Kaçıngan Bir Partnerle Nasıl Başa Çıkılır: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
834 kelime 151 kel/dk

Video özeti: Kaçıngan biriyle ilişki, iki tarafın da yakınlıktan korkması olarak açıklanır. Video suçlama yerine güveni ve iki kişinin mesafeyi nasıl koruduğunu incelemeyi önerir. Başlıca İngilizce noktaları: 1. give in to — Deyimsel fiiller: güvensizliğe ya da baskıya boyun eğmeyi anlayın ve kontrolü alan gücü belirtin. 2. grew an extra thick skin — Deyimler ve mecazlı ifadeler: incinme sonrası sertleşen deriyi, yakınlığı da engelleyebilen duygusal koruma olarak görün. 3. stand to realize — Kalıplaşmış söz öbekleri ve eşdizimler: zor sorulara bağlı olası bir farkındalığı garantili sonuç gibi sunmadan ifade edin.

Bu derste

There are for many of us

0:04

Birçoğumuz için

few people as attractive as the avoidant, Dilbilgisi

0:05

kaçınanlar kadar çekici çok az insan vardır,

Dilbilgisi

kaçıngan kişi kadar çekici çok az insan

few people as attractive as X kalıbı, çekicilik bakımından X’e denk olan neredeyse hiç kimsenin bulunmadığı anlamına gelir. Tam there are ... yapısında few, as ... as karşılaştırmasının belirlediği düzeye ulaşan kişileri sayar. Bu yapı güçlü bir olumlu vurgu oluşturur: Bir insan tipini adlandıran the avoidant, birçoğumuz için son derece çekici biri olarak sunulur. Kaçıngan kişiyi çekici bulanların sayısının az olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

“Few dancers are as graceful as Lina” neyi vurgular?

  1. Yalnızca birkaç dansçı Lina’nın zarif olduğunu düşünür.
  2. Lina çoğu dansçıyla karşılaştırıldığında olağanüstü zariftir.
  3. Lina çok az dansçıyı zarif bulur.
Cevabı göster

Lina çoğu dansçıyla karşılaştırıldığında olağanüstü zariftir.

the sort that are permanently a little mysterious,

0:09

kalıcı olarak biraz gizemli olan,

who don't speak so much,

0:12

çok fazla konuşmayan,

around whom one never quite knows where one is, Deyimler

0:14

yanlarındayken insanın nerede olduğunu asla tam olarak bilemediği,

Deyimler

insan kendi konumunu hiçbir zaman tam olarak bilemez

Bu bağlamda one never quite knows where one is, fiziksel konumu değil, bir ilişkideki belirsizliği anlatır. Kişi kendi konumunun ne olduğunu veya diğer kişinin kendisi hakkında ne hissettiğini tam olarak anlayamaz. One, o durumdaki insanları ifade eden resmî ve genel bir zamirdir. Never quite hiçbir zaman tamamen anlamına gelir; dolayısıyla quite, süregelen belirsizliği ortadan kaldırmadan ifadeyi biraz yumuşatır.

Alıştırma

“I never quite know where I am with Sam” büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Sam’in bana karşı tutumundan veya Sam’le ilişkimdeki konumumdan emin değilim.
  2. Sam’in fiziksel olarak nerede olduğunu hatırlayamıyorum.
  3. Sam’in hangi yolu izlediğini bilmiyorum.
Cevabı göster

Sam’in bana karşı tutumundan veya Sam’le ilişkimdeki konumumdan emin değilim.

in whose eyes there is a far away look

0:17

gözlerinde uzaklara bakan bir bakış

and perhaps a certain melancholy too,

0:19

ve belki biraz da melankoli olan,

in whose hearts we intuit a sadness

0:22

kalplerinde bir hüzün sezdiğimiz

we long to but never quite can touch. Dilbilgisi

0:25

özlemini duyduğumuz ama asla tam olarak dokunamadığımız.

Dilbilgisi

long to ... can touch: iki cümlenin paylaştığı tek fiil

Bu cümlede long, “şiddetle istemek” anlamına gelen bir fiildir. Açık hâli “we long to touch ... but we never quite can touch ...” şeklindedir. Aynı fiil can sözcüğünden sonra geldiği için ilk touch söylenmeden bırakılmıştır. Bu kısa yapı, istek ile yapabilme arasındaki karşıtlığı güçlendirir. Buradaki touch mecazidir: başka birinin hüznüne duygusal olarak ulaşmak veya onu anlamak isterler, ancak bunu hiçbir zaman tam olarak başaramazlar.

Alıştırma

“we long to but never quite can touch” ifadesini doğru biçimde açan açıklama hangisidir?

  1. Touch, “long to” ile bağlantısı olmayan yeni bir düşünce başlatır.
  2. Long, dokunma eyleminin ne kadar sürdüğünü anlatır.
  3. “long to” ifadesinden sonra touch fiili anlaşılır; cümle dokunma isteğiyle bunu tam olarak yapamama durumunu karşılaştırır.
  4. Can, dokunmanın tamamen mümkün olduğunu gösterir.
Cevabı göster

“long to” ifadesinden sonra touch fiili anlaşılır; cümle dokunma isteğiyle bunu tam olarak yapamama durumunu karşılaştırır.

People who seem to promise us intimacy and connection

0:29

Bize yakınlık ve bağ vaat ediyor gibi görünen

and yet who remain,

0:32

ve yine de,

however long we've been with them, Dilbilgisi

0:34

onlarla ne kadar uzun süre birlikte olursak olalım,

mesmerizingly unreassuring. Kelime

0:36

büyüleyici bir şekilde güven vermeyen insanlar.

Dilbilgisi

however long we've been ...: “ne kadar uzun süredir olursa olsun”

Burada however doğrudan long sözcüğünü niteler; bu nedenle however long, “ne kadar uzun sürerse sürsün” anlamına gelir, “ancak” anlamına gelmez. we've been with them yan cümlesi, geçmişten şimdiye kadar süren zamanı ölçmek için present perfect kullanır. Bu bir ödünleme yapısıdır: birlikte geçirilen zaman çok uzun olsa bile çevresindeki cümlenin sonucu değişmez. Bu insanlar hâlâ güven vermez.

Alıştırma

Cümleyi “ne kadar zaman geçerse geçsin” anlamındaki iki sözcüklü hedef ödünleme ifadesiyle tamamlayın: ____ we've worked on the plan, we still need one more day.

Cevabı göster

However long

Kelime

mesmerizingly unreassuring: büyüleyici ama güven vermeyen

Burada mesmerizingly, “dikkati üzerinde tutan bir şekilde”; unreassuring ise “kişiyi daha güvende veya emin hissettirmeyen” anlamına gelir. Bu iki sözcük birlikte, büyüleyici olduğu hâlde kişiyi huzursuz bırakmaya devam eden birini veya bir şeyi anlatır. Zarf, olumsuz sıfatı niteler ve bilinçli bir paradoks oluşturur: çekicilik ile güven vermeme aynı anda vardır. Unreassuring, “güvenceye ihtiyaç duymayan” demek değildir; güven vermeyi başaramayan şeyi tanımlar.

Alıştırma

Bu cümlede mesmerizingly unreassuring ne anlama geliyor?

  1. şaşırtıcı hiçbir yanı olmadığı için ilgi çekici olmayan
  2. tüm belirsizliği ortadan kaldıracak kadar sakinleştirici
  3. hâlâ kendimizi güvende hissettirmeyen bir biçimde büyüleyici
Cevabı göster

hâlâ kendimizi güvende hissettirmeyen bir biçimde büyüleyici

Unsurprisingly,

0:40

Şaşırtıcı olmayan bir şekilde,

it's not so easy to be the lover of an avoidant person.

