Saray soytarısı olmak ne kadar tehlikeliydi? - Beatrice K. Otto: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
633 kelime 148 kel/dk

Video özeti: Video; imparatorluk Çin’i, Orta Çağ Avrupası, Kuzey Amerika’daki Yerli topluluklar ve İran’daki saray soytarılarının tarihini inceliyor. Hükümdarlara sıra dışı biçimde erişebilen bu kişilerin mizah yoluyla kararları etkileyebildiğini, başkalarını koruyabildiğini ve iktidar suistimallerini açığa çıkarabildiğini, ancak kendilerini de tehlikeye atabildiğini gösteriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. weren't just ve but flourished — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: not just ... but ... yapısının dar bir tarihsel varsayımı düzelterek yerine daha geniş bir gerçeklik koyduğunu öğrenin. Bu yapıyı, yaygın bir inanışı belirli bir uygulamanın başka dönemlerde veya kültürlerde de geliştiğini gösteren kanıtlarla karşılaştırmak için kullanabilirsiniz. 2. Presumably seeing — Söylem, Hikâye Anlatımı ve Retorik: Anlatıcının bir karakterin durumu fark ettiğini doğrudan belgelenmiş bir gerçek gibi sunmak yerine, olayların sonucundan hareketle ihtiyatla çıkardığını anlayın. Bu ifade, davranış değişikliğini açıklarken karaktere atfedilen nedenin hâlâ bir yorum olduğunu açıkça belirtmenizi sağlar. 3. "I am their pillow." — Konuşma Edimbilimi ve Tutum: Talhak’ın sultanın aşağılayıcı sorusunu, o andaki fiziksel durumdan yararlanarak nasıl zekice tersine çevirdiğini görün: sultanın başı onun dizinde durmaktadır. Böylece yalnızca sözlük anlamına değil; bağlama, zamanlamaya ve üstü kapalı hakareti konuşana geri çevirmeye dayanan mizahı fark edebilirsiniz.

Bu derste

10th century jester Jing Xinmo may have overstepped when he got chased by a dog, Dilbilgisi

0:07

10. yüzyıl soytarısı Jing Xinmo, bir köpek tarafından kovalandığında biraz ileri gitmiş olabilir,

Dilbilgisi

may have overstepped: geçmişteki bir eylem hakkında temkinli tahmin

May have + fiilin geçmiş zaman ortacı, geçmişteki bir durum hakkında olasılık bildirir. Burada may have overstepped, anlatıcının Jing Xinmo'nun kabul edilebilir sınırları aşmış olabileceğini düşündüğünü, ancak bunu kesin bir gerçek olarak söylemediğini gösterir. Buradaki may izin değil, olasılık belirtir. Overstep mecaz anlamdadır; kişinin sözlerinde veya davranışlarında fazla ileri gitmesi demektir.

Alıştırma

May have ve overstep fiilinin doğru biçimini kullanarak cümleyi tamamlayın: Looking back, I ____ when I shared her private message.

Cevabı göster

may have overstepped

Dilbilgisi

got chased by: konuşma dilindeki get edilgeni

Got chased by bir edilgen yapıdır: get + geçmiş zaman ortacı. Eylem Jing Xinmo'ya yapılır ve by a dog eylemi yapanı belirtir. Bir köpeğin onu kovaladığı anlamına gelir; got burada “aldı” demek değildir. Was chased by ile karşılaştırıldığında get'li edilgen, kovalamacayı çoğu zaman kişinin başına gelen ve onu etkileyen bir olay gibi gösterir. Konuşmalarda ve canlı hikâye anlatımında yaygındır.

Alıştırma

lock out fiilinin get'li edilgen biçimini kullanarak cümleyi tamamlayın: When the door shut behind her, Nina ____ of her apartment.

Cevabı göster

got locked out

then teasingly told the Chinese emperor that he shouldn't let his kids go around biting people. Kalıp ifadeler

0:13

ve ardından Çin imparatoruna alaycı bir şekilde, çocuklarının etrafta dolanıp insanları ısırmasına izin vermemesi gerektiğini söyledi.

Kalıp ifadeler

go around biting people: tekrarlanan veya düşüncesiz davranışı eleştirmek

Go around biting people ifadesindeki go around + -ing yapısı, bir eylemi tekrar tekrar, düşüncesizce veya farklı yer ve durumlarda yapmak anlamına gelir. Kelimesi kelimesine daire çizerek hareket etmek demek değildir. Bu yapı çoğu zaman onaylamama anlamı taşır: konuşan kişi davranışı yapılmaması gereken bir şey olarak sunar. Burada biting people, kontrolsüz ve kabul edilemez bir davranış olarak gösterilir.

Alıştırma

Cümleyi go around ve share fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: You can't ____ other people's private messages.

Cevabı göster

go around sharing

The emperor took offense and trained an arrow on Jing. Notlar

0:19

İmparator buna alındı ve okunu Jing'e doğrulttu.

Kalıp ifadeler

took offense: kişisel olarak hakarete uğramış hissetmek

Take offense, birinin söylediği veya yaptığı bir şey yüzünden hakarete uğramış ya da saygısızlığa maruz kalmış hissetmek demektir. Özne bu tepkiyi veren kişidir; bu nedenle The emperor took offense, imparatorun alaycı sözlerin sınırı aştığını hissettiği anlamına gelir. Nedeni belirtmek için take offense at something kullanılır: She took offense at the comment. Bu ifade, yalnızca birinin öfkelendiğini söylemekten daha özeldir.

Alıştırma

Hangi cümle Nora'nın kaba bir yorum yüzünden hakarete uğramış hissettiğini doğru biçimde anlatır?

  1. Nora took offense at the rude comment.
  2. Nora took offense the rude comment.
  3. The rude comment took offense at Nora.
  4. Nora took offense by the rude comment.
Cevabı göster

Nora took offense at the rude comment.

Kelime

trained an arrow on: oku bir hedefe doğrultmak

Burada trained, train fiilinin “bir şeyi hedefe doğrultmak veya nişanlamak” anlamındaki geçmiş zaman biçimidir. trained an arrow on Jing, imparatorun oku Jing’e doğrulttuğu anlamına gelir; oka eğitim verdiği ya da okla pratik yaptığı anlamına gelmez. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp train + doğrultulan şey + on + hedef biçimindedir. Bu şey bir silah, kamera, ışık veya hedefe yöneltilebilen başka bir nesne olabilir.

Alıştırma

Hangi cümle, korucunun dürbününü uzaktaki yuvaya doğrulttuğu anlamına gelir?

  1. The ranger carried his binoculars past the distant nest.
  2. The ranger trained his binoculars on the distant nest.
  3. The ranger practiced with his binoculars near the distant nest.
Cevabı göster

The ranger trained his binoculars on the distant nest.

But instead of begging for his life, Jing cracked another joke. Notlar

0:23

Fakat Jing, hayatı için yalvarmak yerine yeni bir espri patlattı.

Dilbilgisi

instead of begging for his life: instead of + fiil-ing yapısı

Instead of, yerine başka bir eylem gerçekleştiği için yapılmayan eylemi belirtir. of bir edat olduğundan, arkasındaki fiil -ing biçimini alır: instead of begging kullanılır; instead of beg veya instead of begged kullanılmaz. beg for his life, “hayatının bağışlanması için yalvarmak” demektir. Cümlenin başındaki instead of ifadesi önce beklenen eylemi verir. Ana cümle daha sonra Jing’in gerçekten yaptığı şaşırtıcı eylemi gösterir ve karşıtlığı güçlendirir.

Alıştırma

Cümleyi take fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: Instead of ____ the bus, we walked home.

Cevabı göster

taking

Kalıp ifadeler

cracked another joke: crack a joke ile şaka yapmak

crack a joke kalıbında crack, “komik bir şey söylemek” anlamına gelir; “bir şeyi çatlatmak ya da kırmak” anlamında değildir. Cracked another joke, Jing’in bir kez daha esprili bir söz söylediğini anlatır. Bu ifade genellikle şakanın hızlı veya gelişigüzel söylendiği hissini verir ve samimi bir anlatımı daha canlı kılar.

Alıştırma

Cümleyi crack a joke ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: To relax everyone before the test, Mr. Lee ____.

Cevabı göster

cracked a joke

Luckily, this pun landed, so the emperor's arrow did not. Notlar

0:27

Neyse ki bu kelime oyunu işe yaradı, böylece imparatorun oku yerinden çıkmadı.

Kelime

this pun landed: kelime oyunu tuttuğunda

Bir joke, pun, line veya comment lands olduğunda, dinleyicide amaçlanan tepkiyi oluşturur. This pun landed, insanların kelime oyununu anlayıp olumlu tepki verdiği anlamına gelir. Land burada fiziksel bir varışı değil, sözün dinleyiciler üzerindeki etkisini anlatır. Olumsuz biçim didn't land, mizahın veya mesajın umulan tepkiyi oluşturamadığı anlamına gelir.

Alıştırma

Bir sunumdan sonra Ava, “My opening joke didn't land.” diyor. Ne demek istiyor?

  1. Dinleyiciler espriye onun umduğu gibi tepki vermedi.
  2. Espriyi sunumdan sonra anlattı.
  3. Açılış esprisi eklemeyi unuttu.
  4. Espri yere düştü.
Cevabı göster

Dinleyiciler espriye onun umduğu gibi tepki vermedi.

