Plasebo etkisinin gücü - Emma Bryce: İngilizce çalışma notları
TED-Ed
Video özeti: Video, sahte bir ağrı kesici deneyinden yola çıkarak plasebo etkisini; tarihsel kullanımından klinik deneylerde kontrol olarak üstlendiği role kadar açıklıyor. Olası fizyolojik mekanizmaları inceliyor ve hissedilen rahatlamanın kanıtlanmış tedavileri geciktirebileceği ya da araştırma sonuçlarını bulanıklaştırabileceği konusunda uyarıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. took part in a study — Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: İnsanların bir deneye, ankete veya düzenli araştırmaya katıldığını anlatan doğal sözcük birlikteliğini öğrenin; böylece kelimesi kelimesine çevrilmiş ya da İngilizcede daha az doğal duran yapılardan kaçınabilirsiniz. 2. seem to be capable of causing measurable change — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: seem to ile be capable of yapılarının ölçülebilir bir olasılığı temkinli biçimde bildirmek için nasıl birleştiğini fark edin; belirsiz bir bilimsel iddiayı kanıtlanmış gerçek gibi sunmadan aktarabilirsiniz. 3. miss out on — Öbek fiiller: Bu yapıyı fırsat veya faydadan mahrum kalmak anlamıyla anlayıp kullanın; özellikle etkisiz bir tedaviye güvenmenin hastaları işe yaradığı kanıtlanmış tedavilerden yoksun bırakabileceğini belirtirken kullanabilirsiniz.
Bu derste
In 1996, 56 volunteers took part in a study to test a new painkiller called Trivaricaine. Notlar
0:061996 yılında 56 gönüllü, Trivaricaine adlı yeni bir ağrı kesiciyi test etmek için bir çalışmaya katıldı.
took part in a study: bir araştırmaya katılmak
Bu cümlede took part in a study, gönüllülerin bir araştırma çalışmasına etkin biçimde katıldığını anlatır. Temel kalıp take part in + etkinlik veya olay şeklindedir; in ifadenin bir parçasıdır ve atılamaz. Took, take fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Buradaki study, düzenli biçimde yürütülen bir araştırma projesini anlatır. Bu nedenle gönüllüler araştırmacı olmak zorunda değil, araştırmanın katılımcılarıdır.
Alıştırma
Dersteki take part ifadesiyle cümleyi tamamlayın: Next month, our class will ____ a community science project.
Cevabı göster
take part in
a new painkiller called Trivaricaine: Trivaricaine adlı yeni bir ağrı kesici
Called Trivaricaine, painkiller sözcüğünden sonra gelir ve ilacın adını belirtir. Called bu cümlenin temel fiili değildir. Bu, edilgen bir ilgi cümleciğinin kısaltılmış biçimidir: a new painkiller that was called Trivaricaine. Yeniden kullanılabilen kalıp noun + called + name şeklindedir ve bir kişinin ya da şeyin adını kısa biçimde verir.
Alıştırma
Derste öğrendiğiniz ad belirten son sıfat yapısıyla cümleyi tamamlayın: The children read a book ____ The Secret Lake.
Cevabı göster
called
On each subject, one index finger was covered in the new painkiller, Notlar
0:14Her bir deneğin bir işaret parmağına yeni ağrı kesici sürüldü,
subject: bir araştırmada test edilen kişi
Bir deneyde subject, gözlemlenen, test edilen veya tedavi uygulanan kişiyi ifade eder. Burada each subject, teste katılan her bir kişi anlamına gelir. Bu cümlede kelime okul dersi, konu ya da dil bilgisel özne anlamında değildir. experiment, test, treatment ve painkiller gibi araştırmayla ilgili sözcükler bu anlamı belirlemeye yardımcı olur.
Alıştırma
“The subjects received the treatment during the clinical trial.” cümlesinde subjects ne anlama gelir?
- Okulda öğretilen dersler
- Araştırmada test edilen kişiler
- Tartışılan ana konular
Cevabı göster
Araştırmada test edilen kişiler
İki öğeyi karşılaştırmak için one ... while the other ...
Bir grupta tam olarak iki öğe olduğunda one ilk öğeyi, the other ise geriye kalan tek öğeyi belirtir. Bu cümlede the other, the other index finger ifadesinin yerine geçtiği için isim tekrar edilmez. Burada while karşıt iki durumu bağlar: bir parmağa ağrı kesici uygulanmış, diğerine uygulanmamıştır. Anlamı whereas şeklindedir; during the time that anlamına gelmez. one ... while the other ... kalıbı, bir çiftteki farklı durumları veya uygulamaları göstermek için kullanışlıdır.
Alıştırma
Tam olarak iki deney tüpü arasındaki karşıtlığı one ... while the other ... ile tamamlayın: There were exactly two test tubes: ____ was heated, while ____ was kept at room temperature.
Cevabı göster
one · the other
Then, both were squeezed in painful clamps.
0:21Sonra her ikisi de can yakan kıskaçlarla sıkıştırıldı.
The subjects reported that the treated finger hurt less than the untreated one. Notlar
0:25Denekler, ilaç uygulanan parmağın uygulanmayana göre daha az acıdığını bildirdi.
subjects reported that: araştırmalarda resmî bildirim
subjects reported that ... ifadesinde subjects, araştırmaya katılan kişileri belirtir. Reported that, onların deneyimlediklerini veya gözlemlediklerini söyledikleri bilgiyi içeren tam bir yan cümleyi başlatır. Araştırma yazımında reported, sonucu deneklerin sağladığı bilgi olarak sunar. Buradaki ağrı değerlendirmesi deneklerin kendi bildirimidir; bir cihazla doğrudan ölçülmüş değildir.
Alıştırma
Hangi cümle katılımcıların geri bildirimini tarafsız ve resmî bir araştırma üslubuyla sunar?
- The participants said that they slept better.
- The participants claimed that they slept better.
- The participants reported that they slept better.
Cevabı göster
The participants reported that they slept better.
hurt less than ... one: ağrıyı karşılaştırırken ismi tekrarlamamak
hurt less than ... yapısında hurt ağrıyı anlatan bir fiildir; less ise bu ağrının derecesini karşılaştırır. Than, karşılaştırma için kullanılan şeyi belirtir. İşlem uygulanan parmak hâlâ ağrıyordu, ancak ağrı düzeyi daha düşüktü. The untreated one, the untreated finger anlamına gelir. One, tekil ve sayılabilen finger isminin yerine geçerek ismin tekrar edilmesini önler.
Alıştırma
Hangi cümle iki ayak bileğindeki ağrıyı doğal biçimde karşılaştırır ve ankle sözcüğünü tekrarlamaz?
- The treated ankle hurt fewer than the untreated one.
- The treated ankle hurt less the untreated one.
- The treated ankle hurt less than the untreated one.
Cevabı göster
The treated ankle hurt less than the untreated one.
except Trivaricaine wasn't actually a painkiller,
0:31ancak Trivaricaine aslında bir ağrı kesici değildi,
This shouldn't be surprising, except ...: beklenti oluşturup tersine çevirmek
This shouldn't be surprising, ilk sonucu beklenen bir şey olarak çerçeveler ve gerilimi kısa süreliğine azaltır. Ardından except, bu sonucu değiştiren önemli bir bilgiyi tam bir yan cümleyle sunar. Burada except that ya da “ama sorun şu ki” gibi çalışır: dinleyici önce bir görüşü kabul eder, sonra onu yeniden değerlendirmek zorunda kalır.
Alıştırma
Hangi cümlede except, ilk izlenimi tersine çeviren bir gerçeği sunmak için kullanılmıştır?
- Everyone finished the puzzle except Leo.
- The puzzle seemed easy, except none of us could solve the final clue.
- The puzzle seemed easy because the final clue was short.
Cevabı göster
The puzzle seemed easy, except none of us could solve the final clue.
just a fake concoction with no pain-easing properties at all. Notlar
0:34hiçbir ağrı dindirici özelliği olmayan sahte bir karışımdı.
fake concoction: kuşku içeren sahte bir karışım
Bu cümlede fake concoction, gerçek veya yararlı bir şeymiş gibi sunulan, çeşitli maddelerden hazırlanmış bir karışım anlamına gelir. Fake bunun gerçek olmadığını belirtirken concoction çeşitli malzemelerin birleştirilmesiyle yapılmış bir şeyi anlatır. Concoction, mixture kadar tarafsız değildir. Hazırlanan şeyi çoğu zaman tuhaf, gelişigüzel veya şüpheli gösterir; bu nedenle ifade, konuşanın güvensizliğini veya küçümsemesini de aktarır.
Alıştırma
Bir muhabir, bir ilacın sahte olduğunu söylemek ve açıkça güvensizlik göstermek istiyor. Hangi ifade en uygundur?
- a fake concoction
- a standard medicinal mixture
- a carefully measured solution
Cevabı göster
a fake concoction
no + isim + at all: hiçbir şeyin bulunmadığını vurgulama
no pain-easing properties at all ifadesi, ağrıyı hafifleten hiçbir özelliğin en küçük ölçüde bile bulunmadığı anlamına gelir. no isim öbeğini zaten olumsuz yapar; at all vurguyu artırarak yokluğun tam olduğunu belirtir. Yeniden kullanılabilecek kalıp no + isim + at all şeklindedir; no evidence at all buna bir örnektir. Asıl ifadede pain-easing, properties sözcüğünü niteleyen birleşik bir sıfattır.
