Dünyanın En Verimli Uzay Programı: İngilizce çalışma notları
Primal Space
Video özeti: Hindistan'ın uzay programı sınırlı bütçe, yerel tedarik, kısa görev ve yeni kurallarla düşük maliyetli fırlatmalar yaptı ve Mars'a ulaştı. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “To put this into perspective,” — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: Apollo dönemindeki NASA iş gücüyle karşılaştırma, ISRO'nun verimliliğine somut referans kazandırır. 2. “holds India back.” — Deyimsel fiiller: ifade, katı kuralları özel Hint uzay şirketlerinin önündeki engel olarak sunar; gerçek anlamda geriye çekmek değildir. 3. “so much with so little” — Deyimler ve mecazlı ifadeler: karşıtlık, Hindistan'ın az para ve kaynakla iddialı uzay sonuçları elde etmesini özetler.
Bu derste
In 1961, the Soviet Union launched the first human into space.
0:001961'de Sovyetler Birliği ilk insanı uzaya gönderdi.
In 2019, China landed the first spacecraft on the far side of the moon.
0:082019'da Çin, ayın uzak yüzüne ilk uzay aracını indirdi.
Since day one, the space flight industry has been extremely competitive Kalıp ifadeler
0:14İlk günden beri, uzay uçuşu endüstrisi son derece rekabetçidir,
Since day one: en başından beri süreklilik
Since day one, “en başından ilgili zamana kadar” anlamına gelir. Burada since, has been için başlangıç noktasını belirler; yani rekabet sektörün ilk aşamasında başlamış ve sonrasında da sürmüştür. Day one; bir projenin, kuruluşun, sürecin veya ilişkinin başlangıcını anlatan kalıplaşmış bir ifadedir ve her zaman gerçek anlamda yirmi dört saatlik bir gün demek değildir.
Alıştırma
Hangi cümle maliyet takibinin en başta başladığını ve bugüne kadar devam ettiğini anlatır?
- The team has tracked costs since day one.
- The team has tracked costs for one day.
- The team tracked costs on day one.
Cevabı göster
The team has tracked costs since day one.
with countries developing the most advanced technologies and pushing the boundaries of what humans are capable of. Deyimler
0:18ülkeler en gelişmiş teknolojileri geliştiriyor ve insanlığın neler yapabileceğinin sınırlarını zorluyor.
Pushing the boundaries of what humans are capable of: insan kapasitesinin sınırlarını genişletmek
Push the boundaries of ... şu anda mümkün veya kabul edilebilir olanı genişletmek anlamına gelen bir mecazdır. Burada ülkeler, insanların yapabileceği şeylerin kapsamını genişleten teknolojiler geliştiriyor; gerçek bir fiziksel sınır hareket etmiyor. What yan cümleciği genişletilen alanı belirtir: what humans are capable of, “insanların yapabildiği şeyler” demektir. Yeniden kullanılabilecek yapı push the boundaries of + bir alan, yöntem veya what yan cümleciğidir.
Alıştırma
Bu cümledeki ifade ne anlama geliyor? The artist is pushing the boundaries of digital animation.
- Dijital animasyonda yapılabilecekleri genişletiyor.
- Her animasyonu daha uzun hâle getiriyor.
- Bir animasyon stüdyosunun çevresindeki fiziksel sınırı hareket ettiriyor.
Cevabı göster
Dijital animasyonda yapılabilecekleri genişletiyor.
But one country that isn't often mentioned in the history of space flight is India.
0:25Ancak uzay uçuşları tarihinde adı pek geçmeyen bir ülke var, o da Hindistan.
For decades, the Indian space agency has been quietly working away and achieving some incredible results. Öbek fiiller
0:29Hint uzay ajansı on yıllardır sessizce çalışıyor ve inanılmaz sonuçlar elde ediyor.
working away: durmadan ve düzenli biçimde çalışmak
Bu cümlede working away, uzun bir süre boyunca düzenli ve odaklanmış biçimde çalışmaya devam etmek demektir. Away, eylemin sürüp gittiği anlamını katar; ajansın başka bir yerde çalıştığı anlamına gelmez. has been ... working away biçimindeki sürerlik yapısı, bunu onlarca yıla yayılan devamlı bir çaba olarak gösterir. quietly ise bu çabanın kamuoyunda pek dikkat çekmediğini ekler.
Alıştırma
Cümleyi work away ifadesinin -ing biçimiyle tamamlayın: While everyone else chatted, Mia kept ____ at her science project.
Cevabı göster
working away
In this video, we're going to look at the efficiency of India's space program.
0:36Bu videoda Hindistan'ın uzay programının verimliliğini inceleyeceğiz.
We're also going to look at its relationship with private space companies and how that could change in the future.
0:40Ayrıca özel uzay şirketleriyle olan ilişkisine ve bunun gelecekte nasıl değişebileceğine de bakacağız.
they entered into a world dominated by America and the Soviet Union.
0:50Amerika ve Sovyetler Birliği'nin hakim olduğu bir dünyaya girdiler.
In the States, people were living well and businesses were booming with the new advancements in technology. Kelime
0:55Amerika'da insanlar iyi bir yaşam sürüyor ve teknolojideki yeni gelişmelerle işler hızla büyüyordu.
businesses were booming: işletmeler hızla büyüyordu
Burada businesses were booming, şirketlerin hızla büyüdüğü ve işlerinin çok iyi gittiği anlamına gelir. Ekonomi dilinde boom, etkinliğin, satışların veya genişlemenin güçlü olduğu bir dönemi anlatır; yüksek bir sesle ilgili değildir. Were booming geçmişte sürerlik bildirir. Bu refahı tek ve kısa bir başarı olarak değil, o sırada devam eden bir eğilim olarak sunar.
Alıştırma
'After the new factory opened, nearby businesses were booming,' cümlesinde were booming ne anlama gelir?
- Tekrar tekrar yüksek ses çıkarıyorlardı.
- Hızla büyüyor ve işleri çok iyi gidiyordu.
- Faaliyetlerini durdurmuşlardı.
Cevabı göster
Hızla büyüyor ve işleri çok iyi gidiyordu.
In India, the people had nothing and with a controlling government, even food was hard to come by. Deyimler
1:01Hindistan'da ise insanların hiçbir şeyi yoktu ve baskıcı bir hükümet altında yiyecek bulmak bile zordu.
hard to come by: elde etmesi zor
hard to come by ifadesinde come by, “elde etmek veya bulmak” anlamına gelir; dolayısıyla bütün ifade “elde etmesi ya da bulması zor” demektir. Bir şeyin birine doğru hareket etmesini değil, az bulunmasını anlatır. Burada temel bir ihtiyaç olan yiyecek bile kıttı. be + hard to come by kalıbı güvenilir bilgi, bilet veya gereken beceriye sahip kişiler gibi şeyler için de kullanılabilir.
