FELSEFE - Stoacılar: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
803 kelime 187 kel/dk

Video özeti: Seneca ve Marcus Aurelius üzerinden bu anlatım, Stoacılığın zorlukları önceden hesaba katarak kaygı ve öfkeyle nasıl başa çıktığını açıklar. Başlıca İngilizce noktaları: 1. However intelligent they might otherwise be. — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: “however + sıfat + özne + might be” yapısıyla eleştiriden önce bir niteliği kabul edin. 2. rehearse worst case scenarios. — Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: “rehearse” fiilinin sahne provasının yanı sıra olası bir durumu zihinde prova etmek olduğunu kavrayın. 3. priced in. — Deyimler ve mecazi ifadeler: beklenen maliyeti fiyata katan finans teriminin, olası sıkıntıları önceden kabullenme metaforuna dönüşmesini görün.

Bu derste

This is a film about Stoicism and why you need more of it in your life

0:07

Bu, Stoacılık hakkında ve hayatınızda neden ona daha fazla ihtiyaç duyduğunuzu anlatan bir film,

because as people seldom tell you but we will quietly.

0:11

çünkü insanlar bunu size nadiren söyler ama biz sessizce söyleyeceğiz.

Stoicism was a philosophy that flourished for 480 years in ancient Greece and Rome

0:17

Stoacılık, Antik Yunan ve Roma'da 480 yıl boyunca gelişen bir felsefeydi

and was popular with everyone from slaves to the aristocracy Dilbilgisi

0:22

ve kölelerden aristokrasiye kadar herkes arasında popülerdi,

Dilbilgisi

from slaves to the aristocracy: toplumsal bir aralığın iki ucu

everyone from slaves to the aristocracy ifadesinde from A to B, toplumsal bir ölçeğin birbirine zıt iki ucunu belirtir. Popülerliğin bu uçlardaki insanları ve aradaki grupları kapsadığı anlamına gelir. Buradaki from, bir kişinin başka bir şeye dönüştüğünü anlatmaz. from ve to sözcüklerinden sonraki ifadeler, geniş bir aralığın uçları olarak kullanılan kategorilerdir.

Alıştırma

Hangi cümlede from A to B, bir değişim veya hareket yerine geniş bir aralığı gösterir?

  1. The museum attracts everyone from schoolchildren to retirees.
  2. Leo went from an intern to a manager in two years.
  3. Maya sent a message from Rome to Paris.
Cevabı göster

The museum attracts everyone from schoolchildren to retirees.

because unlike so much philosophy it was helpful.

0:25

çünkü çoğu felsefenin aksine faydalıydı.

Helpful when we panic, want to give up, despair and rage at existence.

0:28

Paniğe kapıldığımızda, pes etmek istediğimizde, umutsuzluğa kapıldığımızda ve varoluşa öfkelendiğimizde faydalıydı.

We still honor this philosophy

0:33

Bugün hala bu felsefeyi onurlandırıyoruz

whenever we think of someone as brave

0:34

birisini cesur olarak düşündüğümüzde

and without perhaps quite knowing why

0:36

ve belki de nedenini tam olarak bilmeden

call them stoic. Kelime

0:38

onlara stoacı diyoruz.

Kelime

stoic: fazla duygu göstermeden sakince dayanmak

Burada stoic, call fiilinden sonra them sözcüğünü tanımlayan küçük harfli bir sıfattır. Acıya veya zorluğa yakınmadan ya da fazla duygu göstermeden sakince dayanabilmek anlamına gelir. Hiç duygu taşımamak demek değildir ve brave sözcüğünden daha özel bir anlamı vardır. Günlük anlamı, Stoacı felsefeyle ilişkilendirilen özdenetimden gelir.

Alıştırma

"After the accident, Noor stayed stoic while help arrived," cümlesinde stoic ne anlama gelir?

  1. Sakin kaldı ve fazla sıkıntı belirtisi göstermedi.
  2. Cesur olduğunu kanıtlamak için tehlikeye doğru koştu.
  3. Hiçbir türden duygusu yoktu.
Cevabı göster

Sakin kaldı ve fazla sıkıntı belirtisi göstermedi.

There are two great philosophers of Stoicism.

0:40

Stoacılığın iki büyük filozofu vardır.

The first is the Roman writer and tutor to Nero, Seneca.

0:42

Birincisi Romalı yazar ve Neron'un öğretmeni Seneca'dır.

He lived between AD 4 and AD 65.

0:46

MS 4 ile MS 65 yılları arasında yaşadı.

That's right, tutor to Nero,

0:48

Doğru, Neron'un öğretmeni,

the infamous dictator who slept with his own mother,

0:50

kendi annesiyle yatan,

raped young boys

0:53

genç erkek çocuklara tecavüz eden

and just because he felt like it Kalıp ifadeler

0:54

ve sadece canı öyle istediği için

Kalıp ifadeler

felt like it: zaten bilinen bir eylemi yapmak istemek

Bu cümlede felt like it, “bunu yapmak istedi” anlamına gelir. it zamiri, ne olduğu zaten belli olan bir eyleme gönderme yapar; bir şeyin belirli bir fiziksel his verdiği anlamına gelmez. just because ile birlikte kullanıldığında ifade, kişisel isteği tek neden olarak sunar: bunu yalnızca yapmak istediği için yaptı. Genel olarak feel like it, daha önce sözü edilen ve birinin o anda yapmak istediği herhangi bir eyleme gönderme yapabilir.

Alıştırma

“Nora changed the playlist because she felt like it,” cümlesindeki “felt like it” ne anlama gelir?

