SOSYOLOJİ - Émile Durkheim: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
1.106 kelime 166 kel/dk

Video Tanıtımı: Bu video, Durkheim'ın teşhisini açıklar: Sanayi kapitalizmi refahı artırırken toplumsal bağları ve ortak rehberliği zayıflatabilir. Başlıca İngilizce Öğrenme Noktaları: 1. “shed light on” bir Deyim ve Mecazi İfadedir; bir kanıtın daha geniş ve gizli bir sorunu açıklığa kavuşturduğunu anlatmayı öğrenin. 2. "Whatever works for you," Konuşma Edimbilimi ve Tutum kapsamındadır; hoşgörülü görünen bir önerinin mesafe ya da ortak ölçüt sunmayı reddetme anlamına geldiği bağlamı fark edin. 3. “take some of the pressure off individuals” bir Öbek Fiildir; talep, suçlama ya da stresi azaltmayı, bütün baskının yok olduğunu ileri sürmeden anlatın.

Bu derste

Émile Durkheim is the philosopher

0:08

Émile Durkheim,

who can best help us to understand

0:10

kapitalizmin

why capitalism

0:12

bizi neden daha zengin,

makes us richer

0:13

ama yine de çoğu zaman daha mutsuz yaptığını

and yet frequently more miserable. Anlatım akışı

0:15

anlamamıza en iyi yardımcı olabilecek filozoftur.

Anlatım akışı

and yet: şaşırtıcı bir karşıtlığı vurgulamak

And yet, ikisi de doğru olan iki olguyu birbirine bağlar ve ikinci olguyu birincinin oluşturduğu beklentiye ters düşen şaşırtıcı bir karşıtlık olarak sunar. Burada daha fazla zenginlik, daha yüksek bir yaşam kalitesi beklentisi yaratır; ancak insanların sık sık daha mutsuz hâle gelmesi bu beklentiye ters düşer. and ikinci sonucu aynı anlatıma eklerken yet iki sonuç arasındaki çatışmayı vurgular. Yalnızca but kullanmaya kıyasla and yet, iki karşıt sonucun aynı anda var olduğu gerçeğine daha fazla ağırlık verir.

Alıştırma

İki olgunun da doğru olduğunu koruyarak ikinci olguyu şaşırtıcı bir karşıtlık hâline getiren bağlayıcıyı seçin: The apartment is tiny, ___ it feels spacious.

  1. and yet
  2. because
  3. so
Cevabı göster

and yet

He was born in 1858

0:18

1858 yılında

in the little French town of Épinal

0:19

Almanya sınırına yakın

near the German border.

0:21

küçük bir Fransız kasabası olan Épinal'de doğdu.

Before he was 40,

0:22

40 yaşına gelmeden önce,

Durkheim was appointed to a powerful and prestigious position Kalıp ifadeler

0:24

Durkheim güçlü ve prestijli bir pozisyona atandı

as a professor at the Sorbonne in Paris.

0:27

ve Paris'teki Sorbonne'da profesör oldu.

Kalıp ifadeler

was appointed to: bir göreve resmen atanmak

Was appointed to, appoint someone to something yapısının edilgen biçimidir. Bir yetkilinin veya kurumun bir kişiyi bir göreve, makama, komiteye ya da başka bir kurula resmen seçtiğini belirtir. Görevi alan kişi özne olur ve atandığı yer to sözcüğünden sonra gelir. Bu cümlede to, a powerful and prestigious position ifadesini başlatır. Ardından gelen as a professor, bu görevin profesörlük olduğunu açıklar.

Alıştırma

Cümleyi appoint fiilinin basit geçmiş edilgen biçimi ve doğru edatla tamamlayın: After the board's formal vote, Elena ____ the committee.

Cevabı göster

was appointed to

Durkheim lived through the immense rapid transformation of France Öbek fiiller

0:30

Durkheim, Fransa'nın devasa ve hızlı dönüşümünü,

from a largely traditional agricultural society Dilbilgisi

0:33

büyük ölçüde geleneksel tarım toplumundan

to an urban industrial economy.

0:36

kentsel sanayi ekonomisine geçişini yaşadı.

Öbek fiiller

lived through: bir değişim dönemini bizzat yaşamak

Bu cümlede lived through, ‘büyük bir değişim dönemini gerçekleşirken bizzat deneyimledi’ demektir. Durkheim, Fransa’nın dönüşümü sırasında hayattaydı ve bunun etkilerine tanık oldu; ifade, onun deneyimlediği şey olarak Fransa’yı değil dönüşümü sunar. live through + olay veya dönem kalıbı, zaman içinde gelişen bir olayı yaşamayı anlatır. Tehlikeli bağlamlarda olay sona erene kadar hayatta kalmayı da ima edebilir, ancak burada bu daha güçlü anlam gerekli değildir.

Alıştırma

Hangi cümle ekonomik krizi Elena’nın bizzat deneyimlediği bir olay olarak doğrudan sunar?

  1. Elena lived in Madrid during the economic crisis.
  2. Elena read about the economic crisis.
  3. Elena lived through the economic crisis.
Cevabı göster

Elena lived through the economic crisis.

Dilbilgisi

from ... to ...: değişimin başlangıç ve bitiş noktalarını belirtmek

From ... to ... bir değişimin başlangıç ve bitiş noktalarını belirtir. Burada from önceki biçim olan a largely traditional agricultural society ifadesini, to ise sonraki biçim olan an urban industrial economy ifadesini getirir. Birlikte dönüşümün yönünü belirtirler. İki uç nokta dil bilgisi bakımından paralel ve karşılaştırılabilir olmalıdır. Burada her ikisi de geniş toplumsal veya ekonomik biçimleri anlatan isim öbekleridir. Bu kalıp durum, boyut, sistem veya rol değişikliklerinde de kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi başlangıç ve bitiş durumlarını belirten iki parçalı yapıyla tamamlayın: The clinic changed ____ paper records ____ a digital system.

Cevabı göster

from · to

He could see that his country was getting richer,

0:39

Ülkesinin giderek zenginleştiğini,

that capitalism was extraordinarily productive,

0:41

kapitalizmin olağanüstü derecede üretken olduğunu,

and in certain ways that it was also liberating.

0:44

ve belirli yönlerden de özgürleştirici olduğunu görebiliyordu.

But what particularly struck him and became the focus of his entire scholarly career Kelime

0:47

Ancak onu özellikle etkileyen ve tüm akademik kariyerinin odak noktası haline gelen şey,

was that the economic system was doing something very peculiar to people's minds.

0:52

ekonomik sistemin insanların zihinlerine çok tuhaf bir şey yapıyor olmasıydı.

Kelime

struck him ifadesinin fiziksel olmayan anlamı

struck him ifadesinde struck, strike fiilinin düzensiz geçmiş zaman biçimidir. Burada ‘ona vurdu’ değil, ‘dikkatini güçlü biçimde çekti’ veya ‘üzerinde güçlü bir izlenim bıraktı’ anlamındadır. Tepki şaşkınlık, kaygı veya düşünsel ilgi olabilir; mutlaka olumlu değildir. İfade What struck him ... was that ... kalıbında yer alır. what yan cümlesi öznedir; sonraki that yan cümlesi ise dikkatini çeken olguyu açıklar.

Alıştırma

Cümleyi, ‘dikkatini güçlü biçimde çekti’ anlamındaki strike fiilinin düzensiz geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The unusual pattern immediately ____ her.

Cevabı göster

struck

It was, quite literally, Anlatım akışı

0:57

Kelimenin tam anlamıyla,

driving them to suicide Kalıp ifadeler

0:59

giderek artan sayılarda

in ever-increasing numbers.

1:01

onları intihara sürüklüyordu.

Anlatım akışı

Quite literally sonucun mecaz olmadığını belirtir

Quite literally, okuyucuya sonraki iddiayı nasıl yorumlaması gerektiğini gösterir. drive someone to something mecazlı duyulabildiği için bu ifade o yorumu engeller: sonuç yalnızca aşırı sıkıntı değil, gerçek intihardı. Burada quite, literally sözcüğünü güçlendirerek ‘gerçekten’ veya ‘tam anlamıyla’ anlamını verir. Dolayısıyla ifade yalnızca genel bir vurgu eklemek yerine muhtemel bir mecazlı yorumu düzeltir.

Alıştırma

Şu cümleyi okuyun: The policy quite literally left hundreds of people without homes. quite literally okuyucuya ne anlatır?

  1. Konuşan kişi sonucu bilinçli olarak abartmaktadır.
  2. Sonuç neredeyse gerçekleşmiştir ama tam olarak gerçekleşmemiştir.
  3. Sonuç gerçekten gerçekleşmiştir ve yalnızca bir söz sanatı değildir.
Cevabı göster

Sonuç gerçekten gerçekleşmiştir ve yalnızca bir söz sanatı değildir.

Kalıp ifadeler

drive someone to + sonuç

Bu cümlede driving them to suicide, insanları intihara yöneltmek ya da sürüklemek anlamına gelir. Buradaki drive, araç kullanmakla ilgili değildir. Yapı drive + kişi + to + sonuç şeklindedir. Genellikle baskı veya koşulların birini ciddi ve çoğunlukla olumsuz bir sonuca götürmesini anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle ciddi bir sonucu göstermek için drive someone to + sonuç yapısını doğru kullanır?

