Ot alkolden daha tehlikeli değildir: İngilizce çalışma notları

Vox

Öğrenme zorluğu
627 kelime 197 kel/dk

Video özeti: Konuşmacı ABD'nin esrar politikasını alkol zararlarıyla karşılaştırıyor, esrarın içkinin yerini mi alacağını yoksa ona mı ekleneceğini soruyor ve federal tutumu eleştiriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “schedule one” — Kültür ve gerçek yaşam bağlamı: bu bir takvim değil, ABD'nin federal uyuşturucu sınıfıdır ve ilk politika çelişkisini gösterir. 2. “as a replacement or a complement to alcohol?” — Sözcük anlamı ve kullanım: esrarın alkol yerine kullanılmasıyla ikisini birlikte kullanmayı ayırıp temel halk sağlığı sorusunu anlayın. 3. “What are they smoking?” — Deyimler ve mecazi ifadeler: alaycı soruyu ve esrar konulu kapanış kelime oyununu fark edin.

Bu derste

Here's something most people don't know about marijuana.

0:01

Marihuana hakkında çoğu insanın bilmediği bir şey var.

Officially, the U.S.

0:03

Resmî olarak ABD

federal government classifies it as a schedule one drug. Notlar

0:04

federal hükûmeti onu 1. kategoriye giren bir uyuşturucu olarak sınıflandırıyor.

Kalıp ifadeler

classify A as B ile resmî sınıflandırma

classifies it as a schedule one drug ifadesinde classify A as B, “A’yı resmî olarak B kategorisine yerleştirmek” anlamına gelir. Burada it sınıflandırılan ögedir; a schedule one drug ise ona verilen kategoridir. as edatı kategori tamamlayıcısını getirir; burada “çünkü” veya “-iken” anlamına gelmez. Başka durumlara aktarılabilen kalıp classify + nesne + as + kategori şeklindedir.

Alıştırma

Cümleyi classify A as B kalıbıyla tamamlayın: The agency ____ the chemical ____ hazardous waste.

Cevabı göster

classifies · as

Kültür

schedule one: ABD federal hukuk etiketi Schedule I

Bu cümlede schedule one, ABD federal kontrollü maddeler sisteminde en sıkı kısıtlamalara tabi kategori olan Schedule I ifadesinin sözlü okunuşudur. Bu, hukuki bir etikettir; schedule burada “takvim” anlamına gelmez. Cümle, bu etiketi bir politika karşılaştırmasının parçası olarak kullanır. Videodaki savla ilgili sınıflandırmayı bildirir; tek başına yürürlükteki hukuku doğrulamaz.

Alıştırma

ABD federal uyuşturucu politikası tartışmasında Schedule I neyi ifade eder?

  1. Hukuken kontrol edilen bir madde kategorisi
  2. Günde bir kez alınan bir ilaç
  3. Bir takvimdeki ilk etkinlik
Cevabı göster

Hukuken kontrol edilen bir madde kategorisi

That is the strictest classification they have, period, full stop. Ton ve niyet

0:08

Bu, ellerindeki en katı sınıflandırma; nokta, bitti.

Ton ve niyet

Kesin bir kapanış olarak “period, full stop”

Bu cümlede period ve full stop, cümleyi bitiren noktalama işaretinin sırasıyla Amerikan ve Britanya İngilizcesindeki adlarıdır. Konuşmada mecazi olarak kullanıldıklarında ikisi de “Konu burada kapanmıştır; ardından hiçbir koşul veya istisna gelmez” anlamını taşır. İkisini birlikte kullanmak, kapanış sinyalini bilinçli olarak iki katına çıkarır. Konuşan kişi bir noktalama işaretini dikte etmiyor veya bir zaman diliminin sona erdiğini söylemiyor; sınıflandırmayı kesin, mutlak ve daha fazla tartışmaya kapalı olarak sunuyor.

Alıştırma

Period, full stop bu cümlede nasıl bir tutum ifade ediyor?

  1. Sınıflandırma kesindir ve hiçbir istisnaya izin vermez.
  2. Sınıflandırma yalnızca sınırlı bir süre için geçerlidir.
  3. Konuşan kişi bir noktalama işaretini sesli okuyor.
Cevabı göster

Sınıflandırma kesindir ve hiçbir istisnaya izin vermez.

That means the government thinks marijuana is more dangerous

0:12

Bu, hükûmetin marihuanayı

than schedule two drugs like cocaine or meth.

0:15

kokain veya metamfetamin gibi 2. kategorideki uyuşturuculardan daha tehlikeli gördüğü anlamına geliyor.

It means they think marijuana is on the same plane as heroin. Deyimler

0:17

Bu da marihuanayı eroinle aynı düzeyde gördükleri anlamına geliyor.

Deyimler

Eşit düzey veya statü için “on the same plane as”

Burada plane bir uçak değil, karşılaştırma düzeyi veya kategorisi anlamına gelir. To put X on the same plane as Y, ilgili bir nitelik, statü veya ciddiyet derecesi bakımından X ile Y’yi karşılaştırılabilir görmek ya da aynı düzeyde değerlendirmek demektir. Bu cümlede ifade, sınıflandırmanın esrar ile eroini ima edilen tehlike düzeyi bakımından aynı yere koyduğunu anlatır. Her açıdan tamamen aynı olduklarını ileri sürmez; karşılaştırma yalnızca konuşulan ölçekle sınırlıdır.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki “karşılaştırılabilir bir düzeyde” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: The committee put cybersecurity ____ physical safety when setting priorities.

Cevabı göster

on the same plane as

About 3,000 people died from heroin overdoses in 2010.

0:21

2010'da yaklaşık 3.000 kişi eroin doz aşımından öldü.

You know how many people died directly from overdosing on marijuana? Anlatım akışı

0:25

Peki marihuana doz aşımından doğrudan kaç kişinin öldüğünü biliyor musunuz?

Zero.

0:29

Sıfır.

