Çürüklere ne sebep olur? - Mel Rosenberg: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
658 kelime 150 kel/dk

Video özeti: Video, şekerle beslenen ağız bakterilerinin çürüğe nasıl yol açtığını, tarih öncesi insanların neden çürük yaşadığını, ilk diş tedavilerinin nasıl uygulandığını ve modern önlemlerin yeni hasarı nasıl engellediğini açıklıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. While each human tooth is coated in a hardy protective layer of enamel, it's no match for acid. — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: While sözcüğünün minenin görünürdeki sağlamlığı ile aside karşı gerçek savunmasızlığı arasında nasıl ödünleyici bir karşıtlık kurduğunu fark edin; bilimsel açıklamalarda koruyucu bir koşulu beklenmedik sonuçla karşılaştırmak için bu yapıyı kullanın. 2. Ancient humans even made rudimentary drills to smooth out the rough holes left behind and beeswax to plug cavities, like modern-day fillings. — Kültür, medya ve gerçek yaşam bağlamı: rudimentary drills, plug cavities ve modern-day fillings ifadelerini anlayın; İngilizcenin tarih öncesi diş tedavisini tanıdık bir modern işlemle nasıl karşılaştırdığını öğrenin. 3. The best way to avoid a cavity is still cutting down on sugar intake and practicing good oral hygiene to get rid of the bacteria and their food sources. — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: Pratik öneri vermek için The best way to... is... yapısını kullanın; önleyici eylemleri ve amaçlarını anlatmak için cut down on, practice good oral hygiene ve get rid of ifadelerini birbirine bağlayın.

Bu derste

When a team of archaeologists recently came across some 15,000 year old human remains, Kalıp ifadeler

0:06

Yakın zamanda bir grup arkeolog 15.000 yıllık insan kalıntılarına rastladığında,

they made an interesting discovery.

0:12

ilginç bir keşif yaptılar.

Kalıp ifadeler

came across ... some + sayı

Came across ifadesinde come across, bir şeyi tesadüfen bulmak veya onunla karşılaşmak anlamına gelen bir öbek fiildir. Recently, bulmanın yakın zamanda gerçekleştiğini belirtir; came burada arkeologların yalnızca bir şeye doğru hareket ettiğini anlatmaz. Yaşı belirten sayının önündeki some, sayıya yaklaşık anlamı verir: kalıntılar yaklaşık 15.000 yıllıktı.

Alıştırma

Bu cümlede came across some 15,000-year-old human remains ifadesine en uygun yorum hangisidir?

  1. 15.000 yıl önce bilerek insan kalıntıları yaptılar.
  2. Tam olarak 15.000 insan kalıntısının üzerinden yürüdüler.
  3. Yaklaşık 15.000 yıllık insan kalıntılarını tesadüfen buldular.
Cevabı göster

Yaklaşık 15.000 yıllık insan kalıntılarını tesadüfen buldular.

The teeth of those ancient humans were riddled with holes. Deyimler

0:15

O eski insanların dişleri delik deşikti.

Deyimler

were riddled with holes: delik deşik olmak

Were riddled with holes, dişlerin her tarafına yayılmış çok sayıda delik olduğu anlamına gelir. Be riddled with + isim yapısı, bir şeyin istenmeyen unsurlar veya sorunlarla dolu olduğunu anlatır; bu nedenle yalnızca had holes demekten daha güçlü ve canlıdır. Riddled burada kalıplaşmış yapının bir parçasıdır; dişlerin bilmece sorduğu veya çözdüğü anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi, derste öğrenilen ve çok sayıda zararlı sorunla dolu anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: The report was ____ factual errors.

Cevabı göster

riddled with

Their cavities were caused by the same thing that still plagues us today, Kelime

0:19

Çürüklerinin nedeni bugün hala başımıza bela olan aynı şeydi:

Kelime

same thing that still plagues us: fiil olarak plague

Burada plagues, “uzun süre ciddi sıkıntı yaratmaya devam etmek” anlamında bir fiildir. still ve today, nedenin geçmişten bugüne sürdüğünü vurgular. that still plagues us ilgi yan cümlesindeki that, the same thing ifadesine gönderme yapar. Bu yan cümle, söz konusu nedenin insanları bugün de rahatsız etmeyi sürdürdüğünü söyleyerek onu tanımlar; burada plague “salgın” anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede still plagues us today ne anlama geliyor?

  1. Bugün ilk kez bir salgın olarak ortaya çıktı.
  2. Bugünden önce insanları etkilemeyi bıraktı.
  3. Bugün de bize ciddi sıkıntı vermeye devam ediyor.
Cevabı göster

Bugün de bize ciddi sıkıntı vermeye devam ediyor.

specific tiny microbes that live in our mouths.

0:23

ağzımızda yaşayan belirli küçük mikroplar.

These microbes are with us soon after birth. Dilbilgisi

0:27

Bu mikroplar doğumdan kısa süre sonra bizimle olmaya başlar.