Deyimler

this pun landed ... the emperor's arrow did not: land fiilinin çift anlamıyla yapılan kelime oyunu

this pun landed bölümünde landed, “işe yaradı” veya “amaçlanan tepkiyi aldı” anlamına gelir. Virgülden sonra tekrarlanan fiil söylenmez: the emperor’s arrow did not land, yani imparatorun oku hedefe ulaşmadı veya hedefi vurmadı. Mizah, land fiilinin kelime oyunu için soyut, ok içinse fiziksel bir anlamda kullanılmasından doğar. So ayrıca kelime oyununu sonuca bağlar: kelime oyunu işe yaradığı için ok hedefi vurmaz.

Alıştırma

Bu cümledeki kelime oyununu oluşturan nedir?

  1. pun işe yarar, söylenmeyen land ise okun hedefi vurmadığını belirtir.
  2. pun ve arrow kelimeleri aynı şekilde telaffuz edilir.
  3. landed her iki bölümde de yalnızca “yere düştü” anlamına gelir.
Cevabı göster

pun işe yarar, söylenmeyen land ise okun hedefi vurmadığını belirtir.

Contrary to common belief, jesters weren't just a medieval European phenomenon, Notlar

0:31

Yaygın inancın aksine soytarılar, sadece Orta Çağ Avrupası'na özgü bir fenomen değildi;

but flourished in other times and cultures.

0:36

başka dönemlerde ve kültürlerde de boy gösterdiler.

Anlatım akışı

Contrary to common belief: bir düzeltmeyi haber vermek

Contrary to common belief, virgülden sonraki ifadenin yaygın bir düşünceye karşı çıkacağını belirtmek için cümlenin başında kullanılır. Burada dinleyiciyi, soytarıların yalnızca Orta Çağ Avrupa'sına ait olduğu düşüncesinden uzaklaştırır. Yapı contrary to + isim öbeğidir. Bilgiyi “önce yaygın düşünce, sonra düzeltme” şeklinde düzenler; bu yüzden önceki düşünceyi destekleyen ek bir ayrıntı değil, açıklamanın yönünün değiştiğini gösteren bir işarettir.

Alıştırma

Yaygın bir düşüncenin düzeltileceğini belirten bu dersteki ifadeyle cümleyi tamamlayın: ____, bats are not blind.

Cevabı göster

Contrary to common belief

Dilbilgisi

weren't just ... but flourished: dar bir ifadeyi genişletmek

Bu cümlede weren't just, “yalnızca ... değildi” anlamına gelir. Soytarıların sadece Orta Çağ Avrupa'sına ait olduğu yönündeki dar görüşü reddeder. Ardından gelen but flourished, daha önemli bilgiyi ekler: Soytarılar başka dönem ve kültürlerde de gelişip yaygınlaşmıştır. Başka durumlara aktarılabilen kalıp not just A but (also) B biçimindedir. Önce A'yı sınırlar veya düzeltir, sonra tabloyu genişletmek için B'yi ekler; burada iki bölüm de aynı özneyi, yani jesters sözcüğünü anlatır.

Alıştırma

Cümleyi not just ... but also kalıbıyla tamamlayın: The community center offers ____ sports classes ____ free tutoring.

Cevabı göster

not just · but also

The first reliably recorded jester is thought to be You Shi, of 7th century BCE China. Notlar

0:39

Güvenilir kayıtlara geçen ilk soytarının, MÖ 7. yüzyıl Çin'inden You Shi olduğu düşünülmektedir.

Dilbilgisi

is thought to be: genel bir görüşü temkinli biçimde aktarmak

is thought to be, edilgen bir aktarım yapısıdır. Burada tarihçilerin veya mevcut kanıtların You Shi'yi güvenilir biçimde kayda geçmiş ilk soytarı olarak genel biçimde kabul ettiğini anlatır. Soytarının kendisinin düşündüğü anlamına gelmez. subject + be + thought + to be + isim veya sıfat kalıbı, bir iddiayı belli bir mesafe ve belirsizlikle sunar. Doğrudan is kullanılan bir ifadeyle karşılaştırıldığında, kanıtların eksik olması veya farklı bir sonuca ulaşılması ihtimaline yer bırakır.

Alıştırma

“The object is thought to be a meteorite” cümlesi ne anlatır?

  1. Nesnenin kendisi bir gök taşı olduğuna inanır.
  2. Onun bir gök taşı olduğu tam bir kesinlikle kanıtlanmıştır.
  3. Genel olarak onun bir gök taşı olduğuna inanılır, ancak bu ifade belirsizliğe yer bırakır.
Cevabı göster

Genel olarak onun bir gök taşı olduğuna inanılır, ancak bu ifade belirsizliğe yer bırakır.

Kültür

BCE: Ortak Çağ’dan önceki tarihler

BCE, Before Common Era ifadesinin İngilizce kısaltmasıdır. Ortak Çağ’ın 1. yılından önceki yılları gösterir; bu nedenle 7th century BCE China, Ortak Çağ’dan önce 7. yüzyıldaki Çin demektir. BCE bir zaman işaretidir; yer veya kuruluş adı değildir. Tarihlemede BC ile aynı dönemi gösteren, dinî olmayan karşılıktır ve Ortak Çağ içindeki tarihler için kullanılan CE ile eşleşir.

Alıştırma

“7th century BCE” ifadesi hangi dönemi belirtir?

  1. Ortak Çağ’ın 7. yüzyılı
  2. Ortak Çağ’dan önce 7. yüzyıl
  3. Ortak Çağ’dan yedi yıl önce
Cevabı göster

Ortak Çağ’dan önce 7. yüzyıl

He declared that as a jester, his words could not give offense. Notlar

0:46

O, bir soytarı olarak sözlerinin kırıcı sayılamayacağını ilan etmiştir.

Dilbilgisi

as a jester: gerçek bir rolden konuşmak

as a jester ifadesinde as, onun konuştuğu gerçek rolü belirtir: gerçekten bir soytarıdır ve bu rol, sözlerinin kimseyi gücendiremeyeceği iddiasının nasıl anlaşılacağını belirler. as + rol yapısı, birinin hareket ederken veya konuşurken sahip olduğu kimliği, konumu ya da işlevi gösterir. Dinleyiciye sonraki ifadeyi hangi rol açısından yorumlaması gerektiğini anlatır.

Alıştırma

Mina gerçekten takım kaptanı ve bu rolle konuşuyor. Hangi cümle bu anlamı ifade eder?

  1. As the team captain, Mina spoke for the whole group.
  2. Mina spoke as if she were the team captain.
  3. Like the team captain, Mina spoke for the whole group.
Cevabı göster

As the team captain, Mina spoke for the whole group.

Kalıp ifadeler

give offense: insanların kendini aşağılanmış hissetmesine yol açmak

Bu cümlede give offense, söylenen bir şey yüzünden insanların kendini aşağılanmış veya incinmiş hissetmesine yol açmak demektir. His words olası incinme kaynağıdır; give burada bir nesneyi birine vermek anlamına gelmez. Bu ifade, incinmeyi sözlerin ya da davranışların doğurabileceği bir etki olarak sunar ve incinen belirli kişiyi söylemek zorunda değildir. Buradaki could not give offense, soytarının sözlerinin böyle bir etki yaratamayacağı iddiasını aktarır.

Alıştırma

Karşıtlığı give offense ve take offense ile tamamlayın: Careless jokes can ____, while listeners may ____ at them.

Cevabı göster

give offense · take offense

This privilege was important to the jester's position,

0:50

Bu ayrıcalık, bir soytarının konumu için önemliydi,

but was sometimes violated.

0:53

ancak bazen ihlal ediliyordu.

Jesters had unique relationships to power. Kelime

0:57

Soytarıların güçle eşsiz ilişkileri vardı.

Kelime

relationships to power: siyasi otoriteyle ilişkiler

Burada power, siyasi ve toplumsal otorite anlamına gelir: denetim sistemi ile karar verebilen kişi veya kurumları kapsar. Elektrik ya da fiziksel güç anlamına gelmez. Relationships to power, saray soytarılarının otorite karşısındaki konumunu anlatır: ona yakın olabilir, ona bağımlı olabilir, onun tarafından kontrol edilebilir veya bazen onu etkileyebilirlerdi. Relationship to soyut bir isimle kullanıldığında, bir kişinin ya da grubun o güç veya kurumla bağlantısını, tutumunu ve etkileşimini anlatabilir.

Alıştırma

“Independent judges must maintain a careful relationship to power,” cümlesinde power büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Adliye binasına sağlanan elektrik.
  2. Siyasi otorite ve bu otoriteyi kullanan kişi veya kurumlar.
  3. Spor antrenmanında kullanılan fiziksel güç.
Cevabı göster

Siyasi otorite ve bu otoriteyi kullanan kişi veya kurumlar.

They could be viewed as objects of mockery Notlar

1:00

Alay konusu nesneler olarak görülebildikleri gibi,

and also as entertainers and trusted companions.

1:03

eğlendiriciler ve güvenilir yoldaşlar olarak da görülebilirlerdi.

Dilbilgisi

could be viewed as: olası bir yorum sunmak

Could be viewed as, “öyle kabul edilebilir veya anlaşılabilir” anlamına gelir. Buradaki viewed, fiziksel olarak izlenmek değil, “değerlendirilmek veya kabul edilmek” demektir. Yapı, özne + could be viewed as + isim öbeği veya sıfat şeklindedir. Edilgen yapı, bu görüşe sahip kişileri belirtmeden başkalarının özneyi nasıl yorumlayabileceğine odaklanır; could ise başka yorumlara da yer bırakır.

Alıştırma

Cümleyi “öyle kabul edilebilir” anlamındaki tam ifadeyle tamamlayın: The delay ____ a warning sign.