Anlatım akışı

How many ...? Zero. ile vurgulu soru-cevap düzeni

Konuşmacı kaç kişinin öldüğünü soruyor ve hemen ardından cevabı kendisi veriyor: Zero. Bu retorik bir sorudur; dinleyiciden gerçekten cevap beklemek yerine konuyu ortaya koyar. Temel sayıyı tek kelimelik ayrı bir cümleye yerleştirmek sonucu geciktirir ve etkisini artırır. Bir gerçeği veya karşıtlığı açıkça vurgulamak istediğinizde, tam bir sorunun ardından çok kısa bir cevap getiren bu bilgi düzenini kullanabilirsiniz.

Alıştırma

Bir konuşmacı hiç bilet kalmadığını vurgulamak istiyor. Hangi seçenek bir sorunun ardından çarpıcı ve kısa bir cevap kullanıyor?

  1. Were any tickets left, or had they all been sold?
  2. How many tickets were left? Zero.
  3. Zero tickets were left, according to the final count.
Cevabı göster

How many tickets were left? Zero.

And I don't mean zero in 2010. Anlatım akışı

0:29

Sadece 2010 yılı için sıfır demiyorum.

I mean zero in basically recorded human history.

0:31

İnsanlık tarihinin kayda geçmiş neredeyse tamamında sıfır diyorum.

Anlatım akışı

I don't mean X. I mean Y. ile kapsamı genişletme

İlk cümle olası dar bir yorumu, yani sayının yalnızca 2010'da sıfır olduğu yorumunu reddeder. İkinci cümle bunun yerine konuşmacının kastettiği çok daha geniş zaman aralığını, özünde kayıtlı insanlık tarihinin tamamını koyar. Yeniden kullanılabilen I don't mean X. I mean Y. kalıbı, kendi ifadenizi iki net adımda düzeltmenizi veya kesinleştirmenizi sağlar. X vazgeçilecek yorumu belirtir; Y ise amaçlanan ve çoğu zaman daha güçlü ya da daha geniş kapsamlı ifadeyi verir. Burada basically gündelik bir yaklaşıklaştırma belirtir; tarihsel kaydın kapsamını kesin biçimde tanımlamaz.

Alıştırma

Kapsamı bir ekipten tüm şirkete genişletmek için I don't mean X. I mean Y. kalıbını kullanın: I ____ the sales team. I ____ the entire company.

Cevabı göster

don't mean · mean

Which isn't to say smoking hay bale's worth of pot Notlar

0:34

Bu, bir saman balyası dolusu ot içmenin

is a good idea.

0:38

iyi bir fikir olduğu anlamına gelmiyor.

Dilbilgisi

Which isn't to say: önceki bir iddiayı sınırlamak

Which isn't to say... ilgi tümceciği önceki iddiaya gönderme yapar ve ona bir sınır getirir: önceki iddia, ardından gelen ifadenin de doğru olduğunu ima ediyormuş gibi anlaşılmamalıdır. Burada konuşmacı önceki görüşünü korurken çok büyük miktarda esrar tüketmenin mantıklı olduğu yönündeki aşırı çıkarımı reddeder. Bu, sözü geri almak değil, iddianın sınırlarını belirlemektir. Aktarılabilir kalıp şöyledir: iddia + which isn't to say + daha güçlü veya farklı bir sonuç.

Alıştırma

Dersi temel alarak, sınır koyan ifadeyle cümleyi tamamlayın: “The plan may save money, ____ it has no risks.”

Cevabı göster

which isn't to say

Kalıp ifadeler

hay bale's worth of pot: 's worth of miktar kalıbı

hay bale's worth of pot ifadesinde 's worth of, ilk ismin temsil ettiği şeye denk bir miktarı, yani yaklaşık bir saman balyası büyüklüğünde esrarı anlatır. Saman balyası imgesi, akıl almaz derecede büyük bir miktarı vurgulayan bilinçli bir abartıdır; worth burada esrarın iyi veya değerli olup olmadığını değerlendirmez. Yeniden kullanılabilen kalıp [miktar veya ölçü]'s worth of + isim biçimindedir: a day's worth of food, ten dollars' worth of fuel veya three boxes' worth of files. Tekil sayılabilen bir ölçüyle standart tam ifade genellikle a hay bale's worth örneğindeki gibi bir belirleyici içerir.

Alıştırma

worth of miktar kalıbını kullanarak cümleyi tamamlayın: “We packed three ____ food for the trip.”

Cevabı göster

days' worth of

It's not.

0:39

Değil.

But notice what I did there.

0:41

Ama az önce ne yaptığıma dikkat edin.

You hear that all the time.

0:42

Bunu sürekli duyarsınız.

That's what we in the media business

0:43

Biz medya sektöründe buna

call the to be sure paragraph. Kültür

0:44

“ne olur ne olmaz” paragrafı deriz.

It's the paragraph where we cover our asses. Deyimler

0:46

Bu, kendimizi garantiye aldığımız paragraftır.

Kültür

Medya yazımında “to be sure paragraph” etiketi

Bu cümlede konuşmacı bir paragrafa “to be sure paragraph” adını veriyor: Yazarın ana savını sürdürmeden önce ilgili bir gerçeği, sınırlamayı veya karşı görüşü kısaca kabul ettiği paragraf. Burada to be sure, yaklaşık olarak “kabul etmek gerekir ki” veya “doğru, ama” anlamında bir ödün verme ifadesidir; konuşmacının kesinliğini bildirmez. Bu etiket, paragrafın bilgiyi nasıl düzenlediğini anlatır: Olası bir itiraza önceden yanıt vererek genel savın daha dengeli ve itiraz edilmesi daha zor görünmesini sağlar. Bu, konuşmacının medya sektörünü çağrıştıran adlandırmasıdır; her haber merkezinin kullandığı standart bir terim olmak zorunda değildir.

Alıştırma

Medya yorumlarında, burada açıklanan “to be sure paragraph” ifadesinin temel işlevi nedir?