Alıştırma
“Bulması veya elde etmesi zor” anlamındaki kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: During the drought, clean water was ____.
Cevabı göster
hard to come by
It was a strange time to start a space program.
1:07Bir uzay programına başlamak için garip bir zamandı.
had just returned: geçmişteki bir noktadan hemen önce
Had just returned, past perfect yapısındadır: had + geçmiş zaman ortacı returned. Dönüşü, hikâyedeki başka bir geçmiş referans noktasından önceye yerleştirir. Just, dönüşün o geçmiş noktadan yalnızca kısa bir süre önce gerçekleştiğini ekler. Zamanı şimdiki zamana dönüştürmez; referans noktası geçmişte kalır.
Alıştırma
Bir rapor iki geçmiş olayı anlatıyor: uzay aracı döndü ve birkaç gün sonra program başladı. Hangi cümle dönüşün program başlamadan kısa süre önce gerçekleştiğini açıkça gösterir?
- The spacecraft had just returned when the programme began.
- The spacecraft has just returned when the programme began.
- The spacecraft just returns when the programme began.
Cevabı göster
The spacecraft had just returned when the programme began.
and NASA were spending around $40 billion each year in today's money. Kelime
1:12ve NASA bugünün parasıyla her yıl yaklaşık 40 milyar dolar harcıyordu.
in today's money: bugünün parasıyla
in today's money, başka bir döneme ait bir tutarın fiyatlardaki ve satın alma gücündeki değişimler hesaba katılarak günümüzdeki yaklaşık değerine çevrildiğini belirtir. Buradaki 40 milyar dolar modern bir eşdeğerdir; özgün hesaplarda yazan sayı olmak zorunda değildir. Bu ifade genellikle bir tutar veya değerlemeden sonra gelir ve farklı dönemlerdeki paraları daha adil biçimde karşılaştırmaya yardımcı olur.
Alıştırma
Cümleyi günümüzdeki eşdeğer değeri belirten hedef ifadeyle tamamlayın: A salary of £30 a week in 1940 would be worth far more ____.
Cevabı göster
in today's money
India came onto the scene with a mere $1 billion. Notlar
1:16Hindistan sahneye sadece 1 milyar dolarla çıktı.
came onto the scene: yeni bir oyuncu olarak ortaya çıkmak
Came onto the scene burada mecaz anlamdadır: Hindistan uzay alanında yer almaya başladı ve görünür yeni bir katılımcı oldu. Scene, bir sahneyi veya fiziksel yeri değil, faaliyet alanını ya da kamuoyunun dikkatini ifade eder. Come onto the scene kalıbı, mevcut bir durumda ilk kez etkin olmaya veya dikkat çekmeye başlayan bir kişiyi, grubu, ürünü ya da fikri tanıtabilir.
Alıştırma
A new team came onto the scene and soon became famous İngilizce cümlesinde came onto the scene ne anlama gelir?
- O alanda etkin olmaya ve dikkat çekmeye başladı.
- Bir filmin belirli bir planında göründü.
- Bir olayın gerçekleştiği fiziksel yere ulaştı.
Cevabı göster
O alanda etkin olmaya ve dikkat çekmeye başladı.
a mere $1 billion: şaşırtıcı derecede küçük gösterilen bir miktar
Mere miktardan önce gelir ve burada “yalnızca” ya da “bundan fazla değil” anlamındadır. 1 milyar dolar kendi başına küçük bir miktar olmasa da, ilgili daha büyük ölçekle karşılaştırıldığında şaşırtıcı derecede azmış gibi sunulur. Bu sözcük sayıya konuşanın değerlendirmesini ekler. Haber veya açıklama okurken mere sözcüğünü nesnel bir ölçü olarak görmek yerine, varsayılan karşılaştırmayı bulmaya çalışın.
Alıştırma
Şu İngilizce cümleyi okuyun: India came onto the scene with a mere $1 billion. mere miktara nasıl bir değerlendirme katıyor?
- Miktar, 1 milyar dolardan biraz daha az olarak sunuluyor.
- 1 milyar dolar, ilgili ölçekle karşılaştırıldığında şaşırtıcı derecede küçük bir miktar olarak sunuluyor.
- Miktar, hiçbir değerlendirme olmadan tam olarak 1 milyar dolar şeklinde belirtiliyor.
Cevabı göster
1 milyar dolar, ilgili ölçekle karşılaştırıldığında şaşırtıcı derecede küçük bir miktar olarak sunuluyor.
So in order to make any impact in the space community,
1:19Bu yüzden, uzay topluluğunda herhangi bir etki yaratmak için,
Since day one, India was focused on using their space program to improve aspects of their own country.
1:26İlk günden itibaren Hindistan, uzay programını kendi ülkelerinin çeşitli yönlerini geliştirmek için kullanmaya odaklandı.
Things like telephone communication and weather forecasts were almost non-existent at the time.
1:33O zamanlar telefon iletişimi ve hava tahminleri gibi şeyler neredeyse yoktu.
And for a country that was based on agriculture, this was a big problem.
1:38Ve tarıma dayalı bir ülke için bu büyük bir sorundu.
India began launching satellites to provide communications and important weather data to improve the farming industry.
1:44Hindistan, iletişimi sağlamak ve tarım sektörünü geliştirmek adına önemli hava durumu verilerini sağlamak için uydular fırlatmaya başladı.
But how did they manage to do all of this on such a tight budget? Kalıp ifadeler
1:50Peki, tüm bunları bu kadar kısıtlı bir bütçeyle nasıl başardılar?
on such a tight budget: çok sınırlı parayla çalışmak
On a tight budget, elde çok az para varken bir şeyi yapmak anlamına gelir. Tight mali kısıtlamayı anlatır: ek harcama için çok az alan vardır; bütçenin fiziksel olarak sıkı veya takvimin yoğun olduğu anlamına gelmez. Such dereceyi güçlendirir ve sınırın ne kadar ciddi olduğunun daha önce belirtildiğine işaret eder. Sorudaki on, bütün işlerin yapıldığı mali koşulları belirtir.
Alıştırma
Soruyu on ile başlayan ve such ile tight budget kalıbını kullanan beş sözcüklük ifadeyle tamamlayın: The club had only $50 for the party. How did they prepare everything ____?
Cevabı göster
on such a tight budget
The early days of India's space program were extremely humble.
1:54Hindistan'ın uzay programının ilk günleri son derece mütevazıydı.
and larger components like satellites were transported by bull carts.
2:00ve uydu gibi daha büyük bileşenler öküz arabalarıyla taşınıyordu.
During this time, India's space program employed just 3,000 workers.
2:04Bu süre zarfında, Hindistan'ın uzay programında sadece 3.000 işçi çalışıyordu.