Alıştırma
Cümleyi no ... at all kalıbıyla tamamlayın: The test found ____ harmful chemicals ____.
Cevabı göster
no · at all
What made the students so sure this dummy drug had worked? Notlar
0:38Öğrencileri bu sahte ilacın işe yaradığına bu kadar emin yapan şey neydi?
What made ... so sure ...?: eminliğin dayanağını sorma
What made the students so sure ...? sorusunda What, made fiilinin öznesidir ve öğrencilerde bu kesinliği oluşturan nedenin, kanıtın veya deneyimin ne olduğunu sorar. Yapı What made + kişi + sıfat/durum? şeklindedir. this dummy drug had worked yan cümlesi, öğrencilerin neden emin olduğunu belirtir. sure sözcüğünden sonra that isteğe bağlıdır: sure (that) this dummy drug had worked. Bu kalıp yalnızca ne olduğunu değil, güçlü bir inancın dayanağını sorar.
Alıştırma
Soruyu hedef kalıpla tamamlayın: ____ the key was in the drawer?
Cevabı göster
What made you so sure
this dummy drug: etkisiz bir test ilacı
Bu cümlede this dummy drug, gerçek ilaç gibi görünmesi için hazırlanmış ancak etkin tıbbi madde içermeyen bir uygulamayı anlatır. Bir testte veya karşılaştırmada kullanıldığı için dummy burada “benzetim amaçlı” ya da “işlevsiz” demektir; “aptal” anlamına gelmez. Dummy, bir isimden önce geldiğinde olağan işlevini yerine getirmeyen taklit, yer tutucu veya deneme sürümünü belirtebilir. Tam anlam, dummy button veya dummy account örneklerinde olduğu gibi, ardından gelen nesneye bağlıdır.
Alıştırma
Kontrollü bir çalışmada araştırmacılar bazı katılımcılara etkin ilaç içermeyen bir hap veriyor. Bu hapı en iyi hangi terim tanımlar?
- a counterfeit drug
- an active drug
- a dummy drug
Cevabı göster
a dummy drug
had worked: daha önceki sonucu gösteren past perfect
Had worked, past perfect yapısındadır: had + geçmiş zaman ortacı worked. İlacın varsayılan etkisini başka bir geçmiş zamandan, yani öğrencilerin buna emin olduğu zamandan daha önceye yerleştirir. Burada work, “çalışmak” değil, “beklenen etkiyi göstermek” anlamındadır. Bu zaman yapısı iki geçmiş anı sıraya koyar; etkisiz ilacın gerçekten bir etki yarattığını kanıtlamaz.
Alıştırma
Cümleyi work fiilinin past perfect biçimiyle tamamlayın: By the time the researchers interviewed them, the students believed the medicine ____.
Cevabı göster
had worked
The answer lies in ...: temel açıklamaya geçiş yapmak
The answer lies in + ad öbeği, ana açıklamanın, nedenin veya çözümün bu etkende bulunduğunu belirtir. Burada lies in, “...de bulunur” veya “...e bağlıdır” anlamındadır; fiziksel olarak bir yerde uzanmayı anlatmaz. Bir söylem düzenleyicisi olarak bu ifade, konuyu bir soru veya belirsizlikten onu açıklayacak temel etkene taşır. in sonrasındaki sözler, yeni bilginin ana bölümünü verir.
Alıştırma
The answer lies in ... ifadesindeki eksik sözcüklerle cümleyi tamamlayın: Why did the team improve? The answer ____ better communication.
Cevabı göster
lies in
placebo effect: beklentilerin ve tedavi ortamının şekillendirdiği iyileşme
Placebo effect, bir tedavide bu değişimi oluşturması amaçlanan etkin bir bileşen bulunmasa bile tedavi sonrasında belirtilerde veya kişinin kendini nasıl hissettiğinde görülebilen iyileşme ya da başka bir değişimdir. Beklentiler, öğrenilmiş çağrışımlar ve bakım ortamı buna katkıda bulunabilir. Bu cümlede terim, açıklama olarak sunulan etkiyi adlandırır. Yalnızca birini teselli etmek anlamına gelmez ve belirtilerin hayal ürünü olduğunu göstermez.
Alıştırma
Hangi seçenek placebo effect ifadesini en iyi açıklar?
- Herhangi bir tedavi olmadan doktorun söylediği sıradan teselli sözleri
- Tedavide etkin bileşen bulunmasa da beklentiler veya tedavi ortamıyla bağlantılı iyileşme
- Bir ilacın etkin bileşeninin oluşturduğu kimyasal rahatlama
Cevabı göster
Tedavide etkin bileşen bulunmasa da beklentiler veya tedavi ortamıyla bağlantılı iyileşme
an unexplained phenomenon wherein ...: in which ifadesinin resmî biçimi
Burada wherein, olgunun içinde ne olduğunu açıklayan bir yan cümleyi başlatır. An unexplained phenomenon wherein ... ifadesi an unexplained phenomenon in which ... anlamına gelir. Bu resmî ilgi zarfı, sonraki bilgileri yeniden phenomenon sözcüğüne bağlar. Uzun bir tanımı okurken wherein yerine in which koymak yapıyı daha kolay görmeyi sağlar.
Alıştırma
a system wherein every vote is counted ifadesinde ilişkiyi değiştirmeden wherein yerine hangi ifade kullanılabilir?
- in which
- because
- by which
Cevabı göster
in which
and therapies that aren't supposed to have an effect Dilbilgisi
0:48ve etki etmesi beklenmeyen terapilerin,
that aren't supposed to have an effect: olumsuz beklenti
That aren't supposed to have an effect ilgi cümlesi therapies sözcüğünü açıklar. Burada be supposed to, teoriye veya tasarıma dayalı bir beklentiyi ifade eder; dolayısıyla bu cümle, bu terapilerin bir sonuç üretmesinin beklenmediği anlamına gelir. Yapı subject + be not + supposed to + base verb şeklindedir. Bu, terapilerin işe yaramasının yasak olduğu anlamına gelmez ve hiçbir zaman işe yaramadıklarının kanıtlanmış bir gerçek olduğunu da ileri sürmez.
Alıştırma
This medicine isn't supposed to make you sleepy cümlesinde isn't supposed to neyi ifade eder?
- Hiç kimseyi asla uykulu hâle getirmediği kanıtlanmıştır.
- Sizi uykulu hâle getirmesi beklenmiyor.
- Sizi uykulu hâle getirmesi yasaktır.
Cevabı göster
Sizi uykulu hâle getirmesi beklenmiyor.
miraculously make people feel better. Dilbilgisi
0:53mucizevi bir şekilde insanların kendini daha iyi hissetmesini sağlayan açıklanamayan bir fenomen.
make people feel better: make + nesne + fiilin yalın hâli
make people feel better ifadesinde make ettirgen bir işlev taşır: make + nesne + fiilin yalın hâli. People etkilenen nesnedir, feel ise yalın fiildir; bu nedenle feel önüne to gelmez. Bu yapı, bir şeyin bir kişide belirli bir sonuç ya da tepki oluşturduğunu anlatır. Feel better fiziksel olarak iyileşmeyi de duygusal olarak daha iyi hissetmeyi de ifade edebilir; hangisi olduğu bağlamdan anlaşılır.
Alıştırma
Cümleyi made, my sister ve smile kullanarak tamamlayın: The surprise ____.
Cevabı göster
made my sister smile
Doctors have used the term placebo since the 1700s, Dilbilgisi
0:56Doktorlar plasebo terimini 1700'lerden beri kullanıyorlar,
have used ... since the 1700s: geçmişteki bir başlangıç noktasından bugüne
Doctors have used the term placebo since the 1700s cümlesinde have used, present perfect yapısındadır: have + geçmiş zaman ortacı. Terimin kullanılmasının geçmişte başladığını ve bugüne kadar uzandığını ya da bugün hâlâ geçerli olduğunu anlatır. Since the 1700s sürenin uzunluğunu değil, başlangıç noktasını belirtir. Bu yapı, geçmişteki bir başlangıç noktasını bugüne bağlayan uygulamalar, durumlar veya tekrarlanan eylemler için kullanışlıdır.
Alıştırma
Use fiilini present perfect yapısının basit biçiminde kullanın: Researchers ____ this method since 2010.
Cevabı göster
have used
when they realized the power of fake drugs to improve people's symptoms. Kalıp ifadeler
1:00sahte ilaçların insanların semptomlarını iyileştirmedeki gücünü fark ettikleri zamandan beri.
the power of X to do Y: bir kapasiteyi ve etkisini belirtmek
the power of X to do Y isim kalıbı, “X'in Y sonucunu ortaya çıkarma kapasitesi” anlamına gelir. of ile başlayan bölüm güce neyin sahip olduğunu, to + fiil yapısı ise bu gücün oluşturabileceği etkiyi belirtir. Bu cümlede fake drugs, X konumundadır; improve people's symptoms ise olası etkiyi belirtir. Buradaki power elektrik veya siyasi güç değil, kapasite ya da etki anlamındadır.