  1. Ana sava devam etmeden önce bir sınırlamayı veya karşı görüşü kabul etmek
  2. İlgisiz bir konu açıp ana savı terk etmek
  3. Yazarın her olguyu hiçbir kuşku olmadan doğruladığını kanıtlamak
Cevabı göster

Ana sava devam etmeden önce bir sınırlamayı veya karşı görüşü kabul etmek

Deyimler

Kendini korumayı anlatan kaba deyim “cover our asses”

Cover our asses; suçlanmaktan, eleştiriden, cezadan veya hukuki ya da mesleki sonuçlardan kendimizi korumak anlamına gelen, gayriresmî ve kaba bir deyimdir. Bu koruma çoğu zaman kanıt saklamak, bir çekince eklemek veya savunmaya yönelik bir önlem almakla sağlanır. Burada kelimenin gerçek anlamıyla bir şey örtülmez. Bu cümlede konuşmacı paragrafı alaycı biçimde bir kendini koruma aracı olarak tanımlıyor: Çekinceyi kabul etmek, okurlar bunu görmezden geldiklerini söylerse medya yazarlarının kendilerini savunmasına yardımcı olur. Our, yazarları veya medya kuruluşunu ifade eder.

Alıştırma

Bu ifadeyi resmî bir uyum raporu için değerlendirin: “We retained the records to cover our asses.”

  1. Uygun değil
  2. Uygun
Cevabı göster

Uygun değil

Almost everyone says that.

0:48

Neredeyse herkes bunu söyler.

Even the people who think legalizing marijuana is a great idea

0:49

Marihuanayı yasallaştırmanın harika bir fikir olduğunu düşünenler bile

don't say it's a good thing.

0:52

onun iyi bir şey olduğunu söylemiyor.

The argument for legalizing pot isn't that pot is good, Dilbilgisi

0:54

Otun yasallaştırılmasını savunmanın gerekçesi, otun iyi olması değil,

but that the war on pot is bad.

0:57

ota karşı yürütülen savaşın kötü olmasıdır.

Dilbilgisi

X’i savunan görüşün dayanağı A değil, B’dir

“The argument for X isn't that A, but that B” kalıbı, yanlış sanılan A gerekçesini reddeder ve onun yerine konuşanın asıl gerekçesi olan B’yi koyar. İki that yan cümlesi paralel tümleçlerdir; bu nedenle but that yalnızca genel bir karşıtlık eklemez, düzeltmeyi tamamlar. Burada konuşan, esrarın yasallaştırılmasını desteklemekle esrarın iyi olduğunu savunmayı birbirinden ayırır. Belirtilen gerekçe, “war on pot” ifadesinin anlattığı hükümetin esrara karşı yürüttüğü politikanın zararlı olmasıdır; burada gerçek anlamda bir savaştan söz edilmez.

Alıştırma

Tartışma kalıbını tamamlayın. İlk gerekçeyi reddedip asıl gerekçeyi sunun: The argument for extending library hours ____ students dislike mornings, ____ they need a safe place to study in the evening.

Cevabı göster

isn't that · but that

But there is a way in which legal pot

1:02

Ama marihuanayı yasallaştırmanın

could be a huge public health win. Kalıp ifadeler

1:04

halk sağlığı açısından devasa bir kazanım olabileceği bir senaryo var.

Kalıp ifadeler

a public health win: halk sağlığı açısından olumlu bir sonuç

“a huge public health win” ifadesinde win, bir oyundaki zaferi değil, yararlı bir sonucu anlatan sayılabilir bir isimdir. Public health, kimin veya neyin yarar gördüğünü belirtir: bir bütün olarak toplumun sağlığı. Cümlede could be kullanıldığı için esrarın yasallaştırılması, halk sağlığı açısından gerçekleşmiş veya kanıtlanmış bir sonuç olarak değil, olası bir olumlu sonuç olarak sunulur.

Alıştırma

Hangi cümlede public health win, nüfus sağlığı açısından yararlı bir sonuç anlamında kullanılmıştır?

  1. The new clinic won public health by opening early.
  2. Expanding clean-water access could be a major public health win.
  3. The local team celebrated a public health win after the final.
Cevabı göster

Expanding clean-water access could be a major public health win.

I mean one of the biggest public health wins we've had in decades,

1:06

Yani bu, on yıllardır elde ettiğimiz en büyük halk sağlığı kazanımlarından biri olabilir,

saving huge numbers of lives.

1:09

ve çok sayıda insanın hayatını kurtarabilir.

Let's go back to that drug schedule.

1:11

O uyuşturucu sınıflandırmasına geri dönelim.

There is one drug you won't see on there

1:13

Bu sınıflandırmada göremeyeceğiniz bir uyuşturucu madde var;

even though it is a hell of a lot more dangerous than pot or even cocaine. Kelime

1:15

oysa ottan, hatta kokainden bile katbekat daha tehlikeli.

Kelime

……den çok daha tehlikeli(güçlü konuşma dili vurgusu)

Bu cümlede a hell of a lot, dereceyi güçlü biçimde artıran gayriresmî bir ifadedir. “Çok” veya “çok büyük bir farkla” anlamına gelir; buradaki hell kelimesi dinî bir yeri gerçek anlamıyla anlatmaz. more dangerous than ifadesinin önünde yer alarak öznenin esrardan veya kokain­den çok daha tehlikeli olduğunu vurgular. Konuşanın yargısını güçlü, doğrudan ve konuşma diline özgü gösterir.

Alıştırma

Burada a hell of a lot more dangerous than ne anlama geliyor?

  1. dinî bir yere yapılan gerçek anlamlı gönderme
  2. tehlike bakımından küçük bir fark
  3. çok daha büyük bir tehlikeyi gösteren, gayriresmî ve güçlü biçimde vurgulanmış bir karşılaştırma
Cevabı göster

çok daha büyük bir tehlikeyi gösteren, gayriresmî ve güçlü biçimde vurgulanmış bir karşılaştırma

That's alcohol.

1:19

Alkol.

The thing about alcohol is it's really bad for you, Dilbilgisi

1:20

Alkolle ilgili gerçek şu: Size gerçekten çok zarar veriyor,

lethally bad for you.

1:22

hem de sizi öldürecek kadar.

Dilbilgisi

Alkolle ilgili mesele şu ki...

