fazla” anlamına gelir. Yalnızca cross sözcüğünün şiddetini artırmaz; küçük bir gecikmeye verilen tepkinin orantısız olduğunu da belirtir. Cross burada “sinirli veya kızgın” anlamındaki bir sıfattır ve özellikle Britanya İngilizcesinde yaygındır. Bu nedenle unduly cross, fiziksel olarak bir şeyi geçmek değil, gereksiz ölçüde sinirlenmek demektir.

Alıştırma

“We get unduly cross that they're a bit late” burada ne anlama geliyor?

  1. Geç kaldıkları için karşıya geçiyoruz.
  2. Biraz geç kalmaları bizi çok mutlu ediyor.
  3. Biraz geç kalmaları bizi makul olandan daha fazla sinirlendiriyor.
Cevabı göster

Biraz geç kalmaları bizi makul olandan daha fazla sinirlendiriyor.

we chastise them heavily for not having done certain chores, Dilbilgisi

1:41

bazı işleri yapmadıkları için onları ağır bir şekilde azarlarız,

Dilbilgisi

for not having done: for sonrasında olumsuz perfect gerund

Chastise someone yapısından sonra for, eleştirinin nedenini belirtir. For bir edat olduğu için burada ardından not having done ulaç yapısı gelir; for not have done biçimi dil bilgisine aykırıdır. Having done, tamamlanmışlık bildiren bir gerund yapısıdır ve azarlamadan önce bitmiş olması gereken bir eyleme dönüp bakar. Having sözcüğünün önüne not getirmek, daha önce yapılması gereken ev işlerinin tamamlanmadığını gösterir.

Alıştırma

Cümleyi for ve do fiilinin olumsuz perfect gerund biçimiyle tamamlayın: They were chastised ____ the chores before dinner.

Cevabı göster

for not having done

we ask them constantly if they've completed a task

1:45

üstlenmeyi kabul ettikleri bir görevi

they'd agreed to undertake. Kalıp ifadeler

1:47

tamamlayıp tamamlamadıklarını onlara sürekli sorarız.

Kalıp ifadeler

agreed to undertake: bir görevi resmî olarak üstlenmeyi kabul etmek

Bu bağlamda agree to undertake, belirli bir görevi yerine getirme sorumluluğunu resmî biçimde kabul etmek demektir. Undertake geçişli bir fiildir; bu nedenle undertake a task, undertake an investigation veya undertake a review örneklerinde olduğu gibi ardından görev ya da sorumluluk gelir. Under ve take sözcüklerinin kelimesi kelimesine birleşimi değildir. Cümlenin tamamında they'd agreed, they had agreed anlamındadır: görevi üstlenme konusunda anlaşmaları, tamamlanıp tamamlanmadığına ilişkin tekrarlanan sorulardan önce gerçekleşmiştir.

Alıştırma

Cümleyi agree to undertake ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: After reviewing the safety plan, the engineer ____ the inspection.

Cevabı göster

agreed to undertake

All this rather than admit, I'm worried I don't matter to you. Anlatım akışı

1:49

Tüm bunları "senin için önemli olmamaktan korkuyorum" demek yerine yaparız.

Anlatım akışı

All this rather than admit: kaçınma davranışlarını özetlemek

All this, az önce sözü edilen eylemlerin tamamına geriye dönük olarak işaret eder. Ardından gelen rather than admit, bu eylem listesini bir seçimin bir tarafı hâline getirir: konuşan kişi, ardından gelen rahatsız edici gerçeği söylemek yerine bütün bunları yapar. İfade kasıtlı olarak kısaltılmıştır. Daha tam biçimi We do all this rather than admit... olurdu; ancak We do bölümünün atılması, son cümleye keskin ve özetleyici bir etki verir.

Alıştırma

Bir kişi mesajları kontrol etmek, sürekli bilgi istemek ve kurallar koymak gibi eylemleri sıraladıktan sonra “All this rather than admit I felt insecure.” diyor. Başlangıçtaki ifade ne işe yarar?