Alıştırma
Cümleyi the power of X to do Y kalıbının gerektirdiği iki bağlantı sözcüğüyle tamamlayın: Researchers studied the power ____ sleep ____ improve memory.
Cevabı göster
of · to
These were administered when proper drugs weren't available, Kelime
1:05Bunlar, uygun ilaçlar bulunmadığında
were administered: tıp dilinde resmî bir edilgen yapı
Tıp İngilizcesinde administer, bir ilacı, aşıyı veya tedaviyi kontrollü ya da profesyonel bir şekilde vermek veya uygulamak anlamına gelir. Were administered, simple past edilgen yapısıdır: were + administered. Çoğul özne These eylemden etkilendiği için were kullanılır. Edilgen yapı, dikkati uygulamayı yapan sağlık çalışanından çok uygulanan şeye yöneltir.
Alıştırma
Cümleyi administer fiilinin simple past edilgen biçimiyle tamamlayın: During the clinic visit, the vaccine ____ by a nurse.
Cevabı göster
was administered
or if someone imagined they were ill. Kelime
1:08veya biri hasta olduğunu hayal ettiğinde uygulanıyordu.
imagined they were ill: yanlış olabilecek bir inanç
“imagined they were ill” ifadesindeki imagined, “inandı ya da öyle olduğunu düşündü” anlamına gelir. Kişi hasta olduğunu düşünmüştür; ancak bu ifade, bu düşüncenin gerçekle uyuşmamış olabileceğini sezdirir. Imagine sözcüğünden sonra tam bir yan cümle gelebilir ve that sık sık atılır: imagine (that) + özne + fiil. Bu kullanım, zihinde oluşan bir inancı anlatır; mutlaka zihinsel bir görüntü oluşturmak anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu kullanımda She imagined she was ill ne anlama gelir?
- Birini kandırmak için hasta olmadığını bildiği hâlde hasta numarası yaptı.
- Bir hastalığın ayrıntılı görsel görüntüsünü zihninde oluşturdu.
- Hasta olduğuna inanıyordu, ancak bu inanç yanlış olabilirdi.
Cevabı göster
Hasta olduğuna inanıyordu, ancak bu inanç yanlış olabilirdi.
In fact, the word placebo means I shall please in Latin, Kültür
1:11Aslında plasebo kelimesi Latince'de memnun edeceğim anlamına gelir,
placebo means “I shall please” in Latin: placebo sözcüğünün kökeni
Bu cümle placebo sözcüğünün kökenini açıklar: Latince placēbō biçimi kelimesi kelimesine “memnun edeceğim” anlamına gelir. Bu bilgi, terimin daha sonra bir hastayı memnun etmek veya rahatlatmakla kurduğu tarihsel bağı açıklamaya yardımcı olur. Bu, modern tıbbi tanım değildir. Günümüz İngilizcesinde placebo, ilgili durum üzerinde özgül bir tedavi etkisi bulunmayan ve araştırmalarda sıkça karşılaştırma amacıyla kullanılan bir uygulamadır; “I shall please” yalnızca sözcüğün tarihini açıklar.
Alıştırma
Cümledeki “I shall please” ifadesinin amacı nedir?
- Placebo sözcüğünün Latincede etkili ilaç anlamına geldiğini söyler.
- Placebo sözcüğünün modern tıbbi tanımını değil, Latince kökenindeki gerçek anlamı verir.
- Her placebo uygulamasının hastayı mutlu ettiğini söyler.
Cevabı göster
Placebo sözcüğünün modern tıbbi tanımını değil, Latince kökenindeki gerçek anlamı verir.
hinting at a history of placating troubled patients. Notlar
1:15sıkıntılı hastaları yatıştırma geçmişine atıfta bulunur.
hinting at: ipuçlarıyla bir olasılığı ima etmek
Burada hinting at, “dolaylı biçimde ima etmek” veya “bir olasılığa işaret etmek” anlamına gelir. -ing biçimi, önceki kanıtları a history of placating troubled patients isim öbeğine bağlar; ancak bu geçmişi kanıtlanmış bir gerçek olarak sunmaz. Bir ipucu olası bir açıklamayı destekliyor ancak bütünüyle doğrulamıyorsa hint at kullanılabilir. Yaygın yapı hint at + isim öbeği veya -ing biçimidir.
Alıştırma
hint fiilinden sonra eksik olan edatı ekleyin: The clues hint ____ a larger problem.
Cevabı göster
at
placating troubled patients: hastaların sıkıntısını veya memnuniyetsizliğini azaltmak
placating troubled patients ifadesinde placating, hastaların öfkesini, kaygısını veya memnuniyetsizliğini çoğu zaman güvence vererek, harekete geçerek ya da taviz vererek azaltmaya çalışmak demektir. Burada troubled, “sıkıntılı veya endişeli” anlamındadır; hastaların sorun çıkardığı anlamına gelmez. Odak yalnızca birini duygusal olarak sakinleştirmek değildir. Placate aynı zamanda direnci, şikâyetleri veya çatışmayı azaltmayı da düşündürür.
Alıştırma
Hangi cümlede placate, öfkeli veya memnuniyetsiz bir kişinin tepkisini azaltmak anlamında doğal biçimde kullanılmıştır?
- The editor divided the article into three sections.
- The airline offered refunds to placate angry passengers.
- The runner stretched to warm up before the race.
Cevabı göster
The airline offered refunds to placate angry passengers.
Placebos had to mimic the real treatments in order to be convincing. Notlar
1:18Plasebolar ikna edici olabilmek için gerçek tedavileri taklit etmek zorundaydı.
mimic the real treatments: ilgili özellikleri yeniden üretmek
Burada mimic the real treatments, “gerçek tedavilerin gözlemlenebilir özelliklerini veya uygulama yöntemlerini kopyalamak” demektir. Plaseboların görünüşü ya da uygulanış biçimi gerçek tedavilere benzemeliydi; mimic, bunların aynı tedavi olduğu anlamına gelmez. Bilimsel ve teknik bağlamlarda mimic genellikle tarafsız bir geçişli fiildir: bir şey, diğerinin ilgili özelliklerini veya davranışlarını yeniden üretir.
Alıştırma
Hangi cümlede mimic, “ilgili özellikleri veya koşulları yeniden üretmek” anlamında doğru kullanılmıştır?
- The flight simulator mimics as the conditions of a real flight.
- The flight simulator mimics the conditions of a real flight.
- The flight simulator mimics to the conditions of a real flight.
Cevabı göster
The flight simulator mimics the conditions of a real flight.
in order to be convincing: amacı açıkça belirtmek
In order to + fiilin yalın hâli, bir eylemin amacını belirtir. Burada in order to be convincing, plaseboların gerçek tedavileri neden taklit etmesi gerektiğini açıklar: amaç, tedavi olarak inandırıcı görünmeleriydi. Yalnızca to kullanmak çoğu zaman aynı anlama gelir; ancak in order to amaç ilişkisini daha açık hâle getirir ve biraz daha resmî gelebilir. Sonraki fiil yalın hâlde kalır: in order to be.
Alıştırma
Cümleyi in ile başlayan üç sözcüklü amaç ifadesiyle tamamlayın: The presenter used a diagram ____ make the process clear.
Cevabı göster
in order to
took the form of: belirli bir biçimde ortaya çıkmak
Bu cümlede took the form of, “... biçiminde ortaya çıktı” veya “... biçiminde sağlandı” anlamına gelir. Söz konusu şeyler somut olarak şeker hapları biçiminde sunulmuştur. Yapı, özne + take the form of + isim şeklindedir. Buradaki take sözcüğü gerçek anlamıyla “alıp götürmek” değildir; bir şeyi ortaya çıktığı somut biçime bağlar. Took, take fiilinin geçmiş zaman biçimidir.
Alıştırma
Kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: The support took ____ grocery vouchers.
Cevabı göster
the form of
water-filled injections, and even sham surgeries. Kelime
1:25su dolu iğneler ve hatta sahte ameliyatlar şeklini aldılar.
sham surgeries: araştırmada kontrol amacıyla yapılan taklit ameliyatlar
Tıbbi araştırma bağlamında sham surgeries, gerçek ameliyata benzeyecek şekilde tasarlanan ancak test edilen temel tedaviyi içermeyen taklit ameliyatlardır. Araştırmacılar bunları kontrol işlemi olarak kullanıp tedavinin etkisini beklentilerden ve işlemin diğer kısımlarından kaynaklanan etkilerden ayırabilir. Buradaki sham, “gerçek gibi görünmesi sağlanan ancak amaçlanan tedaviyi sunmayan” anlamına gelir. Yalnızca başarısız olmuş veya kötü sonuç vermiş bir ameliyat demek değildir.
Alıştırma
Tıbbi bir çalışmada sham surgery genellikle ne anlama gelir?