The thing about X is ... konuşmada kullanılan bir konu çerçevesidir. X'i konu olarak ortaya koyar ve ardından onun önemli, şaşırtıcı veya yararlı bir özelliğinin söyleneceğini bildirir. Burada alcohol konudur ve yorum, onun son derece zararlı olduğudur. Bu çerçeve ana noktayı söylemeden önce mesajı düzenler; it's içindeki it alcohol kelimesine gönderme yapar, gerçek anlamda bir “thing” nesnesine değil.

Alıştırma

Aşağıdaki cümlelerden hangisi X'in dikkat çekici bir özelliğini tanıtmak için The thing about X is ... çerçevesini doğru kullanır?

  1. The thing about this camera is it works well in low light.
  2. The thing is about this camera it works well in low light.
  3. The thing about this camera it works well in low light is.
Cevabı göster

The thing about this camera is it works well in low light.

I don't want to be a hypocrite here. Ton ve niyet

1:24

Burada ikiyüzlü davranmak istemiyorum.

I enjoy a drink.

1:25

Ben de içki içmekten keyif alıyorum.

Ton ve niyet

I don't want to be a hypocrite here ifadesini inandırıcılık sağlayan bir giriş olarak kullanmak

Bu cümlede I don't want to be a hypocrite here, konuşmacının eleştirisinin kendi davranışıyla çelişkili görünmesini istemediği anlamına gelir. Hemen ardından kendisinin de içki içtiğini kabul eder; bu nedenle hypocrite, başkalarında kınadığı şeyi kendisi de yapan kişiyi anlatır. Bu cümle, güçlü bir görüş ileri sürmeden önce olası bir itiraza cevap veren bir giriş görevi görür. Konuşmacının bir eylemi yapmayı reddettiği anlamına gelmez; don't want to be, o tür biri gibi görünmekten veya davranmaktan kaçınma isteğini ifade eder.

Alıştırma

Toplantılarda bazen telefonunuzu kontrol ediyorsunuz, ancak bu alışkanlığı eleştirmek istiyorsunuz. Tutarsızlığı en iyi kabul eden giriş hangisidir?

  1. I don't want to be a hypocrite here.
  2. I don't want to make a promise here.
  3. I don't want to change the subject here.
Cevabı göster

I don't want to be a hypocrite here.

But the evidence on this

1:26

Ama bu konudaki kanıtlardan

you cannot run away from it. Deyimler

1:28

kaçamazsınız.

Deyimler

run away from it ifadesinin mecazi anlamı

Run away from something mecazi olarak kullanılabilir: rahatsız edici bir gerçekle, sorunla veya sorumlulukla yüzleşmekten, onu kabul etmekten ya da ele almaktan kaçınmak anlamına gelir. Burada it fiziksel bir hareketi değil, kanıtları ifade eder. cannot ile birlikte kullanıldığında konuşmacı kanıtları kaçınılmaz olarak sunar: kişi ne tercih ederse etsin, bu kanıtların sonuçlarıyla yüzleşmek zorundadır.

Alıştırma

Cümleyi “yüzleşmekten kaçınmak” anlamındaki vurgulanan öbek fiille tamamlayın: The report is uncomfortable, but we cannot ____ the evidence.

Cevabı göster

run away from

The Centers for Disease Control and Prevention say there are

1:30

Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri, her yıl

88,000 deaths each year attributable to alcohol. Kalıp ifadeler

1:32

88.000 ölümün alkolden kaynaklandığını söylüyor.

Kalıp ifadeler

attributable to alcohol: alkole atfedilebilir

Burada attributable to, ölüm sayısını bu ölümlerin ilişkilendirildiği etken olarak alkolle bağlar. Resmî raporlarda X is attributable to Y, kanıtların Y’yi X’in bir nedeni olarak değerlendirmeyi desteklediği anlamına gelir. Bu ifade yalnızca Y’nin daha önce gerçekleştiğini değil, bir sonucun belirli bir etkene atfedildiğini belirtir. Y’nin her bir vakaya doğrudan neden olduğunu söylemekten özellikle daha temkinli olabilir.

Alıştırma

Raporu “-e atfedilebilir” anlamındaki resmî ifadeyle tamamlayın: Much of the improvement is ____ better staff training.

Cevabı göster

attributable to

About 25,000 of them are just direct overdoses.

1:36

Bunların yaklaşık 25.000'i yalnızca doğrudan doz aşımından kaynaklanıyor.

The numbers here are really amazing.

1:39

Buradaki rakamlar gerçekten şaşırtıcı.

A Columbia University study found that being drunk

1:40

Columbia Üniversitesi'nin bir araştırması, sarhoş olmanın

increases the risk of a fatal accident 13-fold. Kelime

1:42

ölümcül bir kaza riskini 13 kat artırdığını ortaya koydu.

Kelime

13-fold: temel değerin 13 katı

Burada 13-fold, riskin kaçla çarpıldığını belirtir: sarhoşken risk, temel riskin on üç katıdır. Temel risk 1 olsaydı, karşılaştırılan risk 13 olurdu. Son düzeyin temel değerin on üç katına ulaşması, temel değere göre %1.200 artış demektir; %13 veya 13 yüzde puanlık artış değildir.

Alıştırma

Bir raporda “The defect rate increased fivefold.” deniyor. Bunun en doğal anlamı nedir?

  1. Kusur oranı 5 yüzde puan arttı.
  2. Kusur oranı temel oranın beş katına çıktı.
  3. Kusur sayısı tam olarak beş vaka arttı.
  4. Kusur oranı %5 arttı.
Cevabı göster

Kusur oranı temel oranın beş katına çıktı.

Pot, by contrast, Anlatım akışı

1:47

Ot ise buna karşılık

increases the risk by less than 2-fold.

1:48

riski iki katına bile çıkarmıyor.

Anlatım akışı

by contrast: iki risk verisini karşılaştırmak

By contrast, biraz önce söylenen nokta ile ardından gelen nokta arasında belirgin bir fark olduğunu gösteren bir söylem bağlacıdır. Burada esrarla ilgili risk sayısını daha önce verilen alkol sayısıyla karşılaştırır ve ikinci sayının çok daha düşük olduğunu öne çıkarır. İfade, iki unsur arasındaki karşılaştırmayı düzenler; esrarın kendi içinde bir değişim olduğunu anlatmaz. Duyduğunuzda veya okuduğunuzda önceki unsura dönüp sonraki bilginin ondan nasıl ayrıldığını bulun.