  1. The constant uncertainty drove him to despair.
  2. The constant uncertainty drove to him despair.
  3. The constant uncertainty drove him despair.
Cevabı göster

The constant uncertainty drove him to despair.

This was the immense insight

1:03

Bu, Durkheim'ın en önemli eseri olan

unveiled in Durkheim's most important work,

1:04

ve 1897'de yayımlanan İntihar'da

Suicide, published in 1897.

1:08

ortaya konan muazzam bir içgörüydü.

The book chronicled a remarkable and tragic discovery,

1:11

Kitap, dikkat çekici ve trajik bir keşfi belgeliyordu:

that suicide rates seem to shoot up once a nation has become industrialized Öbek fiiller

1:14

Bir ulus sanayileştiğinde

and consumer capitalism takes hold. Öbek fiiller

1:19

ve tüketici kapitalizmi kök saldığında intihar oranları fırlamış gibi görünüyordu.

Öbek fiiller

Hızlı artış anlamında shoot up

Burada shoot up, çok hızlı ve büyük ölçüde yükselmek anlamına gelir. Özne suicide rates olduğu için keskin bir sayısal artışı anlatır; yukarı doğru silah ateşlemekten veya uyuşturucu enjekte etmekten söz etmez. Bu öbek fiili fiyat, oran, maliyet, sıcaklık veya sayı gibi değişen değerlerle kullanın.

Alıştırma

Hızlı bir artış göstermek için cümleyi shoot up ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After the announcement, ticket prices ____ within hours.

Cevabı göster

shot up

Öbek fiiller

Yerleşip etkili hâle gelmeyi anlatan “takes hold”

Bu cümlede “takes hold”, “yerleşir ve güçlü bir etki göstermeye başlar” anlamındadır. Özne consumer capitalism ifadesidir: tüketim kapitalizmi bir ülkede yerleştikten sonra artık küçük veya geçici bir güç değildir. Fiil öbeği burada geçişsizdir: bir eğilim, fikir, duygu, hastalık veya toplumsal sistem take hold edebilir. İfade, bir şeyin sıkıca tutunması imgesine dayanır; ancak gerçek anlamda elle tutmaktan söz edilmez.

Alıştırma

Hangi cümlede take hold, “yerleşip etkili hâle gelmek” anlamında kullanılmıştır?

  1. Please take hold of the rail while the train is moving.
  2. A larger company will take over the business next month.
  3. A culture of open feedback slowly took hold across the company.
  4. The new medicine takes effect within twenty minutes.
Cevabı göster

A culture of open feedback slowly took hold across the company.

Durkheim observed that the suicide rate in the Britain of his day

1:22

Durkheim, kendi dönemindeki İngiltere'de intihar oranının

was double that of Italy, Dilbilgisi

1:26

İtalya'nınkinin iki katı olduğunu,

but in even richer and more advanced Denmark,

1:28

ancak daha da zengin ve gelişmiş Danimarka'da,

it was four times higher than in the UK. Dilbilgisi

1:30

İngiltere'dekinden dört kat daha yüksek olduğunu gözlemledi.

Dilbilgisi

Karşılaştırmada yerine kullanılan “double that of Italy”

double that of Italy ifadesinde that, daha önce geçen tekil isim öbeği the suicide rate yerine kullanılır. İfade, “İtalya’nın intihar oranının iki katı” anlamına gelir. Bu kullanım, resmî bir karşılaştırmada aynı ismi tekrarlamayı önler. Kalıp A is double that of B şeklindedir. That, B’nin kendisini değil, ölçülen şeyi belirtir. Yerine geçilen isim çoğulsa those kullanılır: The costs are double those of last year.

Alıştırma

Karşılaştırmayı double ve tekil yerine geçme sözcüğü that ile tamamlayın: The recycling rate in Lakeview is ____ Brookdale.

Cevabı göster

double that of

Dilbilgisi

four times higher than: kat belirteci + karşılaştırma + than

Bu cümlede four times higher than, Danimarka'nın intihar oranını Birleşik Krallık'taki oranla karşılaştırır. Yapı şöyledir: kat belirteci + karşılaştırma sıfatı + than + karşılaştırma ölçütü: four times + higher + than. Bu ifade sayısal bir oran bildirir. Burada amaçlanan anlam, Danimarka'daki oranın Birleşik Krallık'taki oranın dört katı olmasıdır. Kesin istatistiksel yazımda tam olarak 4 katı anlatmak için four times as high as daha açıktır; çünkü bazı okurlar four times higher than ifadesini ilk miktara o miktarın dört katının eklenmesi, yani toplam 5 kat olarak yorumlar.

Alıştırma

Hangi cümle kat belirteci + karşılaştırma + than yapısını doğru kullanıyor?

  1. Online sales were four times as higher than last year's.
  2. Online sales were four times high than last year's.
  3. Online sales were four times higher than last year's.
Cevabı göster

Online sales were four times higher than last year's.

Durkheim's focus on suicide

1:33

Durkheim'ın intihara odaklanması,

was intended to shed light on a more general level Deyimler

1:35

toplumdaki mutsuzluk ve çaresizliğin

of unhappiness and despair in society.

1:38

daha genel bir seviyesine ışık tutmayı amaçlıyordu.

Deyimler

shed light on: anlamaya yardımcı olmak

Burada shed light on, “insanların bir şeyi daha açık biçimde anlamasına yardımcı olmak” anlamına gelir. Durkheim'ın intihar çalışması, toplumdaki daha geniş mutsuzluk ve çaresizlik hakkında yararlı bilgiler ortaya çıkarmayı amaçlıyordu. Bu ifade, light sözcüğünü açıklık için bir benzetme olarak kullanır. Zor bir konuyu anlamayı veya açıklamayı kolaylaştırmayı anlatır; konuya fiziksel olarak ışık tutmak ya da onu mutlaka çözmek anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi, derste öğrendiğiniz ve “insanların daha açık anlamasına yardımcı olmak” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The witness's notes may ____ what happened before the fire.

Cevabı göster

shed light on

Suicide was the horrific tip of the iceberg Deyimler

1:41

İntihar, modern kapitalizmin yarattığı zihinsel sıkıntının

of mental distress created by modern capitalism.

1:43

buzdağının korkunç görünen yüzüydü.

Deyimler

tip of the iceberg (buzdağının görünen ucu)

Tip of the iceberg, çok daha büyük ancak gizli kalan bir durumun görünen küçük bölümünü ifade eder. Bu cümlede intihar görünen belirti olarak sunulurken çok daha yaygın ruhsal sıkıntılar yüzeyin altında kalır. Bu deyim genellikle görülen şeyin tüm sorunun yalnızca küçük bir bölümü olduğu ve gizli kısmın daha büyük ya da daha ciddi olabileceği konusunda uyarır.

Alıştırma

Çok daha büyük ve gizli bir sorunun görünür belirtisini anlatan deyimi tamamlayın: The three damaged files may be just the ____.

Cevabı göster

tip of the iceberg

Across his career,

1:48

Kariyeri boyunca,

Durkheim tried to explain why people had become so unhappy in modern societies,

1:49

Durkheim insanların modern toplumlarda neden bu kadar mutsuz olduğunu açıklamaya çalıştı

and he isolated five crucial factors.

1:54

ve beş kritik faktörü izole etti.

In traditional societies,

2:01

Geleneksel toplumlarda,

people's identities are closely tied to belonging Kalıp ifadeler

2:02

insanların kimlikleri,

to a clan or a class.

2:05

bir klana veya bir sınıfa aidiyetle yakından bağlantılıdır.

Kalıp ifadeler

are closely tied to (… ile yakından bağlantılıdır)

Be closely tied to, bir şeyle güçlü biçimde bağlantılı ve bazen de ona bağımlı olmak anlamına gelir. Bu cümlede insanların kimlikleri, bir klana veya sınıfa ait olmalarıyla güçlü biçimde bağlantılıdır; fiziksel olarak bağlanmak kastedilmez. Yapı, özne + be fiilinin uygun biçimi + closely tied to + isim, zamir veya -ing biçimidir. Burada belonging, edat olan to’dan sonra gelen bir -ing biçimidir.

Alıştırma

Tam bağımlılık iddiasında bulunmadan güçlü bir bağlantıyı en doğal biçimde ifade eden cümle hangisidir?

  1. Employee well-being depends entirely on workplace culture.
  2. Employee well-being is related to workplace culture in some way.
  3. Employee well-being is closely tied to workplace culture.
Cevabı göster

Employee well-being is closely tied to workplace culture.

Few choices are involved.

2:07

Çok az seçenek söz konusudur.

A person might be a baker,

2:09

Bir kişi fırıncı,

a Lutheran,

2:10

Lutheran,

or married to their second cousin

2:11

veya ikinci dereceden kuzeniyle evli olabilir,

without ever having made any self-conscious decisions Dilbilgisi

2:13

hem de kendisi için hiçbir bilinçli karar

for themselves.

2:16

almadan.