Dilbilgisi

with us soon after birth: doğumdan kısa süre sonra bulunmak

soon after birth, “bir kişi doğduktan kısa süre sonra” anlamına gelir. after, birth olayını zaman açısından referans noktası yapar; soon ise aradaki sürenin kısa olduğunu belirtir. “Doğum sırasında” anlamına gelmez. Buradaki are with us, mikropların arkadaşımız olduğunu değil, vücudumuzun içinde veya üzerinde zaten bulunduğunu anlatır. İfade bir bütün olarak onların yaşamın çok erken bir döneminde bulunmaya başladığını söyler.

Alıştırma

Cümleyi, soon içeren ve “kısa süre sonra” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The symptoms faded ____ treatment.

Cevabı göster

soon after

We typically pick them up as babies from our mothers' mouths. Öbek fiiller

0:30

Genellikle bebekken annelerimizin ağızlarından alırız.

Öbek fiiller

pick them up: temas yoluyla edinmek

pick them up ifadesindeki them, mikropları belirtir. Burada pick up, çoğu zaman bilinçli bir çaba olmadan “temas yoluyla edinmek” anlamına gelir. Mikropları elle kaldırmak anlamına gelmez. Pick up ifadesinin bu anlamı enfeksiyonlar, alışkanlıklar ve maruz kalma yoluyla öğrenilen diller için de kullanılabilir. Yanındaki isim ve bağlam, pick up ifadesinin fiziksel bir hareketi değil, edinmeyi anlattığını gösterir.

Alıştırma

Cümleyi “maruz kalma yoluyla doğal biçimde öğrenmek” anlamındaki öbek fiille tamamlayın: Last month, Omar ____ several local expressions by listening to his classmates.

Cevabı göster

picked up

And as our teeth erupt, Dilbilgisi

0:34

Ve dişlerimiz çıktıkça,

they naturally begin to accumulate communities of bacteria.

0:35

doğal olarak bakteri toplulukları biriktirmeye başlarlar.

Dilbilgisi

as our teeth erupt ... begin to accumulate: zaman içinde paralel değişim

Burada as, “-irken” veya “bir şey zaman içinde geliştikçe” anlamına gelir. our teeth erupt zaman yan cümlesini başlatır ve bunu begin to accumulate communities of bacteria ana sürecine bağlar. Cümle, dişlerin çıkmasıyla bakterilerin birikmesini yalnızca neden ve sonuç olarak değil, zaman içinde örtüşen gelişmeler olarak sunar. Dişler için kullanıldığında erupt, “diş etinden çıkarak görünmek” anlamına gelir. They, zamanla bakteri toplulukları biriktiren dişleri belirtir.

Alıştırma

Hangi cümlede as, iki gelişmenin zaman içinde birlikte gerçekleştiğini gösterir?

  1. As the road was closed, we took another route.
  2. As the school year progresses, the lessons become more challenging.
  3. As a tour guide, Lena speaks to visitors every day.
Cevabı göster

As the school year progresses, the lessons become more challenging.

Depending on what we eat and specifically how much sugar we consume, Anlatım akışı

0:39

Ne yediğimize ve özellikle ne kadar şeker tükettiğimize bağlı olarak,

certain microbes can overpopulate and cause cavities. Kalıp ifadeler

0:43

bazı mikroplar aşırı çoğalabilir ve çürüklere neden olabilir.

Anlatım akışı

Depending on what we eat ... how much sugar we consume: cümle başında koşul çerçevesi

Depending on ... cümle başında kullanılan bir koşul çerçevesidir. Ana cümledeki sonucun on sözcüğünden sonra gelen koşula göre değişebileceğini anlatır. Burada what we eat genel değişkeni verir, specifically ise odağı how much sugar we consume ifadesine daraltır. Depending ile başlayan ifade, cümlenin ana yüklemi değildir. Tam sonuç virgülden sonra gelir: certain microbes can overpopulate and cause cavities. Koşulu önce vermek, değişken ile olası sonuç arasındaki ilişkiyi izlemeyi kolaylaştırır.

Alıştırma

Hava koşulunu olası sonuçtan önce vermek için Depending on ifadesini doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. Depending on the weather, the picnic may move indoors.
  2. The weather depending on, the picnic may move indoors.
  3. Depending the weather, the picnic may move indoors.
Cevabı göster

Depending on the weather, the picnic may move indoors.

Kalıp ifadeler

overpopulate and cause cavities: can yardımcı fiilini paylaşan iki fiil

Overpopulate, bir yerde veya sistemde dengeyi korumaya yetecek sınırı aşacak kadar organizma artması anlamına gelir. Burada bazı mikropların sayısı gereğinden fazla olur. Cause cavities, dişlerde hasarlı bölgeler veya oyuklar oluşturan çürüklere neden olmak demektir; buradaki cavities herhangi bir boşluk değil, diş çürükleridir. Overpopulate ve cause, and ile bağlanan paralel fiillerdir. İkisi de can yardımcı fiilini paylaşır: certain microbes can overpopulate ve aynı zamanda can cause cavities.

Alıştırma

can ile iki paralel fiilin yalın biçimini ve cause cavities diş sağlığı ifadesini doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. Some mouth bacteria can overpopulate and cause cavities.
  2. Some mouth bacteria can overpopulation and cause cavities.
  3. Some mouth bacteria can overpopulate and causing cavities.
Cevabı göster

Some mouth bacteria can overpopulate and cause cavities.