0:41

kaçınan bir kişinin sevgilisi olmak o kadar kolay değildir.

The tendency very often,

0:45

Çoğu zaman eğilim,

after the heady early days,

0:47

baş döndürücü ilk günlerden sonra,

is to give in to the insecurities Öbek fiiller

0:49

güvensizliklere boyun eğmektir

they end up provoking in us. Öbek fiiller

0:51

sonunda içimizde kışkırttıkları güvensizliklere.

Öbek fiiller

give in to: bir baskıya veya duyguya direnmeyi bırakmak

Give in to, bir baskıya, talebe, ayartmaya veya duyguya direnmeyi bırakıp onun seçiminizi yönetmesine izin vermek demektir. Burada nesne the insecurities olduğundan, anlatılan şey bu güvensizlik duygularının kontrolü ele almasına izin vermektir. Kalıp give in to + isim veya -ing biçimidir. To ifadenin bir parçasıdır ve nesneden önce çıkarılamaz: give in to fear; give in to checking again.

Alıştırma

Cümleyi, derste geçen ve “direnmeyi bırakmak” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Under pressure from the group, Mia finally ____ their demands.

Cevabı göster

gave in to

Öbek fiiller

end up provoking: end up + -ing yapısı

End up + -ing, bir sürecin sonunda ortaya çıkan nihai sonucu anlatır. Altyazıda provoking, end up'tan sonra gelen -ing biçimidir; dolayısıyla ifade, amaç bu olsun ya da olmasın, onların davranışının sonunda bizde bu güvensizlikleri tetiklediğini anlatır. Yapı end up doing something şeklindedir; end up to do something değildir. Genellikle gerçekleşen, bazen istenmeyen sonucu daha önceki umut ya da planla karşılaştırır.

Alıştırma

Hangi cümle daha önceki bir planı değil, nihai sonucu end up + -ing ile anlatır?

  1. We intended to take the later train.
  2. We planned to take the later train.
  3. We ended up taking the later train.
Cevabı göster

We ended up taking the later train.

Do they really care?

0:53

Gerçekten umursuyorlar mı?

Do they love us back?

0:55

Bizi onlar da seviyor mu?

Why are they never the ones to call?

0:56

Neden arayan taraf asla onlar olmuyor?

Beset by such questions, Kalıp ifadeler

0:59

Bu tür sorularla kuşatılmışken,

we may get cross, tearful, or stern.

1:01

sinirlenebilir, gözyaşlarına boğulabilir veya sertleşebiliriz.

Kalıp ifadeler

Beset by such questions: geçmiş zaman ortacıyla başlayan ifade

Beset by, “zorluklar tarafından sürekli rahatsız edilmek ya da kuşatılmak” anlamına gelir. Burada such questions, üzerimizde baskı yaratan, tekrar tekrar akla gelen kaygılardır; yalnızca soruların yakında olduğu anlamına gelmez. Beset by such questions bir geçmiş zaman ortacı yan cümleciğidir. Örtük öznesi we'dir ve ana tepkini arka plan nedenini verir; yaklaşık olarak Because we are beset by such questions, ... anlamındadır. Bu yapı nedeni kısa bir cümle başı ifadesine sıkıştırır.

Alıştırma

“Beset by repeated doubts, Maya could not focus,” cümlesinde başlangıç ifadesi ne anlama gelir ve kimi niteler?

  1. Kuşkuların odaklanamadığı anlamına gelir.
  2. Maya'nın kuşkular yüzünden sürekli sıkıntı çektiği anlamına gelir.
  3. Maya'nın kuşkuları bilerek yarattığı anlamına gelir.
Cevabı göster

Maya'nın kuşkular yüzünden sürekli sıkıntı çektiği anlamına gelir.

We may accuse them of neglect and selfishness, Kalıp ifadeler

1:04

Onları ihmalkarlık ve bencillikle,

of betrayal or egocentricity.

1:07

ihanet veya egosantriklikle suçlayabiliriz.

Kalıp ifadeler

accuse them of: accuse + kişi + of kalıbı

Accuse someone of something, bir kişinin yanlış bir şey yaptığını veya belirli bir kusuru olduğunu ileri sürmek anlamına gelir. Bu cümlede them eleştirilen kişileri, neglect, selfishness, betrayal ve egocentricity ise onlara yüklenen kusurları gösterir. Kalıp accuse + kişi + of + isim veya -ing biçimidir. accuse her of theft ve accuse him of lying buna örnektir. of edatı bu sabit kalıbın bir parçasıdır.

Alıştırma

Cümleyi gerekli edatla tamamlayın: The article accused the company ____ hiding safety problems.

Cevabı göster

of

These sort of inquisitions can be counted on to fail. Öbek fiiller

1:10

Bu tür sorgulamaların başarısız olacağı kesindir.

Öbek fiiller

be counted on to fail: ironik güç taşıyan kesin bir beklenti

Be counted on to do something, count on someone or something to do something kalıbının edilgen biçimidir. Bir kişinin veya şeyin bir eylemi yapacağının ya da bir sonuç doğuracağının güvenle beklenebileceğini belirtir. Burada beklenen sonuç fail sözcüğüyle ifade edilir. count on genellikle güvenilir yardım veya istenen bir sonucu düşündürdüğü için fail ile kullanılması cümleye keskin ve ironik bir güç verir: Bu suçlayıcı sorgulamaların kesin biçimde başarısızlık doğuracağı söylenir. Buradaki count, saymak anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi güvenilir bir beklenti anlatan count on fiilinin edilgen biçimiyle tamamlayın: This outdated process can ____ to create delays.

Cevabı göster

be counted on

At the first signs of critique,

1:13

İlk eleştiri belirtilerinde,

avoidant people pull up the drawbridge. Deyimler

1:15

kaçınan insanlar asma köprüyü yukarı çekerler.

Deyimler

“pull up the drawbridge” ifadesindeki metafor

Bir kale, insanların içeri girmesini engellemek için açılır kapanır köprüsünü yukarı çeker. Burada pull up the drawbridge, eleştiri ortaya çıktığında duygusal olarak kapanmak ve başkalarının yaklaşmasına izin vermemek anlamına gelir. Bu ifade yalnızca oradan ayrılmayı değil, savunma amaçlı bir soyutlanmayı anlatır: kişi konuşma ve yakınlık yollarını kapatır.

Alıştırma

“İnsanları duygusal olarak dışarıda tutmak” anlamındaki kale metaforuyla İngilizce cümleyi tamamlayın: After one harsh comment, he seemed to ____.

Cevabı göster

pull up the drawbridge

They are experts at fleeing the messy consequences

1:18

Karmaşık sonuçlardan kaçma konusunda uzmandırlar,

of other people's desire for them.

1:22

başkalarının onlara duyduğu arzunun sonuçlarından.

They go off to play sport,

1:25

Spor yapmaya giderler,

abscond on a long journey, Kelime

1:27

uzun bir yolculuğa kaçarlar,

Kelime

“abscond on a long journey” ifadesindeki dramatik “abscond” fiili

Abscond, yakalanmaktan, cezadan veya sorumluluktan kaçınmak için gizlice ve çoğu zaman aniden ayrılmak anlamına gelir. Bu cümlede on a long journey ile birlikte kullanılarak sıradan bir yolculuk ortadan kaybolma gibi gösterilir. Bu resmî ve biraz dramatik sözcük seçimi ironi yaratır: yolculuk nötr bir seyahat olarak değil, ilişkideki çatışmadan kaçış olarak sunulur.