Dilbilgisi

without ever having made: daha önce hiç gerçekleşmemiş bir eylem

Burada without, gerçekleşmeyen şeyi gösterir: kişi kendisi için bilinçli hiçbir karar vermemiştir. Made fiilinin nesnesi decisions sözcüğüdür. Having made, present perfect bir fiil değil, tamamlanmışlık bildiren bir gerund yapısıdır. without edatından sonra having + past participle, anlatılan durumdan önce hiç tamamlanmamış bir eyleme dönüp bakar; ever ise “herhangi bir zamanda” anlamını güçlendirir.

Alıştırma

Cümleyi without, ever ve make fiilinin tamamlanmış gerund biçimiyle tamamlayın: He followed the family business for years ____ a career choice for himself.

Cevabı göster

without ever having made

They can just step into a place created for them Deyimler

2:17

Onlar sadece, aileleri ve mevcut toplum dokusu tarafından

by their family and the existing fabric of society. Deyimler

2:19

kendileri için yaratılan bir yere adım atabilirler.

Deyimler

step into a place created for them: önceden hazırlanmış bir toplumsal role girmek

Step into bir hareket imgesi kullanır, ancak buradaki place fiziksel bir konum değil, toplumsal bir mevkiyi veya yaşam rolünü ifade eder. Aile ve toplum bu konumu önceden şekillendirmiştir; böylece kişi yolunu en baştan tasarlamadan o konumu üstlenebilir. Bu mecaz kolaylık ve edilgenlik de çağrıştırır: rol girilmeye hazırdır. Bağlama göre kişinin bağımsız bir seçim yapmak yerine beklentileri izlediğini ima edebilir.

Alıştırma

“After college, Lena stepped into a place her family had prepared for her,” cümlesindeki mecaz en güçlü biçimde neyi düşündürür?

  1. Önceden hazırlanmış bir yaşam rolünü kabul etti.
  2. Ailesine ait bir binaya girdi.
  3. Ailesi için tamamen yeni bir rol oluşturdu.
Cevabı göster

Önceden hazırlanmış bir yaşam rolünü kabul etti.

Deyimler

fabric of society: dokunmuş bir yapı olarak toplum

Buradaki fabric of society gerçek anlamda kumaş değildir. Bir toplumu bir arada tutan bağlantılı ilişkileri, gelenekleri ve kurumları anlatan bir metafordur. İpliklerin dokunarak kumaş oluşturması gibi bu unsurlar da birbirini destekler. The existing fabric, bu toplumsal yapının zaten var olduğunu ve insanların aileleriyle toplumun kendileri için hazırladığı rollere girebildiğini vurgular.

Alıştırma

They entered roles supported by the existing fabric of society cümlesinde fabric of society ne anlama gelir?

  1. Toplumu bir arada tutan ilişkiler ve kurumlar ağı
  2. Bireylerin seçebileceği işlerin listesi
  3. Ailelerin yaşadığı fiziksel bir bina
  4. Belirli bir toplumun ürettiği giysiler
Cevabı göster

Toplumu bir arada tutan ilişkiler ve kurumlar ağı

But under modern capitalism,

2:23

Ancak modern kapitalizm altında,

it's the individual that now begins to choose everything, Dilbilgisi

2:25

artık her şeyi seçmeye başlayan bireyin ta kendisidir;

what job to take,

2:28

hangi işe gireceği,

what religion to follow,

2:29

hangi dini takip edeceği,

who to marry,

2:31

kiminle evleneceği

and where to belong.

2:32

ve nereye ait olacağı gibi.

Dilbilgisi

it's the individual that ...: seçimi yapanı öne çıkaran it-cleft yapısı

it is/it's + odaklanan öge + that ... kalıbı bir it-cleft, yani bölünmüş vurgu yapısıdır. Burada it's the individual that, odağı the individual üzerine getirir: seçimleri yapan kişi olarak aile ya da önceden belirlenmiş bir toplumsal rol değil, birey gösterilir. It herhangi bir nesneye gönderme yapmaz; bölünmüş yapının bir parçasıdır. That ise bilginin geri kalanını başlatır. Tarafsız biçim The individual now begins to choose everything olurdu; it-cleft temel olguyu korur ancak karşıtlık vurgusu ekler.

Alıştırma

it-cleft yapısını tamamlayın. the morning train ifadesini vurgulamak için It was ... that kalıbını kullanın: ____ the morning train ____ arrived late, not the evening train.

Cevabı göster

It was · that

If things go well,

2:34

Eğer işler iyi giderse,

the individual takes all the credit, Kalıp ifadeler

2:35

birey tüm övgüyü alır,

Kalıp ifadeler

takes all the credit: tüm başarıyı kendine mal etmek

Burada takes all the credit, kişinin başarının tamamen kendisine ait olduğunu iddia etmesi anlamına gelir. Credit iyi bir sonuç karşılığında alınan övgü veya takdiri ifade eder; para, borçlanma gücü ya da okul kredisi anlamında değildir. Kalıp take credit for + sonuç veya eylem şeklindedir. All anlamı güçlendirir: kişi, takdiri paylaşmak yerine başarının tamamını kendine mal ediyor gibi gösterilir.

Alıştırma

Cümleyi take all the credit ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The whole team built the app, but Leo ____ when it won an award.

Cevabı göster

took all the credit

but if things go badly,

2:37

ama işler kötü giderse,

the individual is in a crueler place

2:38

birey daha önce

than ever before,

2:40

hiç olmadığı kadar acımasız bir yerdedir,

for it seemingly means that there is no one else to blame

2:42

çünkü bu görünüşe göre suçlanacak kendisinden başka

but they themselves.

2:44

kimse olmadığı anlamına gelir.

Failure becomes a terrible judgment

2:46

Başarısızlık, birey üzerinde

upon the individual.

2:48

korkunç bir yargıya dönüşür.

This is the particular burden of life

2:50

Bu, modern kapitalizmde

in modern capitalism.

2:52

yaşamın kendine has yüküdür.

Capitalism raises hope.

2:57

Kapitalizm umudu yükseltir.

Everyone with effort can become the boss.

2:59

Çaba gösteren herkes patron olabilir.

Advertising stokes ambition Kalıp ifadeler

3:02

Reklamlar,

by showing us limitless luxury

3:04

bize sınırsız lüks göstererek hırsı körükler;

that we could,

3:06

eğer kartlarımızı doğru oynarsak,

if we play our cards right, Deyimler

3:07

çok yakında elde edebileceğimiz

secure very soon.

3:08

lüksü.

Kalıp ifadeler

Advertising stokes ambition: reklamcılık hırsı körüklüyor

Stokes, hırsı yakıt eklenebilen bir ateş gibi ele alır. Burada reklamcılık, insanların başarı veya lüks arzusunu güçlendirip canlı tutar; bu fiil, reklamcılığın yalnızca hırs yarattığını söylemekten daha canlıdır. Aktarılabilir kalıp stoke + duygu, tutum veya eğilim şeklindedir. Dışarıdan gelen bir etkinin bir şeyi besleyerek büyüttüğünü anlatır.

Alıştırma

"The headlines stoked public anger," cümlesinde stoked ne anlatır?

  1. Öfkeyi etkilemeden ölçtüler.
  2. Öfkeyi tamamen ortadan kaldırdılar.
  3. Öfkeyi besleyip şiddetlendirdiler.
Cevabı göster

Öfkeyi besleyip şiddetlendirdiler.

Deyimler

play our cards right: kartlarımızı doğru oynamak

“Play our cards right”, durumu ustalıkla yönetmek ve istenen sonucu mümkün kılacak doğru stratejik seçimler yapmak anlamına gelen bir deyimdir. Kart oyunu imgesi mecazidir: Başarı yalnızca şansa değil, elinizdeki fırsatları veya kaynakları nasıl kullandığınıza bağlıdır. İyelik sözcüğü özneye göre değişir: I play my cards right, you play your cards right ve she plays her cards right. Bu cümlede “if”, lükse çok yakında erişmenin koşulu olarak doğru stratejiyi gösterir.

Alıştırma

“Akıllıca stratejik seçimler yapmak” anlamındaki dört kelimelik deyimle cümleyi tamamlayın: If you ____, this small project could lead to a full-time job.

Cevabı göster

play your cards right

The opportunities are said to be enormous,

3:10

Fırsatların muazzam olduğu söylenir,

but so too are the possibilities for disappointment. Dilbilgisi

3:13

ama aynı şekilde hayal kırıklığı olasılıkları da öyledir.

Dilbilgisi

but so too are + özne: resmî paralel devriklik

“But so too are the possibilities for disappointment” ifadesinde so too, “ayrıca” veya “aynı şekilde” anlamına gelir. İlk yan cümledeki enormous nitelemesini ikinci yan cümleye taşır: the opportunities are enormous ve the possibilities for disappointment are enormous as well. So too ifadesinden sonra fiil özneden önce gelir: so too are the possibilities. Bu, kısa ve dengeli bir paralel yapı oluşturmak için kullanılan bildirme cümlesi devrikliğidir; soru değildir. But, ikinci paralel gerçeği ilk olumlu gerçeğe karşı uyarıcı bir denge unsuru yapar.