Cevabı göster

could be viewed as

Kelime

objects of mockery: alay edilen hedefler

Objects of mockery, başkalarının güldüğü veya alay ettiği kişi ya da şeylerdir. Buradaki object, fiziksel bir nesne değil, “bir eylemin veya duygunun yöneldiği hedef” anlamındadır. Başka durumlarda da kullanılabilen object of + soyut isim kalıbı; ilgi, duygu veya davranışın yöneldiği hedefi belirtir. object of attention, object of pity ve object of admiration buna örnektir. Bu cümlede çoğul objects, They ile uyumludur.

Alıştırma

“The mascot became an object of mockery online.” cümlesi ne anlama gelir?

  1. İnternetteki insanlar maskotla alay etti.
  2. Maskot internette popüler oldu ve beğenildi.
  3. İnternetteki insanlar maskota fiziksel bir nesne gibi davrandı.
  4. Maskot internetteki insanlarla alay etti.
Cevabı göster

İnternetteki insanlar maskotla alay etti.

People became jesters by various routes.

1:07

İnsanlar çeşitli yollarla soytarı oldular.

They could be appointed due to physical or neurological differences, Kalıp ifadeler

1:10

Fiziksel veya nörolojik farklılıkları nedeniyle atanabildikleri gibi,

Kalıp ifadeler

due to + isim öbeği: Neden belirtme

Due to, “nedeniyle” anlamına gelir ve bir şeyin nedenini belirtir. Ardından bir isim, zamir veya isim öbeği gelir; burada physical or neurological differences isim öbeği nedeni belirtir. Bu ifade, nötr veya resmî nitelikteki olgusal açıklamalarda yaygındır.

Alıştırma

Hangi cümlede due to, nedeni belirten bir isim öbeğinden önce doğru kullanılmıştır?

  1. The picnic was canceled due to heavy rain.
  2. The picnic was canceled due to it rained heavily.
  3. Due to the picnic was canceled, we went home.
Cevabı göster

The picnic was canceled due to heavy rain.

plucked from a pool of entertainers or recruited by a traveling courtier. Kelime

1:14

bir grup şovmen arasından seçilebilir veya seyahat eden bir saray mensubu tarafından işe alınabilirlerdi.

Kelime

plucked from a pool of: Bir aday grubundan seçilmek

To be plucked from a pool of people, daha büyük bir olası aday grubundan seçilmek anlamına gelir. Plucked burada mecazidir: bir kişinin grubun içinden çekilip çıkarılması görüntüsünü yaratır. Pool ise yüzme havuzu değil, seçim yapılabilecek bir grup demektir. Bu altyazı önceki They could be yapısını sürdürür; bu nedenle tam düşünce They could be plucked from a pool of entertainers şeklindedir.

Alıştırma

Cümleyi, bu derste geçen ve “bir aday grubundan seçilmiş” anlamına gelen canlı ifadeyle tamamlayın: The young chef was ____ applicants to join the TV competition.

Cevabı göster

plucked from a pool of

Such was the case when a royal servant wrote King Henry VIII's chief minister in the 1530s. Anlatım akışı

1:18

1530'larda kraliyet hizmetkarı, Kral VIII. Henry'nin başbakanına mektup yazdığında durum tam olarak buydu.

Anlatım akışı

Such was the case when: genel bir noktadan örneğe geçmek

Such was the case, daha önce anlatılmış bir duruma geri gönderme yapar ve aynı durumun burada da geçerli olduğunu belirtir. Such, önceki örüntüyü özetler; yeni bir kişi ya da nesne tanıtmaz. Ardından gelen when, bu örüntüyü gösteren belirli olayı başlatır. İfadenin tamamı, genel bir açıklamadan somut bir örneğe geçmek için kullanılan resmî bir geçiştir.

Alıştırma

Such was the case when ifadesinin cümledeki görevi nedir?

  1. Such adında yeni bir kişiyi tanıtır.
  2. Daha önceki bir duruma gönderme yapar ve belirli bir örnek sunar.
  3. Sonraki olayın tamamen farklı bir nedenle gerçekleştiğini söyler.
Cevabı göster

Daha önceki bir duruma gönderme yapar ve belirli bir örnek sunar.

He recommended a young boy to replace the king's aging jester, Sexten,

1:25

Kralın yaşlanmakta olan soytarısı Sexten'in yerine genç bir çocuk önerdi,

with the assurance that he'd be much more pleasant than Sexten ever was. Notlar

1:29

ve onun Sexten'den çok daha sempatik olacağının güvencesini verdi.

Kalıp ifadeler

with the assurance that: bir sözün içeriğini eklemek

With the assurance that, bir eyleme, öneriye veya düzenlemeye bir söz ya da güvenle söylenmiş bir ifade ekler. Yapısı with + the assurance isim öbeği + bir that yan cümlesidir; that yan cümlesi tam olarak neyin vaat edildiğini veya güvenle ileri sürüldüğünü belirtir. Burada öneriye, önerilen kişinin daha hoş biri olacağı iddiası eşlik eder. Assurance, öneriyi destekleyen güven dolu iddiadır.

Alıştırma

Cümleyi derste öğrendiğiniz resmî ifadeyle tamamlayın: The principal approved our plan ____ an adult would supervise us.

Cevabı göster

with the assurance that

Dilbilgisi

much more pleasant than: daha güçlü bir karşılaştırma

Much more pleasant than bir karşılaştırma yapısıdır. More pleasant than bir kişiyi veya şeyi başka biri ya da şeyle karşılaştırır; karşılaştırmanın önündeki much ise farkın büyük olduğunu vurgular. Burada pleasant, birlikte bulunması hoş ve iyi anlaşılabilen bir kişiyi anlatır。 More pleasant gibi bir karşılaştırmayı güçlendirmek için much kullanılır. Very ise genellikle very pleasant örneğindeki gibi yalın sıfatı niteler; more pleasant gibi bir karşılaştırmanın doğrudan önüne gelmez。

Alıştırma

Doğru ifadeyi seçin: The new café is ______ the old one。

  1. very more pleasant than
  2. much pleasant than
  3. much more pleasant than
Cevabı göster

much more pleasant than

Some jesters boasted unique talents like Roland the Farter of Henry II's 12th century court. Kelime

1:35

12. yüzyılda II. Henry'nin sarayındaki Osurukçu Roland gibi bazı soytarılar, eşsiz yetenekleriyle övünüyorlardı.

Kelime

boasted unique talents: dikkat çekici yeteneklere sahip olmak

boasted unique talents ifadesinde boasted, boast fiilinin geçişli kullanımıdır: unique talents nesnedir ve “dikkat çekici yeteneklere sahip olmak ya da bunları sergilemek” anlamına gelir. Tek başına soytarıların kendileriyle övündüklerini söylemez. Özne bir kişi olduğunda boast bazen gurur veya övünme çağrışımı yapabilir; ancak resmî ya da betimleyici yazıda boast + isim çoğu zaman dikkat çekici bir özelliği öne çıkarır. Buradaki listeleme bağlamı “sahip olmak” anlamını destekler。

Alıştırma

The new museum boasts an interactive science wing cümlesinde boasts ne anlama gelir?

  1. Kendi bilim bölümü hakkında gururla konuşuyor。
  2. İnteraktif bir bilim bölümü yok。
  3. Etkileyici bir interaktif bilim bölümüne sahip。
Cevabı göster

Etkileyici bir interaktif bilim bölümüne sahip。

Every Christmas, he performed a special routine,

1:41

Her Noel'de özel bir gösteri sunardı;

the finale of which was a simultaneous jump, whistle, and fart. Dilbilgisi

1:44

bunun finali ise aynı anda zıplamak, ıslık çalmak ve osurmaktan oluşuyordu.

Dilbilgisi

the finale of which: noun + of which kalıbı

the finale of which ifadesinde which, Roland'a değil, daha önce sözü edilen gösteri numarasına gönderme yapar. Of parça-bütün ilişkisi kurar; dolayısıyla ifade “o gösteri numarasının finali” anlamına gelir. noun + of which kalıbı, daha önce adı geçen bir şeyin parçası, özelliği veya ona ait bir unsur hakkında ek bilgi veren tanımlayıcı olmayan bir ilgi cümleciğinde kullanılır. Burada the finale of which, was fiilinin öznesidir.

Alıştırma

roof ve resmî noun + of which yapısını kullanarak cümleyi tamamlayın: We visited a castle, ____ was damaged in a storm.

Cevabı göster

the roof of which

Additionally, jesters could influence important decisions. Anlatım akışı

1:49

Buna ek olarak, soytarılar önemli kararları da etkileyebilirdi.

Anlatım akışı

Additionally: başka bir nokta eklemek

Additionally, az önce verilen bilgiyi destekleyen veya genişleten bir nokta daha ekleneceğini gösteren bir cümle zarfıdır. Bu cümlede anlatım, soytarılar hakkındaki önceki bilgilerden başka bir bilgiye geçer: kararları etkileyebiliyorlardı. Bu sözcük zamanı değil, fikirler arasındaki ilişkiyi düzenler. “Ayrıca” anlamına gelir; “ondan sonra” anlamına gelmez.

Alıştırma

İkinci bir yarar ekleyen geçiş ifadesini seçin: The update fixes the login problem. ___, it improves battery life.