Alıştırma

Hangi cümlede abscond, “sonuçlardan kaçınmak için gizlice ayrılmak” şeklindeki standart anlamıyla kullanılmıştır?

  1. Please abscond the door before you leave.
  2. The accountant absconded with the money before the audit.
  3. We absconded to the park for our usual afternoon walk.
Cevabı göster

The accountant absconded with the money before the audit.

or discover new responsibilities at the office.

1:29

ya da ofiste yeni sorumluluklar keşfederler.

One is left hammering in vain at the gates of their personal citadel. Deyimler

1:32

Kişisel kalelerinin kapılarına boşuna vururken kalıverirsiniz.

Deyimler

hammering in vain ... personal citadel ifadesindeki kale benzetmesi

Burada hammering at the gates, birine ulaşmak için güçlü ve tekrarlanan girişimlerde bulunmak anlamına gelir. In vain ise bu girişimlerin hiçbir sonuç vermediğini belirtir. Their personal citadel, güçlü duygusal savunmalar için kullanılan bir benzetmedir. Görüntünün bütünü iletişimi bir kalenin dışında bırakılmış gibi gösterir: karşıdaki kişi erişilemez kalır; gerçekten bir binanın içinde değildir.

Alıştırma

Bu cümlede vurgulanan imge ne anlama geliyor?

  1. Biri, psikolojik olarak kendini kapatmış bir kişiye ulaşmayı sürekli deniyor, ancak çabası hiçbir sonuç vermiyor.
  2. Biri özel bir kaleyi çekiçle onarıyor.
  3. Biri başka bir kişinin özel alanına başarıyla girmiş.
Cevabı göster

Biri, psikolojik olarak kendini kapatmış bir kişiye ulaşmayı sürekli deniyor, ancak çabası hiçbir sonuç vermiyor.

On a bad day,

1:38

Kötü bir günde,

they may also get furious back.

1:39

onlar da öfkeyle karşılık verebilirler.

They will deny that we have any kind of point at all. Kalıp ifadeler

1:42

Hiçbir şekilde haklılık payımız olduğunu inkar edeceklerdir.

Kalıp ifadeler

Have any kind of point at all: tüm geçerliliği reddetmek

Have a point, bir kişinin iddiası veya eleştirisinde geçerli ya da makul bir düşünce bulunması demektir. Buradaki point, puanı veya sivri bir ucu değil, bir savın ne kadar geçerli olduğunu anlatır. Any kind of ... at all birleşimi inkârı mutlak hâle getirir: konuşanın eleştirisinin en küçük bir geçerlilik ihtimalini bile reddederler. Bu, yalnızca aynı fikirde olmadıklarını söylemekten daha kesin duyulur.

Alıştırma

Bir savın hiçbir geçerliliği olmadığını belirten vurgulanmış ifadeyle cümleyi tamamlayın: The manager dismissed our complaint, claiming that we did not ____.

Cevabı göster

have any kind of point at all

They aren't trying to deceive us,

1:46

Bizi kandırmaya çalışmıyorlar,

they genuinely can't see the issue.

1:47

gerçekten sorunu göremiyorlar.

They aren't,

1:50

Onlar değiller,

they assure us with mounting vehemence, Ton ve niyet

1:51

artan bir şiddetle bizi temin ederler,

distant and cold,

1:53

mesafeli ve soğuk,

they're simply busy

1:55

sadece meşguller

and not into certain kinds of sentimentality. Kelime

1:56

ve belli türden bir duygusallığa ilgi duymuyorlar.

Ton ve niyet

they assure us with mounting vehemence: giderek artan bir hararetle güvence vermek

They assure us, araya giren bir aktarma yan cümleciğidir: anlatılan kişiler, çevresindeki iddianın doğru olduğunu ısrarla söyler. Virgüller ana cümleyi keserek bu güvenceyi kimin verdiğini gösterir. With mounting vehemence, bu ısrarın giderek daha güçlü ve hararetli hâle geldiğini belirtir. Bu yoğunluk iddiayı daha güvenilir yapmaz. Burada giderek sertleşen ton, yatıştırıcı sözlerin etkisini zayıflatıp savunmacı duyulabilir ve kişilerin kabul ettiklerinden daha fazla etkilendiklerini düşündürebilir.

Alıştırma

Bu cümlede they assure us with mounting vehemence neyi düşündürüyor?

  1. Konuya ilgilerini yavaş yavaş kaybediyorlar.
  2. Sakin biçimde güvenilir kanıt sunuyorlar.
  3. Giderek daha güçlü biçimde ısrar ediyorlar; bu da savunmacı duyulabilir.
Cevabı göster

Giderek daha güçlü biçimde ısrar ediyorlar; bu da savunmacı duyulabilir.

Kelime

not into certain kinds of sentimentality: belli türden duygusallıklardan hoşlanmamak

Be into + isim veya -ing biçimi, birinin bir şeyi sevdiğini, ondan hoşlandığını ya da onunla ilgilendiğini anlatan gündelik bir yapıdır. Not into bu tercihi olumsuz yapar. Burada into hareket yönünü anlatmaz: not into certain kinds of sentimentality, onların bu tür duygusal ifade biçimlerini sevmedikleri veya kendilerine yakın bulmadıkları anlamına gelir. Certain kinds of, reddin kapsamını sınırlar. Konuşanlar kendilerini her türlü duyguyu reddeden kişiler olarak değil, yalnızca bazı duygusallık biçimlerinden hoşlanmayan kişiler olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi be into yapısının olumsuz biçimiyle tamamlayın: I ____ horror movies, so let's choose a comedy.

Cevabı göster

am not into

It is we, Dilbilgisi

1:59

Biziz,

needy, weak, hysterical and over demanding,

2:00

muhtaç, zayıf, histerik ve aşırı talepkar olan,

as they put it,

2:03

onların deyimiyle,

who are the problem.

2:04

sorun olan.

Dilbilgisi

It is we ... who are the problem: it-cleft ile güçlü vurgu

Cümle, X öğesine güçlü bir vurgu yapmak için It is/was X who/that ... şeklindeki it-cleft yapısını kullanır. Burada It is we ... who are the problem, sorun olarak konuşulan diğer kişilerin değil, bizim gösterildiğimizi anlatır. needy, weak, hysterical and over demanding sözleri ile as they put it ifadesi temel yapının arasına girer. Sıfatlar we sözcüğünü nitelerken as they put it bunların başkalarının kullandığı etiketler olduğunu gösterir. Uzun bir it-cleft cümlesini anlamak için önce It is we who are the problem iskeletini bulun.

Alıştırma

Bulmacayı başka birinin değil Maya'nın çözdüğünü vurgulamak için it-cleft yapısını kullanan cümle hangisidir?

  1. It was Maya who solved the puzzle.
  2. The puzzle was difficult for Maya.
  3. Maya solved the puzzle.
Cevabı göster

It was Maya who solved the puzzle.

We almost agree.

2:06

Biz de neredeyse katılıyoruz.

To survive,

2:08

Hayatta kalmak için,

we should hold on to the idea Öbek fiiller

2:09

şu fikre tutunmalıyız:

that despite their robust outward manner,

2:11

Sağlam dış görünümlerine rağmen,

the avoidant are, above all else, Kalıp ifadeler

2:13

kaçınanlar, her şeyden önce,

scared.