  1. Sıralanan eylemlerin beklenenden daha başarılı olduğunu bildirir.
  2. Konuşan kişinin yapmayı planladığı yeni bir eylem listesini tanıtır.
  3. Sıralanan eylemleri bir araya getirir ve onları gerçek duyguyu itiraf etmenin yerine yapılan şeyler olarak sunar.
Cevabı göster

Sıralanan eylemleri bir araya getirir ve onları gerçek duyguyu itiraf etmenin yerine yapılan şeyler olarak sunar.

We can't, we believe, force our partner to be generous and warm,

1:53

Partnerimizi cömert ve sıcak olmaya zorlayamayacağımıza inanırız,

we can't force them to want us, even if we haven't actually asked them to. Dilbilgisi

1:56

onlardan bunu gerçekten istememiş olsak bile, bizi arzulamaları için onları zorlayamayız.

Dilbilgisi

even if ... asked them to: ödünleme ve mastar eksiltisi

Even if bir ödünleme koşulu kurar: bir koşul sunar, ancak bu koşul gerçekleşse de gerçekleşmese de ana yargının geçerli kaldığını belirtir. Burada böyle bir istekte bulunmamış olma gerçeği ya da olasılığı, birini bizi istemeye zorlayamayacağımız yargısını değiştirmez. asked them to ifadesinde, daha önce geçen want us fiil öbeği bağlamdan tamamlanabildiği için to sonda bırakılır. Tam anlam asked them to want us şeklindedir. Mastar yapısındaki bu eksiltme, konuşmada tekrarı azaltır.

Alıştırma

Birinin isteyip istememesinden bağımsız olarak sonuç aynıdır. İki sözcüklü ödünleme bağlacını ve join us tekrarını önleyen sondaki mastar işaretleyicisini yazın: We cannot make Mia join us, ____ we ask her ____.

Cevabı göster

even if · to

So, we try to control them procedurally.

2:01

Bu yüzden onları prosedürel olarak kontrol etmeye çalışırız.

A tragic cycle then unfolds. Anlatım akışı

2:03

Daha sonra trajik bir döngü ortaya çıkar.

Anlatım akışı

A tragic cycle then unfolds: anlatısal bir yönlendirme

a tragic cycle ad öbeği, tekrarlanan ve kendini güçlendiren zararlı bir sürece kısa bir ad verir. Birbiriyle bağlantılı birkaç tepkiyi, dinleyicinin takip edebileceği tek bir kavramda toplar. then bu süreci az önce açıklananlara bağlarken unfolds aşamaların artık birer birer ortaya çıkacağını bildirir. Cümle anlatısal bir yönlendirme işlevi görür: mekanizmayı özetler ve dinleyiciyi ardından gelecek sonuçlara hazırlar.

Alıştırma

Bu kısa parçada ikinci cümlenin işlevi nedir? One delay causes another. A troubling pattern then unfolds.

  1. Olay dizisinin çoktan sona erdiğini duyurur.
  2. Gelişmekte olan bir olay dizisine ad verir ve aşamalarının sırada açıklanacağını bildirir.
  3. Birinin katlanmış bir nesneyi fiziksel olarak açtığını söyler.
Cevabı göster

Gelişmekte olan bir olay dizisine ad verir ve aşamalarının sırada açıklanacağını bildirir.

We become shrill and unpleasant.

2:05

Şirret ve sevimsiz hale geliriz.

To the other person, it feels like we can't possibly love them anymore,

2:08

Karşıdaki kişiye, artık onları sevmemiz mümkün değilmiş gibi gelir,

yet the truth is we do. Anlatım akışı

2:11

oysa gerçek şudur ki onları seviyoruzdur.

Anlatım akışı

Yet the Truth Is: görünüşten gerçeğe geçiş

“Yet the truth is” anlatımda belirgin bir dönüş yaratır. Önce önceki izlenimi ya da duyguyu kabul eder — burada karşı tarafın sevilmediğini hissetmesini — ardından bu izlenimle çelişen gerçeği sunar. Bu ifadeden sonraki yan cümlede “we do”, “we do love them” ifadesinin vurgulu eksiltisidir. Bu kalıp, bir şeyin nasıl hissettirdiğini veya göründüğünü gerçekte doğru olandan ayırmak için kullanılabilir.

Alıştırma

Görünüşten karşıt gerçeğe geçiş yapan, vurgulanan dört sözcüklük ifadeyle cümleyi tamamlayın: It may look as if the team has given up, ____ they are still trying.