  1. Çalma listesini değiştirmeye zorlandı.
  2. O anda değiştirmek istedi ve başka bir nedene ihtiyaç duymadı.
  3. Çalma listesinin başka bir şeye benzer hissettirdiğini düşündü.
Cevabı göster

O anda değiştirmek istedi ve başka bir nedene ihtiyaç duymadı.

asked his old tutor Seneca to commit suicide

0:55

eski öğretmeni Seneca'dan intihar etmesini isteyen o kötü şöhretli diktatör,

in front of his own family.

0:58

hem de kendi ailesinin gözü önünde.

And our other guide to Stoicism is

0:59

Ve Stoacılıktaki diğer rehberimiz

the kind and magnanimous Roman emperor Marcus Aurelius

1:01

nazik ve yüce gönüllü Roma imparatoru Marcus Aurelius'tur,

AD 121 to 180

1:04

MS 121'den 180'e kadar,

who was forced to spend most of his reign

1:06

saltanatının büyük bir kısmını

on the edges of the empire

1:07

imparatorluğun sınırlarında

fighting off invincible Germanic hordes Öbek fiiller

1:09

yenilmez Cermen ordularıyla savaşarak geçirmek zorunda kalmış,

Öbek fiiller

fighting off: bir tehdide direnip onu püskürtmek

Fight off, bir saldırgana veya tehdide direnmek ve onun sizi yenmesini engellemek anlamına gelir. Burada fighting off, Germen ordularını durdurulan veya geri püskürtülen bir güç olarak sunar; off, öbek fiilin bir parçasıdır. Aynı yapı, fight off an infection veya fight off sleep örneklerinde olduğu gibi insan olmayan tehditler için de kullanılabilir. -ing biçimi devam eden bir çabayı anlatabildiği için tehdidin tamamen ortadan kalktığını tek başına garanti etmez.

Alıştırma

“The doctor said her body was fighting off the infection,” cümlesindeki “fighting off” ne anlama gelir?

  1. Enfeksiyonu yayılmaya davet etmek
  2. Enfeksiyona direnmek ve onu yenmeye çalışmak
  3. Tüm fiziksel hareketleri durdurmak
Cevabı göster

Enfeksiyona direnmek ve onu yenmeye çalışmak

but found time to write one of the greatest works of philosophy Kalıp ifadeler

1:11

ama felsefenin en büyük eserlerinden birini,

Kalıp ifadeler

found time to + fiil

Found time to, find time to + fiilin yalın hâli yapısının geçmiş zaman biçimidir. Yoğun bir program veya zor koşullar içinde bir işi yapmaya yine de zaman ayarlamayı başarmak anlamına gelir. Buradaki find sözcüğü gerçek anlamda belirli bir saati bulmak demek değildir. Bu ifade, kişinin çaba göstererek veya öncelik vererek eylem için yer açtığını anlatır. Bu cümlede but, zorlu koşullarla eseri yine de yazmış olması arasındaki karşıtlığı güçlendirir.

Alıştırma

Hangi cümle, birinin yoğun programında bir işe yer açmayı başardığını en iyi gösterir?

  1. Although the week was packed, Lena found time to visit her grandfather.
  2. Lena found the time of her grandfather's visit on the calendar.
  3. Lena had time to visit her grandfather because her week was empty.
Cevabı göster

Although the week was packed, Lena found time to visit her grandfather.

the Meditations

1:14

Kendime Düşünceler'i

in his tent at night.

1:15

geceleri çadırında yazacak zamanı bulabilmiştir.

There are two problems Stoicism can help us with in particular.

1:17

Stoacılığın bize özellikle yardımcı olabileceği iki sorun vardır.

The first is anxiety.

1:20

Birincisi kaygıdır.

When you're feeling anxious about something

1:22

Bir şey hakkında kaygı hissettiğinizde

most people are maddening.

1:23

çoğu insan çıldırtıcıdır.

They believe it's their duty to cheer you up. Notlar

1:25

Sizi neşelendirmenin kendi görevleri olduğuna inanırlar.

Dilbilgisi

it's their duty to + fiil

It's their duty to + fiilin yalın hâli, eylemin onların sorumluluğu veya yükümlülüğü olarak görüldüğünü anlatır. Their sorumlu kişileri belirtir; to + fiil bölümü ise ne yapmaları gerektiğini düşündüklerini açıklar: seni neşelendirmek. They believe aktarım çerçevesi önemlidir. Bunun onların kendi görev anlayışı olduğunu gösterir; konuşan kişinin görevin gerçekten var olduğunu doğruladığı anlamına gelmez. Bazı bağlamlarda bu mesafe, kuşku veya eleştiri de gösterebilir.

Alıştırma

Doğru mu yanlış mı? 'They believe it's their duty to cheer you up' cümlesi, seni neşelendirmenin gerçekten onların görevi olduğunu doğrudan doğrular.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

Öbek fiiller

cheer you up: seni daha iyi hissettirmek

Cheer someone up, üzgün veya morali bozuk birinin kendini daha mutlu ya da daha umutlu hissetmesini sağlamak demektir. Bu cümlede insanlar senin moralini düzeltmeye çalışmanın görevleri olduğuna inanıyor. Deyimsel fiilin kendisi tarafsızdır; olumsuz hava, daha geniş bağlamın bu davranışı eleştirmesinden gelir. Cheer ... up ayrılabilen bir deyimsel fiildir. Nesne bir zamirse fiil ile parçacığın arasına gelir: cheer you up, cheer her up veya cheer them up.