2:16

korkmuş durumdalar.

Öbek fiiller

hold on to the idea: bir düşünceye inanmaya devam etmek

Burada hold on to the idea, özellikle baskı veya şüphe insanı bundan vazgeçirebilecekken düşünceyi akılda tutmak ve ona inanmaya devam etmek anlamına gelir. Bu, fiziksel bir hareket değil, soyut bir kullanımdır. Kullanışlı kalıp hold on to the idea that + yan cümle biçimindedir. that ile başlayan yan cümle, korunan düşüncenin tam içeriğini verir.

Alıştırma

Cümleyi derste geçen ve ‘inanmaya devam etmek’ anlamına gelen üç sözcüklü deyimsel fiille tamamlayın: Even when others laughed, Lena decided to ____ the belief that her plan could work.

Cevabı göster

hold on to

Kalıp ifadeler

above all else: en yüksek öncelik

Bu cümlede above all else, korkuyu kaçıngan kişiler hakkındaki en önemli gerçek olarak öne çıkarır. Dışarıdan görülen diğer özellikler, konuşanın ana vurgusuna göre daha geri plandadır. Bu ifade, “diğer tüm değerlendirmelerden daha önemli olarak” ya da “en önemlisi” anlamına gelir. Yüksek dereceyi veya fiziksel konumu değil, önceliği anlatır.

Alıştırma

Cümleyi “diğer tüm değerlendirmelerden daha önemli” anlamındaki üç sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: When choosing a hiking partner, I value good judgment ____.

Cevabı göster

above all else

Their frostiness is the result of fear rather than indifference. Dilbilgisi

2:18

Soğuklukları kayıtsızlıktan ziyade korkunun bir sonucudur.

Dilbilgisi

A rather than B: A’yı seçip B’yi reddetmek

A rather than B kalıbı, A’yı doğru seçenek veya açıklama olarak öne çıkarır ve B’yi reddeder. Burada soğuk tavrın nedeni olarak korku sunulur; kayıtsızlık ise yanlış açıklama olarak düzeltilir. A ve B neden, tanım, eylem veya tercih olabilir. İki kısmı paralel biçimde tutmak karşıtlığı netleştirir: fear rather than indifference; walk rather than drive.

Alıştırma

Gecikmeye kötü havanın değil, bir yazılım hatasının neden olduğunu açıkça belirten ifade hangisidir? The delay was caused by a software error ___ bad weather.

  1. rather than
  2. as well as
  3. because of
Cevabı göster

rather than

And what they are afraid of is to let down their guard Deyimler

2:23

Ve korktukları şey gardlarını düşürmek

and then meet with betrayal and abandonment.

2:26

ve ardından ihanet ve terk edilmeyle karşılaşmaktır.

Deyimler

let down their guard: duygusal savunmayı indirmek

let down their guard ifadesinde guard, duygusal veya stratejik savunmaların mecazıdır. Let it down, daha az tetikte olmak ve kendini daha açık ya da savunmasız bırakmak anlamına gelir. Burada, kendilerini açtıklarında ihanete uğramaktan ve terk edilmekten korkuyorlar. İfade, bir muhafızı hayal kırıklığına uğratmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede let down their guard ne anlama gelir?

  1. Kendilerini koruyan insanları hayal kırıklığına uğratmak
  2. Daha az temkinli ve duygusal olarak daha açık hâle gelmek
  3. Muhafızlara görev yerlerini terk etmelerini emretmek
Cevabı göster

Daha az temkinli ve duygusal olarak daha açık hâle gelmek

Their outward strength masks a gelatinous interior. Deyimler

2:29

Dışlarındaki güç, jelatinimsi bir iç dünyayı maskeler.

Deyimler

masks a gelatinous interior: incinebilirliği gizlemek

Burada masks, gizler veya örter anlamına gelen bir fiildir. Görünürdeki güçleri, başkalarının onların iç dünyasını görmesini engeller. Gelatinous sözcüğü, gerçek anlamda jöle benzeri bir dokuyu anlatır. Interior ile birlikte kullanıldığında yumuşak ve incinebilir bir iç benliği canlı bir mecazla anlatır; vücuttaki gerçek bir maddeyi veya tıbbi bir teşhisi ifade etmez.

Alıştırma

Their outward strength masks a gelatinous interior burada neyi ima ediyor?

  1. İç duyguları güçlü ve kolayca görülebiliyor.
  2. Vücutlarında gerçekten jöle benzeri bir madde bulunuyor.
  3. Güçlü görünüşleri, incinebilir bir iç benliği gizliyor.
Cevabı göster

Güçlü görünüşleri, incinebilir bir iç benliği gizliyor.

There will inevitably be a rather touching backstory to their advanced subterranean fears.

2:34

İleri düzeydeki derin korkularının ardında kaçınılmaz olarak oldukça dokunaklı bir arka plan hikayesi olacaktır.

These avoidant types were,

2:40

Bu kaçınan tipler,

way back,

2:42

çok eskiden,

most likely let down very badly Öbek fiiller

2:42

büyük ihtimalle çok kötü bir şekilde hayal kırıklığına uğratıldılar

by someone they depended on a lot

2:45

çok güvendikleri biri tarafından,

when they were defenseless.

2:47

savunmasız oldukları bir zamanda.

Öbek fiiller

let down very badly: birinin güvenini ciddi biçimde boşa çıkarmak

Let someone down, birine beklediği yardımı, korumayı veya güvenilirliği sunmayarak onu hayal kırıklığına uğratmak demektir. Very badly duygusal zararın derecesini güçlendirir; fiziksel olarak aşağı doğru hareket etmeyi anlatmaz. Edilgen were let down by someone yapısı, hayal kırıklığına uğrayan kişileri konunun merkezinde tutar ve by sonrasında onları yüzüstü bırakan kişiyi belirtir. O kişiye bağımlı olmaları, ciddi bir güven kaybı yaşandığını gösterir.

Alıştırma

‘Birine karşı başarısız olup onu hayal kırıklığına uğratmak’ anlamındaki öbek fiille cümleyi tamamlayın: I promised to help Maya, and I don't want to ____.

Cevabı göster

let her down

In response to a grave childhood disappointment,

2:49

Çocukluktaki ağır bir hayal kırıklığına yanıt olarak,

they grew an extra thick skin Deyimler

2:52

ekstra kalın bir deri geliştirdiler

and plated themselves with armor.

2:54

ve kendilerini zırhla kapladılar.

Deyimler

grew an extra thick skin: güçlü bir duygusal koruma geliştirmek

A thick skin, özellikle eleştiri, reddedilme veya hayal kırıklığı karşısında duygusal olarak kolay incinmemeyi anlatan bir mecazdır. Grew bu korumanın zaman içinde geliştiğini, extra ise alışılmadık derecede güçlü olduğunu gösterir. Bu cümledeki imge savunma amaçlıdır: çocuklukta yaşanan incinme, onların duygusal açıdan daha kapalı hâle gelmesine yol açmıştır. Başka bağlamlarda thick skin olumlu bir dayanıklılığı anlatabilir, ancak burada duygusal mesafeyi de düşündürür.

Alıştırma

'After years of harsh reviews, Lena grew a thick skin,' cümlesinde bu ifade büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Başkalarını daha fazla eleştirmeye başladı.
  2. Eleştirilerden daha az incinir hâle geldi.
  3. Derisi fiziksel olarak kalınlaştı.
Cevabı göster

Eleştirilerden daha az incinir hâle geldi.