Cevabı göster

yet the truth is

We just fear rather too much that they don't love us.

2:12

Sadece onların bizi sevmediğinden fazlasıyla korkuyoruzdur.

But if our rather harsh, graceless behavior could be truly understood for what it is, Kalıp ifadeler

2:16

Ancak oldukça sert ve zarafetten yoksun davranışlarımızın ne olduğu gerçekten anlaşılabilseydi,

it would be revealed not as rejection, Dilbilgisi

2:21

bunun bir reddedilme değil,

but as a strangely distorted, yet very real plea for tenderness. Kalıp ifadeler

2:23

garip bir şekilde çarpıtılmış ama çok gerçek bir şefkat yakarışı olduğu ortaya çıkardı.

Kalıp ifadeler

Understand Something for What It Is: bir şeyi gerçek niteliğiyle anlamak

“Understand something for what it is”, bir şeyi yalnızca görünüşüne göre yargılamak yerine gerçek niteliğini tanımak demektir. Nesne, “for what it is” ifadesinden önce gelir: understand + something + for what it is. Burada cümle, sert davranışı yeniden yorumlamamızı ister. Sonraki “not as rejection, but as ... a plea for tenderness” kalıbı gizli gerçeği adlandırır; dolayısıyla “for”, “hangi amaçla” değil, “gerçek niteliğine göre” anlamındadır.

Alıştırma

Hangi cümle okuyucudan planın amacını veya mevcut durumunu değil, gerçek niteliğini görmesini ister?

  1. Leave the plan as it is until the meeting.
  2. See the plan for what it is before you approve it.
  3. Find out what the plan is for before you approve it.
Cevabı göster

See the plan for what it is before you approve it.

Dilbilgisi

not as rejection, but as ... a plea for tenderness: reddediş olarak değil, şefkat yakarışı olarak

not as X, but as Y kalıbı, X’i doğru yorum olarak reddedip yerine Y’yi koyar. Burada reddedilen yorum rejection’dır; cümle davranışın gerçekten sert veya nezaketsiz olduğunu inkâr etmez. İkinci as öbeği yeni yorumu verir: Bu davranış, dışa vuruluş biçimi çarpık olsa da gerçek bir şefkat yakarışıdır. Bu kalıbı bir etiketi, sınıflandırmayı veya açıklamayı düzeltmek için kullanın ve X ile Y’yi dilbilgisel olarak paralel biçimlerde kurun.

Alıştırma

Cümleyi iki parçalı yeniden yorumlama kalıbıyla tamamlayın: The pause should be understood ____ uncertainty, ____ careful thought.

Cevabı göster

not as · but as

Kalıp ifadeler

a plea for tenderness: şefkat yakarışı

A plea for + isim, bir şeyi elde etmek için yapılan acil ve samimi bir yakarışı anlatır. Bu cümlede tenderness yalnızca fiziksel teması değil; şefkati, ilgiyi ve duygusal sıcaklığı ifade eder. Bu yakarış doğrudan sözle dile getirilmez. Yazar, sert ve nezaketsiz davranışı şefkat istemenin çarpıtılmış bir biçimi olarak yorumlar. Bu yüzden plea, yüzeydeki davranışı değil, onun altında yatan ihtiyacı anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle durumu acil ve içten bir yakarış olarak sunuyor?

  1. His message was a request for more information.
  2. His message was a demand for immediate payment.
  3. His message was a plea for understanding.
Cevabı göster

His message was a plea for understanding.

We should have sympathy for ourselves.

2:29

Kendimize karşı şefkatli olmalıyız.

Relationships require us to put ourselves

2:31

İlişkiler bizi

in a very weak position vis-a-vis partners. Kelime

2:33

partnerlerimizin karşısında çok zayıf bir konuma sokmayı gerektirir.

Kelime

Vis-a-vis partners: birine göre konum

“Vis-a-vis partners”, “partnerlere göre” ya da “partnerlerle ilişki bakımından” anlamına gelir. Bu cümlede zayıf konumun hangi ilişkiye göre değerlendirildiğini gösterir: kişi, partneriyle ilişkisinde incinebilir hâle gelir. Bu ifade Fransızcadan gelmiştir ve bazen “yüz yüze” anlamına gelebilir; ancak burada bu işlevde değildir. Analitik İngilizcede vis-a-vis çoğunlukla bir kişiyi, grubu veya konuyu başka bir tarafla ilişkili olarak konumlandırır.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki “-e göre” anlamına gelen kısa çizgili ifadeyle tamamlayın: The report examines our position ____ our competitors.