Alıştırma

Cümleyi but, so, too ve be fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: The rewards are substantial, ____ the risks.

Cevabı göster

but so too are

In modern capitalism,

3:17

Modern kapitalizmde,

envy grows rife.

3:18

haset yaygınlaşır.

It's easy to become deeply dissatisfied

3:20

Kişinin kendi kaderinden derin bir memnuniyetsizlik duyması

with one's lot, Kelime

3:22

kolaydır,

Kelime

one's lot: kişinin hayattaki koşulları

One's lot, bir kişinin hayattaki koşulları veya konumu, özellikle de kendisini sonunda içinde bulduğu durum anlamına gelir. dissatisfied with one's lot ifadesinde kişi, bir miktardan ya da bir arazi parçasından değil, yaşam koşullarından hoşnutsuzdur. Burada one's geneldir. Söz edilen kişiye göre my lot, your lot, his lot veya their lot biçiminde değiştirilir.

Alıştırma

Şu cümleyi okuyun: "After years of comparing himself with others, Leo became dissatisfied with his lot." Burada his lot ne anlama gelir?

  1. Evinin yanındaki bir arazi parçası
  2. Ona ait büyük bir miktar
  3. Onun hayattaki koşulları
Cevabı göster

Onun hayattaki koşulları

not because it's objectively awful,

3:23

nesnel olarak çok kötü olduğundan değil,

but because of tormenting thoughts

3:25

neredeyse elinin altında ama tam olarak ulaşılamayan her şey hakkındaki

about all that is almost but not quite within reach. Deyimler

3:26

işkence edici düşünceler yüzünden.

Deyimler

almost but not quite within reach: neredeyse erişilebilir, ama henüz değil

Within reach yalnızca fiziksel olarak dokunulabilecek kadar yakın olan bir şeyi değil, elde edilebilir veya gerçekleştirilebilir bir şeyi de anlatabilir. Burada, istenen koşulların elde edilmesi mümkün görünmektedir. Almost but not quite kesin bir sınır çizer: bu koşullar elde edilebilir olmaya çok yakındır, ancak hâlâ erişilemez durumdadır. Bu kıl payı kaçırma hissi, düşüncelerin neden eziyet verici olduğunu açıklar.

Alıştırma

Mina'nın hak kazanmak için 90 puana ihtiyacı vardır, 89 puanı vardır ve bugün başka puan kazanamaz. Başarının yakın olduğunu ancak hâlâ ulaşılamadığını en doğru biçimde hangi ifade anlatır?

  1. within reach
  2. completely out of reach
  3. almost but not quite within reach
Cevabı göster

almost but not quite within reach

The cheery boosterish side of capitalism Kelime

3:30

Kapitalizmin neşeli ve pohpohlayıcı tarafı

attracted Durkheim's particular annoyance.

3:33

Durkheim'ın özellikle canını sıkmıştır.

Kelime

cheery boosterish side: eleştirel ton taşıyan iyimser tanıtım

Bu ifade, kapitalizmin parlak ve başarıyı öne çıkararak pazarlanan yüzü anlamına gelir. Cheery bu yüzü neşeli ve tasasız gösterirken boosterish coşkulu tanıtım ya da tezahürat havası taşır. Buradaki söz seçimi tarafsız bir övgü değil, eleştiridir. Fırsatları ve başarıyı kutlarken acı gerçekleri gözden uzaklaştıran, parlak fakat tek taraflı bir iyimserliğe işaret eder.

Alıştırma

Cümledeki cheery boosterish side ifadesini en iyi hangi yorum açıklar?

  1. Kapitalizmin parlak, yoğun biçimde tanıtımcı ve aşırı iyimser bir sunumu
  2. Kapitalizmin yarar ve zararlarını sakin ve dengeli biçimde ele alan bir açıklama
  3. Kapitalizmin ekonomik üretimi artıran teknik bir bölümü
Cevabı göster

Kapitalizmin parlak, yoğun biçimde tanıtımcı ve aşırı iyimser bir sunumu

In his view,

3:36

Onun görüşüne göre,

modern society struggled to admit

3:36

modern toplum, hayatın çoğu zaman oldukça acı verici ve üzücü olduğunu

that life just is often quite painful and sad.

3:38

kabullenmekte zorlanıyordu.

Our tendencies to grief and sorrow

3:42

Keder ve üzüntüye olan eğilimlerimiz

are made to look like signs of failure, Dilbilgisi

3:44

başarısızlık belirtileri gibi gösterilir,

rather than, Anlatım akışı

3:46

olması gerektiği gibi,

as should be the case,

3:47

insanlık durumunun zorlu gerçeklerine karşı

a fair response to the arduous facts of the human condition.

3:49

adil bir yanıt olmak yerine.

Dilbilgisi

are made to look like: gerçek değil, oluşturulmuş bir görünüş

Edilgen be made to look like kalıbı, bir şeyin başka bir şeymiş gibi görünmesini sağlayacak biçimde sunulması veya çerçevelenmesi anlamına gelir. Burada keder ve üzüntünün başarısızlık olduğu söylenmez; dışarıdan gelen toplumsal değerler bunları başarısızlık işaretleri gibi gösterir. Yapı subject + be + made + to look like + noun phrase biçimindedir. Edilgen yapı, eylemi yapanı belirtmeden odağı etkilenen özneye ve oluşturulan izlenime verir.

Alıştırma

Cümleyi be made to look like kalıbının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Through selective editing, the harmless delay ____ a major crisis.

Cevabı göster

was made to look like

Anlatım akışı

rather than, as should be the case: çerçeveyi düzeltmek ve tutum belirtmek

Rather than bir düzeltme karşıtlığı kurar: cümle önce reddedilen çerçeveyi, signs of failure, verir ve ardından bunu tercih edilen çerçeve olan a fair response ile değiştirir. Bu yapı, okuru yetersiz bir yorumdan yazarın amaçladığı yoruma yönlendirir. As should be the case ikinci çerçeveye ilişkin bir ara yorumdur. “Olması gerektiği gibi” anlamına gelir: yazar a fair response yorumunun doğru olduğunu düşünür, ancak toplumun bunu zaten gerçekten kabul ettiğini söylemez.

Alıştırma

Rather than, as should be the case, bu cümlede ne yapıyor?

  1. Toplumun kederi zaten genellikle a fair response olarak gördüğünü söyler.
  2. İki çerçevenin de eşit ölçüde kabul edilebilir olduğunu söyler.
  3. Signs of failure çerçevesini reddeder ve a fair response ifadesini doğru çerçeve olarak sunar.
Cevabı göster

Signs of failure çerçevesini reddeder ve a fair response ifadesini doğru çerçeve olarak sunar.

One of the complaints against traditional societies,

3:58

Romantik edebiyatta güçlü bir şekilde dile getirilen,

strongly voiced in romantic literature,

4:01

geleneksel toplumlara yönelik şikayetlerden biri,

is that people need more freedom.

4:03

insanların daha fazla özgürlüğe ihtiyaç duymasıdır.

Rebellious types used to complain that there were far too many social norms, Dilbilgisi

4:06

İsyankar tipler, çok fazla sosyal norm olduğundan şikayet ederlerdi;

Dilbilgisi

used to complain: şimdiyle karşılaştırılan geçmiş bir alışkanlık

Used to + fiilin yalın hâli, şimdiyle karşılaştırılan geçmiş bir alışkanlığı, tekrarlanan eylemi veya durumu anlatır. Burada used to complain, yakınmanın geçmişte bu asi insanlar için tipik olduğunu söyler; bunu onların şimdiki davranış biçimi olarak sunmaz. Used to sonrasında complain yalın hâlde kalır. Yapı etkendir: yakınanlar bu insanlardır. “Yakınmak için kullanılıyorlardı” veya “yakınmaya alışkınlardı” anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi şimdi farklı olan bir geçmiş alışkanlığını anlatan iki sözcüklük yapıyla tamamlayın: Leo ____ play soccer after school, but now he works in the afternoon.

Cevabı göster

used to

norms telling you what to wear,

4:10

ne giyeceğinizi,

what you're supposed to do on Sunday afternoons, Dilbilgisi

4:11

pazar öğleden sonraları ne yapmanız gerektiğini,

Dilbilgisi

you're supposed to do: beklenen davranış

You're supposed to do burada “bunu yapmanız bekleniyor” anlamındadır; belirtilmeyen beklenti kaynağı toplumsal normlardır. Gerçekte ne yapacağınızı öngörmez, bu normların gerektirdiği davranışı anlatır. Yapı be + supposed to + fiilin yalın hâli şeklindedir. Genellikle kuralları, görevleri veya toplumsal beklentileri ifade eder ve çoğu zaman must kadar güçlü değildir.

Alıştırma

Cümleyi be supposed to ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: According to the club rules, members ____ wear their badges inside the building.

Cevabı göster

are supposed to

what parts of an arm it's respectable for a woman to reveal.

4:14

bir kadının kolunun hangi kısımlarını açıkta bırakmasının saygın olduğunu söyleyen normlar.

Capitalism,

4:17

Kapitalizm,

following the earlier efforts of romantic rebels,

4:18

romantik isyancıların önceki çabalarını izleyerek,

has relentlessly undermined social norms. Kalıp ifadeler

4:21

sosyal normları acımasızca zayıflattı.