They vowed, Dilbilgisi

2:57

Yemin ettiler,

in a way they may not now even recognize,

2:58

belki şu an kendilerinin bile farkında olmadıkları bir şekilde,

never to trust anyone fully again.

3:01

bir daha asla kimseye tamamen güvenmemeye.

Dilbilgisi

They vowed ... never to trust: vow never to do kalıbı

Ana kalıp vow never to do something yapısıdır: bir daha hiç kimseye tamamen güvenmemek üzere çok ciddi bir karar almışlardır. Never, to trust ile birlikte çalışır; recognize fiilini nitelemez. Araya giren in a way they may not now even recognize bölümü ana cümleyi keser ve bu kararın artık tam olarak bilincinde olmayabileceklerini düşündürür. Bu bölümü kaldırınca yapı netleşir: They vowed never to trust anyone fully again. Araya giren bir açıklama, fiili anlamını tamamlayan sözlerden ayırdığında da aynı yöntemle cümlenin ana yapısını bulabilirsiniz.

Alıştırma

Cümleyi nottaki güçlü bağlılık kalıbıyla tamamlayın: After the betrayal, Mia ____ anyone so quickly again.

Cevabı göster

vowed never to trust

So,

3:05

Yani,

they are distant and prone to put up barriers, Kalıp ifadeler

3:05

mesafeli olmaları ve bariyerler koymaya eğilimli olmaları,

Kalıp ifadeler

prone to put up barriers: tekrarlanan savunmacı bir eğilim

be prone to + fiilin yalın hâli kalıbı, özellikle istenmeyen veya kontrol edilmesi zor bir şeyi tekrar tekrar yapma eğilimini anlatır. Buradaki prone to put up barriers, başkalarının yaklaşmasını engelleyen duygusal bir mesafe yaratmaya eğilimli olduklarını söyler. Put up barriers burada mecaz anlamdadır. Nesneleri fiziksel olarak kaldırmak anlamına gelmez; açıklığın, güvenin veya bağ kurmanın önüne engeller koymak demektir.

Alıştırma

Cümleyi nottaki eğilim ifadesiyle tamamlayın: When conversations become personal, he is ____.

Cevabı göster

prone to put up barriers

not because they don't care, Dilbilgisi

3:08

umursamadıklarından değil,

but because being cared for with kindness

3:10

şefkatle önemsenmenin

generates unfamiliar and daunting feelings for them.

3:13

onlar için tanıdık olmayan ve ürkütücü duygular yaratmasındandır.

Dilbilgisi

not because A, but because B: bir nedeni reddedip gerçek nedeni verme

not because A, but because B kalıbı bir açıklamayı düzeltir. A'yı neden olarak reddeder ve B'yi daha doğru neden olarak sunar. Bu cümlede ilk because yan cümlesi, umursamamanın neden olmadığını söyler. İkinci yan cümle, şefkatle ilgi görmenin yarattığı yabancı ve ürkütücü duyguların neden olduğunu belirtir. Bu nedenle iki yan cümle eşit iki neden değil, zıt işlevlere sahip bölümlerdir.

Alıştırma

Cümleyi tam düzeltme kalıbı not because A, but because B ile tamamlayın: Leo stayed quiet, ____ he had nothing to say, ____ he wanted to listen carefully.

Cevabı göster

not because · but because

They skillfully undermine their chances of being close Kalıp ifadeler

3:17

Yakın olma şanslarını ustaca baltalarlar

because they have no experience of reliable love

3:21

çünkü güvenilir bir aşk deneyimleri yoktur

Kalıp ifadeler

undermine their chances of being close: yakınlaşma şanslarını zayıflatmak

Undermine someone's chances of doing something, bir kişinin bir sonucu elde etme olasılığını çoğunlukla yavaş yavaş veya dolaylı eylemlerle azaltmak demektir. Yapı undermine + iyelik + chances of + isim veya -ing biçimidir. Bu cümlede davranışları duygusal yakınlık kurma olasılığını azaltıyor. Undermine burada mecazidir; zayıflatmak veya zarar vermek anlamına gelir, bir şeyin altını gerçekten kazmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi hedef fiil undermine ile tamamlayın: Repeated absences can ____ your chances of graduating on time.

Cevabı göster

undermine

and are drawn to try to spoil it Kalıp ifadeler

3:24

ve onu bozmaya çalışmaya çekilirler

to prove to themselves that it can't be real

3:27

bunun gerçek olamayacağını kendilerine kanıtlamak için

and that they haven't, therefore,

3:30

ve bu nedenle, aslında,

missed out on quite so much. Öbek fiiller

3:32

o kadar da çok şey kaçırmadıklarını.

Kalıp ifadeler

drawn to try to spoil it: harekete geçmek için içsel bir çekim hissetmek

Bu cümlede are drawn to try to spoil it, onu bozmayı denemeye yönelik içsel bir çekim hissettikleri anlamına gelir. Drawn burada bir resmin çizilmesiyle ilgili değildir ve bu çekimin sakin, akılcı bir karardan doğması gerekmez. be drawn to do something yapısı, kişiyi bir eyleme yönelten çekim veya eğilime odaklanır. Yalnızca want to demekle karşılaştırıldığında, eylem zararlı olsa bile kişiyi harekete çeken şeyi daha fazla vurgular.

Alıştırma

Hangi cümle basit bir plan veya dışarıdan gelen bir zorunluluk yerine, harekete geçiren içsel bir çekimi en iyi ifade eder?

  1. Although she knew the cave was risky, she scheduled time to explore it.
  2. Although she knew the cave was risky, she was required to explore it.
  3. Although she knew the cave was risky, she felt drawn to explore it.
Cevabı göster

Although she knew the cave was risky, she felt drawn to explore it.

Öbek fiiller

missed out on quite so much: olası deneyimleri veya faydaları kaçırmak

Missed out on quite so much, değerli olabilecek birçok şeyi elde edememiş veya deneyimleyememiş olmak anlamına gelir. Burada anlatılan kişiler, güvenilir bir sevgi gerçek değilse ona sahip olmadıkları için düşündükleri kadar çok şey kaybetmediklerini kendilerine söyleyebilirler. Miss out on, edatla kullanılan bir öbek fiildir: elde edilemeyen fırsatı, deneyimi veya faydayı belirtmek için miss out on + isim ya da -ing biçimi kullanılır. Quite so much derece bildirir; burada kesin bir miktarı değil, «başka türlü görünebileceği kadar» anlamını taşır.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için miss out on ifadesini geçmiş zamanda kullanın: By not applying, Elena ____ a chance to study abroad.

Cevabı göster

missed out on

We should avoid getting stuck in cycles of claim and counter-claim Deyimler

3:34

İddia ve karşı iddia döngülerine sıkışıp kalmaktan kaçınmalıyız:

that they might be too cold

3:38

Onların çok soğuk olabileceği

and that we might be too hot.

3:40

ve bizim çok sıcak olabileceğimiz döngüsüne.

Deyimler

İddia ve karşı iddia döngülerine saplanıp kalmak

Getting stuck in cycles of claim and counter-claim, tekrar eden bir kalıba hapsolmak demektir: bir taraf bir iddia ortaya atar, diğer taraf karşıt bir iddiayla yanıt verir ve konuşma ilerleme olmadan yeniden başlar. Buradaki stuck fiziksel değil, mecazi anlamdadır. Bu ifade, tekrarlanan yanıtların asıl sorunun ele alınmasını engellediği ve kendi kendini besleyen bir tartışmayı anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle, ilerleyemeyen bir tartışmayı anlatmak için getting stuck in cycles of claim and counter-claim ifadesini doğal biçimde kullanır?