Alıştırma

Cümleyi cheer up ile tamamlayın ve zamiri doğru yere koyun: Mia felt sad, so I told a joke to ____.

Cevabı göster

cheer her up

However intelligent they might otherwise be. Dilbilgisi

1:27

Normalde ne kadar zeki olurlarsa olsunlar.

Dilbilgisi

However intelligent they might otherwise be = ne kadar zeki olurlarsa olsunlar

However + sıfat + özne + may/might be, “ne kadar ... olursa olsun” anlamına gelen bir ödünleme yapısıdır. Burada however intelligent they might otherwise be, karşıt bir eleştiri gelmeden önce bu kişilerin başka açılardan çok zeki olabileceklerini kabul eder; otherwise burada “başka açılardan” demektir. Bu yapıda however doğrudan intelligent sözcüğünü niteler; cümleleri bağlayan ve “ancak” anlamına gelen zarf değildir. Örnek, önceki düşünceye bağlı, bilinçli olarak eksiltilmiş bir parçadır. Tek başına tam bir cümlede bu ödünleme yan cümlesine normalde bir ana cümle eşlik eder: However intelligent they might be, they can still be wrong.

Alıştırma

Hangi cümlede however “ne kadar ... olursa olsun” anlamında kullanılmıştır?

  1. Something changed; however, we followed the plan.
  2. You should, however, plan carefully before you begin.
  3. However carefully you plan, something may change.
Cevabı göster

However carefully you plan, something may change.

They say things like "It'll be okay. Don't worry."

1:30

"Her şey yoluna girecek. Endişelenme" gibi şeyler söylerler.

Even "Cheer up."

1:32

Hatta "Neşelen" derler.

The Stoics were appalled.

1:33

Stoacılar bu durumdan dehşete düşmüştü.

They hated any kind of consolation

1:35

Dinleyiciye umut vermeyi amaçlayan

that aims to give the listener hope.

1:36

her türlü teselliden nefret ediyorlardı.

Hope is the opium of the emotions Deyimler

1:39

Umut duyguların afyonudur

Deyimler

Eleştirel bir metafor olarak opium of the emotions

opium of the emotions ifadesinde opium, acıyı uyuşturan, çekici bir rahatlık sağlayan ve bağımlılık yaratabilen bir şeyin metaforudur. Cümle, umudu insanın gerçekle yüzleşmeden kendini daha iyi hissetmesini sağlayan duygusal bir kaçış olarak sunar. Bu, hope sözcüğünün tarafsız bir tanımı değil, güçlü bir yargıdır. İfade yalnızca bu belirli sav içinde umudu eleştirir; günlük İngilizcede hope genellikle olumlu ya da tarafsızdır.

Alıştırma

Bu cümlede “opium of the emotions” neyi ima ediyor?

  1. Acı veren duyguları fiziksel olarak tedavi eden bir ilaç
  2. Duyguları uyuşturan ve duygusal bağımlılık yaratabilen aldatıcı bir teselli
  3. Her zaman eyleme yol açan umutlu bir duygu
Cevabı göster

Duyguları uyuşturan ve duygusal bağımlılık yaratabilen aldatıcı bir teselli

and must be stamped out conclusively Öbek fiiller

1:40

ve kesin olarak ortadan kaldırılmalıdır

Öbek fiiller

stamp out: zararlı bir şeyi tamamen ortadan kaldırmak

Stamp out, zararlı ya da istenmeyen bir şeyi tamamen ortadan kaldırmak anlamına gelen bir öbek fiildir. Küçük bir ateşi üzerine basarak söndürmeyi gerçek anlamda da anlatabilir; ancak burada mecazidir ve yalnızca “bir şeyin üzerine basmak” demek değildir. must be stamped out yapısında edilgen çatı, kimin ortadan kaldırdığından çok ortadan kaldırılması gereken şeye odaklanır. must ve conclusively, talebi kesin ve sert gösterir.

Alıştırma

stamp ile kurulan ve “tamamen ortadan kaldırmak” anlamına gelen iki sözcüklü öbek fiili kullanın: The health campaign aims to ____ malaria in the region.

Cevabı göster

stamp out

for a person to stand any chance of inner peace Kalıp ifadeler

1:43

bir kişinin iç huzurunu bulma şansının olması için,

Kalıp ifadeler

stand any chance of: en ufak bir şansı olmak

Bu cümlede stand any chance of, ‘bir şeyi başarma konusunda en ufak bir olasılığa bile sahip olmak’ demektir. Stand burada ‘ayakta durmak’ anlamına gelmez. Any, olasılığın en düşük düzeyini vurgular; böylece ifade, iç huzurun ancak bazı koşullar sağlanırsa mümkün olduğunu anlatır. Kalıp stand a/any chance of + isim veya -ing biçimidir: stand a chance of success; stand any chance of winning.

Alıştırma

Cümleyi hedef ifade stand any chance of ile tamamlayın: To ____ winning the final, the team must improve its defense.

Cevabı göster

stand any chance of

because hope only lifts you up higher Deyimler

1:46

çünkü umut sadece nihai düşüş için

for the eventual fall.

1:48

sizi daha yükseğe çıkarır.

Deyimler

lifts you up higher ... eventual fall: duygusal yükseliş ve düşüş

Cümle, umut ve hayal kırıklığını dikey hareketlere dönüştürür. Umut, duyguları ve beklentileri yükselterek ‘seni daha yükseğe çıkarır’; ‘sonunda gerçekleşen düşüş’ ise gerçeklik bu umutları karşılamadığında daha sonra yaşanan hayal kırıklığıdır. Bu hareketlerin hiçbiri gerçek anlamda fiziksel değildir. Higher ile fall karşı karşıya getirilince uyarı güçlenir: duygusal yükseliş ne kadar büyükse sonraki düşüş o kadar acı verici gelebilir. Önce yükselip sonra düşme kalıbı güven, umut veya ruh hâlindeki değişimleri anlatmak için sık kullanılır.