Kalıp ifadeler

has relentlessly undermined social norms: sürekli zayıflatma

Undermine, bir şeyin gücünü, otoritesini veya etkisini zayıflatmak anlamına gelir ve çoğu zaman tek bir açık eylemle sona erdirmekten çok aşamalı bir süreci anlatır. Burada zayıflatılan şey toplumsal normlardır. Has undermined biçimindeki present perfect, geçmişten ilgili şimdiki zamana kadar biriken zayıflamayı sunar. Relentlessly, çok az ara vererek ya da hiç ara vermeden sürme anlamı katar; böylece yan cümle kapitalizmi önceki isyancıların başlattığı yönü sürdüren bir güç olarak gösterir.

Alıştırma

Relentlessly sözcüğünü yardımcı fiil ile undermine fiilinin present perfect biçimi arasına yerleştirerek cümleyi tamamlayın: For years, the misinformation campaign ____ public trust.

Cevabı göster

has relentlessly undermined

Countries have become more complex,

4:25

Ülkeler daha karmaşık,

more anonymous,

4:26

daha anonim

and more diverse.

4:27

ve daha çeşitli hale geldi.

People don't have so much in common Kalıp ifadeler

4:28

İnsanların artık birbiriyle

with one another anymore.

4:30

o kadar da çok ortak noktası yok.

Kalıp ifadeler

have so much in common with one another: birbiriyle çok ortak noktası olmak

Have something in common with someone, biriyle ilgi alanları, deneyimler, özellikler veya inançlar paylaşmak anlamına gelir. Burada so much “çok miktarda” demektir; one another ise gruptaki kişilerin birbirini ifade eder. don't have so much in common ... anymore olumsuz yapısında konuşan kişi, ortak noktaların artık eskisinden daha az olduğunu söyler. Buradaki common “paylaşılan, ortak” anlamındadır; “sıradan” anlamında değildir.

Alıştırma

Ortak ilgi alanlarını anlatmak için have ... in common with kalıbını doğal biçimde kullanan cümle hangisidir?

  1. I am a lot in common with my cousin; we both love astronomy.
  2. I have a lot common to my cousin; we both love astronomy.
  3. I have a lot in common with my cousin; we both love astronomy.
Cevabı göster

I have a lot in common with my cousin; we both love astronomy.

The collective answers to even very important questions

4:31

Kiminle evlenmeniz veya çocuklarınızı nasıl yetiştirmeniz gerektiği gibi

like who you should marry or how you should bring up your children Öbek fiiller

4:34

çok önemli sorulara verilen kolektif yanıtlar bile

have become weaker and less specific.

4:37

daha zayıf ve daha az belirgin hale geldi.

Öbek fiiller

bring up your children: çocuklarınızı yetiştirmek

Burada bring up your children, çocuklar büyürken onlarla ilgilenmek, onları desteklemek ve yönlendirmek anlamına gelir; raise your children ifadesine yakındır. Çocukları belirten nesne, bring up fiilinin “bir konudan söz etmek” değil, “çocuk yetiştirmek” anlamında olduğunu gösterir. Nesne bir isim olduğunda bring up your children ve bring your children up yapılarının ikisi de dil bilgisi açısından doğrudur. Nesne bir zamir olduğunda ortada bulunmalıdır: bring them up denir, bring up them denmez.

Alıştırma

Bring up hangi cümlede “bir çocuğu yetiştirmek ve onunla ilgilenmek” anlamındadır?

  1. Please bring up the budget at tomorrow's meeting.
  2. The elevator will bring us up to the tenth floor.
  3. Her grandparents helped bring her up while her mother worked abroad.
Cevabı göster

Her grandparents helped bring her up while her mother worked abroad.

There's a lot of reliance on the phrase,

4:39

Şu ifadeye çok fazla güveniliyor:

"Whatever works for you," Ton ve niyet

4:41

"Senin için işe yarayan neyse,"

which sounds friendly,

4:43

bu kulağa dostça geliyor,

but it also means that society doesn't much care what you do

4:44

ama aynı zamanda toplumun sizin ne yaptığınızla pek ilgilenmediği

Ton ve niyet

“Whatever works for you”: destek mi, mesafe mi?

“Whatever works for you”, diğer kişiye kendisine uygun yöntemi veya seçeneği belirleme özgürlüğü verir. Tek başına kullanıldığında dostça ve kabullenici gelebilir. Ancak burada ardından gelen but cümleciği yorumu değiştirir: yazar bu ifadeyi, toplumun ortak bir yol göstermek yerine geri çekildiğinin işareti olarak görür. İfade kendi başına mutlaka ilgili, soğuk veya alaycı değildir; tutumu çevresindeki sözler ve durum belirler.

Alıştırma

Yargılayın: “Don’t ask me for advice—whatever works for you,” cümlesinde ifade sıcak ve etkin bir destek anlatır.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Yanlış

and doesn't feel confident it has good answers

4:47

ve hayatınızın büyük sorularına iyi cevapları olduğundan

to the big questions of your life.

4:50

emin hissetmediği anlamına da geliyor.

In upbeat moments,

4:52

İyimser anlarda,

we like to think of ourselves as fully up to the task Deyimler

4:54

hayatı yeniden keşfetme ve her şeyi kendi başımıza çözme görevine

of reinventing life and working everything out for ourselves. Öbek fiiller

4:56

tamamen hazır olduğumuzu düşünmeyi severiz.

Deyimler

“Be up to the task”: yeterli olmak

Be up to the task ifadesindeki up to, bir talebi veya zorluğu “karşılayabilecek durumda olmak” demektir. İfadenin tamamı, kişinin gereken işi yapacak kadar yeteneğe, hazırlığa veya güce sahip olduğunu anlatır; fiziksel yönle ilgili değildir. Bu cümlede the task, hayatı yeniden kurmak ve her şeyi bağımsız biçimde çözmektir. Fully iddiayı güçlendirir: insanlar kendilerini bu zorluğun tamamen üstesinden gelebilecek kişiler olarak görmeyi sever.

Alıştırma

“Zorluğu karşılayabilecek kadar yeterli” anlamındaki bu dersin ifadesiyle cümleyi tamamlayın: After the extra training, Lena was finally ____ of managing the busy front desk alone.

Cevabı göster

up to the task

Öbek fiiller

working everything out: düşünerek veya deneyerek sorunları çözmek

Bu cümlede working everything out, hayattaki bütün seçimleri ve sorunları kendi düşünceniz ve çabanızla çözmek ya da anlamak demektir. Egzersiz yapmak anlamına gelmez. Work out bir nesne aldığında ayrılabilen bir öbek fiildir: work something out. Burada everything, working ile out arasındadır. Zamir olan nesne work it out örneğindeki gibi mutlaka ortaya gelmelidir. İsim olan nesne ise work out the details örneğindeki gibi out sözcüğünden sonra da gelebilir.

Alıştırma

Hangi cümlede ayrılabilen work out öbek fiili sorunu çözmek anlamında doğru kullanılmıştır?

  1. We can work out it together.
  2. The problem can work it together.
  3. We can work it out together.
Cevabı göster

We can work it out together.

But in reality,

5:00

Ama gerçekte,

as Durkheim knew,

5:01

Durkheim'ın da bildiği gibi,

we're often simply too tired,

5:02

çoğu zaman sadece çok yorgunuz,

too busy,

5:04

çok meşgulüz,

too uncertain,

5:04

çok belirsizlik içindeyiz,

and then there's nowhere to turn. Deyimler

5:06

ve o zaman başvuracak hiçbir yer yok.

Deyimler

nowhere to turn: başvurulabilecek hiçbir yardım kaynağının olmaması

Nowhere to turn, yardıma ihtiyaç duyulduğunda başvurulabilecek hiçbir kişi, grup, hizmet veya rehberlik kaynağının bulunmaması demektir. Turn burada mecazidir: fiziksel olarak yön değiştirmekten değil, destek için birine ya da bir şeye başvurmak anlamındaki turn to someone or something for support ifadesinden gelir. Bu cümlede ifade; bitkin, meşgul ve kararsız olmanın sonucunu özetler. İnsanlar yönlendirmeye ihtiyaç duyabilir, ancak güvenilir hiçbir kaynağın bulunmadığını hissedebilir.

Alıştırma

Hangi durum nowhere to turn ifadesinin anlamına en uygun örnektir?

  1. Bir sürücü köşeye gelir ve sola dönmeyi seçer.
  2. Bir kişinin yardıma ihtiyacı vardır, ancak olası destek kaynaklarının hiçbiri kullanılamaz durumdadır.
  3. Bir kişinin yardıma hazır birçok arkadaşı ve hizmet kaynağı vardır.
Cevabı göster

Bir kişinin yardıma ihtiyacı vardır, ancak olası destek kaynaklarının hiçbiri kullanılamaz durumdadır.

Durkheim was himself an atheist,

5:12

Durkheim'ın kendisi de bir ateistti,

but he worried that religion had become implausible

5:14

ama dinin, en iyi tarafı,

just as its best side,

5:17

yani komünal tarafı,

its communal side,

5:19

yıpranan sosyal dokuyu onarmak için en faydalı olacağı bir zamanda

would have been most useful to repair the fraying social fabric. Notlar

5:20

mantıksız hale gelmesinden endişeleniyordu.