Alıştırma

İlk yöntem ucuzdur. Daha pahalı olan ikinci yöntemi açık bir karşıtlıkla tanıtan cümle hangisidir?

  1. By contrast, the second method costs more.
  2. In addition, the second method costs more.
  3. For example, the second method costs more.
  4. As a result, the second method costs more.
Cevabı göster

By contrast, the second method costs more.

Then there's all the other nasty stuff Dilbilgisi

1:50

Bir de alkolün yol açtığı

alcohol leads to.

1:52

diğer tüm berbat şeyler var.

Dilbilgisi

stuff alcohol leads to: düşürülmüş ilgi cümlesi yapısı

Stuff, tek tek sıralanmayan çeşitli şeyleri anlatan geniş kapsamlı ve gayriresmî bir isimdir. stuff alcohol leads to ifadesinde stuff'tan sonra gelen ilgi zamiri that düşürülmüştür; tam biçim stuff that alcohol leads to olur. Alcohol, leads to yapısının öznesidir ve sondaki to, lead to fiil öbeğinin parçasıdır. Bütün ifade alkolün yol açtığı diğer kötü sonuçlar anlamına gelir; nesnesi eksik bir cümle değildir.

Alıştırma

Hangi cümle düşürülmüş bir ilgi zamiri yapısını doğru kullanıyor ve lead to fiil öbeğini tamamlıyor?

  1. The report lists the problems that the delay led.
  2. The report lists the problems the delay led.
  3. The report lists the problems the delay to.
  4. The report lists the problems the delay led to.
Cevabı göster

The report lists the problems the delay led to.

It's a big contributor to violence, Kalıp ifadeler

1:53

Şiddeti körükleyen başlıca etkenlerden biri;

to crime, to addiction.

1:55

aynı şekilde suçu ve bağımlılığı da körüklüyor.

Kalıp ifadeler

big contributor to: önemli bir etken, tek neden değil

a big contributor to ifadesi, bir sonucun ortaya çıkmasına yardım eden önemli bir etken anlamına gelir. Big, etkenin kayda değer bir etkisi olduğunu vurgularken contributor başka nedenlerin de bulunabileceğine yer bırakır. Contributor sözcüğünden sonra to ve ardından sonuç gelir. Burada to violence, to crime ve to addiction, contributor sözcüğünün paralel tümleçleridir; contributor bu cümlede bağışçı veya yazar anlamına gelmez.

Alıştırma

Uyku eksikliği önemli ancak tek etken değilse cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? Poor sleep is _____ workplace accidents.

  1. a big contributor to
  2. unrelated to
  3. the only cause of
Cevabı göster

a big contributor to

It breaks up families, Öbek fiiller

1:56

Aileleri parçalıyor,

Öbek fiiller

breaks up families: bir ailenin ayrılmasına neden olmak

Bu cümlede breaks up families, ailelerin birliğini kaybetmesine veya aile üyelerinin birbirinden ayrılmasına neden olmak demektir. Break up burada bir şeyi fiziksel olarak parçalara ayırma anlamında değil, mecazi anlamda kullanılmıştır. Bu geçişli bir kullanımdır: özne ayrılmaya neden olan gücü, families ise nesneyi belirtir. Burada It alkolü ifade eder.

Alıştırma

Cümleyi aile üyelerinin ayrılmasına neden olmak anlamındaki öbek fiille tamamlayın: Constant conflict can ____ families.

Cevabı göster

break up

gives people cancer.

1:57

insanlarda kansere yol açıyor.

It gives them liver failure.

1:59

Karaciğer yetmezliğine de yol açıyor.

People forget this, but Prohibition, Kültür

2:00

İnsanlar bunu unutuyor ama İçki Yasağı,

we laugh at it now,

2:02

bugün bize gülünç gelse de,

but it was happening for a reason.

2:03

bir sebepten uygulanıyordu.

People drank more then

2:04

O zamanlar insanlar daha çok içiyordu

and it was a scourge. Kelime

2:05

ve bu tam bir toplumsal belaydı.

Kültür

Prohibition: ABD'deki ülke çapında alkol yasağı dönemi

Burada büyük harfle başlayan Prohibition, ABD'de ülke çapındaki anayasal bir yasağın alkollü içeceklerin üretimini, satışını ve taşınmasını kısıtladığı tarihsel dönemin, özellikle 1920-1933 yıllarının özel adıdır. Herhangi bir şeyi yasaklama eylemi anlamına gelmez. Bu arka plan, konuşmacının söz konusu politikayı ciddi bir toplumsal kaygıya verilmiş bir yanıt olarak sunmasını açıklar. Söylenmek istenen, bu politikanın bir nedenle ortaya çıktığıdır; konuşmacının Prohibition'ı koşulsuz desteklediği değildir.

Alıştırma

Bu altyazıda büyük harfle başlayan Prohibition neyi ifade ediyor?

  1. Herhangi bir etkinliği yasaklayan herhangi bir kural
  2. ABD'deki ülke çapında alkol yasağının tarihsel dönemi
  3. Daha az içmeye yönelik kişisel bir karar
Cevabı göster

ABD'deki ülke çapında alkol yasağının tarihsel dönemi

Kelime

a scourge: ciddi ve yaygın zarar veren bir toplumsal bela

Bu cümlede a scourge, ciddi ve yaygın acı ya da zarara yol açan bir kaynak anlamındadır. O dönemdeki aşırı içki tüketimini sıradan bir sorun olarak değil, büyük bir toplumsal kötülük olarak değerlendirir. Bu isim son derece olumsuzdur ve hastalık, şiddet, bağımlılık, yolsuzluk veya çok sayıda insanı etkileyen başka zararları anlatırken sık kullanılır.

Alıştırma

Resmî bir rapor, onlarca yıldır milyonlarca kişiye zarar veren yolsuzluğu anlatıyor. Hangi cümle ciddi ve yaygın zararı en iyi ifade eder?

  1. Corruption has become a scourge.
  2. Corruption has become a nuisance.
  3. Corruption has become a small problem.
  4. Corruption has become a harmless habit.
Cevabı göster

Corruption has become a scourge.