Alıştırma

Bu cümledeki yükselme ve düşme görüntüsü ne anlama geliyor? 'Her hopes climbed after the audition, but the rejection felt like a sudden fall.'

  1. Daha umutlu oldu ve sonra hayal kırıklığına uğradı.
  2. Reddedilmek seçmelerinin daha başarılı olmasını sağladı.
  3. Gerçekten bir yere tırmandı ve sonra düştü.
Cevabı göster

Daha umutlu oldu ve sonra hayal kırıklığına uğradı.

The Stoics advised us to take a different path.

1:50

Stoacılar bize farklı bir yol izlememizi tavsiye etti.

To be calm

1:52

Sakin kalmak için,

one has to tell oneself something very dark. Dilbilgisi

1:53

insanın kendine çok karanlık bir şey söylemesi gerekir.

Dilbilgisi

one ... oneself: genel zamir ile dönüşlülük zamirinin uyumu

Buradaki one, 1 sayısını veya belirli bir kişiyi değil, “herhangi bir kişiyi” ifade eden genelleyici bir zamirdir. Cümleye resmî ve genel bir ton verir. one, tell fiilinin öznesi olduğu için dönüşlülük nesnesi oneself olmalıdır: one has to tell oneself. İki zamir de aynı genel kişiye gönderme yapar ve birbiriyle uyumlu olmalıdır.

Alıştırma

Birbiriyle uyumlu genelleyici zamir çiftini kullanarak resmî ve genel ifadeyi tamamlayın: “____ can remind ____ to stay patient.”

Cevabı göster

One · oneself

It will be terrible.

1:56

Korkunç olacak.

I might have to go to prison.

1:57

Hapse girmem gerekebilir.

The lump really could be malignant.

1:58

O kitle gerçekten kötü huylu olabilir.

I probably will be fired and humiliated.

2:00

Muhtemelen kovulacağım ve aşağılanacağım.

My friends almost certainly will succeed.

2:02

Arkadaşlarım neredeyse kesinlikle başarılı olacak.

But a huge consoling stoic but one must keep in mind that one will nevertheless Kalıp ifadeler

2:05

Ama muazzam ve teselli edici bir Stoacı "ama"; insan her şeye rağmen

be okay.

2:10

iyi olacağını aklında tutmalıdır.

Kalıp ifadeler

keep in mind that: önemli bir hatırlatmayı sunmak

Keep in mind that, dinleyicinin hatırlamaya ve dikkate almaya devam etmesi gereken bir bilgiyi sunar. Buradaki that yan cümlesi, one will nevertheless be okay şeklindeki rahatlatıcı düşünceyi gözden kaçırılmaması gereken bir nokta olarak verir. Kalıp keep in mind that + yan cümle şeklindedir. Ardından gelen bilgi bir kişinin durumu anlama biçimini, o durumla ilgili hislerini veya ne yapacağına dair kararını etkileyecekse kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümle, bir planı etkilemesi gereken bir bilgi hakkında hatırlatma yapıyor?

  1. Keep in mind that the last train leaves at ten.
  2. I made up my mind to take the last train at ten.
  3. The last train came to mind at ten.
Cevabı göster

Keep in mind that the last train leaves at ten.

Okay because in the end

2:11

İyi, çünkü sonunda,

as Marcus Aurelius said

2:13

Marcus Aurelius'un dediği gibi,

we are each of us stronger than we think.

2:14

her birimiz sandığımızdan daha güçlüyüz.

Prison won't be fun

2:17

Hapis eğlenceli olmayacak

nor will losing one's job Dilbilgisi

2:18

işini kaybetmek

Dilbilgisi

Nor will ...: olumsuz bir ifadeden sonra devrik yapı

Nor, önceki won't ile ifade edilen olumsuz yargıya ikincisini ekler: Hapishane hayatı keyifli olmayacaktır ve kişinin işini kaybetmesi de keyifli olmayacaktır. Nor ikinci yan cümlenin başında olduğu için will özneden önce gelir. Losing one's job bir bütün olarak özne görevindeki gerund öbeğidir; be fun tekrarlanmak yerine örtük bırakılır.

Alıştırma

İkinci bir olumsuz sonuç ekleyen iki sözcüklü bağlayıcıyı ve yardımcı fiili kullanarak bu resmî cümleyi tamamlayın: “Skipping the safety check won't speed up the launch, ____ rushing the final review.”

Cevabı göster

nor will

or being made a laughing stock Deyimler

2:19

ya da alay konusu olmak da,

Deyimler

Made a laughing stock: alay konusu hâline gelmek

A laughing stock, birçok kişinin açıkça güldüğü veya gülünç bulduğu kişi ya da gruptur. Buradaki stock sözcüğünün hisse senetleri veya finansla ilgisi yoktur. Make someone a laughing stock, birinin alay konusu olmasına yol açmak demektir. Tam ifade olan being made a laughing stock içinde being made edilgen yapıdadır: Kişi bu küçük düşürücü duruma sokulur.

Alıştırma

Hangi cümle, viral bir videonun Leo'yu alay konusu hâline getirdiği anlamına gelir?

  1. The viral clip made Leo a laughing stock.
  2. The viral clip made Leo laugh.
  3. The viral clip made Leo a comedian.
Cevabı göster

The viral clip made Leo a laughing stock.

but one will get through it. Öbek fiiller

2:20

ama insan bunu atlatacaktır.