To put this into perspective: değerlendirme için referans sunmak
To put this into perspective, dinleyiciye birazdan bir karşılaştırma veya arka plan bilgisi verileceğini bildiren bir söylem işaretidir. Bu bilgi, az önce belirtilen sayı ya da iddianın gerçek boyutunu değerlendirmeyi kolaylaştırır. Burada this önceki gerçeğe gönderme yapar; put ... into perspective ise onu yararlı bir referans çerçevesine yerleştirmek demektir. Perspective burada görsel derinlik anlamına gelmez ve ifade konuşanın kişisel görüşünü de sunmaz. Ardından gelen çalışan sayısı karşılaştırması, önceden haber verilen referans noktasıdır.
Alıştırma
Bir toplum projesinin 1 milyon sterline mal olduğunu söylediniz. Dinleyicinin bu miktarın boyutunu anlamasına yardımcı olacak tanıdık bir karşılaştırmadan önce hangi giriş kullanılmalıdır?
- From my perspective,
- To put this into perspective,
- At first sight,
Cevabı göster
To put this into perspective,
NASA was employing around 200,000 workers during the Apollo program.
2:10Apollo programı sırasında NASA'da yaklaşık 200.000 işçi çalışıyordu.
Nowadays, the employee count between ISRO and NASA is much more similar.
2:16Günümüzde, ISRO ve NASA arasındaki çalışan sayısı çok daha benzer durumda.
But the efficiencies in India's infrastructure can still be seen today.
2:21Ancak Hindistan'ın altyapısındaki verimlilik bugün bile görülebilmektedir.
India's space program pays far less for its skilled workforce than any other space agency. Dilbilgisi
2:26Hindistan'ın uzay programı, kalifiye işgücüne diğer tüm uzay ajanslarından çok daha az ödeme yapıyor.
far less ... than any other space agency: diğer tüm ajanslardan çok daha az
Far less ... than, bir şeyin diğerinden büyük ölçüde daha az olduğunu belirtir. Far, karşılaştırma sözcüğü less'i güçlendirir; bu nedenle ifade “çok daha az” anlamına gelir. Far burada fiziksel mesafeyi anlatmaz. Bu cümlede less, less money ifadesinin yerine geçerek nitelikli iş gücü için daha az para ödendiğini belirtir. Than karşılaştırmayı başlatır; any other space agency içindeki other ise Hindistan'ın kendi kuruluşunu karşılaştırıldığı diğer kuruluşların dışında tutar.
Alıştırma
Hangi cümle, bir rotanın aynı ağdaki diğer tüm rotalardan çok daha az zaman aldığını doğal biçimde ifade eder?
- This route takes far fewer time than any other route in the network.
- This route takes far less time than any other route in the network.
- This route takes far less time than any route in the network.
Cevabı göster
This route takes far less time than any other route in the network.
The average aerospace engineer in India gets paid around $10,000,
2:32Hindistan'daki ortalama bir havacılık mühendisi yaklaşık 10.000 dolar maaş alırken,
whereas in America, the same job would pay eight times more.
2:37Amerika'da aynı iş sekiz kat daha fazla kazandıracaktır.
This massive difference in cost allows India to undercut other countries on the cost to manufacture each rocket. Kelime
2:41Bu devasa maliyet farkı, Hindistan'ın her bir roketi üretme maliyetinde diğer ülkelerin altına inmesine olanak tanıyor.
Fiyat ve maliyet rekabetinde undercut
Bu cümlede undercut, rakiplerden daha düşük maliyetle üretim veya teklif yaparak rekabet üstünlüğü kazanmak anlamına gelir. Hindistan'ın roket başına maliyetinin çok daha düşük olması, diğer ülkelerin maliyet düzeyinin altında rekabet etmesini sağlar. Buradaki yapı undercut + rakip + on + fiyat veya maliyet şeklindedir. Cut fiilinin fiziksel “kesmek” anlamı değildir ve yalnızca bir şeyi ucuzlatmaktan daha özel bir anlam taşır.
Alıştırma
Cümleyi “rakiplerden daha düşük ücret almak” anlamındaki ticari fiille tamamlayın: By keeping delivery costs low, the shop can ____ larger online retailers.
Cevabı göster
undercut
Although most of India's rockets are only designed to launch small payloads,
2:48Hindistan'ın roketlerinin çoğu yalnızca küçük yükleri fırlatmak için tasarlanmış olsa da,
in some cases, the cost for launching on an Indian rocket is 70% cheaper than other options.
2:53bazı durumlarda, bir Hint roketiyle fırlatma maliyeti diğer seçeneklerden %70 daha ucuzdur.
Güvenilir ana unsur benzetmesi olarak workhorse rocket
Burada workhorse, düzenli ve önemli işlerin büyük bölümünü güvenilir biçimde yapan bir şey için kullanılan benzetmedir. PSLV'ye Hindistan'ın workhorse rocket'ı denmesi, onun sık kullanıldığını ve birçok görevi yerine getirmesi için güvenildiğini anlatır. Workhorse ismi, workhorse rocket örneğindeki gibi başka bir ismi niteleyebilir veya the workhorse of a team or system yapısında kullanılabilir. Otomatik olarak en büyük, en hızlı ya da en gelişmiş seçenek anlamına gelmez.
Alıştırma
Bir haber, küçük bir sunucuya 'the workhorse of the network.' diyor. Bu ne anlama gelir?
- Yalnızca nadir törensel etkinliklerde kullanılır.
- Ağın düzenli işlerinin büyük bölümünü güvenilir biçimde yapar.
- En yeni ve en pahalı sunucudur.
Cevabı göster
Ağın düzenli işlerinin büyük bölümünü güvenilir biçimde yapar.
and it has a surprisingly low launch cost of just $15 million.
3:02ve sadece 15 milyon dolarlık şaşırtıcı derecede düşük bir fırlatma maliyeti vardır.
In 2017, it pulled off a mission that stunned space programs around the world Öbek fiiller
3:072017'de, dünyanın dört bir yanındaki uzay programlarını şaşkına çeviren bir görevi başardı
Pulled off: zor bir şeyi başarmak
Pulled off, ayrılabilen pull off öbek fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Burada “zor veya şaşırtıcı bir şeyi başardı” anlamına gelir. Sıradan bir işi yalnızca bitirmeyi değil, dikkate değer bir başarıyı vurgular. Nesne, elde edilen başarıyı belirtir: pull off a mission, a surprise victory veya a performance. Zorluğa rağmen başarı ana fikir olduğunda bu kalıbı projeler, spor ve etkinlikler için de kullanabilirsiniz.
Alıştırma
Hangi cümlede pull off zor bir başarıyı vurgulamak için kullanılmıştır?
- The young team pulled off an unexpected win.
- The young team called off the match because of rain.
- The young team carried out the warm-up plan.
Cevabı göster
The young team pulled off an unexpected win.
by launching an incredible 104 satellites into orbit. Kalıp ifadeler
3:12ve inanılmaz bir şekilde 104 uyduyu yörüngeye fırlattı.