Diets high in sugary foods Dilbilgisi

0:48

Şekerli gıdalar açısından zengin diyetler

cause an explosion of bacteria called mutans streptococci in our mouths. Deyimler

0:50

ağzımızda mutans streptokok adı verilen bakterilerin patlamasına neden olur.

Dilbilgisi

Diets high in ... cause ...: içeriği tanımlayıp sonuçla ilişkilendirmek

“Diets high in sugary foods” ifadesinde “high in sugary foods”, “Diets” sözcüğünden sonra gelir ve hangi beslenme biçimlerinin kastedildiğini açıklar. Burada “high in”, fiziksel olarak yüksekte olmayı değil, “büyük miktarda içermeyi” anlatır. Genişletilmiş biçim “diets that are high in sugary foods” şeklindedir. Ana yapı “Diets ... cause ...” biçimindedir: özne bir beslenme türünü tanımlar, “cause” ise sonucu belirtir. Bir şeyin içeriğini etkisiyle ilişkilendirmek için “isim + high in + içerik + sonuç” yapısını yeniden kullanabilirsiniz.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki hedef ifadeyle tamamlayın: Foods ____ fiber can help you feel full.

Cevabı göster

high in

Deyimler

an explosion of: ani ve çok büyük bir artış

Burada “an explosion of”, ani ve çok büyük bir artışı anlatan bir benzetmedir. “An explosion of bacteria”, bakteri sayısının hızla yükselmesi anlamına gelir; fiziksel olarak patlayan bir şey yoktur. “Of” sözcüğünden sonraki isim neyin arttığını belirtir. Bu ifade “an increase in” yapısından daha canlı ve güçlüdür; bu nedenle hızlı ve çarpıcı bir büyümeyi gözde canlandırır.

Alıştırma

Hangi cümlede “an explosion of” ani ve büyük bir artış anlamında kullanılmıştır?

  1. Firefighters investigated an explosion in the warehouse.
  2. The town reported a gradual increase in visitors over ten years.
  3. After the video went viral, there was an explosion of interest in the artist.
Cevabı göster

After the video went viral, there was an explosion of interest in the artist.

Like humans,

0:55

İnsanlar gibi,

these microorganisms love sugar,

0:56

bu mikroorganizmalar da şekeri çok sever,

using it as a molecular building block and energy source. Kalıp ifadeler

0:59

onu moleküler bir yapı taşı ve enerji kaynağı olarak kullanırlar.

Kalıp ifadeler

use it as a molecular building block and energy source: onu moleküler yapı taşı ve enerji kaynağı olarak kullanmak

use A as B yapısında A kullanılan şeydir, B ise onun rolünü ya da işlevini belirtir. Buradaki it şekeri ifade eder; şeker hem moleküler bir yapı taşı hem de enerji kaynağı olarak kullanılır. Rolleri belirten iki isim öbeği as sonrasında kısa ve bağlantılı bir biçimde verilir. Açık biçimi a molecular building block and an energy source anlamına gelir ve as sözcüğünün tekrarlanması gerekmez.

Alıştırma

Geçici rolü belirten sözcükle cümleyi tamamlayın: In the emergency, we used a clean jar ____ a measuring cup.

Cevabı göster

as

As they consume it,

1:03

Onu tükettikçe,

the bacteria generate byproducts in the form of acids such as lactic acid. Kalıp ifadeler

1:04

bakteriler laktik asit gibi asitler formunda yan ürünler üretirler.

Kalıp ifadeler

in the form of acids such as lactic acid: laktik asit gibi asitler biçiminde

In the form of acids, bakterilerin ne tür yan ürünler ürettiğini belirtir: yan ürünler asit olarak ortaya çıkar. Such as lactic acid ise ardından bu kategorinin bir üyesini örnek verir. Bu, bilgiyi düzenlemek için kullanışlı bir kalıptır: önce in the form of ile biçim veya kategori belirtilir, ardından such as ile temsili bir örnek verilir. Bu örnek normalde listenin tamamını oluşturmaz.

Alıştırma

Cümleyi okuyun: The museum received help in the form of materials such as archival boxes. Bu ne anlama gelir?

  1. Müze, arşiv kutularını bütün malzemelere dönüştürdü.
  2. Arşiv kutuları, yardım olarak alınan malzemelerin bir örneğidir.
  3. Arşiv kutuları müzenin aldığı tek yardım türüydü.
Cevabı göster

Arşiv kutuları, yardım olarak alınan malzemelerin bir örneğidir.

The mutans streptococci are resistant to this acid, Anlatım akışı

1:09

Mutans streptokoklar bu aside karşı dirençlidir,

but unfortunately our teeth aren't.

1:13

ama maalesef dişlerimiz değil.

Anlatım akışı

are resistant to ... but our teeth aren't: karşıtlıkta eksilti

Be resistant to ... yapısı, bir şeye dayanabilmek veya ondan kolayca zarar görmemek anlamına gelir. İlk yan cümle, bakterilerin bu aside dayanabildiğini ortaya koyar. But, bilgiyi dişlerle ilgili karşıt gerçeğe yöneltir; unfortunately ise bu gerçeğin bizim için olumsuz olduğunu belirtir. Our teeth aren't, eksiltili bir yan cümledir. Aren't, are not anlamına gelir; resistant to this acid ise ilk yan cümleden zaten açıkça anlaşıldığı için söylenmez. Be fiilinin olumsuz biçimini korumak, karşıtlığı kısa ve doğrudan anlatır: bakteriler dayanıklıdır, fakat dişler değildir.