Dilbilgisi

would have been most useful: gerçekleşmemiş bir geçmiş sonuç

Buradaki would have been most useful, gerçekleşmemiş bir geçmiş duruma dönüp bakar. Dinin topluluk oluşturan yönüne özellikle o anda ihtiyaç vardı; ancak din zaten inandırıcılığını yitirmişti ve bu nedenle söz konusu yön tam olarak yardımcı olamadı. would have been + sıfat yapısı, geçmişe yönelik koşullu bir değerlendirmedir. Gerçekleşmemiş ya da kaçırılmış bir geçmiş sonucu anlatır; gelecekteki yararı öngörmez.

Alıştırma

Cümleyi be fiilinin kısaltılmamış geçmiş koşul biçimiyle tamamlayın: The safety instructions arrived after the accident; they ____ most useful before it.

Cevabı göster

would have been

Deyimler

repair the fraying social fabric: zayıflayan toplumsal bağlar için kumaş benzetmesi

Bu benzetmede social fabric, bir toplumu bir arada tutan ilişkiler, güven ve ortak kurallar ağını ifade eder. Fraying, kumaş ipliklerinin yavaş yavaş çözülmesini canlandırır; dolayısıyla toplum birdenbire çökmek yerine giderek zayıflamaktadır. Repair aynı kumaş benzetmesini sürdürür: dinin topluluk yönü bu bağların yeniden kurulmasına yardımcı olabilirdi. İfadenin tamamını gerçek bir kumaşı onarmak değil, zayıflayan toplumsal bağları yeniden güçlendirmek olarak anlayın.

Alıştırma

"Local clubs can help repair the fraying social fabric," cümlesinde repair the fraying social fabric ne anlama gelir?

  1. Giderek zayıflayan toplumsal bağları yeniden güçlendirmek.
  2. Kamu binalarında kullanılan yıpranmış kumaşı onarmak.
  3. Toplum tamamen çöktükten sonra onu hemen değiştirmek.
Cevabı göster

Giderek zayıflayan toplumsal bağları yeniden güçlendirmek.

Despite its factual errors and its fantastical dimensions, Dilbilgisi

5:25

Olgusal hatalarına ve fantastik boyutlarına rağmen,

Durkheim appreciated religion.

5:29

Durkheim dini takdir ediyordu.

Dilbilgisi

Despite its factual errors ...: Despite ile ödünleme

Despite bir ödünleme ilişkisi kurar: ana cümledeki ifadeyi beklenmedik gösterebilecek bir gerçeği önce sunar. Burada dinin olgusal hataları ve fantastik unsurları vardır, ancak Durkheim yine de onun değerini kabul eder. Despite bir edattır; bu nedenle burada ardından its factual errors ve its fantastical dimensions isim öbekleri gelir. Ana cümle, bu olumsuzluklarla karşıtlık oluşturan sonucu verir.

Alıştırma

Bir isim öbeğinden önce ödünlemeyi doğru biçimde ifade eden cümleyi seçin.

  1. Despite of its high price, the laptop is a good choice for video editing.
  2. Despite its high price, the laptop is a good choice for video editing.
  3. Although its high price, the laptop is a good choice for video editing.
Cevabı göster

Despite its high price, the laptop is a good choice for video editing.

He knew that the sense of community and consolation

5:31

Dinin sunduğu topluluk hissi ve tesellinin

that religion offer are highly important to people.

5:33

insanlar için son derece önemli olduğunu biliyordu.

Capitalism has,

5:37

Kapitalizm,

as yet, Kelime

5:38

henüz

offered nothing to replace this with.

5:39

bunun yerine koyacak hiçbir şey sunmadı.

Kelime

as yet: “şimdiye kadar” anlamında resmî ifade

As yet, şu ana kadar anlamına gelir. Bu cümlede has offered nothing ifadesini niteler ve kapitalizmin bugüne kadar bir alternatif sunmadığını belirtir. Bu ifade durumu açık bırakır: ileride hâlâ bir alternatif sunulabilir. Bu nedenle kesin bir sonuçtan çok mevcut durumu çerçeveler.

Alıştırma

As yet ifadesinin şu ana kadar çözümlenmemiş bir durumu doğal biçimde anlattığı cümleyi seçin.

  1. As yet, we solved the outage yesterday.
  2. As yet, the cause of the outage has not been identified.
  3. As yet of the outage, the team wrote a report.
Cevabı göster

As yet, the cause of the outage has not been identified.

Science certainly doesn't offer the same opportunities

5:41

Bilim kesinlikle aynı güçlü ortak deneyim

for powerful shared experiences.

5:44

fırsatlarını sunmuyor.

The periodic table might well possess a transcendent beauty Dilbilgisi

5:47

Periyodik tablo pekâlâ üstün bir güzelliğe sahip olabilir

and be a marvel of intellectual elegance,

5:50

ve entelektüel zarafetin bir harikası olabilir,

Dilbilgisi

Might well possess: ölçülü bir kabul

Might well + fiilin yalın hâli, bir şeyin oldukça olası veya kabul edilmesinin makul olduğunu belirtir. Tek başına might kullanımından daha güçlü bir olasılık bildirir, ancak kesinlik ifade etmez. Burada konuşmacı, periyodik tablonun büyük bir güzelliğe ve zarafete sahip olmasının muhtemel olduğunu kabul ederek but ile gelecek karşıtlığa yer açar. Well olasılık değerlendirmesini güçlendirir; tablonun güzelliğe nasıl sahip olduğunu anlatmaz.

Alıştırma

Bu cümledeki might well possess ifadesini en iyi hangi açıklama karşılar?

  1. Bu güzelliğe sahip olduğu hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak kadar kesindir.
  2. Bu güzelliğe sahip olması oldukça olasıdır.
  3. Bu güzelliğe ustaca bir biçimde sahiptir.
Cevabı göster

Bu güzelliğe sahip olması oldukça olasıdır.

but it can't draw a society together around it. Öbek fiiller

5:53

ama etrafında bir toplumu bir araya getiremez.

Öbek fiiller

Draw a society together: toplumsal birlik oluşturmak

Draw + grup + together, o grubun üyelerinin kendilerini daha birleşmiş veya birbirine daha bağlı hissetmesini sağlamak demektir. Draw burada mecazidir; “resim çizmek” veya fiziksel olarak çekmek anlamına gelmez. Grup, draw ile together arasına gelir: draw a society together. Ardından around it, insanların etrafında birleşeceği ortak düşünceyi veya nesneyi belirtir.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için draw, the neighbors ve together ifadelerini doğal sırayla kullanın: The street festival can ____ during hard times.

Cevabı göster

draw the neighbors together

In the 19th century,

6:04

19. yüzyılda,

it had looked at certain moments

6:05

bazı anlarda,

as if the idea of the nation might grow so powerful and intense Dilbilgisi

6:06

ulus fikrinin o kadar güçlü ve yoğun bir şekilde büyüyebileceği,

Dilbilgisi

Doğrulanmamış, görünürdeki bir durumu anlatan as if

Burada as if, durumun yarattığı izlenimi anlatır: belli anlarda ulus fikri son derece güçlü bir hâle gelebilirmiş gibi görünmüştür. Bu ifade doğrulanmış bir sonucu değil, bir görünüşü veya olasılığı sunar. look, seem veya sound ile kullanılan as if + yan cümle, '... izlenimi vermek' anlamına gelir. Arkasındaki yan cümle bu izlenimin içeriğini belirtir; konuşan kişi bunun gerçekleştiğini garanti etmez.

Alıştırma

Şu cümlede elektrik kesintisini yalnızca bir izlenim olarak sunan bağlaç hangisidir: 'The lights flickered, and for a moment it seemed ___ the building had lost power'?

  1. because
  2. so that
  3. as if
Cevabı göster

as if

that it could take up the sense of belonging and shared devotion

6:10

bir zamanlar din tarafından sağlanan aidiyet duygusunu ve paylaşılan adanmışlığı

that had once been supplied by religion.

6:13

üstlenebileceği görünmüştü.

Admittedly, Anlatım akışı

6:16

Kuşkusuz,

there were some heroic moments,

6:17

bazı kahramanca anlar oldu,

but they generally didn't work out very well. Öbek fiiller

6:19

ama bunlar genellikle pek iyi sonuç vermedi.

Anlatım akışı

Admittedly, ... but: ana görüşten önce sınırlı bir noktayı kabul etme

Admittedly, ilk ifadeyi konuşanın kabul etmeye hazır olduğu bir nokta olarak işaretler: gerçekten de bazı kahramanca anlar yaşanmıştır. Bu, adil bir yaklaşım gösterirken dinleyiciyi gelecek sınırlamaya da hazırlar. Ardından but, yazarın ana görüşünü sunar: bu anlar genel olarak kötü sonuçlanmıştır. Admittedly, X, but Y kalıbı X'i kabul edilen sınırlı nokta, Y'yi ise okurun aklında tutması gereken sonuç olarak düzenler.