Uyduları yörüngeye fırlatmak
launch + bir faydalı yük + into orbit kalıbı; bir uyduyu, uzay aracını veya başka bir yükü yörünge yoluna girecek biçimde göndermek demektir. Into, bir hedefe doğru hareketi veya ulaşılan sonucu belirtir; bu uzay uçuşu ifadesinde orbit normalde artikel almaz. Tam cümlede launching, by sözcüğünden sonra geldiği için -ing biçimindedir; böylece ifade görevin hangi yöntemle başarıldığını açıklar. Incredible, 104 sayısının olağanüstü olarak sunulduğunu gösterir.
Alıştırma
Uydunun yörünge yoluna girdiğini gösteren edatla cümleyi tamamlayın: The rocket launched a weather satellite ____ orbit.
Cevabı göster
into
Despite the extra engineering required to pull this off,
3:16Bunu başarmak için gereken ekstra mühendisliğe rağmen,
sharing the launch cost between so many people made the cost for each satellite company extremely cheap.
3:19fırlatma maliyetini bu kadar çok müşteri arasında paylaşmak, her uydu şirketi için maliyeti son derece ucuz hale getirdi.
But India's cheap workforce is only half of what makes their rockets so affordable. Dilbilgisi
3:26Ancak Hindistan'ın ucuz işgücü, roketlerini bu kadar uygun fiyatlı yapan şeyin sadece yarısıdır.
is only half of what makes ... so affordable: …ı bu kadar uygun fiyatlı yapan nedenlerin yalnızca bir kısmı
X is only half of what makes Y Z yapısında X, önemli bir neden olarak sunulur ancak açıklamanın tamamı değildir. Burada ucuz iş gücü roketlerin daha uygun maliyetli olmasına katkıda bulunur ve bu ifade, ardından başka bir etkenin geleceği beklentisini yaratır. Buradaki half sözbilimsel bir kullanımdır: tam olarak yüzde 50 anlamına gelmesi gerekmez, açıklamanın yalnızca bir bölümü demektir. what yan tümcesi, Y'nin Z özelliğine sahip olmasını sağlayan etkenlerin tümünü anlatır.
Alıştırma
Düşük kiranın nedenlerden yalnızca biri olduğunu göstermek için tam olarak 'only half of what' yapısını kullanın. Tamamlayın: Low rent ____ this studio so affordable.
Cevabı göster
is only half of what makes
Instead of outsourcing rocket parts to foreign companies,
3:30Hindistan, roket parçalarını yabancı şirketlere dış kaynak olarak vermek yerine,
India gets most of its materials from local companies.
3:34malzemelerinin çoğunu yerel şirketlerden temin ediyor.
Although they might be able to find more advanced components elsewhere,
3:37Başka yerlerde daha gelişmiş bileşenler bulabilseler de,
keeping all of the parts in-house saves India up to 50% in overall costs. Kelime
3:41tüm parçaları şirket bünyesinde tutmak Hindistan'a toplam maliyetlerde %50'ye varan tasarruf sağlıyor.
keeping all of the parts in-house: tüm parçaları kurum içinde tutmak
In-house, işin dışarıdaki bir şirkete verilmesi yerine aynı kuruluş içindeki kişiler tarafından yapılması veya ürünün onlar tarafından üretilmesi demektir. keeping all of the parts in-house ifadesinde keeping, parçaları kuruluşun kendisinin üretmeye veya yönetmeye devam etmesi anlamına gelir. Bu ifade işin fiziksel konumunu değil, işten kimin sorumlu olduğunu gösterir. Parçaların bir evin içinde, hatta aynı binada bulunması gerekmez.
Alıştırma
Hangi durum doğru şekilde in-house olarak tanımlanabilir?
- Dışarıdaki bir hukuk bürosu şirket için sözleşmeyi inceliyor.
- Şirketin kendi hukuk ekibi sözleşmeyi inceliyor.
- Bağımsız bir danışman şirketin ofisinde bir gün çalışıyor.
Cevabı göster
Şirketin kendi hukuk ekibi sözleşmeyi inceliyor.
Utilizing the expertise of other companies is a common theme in space flight.
3:47Diğer şirketlerin uzmanlığından yararlanmak, uzay uçuşlarında ortak bir temadır.
Now that the technology required to get into orbit is much more obtainable, Dilbilgisi
3:52Yörüngeye girmek için gereken teknolojinin artık çok daha ulaşılabilir olması,
Now that: Yeni bir durumu neden olarak sunmak
Now that, hâlihazırda doğru olan veya kısa süre önce doğru hâle gelen bir durumu tanıtır ve bunu ardından gelen sonucun nedeni olarak sunar. Burada gerekli teknolojiye daha kolay erişilebilmesi, sonraki sonucun ortaya çıkması için gereken koşulları oluşturur. Yapı Now that + neden bildiren yan cümle, sonucu bildiren ana cümle şeklindedir. Yalnızca olayları şimdiki zamana yerleştirmez; değişen bir durumla onun sonucunu birbirine bağlar.
Alıştırma
Yolun yeniden açılmasını sonucun nedeni olarak sunan bağlayıcı ifadeyle cümleyi tamamlayın: ____ the road is open again, buses can return to their normal route.
Cevabı göster
Now that
it has allowed private companies like SpaceX and Rocket Lab
3:56SpaceX ve Rocket Lab gibi özel şirketlerin
to make a massive impact in the space flight community.
4:00uzay uçuşu topluluğunda muazzam bir etki yaratmasına olanak tanıdı.
But this is one area that holds India back. Öbek fiiller
4:03Ancak bu, Hindistan'ı geride tutan bir alandır.
hold someone back: İlerlemeyi veya potansiyeli sınırlamak
hold someone or something back yapısında hold back; ilerlemeyi, gelişmeyi veya bir yeteneğin tam olarak kullanılmasını sınırlamak demektir. Bu cümlede India nesnesi hold ile back arasına gelir ve ifade, bu alanın ülkenin ilerlemesine engel olduğunu anlatır. Bu engelin ilerlemeyi tamamen durdurması gerekmez. Yalnızca gelişmeyi yavaşlatabilir veya bir kişinin ya da şeyin potansiyeline ulaşmasını önleyebilir.
Alıştırma
Nesne zamirini doğru yere yerleştirerek cümleyi hold ... back ile tamamlayın: Lack of confidence may ____ in interviews.