Öbek fiiller

get through it: zor bir dönemi atlatmak

Get through something, zor bir dönem ya da deneyim bitene kadar ona dayanıp onu atlatmak demektir. Buradaki it, daha önce sözü edilen zorlukları tek bir fikirde toplar: insan ciddi sorunlardan sonra bile o dönemin öbür tarafına ulaşabilir. Buradaki anlam, zorlukla başa çıkıp devam etmektir; fiziksel olarak bir yerden geçmek ya da telefon bağlantısı kurmak değildir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The first month may be hard, but we will ____ it together.

Cevabı göster

get through

Stoicism emboldens us against the worst fate can throw at us. Deyimler

2:23

Stoacılık kaderin bize fırlatabileceği en kötü şeye karşı bize cesaret verir.

Deyimler

the worst fate can throw at us: zorlukları anlatan bir mecaz

Bu ifade, “kaderin başımıza getirebileceği en kötü şeyler” anlamına gelir. Fate, insanlara sorun fırlatan bir rakip gibi ele alınır; bu nedenle throw at fiziksel değil, mecazi bir kullanımdır. The worst fate can throw at us isim grubunda the worst, en kötü olaylar veya zorluklar demektir. fate sözcüğünden önceki ilgi zamiri that düşürülmüştür; tam biçim the worst that fate can throw at us şeklindedir. Bu kalıp what life throws at you veya whatever life throws at you ile de kullanılabilir.

Alıştırma

“We are ready for whatever life throws at us” cümlesinde “whatever life throws at us” ne anlama gelir?

  1. Birinin gerçekten fırlattığı nesneler
  2. Hayatın getirebileceği her türlü zorluk
  3. Yalnızca kontrol edebildiğimiz olaylar
Cevabı göster

Hayatın getirebileceği her türlü zorluk

And if you really really can't take it

2:27

Ve eğer gerçekten, gerçekten dayanamıyorsanız

suicide is always an option.

2:28

intihar her zaman bir seçenektir.

The Stoics mentioned this repeatedly.

2:30

Stoacılar bundan defalarca bahsetmiştir.

Here is Seneca.

2:32

İşte Seneca.

Can you no longer see a road to freedom?

2:33

Artık özgürlüğe giden bir yol göremiyor musun?

It's right in front of you.

2:35

O tam senin önünde.

You need only turn over your wrists. Dilbilgisi

2:37

Sadece bileklerini çevirmen yeterli.

Dilbilgisi

need only + fiilin yalın hâli

need only + fiilin yalın hâli yapısında need bir kiplik fiil gibi çalışır; bu nedenle sonraki fiilden önce to kullanılmaz. You need only turn, “gerekli olan tek eylem turn eylemidir; başka bir şey yapmaya gerek yoktur” anlamına gelir. Bu yapı, tek bir eylem veya koşulun yeterli olduğunu belirtir. Bu tarihî Stoacı alıntıda kısa anlatım, intihar hakkındaki karanlık bir ifadeyi sert ve basit gösterir. Bunu uygulamaya yönelik bir yönlendirme olarak değil, antik bir felsefi tartışmanın parçası olarak okuyun.

Alıştırma

Cümleyi resmî need only + base verb yapısıyla tamamlayın: To unlock the archive, you ____ enter the code once.

Cevabı göster

need only

To build up an impression of one's own resilience

2:39

İnsanın kendi dayanıklılığı hakkında bir fikir oluşturması için,

the Stoics suggested one regularly rehearse worst case scenarios. Kalıp ifadeler

2:42

Stoacılar en kötü senaryoların düzenli olarak prova edilmesini önermişlerdir.

Kalıp ifadeler

rehearse worst-case scenarios: en kötü durum senaryolarını prova etmek

Burada rehearse, hayal edilen bir duruma nasıl karşılık verileceğini zihinsel veya uygulamalı olarak çalışmak anlamına gelir. A worst-case scenario, makul biçimde mümkün olan en zararlı sonuçtur. Dolayısıyla rehearse worst-case scenarios, çok kötü olasılıklar gerçekleşmeden önce bunlara tekrar tekrar hazırlanmak demektir. Stoacı bağlamda bu uygulama, şaşkınlığı azaltmayı ve dayanıklılığı geliştirmeyi amaçlar. İfade, bu olayların daha önce gerçekleştiğini söylemez. Ayrıca rehearse yalnızca oyuncuların bir gösteriye hazırlanması için kullanılmaz.

Alıştırma

Hangi cümlede rehearse, olası bir durum gerçekleşmeden önce ona hazırlanmak anlamında kullanılmıştır?

  1. Before the storm, the emergency team rehearsed a worst-case scenario.
  2. During the storm, the family realized the basement was flooding.
  3. After the storm, the reporter described the damage that had already occurred.
Cevabı göster

Before the storm, the emergency team rehearsed a worst-case scenario.

For example twice a year

2:46

Örneğin yılda iki kez,

one should take off one's smart clothes,

2:47

insan şık kıyafetlerini çıkarmalı,

get into some dirty rags,

2:49

bazı kirli paçavralar giymeli,

sleep on a rug in the kitchen floor

2:50

mutfak zeminindeki bir halının üzerinde uyumalı

and eat only stale bread and rainwater from an animal's bowl.

2:52

ve sadece bayat ekmek yiyip bir hayvanın kâsesinden yağmur suyu içmelidir.

And thereby you'll make an amazing discovery.