So, this is the question with legal pot.

2:07

Yasal marihuana konusunda asıl soru şu:

Would people use it as a replacement Kelime

2:09

İnsanlar onu alkolün yerine mi kullanır,

or a complement to alcohol?

2:11

yoksa alkole ek olarak mı?

Kelime

as a replacement ... a complement to alcohol: ikame mi, tamamlayıcı mı

Bu soruda replacement ve complement zıt ilişkileri anlatır. Esrar a replacement for alcohol ise insanlar onu alkol yerine kullanır ve alkol tüketimi azalabilir. A complement to alcohol ise insanlar onu alkolle birlikte kullanır ve toplam tüketim artabilir. Bu sıralı ifade a replacement for alcohol or a complement to alcohol şeklinde anlaşılmalıdır. Replacement normalde for ile, complement ise to ile kullanılır. Aynı ayrım, yeni bir ürünün, tedavinin veya davranışın mevcut bir şeyin yerini mi aldığını yoksa ona mı eklendiğini incelemeye yardımcı olur.

Alıştırma

Bir yayın hizmeti a complement to movie theaters olarak tanımlanıyor. Bu büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Hizmet ile sinemalar aynıdır.
  2. İnsanlar sinemaya gitmenin yanı sıra bu hizmeti de kullanabilir.
  3. Hizmet sinemaların tamamen yerini almak zorundadır.
Cevabı göster

İnsanlar sinemaya gitmenin yanı sıra bu hizmeti de kullanabilir.

If it's a replacement,

2:13

Alkolün yerini alırsa,

it's a huge deal.

2:14

bu çok büyük bir gelişme olur.

Marijuana is a lot safer to use than alcohol.

2:15

Marihuana kullanmak, alkol kullanmaktan çok daha güvenli.

People don't die from it.

2:17

İnsanlar marihuanadan ölmüyor.

They rarely kill others while on it. Kelime

2:18

Marihuananın etkisindeyken başkalarını da nadiren öldürüyorlar.

Kelime

while on it: bir maddeyi kullanırken veya etkisi altındayken

While on it, “onu kullanırken veya etkisi altındayken” anlamına gelen kısaltılmış bir zaman yan cümlesidir. Buradaki it esrarı ifade eder ve on mekânsal bir konum belirtmez. İngilizcede on antibiotics veya on painkillers örneklerinde olduğu gibi on + ilaç ya da uyuşturucu, o maddeyi kullanma veya etkisi altında olma durumunu anlatmak için yaygın biçimde kullanılır. Zamir kullanıldığında dinleyicinin önceki bağlamdan maddeyi belirleyebilmesi gerekir.

Alıştırma

Cümleyi while + on + ilacı belirten bir zamirden oluşan üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The doctor prescribed a strong medication, and she avoided driving ____.

Cevabı göster

while on it

More marijuana and less alcohol Anlatım akışı

2:20

Daha fazla marihuana ve daha az alkol kullanımı,

means fewer deaths from intoxication,

2:22

zehirlenme nedeniyle daha az ölüm,

fewer drunk driving fatalities,

2:24

alkollü araç kullanımı yüzünden daha az can kaybı,

less crime, less violence.

2:25

daha az suç ve daha az şiddet demektir.

Anlatım akışı

Daha fazla marihuana ve daha az alkol, zehirlenmeye bağlı daha az ölüm, alkollü araç kullanımı nedeniyle daha az ölüm, daha az suç ve daha az şiddet demektir.

More X and less Y means Z kalıbı iki değişikliği tek bir öncül olarak birleştirir ve ardından bir sonuç sunar. Burada konuşan kişi daha fazla marihuana ve daha az alkol varsayarak olası sonuçları sıralıyor; means bir akıl yürütme içindeki bağlantıyı gösterir, ancak bu bağlantının bağımsız olarak kanıtlandığını tek başına göstermez. Deaths ve fatalities sayılabilen çoğul isimlerdir, bu nedenle fewer kullanılır; crime ve violence burada sayılamayan genel miktar veya düzey olarak ele alınır, bu nedenle less kullanılır. Fewer ve less ifadelerinin tekrarı, birden çok sonucu paralel ve kısa bir liste hâline getirir.

Alıştırma

Paralel bir sonuç listesinde fewer ve less ifadelerini doğru kullanan cümleyi seçin.

  1. More sleep and less screen time can mean less headaches and fewer stress.
  2. More sleep and fewer screen time can mean less headaches and fewer stress.
  3. More sleep and less screen time can mean fewer headaches and less stress.
Cevabı göster

More sleep and less screen time can mean fewer headaches and less stress.

But if marijuana complements alcohol rather than replacing it,

2:27

Ama marihuana alkolün yerini almak yerine ona ek olarak kullanılırsa,

then it's a problem.

2:30

işte o zaman sorun var demektir.

If it makes people, for whatever reason, Dilbilgisi

2:30

Her ne sebeple olursa olsun insanların

drink more,

2:32

daha fazla içmesine yol açarsa,

then legalizing pot

2:33

marihuanayı yasallaştırmak

might actually make our alcohol problem worse.

2:34

alkol sorunumuzu gerçekten daha da kötüleştirebilir.

Dilbilgisi

make people ... drink more ve make our alcohol problem worse yapıları

İlk vurgulanan make, make + kişi + fiilin yalın hâli şeklindeki ettirgen yapıyı kullanır: make people drink more, insanları daha fazla içmeye yöneltmek veya onların daha fazla içmesine neden olmak demektir. People kelimesinden sonra gelen fiil drink'tir; to drink değildir. İkinci make, make + nesne + sıfat yapısını kullanır: make our alcohol problem worse, mevcut alkol sorununu daha ciddi hâle getirmek demektir. Bu cümlede legalizing pot öznedir ve worse ortaya çıkan durumu açıklar.

Alıştırma

Her iki sonuç yapısını da doğru kullanan cümleyi seçin.