Cevabı göster
hold her back
Although it's not illegal for India's private companies to enter space,
4:07Hindistan'ın özel şirketlerinin uzaya gitmesi yasa dışı olmasa da,
the laws and regulations make it almost impossible for private space ventures to be set up. Dilbilgisi
4:10yasa ve yönetmelikler özel uzay girişimlerinin kurulmasını neredeyse imkansız hale getiriyor.
make it almost impossible for ... to be set up: kurulmasını neredeyse imkânsız hâle getirmek
make it + sıfat + for + isim + to-infinitive kalıbı, bir nedenin bir eylemi belirli ölçüde zorlaştırdığını anlatır. it biçimsel bir nesnedir; asıl değerlendirilen, for ... to-infinitive bölümünün ifade ettiği eylemdir. Burada yasalar ve düzenlemeler öylesine ciddi pratik engeller yaratıyor ki özel uzay girişimlerinin kurulması neredeyse imkânsız hâle geliyor. Edilgen to be set up, “kurulmak” anlamındadır.
Alıştırma
Cümleyi “make it almost impossible for ... to ...” ile tamamlayın: Strict security rules ____ visitors ____ the lab without permission.
Cevabı göster
make it almost impossible for · to enter
to allow the private sector to develop their own rockets and satellites.
4:19yeni bir uzay yasa tasarısı hazırlandı.
space bill: bill sözcüğünün yasa teklifi anlamı
space bill ifadesindeki bill, ödeme talep eden bir fatura değil, uzay faaliyetleriyle ilgili bir yasa teklifidir. Bu cümlede özel şirketlerin roket ve uydu geliştirmesine izin vermeyi amaçlayan bir taslağı anlatır. Bir bill mutlaka yasalaşmış değildir. Has been written yalnızca bir taslağın bulunduğunu gösterir; teklifin kabul edildiğini veya yürürlükte olduğunu kanıtlamaz.
Alıştırma
Cümleyi “yasa teklifi” anlamındaki politika sözcüğüyle tamamlayın: Parliament is debating a new space ____, but it has not become law yet.
Cevabı göster
bill
contracted private companies to design and manufacture: özel şirketlere tasarım ve üretim işini sözleşmeyle vermek
Bu cümlede contract, bir kişiyi veya şirketi resmî bir anlaşma kapsamında işe almak anlamına gelen bir fiildir. Kalıp contract + şirket + to-mastar şeklindedir: ISRO, tasarım ve üretim işini özel şirketlere vermiştir. Bu ifade, işi kimin sipariş ettiğini ve kimin yaptığını açıklar. Özel şirketlerin görevlere sahip olduğu veya uzay araçlarını bağımsız projeler olarak geliştirdiği anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu cümlede contracted private companies to design and manufacture ne anlama geliyor?
- ISRO, özel şirketlerin küçülmesine neden oldu.
- ISRO, özel şirketlerin kendilerine ait projeler oluşturmasına izin verdi.
- ISRO, tasarım ve üretim işini yapmaları için özel şirketleri anlaşmalarla resmî olarak işe aldı.
Cevabı göster
ISRO, tasarım ve üretim işini yapmaları için özel şirketleri anlaşmalarla resmî olarak işe aldı.
Now private companies can spend their own time and money
4:30Artık özel şirketler kendi zamanlarını ve paralarını
in developing more advanced spacecraft for interplanetary missions.
4:33gezegenler arası görevler için daha gelişmiş uzay araçları geliştirmeye harcayabilirler.
their interplanetary missions in the past have been limited in terms of what they can discover. Kalıp ifadeler
4:40geçmişteki gezegenler arası görevleri keşfedebilecekleri açısından sınırlıydı.
limited in terms of: belirli bir bakımdan sınırlı
Limited sıfatı “kısıtlı” anlamına gelir. in terms of ifadesi, değerlendirilen belirli yönü tanıtır. Burada bu yön, görevlerin neleri keşfedebildiğidir; dolayısıyla sınırlı olan görev sayısı değil, keşif kapasiteleridir. Geniş bir değerlendirmeyi tek bir boyutla sınırlandırmak için limited in terms of + isim öbeği veya wh-cümleciği kullanabilirsiniz: limited in terms of time ya da limited in terms of what it can measure.
Alıştırma
Hangi cümle düşük ışık performansını sayısal bir sınır ya da sınırlamanın nedeni olarak değil, değerlendirilen yön olarak belirtir?
- The camera is limited to ten photos.
- The camera is limited in terms of what it can capture in low light.
- The camera is limited by a damaged battery.
Cevabı göster
The camera is limited in terms of what it can capture in low light.
But this isn't a fault of India's space program. Anlatım akışı
4:45Ancak bu, Hindistan'ın uzay programının bir kusuru değildir.
This isn't a fault ... This is by choice ile açıklık getirmek
Bu iki cümle bir düzeltme kurar. But, konuşanın beklenebilecek bir sonucu reddettiğini gösterir: sınırlı sonuç, Hindistan'ın uzay programının başarısızlığı ya da zayıflığı olarak görülmemelidir. Kısa devam cümlesi This is by choice gerçek açıklamayı verir. Sınırlama, tesadüfi bir eksiklik değil, bilinçli bir stratejik tercih olarak sunulur. Önce olası bir yanlış anlamayı reddedip sonra asıl nedeni söyleyen bu yapı, savı açık ve vurgulu kılar.
Alıştırma
Açıklamayı en iyi hangi devam cümlesi tamamlar? The website has only two colours. This isn't a design mistake. ___
- This is a fault in the design that the team needs to fix.
- This is by choice, so the pages stay simple.
- This happened by chance, with no design decision behind it.
Cevabı göster
This is by choice, so the pages stay simple.
A common theme that runs through India's space program is high ambition paired with a low budget. Notlar
4:50Hindistan'ın uzay programından geçen ortak bir tema, düşük bir bütçeyle birleştirilen yüksek hırstır.
A common theme that runs through X is Y kalıbı
A common theme that runs through X is Y kalıbı, ayrı örneklerden tekrar eden tek bir örüntüye geçiş yapar. Burada X Hindistan'ın uzay programı, Y ise yüksek hedeflerle düşük bütçenin birleşimidir. Runs through mecazidir: tema, konunun bütünü boyunca tekrar tekrar görülür. that runs through X ilgi cümleciği temayı belirler; is ise yazarın bu temanın ne olduğuna dair özetini başlatır.
Alıştırma
Cümleyi, derste geçen ve 'bütünü boyunca tekrar tekrar görülür' anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: A common theme that ____ the interviews is the need for clearer instructions.
Cevabı göster
runs through
düşük bütçeyle bir arada bulunan büyük hedefler
Bu cümlede paired with, uzay programının iki özelliğini birbirine bağlar: büyük hedefler ve düşük bütçe. Bu özelliklerin aynı anda var olduğunu anlatır; aralarındaki karşıtlık da hedefleri özellikle çarpıcı hâle getirir. Dil bilgisi açısından paired with a low budget, high ambition ifadesini niteleyen geçmiş zaman ortaçlı bir yapıdır. Aktarılabilir kalıplar pair A with B ve A paired with B biçimindedir; bunlar A ile B'nin miktar ya da değer bakımından eşit olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümle güçlü performans ile uygun fiyatı aynı anda var olan iki özellik olarak sunuyor?