2:55

Ve böylece inanılmaz bir keşif yapacaksınız.

As Marcus Aurelius put it Kalıp ifadeler

2:58

Marcus Aurelius'un ifade ettiği gibi,

Kalıp ifadeler

As Marcus Aurelius put it: kullanılan sözleri kaynağına atfetmek

As [person] put it kalıbı doğrudan bir alıntıyı veya aslına yakın bir aktarımı tanıtır ve sözlerin ya da fikrin kime ait olduğunu belirtir. Burada “Marcus Aurelius’un sözleriyle” anlamına gelir. Bu ifadede put, “bir yere koymak” değil, “sözcüklerle ifade etmek” anlamındadır. it zamiri, ardından gelecek ifadeyi önceden gösterir.

Alıştırma

Alıntı kalıbındaki eksik iki sözcüğü tamamlayın: As my grandfather ____, “Kindness costs nothing.”

Cevabı göster

put it

almost nothing material is needed for a happy life

3:00

mutlu bir yaşam için neredeyse hiçbir maddi şeye ihtiyaç yoktur

for he who has understood existence.

3:03

varoluşu anlamış bir insan için.

Another subject of interest to the Stoics was anger.

3:06

Stoacıların ilgilendiği bir diğer konu da öfkeydi.

Romans were a bad tempered lot. Kelime

3:09

Romalılar kötü huylu bir topluluktu.

Kelime

bad tempered lot: öfkeli bir grup için günlük bir etiket

Bu cümlede bad tempered, kolayca sinirlenen veya çabuk öfkelenen anlamına gelir; lot ise bir grup insan için kullanılan günlük bir sözcüktür. Birlikte a bad-tempered lot, Romalıları öfkeli bir grup olarak tanımlar. Cümle, öfke konusunu açmak için kullanılan geniş ve hafif alaycı bir genellemedir; kesin bir tarihsel iddia değildir. Düzenlenmiş yazılarda bad-tempered normalde kısa çizgiyle yazılır.

Alıştırma

Hangi cümle bir grubun tamamını genel olarak çabuk öfkelenen kişiler şeklinde doğal biçimde tanımlar?

  1. The new neighbors are a bad lot.
  2. The new neighbors are in a bad mood today.
  3. The new neighbors are a bad-tempered lot.
Cevabı göster

The new neighbors are a bad-tempered lot.

The Stoics wanted to calm them down Öbek fiiller

3:11

Stoacılar onları sakinleştirmek istediler

Öbek fiiller

calm them down: nesne zamirinin yeri

Calm someone down, birinin üzüntüsünü, öfkesini, heyecanını veya korkusunu azaltarak sakinleşmesine yardımcı olmak ya da onu sakinleştirmek demektir. Buradaki them, Stoacıların sakinleştirmek istediği kişileri ifade eder. Bu, ayrılabilen bir öbek fiildir. Nesne bir zamirse zamir calm ile down arasına gelir: calm them down denir, calm down them denmez.

Alıştırma

Mia is upset. calm, her ve down sözcüklerini doğal sıraya koyarak cümleyi tamamlayın: Please ____.

Cevabı göster

calm her down

but they did so by an unusual route

3:13

ama bunu alışılmadık bir yoldan yaptılar,

by intellectual argument.

3:15

entelektüel tartışmayla.

They proposed that getting angry isn't something you do by nature

3:17

Öfkelenmenin doğanız gereği yaptığınız bir şey olmadığını öne sürdüler,

because you have a Latin temper

3:20

Latin mizacına sahip olduğunuz için

or are somehow inherently hot blooded. Deyimler

3:22

ya da bir şekilde doğuştan sıcakkanlı olduğunuz için değil.

Deyimler

hot blooded: duygusal ve çabuk öfkelenen

Hot-blooded, duyguları hızla yükselen, özellikle kolayca öfkelenen, heyecanlanan veya tutkulu davranan birini anlatır. Bu mecazi bir ifadedir; kanın gerçek sıcaklığını anlatmaz. Bu cümlede inherently, söz konusu mizacın doğuştan geldiğini veya kişinin doğasının bir parçası olduğunu belirtir. Daha geniş iddia, insanların doğal olarak böyle olup olmadığıyla ilgilidir; sağlıklarıyla değil.

Alıştırma

“Leo is hot-blooded and gets angry quickly,” cümlesinde hot-blooded ne anlama gelir?

  1. Bir kan hastalığı vardır.
  2. Vücut sıcaklığı alışılmadık derecede yüksektir.
  3. Kolayca duygulanır veya öfkelenir.
Cevabı göster

Kolayca duygulanır veya öfkelenir.

It's the result of being stupid,

3:24

Aptal olmanın bir sonucudur,

of having the wrong ideas about life.

3:26

hayat hakkında yanlış fikirlere sahip olmanın.

Anger stems when misplaced hope smashes into unforeseen reality. Deyimler

3:28

Öfke, yersiz umutların öngörülemeyen gerçekliğe çarpmasıyla ortaya çıkar.

Deyimler

Yanlış yere bağlanmış umut öngörülmeyen gerçekle çarpışır

Burada misplaced hope, gerçekçi olarak karşılanamayacak bir şeye bağlanan beklenti, yani gerçekçi temeli olmayan bir umut anlamına gelir. Unforeseen reality ise kişinin beklemediği bir sonuçtur. Smashes into fiil öbeği, iki soyut düşünceyi çarpışan nesneler gibi gösterir. Bu güçlü görüntü bir nedeni kısaca anlatır: Gerçekçi olmayan bir beklenti beklenmedik bir gerçekle karşılaşınca oluşan sarsıntı öfkeye yol açabilir.