  1. The committee stuck printed claims to a board before the meeting.
  2. The committee exchanged one claim and one reply, then agreed on a plan.
  3. The committee kept getting stuck in cycles of claim and counter-claim, so it never reached a decision.
Cevabı göster

The committee kept getting stuck in cycles of claim and counter-claim, so it never reached a decision.

Far better to address the fears Dilbilgisi

3:43

Korkuları ele almak çok daha iyidir

circulating beneath the surface. Deyimler

3:45

yüzeyin altında dolaşan.

Dilbilgisi

Far better to + fiilin yalın hâli

Far better to address the fears, kısaltılmış bir tavsiye ifadesidir. Tam biçimi It is far better to address the fears veya It would be far better to address the fears olabilir. Başlangıcın atılması, tavsiyeyi kısa ve güçlü hâle getirir. Buradaki far, karşılaştırma biçimi olan better sözcüğünü güçlendirir ve fiziksel uzaklık değil, much anlamı taşır. Far better to + fiilin yalın hâli kalıbı, bir eylemin belirtilen veya bağlamdan anlaşılan başka bir seçeneğe açıkça tercih edildiğini gösterir.

Alıştırma

Kısa tavsiyeyi açıklamadaki üç sözcüklü kalıpla tamamlayın: "____ address the problem now than ignore it until later."

Cevabı göster

Far better to

Deyimler

circulating beneath the surface: gizli ama etkin korkular

Burada circulating beneath the surface bir metafordur. Korkular insanların düşüncelerinde veya ilişkilerinde etkinliğini sürdürür, ancak açıkça konuşulmaz ya da net biçimde görülmez. Beneath the surface, gizli bir duygusal veya toplumsal katmana işaret eder. Circulating ise korkuların hareket etmeyi ya da yayılmayı sürdürdüğü ve insanların davranışlarını etkilemeye devam ettiği anlamını ekler.

Alıştırma

Burada “fears circulating beneath the surface” ne anlama geliyor?

  1. Korkular fiziksel olarak bir nesnenin altında hareket etmektedir.
  2. Kimse onlardan söz etmediği için korkular ortadan kalkmıştır.
  3. Korkular gizlidir ama hâlâ etkin ve etkilidir.
Cevabı göster

Korkular gizlidir ama hâlâ etkin ve etkilidir.

Rather than provoking their panic or denial, Dilbilgisi

3:47

Onların paniğini veya inkarını kışkırtmak yerine,

we should, as best we can, Deyimler

3:50

elimizden geldiğince,

Deyimler

As best we can: gerçekçi sınırlar içinde elinden geleni yapmak

As best we can, “koşullarımızın izin verdiği ölçüde çaba göstererek veya yeteneğimizi kullanarak” anlamına gelir. Bu cümlede should ile verilen öneriyi sınırlar: hedef hâlâ önemlidir, ancak konuşan kişi bunu kusursuz biçimde yapmanın mümkün olmayabileceğini kabul eder. Bu ifade bir eylemi cümlenin sonunda niteleyebilir veya buradaki gibi iki virgül arasında ara söz olarak kullanılabilir. Böylece öneri mutlak değil, gerçekçi duyulur.

Alıştırma

Cümleyi “koşullarımızın izin verdiği en büyük çabayla” anlamındaki deyimsel ifadeyle tamamlayın: We cannot solve every problem, but we will help ____.

Cevabı göster

as best we can

make closeness feel safe. Dilbilgisi

3:51

yakınlığı güvenli hissettirmeliyiz.

Dilbilgisi

Rather than provoking ..., we should ...: bir eylem yerine diğerini önermek

Rather than provoking their panic or denial kaçınılması gereken eylemi belirtir. Ana cümle olan we should ... make closeness feel safe ise tercih edilen eylemi verir. Yeniden kullanılabilen kalıp Rather than + -ing ..., subject + should + base verb .... biçimindedir. İki stratejiyi karşılaştırır: A'yı seçme, B'yi seç. Baştaki -ing öbeği aynı anda gerçekleşen bir eylemi değil, başka bir seçeneği belirtir.

Alıştırma

Tavsiyeyi tamamlamak için bu dersteki iki sözcüklü karşıtlık ifadesini kullanın: ____ criticizing Leo, we should explain the problem calmly.

Cevabı göster

Rather than

Dilbilgisi

Make + nesne + feel + sıfat

make + nesne + feel + sıfat yapısında make, “yaratmak” değil, “bir sonuca neden olmak” anlamına gelir. Nesne aynı zamanda feel fiilinin anlamca öznesidir: Burada güvenli hissedilen şey closeness kavramıdır. Buradaki feel, “dokunmak” değil, “öyle görünmek veya o şekilde deneyimlenmek” anlamındadır. Safe, yakınlığın yarattığı deneyimi anlatır. Etken yapıdaki make fiilinden sonra to olmadan yalın feel kullanılır.

Alıştırma

Algılanan bir sonucu anlatmak için make + nesne + yalın fiil + sıfat yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. Soft lighting can make the room feel safe.
  2. Soft lighting can make feel the room safe.
  3. Soft lighting can make the room to feel safe.
  4. Soft lighting can make the room feels safe.
Cevabı göster

Soft lighting can make the room feel safe.

We should remember that we're dealing with someone

3:54

Karşımızdaki kişinin

who finds vulnerability frightening

3:56

savunmasızlığı korkutucu bulan biri olduğunu unutmamalı

and therefore not meet their impulse to flee with punitiveness. Kalıp ifadeler

3:59

ve bu nedenle onların kaçma dürtüsüne cezalandırıcı bir şekilde karşılık vermemeliyiz.

Kalıp ifadeler

meet their impulse to flee with punitiveness: meet A with B yapısı

meet A with B yapısında meet, “karşılaşmak” değil, “karşılık vermek” anlamındadır. A tepkiyi doğuran şeyi, B ise karşılık olarak kullanılan tutum veya eylemi belirtir. Burada A their impulse to flee, B ise punitiveness ifadesidir. Cümle, bu kaçma dürtüsüne cezalandırıcı bir tutumla karşılık verilmemesi gerektiğini söyler. Punitiveness mutlaka resmî bir ceza değil, cezalandırma eğilimi anlamına gelir.

Alıştırma

Cümleyi meet A with B yapısıyla tamamlayın: When Maya asked a difficult question, the teacher did not ____ her curiosity ____ annoyance.

Cevabı göster

meet · with

But, more crucially,

4:04

Ancak daha da önemlisi,

we might along the way start to ask ourselves a few key questions. Deyimler

4:05

yol boyunca kendimize birkaç temel soru sormaya başlayabiliriz.

Deyimler

along the way: gelişen bir sürecin içinde

Burada along the way, “süreç içinde” veya “işler gelişirken” anlamına gelir. Gerçek bir yoldan söz edilmez. Soru sormaya başlama eylemini, ele alınan daha uzun sürecin içine yerleştirir. Bu ifade çoğu zaman ana süreç bitmeden bir şeyin öğrenildiğini, değiştiğini veya gerçekleştiğini belirtir.

Alıştırma

“Süreç içinde” anlamını vermek için cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? Building the community garden took months, but we made new friends ____.

  1. by the way
  2. along the way
  3. on the way
Cevabı göster

along the way

How similar are we to them

4:11

Onlara ne kadar benziyoruz

beneath the apparent differences?

4:14

görünürdeki farklılıkların altında?