  1. Afterward
  2. Otherwise
  3. Additionally
Cevabı göster

Additionally

For example,

1:53

Örneğin,

if the clowns of the Tübatulabal nation of the Sierra Nevada mountains thought a chief was leading poorly, Kültür

1:54

Sierra Nevada dağlarındaki Tübatulabal kabilesinin palyaçoları, bir şefin kötü liderlik ettiğini düşünürlerse,

they could apparently get the elders to appoint a new one. Dilbilgisi

2:00

görünüşe göre yaşlıları yeni bir şef atamaları için ikna edebiliyorlardı.

Kültür

the Tübatulabal nation: bir yerli topluluğun adı

The Tübatulabal nation, burada Sierra Nevada bölgesiyle ilişkilendirilen belirli bir yerli halkın adıdır. Tübatulabal topluluğun özel adıdır; sıradan bir yer adı veya mizah amacıyla kullanılan bir etiket değildir. Bu bağlamda nation, ortak bir kimliğe ve sosyal ya da siyasi örgütlenmeye sahip bir halk veya topluluk anlamına gelir. Sözcük tek başına modern ve egemen bir ülke anlamına gelmez. Bunu anlamak, cümlenin yerli kültürüne ait bağlamını korur.

Alıştırma

Şu yorumu değerlendirin: “the Tübatulabal nation” ifadesindeki nation mutlaka modern ve egemen bir ülke anlamına gelir.

  1. Doğru değil
  2. Doğru
Cevabı göster

Doğru değil

Dilbilgisi

get the elders to appoint: get + person + to + verb kalıbı

Get the elders to appoint, get + person + to + base verb kalıbını kullanır. Yaşlıların birini atamasını sağlamak veya onları buna ikna etmek anlamına gelir. Buradaki get, yaşlıları almak ya da elde etmek anlamına gelmez. Bu kalıp, kişinin harekete geçmesinden önce biraz çaba, etki, ikna veya planlama gerektiğini sıklıkla düşündürür.

Alıştırma

get + person + to + verb kalıbını kullanın. Şu sözcük gruplarını boşlukta doğru sıraya koyun: to repair / got / the landlord. After several calls, we finally ____ the broken heater.

Cevabı göster

got the landlord to repair

And of course, Jing Xinmo knew how to sway the Chinese emperor. Kelime

2:03

Ve elbette Jing Xinmo da Çin imparatorunu nasıl ikna edeceğini biliyordu.

Kelime

knew how to sway: bir kararı etkileme becerisine sahip olmak

knew how to sway ifadesinde knew how to + fiil, bir kişinin bir şeyi yapmak için gereken beceriye veya yönteme sahip olduğunu belirtir. Yalnızca bir gerçeği bilmeyi değil, uygulamaya dönük bir yeteneği anlatır. Burada sway, birinin görüşünü veya kararını etkilemek ya da değiştirmek anlamındadır. Jing Xinmo imparatorun yargısını nasıl etkileyeceğini biliyordu; imparatorun bedenini bir yandan diğer yana sallamıyordu.

Alıştırma

Hangi cümlede sway, bir kararı etkilemek anlamında kullanılmıştır?

  1. The dancer may sway from side to side.
  2. The new evidence may sway the jury's decision.
  3. The strong wind may sway the trees beside the road.
Cevabı göster

The new evidence may sway the jury's decision.

A local magistrate once requested that the emperor stop trampling farmland during his hunting sprees. Notlar

2:08

Yerel bir yargıç bir defasında imparatordan, av partileri sırasında tarım arazilerini çiğnemeyi bırakmasını rica etmişti.

Dilbilgisi

requested that the emperor stop: request that + özne + fiilin yalın hâli

requested that the emperor stop ifadesinde request, konuşanın başka bir kişinin resmî olarak yapmasını istediği eylemi başlatır. Kalıp request that + özne + fiilin yalın hâli şeklindedir. Requested geçmiş zamandadır, ancak bu bir istek bildiren dilek kipi yan cümlesi olduğu için stop yalın hâlde kalır. Yan cümle istenen eylemi sunar; imparatorun gerçekten durduğunu belirtmez.

Alıştırma

Amerikan İngilizcesindeki resmî request that + özne + fiilin yalın hâli kalıbını ve verilen halt fiilini kullanarak tamamlayın: The committee requested that the contractor ____ work until the inspection was complete.

Cevabı göster

halt

Kelime

hunting sprees: aşırı avlanma dönemleri

Spree, bir kişinin kısa bir süre içinde belirli bir etkinliği çok fazla yapmasıdır ve çoğu zaman aşırılık ya da öz denetim eksikliği anlamı taşır. Bu nedenle hunting sprees, imparatorun avlanmasını tarafsız bir gezi olarak değil, keyfine düşkün ve ölçüsüz bir davranış olarak sunar. Çoğul sprees, bu aşırı dönemlerin birden fazla kez yaşandığını gösterir. Bu sözcük seçimi, anlatıcının tekrarlanan bir davranış biçimini eleştirmesine yardımcı olur.

Alıştırma

Bu cümlede hunting sprees neyi ima ediyor?

  1. Tarım arazilerini avcılardan koruyan bir yasa
  2. Aşırı ve keyfine düşkün biçimde yapılan birkaç avlanma dönemi
  3. Sıradan ve dikkatle planlanmış tek bir av gezisi
Cevabı göster

Aşırı ve keyfine düşkün biçimde yapılan birkaç avlanma dönemi

Infuriated, the emperor had the magistrate hauled before him. Dilbilgisi

2:15

Öfkeden deliye dönen imparator, yargıcı yaka paça huzuruna getirtti.

Dilbilgisi

had the magistrate hauled: have + nesne + geçmiş zaman ortacı

Had the magistrate hauled, have + nesne + geçmiş zaman ortacı yapısını izler. Bu yapı, öznenin nesnenin bir eyleme maruz kalmasını ayarladığı, emrettiği veya sağladığı anlamına gelir. Magistrate, haul eylemine maruz kalır; kendisi başka birini sürüklemez. Burada hauled, imparatorun huzuruna zorla getirilmek anlamındadır ve emri yerine getiren kişiler belirtilmez. Yapı, dikkati imparatorun otoritesine ve emrinin sonucuna yöneltir.

Alıştırma

Hangi cümle belediye başkanının başka kişilere tanığı ofisine getirmelerini emrettiği anlamına gelir?

  1. The mayor had the witness bring the files to her office.
  2. The mayor had brought the witness to her office.
  3. The mayor had the witness brought to her office.
Cevabı göster

The mayor had the witness brought to her office.

Jing facetiously suggested that the magistrate be put to death immediately Notlar

2:19

Jing, şakacı bir dille yargıcın derhal idam edilmesini önerdi;

Ton ve niyet

facetiously suggested: ciddi olmayan bir öneri

Facetiously suggested ifadesinde facetiously, önerinin nasıl yapıldığını anlatır: sözler ciddi görünse bile konuşan kişi bilerek ciddi olmayan veya şakacı bir tavır kullanır. Bu zarf, suggested sözcüğünün aktardığı tutumu değiştirir. Burada Jing gerçekten yargıcın öldürülmesini istemez. Katılıyormuş gibi aşırı bir öneride bulunarak imparatorun fikrin ne kadar mantıksız olduğunu görmesini sağlar. Bu zarfı gördüğünde sözlerin düz anlamıyla konuşanın gerçek niyetini birbirinden ayır.

Alıştırma

Bu cümlede facetiously suggested neyi gösterir?

  1. Jing herhangi bir öneride bulunup bulunmadığından emin değildir.
  2. Jing dikkatlice düşünür ve idamı resmî olarak destekler.
  3. Jing, gerçekten desteklemeden aşırı bir öneride bulunur.
Cevabı göster

Jing, gerçekten desteklemeden aşırı bir öneride bulunur.

Kelime

be put to death: idamı anlatan resmî bir edilgen ifade

Put someone to death, ‘birini idam etmek’ anlamına gelir. Be put to death bunun edilgen biçimidir; kişi eyleme maruz kalır. Buradaki put, kalıplaşmış ifadenin parçasıdır ve ‘yerleştirmek’ anlamına gelmez. Bu ifade kill sözcüğünden daha resmî ve kurumsaldır. Özellikle tarihî veya hukuki anlatılarda bir hükümdar, mahkeme ya da devlet idam emri verdiğinde sık görülür.

Alıştırma

Tarihî anlatıyı be put to death ifadesinin geçmiş zaman edilgen biçimiyle tamamla: The prisoner ____ by order of the ruler.

Cevabı göster

was put to death

and that the emperor let the peasants starve instead of harvesting the land and paying taxes

2:24

ve imparatorun toprağı hasat edip vergi ödemek yerine köylüleri açlıktan ölmeye terk etmesini tavsiye etti,

all so he could gallop about freely. Notlar

2:30

sırf atını özgürce koşturabilsin diye.

Anlatım akışı

all so he could: Orantısız bir amacı vurgulamak

All so he could, daha önce anlatılan her şeyin hizmet ettiği amacı tanıtır. All önceki zarar ve fedakârlıkların tümünü bir araya toplarken so he could imparatorun yapabilmek istediği eylemi belirtir. Bu cümlede ifade tarafsız değil, değerlendirme yüklüdür: köylülerin aç kalması ve hasadın kaybedilmesi gibi büyük bir bedel, yalnızca imparatorun oradan oraya at sürebilmesi için ödenmiş gibi sunulur. Bedel ile amaç arasındaki bu orantısızlık eleştiri ve ironi yaratır. Başka bağlamlarda all so + yan cümle benzer biçimde “bütün bunlardan sonra, sırf ... diye” anlamına gelebilir.

Alıştırma

Hangi cümlede all so, bencil bir amaç uğruna büyük bir aksaklık yaratılmasını eleştirmek için kullanılmıştır?