  1. The noise got the baby cry, and the long wait made the baby impatient.
  2. The noise made the baby cry, and the long wait made the baby to impatient.
  3. The noise made the baby to cry, and the long wait made the baby impatient.
  4. The noise made the baby cry, and the long wait made the baby impatient.
Cevabı göster

The noise made the baby cry, and the long wait made the baby impatient.

Now, I'm going to say something that kind of sucks. Kelime

2:36

Şimdi biraz can sıkıcı bir şey söyleyeceğim.

Kelime

Gündelik olumsuz değerlendirme: kind of sucks

Kind of sucks ifadesindeki sucks, bir şeyin kötü, hayal kırıklığı yaratıcı veya tatsız olduğunu söylemenin gündelik bir yoludur. Burada suck fiilinin emmek anlamındaki gerçek kullanımı yoktur. Kind of eleştiriyi biraz yumuşatarak konuşanın daha az sert duyulmasını sağlar, ancak genel değerlendirme yine de açıkça olumsuzdur.

Alıştırma

Bir sunucu resmî bir ödül töreninde "This result kind of sucks." diyor. Bu ifade ortama uygun mu?

  1. Uygun
  2. Uygun değil
Cevabı göster

Uygun değil

We actually don't know the answer here.

2:38

Aslında bu sorunun cevabını bilmiyoruz.

There's encouraging early evidence.

2:40

İlk bulgular umut verici.

In a survey of Canadian medical marijuana users,

2:42

Kanadalı tıbbi marihuana kullanıcılarıyla yapılan bir ankette,

41% said they replaced alcohol with marijuana. Kalıp ifadeler

2:44

katılımcıların yüzde 41'i alkol yerine marihuana kullandıklarını söyledi.

Kalıp ifadeler

replace A with B: A yerine B kullanmak

Replace A with B, A'yı kaldırmak ya da kullanmayı bırakmak ve yerine B'yi kullanmak demektir. Cümlede alcohol eski unsur olan A, marijuana ise yeni unsur olan B'dir. Sıralama önemlidir: replaced sonrasındaki doğrudan nesne, yerinden çıkarılan şeyi; with sonrasındaki isim ise onun yerine geçen yeni şeyi belirtir. Bu kalıp nesneler, maddeler, sistemler ve yöntemlerle kullanılabilir.

Alıştırma

replace A with B kalıbını tamamlayın: The clinic replaced paper forms ____ a secure digital system.

Cevabı göster

with

Another survey of California medical marijuana users

2:47

Kaliforniya'daki tıbbi marihuana kullanıcılarıyla yapılan başka bir anket de

found they drank less than the national average.

2:50

bu kullanıcıların ülke ortalamasından daha az alkol tükettiğini ortaya koydu.

But those are medical marijuana users. Anlatım akışı

2:52

Ama bu kişiler tıbbi marihuana kullanıcıları.

They might be different than the general population.

2:53

Genel nüfustan farklı olabilirler.

Anlatım akışı

But those are medical marijuana users: anket sonucunun kapsamını sınırlamak

But, kanıtların sunulmasından bu kanıtların hangi sonucu destekleyebileceğinin sınırlandırılmasına geçildiğini gösterir. Those, önceki iki ankete katılan ve tamamı tıbbi amaçla marihuana kullanan kişileri anlatır; the general population ise sonucun genellenmek istenebileceği daha geniş gruptur. They might be different kanıtlanmış bir gerçeği değil, bir olasılığı dile getirir. Özel bir örneklemden gelen kanıtlar doğrudan herkese uygulanamayabilir; genelleme yapmadan önce ankete kimlerin katıldığına bakmak gerekir.

Alıştırma

Konuşmacı iki anketin sonuçlarını nasıl değerlendiriyor?

  1. İki ankette genel nüfusun incelendiğini göstermek
  2. Tıbbi amaçla marihuana kullananlardan elde edilen sonuçların herkes için geçerli olmayabileceği konusunda uyarmak
  3. Marihuana kullananların her zaman daha az alkol tükettiğini kanıtlamak
Cevabı göster

Tıbbi amaçla marihuana kullananlardan elde edilen sonuçların herkes için geçerli olmayabileceği konusunda uyarmak

People using marijuana for fun Dilbilgisi

2:56

Keyif için marihuana kullananların

might have a very different relationship to alcohol

2:58

alkolle ilişkisi,

than people using marijuana because they're sick.

3:00

hasta oldukları için marihuana kullananlarınkinden çok farklı olabilir.

Dilbilgisi

People using ... than people using ...: paralel -ing niteleyicileri

Vurgulanan iki isim öbeğinde using, people sözcüğünden sonra gelen bir şimdiki zaman ortacı yan cümlesi başlatır ve hangi kişilerin kastedildiğini belirtir. People using marijuana... ifadesi people who use marijuana... anlamına gelir. Bu -ing yan cümleleri niteleyicidir; cümlenin ana fiilleri değildir. Ana fiil öbeği might have ifadesidir. than sözcüğünün iki yanında aynı yapının tekrarlanması açık ve kısa bir karşılaştırma oluşturur.

Alıştırma

İki who yan cümlesini paralel -ing niteleyicileriyle kısaltın: Travelers who book online may pay less than travelers who buy tickets at the station. Travelers ____ may pay less than travelers ____.

Cevabı göster

booking online · buying tickets at the station

But this isn't just something we can study. Anlatım akışı

3:02

Ama bu, sadece inceleyebileceğimiz bir konu değil.

It's something that we can affect,

3:04

Aynı zamanda etkileyebileceğimiz,

that we can change.

3:06

değiştirebileceğimiz bir konu.

Anlatım akışı

This isn't just ... It's ...: incelemeden eyleme geçiş

Bu iki cümle karşıtlık yoluyla bir geçiş kurar: bu yalnızca X değildir; Y'dir. Konuşmacı önce konuyu incelenebilecek bir nesne olarak sunar, ardından bu sınırlı başlangıç noktasının ötesine geçip ona etki etme olasılığına yönelir. something ve we can ifadelerinin tekrarı iki bölüme paralel bir yapı verir. Affect etki yaratmayı ortaya koyar; change ise aynı fikri daha güçlü biçimde yeniden ifade eder. Böylece son bölüm iki ayrı nesne sıralamak yerine eyleme geçebilme gücünü vurgular.