It's easy to claim that one has an uncomplicated desire to be close

4:16

Yakın olmak için karmaşık olmayan bir arzumuz olduğunu iddia etmek kolaydır

so long as one isn't put to the test Notlar

4:20

kişi test edilmediği sürece,

Deyimler

put to the test: gerçek bir sınamayla karşılaşmak

Put to the test, “birinin veya bir şeyin güçlü, doğru ya da güvenilir olup olmadığını ortaya çıkaran gerçek bir durumla karşı karşıya bırakılmak” anlamına gelen edilgen bir deyimdir. Burada kişinin yakınlık konusunda rahat olduğuna dair iddiası gerçek hayatta sınanacaktır; bu, okul sınavı değildir. Etken kalıp put someone or something to the test şeklindedir. Altyazıda one, edilgen be put to the test kalıbının öznesidir. Put fiilinin biçimi değişmez.

Alıştırma

Hangi cümle kişisel bir niteliğin gerçek hayatta sınandığını söylüyor?

  1. Her patience was put to the test during the long delay.
  2. She tested the new app during the long delay.
  3. She took a math test during the long delay.
Cevabı göster

Her patience was put to the test during the long delay.

because one has carefully picked out a person who has problems being close. Öbek fiiller

4:22

çünkü kişi yakınlaşma sorunu olan birini özenle seçmiştir.

Dilbilgisi

so long as: bir koşul belirtmek

Bu cümlede so long as bir koşul getirir ve “şu şartla ki” ya da “-dığı sürece” anlamına gelir. Bu iddiayı ortaya atmak, kişi gerçekten sınanmadığı müddetçe kolaydır. İfadeyi bir iddia ve onu sınırlayan koşul şeklinde düzenler. Burada bir şeyin ne kadar sürdüğünü belirtmez.

Alıştırma

Formu getirmeyi koşul hâline getiren ifadeyi seçin: You can join the trip ___ you bring the required permission form.

  1. so long as
  2. as soon as
  3. even though
Cevabı göster

so long as

Öbek fiiller

picked out: bir grup içinden seçmek

Burada picked out, “daha geniş bir olası kişiler grubu içinden belirli bir kişiyi dikkatle seçti” anlamına gelir. out parçacığı, bir seçeneği diğerlerinden ayırıp seçme fikrini ekler. Bu bağlamda ifade, seçimin tesadüfi değil, bilinçli bir eleme sonucunda yapılmış olabileceğini düşündürür. Pick out, “ayırt etmek veya fark etmek” anlamına da gelebilir; ancak burada bu anlamda kullanılmamıştır.

Alıştırma

“Birkaç seçenek arasından seçmek” anlamındaki pick out ifadesinin geçmiş biçimiyle cümleyi tamamlayın: After comparing every design, Maya ____ the simplest one.

Cevabı göster

picked out

Yet, in truth,

4:27

Oysa gerçekte,

how simple is closeness for us, really?

4:28

yakınlık bizim için gerçekten ne kadar basittir?

Might we not be as scared as they are, Ton ve niyet

4:32

Biz de onlar kadar korkuyor olabilir miyiz,

but simply have passed our share of the problem on to them to hold? Öbek fiiller

4:35

ama sadece sorunun bize düşen payını tutmaları için onlara devretmiş olabilir miyiz?

Ton ve niyet

Might we not...?: bir olasılığı nazikçe ortaya atmak

Might we not...? bir olasılığı temkinli biçimde sunan olumsuz bir soru yapısıdır. Burada yaklaşık olarak “Biz de onlar kadar korkuyor olabilir miyiz?” anlamına gelir. not sözcüğü, konuşanın bu olasılığı reddettiğini göstermez. Konuşan doğrudan bir iddiada bulunmak yerine dinleyicileri görüşlerini yeniden düşünmeye ve belki de “bizim” de aynı korkuyu paylaştığımızı kabul etmeye davet eder. as ... as kalıbı, korku derecesinin eşit olabileceğini belirtir.

Alıştırma

“Might we not be overlooking a simpler solution?” cümlesinde konuşan büyük olasılıkla ne yapıyor?

  1. Başkalarını, daha basit bir çözümü gözden kaçırıyor olabileceklerini düşünmeye davet etmek
  2. Daha basit bir çözümü kesinlikle gözden kaçırmadıklarını belirtmek
  3. Daha basit bir çözümü gözden kaçırmak için izin istemek
Cevabı göster

Başkalarını, daha basit bir çözümü gözden kaçırıyor olabileceklerini düşünmeye davet etmek

Öbek fiiller

pass something on to someone: bir şeyi birine aktarmak

Pass something on to someone, bir şeyi başka bir kişinin alacağı ya da sorumluluğunu üstleneceği şekilde devretmek demektir. Nesne pass ile on arasına gelir: pass the message on to Maya. Zamir de aynı yerde olmalıdır: pass it on to Maya. Buradaki our share of the problem fiziksel bir nesne değildir. Konuşmacı, insanların duygusal bir sorunda kendilerine düşen kısımla yüzleşmekten kaçınıp bunu karşı tarafa taşıtabileceğini ima ediyor.

Alıştırma

Cümleyi pass something on to someone ifadesinin geçmiş zamanıyla tamamlayın: Instead of handling the complaint, we ____ it ____ the support team.

Cevabı göster

passed · on to

Shouldn't we be suspicious of the way that we managed reject other warmer candidates

4:39

Diğer daha sıcak adayları reddetmeyi başarıp

in favor of this distant figure? Kalıp ifadeler

4:44

bu mesafeli figürü tercih etme şeklimizden şüphelenmemiz gerekmez mi?

Kalıp ifadeler

in favor of: desteklenen veya seçilen seçenek

In favor of, desteklenen ya da seçilen kişiyi, planı veya seçeneği belirtir. reject A in favor of B yapısında A reddedilir ve B tercih edilir. Bu cümlede other warmer candidates A, this distant figure ise B’dir. İfade, mesafeli kişinin seçildiğini gösterir; buradaki favor, birine iyilik yapmak anlamına gelmez.

Alıştırma

A school rejected the cheaper plan in favor of the safer plan. Okul hangi planı seçti?

  1. İki plan da değil.
  2. Daha güvenli plan.
  3. Daha ucuz plan.
Cevabı göster

Daha güvenli plan.

Is it really an accident that we are with them,

4:47

Onlarla birlikte olmamız gerçekten bir tesadüf mü,

or isn't it in some way satisfying to us as well,

4:50

yoksa bir şekilde bu durum bizi de mi tatmin ediyor,

allowing us to claim that we want intimacy

4:54

hiçbir bedel ödemek zorunda kalmadan

without having to bear any of its costs? Dilbilgisi

4:57

yakınlık istediğimizi iddia etmemize izin vererek?

Dilbilgisi

without having to bear any of its costs: hiçbir bedeline katlanmak zorunda olmadan

Without having to + fiilin yalın hâli, kişinin normalde gerekli olacak bir eylemden kaçınarak bir şeyi elde edebildiğini veya yapabildiğini anlatır. Burada having to bear, bir şeyi kabul etmek veya ona katlanmak zorunda olmak demektir. Bear the costs burada mecazi anlamda kullanılmıştır. Costs, maddi masrafları değil; savunmasız kalmak ve bağımlılık gibi yakınlığın duygusal risklerini ve taleplerini ifade eder. Soru, bu riskleri kabul etmek gerekmiyorsa yakınlık istediğini söylemenin tatmin edici gelebileceğini ima eder.