  1. He reserved the room so that the team could meet.
  2. He canceled everyone's plans, all so he could use the room alone.
  3. He canceled his appointment because he felt sick.
Cevabı göster

He canceled everyone's plans, all so he could use the room alone.

Kelime

gallop about: “oradan oraya” anlamındaki about

gallop about ifadesinde gallop, atın hızlı koşu biçimiyle hareket etmeyi —ya da bu bağlamda atı bu şekilde sürmeyi— anlatır; about ise “etrafta” veya “oradan oraya” anlamında bir zarftır. İfade, imparatorun farklı yönlerde veya yerlerde hızla at sürdüğü bir görüntü oluşturur. About burada bir hareket fiilinden sonra gelir ve nesne almaz; bu nedenle “hakkında” ya da “yaklaşık” anlamına gelmez. Aynı zarf yapısı wander about ve move about ifadelerinde de görülür.

Alıştırma

Hangi cümlede about, bir hareket fiilinden sonra “etrafta” veya “oradan oraya” anlamına gelir?

  1. We talked about the new movie.
  2. The children ran about excitedly in the yard.
  3. The bag weighs about ten pounds.
Cevabı göster

The children ran about excitedly in the yard.

Presumably seeing the absurdity of his own behavior, Anlatım akışı

2:33

Muhtemelen kendi davranışının saçmalığını fark eden

Anlatım akışı

Presumably seeing: çıkarımla ulaşılan bir nedeni sunmak

Presumably, anlatıcının imparatorun düşüncelerini doğrulanmış bir gerçek olarak aktarmadığını, makul bir çıkarım sunduğunu gösterir. Buradaki seeing yalnızca gözle görmek değil, ‘fark etmek’ veya ‘anlamak’ demektir. Presumably seeing... cümlenin başında kullanılan -ing biçimli bir yan yapıdır. Öznenin sonraki eyleminin olası nedenini verir; bu nedenle ardından gelen ana cümlenin öznesi, durumu fark eden kişi olmalıdır. Bu yapı, anlatıcının davranıştaki değişimi kesin bir iddiada bulunmadan açıklamasını sağlar.

Alıştırma

Bu cümlede Presumably ne işe yarar?

  1. Kendi davranışının saçmalığını fark etmesini makul fakat doğrulanmamış bir çıkarım olarak sunar.
  2. Onun ne fark ettiğini doğrudan söylediğini aktarır.
  3. Fark etmenin yalnızca tesadüfen gerçekleştiğini gösterir.
Cevabı göster

Kendi davranışının saçmalığını fark etmesini makul fakat doğrulanmamış bir çıkarım olarak sunar.

the emperor laughed and pardoned the magistrate.

2:36

imparator güldü ve yargıcı affetti.

In 1596, a French man was condemned to death,

2:39

1596'da Fransız bir adam ölüm cezasına çarptırılmıştı,

but Mathurine, one of the relatively few female jesters on record, Notlar

2:43

ancak kayıtlara geçen nispeten az sayıdaki kadın soytarıdan biri olan Mathurine,

Dilbilgisi

one of the relatively few + çoğul isim: küçük bir grubun bir üyesi

one of the relatively few + çoğul sayılabilen isim, ilgili daha büyük bir grupla karşılaştırıldığında sayıca küçük olan bir grubun tek bir üyesini belirtir. Burada Mathurine, kayıtlara geçmiş kadın soytarılardan oluşan nispeten küçük grubun bir üyesidir. one of ifadesinden sonra grubu adlandıran isim çoğul olur: one of the relatively few jesters. Relatively, few sözcüğünün anlamını yumuşatır: grup karşılaştırma sonucunda küçüktür, ancak mutlak sayısının mutlaka çok az olması gerekmez.

Alıştırma

Dersi tamamlayan ifadeyi aynen kullanarak cümleyi tamamlayın: Amira is ____ engineers in the region who specialize in underwater robots.

Cevabı göster

one of the relatively few

Kalıp ifadeler

on record: mevcut kayıtlardan bilinen

Bu cümlede on record, “günümüze ulaşan tarihî kaynaklarda veya kayıtlarda belgelenmiş” anlamına gelir. Bu ifade relatively few sözünün kapsamını sınırlar: elimizdeki kanıtlardan yalnızca az sayıda kadın soytarıyı biliyoruz. Bu, gerçekte az sayıda kadın soytarı yaşadığını kanıtlamaz. Bazıları hiç kaydedilmemiş veya onlarla ilgili kayıtlar kaybolmuş olabilir.

Alıştırma

Bu cümlede on record ne anlama gelir?

  1. Mevcut tarihî kaynaklarda belgelenmiştir.
  2. Bir röportajda kamuya açık biçimde söylenmiştir.
  3. Bir müzik albümünde yer almaktadır.
Cevabı göster

Mevcut tarihî kaynaklarda belgelenmiştir.

intervened in return for payment. Kalıp ifadeler

2:48

ödeme karşılığında duruma müdahale etti.

Kalıp ifadeler

in return for: bir şeyi başka bir şeyle değiştirmek

In return for, “... karşılığında” veya “... için bir karşılık olarak” anlamına gelir. Burada payment, Mathurine'in müdahale etmesi karşılığında aldığı ödemedir. Yapı in return for + isim veya -ing biçimidir. Buradaki return, bir yere geri dönme eylemini değil, karşılık olarak verilen yararı veya cevabı ifade eder.

Alıştırma

Cümleyi in return for ile tamamlayın: Leo designed the poster ____ two free tickets.

Cevabı göster

in return for

With her help, the man's wife successfully pleaded with King Henry IV for her husband's life. Kalıp ifadeler

2:50

Onun yardımıyla adamın karısı, kocasının hayatını bağışlaması için Kral IV. Henry'ye başarıyla yalvardı.

Kalıp ifadeler

plead with someone for something: birine bir şey için yalvarmak

plead with someone for something kalıbında with, isteğin yöneltildiği kişiyi; for ise istenen şeyi veya sonucu gösterir. Bu cümlede kişi King Henry IV, istenen sonuç ise kocanın hayatının bağışlanmasıdır. Plead, ask fiilinden daha güçlü ve duygusal olan acil ve çok ciddi bir isteği anlatır. Yetkili bir kişiden yardım, merhamet veya önemli bir karar istenirken aynı kalıp kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi hedef kalıbın geçmiş zamanıyla tamamlayın: During the flood, the family ____ the rescue team ____ immediate help.

Cevabı göster

pleaded with · for

Although rare, Anlatım akışı

2:56

Nadir de olsa,

jesters were sometimes fired or even killed for taking their mockery or criticism too far. Deyimler

2:57

soytarılar alaylarını veya eleştirilerini fazla ileri götürdükleri için bazen kovulur, hatta öldürülürlerdi.

Anlatım akışı

Although rare: ana noktadan önce sıklığın düşük olduğunu kabul etmek

Although rare, burada although such cases were rare anlamında kullanılan kısaltılmış bir ödünleme yan cümlesidir. Önce bu cezanın yaygın olmadığını kabul eder, ardından ana cümlenin gerçek bir istisnayı sunmasını sağlar. Ana mesaj, soytarıların bazen cezalandırıldığıdır. Rare, bu iddianın ne ölçüde genellenebileceğini sınırlar; cezanın hiç yaşanmadığı anlamına gelmez.

Alıştırma

'Although rare, this error can cause serious problems,' cümlesinde 'Although rare' ne yapar?

  1. Hatanın gerçekleşemeyeceğini söyler.
  2. Hatanın yaygın ve beklenen bir şey olduğunu söyler.
  3. Gerçek bir risk sunmadan önce hatanın yaygın olmadığını kabul eder.
Cevabı göster

Gerçek bir risk sunmadan önce hatanın yaygın olmadığını kabul eder.

Deyimler

taking mockery or criticism too far: alayı veya eleştiriyi fazla ileri götürmek

Take something too far, bir şeyi kabul edilebilir sınırı aşacak kadar sürdürmek veya şiddetlendirmek demektir. Buradaki far fiziksel mesafeyi değil, dereceyi anlatır. Bu ifade, alay veya eleştirinin bir noktaya kadar hoş görülebileceğini, ancak fazla sert ya da kırıcı olduğunda sınırı aştığını gösterir. Kalıp take + nesne + too far şeklindedir; nesne bir isim öbeği veya it olabilir.

Alıştırma

Cümleyi take it too far ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The joke was funny at first, but he ____ when he insulted her family.

Cevabı göster

took it too far

In 1638,

3:05

1638'de,

Scottish jester Archy Armstrong worsened his already contentious relationship with the Archbishop of Canterbury. Kelime

3:06

İskoç soytarı Archy Armstrong, Canterbury Başpiskoposu ile zaten tartışmalı olan ilişkisini daha da kötüleştirdi.

Kelime

contentious relationship: çatışmalı ilişki

A contentious relationship, tekrarlanan anlaşmazlık, gerginlik veya açık çatışmayla tanımlanan bir ilişkidir. Contentious, yalnızca bad demekten daha belirgindir; çünkü ilgili kişiler veya gruplar arasındaki etkin karşıtlığı ya da tartışmaları anlatır. Buradaki already, Armstrong ilişkiyi daha da kötüleştirmeden önce de bu çatışmanın var olduğunu gösterir.

Alıştırma

The two companies have a contentious relationship cümlesinde contentious relationship ne anlama gelir?