Alıştırma

Burada misplaced hope smashes into unforeseen reality ne anlama geliyor?

  1. Gerçekçi olmayan bir beklenti, beklenmedik bir sonuçla çarpışır.
  2. Beklenmedik hiçbir şey olmadığı için umut kaybolur.
  3. Birisi plan yaptıktan sonra gerçekten bir nesneyi kırar.
Cevabı göster

Gerçekçi olmayan bir beklenti, beklenmedik bir sonuçla çarpışır.

We don't shout every time something bad happens to us Dilbilgisi

3:33

Başımıza her kötü şey geldiğinde bağırmayız,

only when it's bad and unexpected.

3:36

sadece kötü ve beklenmedik olduğunda bağırırız.

Dilbilgisi

every time (her seferinde) ... only when (yalnızca ... olduğunda)

Every time en geniş sıklığı belirtir: Kötü bir şeyin gerçekleştiği her durumu ifade eder. Only when ise koşulu daraltır: Yalnızca olay hem kötü hem de beklenmedikse bağırılır; sadece kötü olması yeterli değildir. İki ifade birlikte “her durumda değil, yalnızca bu özel durumda” karşıtlığını kurar. Only, when yan cümlesinin tamamını kapsar; bu nedenle eksiksiz koşul when it's bad and unexpected ifadesidir.

Alıştırma

every time ve only when ifadelerini birer kez kullanın: I don't bring a jacket ____ I leave home; I bring one ____ the weather is cold.

Cevabı göster

every time · only when

For example, you'd never shout just because it started raining

3:39

Örneğin, sırf yağmur yağmaya başladı diye asla bağırmazsınız,

even though rain can be horrible

3:42

yağmur korkunç olabilse bile,

because you've learned to expect rain.

3:44

çünkü yağmuru beklemeyi öğrenmişsinizdir.

The same should apply to everything. Kalıp ifadeler

3:46

Aynı şey her şey için geçerli olmalıdır.

Kalıp ifadeler

apply to: bir kuralın geçerli olduğunu belirtmek

Burada apply to, “ilgili veya geçerli olmak” anlamına gelir. Kural, fikir ya da yargı apply fiilinden önce; kapsadığı kişi, şey ya da durum ise to sözcüğünden sonra gelir. Bu yapı, belirli bir durumdaki düşünceyi daha geniş bir gruba yaymayı sağlar: X applies to Y. Cümlede the same daha önceki ilkeye gönderme yaparken everything bu ilkeye mümkün olan en geniş kapsamı verir.

Alıştırma

Hangi cümlede apply to, “ilgili veya geçerli olmak” anlamında kullanılmıştır?

  1. Apply the paint to the dry wall.
  2. Maya applied for a summer job.
  3. This rule applies to all players.
Cevabı göster

This rule applies to all players.

Don't only expect rain,

3:48

Sadece yağmur beklemeyin,

expect betrayal, infamy, sadism, theft, humiliation, lust, greed, spite.

3:50

ihanet, alçaklık, sadizm, hırsızlık, aşağılanma, şehvet, açgözlülük, kin bekleyin.

One will stop being so angry

3:55

İnsan bu kadar öfkeli olmayı bırakacaktır

when one learns the true facts of the misery of life.

3:56

hayatın sefaletinin gerçeklerini öğrendiğinde.

The wise person should aim to reach a state Dilbilgisi

4:00

Bilge insan bir duruma ulaşmayı hedeflemelidir,

where simply nothing could suddenly disturb their peace of mind. Kalıp ifadeler

4:03

öyle ki hiçbir şey onların iç huzurunu aniden bozamasın.

Dilbilgisi

aim to reach a state where + yan cümle: ulaşılmak istenen durumu anlatmak

Aim to + fiilin yalın hâli, bilinçli bir hedefi belirtir. Reach a state, mutlaka fiziksel bir yere değil, bir duruma ulaşmak anlamına gelir. Bu cümledeki hedef, hiçbir şeyin bilge kişinin iç huzurunu birdenbire bozamayacağı bir durumdur. Where, o durumda neyin geçerli olduğunu anlatan bir yan cümle başlatır. İngilizcede where, state, point veya situation gibi soyut isimlerden sonra da kullanılabilir: aim to reach a state where + özne + fiil.

Alıştırma

Cümleyi “içinde belirli bir şeyin gerçekleştiği duruma ulaşmaya çalışmak” anlamındaki hedef yapısıyla tamamlayın: The school should ____ every child feels safe asking for help.

Cevabı göster

aim to reach a state where

Kalıp ifadeler

peace of mind: iç huzuru

Peace of mind, kaygı ya da belirsizlik olmadığı için sakin hissetmek demektir. Bu cümlede ideal güvenlik öylesine tamdır ki ani hiçbir olay onların iç huzurunu bozamaz. Bu ifade, insanlar arasındaki barışı veya çevredeki sessizliği değil, zihinsel bir durumu anlatır. give someone peace of mind ve do something for peace of mind yaygın kalıplardır.

Alıştırma

Sakin bir güven duygusunu anlatan kalıplaşmış ifadeyle cümleyi tamamlayın: The backup copy gave me ____.

Cevabı göster

peace of mind

Every tragedy should already be priced in. Deyimler

4:06

Her trajedi zaten hesaba katılmış olmalıdır.