Alıştırma

Hangi cümle, dezavantajı kabul edip güvenilirliği ana görüş olarak sunmak için Admittedly, X, but Y kalıbını kullanır?

  1. The train is slower, but admittedly it is much more reliable.
  2. Admittedly, the train is slower, but it is much more reliable.
  3. Although the train is slower, but it is much more reliable.
Cevabı göster

Admittedly, the train is slower, but it is much more reliable.

Öbek fiiller

didn't work out very well: başarısız bir sonuç

Burada work out, “belirli bir sonuca doğru gelişmek veya belirli bir sonuçla bitmek” anlamına gelen, nesne almayan bir öbek fiildir. Girişimlerde bazı kahramanca anlar olsa da genel sonuç pek başarılı değildir. Bu sonuç anlamında plan, ilişki veya girişim gibi bir durum özne olur ve work out well ya da work out badly biçiminde kullanılabilir. Burada work out doğrudan nesne almaz.

Alıştırma

Sonucun başarısız olduğunu belirtmek için cümleyi work out ifadesinin geçmiş zaman olumsuz kısaltmalı biçimiyle tamamlayın: The plan seemed sensible, but it ____ very well.

Cevabı göster

didn't work out

Family too seemed for a time

6:22

Aile de bir süreliğine

to offer the experience of belonging

6:24

insanların ihtiyaç duyduğu görünen

that people seem to need.

6:26

aidiyet deneyimini sunuyor gibiydi.

But today,

6:28

Ancak bugün,

although we do indeed invest hugely in our families, Dilbilgisi

6:29

ailelerimize gerçekten de büyük yatırım yapsak da,

they're not as stable as we might hope, Dilbilgisi

6:32

umduğumuz kadar istikrarlı değiller,

Dilbilgisi

do indeed invest hugely in: kabul edilen bir olguyu güçlü biçimde doğrulamak

Burada do, soru işareti görevi gören bir unsur değil, olumlu bir cümlede kullanılan vurgu yardımcı fiilidir. Do indeed, iddianın doğru olduğunu güçlü biçimde doğrular: İnsanlar ailelerine gerçekten çok büyük yatırım yapmaktadır. Bu güçlü kabul, konuşmacı farklı bir sonuç sunmadan önce although ile belirtilen ödüne ağırlık kazandırır. Vurgulu do sonrasında invest yalın biçimde kullanılır; hugely yatırımın derecesinin çok büyük olduğunu belirtir ve in yatırımın yöneldiği şeyi gösterir.

Alıştırma

İddiayı güçlü biçimde doğrulayan iki sözcüklü vurgu yapısıyla cümleyi tamamlayın: Although we ____ invest a great deal in our local schools, results still vary.

Cevabı göster

do indeed

Dilbilgisi

not as stable as: umulan düzeyin altında

Not as + sıfat + as yapısı, bir şeyin ilgili niteliğe kendisinden sonra gelen ölçüte göre daha düşük derecede sahip olduğunu belirtir. Burada ailelerin hiç istikrarlı olmadığı değil, konuşanların umduğu kadar istikrarlı olmadığı anlatılır. as we might hope karşılaştırma ölçütünü, yani umulan istikrar düzeyini verir. Bu yapı, ailelerin kesin olarak istikrarsız olduğunu söylemek yerine sınırlı ve ölçülü bir karşılaştırma yapar.

Alıştırma

Karşılaştırmayı not as ... as ile tamamlayın: The backup plan is ____ reliable ____ the original plan.

Cevabı göster

not as · as

and by adulthood,

6:34

ve yetişkinliğe gelindiğinde,

children are hardly tied to their parents anymore. Kalıp ifadeler

6:35

çocuklar artık ebeveynlerine pek de bağlı değiller.

Kalıp ifadeler

hardly tied to: neredeyse hiç bağ olmaması

Hardly, neredeyse hiç anlamına gelir; bu nedenle hardly tied to, çok az bağ veya bağlılık bulunması demektir. Burada tied to mecazidir: Çocukların ebeveynleriyle süren bağını ya da onlara bağımlılığını anlatır; fiziksel olarak bağlanmayı değil. Hardly zaten olumsuz anlam taşıdığı için cümle, yetişkinliğe gelindiğinde yalnızca zayıf bir bağ kaldığını söyler. Anymore, bu bağın geçmişte daha güçlü olduğu anlamını da ekler.

Alıştırma

“After moving away, Maya was hardly tied to her old club anymore,” cümlesinde hardly tied to ne anlama gelir?

  1. Kulüp için çok sıkı çalıştı.
  2. Kulübe fiziksel olarak bağlanmıştı.
  3. Kulüple çok az bağı vardı.
Cevabı göster

Kulüple çok az bağı vardı.

They don't expect to work alongside them,

6:38

Onlarla birlikte çalışmayı beklemiyorlar,

they don't expect their social circles to overlap,

6:40

sosyal çevrelerinin örtüşmesini beklemiyorlar,

and they don't feel that their parents' honor is in their hands. Deyimler

6:43

ve ebeveynlerinin onurunun kendi ellerinde olduğunu hissetmiyorlar.

Deyimler

their parents' honor is in their hands: kontrol ve sorumluluk

Bu cümlede be in someone's hands mecaz anlamda kullanılır. Bir şey in a person's hands ise o kişi onu kontrol eder, ondan sorumludur ya da her ikisi de geçerlidir. Onur gerçekten elde tutulan bir nesne değildir. Burada their parents' honor, yetişkin çocukların artık korumaktan kendilerini sorumlu hissetmedikleri ebeveynlerinin onurudur. Aynı kalıp başka bağlamlarda bir kararı veya sonucu kimin kontrol ettiğini anlatabilir; vurgunun yetki, sorumluluk veya her ikisi üzerinde olup olmadığını bağlam gösterir.

Alıştırma

“The final decision is in Maya's hands.” cümlesinde in Maya's hands ne anlama gelir?

  1. Maya yazılı bir kararı fiziksel olarak elinde tutmaktadır.
  2. Maya son kararı kontrol eder veya bu karardan sorumludur.
  3. Maya kötü bir karar yüzünden suçlanmıştır.
Cevabı göster

Maya son kararı kontrol eder veya bu karardan sorumludur.

Today,

6:46

Bugün,

neither family nor the nation Dilbilgisi

6:47

ne aile ne de ulus

are well placed to take up the task Öbek fiiller

6:49

bize daha büyük bir aidiyet hissi verme,

Dilbilgisi

neither family nor the nation: iki alternatifi de reddetmek

Neither A nor B, birbirine paralel iki ögeyi bağlar ve ikisini de reddeder. Bu cümlede A family, B ise the nation olduğundan, ifade hem ailenin hem de ulusun görevi üstlenmek için uygun konumda olmadığını anlatır. Olumsuz anlamı neither taşır; nor ise reddedilen ikinci ögeyi tanıtır. A ve B'yi birbiriyle uyumlu dil bilgisi biçimlerinde kullanın ve aynı olumsuzluğu tekrarlamak için ayrıca not eklemeyin.

Alıştırma

İki seçeneği de reddeden iki parçalı yapıyla cümleyi tamamlayın: ____ the blue jacket ____ the black coat fits me.

Cevabı göster

Neither · nor

Öbek fiiller

take up the task: görevin sorumluluğunu üstlenmek

take up the task ifadesinde take up, belirli bir işi yapmaya başlamak veya o işi yapma sorumluluğunu kabul etmek anlamına gelir. The task, bağlamda önceden belirlenmiş görevi ifade eder. Bu ifade, sorumluluğu çoğu zaman birinin üstlenmesini bekleyen veya bir kişi ya da kurumdan diğerine devredilen bir şey olarak sunar. Burada ne aile ne de ulus bu sorumluluğu üstlenmek için uygun konumdadır.

Alıştırma

Cümleyi, derste geçen ve “işin sorumluluğunu kabul etmek” anlamına gelen tam ifadeyle tamamlayın: When the previous team stepped down, the new committee agreed to ____.

Cevabı göster

take up the task

of giving us a larger sense of belonging,

6:51

kendimizden daha değerli bir şeyin parçası olduğumuz hissini verme

of giving us the feeling

6:54

görevini üstlenmek için

that we're part of something more valuable than ourselves.

6:55

iyi bir konumda değiller.

Émile Durkheim was a master diagnostician Deyimler

7:00

Émile Durkheim sorunlarımızın

of our ills.

7:03

usta bir teşhisçisiydi.

Deyimler

a master diagnostician of our ills: toplumsal bir mecaz

Master burada olağanüstü becerikli bir kişi anlamına gelir; diagnostician ise kelimenin tam anlamıyla belirtilerden bir hastalığı saptamakta uzman kişidir. Yazar bu tıbbi rolü, Durkheim'ın toplum analizine mecazi olarak uygular. Our ills de aynı mecazı sürdürür: fiziksel hastalıkları değil, modern toplumu etkileyen ciddi sorunları ifade eder. Ona a master diagnostician denmesi, bu sorunları belirleme ve açıklama becerisini över; ancak onları çözebildiğini kesin olarak söylemez.

Alıştırma

Bu cümlede a master diagnostician of our ills ne anlama gelir?