Alıştırma

Cümleyi without having to + fiilin yalın hâli kalıbıyla tamamlayın: The arrangement gives them the benefits ____ bear the costs.

Cevabı göster

without having to

Through such pointed questions,

5:01

Bu tür doğrudan sorular aracılığıyla,

we stand to realize that most probably Kalıp ifadeler

5:03

büyük ihtimalle şunu fark edebiliriz ki

the fear of closeness exists on both sides.

5:05

yakınlık korkusu her iki tarafta da mevcuttur.

Kalıp ifadeler

stand to realize: koşullara bağlı muhtemel bir sonuç

Stand to + fiilin yalın hâli, genellikle belirli koşullar karşılandığı için bir sonucun muhtemel veya mümkün olduğu bir konumda bulunmak demektir. Stand to realize ifadesindeki sonuç, bir şeyi anlayıp fark etmektir. Will realize ifadesinden farklı olarak kesin bir tahminde bulunmaz. Through such pointed questions, bu olasılığı yaratan koşulu sunar; most probably ise iki taraftaki korkuyla ilgili iddianın çok olası ancak kesin olmadığını ayrıca belirtir.

Alıştırma

Cümleyi stand to + fiilin yalın hâli kalıbı ve benefit fiiliyle tamamlayın: Because demand is rising, small suppliers ____ from the change.

Cevabı göster

stand to benefit

It's just that they are directly distant

5:09

Sadece onlar doğrudan mesafelidir

and we are so by proxy. Kelime

5:12

ve biz de vekaleten öyleyizdir.

Kelime

“By proxy”: dolaylı katılım

By proxy, bir şeyin doğrudan ya da bizzat değil, başka bir kişi veya şey aracılığıyla dolaylı biçimde gerçekleştiğini anlatır. Burada diğer kişiler duygusal olarak doğrudan mesafe koyarken “biz”, onları partner olarak seçerek dolaylı biçimde mesafeli kalıyoruz. Başka durumlara aktarılabilecek temel düşünce, bir eylem, durum veya deneyimin başka biri aracılığıyla gerçekleşmesidir. Resmî vekâleten oy kullanma bunun yalnızca bir kullanımıdır; bu cümlede ifade mecazidir.

Alıştırma

“Maya stayed safely at home but explored the world by proxy through her brother’s travel stories,” cümlesinde by proxy ne anlama gelir?

  1. Seyahati, kardeşinin hikâyeleri aracılığıyla dolaylı olarak deneyimledi.
  2. Kardeşinin resmî temsilcisi olarak seyahat etti.
  3. Kardeşi üzerinden internete bağlandı.
Cevabı göster

Seyahati, kardeşinin hikâyeleri aracılığıyla dolaylı olarak deneyimledi.

We can break away from caricatures and, Öbek fiiller

5:15

Karıkatürize etmekten kurtulabilir ve,

as a couple,

5:18

bir çift olarak,

own up to our mutual terrors of dependence. Öbek fiiller

5:19

bağımlılığa dair karşılıklı korkularımızı itiraf edebiliriz.

Öbek fiiller

“Break away from caricatures”: basitleştirilmiş rollerden uzaklaşmak

Break away from, kişiyi tutan veya biçimlendiren bir şeyden ayrılmak demektir. Fiil, edilgen bir değişimi değil, bilinçli ve etkin bir uzaklaşmayı anlatır. Buradaki caricatures sözcüğü çizimleri değil, iki partnerin abartılı ve aşırı basitleştirilmiş tasvirlerini anlatır: “soğuk olan” ve “muhtaç olan” gibi sabit roller. Bunlardan uzaklaşmak, bu etiketleri gerçeğin tamamı saymayı bırakıp daha karmaşık bir gerçekliği görmektir.

Alıştırma

Yukarıda öğretilen ifadeyle cümleyi tamamlayın: The design team wants to ____ its usual style.

Cevabı göster

break away from

Öbek fiiller

own up to: rahatsız edici bir gerçeği açıkça kabul etmek

Own up to + isim ya da -ing biçimi, rahatsız edici bir şeyi, özellikle de daha önce kaçındıktan veya inkâr ettikten sonra açıkça kabul etmek demektir. Bu cümlede iki kişiden de başkalarına bağımlı olma konusundaki ortak korkularını kabul etmeleri isteniyor. Kabul edilen şey açıkça söyleniyorsa onu to bağlar: own up to a mistake veya own up to feeling afraid. Own up ancak neyin kabul edildiği zaten belliyse tek başına kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki öbek fiille tamamlayın. Bağlam, gecikmiş ve rahatsız edici bir itirafı gösteriyor: After blaming everyone else, Leo finally ____ breaking the window.

Cevabı göster

owned up to

We can start to sympathize with one another's techniques

5:22

Birbirimizin yöntemleriyle empati kurmaya başlayabiliriz

for warding off anxiety Öbek fiiller

5:25

kaygıyı savuşturmak için

Öbek fiiller

warding off anxiety: kaygıyı uzakta tutmak

Ward off + isim, savunma amaçlı bir eylemle zararlı veya istenmeyen bir şeyi uzakta tutmak ya da gerçekleşmesini önlemek demektir. Burada warding off anxiety, kaygılı duyguları uzakta tutmak için kişisel yöntemler kullanmayı anlatır. Techniques for warding off anxiety ifadesinde for, yöntemlerin amacını belirtir; bu nedenle ward fiili -ing biçimini alır. İfade yalnızca kaygıyı betimlemeye değil, önleme veya savunmaya odaklanır.

Alıştırma

İngilizce cümlenin tamamını dinleyin ve tam olarak duyduğunuz seçeneği belirleyin. Ward off ile warn of arasındaki farka odaklanın.

  1. The alarm was designed to ward off intruders.
  2. The alarm was designed to warn of intruders.
Cevabı göster

The alarm was designed to ward off intruders.

and help each other to accept the common risks of love. Kalıp ifadeler

5:27

ve aşkın ortak risklerini kabul etmek için birbirimize yardım edebiliriz.

Kalıp ifadeler

accept the common risks of love: sevginin ortak risklerini kabullenmek

Burada accept the common risks of love, sevginin doğası gereği belirsizlik içerdiğini kabul etmek ve bununla yaşamaya istekli olmak demektir. Bu riskler savunmasızlık, bağımlılık, ihanete uğrama veya kayıp olabilir. Accept, riskleri sevmek ya da yok etmek anlamına gelmez. Common, risklerin ilişkideki kişiler tarafından paylaşılması ve genel olarak sevgide sık görülmesi demektir; “sıradan” veya “önemsiz” anlamına gelmez. Başka durumlara aktarılabilen accept the risks of + isim veya -ing yapısı, riski bir seçim ya da durumun kaçınılmaz parçası olarak sunar.

Alıştırma

“Olası olumsuzlukları kabul etmek ve bunlarla yaşamaya razı olmak” anlamındaki ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: If we launch the product early, we must ____ moving before every test is finished.

Cevabı göster

accept the risks of

That will be the beginning of true closeness and bravery on both sides.

5:32

Bu, her iki taraf için de gerçek bir yakınlığın ve cesaretin başlangıcı olacaktır.

Did you know we also have an app to help you meet people with whom you can have deeper,

5:39

Biliyor muydunuz, daha derin bağlar kurabileceğiniz insanlarla tanışmanıza yardımcı olacak bir uygulamamız da var,

more meaningful connections?

5:44

çok daha anlamlı bağlantılar?

Follow the link on your screen now to download it.

5:46

İndirmek için şimdi ekranınızdaki bağlantıyı takip edin.