- The new laptop offers powerful performance paired with a modest price.
- The new model replaces powerful performance with a modest price.
- The review compares the laptop's powerful performance with its modest price.
Cevabı göster
The new laptop offers powerful performance paired with a modest price.
and they didn't let their small budget stop them. Dilbilgisi
4:58ve küçük bütçelerinin onları durdurmasına izin vermediler.
küçük bütçelerinin kendilerini durdurmasına izin vermediler
Kalıp did not let + nesne + fiilin yalın hâli şeklindedir. Burada their small budget, let fiilinden sonra gelir; stop yalın hâlde kalır ve them, Hindistan'ın uzay programını yürüten kişileri ifade eder. Bütçe gerçek bir kısıtlamaydı, ancak planlarını engellemesine izin vermediler. Let fiilinden sonra to stop değil, stop kullanılır.
Alıştırma
Hangi cümle, korkunun Omar'ın konuşmasını engellemediğini göstermek için let fiilini doğru kullanıyor?
- Omar didn't let his fear to stop him from speaking.
- Omar didn't let stop his fear him from speaking.
- Omar didn't let his fear stop him from speaking.
Cevabı göster
Omar didn't let his fear stop him from speaking.
made India only the fourth space agency to successfully get to Mars
5:04Hindistan'ı Mars'a başarıyla ulaşan sadece dördüncü uzay ajansı yaptı
They also did this on a shoestring budget of just $74 million, Deyimler
5:10Bunu ayrıca diğer uzay ajanslarının tipik olarak harcadığının çok küçük bir kısmı olan
on a shoestring budget: son derece kısıtlı bir bütçeyle
On a shoestring budget, kullanılabilecek çok az parayla bir şey yapmak anlamına gelir. Buradaki shoestring mecazidir; gerçek bir ayakkabı bağını veya bir para ölçüsünü ifade etmez. Bu cümlede ifade, 74 milyon dolarlık bütçenin uzay ajanslarının normal harcamalarına kıyasla olağanüstü düşük olduğunu vurgular. Kalıp do something, make something, run a project veya travel on a shoestring budget gibi kullanımlara aktarılabilir.
Alıştırma
Cümleyi “son derece az parayla” anlamındaki kalıplaşmış deyimle tamamlayın: They made the short film ____.
Cevabı göster
on a shoestring budget
a fraction of what other space agencies typically spend. Dilbilgisi
5:15sadece 74 milyon dolarlık kısıtlı bir bütçeyle yaptılar.
a fraction of what ... spend: harcanan miktarın küçük bir kısmı
A fraction of what other space agencies typically spend, diğer uzay ajanslarının genellikle harcadığı miktarın yalnızca küçük bir bölümü anlamına gelir. Burada what other space agencies typically spend kaynaşmış bir ilgi tümcesidir; what, “the amount that” anlamındadır. a fraction of what + tümce yapısı, kesin bir yüzde vermeden güçlü bir oransal karşılaştırma kurar. Genel haber dilinde fraction çoğu zaman belirtilmiş matematiksel bir kesirden ziyade çok küçük bir bölüm anlamına gelir.
Alıştırma
Yeni ısıtıcının eskisinin tükettiği miktarın yalnızca küçük bir kısmını kullandığını anlatmak için cümleyi hangi ifade doğru tamamlar? The new heater uses _____ the old one consumed.
- more than
- as much as
- a fraction of what
Cevabı göster
a fraction of what
Apart from making their spacecraft small and simple,
5:18Hindistan, uzay araçlarını küçük ve basit tutmanın yanı sıra,
India likes to keep the overall duration of the mission as short as possible. Dilbilgisi
5:21görevin genel süresini de mümkün olduğunca kısa tutmayı sever.
keep + nesne + as + sıfat + as possible
Keep + nesne + as + sıfat + as possible, bir şeyin bir özelliğini sıfatın anlattığı, ulaşılabilir en ileri düzeyde tutmak için etkin biçimde kontrol etmek anlamına gelir. Burada Hindistan, görevin toplam süresini çok kısa tutmayı ve uzamasını önlemeyi amaçlıyor. As short as possible, gerçek koşulların izin verdiği ölçüde en kısa demektir; bundan daha kısa bir sürenin hiçbir zaman var olamayacağına dair mutlak bir iddia değildir.
Alıştırma
Maliyeti uygulanabilir en düşük düzeyde tutmak anlamına gelen as ... as possible kalıbıyla cümleyi tamamlayın: We need to keep the delivery cost ____.
Cevabı göster
as low as possible
and racked up enormous running costs. Öbek fiiller
5:29ve devasa işletme maliyetleri biriktiren birden fazla görevi vardır.
racked up enormous running costs: devasa işletme maliyetleri biriktirdi
Rack up, zaman içinde büyük veya dikkat çekici bir toplam biriktirmek anlamına gelir. Racked up geçmiş zaman biçimidir. Bu cümlede görevler onlarca yıl çalışmaya devam ettiği için maliyetler birikerek devasa bir miktara ulaştı. Running costs, bir şeyi işletmek ve bakımını yapmak için sürekli oluşan maliyetlerdir. İnşa veya fırlatma maliyeti gibi tek seferlik masraflardan farklıdır.
Alıştırma
Cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? During a year of unnecessary subscriptions, Leo ___ hundreds of pounds in fees.
- racked up
- set aside
- paid back
Cevabı göster
racked up
From the initial conception to the end of operation, Kalıp ifadeler
5:31İlk konseptten operasyonun sonuna kadar,
From the initial conception to the end of operation: tüm aralığı belirtmek
Eşleşmiş from A to B yapısı iki uç nokta belirler ve bu noktaların arasındaki her şeyi eksiksiz bir aralık olarak sunar. Burada aralık, görevin ilk kez düşünülmesiyle başlar ve görevin çalışması sona erdiğinde biter. Bu bağlamda conception bir fikrin oluşması, operation ise görevin faal olduğu dönem anlamına gelir. İfade hamilelikten veya ameliyattan söz etmez.
Alıştırma
Hedef from A to B yapısını tamamlayın: The museum planned the exhibition ____ the first design meeting ____ the closing day.
Cevabı göster
from · to
India's missions are designed to only run for a few years.
5:34Hindistan'ın görevleri sadece birkaç yıl sürecek şekilde tasarlanmıştır.
So although India's capabilities and achievements might not be on the same scale as NASA, Kalıp ifadeler
5:38Dolayısıyla Hindistan'ın yetenekleri ve başarıları NASA ile aynı ölçekte olmasa da,
On the same scale as NASA: büyüklük ve kapsamı karşılaştırmak
On the same scale as, genel büyüklük, erişim alanı veya miktar bakımından karşılaştırılabilir olmak demektir. Bu cümlede NASA karşılaştırma noktasıdır ve might not be on the same scale, Hindistan'ın kapasitesiyle başarılarının genel kapsam bakımından daha küçük olabileceğini anlatır. Burada scale, büyüklüğün soyut bir ölçüsüdür; tartı veya ölçüm aracı değildir. Might iddiayı temkinli hâle getirirken although bunun konuşanın nihai noktası değil, bir ödünleme olduğunu gösterir.