Cevabı göster

vis-a-vis

If they ever want to use the power they have over us, Kalıp ifadeler

2:36

Eğer bizim üzerimizdeki güçlerini kullanmak isterlerse,

Kalıp ifadeler

Have power over someone: biri üzerinde kontrol veya etki sahibi olmak

“The power they have over us”, have power over someone kalıbını kullanır. Bu kalıp, bir kişiyi kontrol etme, güçlü biçimde etkileme veya ona zarar verebilme gücüne sahip olmak anlamına gelir. Buradaki güç mutlaka resmî bir konumdan değil, birinin hassas noktalarını bilmekten gelir. İfade, mevcut bir yeteneği veya üstünlüğü anlatır; gücün zaten kullanılmış olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle bir yöneticinin çalışanları kontrol edebildiği veya güçlü biçimde etkileyebildiği anlamına gelir?

  1. The workers have power over the supervisor.
  2. The supervisor has power over the workers.
  3. The supervisor has the power to hire more workers.
Cevabı göster

The supervisor has power over the workers.

and sometimes they do,

2:39

-ki bazen kullanırlar-

they know exactly where to put the boot in. Deyimler

2:40

nereye vuracaklarını tam olarak bilirler.

Deyimler

to put the boot in: savunmasız birine daha da yüklenmek

To put the boot in, birine sertçe saldırmak veya savunmasız olduğu anda onu daha da incitmek anlamına gelen güçlü ve gayriresmî bir Britanya İngilizcesi deyimidir. Bu cümlede where, duygusal bir zayıf noktayı gösterir: bu kişiler en fazla acıyı nasıl vereceklerini çok iyi bilir. Buradaki görüntü mecazidir; gerçek bir bottan söz edilmez.

Alıştırma

'When he was already upset, they really put the boot in.' cümlesine en uygun yorum hangisidir?

  1. O savunmasızken ona daha fazla saldırdılar veya canını daha çok yaktılar.
  2. Onu rahat bırakıp sessizce ayrıldılar.
  3. Ayakkabılarını giymesine yardım ettiler.
Cevabı göster

O savunmasızken ona daha fazla saldırdılar veya canını daha çok yaktılar.

This can be deeply frightening.

2:42

Bu derinden korkutucu olabilir.

This aspect of relationships

2:44

İlişkilerin bu yönü

is even more difficult Dilbilgisi

2:46

eğer erken dönem deneyimlerimiz ve çocukluğumuz

if our early experiences and childhoods

2:47

yakınlığı oldukça korkutucu hale getirdiyse

have made closeness rather scary.

2:50

çok daha zordur.

Dilbilgisi

even more difficult if: eğer … ise daha da zor

Even, more difficult karşılaştırma yapısını güçlendirir. Durumun zaten zor olduğunu ve if yan cümlesindeki koşulun zorluğu daha da artırdığını gösterir. even more + sıfat + if kalıbı, temel bir durumla daha zor bir durumu karşılaştırmaya yardımcı olur: belirtilen koşul altında bir şey daha zor hâle gelir. Buradaki koşul, erken yaşantıların yakınlığı korkutucu hissettirmiş olmasıdır.

Alıştırma

Cümleyi even, difficult sözcüğünün karşılaştırma biçimi ve if ile tamamlayın: 'The route is already hard, and it becomes ____ it starts snowing.'

Cevabı göster

even more difficult if

If we've encountered people who've taken signs of vulnerability as targets. Deyimler

2:52

Savunmasızlık belirtilerini hedef olarak gören insanlarla karşılaştıysak.