Alıştırma

Hangi cümle be + sıfat yapısından sonra eksiltiyi doğru kullanır?

  1. The coating is resistant to heat, but the plastic doesn't.
  2. The coating is resistant to heat, but the plastic isn't.
  3. The coating is resistant to heat, but the plastic not.
Cevabı göster

The coating is resistant to heat, but the plastic isn't.

While each human tooth is coated in a hardy protective layer of enamel, Dilbilgisi

1:16

Her insan dişi sert koruyucu bir mine tabakasıyla kaplı olsa da,

it's no match for acid. Deyimler

1:20

bu tabaka aside karşı koyamaz.

Dilbilgisi

While ..., it's no match for acid: ödünleyici karşıtlık

Burada while, during the time that şeklindeki zaman anlamını değil, although yani her ne kadar anlamını taşır. While yan cümlesi, koruma sağlıyor gibi görünen bir gerçeği kabul eder: her dişin sert bir mine tabakası vardır. Ana cümle daha sonra beklenmedik sınırı belirtir. It, korunan dişi, özellikle de onun mine tabakasını gösterir; is no match for acid ise asidin bu korumanın karşı koyamayacağı kadar güçlü olduğu anlamına gelir. While A, B yapısı, B'yi öne sürmeden önce A'yı kabul ederek düşünceyi düzenler. B, A'nın oluşturduğu beklentiyi sınırlıyor veya onunla çelişiyorsa while bu ödünleyici anlamı taşır.

Alıştırma

Hangi cümlede while, özgün cümledekiyle aynı ödünleyici anlamda kullanılmıştır?

  1. While the case is strong, it cannot protect the phone from every fall.
  2. While I repaired the case, my friend waited nearby.
  3. While the phone was charging, I read a book.
Cevabı göster

While the case is strong, it cannot protect the phone from every fall.

Deyimler

be no match for acid: aside karşı koyamamak

be no match for X yapısında match, X'e denk bir rakip ya da X ile mücadele edecek kadar güçlü bir şey demektir. Yapının tamamı “X'i yenmek, X'e denk olmak veya X'e direnmek için fazlasıyla güçsüz olmak” anlamına gelir; planlanmış bir müsabakanın olmamasından söz etmez. Burada it, diş minesini ifade eder. it is no match for acid denmesi, bu sert koruyucu tabakanın bile asidin zarar verici etkisine karşı koyamadığı anlamına gelir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki ifadenin aynısıyla tamamlayın: Even the thick gloves were ____ the freezing wind.

Cevabı göster

no match for

That degrades the armor over time, Deyimler

1:23

Asit zamanla bu zırhı aşındırır

leaching away its calcium minerals.

1:25

ve içindeki kalsiyum minerallerini sızdırarak yok eder.

Deyimler

the armor over time ... leaching away its calcium minerals: koruyucu tabakanın minerallerini zamanla kaybetmesi

Armor, diş minesinin koruyucu rolünü anlatan bir benzetmedir. degrades the armor over time ifadesi, asidin gerçek bir metali yok etmesi veya tek seferde ani bir değişim yaratması değil, bu koruyucu tabakayı yavaş yavaş zayıflatması demektir. Leaching away its calcium minerals, hasarın nasıl oluştuğunu açıklar: kalsiyum içeren mineraller yavaşça çözünür ve mineden uzaklaşır. -ing yapısı, ana eyleme eşlik eden bir süreci veya sonucu ekler.

Alıştırma

Hangi seçenek cümledeki hem benzetmeyi hem de süreci en iyi açıklar?

  1. Asit, diş minesini zamanla zayıflatır ve içindeki kalsiyum minerallerini uzaklaştırır.
  2. Asit, diş minesinin çevresinde hemen sert bir metal kabuk oluşturur.
  3. Diş minesi, daha fazla kalsiyum ekleyebilmek için asit salgılar.
Cevabı göster

Asit, diş minesini zamanla zayıflatır ve içindeki kalsiyum minerallerini uzaklaştırır.

Gradually,

1:27

Yavaş yavaş,

acid wears down a pathway for bacteria Kalıp ifadeler

1:28

asit, bakteriler için bir yol açarak

into the tooth's secondary layer called the dentin.

1:31

dentin adı verilen dişin ikincil tabakasına inmesini sağlar.

Kalıp ifadeler

wears down a pathway for bacteria into the dentin: aşındırarak bir yol açmak

Burada wears down, kimyasal bir etkinin malzemeyi yavaş yavaş aşındırması anlamına gelir. wear fiilinin giysi giyme anlamı kullanılmaz. Asit, bir yol oluşana kadar dişin bir bölümünü yavaşça aşındırır. a pathway for bacteria into ... yapısı hem ortaya çıkan sonucu hem de bu yolu neyin kullanabileceğini belirtir: bakteriler artık dişin ikinci katmanına ulaşabilecekleri bir yola sahiptir. called the dentin ise bu katmanın adının dentin olduğunu açıklar.