- Araştırma kontrolü olarak kullanılan taklit bir işlem
- Hastaya yardımcı olamayan bir ameliyat
- Planlama yapılmadan gerçekleştirilen acil bir ameliyat
Cevabı göster
Araştırma kontrolü olarak kullanılan taklit bir işlem
Soon, doctors realized that duping people in this way Kelime
1:29Kısa süre sonra doktorlar, insanları bu şekilde kandırmanın
duping people in this ...: kasıtlı aldatma ve yönlendirme
duping, dupe fiilinin -ing biçimidir; birini gerçek olmayan bir şeye inandıracak veya yanıltıcı bir şeyi kabul ettirecek şekilde kandırmak demektir. Sadece şaka yollu kandırmayı değil, insanların yönlendirilmesini vurgular. duping people in this way ifadesinde people, dupe fiilinin nesnesidir; in this way ise söz konusu yönteme gönderme yapar. Tam cümlede way, vurgulanan bölümün hemen ardından gelir; ifadenin bütünü bu yöntemle insanları kandırmak anlamındadır.
Alıştırma
Kasıtlı aldatmayı göstermek için dupe kelimesini doğal kullanan cümleyi seçin.
- The fake ad duped shoppers paying for a product that did not exist.
- The fake ad duped shoppers into paying for a product that did not exist.
- The fake ad duped to shoppers into paying for a product that did not exist.
Cevabı göster
The fake ad duped shoppers into paying for a product that did not exist.
had another use, in clinical trials. Kültür
1:32klinik araştırmalarda başka bir kullanımı daha olduğunu fark ettiler.
in clinical trials: insan katılımcılarla yapılan resmî tıbbi araştırma
Clinical trials, insan katılımcıları içeren ve bir ilacı, tedaviyi, tıbbi cihazı, işlemi veya başka bir tıbbi müdahaleyi değerlendiren planlı çalışmalardır. Araştırmacılar güvenliği ve etkileri değerlendirmek için belirlenmiş bir protokole göre veri toplar. Bu cümlede in clinical trials, tedavinin başka bir kullanımının bulunduğu araştırma ortamını belirtir. Bu ifade tıp ve araştırmada kullanılan resmî bir terimdir; mahkemedeki duruşmayı anlatmaz.
Alıştırma
Bu cümlede clinical trials ifadesinin anlamını seçin.
- Tek bir hastanın günlük bakımı için yapılan rutin kontroller
- İnsan katılımcıları hiç içermeyen laboratuvar deneyleri
- İnsan katılımcıları içeren planlı tıbbi araştırmalar
Cevabı göster
İnsan katılımcıları içeren planlı tıbbi araştırmalar
researchers were using placebos as a standard tool to test new treatments. Kalıp ifadeler
1:36araştırmacılar yeni tedavileri test etmek için plaseboları standart bir araç olarak kullanıyorlardı.
using placebos as a standard tool to test new treatments: rol ve amaç
use X as Y to do Z kalıbı üç şeyi belirtir: kullanılan nesne, üstlendiği rol ve kullanım amacı. Burada placebos X’tir, a standard tool roldür ve test new treatments amacı belirtir. Bu kalıpta as, “... rolünde” veya “... olarak” anlamına gelir; to’lu mastar ise “hangi amaçla?” sorusuna cevap verir. Standard, bunun yerleşmiş ve yaygın kullanılan bir araç olduğunu gösterir; mutlaka resmî bir kuralın bunu zorunlu kıldığı anlamına gelmez.
Alıştırma
use X as Y to do Z kalıbını tamamlayın: Researchers use satellite images ____ a tool ____ track forest loss.
Cevabı göster
as · to
To evaluate a new drug, for instance, Anlatım akışı
1:41Örneğin yeni bir ilacı değerlendirmek için,
To evaluate ..., for instance: amaç ve örnek
To evaluate a new drug, ardından gelen ana cümle için bir amaç çerçevesi kurar: okuyucuya bir sonraki işlemin neden yapıldığını söyler. For instance ise bu işlemin açıklanan daha genel yöntemin somut bir örneği olduğunu belirtir. Bu iki bölüm birlikte okuyucuyu genel bir açıklamadan belirli bir örneğe yönlendirir. Virgüller, baştaki amaç çerçevesini ve araya giren örnek işaretini gösterir; ardından gelen ana cümle düşünceyi tamamlar.
Alıştırma
To evaluate a new drug, for instance, başlangıcı açıklamada hangi işlevi görür?
- Nihai sonucu açıklar ve ardından hiçbir örnek gelmeyeceğini gösterir.
- Önceki konuyu reddeder ve ilgisiz bir konuya geçer.
- Bir sonraki işlemin amacını belirtir ve onu somut bir örnek olarak işaretler.
Cevabı göster
Bir sonraki işlemin amacını belirtir ve onu somut bir örnek olarak işaretler.
half the patients in a trial might receive the real pill, Dilbilgisi
1:43bir denemedeki hastaların yarısı gerçek hapı alırken,
the other half would get a placebo that looked the same.
1:46diğer yarısı aynı görünen bir plasebo alabilirdi.
Half the patients ... the other half: bir grubu iki eşit parçaya ayırmak
Half the patients, tüm hastaların eşit iki parçasından birini belirtir. The other half geriye kalan eşit parçayı ifade eder; bu nedenle patients sözcüğünü tekrar etmeye gerek yoktur. Bu eşli yapı, bir grubun tamamını iki eşit gruba ayırır ve ardından her birine ne olduğunu açıklar. Deney gruplarını, programları ve görev dağılımlarını anlatmak için kullanışlıdır.
Alıştırma
Cümleyi half ... the other half eşli yapısıyla tamamlayın: ____ the class worked indoors; ____ worked outside.
Cevabı göster
Half · the other half
Since patients wouldn't know whether they'd received the real thing or a dud, Kelime
1:50Hastalar gerçeğini mi yoksa sahtesini mi aldıklarını bilemeyeceğinden,
The real thing or a dud: gerçek ilaç mı, işe yaramayan bir şey mi
Bu cümlede the real thing, test edilen gerçek etkin hap anlamına gelir. A dud, çalışması beklendiği hâlde çalışmayan bir şey için kullanılan gündelik bir sözcüktür. Konuşmacı bu ikiliyi kullanarak deneydeki karşıtlığı basit ve konuşma diline uygun biçimde sunar: etkin hap ile plasebo. Plaseboya dud denmesi kesin bir ifade değildir ve onun kötü üretildiği anlamına gelmez. Burada yalnızca plasebonun test edilen etkin tedavi olmadığını belirtir.
Alıştırma
Hangi cümlede dud, çalışmayan bir şey anlamında doğal biçimde kullanılmıştır?
- The shop called the watch a dud only because it was genuine.
- The new flashlight looked fine, but it was a dud and would not turn on.
- The battery was a dud, so it powered the toy all day.
Cevabı göster
The new flashlight looked fine, but it was a dud and would not turn on.
the results wouldn't be biased, researchers believed. Kelime
1:54araştırmacılar sonuçların önyargılı olmayacağına inandılar.
results wouldn't be biased, ...: sonuçlarda sistematik çarpıklığı önlemek
Bu cümlede results wouldn't be biased, araştırmanın yürütülme biçimi veya katılımcıların beklentileri nedeniyle araştırma sonuçlarının sistematik olarak belirli bir sonuca doğru yönelmeyeceği anlamına gelir. Bu ifade yalnızca sonuçların doğru olacağını söylemez ve birinin kasıtlı olarak insanları yanılttığı anlamına da gelmez. Be biased edilgen bir anlatımdır: sonuçlar bir yanlılığın etkisini alır. Bu yapı, bir yöntemin veya örneklemin bulguları çarpıtıp çarpıtmadığını anlatırken araştırmalarda, anketlerde ve veri analizinde yaygındır.
Alıştırma
Hangi cümlede bias araştırma bulgularını sistematik olarak çarpıtmak anlamında kullanılmıştır?
- Changing the sample after seeing the data could make the results grammatically incorrect.
- Changing the sample after seeing the data could prove that the results are unbiased.
- Changing the sample after seeing the data could bias the results.
Cevabı göster
Changing the sample after seeing the data could bias the results.
Then, if the new drug showed a significant benefit compared to the placebo, Kalıp ifadeler
1:57Ardından, yeni ilaç plaseboya kıyasla önemli bir fayda gösterdiyse,
showed a significant benefit compared to the placebo: araştırma karşılaştırmasını bildirmek
Bu cümlede showed a significant benefit compared to the placebo, araştırma verilerinin gösterdiği sonucu bildirir: yeni ilaç, plasebo grubuyla karşılaştırıldığında dikkate değer bir fayda sağlamıştır. Show fiilinin öznesi araştırılan nesne veya sonuçtur; bu nedenle ifade, ilacın bir şeyi etkin biçimde sergilemesinden çok kanıtların ne gösterdiğine odaklanır. Compared to the placebo karşılaştırma ölçütünü verir. Significant önemli veya dikkate değer anlamına gelebilir; teknik bir raporda istatistiksel olarak anlamlı demek için bağlamda bu istatistiksel ölçütün belirtilmesi gerekir. Bu ifade tek başına faydanın büyük veya klinik açıdan önemli olduğunu kanıtlamaz.