Deyimler

take signs of vulnerability as targets: savunmasızlık belirtilerini hedef görmek

Burada taken A as targets, A'yı saldırılacak veya kullanılacak bir şey olarak görmek anlamına gelir. Bu kişiler, birinin savunmasız olduğunu gösteren işaretleri fark etmiş ve nereden zarar verebileceklerini seçmek için bu işaretlerden yararlanmıştır. take A as B yapısı, birinin A'yı nasıl yorumladığını veya ele aldığını gösterir. Burada target mecazidir: ulaşılmak istenen bir amaç değil, saldırı için seçilmiş zayıf bir nokta demektir.

Alıştırma

Bu cümlede taken signs of vulnerability as targets ne anlama geliyor?

  1. Zayıflık belirtilerini güç belirtileriyle karıştırdılar.
  2. Daha açık ve savunmasız olmayı kendilerine hedef koydular.
  3. Zayıflık belirtilerini yararlanılacak veya saldırılacak noktalar olarak gördüler.
Cevabı göster

Zayıflık belirtilerini yararlanılacak veya saldırılacak noktalar olarak gördüler.

So, we're not frightened of closeness because we're fools, Dilbilgisi

2:57

Yani, yakınlıktan aptal olduğumuz için korkmuyoruz,

but because it is a challenge to be around another person who might easily hurt us

3:00

bizi kolayca incitebilecek başka bir insanın yanında olmak zor olduğu için

Dilbilgisi

not because X, but because Y: nedeni düzeltmek

not ... because X, but because Y yapısı, açıklama olarak X'i reddeder ve yerine Y'yi koyar. because'dan önceki temel ifade hâlâ doğrudur: konuşan kişi yakınlıktan korkmaktadır. Burada not, frightened ifadesini olumsuzlamaz. because we're fools nedenini olumsuzlar. Ana nokta but because'dan sonra gelir: Yakınlık korkutucudur, çünkü diğer kişi bizi incitebilir.

Alıştırma

Cümleyi not because X, but because Y yapısıyla tamamlayın: I left early ____ I was bored, ____ I had a doctor's appointment.

Cevabı göster

not because · but because

and to keep on in a relationship

3:04

ve bu bilgiyi bazen bize saldırmak için kullandıkları gerçeğine rağmen

despite the fact that they do sometimes use this knowledge to strike out at us. Notlar

3:06

bir ilişkiyi sürdürmek zor olduğu için korkuyoruz.

Dilbilgisi

despite the fact that + cümlecik

Despite the fact that, ana eylemi durdurmayan veya değiştirmeyen gerçek bir olguyu belirtir. Burada diğer kişi bildiklerini bazen zarar vermek için kullansa da ilişki devam eder. Despite sözcüğünden sonra normalde bir isim öbeği gelir. The fact that, they do sometimes use this knowledge... şeklindeki tam cümleciği isim öbeğine dönüştürür ve despite the fact that + özne + fiil kalıbını oluşturur.

Alıştırma

Cümleyi despite the fact that ile tamamlayın: We went hiking ____ it was raining.

Cevabı göster

despite the fact that

Öbek fiiller

strike out at someone: birine aniden saldırmak

Strike out at someone, genellikle öfke, korku veya incinmeye tepki olarak birine aniden ve sert biçimde saldırmak demektir. Saldırı fiziksel olabilir; ancak burada sözler veya kişisel bilgiler kullanarak duygusal acı vermek anlamına da gelebilir. At edatı hedefi belirtir: strike out at us. Strike out at ifadesini tek bir çok sözcüklü fiil olarak düşünün; anlamı strike sözcüğünün sıradan anlamından ibaret değildir.

Alıştırma

Hangi cümlede strike out at ani bir saldırı anlamında kullanılmıştır?

  1. The batter struck out in the final inning.
  2. The editor struck out the repeated sentence.
  3. Feeling cornered, he struck out at the friend who was trying to help.
Cevabı göster

Feeling cornered, he struck out at the friend who was trying to help.

Closeness is inherently threatening,

3:10

Yakınlık doğası gereği tehdit edicidir,

but we can gradually, with courage and difficulty,

3:13

ancak yavaş yavaş, cesaret ve zorlukla,

replace defense with explanation. Kalıp ifadeler

3:15

savunmayı açıklamayla değiştirebiliriz.