Alıştırma

Kademeli bir hasarı anlatmak için wear down ifadesinin doğru geçmiş zaman biçimini kullanın: Years of footsteps ____ the stone steps until a shallow dip appeared.

Cevabı göster

wore down

Since blood vessels and nerves in our teeth are enclosed deep within, Dilbilgisi

1:35

Dişlerimizdeki kan damarları ve sinirler derinlerde saklı olduğundan,

at this stage the expanding cavity doesn't hurt.

1:40

bu aşamada genişleyen çürük acı vermez.

Dilbilgisi

Since ... at this stage ...: neden ve yalnızca o aşamayla sınırlı sonuç

Burada Since bir neden sunar; bu yüzden geçmişteki bir zamandan şimdiye kadar değil, because anlamındadır. Since ile başlayan yan cümle nedeni verir: kan damarları ve sinirler dişlerin derininde bulunur. Ardından ana cümle sonucu verir: çürük boşluğu ağrımaz. At this stage, sonucu sürecin yalnızca bu noktasıyla sınırlar. Bir çürüğün hiçbir zaman ağrımayacağı anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede Since, geçmişteki bir zamandan beri değil, because anlamındadır?

  1. Since the roads are icy, the school will open late.
  2. It has been three days since the storm ended.
  3. I have lived near the school since 2020.
Cevabı göster

Since the roads are icy, the school will open late.

But if the damage extends beyond the dentin, Dilbilgisi

1:43

Ancak hasar dentinin ötesine uzanırsa,

the bacterial invasion progresses,

1:46

bakteriyel istila ilerler,

causing excruciating pain as the nerves become exposed. Dilbilgisi

1:48

sinirler açığa çıktığında dayanılmaz bir ağrıya neden olur.

Dilbilgisi

if the damage extends beyond the dentin: koşul ve sonucu

Bu cümlede if the damage extends beyond the dentin, daha ciddi bir aşamaya geçişin koşulunu kurar. Ana cümle olan the bacterial invasion progresses, bu koşul gerçekleştiğinde ortaya çıkan sonucu verir. extends beyond, hasarın dentini aşıp daha derindeki dokuya ulaşması demektir; hasarın abartılı biçimde uzaması anlamına gelmez. if yan cümlesinde extends biçimindeki simple present kullanılır, çünkü gerçek hayatta mümkün bir süreç anlatılır. Risk ve süreç açıklamalarında sonuç cümlesi de beklenen bir sonucu göstermek için simple present kullanabilir; can, may veya will farklı olasılık ya da öngörü derecelerini aktarabilir.

Alıştırma

Bu gerçekçi koşulu tamamlamak için spread fiilini doğru biçimde kullanın: If an infection ____, the symptoms may worsen.

Cevabı göster

spreads

Dilbilgisi

causing ... as ...: sonuç ve eş zamanlı değişim

causing excruciating pain, önceki olayın sonucunu ekleyen -ing biçimli bir ortaç öbeğidir. Önceki yan cümle bakteriyel invazyonun ilerlediğini söyler; bu öbek ise bu ilerlemenin şiddetli ağrıya yol açtığını belirtir. Burada causing zamanla çekimlenmiş bir ana fiil olmadığı için vurgulanan bölüm önceki cümleye bağlıdır ve tek başına tam bir cümle oluşturmaz. as the nerves become exposed ifadesinde as, while ya da değişim gerçekleşirken anlamına gelir. Sinirlerin korumasını kaybedip açığa çıkmasını ağrıya eşlik eden süreç olarak sunar. Burada as, like anlamına gelmez; excruciating ise son derece şiddetli ve dayanılması güç demektir.

Alıştırma

Bir sonucu ve aynı anda gerçekleşen bir değişimi göstermek için cause ve rise fiillerini doğru biçimlerde kullanın: The leak worsened, ____ water to spread across the floor as the water level ____.

Cevabı göster

causing · rose

Without treatment, Kalıp ifadeler

1:52

Tedavi edilmezse,

the whole tooth may become infected and require removal,

1:53

tüm diş enfekte olabilir ve çekilmesi gerekebilir,

Kalıp ifadeler

Without treatment ... require removal: tedavi olmadan ... çıkarılmayı gerektirmek

Without treatment kısa bir koşul ifadesidir: without + isim, adı geçen şeyin ya da koşulun bulunmadığını gösterir. Burada “diş tedavi edilmezse” anlamına gelir ve ardından gelebilecek olası sonuçları ortaya koyar. Kiplik belirten may, hem become infected hem de require removal ifadelerini kapsar. Require + isim, “o işlem ya da müdahale gerekli olmak” demektir; dolayısıyla require removal, “çıkarılması gerekmesi” anlamına gelir. Odak, işlemi kimin yaptığı değil, diş ve işlemin kendisidir.

Alıştırma

Notta geçen iki isimle tıbbi uyarıyı tamamlayın: Without ____, a badly damaged tooth may require ____.

Cevabı göster

treatment · removal

all due to those sugar-loving bacteria. Anlatım akışı

1:57

tüm bunlar şekeri seven o bakteriler yüzünden.