Deyimler

be priced in: fiyata önceden yansıtılmış olmak

To price something in, bir fiyat belirlenirken beklenen bir olayı ya da riski hesaba katmak demektir. Edilgen be priced in yapısında cümle, bu etkinin zaten hesaba katıldığını söyler. Burada ifade mecazidir: trajediler, gerçekleşmeden önce beklentilere eklenmesi gereken olası maliyetler gibi ele alınır. Already önceden hazırlıklı olmayı vurgular; bir trajedinin gerçekleştiği ya da ona gerçek anlamda fiyat biçildiği anlamına gelmez.

Alıştırma

“Investors have already priced in the rate cut,” cümlesinde priced in ne anlama gelir?

  1. Faiz indirimini tahmin etmeyi reddettiler.
  2. Faiz indiriminin zaten gerçekleştiğine inanıyorlar.
  3. Beklenen faiz indirimini güncel fiyatlara zaten dâhil ettiler.
  4. Faiz indirimi için zaten bir ücret ödediler.
Cevabı göster

Beklenen faiz indirimini güncel fiyatlara zaten dâhil ettiler.

We're going to leave you with the most beautiful remark that Seneca made Anlatım akışı

4:09

Sizi Seneca'nın yaptığı en güzel açıklamayla baş başa bırakacağız

Anlatım akışı

Kapanış işareti olarak We're going to leave you with ...

We're going to leave you with ... bir kapanış geçişidir. Konuşmacının, dinleyicilerin hatırlamasını istediği son bir fikir, soru veya alıntı sunarak bitirmek üzere olduğunu gösterir. Burada leave, birini fiziksel olarak terk etmek anlamına gelmez. Yeniden kullanılabilen yapı leave someone with + isim öbeğidir. Bu cümlede you dinleyicileri, the remark ise akılda kalması istenen son mesajı gösterir.

Alıştırma

Kapanış geçişini dersteki ifadeyle tamamlayın: Before we finish, we're going to ____ one question: What can we improve tomorrow?

Cevabı göster

leave you with

just as Nero's guards were grabbing him and shoving him into a bathroom

4:12

tam da Neron'un muhafızları onu yakalayıp bir banyoya iterken

where he was meant to take a sharp knife and kill himself. Dilbilgisi

4:15

keskin bir bıçak alıp kendini öldürmesi beklenen yere.

Dilbilgisi

Dışarıdan beklenen bir eylem için was meant to + fiil

Was meant to, be meant to + fiilin yalın hâli yapısının geçmiş zaman biçimidir. Burada dışarıdan bir otoritenin ondan bu eylemi beklediğini veya bunu yapmasını istediğini anlatır; eylem onun kendi niyeti olarak sunulmaz. Bu yapı bir planı, düzenlemeyi veya beklentiyi anlatır. Tek başına eylemin gerçekten gerçekleşip gerçekleşmediğini söylemez. Başka bağlamlarda be meant to amaç veya kader anlamı da taşıyabilir.

Alıştırma

Hangi cümle, Maya'nın kişisel niyetini değil, dışarıdan gelen bir plan veya talimatın ondan telefon etmesini beklediğini anlatır?

  1. Maya meant to call the office at noon.
  2. Maya was meant to call the office at noon.
  3. Maya called the office at noon.
Cevabı göster

Maya was meant to call the office at noon.

His wife Paulina and two children were panicking, weeping, clinging to his cloaks

4:18

Karısı Paulina ve iki çocuğu panik içindeydi, ağlıyor, pelerinine tutunuyorlardı,

but Seneca turned to them, pulled a weary smile at them and simply said

4:22

ama Seneca onlara döndü, yorgun bir gülümseme attı ve sadece şöyle dedi:

"What need is there to weep over parts of life? Dilbilgisi

4:26

"Hayatın bazı bölümleri için ağlamaya ne gerek var?

Dilbilgisi

What need is there to ...? ile kurulan resmî retorik soru

“What need is there to + fiilin yalın hâli ...?” kalıbı, bir şeyin gerekli olup olmadığını soruyor gibi görünür. Ancak bu cümlede retorik bir sorudur ve konuşmacının beklediği cevap “Hiç gerek yok”tur. Bu nedenle cümle, hayatın tek tek bölümleri için ağlamaya gerek olmadığı anlamına gelir. Bu resmî soru kalıbı, bir eylemin gerekli olduğunu reddeder; dinleyiciden gerçekten bir neden söylemesini istemez.

Alıştırma

“What need is there to argue over one small mistake?” cümlesinde konuşmacı büyük olasılıkla ne demek istiyor?

  1. Her hata olduğunda herkes tartışmak zorundadır.
  2. Küçük bir hata yüzünden tartışmak için geçerli bir neden yok.
  3. Konuşmacı, tartışmanın neden gerekli olduğunu birinin açıklamasını istiyor.
Cevabı göster

Küçük bir hata yüzünden tartışmak için geçerli bir neden yok.

The whole of it calls for tears." Öbek fiiller

4:29

Onun tamamı gözyaşlarını çağırıyor."

Öbek fiiller

call for: bir durumun belirli bir tepki gerektirmesi

“The whole of it calls for tears” cümlesinde call for, “gerektirmek, haklı kılmak veya uygun hâle getirmek” anlamındadır. Özne hayatın bütünüdür; bu nedenle durumun kendisi gözyaşı tepkisini hak eden bir şey olarak sunulur. Bu kullanımda call for, telefonla aramak anlamına gelmez. Kalıp şöyledir: şey veya durum + calls for + gerekli eylem, nitelik ya da tepki.

Alıştırma

Cümleyi call for ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: “A problem this serious ____ immediate attention.”

Cevabı göster

calls for

We have much to learn from the Stoics.

4:32

Stoacılardan öğrenecek çok şeyimiz var.