Kalıp ifadeler

replace defense with explanation: replace A with B yapısı

replace A with B yapısında A kaldırılan veya bırakılan şey, B ise onun yerini alan şeydir. Bu cümlede defense eski tepki, explanation ise yeni tepkidir. Bu kalıp somut değişimleri veya bir davranış değişikliğini anlatabilir: replace + eski şey + with + yeni şey. Değişimin yönünü doğru göstermek için bu sırayı koruyun.

Alıştırma

Dürüst konuşmanın sessizliğin yerini alması için cümleyi replace ve with ile tamamlayın: Let's ____ silence ____ honest conversation.

Cevabı göster

replace · with

We can say we're frightened and why,

3:18

Soğuk ya da kontrolcü olmak yerine,

rather than turn cold or controlling. Dilbilgisi

3:20

korktuğumuzu ve nedenini söyleyebiliriz.

Dilbilgisi

rather than turn: rather than + fiilin yalın hâli

Rather than daha az tercih edilen seçeneği, yani soğuk veya kontrolcü hâle gelmeyi sunar. Bunu daha önce belirtilen ve daha yapıcı olan say eylemiyle karşılaştırır. Can eşgüdümlü iki seçeneği de yönettiği için rather than sonrasındaki fiil yalın hâlde kalır: we can say ... rather than turn .... Bu kalıp, bir eylemi başka bir eyleme tercih etmek için kullanışlıdır.

Alıştırma

Turn fiilini doğru biçimde kullanın: We can explain what worries us rather than ____ cold.

Cevabı göster

turn

And we can begin to see what our partners

3:23

Ve partnerlerimizin

might be trying to communicate

3:25

itici davranışları aracılığıyla

through their off-putting behavior. Kelime

3:26

ne anlatmaya çalışıyor olabileceğini görmeye başlayabiliriz.

Kelime

off-putting behavior: insanı uzaklaştıran davranış

Off-putting, bir şeyin hoşnutsuzluk veya rahatsızlık yarattığını ya da uzak durma isteği uyandırdığını belirten birleşik bir sıfattır. Burada, partnerin iletişim kurma isteğini azaltan bir etkiye sahip olan davranışı niteler. Bu sözcük, kişinin karakterini veya niyetini kesin olarak tanımlamaz; davranışın yarattığı tepkiyi anlatır. Cümle, dinleyeni bu olumsuz etkinin ötesine bakıp davranışın ne anlatıyor olabileceğini düşünmeye yöneltir.

Alıştırma

Cümleyi en iyi hangi sözcük veya ifade tamamlar? The sales pitch was so aggressive that many customers found it ___ and walked away.

  1. through with
  2. postponed
  3. off-putting
Cevabı göster

off-putting

We can never be through with the requirement for acceptance. Deyimler

3:29

Kabul edilme ihtiyacından asla kurtulamayız.

Deyimler

be through with: tamamen bitirmiş olmak

Be through with + bir isim veya zamir, bir şeyle uğraşmayı tamamen bitirmek ya da onunla olan bağı sona erdirmek demektir. Bu ifade, geçici bir arayı değil, tam bir bitişi anlatır. Burada never, bu olağan bitiş noktasını tersine çevirir: insanlar kabul edilme ihtiyacını hiçbir zaman tamamen geride bırakamaz. Başka bir deyişle bu ihtiyaç, bırakılıp gidilebilecek bir şey değil, devam eden bir ihtiyaçtır.

Alıştırma

Hangi cümle Maya'nın komiteyle olan bağını tamamen sona erdirdiği anlamına gelir?

  1. Maya got through the committee's long report.
  2. Maya went through the committee's long report.
  3. Maya is through with the committee.
Cevabı göster

Maya is through with the committee.

This isn't a curse limited to the weak and to the inadequate. Dilbilgisi

3:33

Bu sadece zayıf ve yetersiz olanlarla sınırlı bir lanet değildir.

Dilbilgisi

Grup adı olarak the weak ve the inadequate

Burada the + adjective yapısı, bir sıfatı bütün bir insan grubunu adlandıran ad öbeğine dönüştürür. the weak genel olarak zayıf insanları, the inadequate ise yeteneği ya da uygunluğu yetersiz görülen insanları anlatır. Bu ifadeler genelleyicidir ve -s ile bitmeseler de anlam bakımından çoğuldur: The weak are... denir, The weak is... denmez. Yapı, tek bir kişiyi belirtmek yerine insanları ortak bir özelliğe göre gruplar.