Anlatım akışı

all due to ... sugar-loving bacteria: nedeni özetlemek ve şekeri seven bakterileri anlatmak

All, önceki yan cümledeki sonuçlar zincirinin tamamına gönderme yapar. Bu ifade, nedeni sonradan özetler: due to nedeni tanıtır; dolayısıyla all due to X, “bu sonuçların hepsi X yüzünden oldu” anlamına gelir. Yeni bir olay eklemek yerine önceki bilgileri bir araya getirir. Those, daha önce sözü edilen bakterileri gösterir. Sugar-loving, kısa çizgili bir birleşik sıfattır; şekeri kullanan veya şekerden yararlanan bakterileri canlı ve gerçek anlamlı olmayan bir biçimde betimler.

Alıştırma

Notta yer alan üç sözcüklü neden özetleme ifadesini kullanın: The school play started late, ____ a power failure.

Cevabı göster

all due to

The more sugar our food contains, Dilbilgisi

2:00

Yiyeceğimiz ne kadar çok şeker içerirse,

the more our teeth are put at risk.

2:02

dişlerimiz o kadar fazla riske atılır.

Dilbilgisi

Yiyeceklerimiz ne kadar çok şeker içerirse dişlerimiz de o kadar fazla risk altına girer

“the + comparative ..., the + comparative ...” yapısı iki değişikliği birbirine bağlar. Bu cümlede, yiyeceklerdeki şeker miktarı arttıkça dişlerin karşı karşıya olduğu riskin de arttığı söylenir. İkinci bölümdeki edilgen “be put at risk” ifadesi, dişlerin zarar görme olasılığının daha yüksek olduğu bir duruma sokulması anlamına gelir. İki “the” kullanımı karşılaştırma yapısını gösterir; bunlar sıradan belirli artikeller değildir.

Alıştırma

İki değişikliği the more ..., the more ... yapısıyla doğru şekilde bağlayan cümleyi seçin.

  1. More you practice, more confident you become.
  2. The more you practice, the more confident you become.
  3. The more you practice, you become more confident.
Cevabı göster

The more you practice, the more confident you become.

Those cavemen would hardly have indulged in sugary treats, Kelime

2:05

Fakat o mağara adamlarının tatlı yiyeceklere düşkün olması pek mümkün değildi.

however.

2:08

Peki,

Kelime

have indulged in sugary treats:şekerli yiyeceklerin tadını çıkarmak

“indulge in + isim” yapısı, kişiye keyif veren bir şeyi kendine izin vererek tadını çıkarmak anlamına gelir; çoğu zaman bunun özel bir ikram olduğu veya biraz fazla tüketildiği ima edilir. Bu nedenle “indulged in sugary treats”, tatlı yiyecekleri yalnızca yediklerini değil, onları bir zevk olarak tükettiklerini anlatır. “would hardly have indulged” ifadesinde hardly, bunun çok düşük bir ihtimal olduğunu gösterir: konuşan kişi o mağara insanlarının bu tür şekerli yiyecekleri neredeyse kesinlikle tüketmediği çıkarımını yapar. Indulge in tek başına bağımlı olmak anlamına gelmez.

Alıştırma

indulge in ifadesinin bağımlı olmak değil, kendine keyifli bir ikram ısmarlamak anlamında kullanıldığı cümleyi seçin.

  1. After the hike, we indulged in hot chocolate.
  2. After the hike, we avoided hot chocolate.
  3. After the hike, we became addicted to hot chocolate.
Cevabı göster

After the hike, we indulged in hot chocolate.

So what caused their cavities? Anlatım akışı

2:09

çürüklerine ne sebep oldu?

In meat-heavy diets,

2:11

Et ağırlıklı diyetlerde,

there would have been a low-risk of cavities developing Dilbilgisi

2:13

çürük gelişme riski düşük olurdu

because lean meat contains very little sugar.

2:16

çünkü yağsız et çok az şeker içerir.

Anlatım akışı

So what caused their cavities? ... there would have been ...: sorunun ardından beklenen durumun verilmesi

So what caused their cavities? gözlemlenen diş çürüklerinin nedenini, açıklamanın sırada yanıtlaması gereken soru hâline getirir. So, daha önce sunulan kanıtlardan bu kanıtların doğurduğu soruna geçildiğini gösterir. Sonraki ifade normalde beklenen durumu verir: Et ağırlıklı bir beslenmede, yağsız ette az şeker bulunduğu için diş çürüğü riski normalde düşük olurdu. Sorudan beklenen sonuca geçen bu sıralama, gözlem ile beslenme biçiminin öngördüğü durum arasındaki farkı vurgular.

Alıştırma

Bu cümleler bilgiyi hangi düzenle sunuyor?

  1. Beklenmedik bir sonucu gündeme getirir, ardından varsayılan beslenme biçiminin normalde ne bekleteceğini belirtirler.
  2. Önceki konuyu bırakıp şeker hakkında bağımsız bir bilgiye geçerler.
  3. Etin kanıtlanmış neden olduğunu söyler, ardından bunu destekleyen kanıt verirler.
Cevabı göster

Beklenmedik bir sonucu gündeme getirir, ardından varsayılan beslenme biçiminin normalde ne bekleteceğini belirtirler.