  1. Hasta insanların sahibiydi.
  2. Toplumun sorunlarını belirlemekte olağanüstü becerikliydi.
  3. Konuşanın fiziksel hastalıklarını tedavi eden bir doktordu.
  4. Modern toplumdaki bütün sorunları çoktan çözmüştü.
Cevabı göster

Toplumun sorunlarını belirlemekte olağanüstü becerikliydi.

He shows us that modern economies put tremendous pressures on individuals Kalıp ifadeler

7:04

Bize modern ekonomilerin bireyler üzerinde muazzam baskılar yarattığını

and leave them dangerously bereft of authoritative guidance Kelime

7:08

ve onları otoriter rehberlikten

and communal solace.

7:12

ve komünal teselliden tehlikeli bir şekilde yoksun bıraktığını gösteriyor.

Kalıp ifadeler

put tremendous pressures on individuals: bireyler üzerinde muazzam baskılar oluşturmak

Bu cümlede put tremendous pressures on individuals, modern ekonomilerin insanlar için çok güçlü talepler ve zorluklar yarattığı anlamına gelir. Put ... pressure on sabit bir isim kalıbıdır: put pressure on someone or something. Tremendous baskının şiddetini artırır. Çoğul pressures, zorluğu tek bir genel güç olarak değil, birkaç farklı talep türü olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi put pressure on kalıbındaki sabit edatla tamamlayın: Rising costs put tremendous pressure ____ small businesses.

Cevabı göster

on

Kelime

bereft of authoritative guidance: güvenilir yönlendirmeden tamamen yoksun

Bereft of authoritative guidance, insanların ihtiyaç duyduğu güvenilir ve kabul gören yönlendirmeden tamamen yoksun olmak demektir. İfade bu eksikliği ciddi, zararlı ve olumsuz duygu taşıyan bir durum olarak sunar. Burada authoritative güvenilir ve saygın anlamındadır; authoritarian gibi otoriter anlamına gelmez. leave them ... bereft of yapısında them nesnedir; bereft ise ortaya çıkan durumu tanımlayan bir sıfattır. leave someone bereft of something kalıbı, birinin sonunda bir şeyden yoksun kalmasına neden olmak demektir.

Alıştırma

Bereft of ifadesinin bu ciddi ve resmî bağlamda doğal olup olmadığına karar verin: After the evacuation, the isolated families were left bereft of reliable information.

  1. Hayır, doğal bir kullanım değildir.
  2. Evet, doğal bir kullanımdır.
Cevabı göster

Evet, doğal bir kullanımdır.

We are all Durkheim's heirs Deyimler

7:14

Hepimiz Durkheim'ın mirasçılarıyız

and still have ahead of us

7:16

ve onun boğuştuğu görev

the task that he grappled with, Öbek fiiller

7:17

hala önümüzde duruyor;

Deyimler

Durkheim'ın mirasçıları: fikirleri ve tamamlanmamış sorunları devralmak

Burada Durkheim's heirs, Durkheim'dan sonra yaşayan ve onun düşünsel mirasıyla incelediği tamamlanmamış toplumsal sorunu devralan kişiler için kullanılan bir metafordur. We, onun ailesini veya yasal mirasçılarını değil, genel olarak modern toplumdaki insanları ifade eder. X's heirs kalıbı, X'in fikirlerini, sorumluluklarını veya sorunlarını sürdüren ya da bunlara yanıt vermek zorunda kalan sonraki kişi veya grupları anlatabilir. Bu kişilerin X ile aynı fikirde olması gerekmez.

Alıştırma

Bir tarihçi, sonraki düşünürlerin Marx'ın sorularını devraldığını ancak cevaplarını reddedebileceklerini söylemek istiyor. Hangi ifade en uygundur?

  1. Marx's heirs
  2. Marx's followers
  3. Marx's descendants
Cevabı göster

Marx's heirs

Öbek fiiller

grapple with: zor bir sorunla uğraşmak

Bu cümlede grapple with, zor bir şeyi anlamak veya çözmek için ciddi ve sürekli çaba göstermek anlamına gelir. Görevin zorlu olduğunu vurgular; fiziksel bir güreşten söz edilmez. Tekrar kullanılabilen kalıp grapple with + bir sorun, soru, karar veya zorluk şeklindedir. the task that he grappled with ifadesinde that, the task ifadesine gönderme yapar ve with edatının nesnesi görevini görür; bu yüzden with ilgi cümleciğinin sonunda kalır.

Alıştırma

Cümleyi grapple with ifadesinin basit geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Last year, the committee ____ the ethical question for months before reaching a decision.

Cevabı göster

grappled with

how we can create new ways of belonging, Anlatım akışı

7:19

nasıl yeni aidiyet yolları yaratabiliriz,

how we can take some of the pressure off individuals Öbek fiiller

7:22

bireylerin üzerindeki baskının bir kısmını nasıl alabiliriz

Öbek fiiller

take some of the pressure off individuals: bireylerin üzerindeki baskının bir kısmını azaltmak

Take pressure off someone, bir kişiyi etkileyen talepleri, stresi, suçlamayı veya sorumluluğu azaltmak anlamına gelir. Bu cümlede individuals yükü taşıyan kişilerdir; off ise fiziksel bir hareketi değil, yükün onların üzerinden kaldırılmasını anlatır. Some, azalmanın kısmi olduğunu gösterir: baskı hafifler ama tamamen ortadan kalkması gerekmez. Yeniden kullanılabilen kalıp take some/the pressure off + kişi, grup veya sistem şeklindedir.

Alıştırma

Cümleyi “bir kişiyi etkileyen talepleri veya stresi kısmen azaltmak” anlamındaki ifadeyle tamamlayın. After two assistants joined the team, the extra help began to ____ the project manager.

Cevabı göster

take some of the pressure off

and find a more correct balance between freedom and solidarity, Kalıp ifadeler

7:24

ve özgürlük ile dayanışma arasında nasıl daha doğru bir denge bulabiliriz

Kalıp ifadeler

Özgürlük ile dayanışma arasında daha doğru bir denge

Burada a more correct balance between freedom and solidarity, farklı yönlere çeken iki değere de uygun ağırlığı veren daha iyi bir yol anlamına gelir. Balance, iki tarafa da mutlaka tam olarak eşit pay verilmesi demek değildir. Kalıp a balance between A and B şeklindedir. A ve B dil bilgisel olarak paralel olmalıdır; burada ikisi de değer bildiren isimlerdir. more correct sıfatı bu dengeyi önceki veya daha yetersiz bir dengeyle karşılaştırır.

Alıştırma

Birbiriyle çekişen iki değeri tartmak için kullanılan kalıbı hangi cümle doğru kullanıyor?

  1. We need to find a balance between privacy and safety.
  2. We need to find a balance between privacy with safety.
  3. We need to find a balance privacy and safety.
Cevabı göster

We need to find a balance between privacy and safety.

and how to generate ideologies

7:28

ve başarısızlıklarımız ve aksiliklerimiz için

Anlatım akışı

how we can ... how we can ... and how to paralel yapısı

Vurgulanan ve how ile başlayan üç bölüm tek bir paralel dizi oluşturur. Her biri daha büyük görevin farklı bir parçasını sunar: aidiyet yaratmak, bireyler üzerindeki baskıyı azaltmak ve ideolojiler üretmek. how sözcüğünün tekrarı uzun cümleye belirgin bir ritim verir ve üç eylem alanının izlenmesini kolaylaştırır. İlk iki öge how we can + fiilin yalın hâli yapısını, son öge ise how to + fiilin yalın hâli yapısını kullanır. Bu değişikliğe rağmen üçü de aynı düzenleme işlevini görür: geniş bir görevi olası eylem veya yöntemle ilgili üç soruya ayırır.

Alıştırma

Aynı paralel kalıbı kullanın: cümleyi iki how we can yan cümlesi ve onları izleyen son bir and how to yan cümlesiyle tamamlayın. The workshop explores ____ reduce waste, ____ share tools, ____ make repairs easier.

Cevabı göster

how we can · how we can · and how to

that will allow us not to be so tough on ourselves Kalıp ifadeler

7:30

kendimize karşı bu kadar sert olmamamızı sağlayacak ideolojileri

Kalıp ifadeler

Kendimize karşı bu kadar sert olmamak

be tough on someone ifadesinde tough, o kişiye karşı katı, sert veya hoşgörüsüz olmak anlamına gelir. Nesne ourselves olduğu için ifade fiziksel olarak güçlü olmayı değil, kendimizi sert biçimde yargılamayı veya kendimize sert davranmayı anlatır. Not, to be mastarından önce gelir; dolayısıyla anlam allow us not to be... şeklindedir. So, tough sözcüğünün derecesini güçlendirir. Amaç kendimize eskisi kadar sert davranmamak, bütün öz disiplini bırakmak değildir.

Alıştırma

Hangi cümle “Kendimi fazla sert yargılıyorum” anlamına gelir?

  1. I am too tough on myself.
  2. This task is too tough for me.
  3. I am tough enough for the task.
Cevabı göster

I am too tough on myself.

for our failures and our setbacks.

7:32

nasıl üretebiliriz.