Alıştırma
Bir yöntemin karşılaştırma ölçütüne göre ölçülebilir faydasını doğal biçimde bildiren cümle hangisidir?
- The updated method showed a measurable improvement compared to the old method.
- The updated method made a measurable improvement than the old method.
- The updated method showed compared a measurable improvement the old method.
Cevabı göster
The updated method showed a measurable improvement compared to the old method.
was proved effective: kanıta dayalı resmî bir edilgen yapı
Was proved effective, bir şeyin amaçlanan sonucu verdiğinin kanıtlarla ortaya konduğunu belirtir. Yapı edilgendir: be + proved + sıfat. Effective, kanıtların ortaya koyduğu niteliği açıklayan özne tamamlayıcısıdır. Edilgen yapı, testi yapan kişilerden çok test edilen şeye odaklanır. Bu ifade resmî ve kanıta dayalıdır; bir şeyin yalnızca bir kez worked olduğunu söylemekten daha güçlüdür.
Alıştırma
Tekrarlanan kanıtların başarıyı ortaya koyduğunu belirten resmî edilgen ifadeyle cümleyi tamamlayın: After three controlled trials, the method ____.
Cevabı göster
was proved effective
Nowadays, it's less common to use placebos this way because of ethical concerns. Kültür
2:04Günümüzde etik kaygılardan dolayı plaseboların bu şekilde kullanılması daha az yaygındır.
ethical concerns: haklar, güvenlik ve adaletle ilgili etik kaygılar
Ethical concerns, bir eylemin ahlaken kabul edilebilir olup olmadığı ve insanların haklarıyla güvenliğini koruyup korumadığı konusundaki kaygılar demektir. Bu cümlede plaseboların bu şekilde verilmesi, bazı katılımcıların kendilerine yardımcı olabilecek bir tedaviyi alamamasına yol açabilir; bu nedenle zarar, bilgilendirilmiş onam ve adalet önemlidir. Bu ifade, dikkati bir yöntemin işe yarayıp yaramadığından insanlar üzerinde kullanılmasının kabul edilebilir olup olmadığına çevirir. Uygulamanın günümüzde neden daha az yaygın olduğunu açıklayan bir neden sunar.
Alıştırma
Cümleyle ilgili şu ifadeyi değerlendirin: The sentence says that every placebo-controlled trial is automatically unethical.
- Yanlış
- Doğru
Cevabı göster
Yanlış
If it's possible to compare a new drug against an older version or another existing drug, Kalıp ifadeler
2:09Yeni bir ilacı daha eski bir versiyonla veya mevcut başka bir ilaçla karşılaştırmak mümkünse,
compare A against B: B’yi karşılaştırma ölçütü olarak kullanmak
compare A against B yapısında A değerlendirilen öğe, B ise A’yı ölçmek için kullanılan karşılaştırma ölçütüdür. Bu cümlede new drug değerlendirilen yeni seçenek, an older version ise referans noktasıdır. Bu nedenle against, düşmanlık veya karşıtlık değil, bir şeyi karşılaştırma temeli olarak kullanma anlamına gelir. Yapı, A’nın yerleşik bir seçeneğe göre nasıl performans gösterdiğine odaklanır.
Alıştırma
compare a new drug against an older version ifadesinde against ne işe yarar?
- İki ilacın düşman gibi davrandığını söyler.
- Eski sürümü, yeni ilacı değerlendirmek için kullanılan ölçüt olarak tanıtır.
- Eski sürümün yeni ilacı ürettiğini gösterir.
Cevabı göster
Eski sürümü, yeni ilacı değerlendirmek için kullanılan ölçüt olarak tanıtır.
that's preferable to simply giving someone no treatment at all, Dilbilgisi
2:14bu, birine hiç tedavi vermemekten daha çok tercih edilir,
be preferable to + isim veya -ing biçimi
X is preferable to Y, X’in Y’den daha uygun veya daha çok istenen bir seçenek olduğu anlamına gelir. Burada that's, hemen önce açıklanan seçeneğe gönderme yapar ve bu seçeneğin birine hiç tedavi vermemekten daha iyi olduğu değerlendirmesini aktarır. simply ve at all ise tedavinin tamamen yokluğunu vurgular. preferable to yapısındaki to bir edattır. Ardından isim, zamir veya -ing biçimi gelebilir: preferable to no treatment, preferable to that, preferable to waiting.
Alıştırma
Cümleyi hedef ifadenin tam biçimi olan preferable to ile tamamlayın: Taking the train is ____ driving in heavy traffic.
Cevabı göster
preferable to
especially if they have a serious ailment. Kelime
2:18özellikle de ciddi bir rahatsızlıkları varsa.
a serious ailment: sağlık sorunu için resmî ve genel bir ifade
Bu cümlede a serious ailment, ciddi bir hastalık veya sağlık sorunu anlamına gelir. Ailment, kesin tanıyı belirtmeden bir sağlık durumunu adlandırabilen sayılabilir bir isimdir; serious bunun hafif olmadığını gösterir. Ailment biraz resmî bir sözcüktür ve sağlık bilgilerinde ya da özenli yazılarda sık görülür. Rahatsızlıkları veya hastalıkları genel olarak anlatabilir; serious ailment ifadesinin tamamı ise sorunun önemli olduğunu açıkça belirtir.
Alıştırma
Hangi ifade ciddi bir hastalığı veya sağlık sorununu biraz resmî ve genel biçimde anlatır?
- a serious ailment
- a control condition
- a minor recovery
Cevabı göster
a serious ailment
In these cases, placebos are often used as a control to fine-tune the trial, Notlar
2:21Bu durumlarda plasebolar genellikle denemede ince ayar yapmak için bir kontrol olarak kullanılır,
used as a control: deneysel karşılaştırma ölçütü olarak kullanılmak
Burada used as a control, bir şeye deneysel karşılaştırma ölçütü rolü verilmesi anlamına gelir. Araştırmacılar, hangi değişikliklerin tedaviden kaynaklandığını değerlendirmek için plasebo koşulundaki sonuçları etkin tedavinin sonuçlarıyla karşılaştırır. be used as + isim kalıbı, “belirli bir rolde hizmet etmek” anlamına gelir. Deney dilinde control; temel alınan bir koşul, örnek, uygulama veya grup olabilir. Deneyi yönetmek ya da kısıtlamak anlamına gelmez.
Alıştırma
Bir bitki büyüme deneyinde Untreated soil was used as a control. ne anlama gelir?
- Karşılaştırma için bir temel sağladı.
- Bütün bitkileri aynı hızda büyümeye zorladı.
- Test edilemediği için çıkarıldı.
Cevabı göster
Karşılaştırma için bir temel sağladı.
fine-tune the trial: küçük ve hassas iyileştirmeler yapmak
fine-tune the trial ifadesinde fine-tune, bir deneyin olabildiğince doğru işlemesi için tasarımında veya prosedürlerinde küçük ve hassas değişiklikler yapmak demektir. Bu fiil, deneyin temel planının zaten var olduğunu ve tamamen yeniden tasarlanmak yerine geliştirilmesi gerektiğini anlatır. Sistemler, planlar, modeller ve yöntemler için de kullanılabilir.
Alıştırma
Uygulama zaten iyi çalışıyor, ancak ekip birkaç küçük ve hassas iyileştirme yapmak istiyor. Planı en iyi anlatan cümle hangisidir?
- They will stop developing the app.
- They will fine-tune the app.
- They will replace the app completely.
Cevabı göster
They will fine-tune the app.
so that the effects of the new versus the old or alternative drug can be precisely compared. Dilbilgisi
2:26böylece yeni olanın eski veya alternatif ilaca etkileri kesin olarak karşılaştırılabilir.
so that ... can be precisely compared: amaç belirtmek
Burada so that, önceki eylemin amacını açıklar: deney, kesin bir karşılaştırmayı mümkün kılacak şekilde düzenlenir. in order that anlamındadır; yalnızca and then anlamına gelmez. Yararlı bir kalıp şöyledir: eylem + so that + özne + can/could + fiil. Örnekte the effects öznedir ve can be precisely compared, yardımcı fiil içeren edilgen bir yapıdır: etkiler karşılaştırma eylemini yapan değil, bu eyleme maruz kalan unsurdur.
Alıştırma
Amaç belirtmek için derste öğrendiğiniz iki sözcüklü bağlacı yazın: The guide spoke slowly ____ everyone could follow the directions.
Cevabı göster
so that
But, of course, we know the placebos exert their own influence too. Kalıp ifadeler
2:32Ama elbette plaseboların da kendi etkilerini uyguladıklarını biliyoruz.
exert their own influence: bir etkiyi resmî biçimde anlatmak
To exert influence, olanları, birinin davranışlarını veya verdiği kararları etkilemek demektir. Bu cümlede exert their own influence, plaseboların kendilerinin de bir etki yarattığını anlatır; their own, bu etkinin yalnızca başka bir tedaviden ya da dış etkenden değil, plaseboların kendisinden geldiğini vurgular. Exert influence, bilimsel, akademik ve haber metinlerinde sık kullanılan resmî bir fiil-ad eşdizimidir. Etkiyi, bir sonuç üzerinde işleyen bir güç gibi sunar.