Alıştırma
Benzer büyüklük ve kapsamı anlatan hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: With similar budgets and reach, the regional rescue operation was carried out ____ the national one.
Cevabı göster
on the same scale as
their incredible ambition and clever cost efficiency
5:44inanılmaz hırsları ve akıllı maliyet verimliliği
has allowed them to become one of the world's key players in the space community. Deyimler
5:47onların uzay topluluğunda dünyanın kilit oyuncularından biri olmalarını sağladı.
Uzay camiasındaki kilit aktörler
Burada key players, bir alanda önemli etkiye sahip kişi veya kuruluşlar anlamına gelir. Player sözcüğü mecazi olarak kullanılmıştır; sporcuya veya oyun oyuncusuna gönderme yapmaz. The space community, dünyadaki uzay ajansları, şirketler, araştırmacılar ve ilgili kurumlardan oluşan ağı ifade eder. One of the world's key players, programın bu alanın önemli üyelerinden biri olduğunu söyler; mutlaka tek lider olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümlede one of the world's key players in the space community ne anlama geliyor?
- bir uzay ajansının çalıştırdığı en iyi sporculardan biri
- uzayın her alanında tek başına en üst sırada olan kuruluş
- küresel uzay alanındaki en etkili katılımcılardan biri
Cevabı göster
küresel uzay alanındaki en etkili katılımcılardan biri
From their humble beginnings cycling rocket parts back and forth Anlatım akışı
5:52Bisikletle roket parçalarını taşıdıkları mütevazı başlangıçlarından,
Mütevazı başlangıçlardan uzay aracı fırlatmaya
From ... to ... yapısı, erken bir aşamayla sonraki aşamayı yan yana getirir. Burada roket parçalarını bisikletle ileri geri taşımak canlı bir başlangıç görüntüsü sunarken, diğer gezegenlere uzay araçları fırlatmak sonraki başarıyı gösterir. Böylece uzun bir gelişim yolculuğu, birbiriyle zıt iki uç noktaya sığdırılır. Humble beginnings, sınırlı kaynaklarla yapılan sade bir başlangıç anlamına gelir; insanların alçakgönüllü olduğu anlamına gelmez. Girişteki bu ifade, cümlenin geri kalanının yorumlayabileceği bir gelişim çizgisi kurar.
Alıştırma
From ... to ... gelişim yapısını oluşturan iki sözcükle cümleyi tamamlayın: The project grew ____ a weekend experiment ____ an international service.
Cevabı göster
from · to
their ability to achieve so much with so little is an inspiring story Deyimler
5:58bu kadar az şeyle bu kadar çok şey başarma yetenekleri ilham verici bir hikayedir
So much with so little: sınırlı kaynaklarla etkileyici sonuçlar
Bu dengeli ifadede so much büyük miktarda başarıyı, so little ise çok az kaynağı anlatır. Much ve little tek başına kullanılır; çünkü belirli başarılar ve kaynaklar kesin sayılar olarak verilmez, bağlamdan anlaşılır. Do veya achieve so much with so little kalıbı; para, personel, zaman ya da ekipman sınırlı olmasına rağmen etkileyici sonuçlar üreten birini över. Verimlilikle ilgili tarafsız bir ifadeden daha hayranlık dolu ve ilham verici bir ton taşır.
Alıştırma
Çok sınırlı kaynaklarla büyük başarı elde etmek anlamındaki, bu derste öğrendiğiniz beş sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: With only two rooms and three nurses, the clinic has achieved ____.
Cevabı göster
so much with so little
Sums up: ana fikri kısaca ifade etmek
Burada sums up, ana fikri veya belirleyici özelliği kısa ve açık bir biçimde ifade etmek anlamına gelir. Özne olan which, tek bir isme değil önceki hikâyenin tamamına gönderme yapar; bu hikâye de Hint ruhunun kısa ve öz bir resmi olarak sunulur. Bu öbek fiil, ayrıntılardan genel bir sonuca geçildiğini gösterir. Burada matematiksel toplama anlamına gelmez.
Alıştırma
Ana fikri kısaca ifade etmek anlamındaki, bu derste öğrendiğiniz iki sözcüklü öbek fiille cümleyi tamamlayın: Her final sentence ____ the whole discussion.
Cevabı göster
sums up
In order to continue being one of the greatest space agencies in the world,
6:04Hindistan'ın dünyanın en büyük uzay ajanslarından biri olmaya devam edebilmesi için,
India will need to hire the next generation of talented and creative engineers.
6:08yetenekli ve yaratıcı mühendislerden oluşan yeni nesli işe alması gerekecektir.
KiwiCo creates super cool hands-on projects designed to get kids thinking about concepts in STEAM Notlar
6:13KiwiCo, çocukları bilim, teknoloji, mühendislik, sanat ve matematik gibi
hands-on projects: yaparak öğrenme
hands-on projects ifadesindeki hands-on, katılımcıların yalnızca okuyarak, izleyerek veya dinleyerek değil, uygulamayı kendileri yaparak bir şey öğrenmesi ya da üretmesi anlamına gelen birleşik bir sıfattır. Burada çocukların etkin biçimde bir şeyler yaptığı veya deney gerçekleştirdiği projeleri niteler. Bir isimden önce kullanıldığında genellikle kısa çizgiyle yazılır: hands-on projects.
Alıştırma
Cümleyi “doğrudan uygulamalı etkinlik içeren” anlamındaki kısa çizgili sıfatla tamamlayın: The robotics club gives children ____ experience with simple machines.
Cevabı göster
hands-on
like science, technology, engineering, art, and math.
6:19STEAM kavramları hakkında düşünmeye teşvik etmek için tasarlanmış süper havalı uygulamalı projeler yaratıyor.
STEAM: bilim, teknoloji, mühendislik, sanat ve matematik
Burada STEAM; science, technology, engineering, art ve math, yani bilim, teknoloji, mühendislik, sanat ve matematik alanlarını temsil eden bir eğitim kısaltmasıdır. Teknik öğrenmeyle yaratıcı çalışmayı birleştiren programlarda bu alanları bir araya getirir. Büyük harfler bunun bir kısaltma olduğunu gösterir. Küçük harfle yazılan steam, “buhar” anlamındaki sıradan İngilizce isimdir; ancak burada bu anlamda kullanılmamıştır.
Alıştırma
Bir okul programı science, technology, engineering, art ve math alanlarını birleştiriyor. Bu programa en uygun ad hangisidir?