  1. Şirketlerin dışındaki insanlar ortaklığı şaşırtıcı buluyor, ancak şirketlerin birbirleriyle anlaşmazlık yaşaması gerekmiyor.
  2. Şirketler sık sık anlaşmazlığa düşüyor veya birbirine karşı çıkıyor.
  3. Şirketler ortaklıklarından memnun.
Cevabı göster

Şirketler sık sık anlaşmazlığa düşüyor veya birbirine karşı çıkıyor.

The archbishop had recently revised the Scottish Book of Common Prayer, Kültür

3:14

Başpiskopos kısa bir süre önce İskoç Ortak Dua Kitabı'nı revize etmişti,

an act that garnered strong opposition and incited riots. Notlar

3:17

ki bu eylem güçlü bir muhalefet topladı ve isyanları kışkırttı.

Kültür

the Scottish Book of Common Prayer: toplu ibadeti düzenleyen bir metin

The Scottish Book of Common Prayer, kişisel dualar için kullanılan sıradan bir kitap değil, İskoç kilisesindeki toplu ibadetin nasıl yapılacağını belirleyen dinî bir metindi. O dönemde ibadet kuralları kilise otoritesi ve siyasi güçle bağlantılıydı. Bu nedenle metni yeniden düzenlemek, belirli dinî uygulamaları dayatma girişimi olarak görülebilirdi. Değişikliğin ciddi bir direnişe yol açmasının nedeni buydu.

Alıştırma

Bu bağlamda the Scottish Book of Common Prayer metninin yeniden düzenlenmesi neden güçlü bir muhalefete yol açabilirdi?

  1. Toplu ibadeti düzenliyor ve dayatılan dinî otoriteyi temsil edebiliyordu.
  2. Bahçecilik hakkında bir el kitabıydı.
  3. Yalnızca özel bir günlükten ibaretti.
Cevabı göster

Toplu ibadeti düzenliyor ve dayatılan dinî otoriteyi temsil edebiliyordu.

Kalıp ifadeler

garnered strong opposition: resmî bir eşdizim

Garnered strong opposition, “güçlü bir muhalefetle karşılaştı veya güçlü tepki topladı” anlamına gelir. Bu cümlede garnered, eylemin aldığı tepkiyi anlatır. Tepki opposition olduğu için provoked strong opposition doğal bir yeniden ifade biçimidir. Garner sonucu kendiliğinden olumlu yapmaz; nasıl bir tepki çekildiğini ardından gelen isim belirler.

Alıştırma

Hedef eşdizimi kullanarak resmî haber cümlesini tamamlayın: The proposal ____ from local residents.

Cevabı göster

garnered strong opposition

Kelime

incited riots: tarafsız cause ifadesinden daha güçlü

Bu cümlede incited riots, “ayaklanmaları kışkırttı veya alevlendirdi” anlamındadır. Incite, yalnızca cause demekten daha güçlü ve daha az tarafsızdır. Bir eylemin, mesajın veya kişinin insanları zararlı davranışlara yönelttiğini ya da tehlikeli bir tepkiyi büyüttüğünü düşündürür. Incite fiilinden sonraki nesne, incite violence veya incite hatred örneklerinde olduğu gibi teşvik edilen ya da körüklenen eylem veya tepkiyi belirtir. Burada riots, eylemin körüklediği zararlı sonuçtur.

Alıştırma

Cümleyi incite fiilinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The speaker urged the crowd to attack, and his words ____ riots across the city.

Cevabı göster

incited

Taking the opportunity to further humiliate him, Archy asked the archbishop, Kalıp ifadeler

3:22

Onu daha da aşağılamak için bu fırsatı değerlendiren Archy, başpiskoposa sordu:

Kalıp ifadeler

Taking the opportunity to + fiil

Take the opportunity to + fiilin yalın hâli, uygun bir fırsatı bir şey yapmak için değerlendirmek demektir. Taking the opportunity to further humiliate him ifadesinde to sözcüğünden sonra gelen further humiliate, bu fırsatla yapılan eylemi belirtir. Cümlenin başındaki Taking the opportunity to... bir ortaç öbeğidir ve ana eylem olan Archy asked için koşul ve amaç bilgisi verir. Öbeğin örtük öznesi Archy'dir ve ana cümlenin öznesiyle aynıdır.

Alıştırma

Take the opportunity to ifadesinin cümle başındaki -ing biçimini kullanın: ____ thank her coach, Maya gave a short speech.

Cevabı göster

Taking the opportunity to

"Who's the fool now?" Ton ve niyet

3:27

"Şimdi aptal olan kim?"

Ton ve niyet

Who's the fool now?: alaycı bir retorik soru

Bu ifade bilgi isteyen bir soru gibi görünür, ancak burada alaycı bir retorik sorudur. Konuşan kişi cevabın “sen” olduğunu varsayar: karşı tarafın yaşadığı başarısızlığın onun aptal olduğunu kanıtladığını öne sürer. Now, durumun tersine döndüğünü gösterir. Koşulların değiştiğine işaret eder ve önceki bir yargıyı karşı tarafa geri çevirerek alay ve zafer duygusu katar.

Alıştırma

Bir çatışmada "Who's the fool now?" ifadesinin en olası amacı nedir?

  1. Karşı taraf başarısız olduktan sonra ona anlayış gösterir.
  2. Olayların karşı tarafın aptal olduğunu kanıtladığını söyleyerek onunla alay eder.
  3. Konuşan kişi kimin aptalca davrandığını bilmediği için bilgi ister.
Cevabı göster

Olayların karşı tarafın aptal olduğunu kanıtladığını söyleyerek onunla alay eder.

for which he was banished from the court. Notlar

3:29

bu sebeple saraydan sürüldü.

Dilbilgisi

for which: önceki bir eylemi sonucuna bağlamak

for which yapısında which önceki eyleme veya duruma gönderme yapar; for ise ardından gelen sonucun nedenini belirtir. Burada ifade “bu nedenle” anlamındadır, “hangi nesne için” anlamında değildir. Bu “edat + ilgi zamiri” yapısı neden ve sonucu tek cümlede birleştirir: [action], for which [consequence]. Resmî veya anlatı türündeki yazılarda yaygın olan kısa ve yoğun bir kalıptır.

Alıştırma

“Bu eylem nedeniyle” anlamındaki iki kelimelik ilgi ifadesiyle resmî cümleyi tamamlayın: She broke the confidentiality rule, ____ she was suspended.

Cevabı göster

for which

Kelime

banished from the court: hükümdarın saray ve iktidar çevresinden sürgün edilmek

be banished from a place yapısında banished edilgen biçimdedir ve bir yetkilinin birini resmî olarak ayrılmaya zorladığını anlatır. Bu genellikle ağır bir cezadır. Burada court bir mahkeme veya spor sahası değil; hükümdarı, saray halkını ve çevresindeki kişileri ifade eder. Dolayısıyla kişi saraydan ve onun iktidar çevresinden dışlanmıştır.

Alıştırma

Tarihî bir anlatıda “The adviser was banished from the court” ne anlama gelir?

  1. Danışman dava açmak için mahkemeye gitti.
  2. Danışman hükümdarın saray halkından ve iktidar çevresinden resmî olarak uzaklaştırıldı.
  3. Danışman tenis kortundan geçici olarak ayrıldı.
Cevabı göster

Danışman hükümdarın saray halkından ve iktidar çevresinden resmî olarak uzaklaştırıldı.

Three years later, after the archbishop's arrest,

3:32

Üç yıl sonra, başpiskoposun tutuklanmasının ardından,

a pamphlet began circulating that ridiculed him, Kelime

3:35

onu alaya alan bir broşür elden ele dolaşmaya başladı,

Kelime

began circulating: insanlar arasında yayılmaya başladı

Bir pamphlet, rumor, photo veya başka bir bilgi circulates olduğunda, kopyaları ya da içeriği kişiden kişiye geçer. Began circulating, bu yayılmanın başladığını ifade eder. Broşür fiziksel olarak bir daire çizerek hareket etmiyor. İfade, daha geniş dağıtımı ve içeriğe erişen veya dikkat gösteren kişi sayısının artmasını anlatır.

Alıştırma

Begin fiilinin geçmiş zaman biçimini ve ardından circulate fiilinin -ing biçimini kullanarak tamamlayın: After the announcement, a false rumor ____ online.

Cevabı göster

began circulating

which was said to be the work of none other than Archy. Notlar

3:39

ve bunun Archy'den başkasının eseri olmadığı söyleniyordu.

Dilbilgisi

was said to be: bir iddiayı doğrulamadan aktarmak

Was said to be, edilgen bir aktarım yapısıdır. Bunun başkaları tarafından öne sürülen bir iddia olduğunu gösterir; anlatıcı ise doğru olup olmadığını doğrudan onaylamaz. Kalıp özne + be said to + fiilin yalın hâli şeklindedir. İddia öznenin kimliğini veya niteliğini açıklıyorsa yalın fiil olarak be kullanılabilir: was said to be the work of Archy.

Alıştırma

İddianın doğrulanmadığını gösteren edilgen aktarım yapısıyla cümleyi tamamlayın: The old map ____ from the sixteenth century.

Cevabı göster

was said to be

Deyimler

none other than: şaşırtıcı bir kimlik açıklamasını vurgulamak

None other than, kimliği açıklanan kişi veya şeyden önce gelir. Tam olarak o kişi ya da şey anlamını verir ve şaşkınlık, önem veya dramatik bir etki katar. Bu ifadeyi başka insanlarla gerçek bir karşılaştırma olarak değil, tek bir kalıp olarak anlayın. Burada eserin iddia edilen yaratıcısının bizzat Archy olduğu özellikle vurgulanır.