Alıştırma
Dört sözcüğü doğru sıraya koyarak cümleyi tamamlayın: exert / influence / strong / a. Public opinion can ____ on policy decisions.
Cevabı göster
exert a strong influence
Thanks to: nedeni olumlu bir çerçevede sunmak
Thanks to + isim grubu, bir sonucun nedenini belirtir. Burada “plasebo etkisi nedeniyle” anlamına gelir; birine teşekkür etme ifadesi değildir. Bu ifade genellikle nedeni olumlu biçimde sunar ve bu yüzden yararlı bir sonuçla uyumludur.
Alıştırma
Yargılayın: “Thanks to the traffic jam, we missed the flight,” cümlesindeki Thanks to alaycı ve suçlayıcı duyulabilir.
- Doğru
- Yanlış
Cevabı göster
Doğru
patients have experienced relief from a range of ailments, Kalıp ifadeler
2:38hastalar kalp problemleri, astım ve şiddetli ağrı dahil
experienced relief from a range of ailments: çeşitli rahatsızlıklarda hafifleme yaşamak
Experience relief from, ağrı, belirti veya başka bir sıkıntının azaldığını hissetmek demektir. Burada patients have experienced relief from, hastaların bir iyileşme hissettiğini anlatır; tek başına tamamen iyileştikleri anlamına gelmez. A range of ailments, birkaç farklı sağlık sorunu demektir. From, daha az rahatsız edici hâle gelen ağrı veya sorunu belirtir.
Alıştırma
Cümleyi experience relief from hedef ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: After the new treatment, Priya ____ her knee pain, although it did not disappear completely.
Cevabı göster
experienced relief from
even though all they'd received was a fake drug or sham surgery. Dilbilgisi
2:45hem de aldıkları tek şey sahte bir ilaç veya sahte bir ameliyat olmasına rağmen.
even though all they'd received was ...: gerçek bir durumla karşıtlık
Even though, ana cümledeki sonuçla güçlü bir karşıtlık oluşturan gerçek bir durumu tanıtır. Burada tedavinin sahte olmasına rağmen iyileşme görüldüğünü belirtir. All they'd received was ... yapısında all, “tek şey” anlamına gelir ve “sadece, bundan başka hiçbir şey değil” fikrini katar. Received geçmiş zaman ortacı olduğu için they'd, they had demektir; past perfect, tedaviyi alma eylemini sonraki sonuçtan önceye yerleştirir.
Alıştırma
Cümle, iki saatlik uykuyu bilinen bir gerçek olarak sunuyor. En uygun bağlacı seçin: She went to work ___ all she'd had was two hours of sleep.
- because
- even if
- even though
Cevabı göster
even though
Some believe that instead of being real, Dilbilgisi
2:52Bazıları plasebo etkisinin gerçek olmak yerine,
instead of being real: instead of + -ing yapısı
Instead of being real, “gerçek ya da sahici olmak yerine” anlamına gelir. Burada instead of bir edat gibi çalıştığı için be fiili -ing biçimi olan being hâline gelir. Bu ifade önce bir yorumu reddeder, ardından ana cümle başka bir yorum sunar. Bu cümlede “gerçek bir etki” yorumu, görünen etkinin başka etkenlerle karışıklıktan kaynaklandığı düşüncesiyle karşılaştırılır.
Alıştırma
Instead of sonrasında be fiilinin doğru biçimini kullanarak cümleyi tamamlayın: Instead of ____ angry, Leo was simply tired.
Cevabı göster
being
the placebo effect is merely confused with other factors, Kalıp ifadeler
2:54sadece diğer faktörlerle karıştırıldığına inanıyor,
confused with other factors: be confused with kullanımı
Be confused with, “başka bir şey sanılmak” veya “başka bir şeyden açıkça ayırt edilmemek” anlamına gelir. Etken yapı confuse A with B, edilgen yapı ise A is confused with B biçimindedir. Buradaki iddia, insanların plasebo etkisi dediği şeyin aslında başka etkenleri yansıtıyor olabileceğidir. Bu ifade bir tanımlama hatasını anlatır; plasebo etkisinin kendisinin kafasının karıştığını anlatmaz.
Alıştırma
İki ürünün sık sık birbiriyle karıştırıldığını doğru biçimde anlatan cümle hangisidir?
- The two products are often confused with each other because their packages look alike.
- The two products are often confused about each other because their packages look alike.
- The two products are often confusing with each other because their packages look alike.
Cevabı göster
The two products are often confused with each other because their packages look alike.
like patients trying to please doctors by falsely reporting improvements. Dilbilgisi
2:58örneğin hastaların iyileştiklerini yalan yere bildirerek doktorları memnun etmeye çalışmaları gibi.
by falsely reporting improvements: yöntemi anlatan by + -ing
by + -ing yapısı, bir şeyin hangi yöntemle yapıldığını açıklar. Burada by falsely reporting improvements, hastaların doktorları nasıl memnun etmeye çalıştığını gösterir: doğru olmadığı hâlde durumlarının iyileştiğini söylerler. reporting eylemini yapan kişinin trying eylemini yapan kişiyle aynı, yani patients olduğu anlaşılır. Falsely, reporting sözcüğünü niteler; improvements ise durumlarındaki olumlu değişiklikleri ifade eder.
Alıştırma
by ve replay fiilinin -ing biçimini kullanarak cümleyi tamamlayın: She improved her pronunciation ____ the recording several times.
Cevabı göster
by replaying
On the other hand: konunun karşıt bir yönünü sunmak
On the other hand, bir konunun bir yönünden farklı veya karşıt başka bir yönüne geçiş yapan bir söylem belirtecidir. Dinleyiciye sıradaki düşünceyi aynı yöndeki ek bir destek olarak değil, önceki düşünceyle karşılaştırarak değerlendirmesi gerektiğini bildirir.
Alıştırma
En uygun söylem belirtecini seçin: Working from home saves commuting time. ____, it can feel isolating.
- For example
- On the other hand
- As a result
Cevabı göster
On the other hand
researchers think that if a person believes a fake treatment is real, Dilbilgisi
3:03araştırmacılar bir kişinin sahte bir tedavinin gerçek olduğuna inanırsa,
if a person believes ... is real: olası bir koşul belirtmek
if yan cümlesi olası bir koşul kurar: bir kişi sahte bir tedaviyi gerçek kabul eder. Ardından gelen ana cümle, bu koşul altında neler olabileceğini açıklar. Genel bir bilimsel açıklamada koşul, will believe yerine believes örneğindeki gibi geniş zaman kullanır. Bu yapı, herkesin mutlaka aynı tepkiyi vereceğini iddia etmez; değerlendirilmesi gereken bir mekanizma sunar.
Alıştırma
Hangi cümle söylentiye inanmayı belirlenmiş bir neden veya ödünleme olarak değil, olası bir koşul olarak sunuyor?
- Because a reader believes the rumor is true, they may share it.
- Although a reader believes the rumor is true, they may share it.
- If a reader believes the rumor is true, they may share it.
Cevabı göster
If a reader believes the rumor is true, they may share it.
their expectations of recovery actually do trigger physiological factors that improve their symptoms. Notlar
3:07iyileşme beklentilerinin aslında semptomlarını iyileştiren fizyolojik faktörleri tetiklediğini düşünüyor.
expectations of recovery: iyileşmeye dair inanç ve tahminler
Expectations of recovery, birinin iyileşip iyileşmeyeceği, ne zaman veya nasıl iyileşeceğiyle ilgili inanç ya da tahminleri ifade eder. of recovery bölümü, beklentilerin neyle ilgili olduğunu gösterir: iyileşme. Expectation, yalnızca kişinin ne istediğine değil, neyin gerçekleşeceğini düşündüğüne odaklanır. Bu isim öbeği, iyileşmeyle ilgili inançların belirtileri nasıl etkileyebileceğine dair tarafsız veya resmî tartışmalara uygundur.
Alıştırma
Cümleyi iyileşmeye dair inanç veya tahmin anlamındaki resmî isim öbeğiyle tamamlayın: The study measured the patients' ____.
Cevabı göster
expectations of recovery
actually do trigger: olumlu cümlede vurgulu do
actually do trigger ifadesindeki do soru ya da olumsuzluk kurmaz. Olumlu cümlede kullanılan vurgulu do'dur ve trigger fiilini güçlendirerek gerçekten tetikler anlamı verir. Actually de düzeltme etkisini destekler: olası bir şüpheye rağmen konuşan kişi etkinin gerçek olduğunu belirtir. Vurgulu do'dan sonra ana fiil yalın halde kalır: do trigger. Geniş zamanda üçüncü tekil şahıs öznelerle does, geçmişte did kullanılır; ancak sonraki fiil yine yalın halde kalır.
Alıştırma
Cümleyi do'nun doğru vurgulu biçimi ve reduce fiiliyle tamamlayın: Many people doubt the update helps, but it ____ loading time.