Dilbilgisi

there would have been a low-risk of cavities developing: geçmiş bir varsayıma bağlı beklenen sonuç

There would have been + isim öbeği, geçmişteki bir koşul veya varsayım altında belli bir durumun beklenmiş olduğunu anlatır. Burada et ağırlıklı beslenme, diş çürüğü riskinin düşük olmasının beklendiği çıkarımına temel oluşturur. Bu bağlamda would have been, geçmişte gelecek anlamına gelmez. risk of cavities developing içinde cavities developing, riski değerlendirilen olayı, yani diş çürüklerinin oluşmasını adlandırır. Bu nedenle öbek, diş çürüğü oluşması için düşük bir risk bulunduğu anlamına gelir.

Alıştırma

Bu geçmiş varsayımsal sonucu en iyi hangi cümle tamamlar? If the museum had installed better alarms, ...

  1. There would be a lower risk of theft next year.
  2. There would have been a lower risk of theft.
  3. There was a lower risk of theft.
Cevabı göster

There would have been a lower risk of theft.

But that's not all our early human ancestors ate. Anlatım akışı

2:19

Ama ilk insan atalarımızın yediği tek şey bu değildi.

Anlatım akışı

But that's not all ... ate: önceki noktaya yeni bilgi eklemek

That's not all our early human ancestors ate cümlesindeki all our early human ancestors ate, atalarımızın yediği yiyeceklerin tamamını ifade eder. Cümle, daha önce sözü edilen yiyeceğin beslenmelerinin bir parçası olduğunu, ancak tamamı olmadığını söyler. Cümle başındaki But, fazla dar bir düşünceyi düzeltir ve dinleyiciyi başka örneklere hazırlar. But that's not all + özne + fiil kalıbı önceki bilgiyi korurken kapsamını genişletir.

Alıştırma

Hangi cümle kameranın net fotoğraflar çektiği gerçeğini korurken başka özelliklerinin de olduğunu belirtir?

  1. The camera takes clear photos, but that is not true.
  2. The camera takes clear photos, but that's not all it can do.
  3. The camera takes clear photos, but that's all it can do.
Cevabı göster

The camera takes clear photos, but that's not all it can do.

Cavemen would also have consumed root vegetables, Kalıp ifadeler

2:22

Mağara adamları da kök sebzeler,

nuts, and grains,

2:25

fındıklar ve tahıllar tüketmiş olmalılar,

all of which contain carbohydrates.

2:27

ki bunların hepsi karbonhidrat içerir.

Kalıp ifadeler

would also have consumed ... all of which: bir listeyi ortak bir olguya bağlamak

Would also have consumed, doğrudan gözlemlenmiş bir olguyu bildirmek yerine geçmiş hakkında gerekçeli bir çıkarım sunar. Also, bu yiyecekleri önce sözü edilenlerin yerine koymaz; onlara ekler. Listenin ardından gelen all of which, ek bilgi veren bir ilgi cümleciğini başlatır. Which, root vegetables, nuts ve grains öğelerine bir grup olarak gönderme yapar; all ise listelenen her türün karbonhidrat içerdiğini belirtir. Yalnızca grains sözcüğüne gönderme yapmaz.

Alıştırma

Hangi cümle geçmiş hakkında gerekçeli bir çıkarımı doğru biçimde yapıp ardından listelenen her öğenin paylaştığı bir özelliği belirtir?

  1. The travelers would also have carried maps, letters, and journals, some of which were useful on the journey.
  2. The travelers would also have carried maps, letters, and journals, all of them were useful on the journey.
  3. The travelers would also carried maps, letters, and journals, all of which were useful on the journey.
  4. The travelers would also have carried maps, letters, and journals, all of which were useful on the journey.
Cevabı göster

The travelers would also have carried maps, letters, and journals, all of which were useful on the journey.

When exposed to enzymes in the saliva, Dilbilgisi

2:29

Tükürükteki enzimlere maruz kaldığında,

carbohydrates get broken down into simpler sugars, Öbek fiiller

2:32

karbonhidratlar daha basit şekerlere parçalanır,

Öbek fiiller

get broken down: parçalanmaya uğramayı anlatan get edilgeni

Get broken down, get + geçmiş zaman ortacıyla kurulan edilgen bir yapıdır. Carbohydrates eylemden etkilenen taraftır: bir şey onları parçalar, bu yüzden get broken down kullanılır. Into simpler sugars, bu değişim sonucunda oluşan ürünleri belirtir. Are broken down ile karşılaştırıldığında get broken down, olayın veya değişimin gerçekleşmesini daha hareketli biçimde öne çıkarır. Bu bilimsel bağlamda break down, ayrışmak veya parçalanmak anlamındadır; bir makinenin bozulması ya da bir kişinin duygusal olarak çökmesi anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi break down fiilinin get ile kurulan edilgen biçimiyle tamamlayın: In a compost bin, food scraps ____ into soil-like material over time.

Cevabı göster

get broken down

which can become the fodder for those ravenous mouth bacteria. Deyimler

2:35

bu da o doymak bilmez ağız bakterileri için yem olabilir.