- STEAM
- STEM
- steam
Cevabı göster
STEAM
Each monthly crate is designed by experts and tested by kids
6:23Her aylık kutu uzmanlar tarafından tasarlanıyor, çocuklar tarafından test ediliyor
and includes an interesting project to build like this glowing pendulum.
6:27ve tıpkı bu parlayan sarkaç gibi, inşa edilecek ilginç bir proje içeriyor.
Many kids and students are having to do most of their learning online. Dilbilgisi
6:33Birçok çocuk ve öğrenci öğrenimlerinin çoğunu çevrimiçi yapmak zorunda kalıyor.
'things have been a little different.': değişikliği yumuşak biçimde anlatmaya başlamak
Bu cümlede things have been a little different, belirgin bir değişikliği daha yumuşak biçimde anlatmaya başlayan bir ifadedir. Sonraki cümle, durumun yalnızca biraz farklı olmadığını gösterir: artık birçok öğrenci çevrim içi öğrenim görmek zorundadır. A little burada ifadenin gücünü azaltır. Durumu hemen ciddi olarak tanımlamak yerine geçişin sakin ve ölçülü duyulmasını sağlar. Benzer hassas girişlerde değişikliğin sunuluşunu yumuşatabilir; değişikliğin nesnel olarak küçük olduğunu her zaman göstermez.
Alıştırma
Bu bağlamda things have been a little different ifadesinin temel işlevi nedir?
- Önemli bir değişikliği nazikçe anlatmaya başlar.
- Değişikliğin nesnel olarak çok küçük olduğunu söyler.
- Önemli hiçbir şeyin değişmediğini söyler.
Cevabı göster
Önemli bir değişikliği nazikçe anlatmaya başlar.
'are having to do': geçici ve şu anki bir zorunluluk
Are having to do yapısında have to, koşulların ortaya çıkardığı bir zorunluluğu belirtir. Şimdiki zamanın devam biçimi olan are having, bu zorunluluğu değişmez bir kural olarak değil, günümüzde devam eden ve değişen dönemin bir parçası olarak sunar. Buradaki having, have to içindeki have fiilinin -ing biçimidir. Bir şeye sahip olmak anlamına gelmez ve perfect tense yapısının parçası değildir. Yeniden kullanılabilecek kalıp özne + am/is/are having to + fiilin yalın hâlidir.
Alıştırma
Geçici ve şu anki bir zorunluluğu vurgulamak için cümleyi have to yapısının devam biçimiyle tamamlayın: Because the school building is closed this week, we ____ attend classes online.
Cevabı göster
are having to
KiwiCo's projects are a brilliant way to let kids learn from home
6:38KiwiCo'nun projeleri, çocukların onları bilgisayardan uzaklaştırırken
whilst getting them away from the computer. Kelime
6:42evden öğrenmelerini sağlamanın harika bir yoludur.
Britanya İngilizcesinde eş zamanlı eylemler için whilst
Bu cümlede whilst, while yani “-irken” veya “aynı anda” anlamına gelir. Çocukların evde öğrenmesiyle birlikte bilgisayardan uzaklaşmasının da gerçekleştiğini anlatır. Burada güçlü bir karşıtlık değil, birbiriyle uyumlu iki yarar bağlanır. Bu yapı, iki eylemin veya durumun aynı zaman diliminde gerçekleştiğini göstermek için kullanılabilir.
Alıştırma
Bu kullanım açıklamasının doğru olup olmadığına karar verin: Gündelik Amerikan İngilizcesinde whilst genellikle while sözcüğünden daha yaygın ve bölgesel açıdan daha az işaretlidir.
- Doğru
- Yanlış
Cevabı göster
Yanlış
with crates for different age groups and topics.
6:47farklı yaş grupları ile konular için kutuları var.
Each project provides kids with hours of entertainment
6:50Her proje çocuklara saatlerce eğlence sunuyor
Each box also comes with all the supplies needed for that month's project.
6:56Her kutu ayrıca o ayın projesi için gereken tüm malzemelerle birlikte geliyor.
So there's no need for extra runs to the store.
7:01Bu yüzden mağazaya fazladan gitmenize gerek yok.
Güven veren bir öneri olarak you can't go wrong
Burada you can't go wrong, bu tavsiyeye uymanın çok güvenilir bir seçim olduğu ve başarısızlığa yol açma ihtimalinin düşük olduğu anlamına gelir. Konuşan kişi, talimatların iyi bir sonuç vermesi gerektiğini söyleyerek dinleyeni rahatlatır. Bu bir deyimdir: wrong burada yanlış yöne gitmekle ilgili değildir. İfade güçlü bir güven belirtir, ancak genellikle gerçek anlamda garanti vermek yerine tavsiye işlevi görür.
Alıştırma
“Bu güvenilir bir seçimdir” anlamındaki deyimle öneriyi tamamlayın: For an easy family game, ____ with this one.
Cevabı göster
you can't go wrong
With the holiday season approaching fast: with + isim öbeği + -ing yapısı
With + isim öbeği + şimdiki ortaç, arka plandaki bir durumu oluşturur. Burada tatil sezonunun hızla yaklaşıyor olması, ardından gelecek ana eyleme veya öneriye zemin hazırlar. Bu, çekimsiz bir yapıdır: approaching kendi başına zaman bildirmez. Zaman, ana cümleden anlaşılır; böylece değişen bir durum kısa bir giriş çerçevesine sığdırılır.
Alıştırma
Cümleyi tamamlayın. With ile başlayın; ardından sırasıyla winter, approach fiilinin -ing biçimi ve fast sözcüğünü kullanın: ____, the shelter is checking its heating system.
Cevabı göster
With winter approaching fast
To support Primal Space and try out KiwiCo,
7:14Primal Space'i desteklemek ve KiwiCo'yu denemek için,
visit kiwico.com/primalspace to get your first month for free.
7:17ilk ayınızı ücretsiz almak üzere kiwico.com/primalspace adresini ziyaret edin.
If you would like to support the channel even more, Ton ve niyet
7:22Kanalı daha fazla desteklemek isterseniz,
consider becoming a patron where you can give your input on each video
7:24her videoda fikirlerinizi sunabileceğiniz ve özel Discord sunucumuza katılabileceğiniz
If you would like to support ... consider becoming: kibar davet kalıbı
If you would like to support... ifadesinde would like geçmiş zamanı değil, şimdiki bir isteği kibarca belirtir. if yan cümlesi seçimi dinleyiciye bırakır. Consider becoming a patron, istenen eylemi bir öneriye dönüştürür. Burada consider sonrasında -ing biçimi gelir; bu nedenle becoming doğrudur. İki bölüm birlikte, emir yerine seçime saygılı bir eylem çağrısı oluşturur.
Alıştırma
Kibar öneriyi tamamlayın. consider ve become fiilinin doğru biçimini kullanın: If you would like to help the community garden, ____ a regular volunteer.
Cevabı göster
consider becoming