Alıştırma

Vurgulanan ifade savı nasıl düzenliyor? En iyi açıklamayı seçin.

  1. Savı konuyu incelemekten, onu etkileyebilme olasılığına taşır.
  2. Değişimi imkânsız göstererek iddiayı zayıflatır.
  3. Konuyu incelemenin ve değiştirmenin birbiriyle ilgisiz etkinlikler olduğunu söyler.
Cevabı göster

Savı konuyu incelemekten, onu etkileyebilme olasılığına taşır.

Since we know a lot of people want to use some kind of mind-altering substance, Kelime

3:07

Madem pek çok kişinin bir tür bilinç değiştirici madde kullanmak istediğini biliyoruz,

Kelime

mind-altering substance: etkiye dayalı geniş bir kategori

Bu cümlede mind-altering, substance sözcüğünü niteler. Kısa çizgi mind ve altering sözcüklerini tek bir birleşik sıfat hâline getirir; bu sıfat bilinci, algıyı, ruh hâlini veya zihinsel durumun başka bir yönünü değiştirebilen anlamına gelir. Burada etkiye dayalı geniş bir üst terimdir. Konuşmacının alkolü, esrarı ve olası diğer maddeleri, hepsinin aynı etkilere veya aynı hukuki statüye sahip olduğunu ileri sürmeden gruplamasını sağlar.

Alıştırma

Bir kamu politikası raporunda mind-altering substance, maddeyi en doğrudan neye göre sınıflandırır?

  1. Yalnızca yasa dışı olan bir maddeyi
  2. Yalnızca halüsinasyona neden olan bir maddeyi
  3. Bir maddeyi bilinç veya zihinsel durum üzerindeki etkisine göre
Cevabı göster

Bir maddeyi bilinç veya zihinsel durum üzerindeki etkisine göre

we could arrange public policy to push them towards the safer one. Kalıp ifadeler

3:11

kamu politikasını onları daha güvenli seçeneğe yöneltecek şekilde düzenleyebiliriz.

Kalıp ifadeler

push them towards the safer one: daha güvenli seçeneğe yöneltmek

Burada push them towards the safer one, insanların konuşmacının daha güvenli gördüğü seçeneği tercih etme olasılığını artırmak için politikayla onları etkilemek anlamına gelir. Push mecazidir; fiziksel temas değil, baskı veya yönlendirme ifade eder ve mutlaka zorlama anlamına gelmez. Kalıp push + someone + towards + bir seçim veya sonuç şeklindedir. Safer karşılaştırma bildirir; yalnızca diğer bir seçenekten daha güvenli demektir, tamamen güvenli demek değildir.

Alıştırma

Cümleyi push ... towards kalıbıyla tamamlayın: Lower fees could ____ more commuters ____ public transport.

Cevabı göster

push · towards

But right now,

3:14

Ama şu anda

we can't because the federal government, against all the evidence,

3:15

bunu yapamıyoruz; çünkü federal hükûmet, tüm kanıtlara rağmen,

thinks marijuana is an incredibly, insanely dangerous substance

3:19

marihuananın inanılmaz, akıl almaz derecede tehlikeli bir madde olduğunu

with absolutely no redeeming value under any circumstance. Ton ve niyet

3:22

ve hiçbir koşulda en ufak bir olumlu yanı bulunmadığını düşünüyor.

Ton ve niyet

absolutely no redeeming value under any circumstance: istisnasız mutlak olumsuzluk

Bu ifade iki mutlak olumsuzluğu üst üste getirir. Absolutely no redeeming value, maddenin kusurlarını telafi edebilecek tek bir olumlu niteliğin bile bulunmadığı anlamına gelir; under any circumstance ise hiçbir olası istisna olmadığını ekler. Bu, ölçülü bir açıklama değil, kesin ve kategorik bir dildir. Konuşmacı burada bir yasanın tam ifadesini aktarmak yerine, federal hükümetin aşırı gördüğü tutumunu alaycı biçimde sunuyor.

Alıştırma

Şu cümleye en uygun yorum hangisidir: "The critic said the plan had absolutely no redeeming value under any circumstance"?

  1. Plan küçük bir değişiklikten sonra yararlı hâle gelebilir.
  2. Planın kusurlarını telafi edebilecek hiçbir olumlu özelliği yoktur ve bunun hiçbir istisnası bulunmaz.
  3. Plan her yerde fiziksel olarak tehlikelidir.
  4. Planın bir miktar olumlu değeri vardır, ancak yalnızca nadir durumlarda.
Cevabı göster

Planın kusurlarını telafi edebilecek hiçbir olumlu özelliği yoktur ve bunun hiçbir istisnası bulunmaz.

What are they smoking? Deyimler

3:26

Bunlar ne içiyor böyle?

Deyimler

What are they smoking? ifadesindeki alaycı çift anlam

Bu bağlamda What are they smoking? alaycı bir retorik sorudur. Konuşmacı federal hükümettekilerin gerçekten hangi maddeyi içtiğini sormaz; hükümetin tutumunun, uyuşturucu kullanımını düşünmeden açıklanamayacak kadar mantıksız göründüğünü ima eder. Genel tartışma marihuana hakkında olduğu için smoking sözcüğünün uyuşturucu içmeyle ilgili gerçek anlamı da akılda kalır. Bu örtüşme espriyi yaratır: söz hem hükümetin tutumunu eleştirir hem de konuyu çağrıştırır.

Alıştırma

Marihuana politikasıyla ilgili bir tartışmada konuşmacı, federal hükümetin tutumuna “What are they smoking?” diye tepki veriyor. Konuşmacı büyük olasılıkla ne demek istiyor?

  1. Hükümetin tutumu saçma görünüyor ve uyuşturucuyla ilgili ifade espriye katkıda bulunuyor.
  2. Marihuana içmek yasal olduğu için konuşmacı bu tutumu onaylıyor.
  3. Konuşmacı hükümet çalışanlarının kullandığı maddelerin gerçek bir listesini istiyor.
Cevabı göster

Hükümetin tutumu saçma görünüyor ve uyuşturucuyla ilgili ifade espriye katkıda bulunuyor.