Alıştırma

Kimlik açıklamasını şaşırtıcı hâle getiren ifadeyle cümleyi tamamlayın: The masked singer was ____ our music teacher.

Cevabı göster

none other than

Meanwhile,

3:42

Öte yandan,

some jesters openly mocked their royal bosses without consequence. Kalıp ifadeler

3:43

bazı soytarılar hiçbir sonuçla karşılaşmadan kraliyet patronlarıyla açıkça alay ederlerdi.

Kalıp ifadeler

without consequence: ceza ya da olumsuz sonuç olmadan

Bu cümlede without consequence, soytarıların hükümdarlarıyla alay ettikleri için cezalandırılmadıkları veya başka olumsuz bir sonuç yaşamadıkları anlamına gelir. Riskli davranıştan beklenen bedel ortaya çıkmamıştır. do something without consequence kalıbı önce bir eylemi sunar, sonra da ciddi bir olumsuz sonucun gelmediğini belirtir. Buradaki consequence mantıksal bir çıkarım değil, pratik bir sonuç ya da cezadır.

Alıştırma

İngilizce cümleyi derste geçen ve “ceza ya da zararlı sonuç olmadan” anlamına gelen iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: The official repeatedly broke the rules ____.

Cevabı göster

without consequence

11th century Persian jester Talhak suggested the sultan was a cuckold, Kelime

3:48

11. yüzyıl İranlı soytarı Talhak, sultanın boynuzlu olduğunu ima etmişti,

implying his wife was unfaithful to him.

3:53

ki bu da karısının ona sadakatsiz olduğu anlamına geliyordu.

Kelime

a cuckold: eski ve aşağılayıcı bir terim

Cuckold, karısı kendisine cinsel olarak sadakatsiz olan bir kocayı tanımlayan eski ve aşağılayıcı bir isimdir. Ardından gelen implying his wife was unfaithful to him ifadesi, kelimenin bu cümledeki anlamını doğrudan açıklar. Sultana cuckold demek yalnızca sadakatsizlikten söz etmek değildir; onun onuruna ve otoritesine açıkça saldırır. Bu aşağılayıcı güç, soytarının sözünün neden cüretkâr olduğunu açıklar.

Alıştırma

Bu kullanımı değerlendirin: Birisi bir arkadaşına cuckold diyerek kelimeyi kocanın günlük ve tarafsız bir eş anlamlısı gibi kullanıyor.

  1. Uygun değil: Kelime, karısının ona sadakatsiz olduğunu ima eden aşağılayıcı bir terimdir.
  2. Uygun: Kelime, koca sözcüğünün tarafsız bir eş anlamlısıdır.
Cevabı göster

Uygun değil: Kelime, karısının ona sadakatsiz olduğunu ima eden aşağılayıcı bir terimdir.

One day as the sultan rested his head on Talhak's knee,

3:56

Bir gün sultan dinlenmek için başını Talhak'ın dizine koyduğunda,

he is said to have inquired,

4:00

rivayete göre şöyle sordu:

"What is your relation to cuckolds?" to which Talhak replied, Dilbilgisi

4:02

"Boynuzlularla ne gibi bir ilişkin var?", buna karşılık Talhak şöyle yanıt verdi:

Dilbilgisi

to which Talhak replied: bir soruyu yanıtına bağlamak

to which Talhak replied ifadesinde which, önceki soruya gönderme yapar. Reply fiili, yanıt verilen şeyden önce normalde to alır; dolayısıyla ifade “ve Talhak o soruya yanıt verdi” anlamına gelir. Edat + ilgi zamiri yapısı, alıntılanan soruyu hemen ardından gelen yanıta doğrudan bağlar. Böylece konuşma, Talhak replied ile yeni bir cümle başlatmak yerine tek ve akıcı bir cümle olarak sunulur.

Alıştırma

Reply kullanan resmî ilgi yapısıyla cümleyi tamamlayın: The host asked whether the train was late, ____ the guide replied, "Only by five minutes."

Cevabı göster

to which

"I am their pillow." Ton ve niyet

4:06

"Ben onların yastığıyım."

Ton ve niyet

“I am their pillow.”: bağlama dayalı bir karşılık

I am their pillow cümlesi kelimesi kelimesine konuşanın kendisini bir yastık olarak tanımlamasıdır, fakat amaçlanan anlam bu değildir. Sultan başını Talhak'ın dizlerine koymuştur; bu nedenle Talhak kendisini sultanın “yastığı” olarak tanımlayabilir. Their, soruda sözü edilen cuckolds grubuna, yani eşleri kendilerine sadakatsizlik eden kocalara gönderme yapar. Sultan onu gerçekten yastık gibi kullanırken Talhak kendisine “onların yastığı” diyerek sultanı dolaylı biçimde o gruba yerleştirir. Böylece açıkça suçlamadan, hakareti soruyu soran kişiye geri çevirir.

Alıştırma

Bu sahnede “I am their pillow” sözünü bir karşılık hâline getiren nedir?

  1. Talhak, sultana daha rahat bir yastık önerir.
  2. Talhak, sultanın duruşunu kullanarak onun az önce anılan gruba ait olduğunu ima eder.
  3. Talhak, yastık yapmanın mesleği olduğunu söyler.
Cevabı göster

Talhak, sultanın duruşunu kullanarak onun az önce anılan gruba ait olduğunu ima eder.

And when 19th century Persian shah asked whether there was a food shortage, Kültür

4:08

Ve 19. yüzyılda İran şahı gıda kıtlığı olup olmadığını sorduğunda,

Kültür

shah: bir Pers hükümdarının unvanı

Bu cümlede shah, Pers ve daha sonra İran hükümdarlarının unvanıdır; tarihsel anlamdaki kral unvanına yaklaşık olarak karşılık gelir. Hükümdarın konumunu belirtir ve kişisel adının bir parçası değildir. Soruyu soranın en yüksek hükümdar olduğunu bilmek, güç ilişkisini anlamak için yeterlidir. Doğrudan şah hakkında şaka yapmak, sıradan bir kişiye aynı yorumu yapmaktan çok daha risklidir.

Alıştırma

Bu cümlede shah ne anlama geliyor?

  1. bir Pers veya İran hükümdarı
  2. bir kişinin soyadı
  3. bir saray aşçısı
Cevabı göster

bir Pers veya İran hükümdarı

jester Karim Shir'ei joked,

4:13

soytarı Karim Shir'ei şu şakayı yaptı:

"Yes, I see your majesty is eating only five times a day." Notlar

4:15

"Evet, görüyorum ki majesteleri günde sadece beş öğün yiyor."

Kelime

Your Majesty: bir hükümdara doğrudan hitap

Your Majesty, hüküm süren bir krala veya kraliçeye doğrudan konuşurken kullanılan son derece resmî bir hitaptır. Burada Majesty, “görkem” anlamındaki sıradan soyut isim değildir; ifadenin bütünü, hitap edilen hükümdarı saygıyla belirtir. Bir unvan öbeği olduğu için Your Majesty is eating ifadesinde üçüncü tekil şahıs fiili is ile kullanılır. Bu replikte konuşan kişi, hükümdarın günde beş kez yemesi hakkında sert bir şaka yaparken saray hitabını korur. Saygılı biçim ile alaycı içerik karşıtlık oluşturarak ironi yaratır; güç farkı da şakayı riskli hâle getirir.

Alıştırma

Bir kraliçeye doğrudan konuşuyorsunuz. Hangi cümlede doğru hitap biçimi kullanılmıştır?

  1. Her Majesty, the guests are waiting.
  2. Your Highness, the guests are waiting.
  3. Your Majesty, the guests are waiting.
Cevabı göster

Your Majesty, the guests are waiting.

Ton ve niyet

only five times a day: ironik azımsama

Normalde only bir sayıyı az ya da sınırlı gösterir. Ancak burada bir günde beş kez yemek, yiyecek kıtlığının kanıtı değildir; bu nedenle kullanılan ifade gerçekle çelişir. Konuşmacı ironik bir azımsama kullanır: Beş öğün azmış gibi davranarak iyi beslenen ama açlığı anlamayan hükümdarla alay eder. Bu kalıbı başka yerlerde tanımak için only sonrasındaki miktarın bağlam içinde açıkça büyük olup olmadığına bakın.

Alıştırma

Bu cümlede only five times a day ne ima ediyor?

  1. Konuşmacı, günde beş öğünün gerçekten çok az olduğunu düşünüyor.
  2. Konuşmacı, hükümdarın günde kaç öğün yediğinden emin değil.
  3. Konuşmacı, aslında çok yiyen hükümdarla alay etmek için beş öğünü “az” gibi gösteriyor.
Cevabı göster

Konuşmacı, aslında çok yiyen hükümdarla alay etmek için beş öğünü “az” gibi gösteriyor.

Even when rulers were considered divinely appointed, Notlar

4:19

Yöneticilerin ilahi bir güç tarafından atandığı düşünüldüğü zamanlarda bile,

Kültür

divinely appointed: yetkisinin bir tanrıdan geldiğine inanılan

Divinely appointed, bir hükümdarın yönetmek üzere bir tanrı tarafından seçildiğine veya yetkilendirildiğine inanılması demektir. Buradaki appointed sıradan bir iş ataması değildir; divinely, hükümdarın konumuna dinsel bir yetki kazandırır. Tarih boyunca bu inanç, hükümdarın yönetme hakkını kutsal ve meşru gösterdi. Bu yüzden hükümdarı eleştirmek hem yönetime hem de kutsal bir düzene karşı çıkmak gibi görülebilirdi.