Cevabı göster
does reduce
Placebos seem to be capable of causing measurable change in blood pressure, Dilbilgisi
3:14Plasebolar kan basıncında,
seem to be capable of causing measurable change: kapasiteyi ihtiyatlı biçimde belirtme
Bu ifade iki katmanlı bir ihtiyat taşır. Seem to, sonucu kesinlik olarak değil, kanıta dayalı bir izlenim olarak sunar. Be capable of causing, öznenin bir sonuç üretme kapasitesine sahip olduğunu belirtir; bunun her zaman gerçekleştiğini iddia etmez. Measurable change, tespit edilebilen veya ölçülebilen bir değişim demektir. Dil bilgisi açısından of bir edattır, bu nedenle burada ardından -ing biçimindeki causing gelir.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için seem to be capable of kalıbını doğru biçimde kullanın: From the early results, the device ____ detecting tiny leaks.
Cevabı göster
seems to be capable of
heart rate, and the release of pain-reducing chemicals like endorphins. Kelime
3:18kalp atış hızında ölçülebilir değişikliklere ve endorfin gibi ağrı azaltıcı kimyasalların salınmasına neden olabiliyor gibi görünüyor.
pain-reducing chemicals like endorphins: endorfin gibi ağrıyı azaltan kimyasallar
Pain-reducing, chemicals sözcüğünden önce gelen birleşik bir sıfattır. Ağrıyı azaltabilen anlamına gelir. Pain azaltılan şeyi belirtir; kısa çizgi ise bu iki sözcüğün chemicals sözcüğünü birlikte nitelediğini gösterir. Like endorphins, bu kimyasallardan bir örnek verir; eksiksiz bir liste sunmaz. İfadenin tamamı bir grubu yaptığı işe göre adlandırır ve ardından belirli bir örnek verir.
Alıştırma
Vücudun ağrıyı azaltan kimyasallar salgıladığını ve endorfinleri örnek olarak verdiğini doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?
- The body releases pain-reducing chemicals as endorphins.
- The body releases pain-reduced chemicals like endorphins.
- The body releases pain-reducing chemicals like endorphins.
Cevabı göster
The body releases pain-reducing chemicals like endorphins.
That explains why subjects in pain studies often say placebos ease their discomfort. Notlar
3:23Bu, ağrı çalışmalarındaki deneklerin neden sıklıkla plaseboların rahatsızlıklarını hafiflettiğini söylediklerini açıklıyor.
That explains why: bir nedeni gözleme bağlamak
That, hemen önce açıklanan biyolojik mekanizmaya geri gönderme yapar. Explains why, bu mekanizmanın anlaşılır kıldığı gözlemi, yani araştırmaya katılanların plasebolar hakkında söylediklerini tanıtır. Daha genel olarak bu kalıp, bilgileri nedenden sonuca veya gözleme doğru düzenler. Önce nedeni belirtin, ardından bu nedenin açıkladığı sonuçtan önce That explains why kullanın.
Alıştırma
Bu fikirler arasındaki en uygun bağlantıyı seçin: The freezer door was left open overnight. The ice cream melted.
- Even so,
- For example,
- That explains why
Cevabı göster
That explains why
ease their discomfort: fiil olarak ease
ease their discomfort ifadesinde ease, “rahatsızlığı daha az şiddetli hâle getirmek” anlamında bir fiildir. Rahatlama bildirir; sorunun tamamen ortadan kalktığını veya iyileştiğini söylemez. Discomfort, pain sözcüğünden daha geniş kapsamlıdır ve genellikle daha hafif bir durumu anlatır. Sızı, mide bulantısı, tahriş veya genel bir hoşnutsuzluk hissini içerebilir.
Alıştırma
ease sözcüğünü fiil olarak kullanıp cümleyi tamamlayın: A cool cloth may ____ the patient's discomfort.
Cevabı göster
ease
Placebos may even reduce levels of stress hormones like adrenaline, Kalıp ifadeler
3:28Plasebolar adrenalin gibi stres hormonlarının seviyelerini bile düşürebilir,
reduce levels of stress hormones like adrenaline: stres hormonu düzeylerini azaltmak
Reduce levels of + ölçülebilir bir madde, “ölçülen miktarı veya yoğunluğu düşürmek” demektir. Bu kalıp bilimsel ve sağlıkla ilgili açıklamalarda yaygındır. Azalmayı anlatır, tamamen ortadan kaldırmayı değil. Like adrenaline, adrenaline sözcüğünü stress hormones grubuna bir örnek olarak verir. Burada like, “örneğin” veya “... gibi” anlamındadır; “benzer” anlamında değildir.
Alıştırma
Cümleyi reduce levels of ile tamamlayın: Regular sleep may help ____ stress hormones such as cortisol.
Cevabı göster
reduce levels of
which can slow the harmful effects of an ailment.
3:32bu da bir rahatsızlığın zararlı etkilerini yavaşlatabilir.
So, shouldn't we celebrate the placebo's bizarre benefits? Anlatım akışı
3:36Öyleyse, plasebonun tuhaf faydalarını kutlamalı mıyız?
Shouldn't we celebrate ...?: yeniden değerlendirmeye zemin hazırlayan retorik soru
Shouldn't we celebrate ...? önceki bilgilerden doğal olarak çıkıyormuş gibi “kutlamalıyız” sonucunu sunan olumsuz bir sorudur. Konuşmacı tamamen tarafsız bir soru sormak yerine bu sonucun dinleyiciye çekici gelmesini bekler. Bir açıklama veya tartışmada bu kalıp bilgileri düzenleyebilir: önce dinleyicinin varması muhtemel sonuç ortaya konur, ardından bu sonuç incelenir, sınırlandırılır veya reddedilir. Burada, sonraki bölümde yeniden değerlendirilecek bir sonuç hazırlanır.
Alıştırma
Vurgulanan sorunun buradaki temel söylem işlevi nedir?
- Dinleyicilere doğrudan bir kutlama düzenlemelerini emreder.
- Konuşmacının plasebonun ne olduğunu anlayıp anlamadığını tarafsızca sorar.
- Çekici bir sonuç sunarak tartışmanın daha sonra bu sonucu sınırlandırmasına veya sorgulamasına zemin hazırlar.
Cevabı göster
Çekici bir sonuç sunarak tartışmanın daha sonra bu sonucu sınırlandırmasına veya sorgulamasına zemin hazırlar.
Not necessarily: aşırı kesin bir sonucu reddetmek
Not necessarily, önceki sonucun doğru olduğunun garanti edilemeyeceği anlamına gelir. Sonucun her zaman yanlış olduğunu söylemeden çıkarımın zorunlu olduğunu sorgular. Kısa bir yanıt olarak temkinli bir dönüş sağlar ve istisnalara, koşullara veya başka kanıtlara yer bırakır. Tek başına kullanılan No yanıtından çoğu zaman daha kesin ve daha az mutlaktır.
Alıştırma
Maya, "A higher price means the product will last longer." diyor. Hangi yanıt, vardığı sonucun doğru olabileceğini ancak garanti olmadığını en iyi şekilde gösterir?
- Yes. A higher price guarantees a longer life.
- No. A higher price can never be linked to quality.
- Not necessarily. Price alone does not guarantee durability.
Cevabı göster
Not necessarily. Price alone does not guarantee durability.
If somebody believes a fake treatment has cured them,
3:41Biri sahte bir tedavinin kendisini iyileştirdiğine inanırsa,
they may miss out on drugs or therapies that are proven to work. Notlar
3:44işe yaradığı kanıtlanmış ilaçları veya tedavileri kaçırabilir.
miss out on: yararlanma fırsatını kaçırmak
Miss out on something, bir şeyi elde etme, yaşama ya da ondan yararlanma fırsatını kaçırmak demektir. Bu cümlede insanlar etkili ilaç veya tedavilerin sağlayacağı faydadan yararlanamayabilir; ifade yalnızca bunları fark etmemeleri anlamına gelmez. Kalıp miss out on + isim veya -ing biçimidir. miss out on ifadesini tek bir öbek fiil olarak düşünün; kaçırılan şey ya da fırsat on'dan sonra gelir.
Alıştırma
Cümleyi yararlanma fırsatını kaçırmak anlamındaki üç sözcüklü öbek fiille tamamlayın: If you skip the workshop, you'll ____ valuable hands-on practice.
Cevabı göster
miss out on
that are proven to work: etkili olduğu kanıtlanmış
That are proven to work, drugs or therapies ifadesini niteleyen bir ilgi yan cümlesidir. Edilgen be proven to + fiil kalıbı, öznenin iddia edilen şeyi yaptığına dair kanıt bulunduğunu belirtir. Burada work, çalışmak değil, beklenen sonucu vermek veya etkili olmak anlamındadır. Bu nedenle yan cümle, etkili olduğu kanıtlarla desteklenen tedavileri belirtir.
Alıştırma
Hangi cümle, yöntemin etkili olduğunun kanıtlarla desteklendiğini söyler?
- The method is being discussed after the trials.
- The method is proven to work in controlled trials.
- The method is expected to work in future trials.