Alıştırma

unemployed sıfatından oluşturulan the + adjective grup ifadesiyle cümleyi tamamlayın: The city opened a career center for ____.

Cevabı göster

the unemployed

Insecurity in love is a sign of well-being.

3:36

Aşkta güvensizlik bir esenlik işaretidir.

It means we haven't allowed ourselves

3:39

Bu, başka bir insanı

to take another person for granted. Deyimler

3:41

çantada keklik görmemize izin vermediğimiz anlamına gelir.

Deyimler

take another person for granted: başka birinin değerini göz ardı etmek

Bu cümlede take another person for granted, birinin varlığına veya desteğine o kadar alışmak ki onu artık fark etmemek, ona değer vermemek ya da teşekkür etmemek anlamına gelir. Ayrıca çoğu zaman o kişinin hep yanınızda olacağını veya yardım etmeye devam edeceğini varsaydığınızı düşündürür. Nesne bir kişi olduğunda ifade eleştireldir. grant burada gerçek anlamıyla kullanılmaz ve ifade yalnızca birini kabul etmek anlamına gelmez. Yeniden kullanılabilen kalıp take + kişi veya şey + for granted biçimindedir.

Alıştırma

Hangi cümle, konuşanın bir meslektaşının sürekli yardımına değer vermediğini anlatır?

  1. I granted my colleague an extra day.
  2. I took it for granted that my colleague had the key.
  3. I took my colleague for granted.
Cevabı göster

I took my colleague for granted.

It means we remain realistic enough Dilbilgisi

3:43

İşlerin gerçekten kötüye gidebileceğini görecek kadar

to see that things could genuinely turn out badly Öbek fiiller

3:45

gerçekçi kaldığımız

Dilbilgisi

realistic enough to see: sıfat + enough to + fiil

realistic enough to see ifadesinde enough, realistic sıfatından sonra gelir. Sıfat + enough + to-mastar yapısı, bir niteliğin bir eylem için gereken düzeye ulaştığını anlatır; burada gerçekçi olmak, riski fark etmeyi mümkün kılar. Bu, konuşanların genel olarak kötümser olduğu anlamına gelmez. Gerçekten kötü bir sonucun mümkün olduğunu kabul edecek kadar açık ve gerçekçi düşündüklerini gösterir.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için realistic, enough ve see sözcüklerini doğru sıraya koyun: The coach was ____ that the team needed more practice.

Cevabı göster

realistic enough to see

Öbek fiiller

turn out badly: nihai bir sonucu anlatmak

Turn out, bir şeyin sonunda ulaştığı sonucu anlatır. turn out badly ifadesinde badly, sonucun nasıl olduğunu açıklayan bir zarftır; dolayısıyla ifade fiziksel olarak dönmek veya dışarı çıkmak değil, sonunda kötü bir sonuç elde etmek anlamına gelir. Could kesinlik değil olasılık bildirir; genuinely ise riskin hayalî değil, gerçek olduğunu vurgular.

Alıştırma

Cümleyi turn out ve badly zarfıyla tamamlayın: Without a backup plan, the trip could ____.

Cevabı göster

turn out badly

and that we're invested enough to care.

3:49

ve umursayacak kadar yatırım yaptığımız anlamına gelir.

We must get better at seeing

3:51

Daha iyi görmeye başlamalıyız

the love and longing that lurk behind some of our Deyimler

3:53

bizim bazı

and our partners' most frosty Deyimler

3:56

ve partnerlerimizin en soğuk,

managerial and brutish moments.

3:58

yönetici gibi ve acımasız anlarının ardında gizlenen sevgiyi ve özlemi.

Deyimler

lurk behind: yüzeyin altında gizlenen bir güç

Bu cümlede love and longing, lurk fiilinin öznesidir; sert davranış ise bu duyguların arkasında gizlendiği görünür yüzdür. Behind mecazidir: duygular, fiziksel olarak bir şeyin arkasında değil, görünen davranışın altında saklıdır. Lurk çoğunlukla gizli veya tehditkâr bir şeyi çağrıştırır. Olumlu duygularla birlikte kullanılması gerilim yaratır ve okuru sert davranışın altındaki kırılgan nedeni aramaya yöneltir. Genel olarak X lurks behind Y, X’i Y’yi açıklamaya yardımcı olan gizli bir güç olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi lurk behind ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: A fear of failure ____ his constant criticism.