Alıştırma

Bu tarihsel cümlede divinely appointed ne anlama gelir?

  1. Hükümdarlar dinsel bir kuruluşu yönetmek için işe alınmıştı.
  2. Hükümdarların yetkilerini bir tanrıdan aldığına inanılıyordu.
  3. Hükümdarlar her gün yapılan bir toplantıda seçilmişti.
Cevabı göster

Hükümdarların yetkilerini bir tanrıdan aldığına inanılıyordu.

some jesters managed to speak truth directly to power Deyimler

4:23

bazı soytarılar gerçeği doğrudan otoriteye söylemeyi başardılar

Anlatım akışı

Even when: karşıtlığa rağmen geçerli olan koşulu tanıtma

Even when, karşıtlığa rağmen gerçekleşen bir sonucu anlatan zaman veya durum yan cümlesini başlatır. Önce ana sonucu normalde zorlaştıracak ya da olasılığını azaltacak bir koşul sunar; ardından ana cümle sonucun yine de gerçekleştiğini söyler. Burada hükümdarların ilahi iradeyle atanmış sayılması, doğrudan eleştiriyi tehlikeli hâle getirecek bir durumdur. Even bu karşıtlığı güçlendirir: Buna rağmen bazı saray soytarıları iktidar sahiplerine gerçeği söyledi. even olmadan when çoğunlukla eylemin zamanını veya durumunu belirtir ve aynı şaşırtıcılığı vurgulamaz.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki “bunun doğru olduğu zamanlara rağmen” anlamına gelen iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: ____ the library was noisy, Omar could concentrate.

Cevabı göster

Even when

Deyimler

managed to speak truth directly to power: otoriteye gerçeği söyleyerek meydan okumayı başarmak

Speak truth to power, güçlü kişilere veya kurumlara duymak istemeyebilecekleri gerçekleri ya da eleştirileri söylemek anlamına gelen bir deyimdir. Buradaki power fiziksel enerji değil, yetki sahibi kişiler veya yapılardır. Managed to, bunu yapmanın zor veya riskli olduğunu ancak sonunda başarıldığını gösterir. Directly, soytarıların hükümdarların kendilerine seslendiğini belirtir; dolayısıyla cümle hem cesareti hem de başarıyı vurgular.

Alıştırma

Hangi durum birinin managed to speak truth directly to power yaptığını en iyi gösterir?

  1. Bir öğrenci derste kendisine verilen makaleyi yüksek sesle okur.
  2. Bir arkadaş bir fincanı kırdığını kabul eder.
  3. Bir çalışan işten çıkarılma riskini göze alır ve CEO'nun bir güvenlik sorununu gizlediğini yönetim kuruluna söylemeyi başarır.
Cevabı göster

Bir çalışan işten çıkarılma riskini göze alır ve CEO'nun bir güvenlik sorununu gizlediğini yönetim kuruluna söylemeyi başarır.

and reveal in so many riddles, jokes, or skits, Kalıp ifadeler

4:27

ve bu kadar çok bilmece, şaka ya da skeç aracılığıyla

who the real fools were. Anlatım akışı

4:30

asıl aptalların kim olduğunu ortaya çıkardılar.

Kalıp ifadeler

in so many riddles, jokes, or skits: birçok farklı biçim aracılığıyla

Bu cümlede in, bir şeyin hangi biçimler aracılığıyla ortaya çıkarıldığını gösterir: bilmeceler, şakalar ve skeçler. Burada bir biçim içinde veya aracılığıyla anlamında düşünülebilir. So many çoğul isimleri niteler ve örneklerin hem çok hem de çeşitli olduğunu vurgular. Tek başına gereğinden fazla anlamına gelmez ve sayının aşırı olduğuna dair bir yakınma ifade etmez.

Alıştırma

Hangi cümle, sayının aşırı olduğunu söylemeden bir hikâyenin birçok farklı biçimde sunulduğunu doğal şekilde ifade eder?

  1. She tells the story in too many poems, songs, and sketches.
  2. She tells the story in so many poems, songs, and sketches.
  3. She tells the story so much poems, songs, and sketches.
Cevabı göster

She tells the story in so many poems, songs, and sketches.

Anlatım akışı

who the real fools were: etiketi tersine çeviren bir son

who the real fools were yan cümlesi, reveal fiiliyle ortaya çıkarılan içeriği verir. Bunun cümlenin sonuna yerleştirilmesi, önemli kimliği son sözcüklere kadar geciktirir. Böylece cümle bir açığa çıkarma anıyla biter ve önceki örnekleri yeniden ana temaya bağlar. Real sözcüğü tersine dönüşü oluşturur. Halk önünde fools diye etiketlenen kişiler soytarılardır, ancak gösterileri hükümdarların veya diğer güçlü kişilerin aptalca davrananlar olduğunu ortaya çıkarır. Bu bağlamda real fools, soytarıları değil, onların mizahının gerçek yüzünü gösterdiği kişileri işaret eder.

Alıştırma

Cümlenin who the real fools were sözleriyle bitmesinin temel etkisi nedir?

  1. Önemli kimliği sona kadar geciktirir ve ironik bir tersine dönüşle bitirir.
  2. Yeni bir gösteri türleri listesi sunar.
  3. Soytarıların asıl aptalların kendileri olduğunu kabul ettiklerini söyler.
Cevabı göster

Önemli kimliği sona kadar geciktirir ve ironik bir tersine dönüşle bitirir.

Now watch this video to learn about the stinging satire and lewd jokes Kelime

4:35

Şimdi Aristofanes'i MÖ 400 civarında Yunanistan'da bu kadar popüler yapan

that made Aristophanes so popular in Greece around 400 BCE. Kültür

4:39

iğneleyici hiciv ve müstehcen şakalar hakkında bilgi edinmek için bu videoyu izleyin.

Kelime

stinging satire: keskin ve iğneleyici hiciv

stinging satire ifadesinde stinging mecaz anlamdadır. Hicvin sert bir biçimde eleştirdiğini ve hedef aldığı kişiye açığa çıkarılmış, utanmış ya da incinmiş hissettirebileceğini anlatır; fiziksel bir sokmadan söz etmez. Hiciv, kusurları ortaya çıkarmak için mizah, ironi, abartı veya alay kullanır. Bu yüzden ifade, yalnızca komik bir şeyi değil, eleştirel etkisi özellikle keskin olan bir hicvi anlatır.

Alıştırma

Hangi durum en iyi stinging satire olarak tanımlanabilir?

  1. A cartoon gently teaches children how to count.
  2. A comedy sharply exposes the greed of powerful officials.
  3. A weather report predicts rain for tomorrow.
Cevabı göster

A comedy sharply exposes the greed of powerful officials.

Kelime

lewd jokes: açık cinsel içerikli müstehcen şakalar

Lewd jokes, uygunsuz, açık veya ima yoluyla cinsel içerik taşıyan şakalardır. Lewd, içeriğin niteliğini anlatır; “komik” anlamına gelmez. Bu sözcük genellikle olumsuz veya uyarıcı bir ton taşır; çünkü bu tür şakalar insanları rahatsız edebilir ya da bazı kitleler için uygun olmayabilir. Bu cümlede, Aristofanes'in komedilerindeki cesur yetişkin mizahının bir türünü belirtir.

Alıştırma

Bir şaka açık cinsel göndermeler içeriyor. En kesin tanım hangisidir?

  1. It is a rude joke.
  2. It is a crude joke.
  3. It is a lewd joke.
Cevabı göster

It is a lewd joke.

Kültür

Aristophanes: Antik Yunan komedi yazarı

Aristophanes bir kişinin adıdır; yer adı veya sıfat değildir. MÖ 400 civarında etkin olan bir Antik Yunan komedi yazarıydı. Komedilerinde siyasi ve toplumsal hiciv kullandı; kaba ya da cinsel mizaha da sıkça yer verdi. Bu kısa arka plan, çevredeki anlatımın onun popülerliğini neden hem keskin hicivle hem de kaba şakalarla ilişkilendirdiğini açıklar.

Alıştırma

Bu cümlede Aristophanes kimdir veya nedir?

  1. Hicviyle tanınan bir Antik Yunan komedi yazarı
  2. Tiyatrolarıyla tanınan bir Antik Yunan şehri
  3. Keskin bir şakayı tanımlayan İngilizce bir sıfat
Cevabı göster

Hicviyle tanınan bir Antik Yunan komedi yazarı

Or learn how to channel your inner jester with this one. Deyimler

4:45

Ya da bu videoyla içinizdeki soytarıyı nasıl ortaya çıkaracağınızı öğrenin.

Deyimler

channel your inner jester: içindeki soytarı yönünü ortaya çıkar

Burada channel, bir özelliği eyleme yönlendirmek anlamında kullanılan bir fiildir. channel your inner jester, kişinin saray soytarısıyla ilişkilendirilen şakacı, nükteli veya takılmayı seven yönünü ortaya çıkarması demektir; televizyon kanalı ya da su yolu anlamına gelmez. Yeniden kullanılabilen kalıp channel + iyelik sözcüğü + inner + kişi veya rol şeklindedir. Birini kelimenin gerçek anlamıyla o kişiye dönüşmeye değil, kısa bir süreliğine o kişinin özellikleriyle davranmaya teşvik eder.

Alıştırma

Standart Amerikan yazımını kullanarak cümleyi channel fiilinin geçmiş biçimi + her inner + detective ile tamamlayın: During the puzzle contest, Mia ____ and spotted the hidden clue.

Cevabı göster

channeled her inner detective