Cevabı göster
The method is proven to work in controlled trials.
Plus, the positive effects may fade over time, Kalıp ifadeler
3:48Ayrıca olumlu etkiler zamanla kaybolabilir,
may fade over time: zamanla yavaş yavaş zayıflamak
Bu cümlede may fade over time, bir şeyin zaman geçtikçe yavaş yavaş zayıflayabileceği anlamına gelir. Fade, bir şeyin aniden sona ermesini değil, gücünü giderek kaybetmesini anlatır. May kesinlik değil olasılık bildirir; over time ise değişimin belli bir süre içinde gerçekleştiğini gösterir. Aynı ifade etkiler, anılar, heyecan, renkler ve zamanla gücünü ya da belirginliğini yitiren başka şeyler için kullanılabilir.
Alıştırma
Hangi cümle bir duygunun zaman geçtikçe giderek zayıflayabileceğini söylüyor?
- The excitement may grow stronger over time.
- The excitement may begin at noon.
- The excitement may fade over time.
Cevabı göster
The excitement may fade over time.
and often do: do ile tekrarlanan fiil öbeğinin yerine geçmek
Burada do, önceki cümlecikte geçen fade over time fiil öbeğinin yerini tutar. Açık biçimde ifade edilen düşünce the positive effects often fade over time olur. Do kullanmak, eylemin tamamını tekrar etmeyi önler. Çoğul özne the positive effects önceki cümlecikten anlaşılır; bu yüzden geniş zamanda do kullanılır. Often ifadeyi bir adım ileri taşır: zayıflama yalnızca olası değildir, gerçekten sık sık gerçekleşir.
Alıştırma
change without warning ifadesini tekrar etmemek için cümleyi do fiilinin doğru geniş zaman biçimiyle tamamlayın: Plans can change without warning, and often ____.
Cevabı göster
do
cloud clinical results: klinik sonuçların yorumlanmasını zorlaştırmak
Burada cloud, “bir şeyi daha az açık veya anlaşılması daha zor hâle getirmek” anlamındadır. Geçişli bir fiildir ve nesnesi olan clinical results, neyin yorumlanmasının zorlaştığını gösterir. Bu mecaz, bulutların net bir görüşü engellemesi düşüncesinden gelir. Sonuçların yanlış olduğunu söylemez; başka bir etkenin sonuçların anlamını veya nedenini daha belirsiz hâle getirdiğini anlatır.
Alıştırma
“Missing information can cloud the results” cümlesindeki cloud ne anlama gelir?
- sonuçları daha doğru hâle getirmek
- sonuçların yanlış olduğunu kanıtlamak
- sonuçların yorumlanmasını zorlaştırmak
Cevabı göster
sonuçların yorumlanmasını zorlaştırmak
making scientists even more motivated to discover how they wield such power over us. Deyimler
3:55bilim insanlarını üzerimizde bu kadar gücü nasıl kullandıklarını keşfetmeye daha çok motive eder.
wield such power over us: üzerimizde güçlü bir etki uygulamak
wield such power over us ifadesinde wield, bir nesneyi gerçekten sallamak değil, “kullanmak veya uygulamak” anlamındadır. Genellikle power, authority veya influence gibi soyut bir nesne alır. wield power over someone kalıbı, bu güçten kimin etkilendiğini gösterir. Such gücün ne kadar büyük olduğunu vurgular; wield ise etkiyi aktif ve güçlü gösterir.
Alıştırma
Cümleyi bu dersteki üç sözcüklü kalıpla tamamlayın: Large corporations can ____ smaller suppliers.
Cevabı göster
wield power over
Despite everything we know about the human body, Dilbilgisi
4:02İnsan vücudu hakkında bildiğimiz her şeye rağmen,
Despite everything we know about the human body: despite + isim öbeği
Despite bir ödünleme ilişkisi kurar: normalde sonraki ifadeyi daha az olası ya da daha şaşırtıcı kılacak bir olguyu önce sunar. Burada insan vücudu hakkındaki bilgimiz ile hâlâ gizemlerin kalması arasında bir karşıtlık vardır. Despite bir edattır, bu yüzden ardından isim görevli bir yapı gelir. everything we know about the human body ifadesinde everything ana sözcüktür; we know about the human body ise onu niteleyen bir ilgi cümleciğidir. Kullanılması isteğe bağlı olan that ilgi sözcüğü düşürülmüştür.
Alıştırma
Çok şey bilmemize karşın hâlâ pek çok soru kaldığını hangi cümle doğru biçimde anlatır?
- Despite we know a great deal, many questions remain.
- Although everything we know, many questions remain.
- Despite everything we know, many questions remain.
Cevabı göster
Despite everything we know, many questions remain.
there are still some strange and enduring mysteries, like the placebo effect. Kalıp ifadeler
4:04plasebo etkisi gibi bazı garip ve kalıcı gizemler hala var.
some strange and enduring mysteries: enduring + soyut isim
Strange ve enduring, mysteries sözcüğünü birlikte niteleyen eş görevli sıfatlardır. Strange, gizemlerin alışılmadık ya da kafa karıştırıcı olduğunu; enduring ise uzun süredir varlıklarını sürdürdüklerini belirtir. Enduring, mystery ile kullanıldığında genellikle sorunun uzun zamandır çözülemediğini düşündürür. Fiziksel dayanıklılığı değil, sürüp gitmeyi anlatır.
Alıştırma
Bir soru yüzyıllardır araştırmacıların kafasını karıştırıyor. Hangi cümle en doğaldır?
- It remains a durable mystery.
- It remains an enduringly mystery.
- It remains an enduring mystery.
Cevabı göster
It remains an enduring mystery.
So, what other undiscovered marvels might we contain? Kelime
4:09Peki, daha hangi keşfedilmemiş mucizeleri barındırıyor olabiliriz?
undiscovered marvels: hayranlık uyandıran bilinmeyen şeyler
Bu soruda undiscovered marvels, zaten var olabilecek ancak henüz keşfedilmemiş veya anlaşılmamış şaşırtıcı şeyler anlamına gelir. Undiscovered bunların şu anki durumunu anlatır; hayal ürünü veya imkânsız oldukları anlamına gelmez. Marvels sözcüğü hayranlık ve şaşkınlık duygusu katar. Bu ifade, sorunun olası bulguların tarafsız bir listesi gibi değil, meraklı ve hayal gücüyle dolu duyulmasını sağlar.
Alıştırma
Bu soruda undiscovered marvels ne anlama geliyor?
- Zaten tamamen anlaşılmış sıradan şeyler
- Birinin konuşmayı reddettiği yayımlanmış bulgular
- Var olabilecek ancak henüz bulunmamış harika şeyler
Cevabı göster
Var olabilecek ancak henüz bulunmamış harika şeyler
It's easy to investigate the world around us Dilbilgisi
4:13Etrafımızdaki dünyayı araştırmak kolaydır
and forget that one of its most fascinating subjects lies right behind our eyes. Deyimler
4:15ama en büyüleyici konularından birinin tam gözlerimizin arkasında yattığını unuturuz.
It's easy to ... and forget that ...: yaygın bir gözden kaçırmayı belirtmek
It's easy to ... and forget that ... kalıbı yaygın bir eğilimi gösterir: İnsanlar çoğu zaman ilk işi yaparken that ile başlayan gerçeği gözden kaçırır. Burada easy yalnızca “az çaba gerektiren” değil, “fark etmeden gerçekleşmesi kolay olan” anlamındadır. Dil bilgisi açısından biçimsel özne it bir mastar yapısını başlatır. investigate ve forget fiilleri and ile bağlanır ve to sözcüğünü paylaşır; that ise gözden kaçırılan gerçeği anlatan tam bir yan cümle başlatır. Bu kalıp ayrıca hatırlatmayı genelleştirir ve doğrudan You forget that demekten daha az suçlayıcıdır.
Alıştırma
Hatırlatmayı It's easy to ... and forget that ... kalıbıyla tamamlayın: ____ follow the loudest voice ____ quieter people may have good ideas.
Cevabı göster
It's easy to · and forget that
lies right behind our eyes: beyin ve zihin için mekânsal bir imge
Burada lies, “bir yerde bulunmak” veya “var olmak” anlamındaki lie fiilinin üçüncü tekil şahıs biçimidir; “yalan söylemek” anlamına gelmez. right behind içinde right, konumu güçlendirir ve “tam” ya da “hemen” anlamı verir. Bu ifade, beynin gözlerin arkasındaki fiziksel konumundan yararlanır ve daha geniş anlamda zihni ve kendi düşüncelerimizi çağrıştırır. Soyut bir inceleme konusunu canlı bir mekân görüntüsüne dönüştürerek bu büyüleyici konunun kendi içimizde olduğunu vurgular.
Alıştırma
Bu cümlede lies right behind our eyes esas olarak neyi ima ediyor?
- Birisi konuşanın arkasında gizlice durmaktadır.
- Büyüleyici konu kendi beynimiz ve zihnimizdir.
- Gözlerimiz yalan söylemektedir.
Cevabı göster
Büyüleyici konu kendi beynimiz ve zihnimizdir.