Cevabı göster

lurks behind

Deyimler

partners' most frosty managerial and brutish moments: üst üste bindirilmiş değerlendirmeler

Üç sıfat, burada davranış bölümleri anlamına gelen moments üzerine farklı değerlendirmeler yükler. Frosty duygusal açıdan soğuk veya düşmanca olmayı; managerial partnerin etkileşimi bir görev gibi kontrol etmesini; brutish ise sert, duyarsız veya kaba kuvvete dayalı olmayı anlatır. Birlikte yalnızca bad moments demekten çok daha fazlasını ifade ederler. Farklı alanlardan gelen imgeler soğukluktan kişiliksiz kontrole, oradan da kabalığa ilerleyerek kısa ama son derece eleştirel bir portre oluşturur. Most, bunların özellikle aşırı davranış bölümleri olduğunu belirtir.

Alıştırma

Cümlede partners' most frosty managerial and brutish moments neyi anlatıyor?

  1. Partnerlerin takvime yazdığı randevular
  2. Partnerlerin soğuk havada profesyonel yönetici olarak çalıştığı zamanlar
  3. Partnerlerin duygusal açıdan soğuk, kontrolcü ve sert davrandığı bölümler
  4. Partnerlerin sessizce sıcaklık ve şefkat gösterdiği anlar
Cevabı göster

Partnerlerin duygusal açıdan soğuk, kontrolcü ve sert davrandığı bölümler

We're just, in our own way, Kalıp ifadeler

4:01

Kendi yolumuzla, sadece

dealing with the anxieties of trying to get close. Öbek fiiller

4:03

yakınlaşmaya çalışmanın kaygılarıyla başa çıkıyoruz.

Kalıp ifadeler

in our own way, — kendimize özgü bir şekilde

in our own way, “bize özgü bir biçimde” anlamına gelir; bu, mutlaka en iyi ya da en etkili yöntem demek değildir. Burada our, konuşan kişiyi ve partnerini kapsar; ifade, aynı tür zorlukla kendi kişisel biçimleriyle başa çıktıklarını gösterir. Bu ifade yargıyı yumuşatabilir: Farklı bir davranışın nedeni olabileceğini kabul eder, ancak her seçimin akıllıca veya başarılı olduğunu söylemez. Daha genel olarak in one's own way, farklı eylemleri ortak bir hedef ya da durumla ilişkilendirir.

Alıştırma

İnsanların aynı durumu kendilerine uygun farklı yöntemlerle ele aldığını anlatan ifadeyi seçin.

  1. in the same way — aynı biçimde
  2. on our own — yardım almadan
  3. by the way — bu arada
  4. in our own way — kendimize özgü bir yöntemle
Cevabı göster

in our own way — kendimize özgü bir yöntemle

Öbek fiiller

dealing with the anxieties of trying to get close. — yakınlaşmaya çalışmanın kaygılarıyla başa çıkmak

Dealing with bir sorunla veya duyguyla aktif biçimde yüzleşmek, onu yönetmek ya da ona karşılık vermek anlamına gelir. Bu cümlede nesne, the anxieties of trying to get close ifadesinin tamamıdır: konuşanlar duygusal yakınlık kurmaya çalışırken ortaya çıkan çeşitli endişelerle başa çıkmaktadır. Deal with sorunun çözüldüğünü vaat etmez. Bir şeyi ele almayı devam eden bir süreç olarak sunar ve stress, conflict, a task ya da a responsibility gibi birçok farklı nesneyle kullanılabilir.

Alıştırma

Zor bir sorunu veya duyguyu aktif biçimde yönetmek anlamına gelen, ancak tamamen çözüldüğünü vaat etmeyen ifadeyi seçin.

  1. get close to — yaklaşmak veya daha samimi olmak
  2. solve — onu nihai bir cevap ya da çözüme ulaştırmak
  3. trade with — başka biriyle bir şeyi takas etmek
  4. deal with — onu yönetmek veya ona karşılık vermek
Cevabı göster

deal with — onu yönetmek veya ona karşılık vermek