Dilbilgisi

When exposed ... get broken down ... which ...: koşul, süreç ve sonucu bağlama

When exposed to enzymes in the saliva, edilgen bir yan cümlenin kısaltılmış biçimidir. Tam biçimi When carbohydrates are exposed to enzymes in the saliva şeklindedir. Atılan özne carbohydrates sözcüğüdür ve ana cümlenin öznesiyle aynıdır. Ana cümle süreci verir: carbohydrates get broken down into simpler sugars. Ardından virgül + which yapısı olası bir sonucu ekler. Which, simpler sugars ifadesine gönderme yapar; fodder ise mecazen bakterilerin beslenebileceği madde anlamındadır. Böylece cümle koşuldan sürece, süreçten sonuca ilerler.

Alıştırma

Cümle açıklamayı nasıl düzenliyor?

  1. Bakterilerin şekere maruz kaldığını ve ardından tükürüğü parçaladığını söyler.
  2. Aralarında dil bilgisel bağ olmayan üç ilgisiz gerçeği sıralar.
  3. Maruz kalma koşulunu verir, parçalanma sürecini açıklar ve ardından olası bir sonucu belirtir.
Cevabı göster

Maruz kalma koşulunu verir, parçalanma sürecini açıklar ve ardından olası bir sonucu belirtir.

Deyimler

fodder for those ravenous mouth bacteria: açgözlü ağız bakterilerine “yem”

Fodder kelimesi gerçek anlamıyla çiftlik hayvanlarına verilen yemdir. Burada daha basit şekerler mecazen fodder olarak adlandırılır; çünkü ağız bakterilerine kullanıp beslenebilecekleri bir kaynak sağlar. Ravenous “çok aç” demektir. Bakterileri ravenous diye nitelemek onları kişileştirir ve şekeri kullanmalarını etkin ve yoğun gösterir. Bu, canlı bir anlatımdır; bakterilerin insanlar gibi açlık hissettiği iddiası değildir.

Alıştırma

Hangi cümlede fodder, bir faaliyetin sürmesine yardım eden malzeme anlamında mecazen kullanılmıştır?

  1. The farmer stored fodder for the cattle.
  2. After the hike, the children were ravenous.
  3. The leaked report became fodder for public debate.
Cevabı göster

The leaked report became fodder for public debate.

So while ancient humans did eat less sugar compared to us, Anlatım akışı

2:40

Yani eski insanlar bize kıyasla daha az şeker yeseler de,

their teeth were still exposed to sugars.

2:44

dişleri yine de şekerlere maruz kalıyordu.

Anlatım akışı

while ... did eat ... still exposed: bir gerçeği kabul edip diğerini korumak

Burada while aynı anda gerçekleşen iki olayı değil, bir ödünleme ilişkisini başlatır. While yan cümlesi doğru bir noktayı kabul eder: Eski insanlar bizden daha az şeker yiyordu. Ana cümle ise buna rağmen başka bir noktanın doğru kalmasını still ile gösterir: Dişleri şekerlere maruz kalıyordu. Did eat içindeki vurgulu did ilk noktayı doğrular: Gerçekten daha az yiyorlardı. Bu yapı açıklamaları düzenlemek için kullanışlıdır: A doğru olsa da B hâlâ geçerlidir; bu yüzden A aşırı genellenmiş bir sonuca dönüştürülmemelidir.

Alıştırma

Ödünleme yapısını While ve still ile tamamlayın: ____ the room is small, it ____ feels comfortable.

Cevabı göster

While · still

That doesn't mean they were unable to treat their cavities, Anlatım akışı

2:47

Yine de bu çürüklerini tedavi edemedikleri anlamına gelmez.

though.

2:50

Asla.

Anlatım akışı

That doesn't mean ..., though: aşırı çıkarımı engellemek

That, daha önce belirtilen gerçeğe gönderme yapar. That doesn't mean + yan cümle yapısı, dinleyicinin bu gerçekten yanlış veya gereğinden güçlü bir sonuç çıkarmasını engeller. Burada eski insanların dişlerinin çürümesi, bu çürükleri tedavi edemedikleri sonucunu haklı çıkarmaz. Cümle sonundaki though da karşıtlık bildirir. Düzeltmeyi önceki bilgiyi sertçe reddetmek yerine sonradan eklenen bir sınırlama gibi sunar.

Alıştırma

Cümleyi tam olarak That doesn't mean ..., though kalıbıyla tamamlayın: The game is difficult. ____ we cannot win, ____.

Cevabı göster

That doesn't mean · though

Archaeological remains show that about 14,000 years ago, Kültür

2:50

Arkeolojik kalıntılar gösteriyor ki, yaklaşık 14.000 yıl önce,

humans were already using sharpened flint to remove bits of rotten teeth.

2:54

insanlar çürük diş parçalarını çıkarmak için zaten keskinleştirilmiş çakmaktaşı kullanıyorlardı.

Kültür

Archaeological remains show ... were already using sharpened flint: erken dönem müdahalenin arkeolojik kanıtı

Archaeological remains, kemikler, aletler veya izler gibi geçmişten kalan fiziksel nesne ve izleri belirten bir isim öbeğidir. Show that, bu kanıtların desteklediği sonucu aktarır. Burada remains çoğul bir isim ve öznenin temel sözcüğüdür; bu nedenle ardından çoğul fiil show gelir. Belirli bir durumda kalmaya devam etmek anlamındaki fiil değildir. Sharpened flint, keskin bir kenar oluşturacak biçimde işlenmiş çakmak taşı demektir. Were already using ifadesindeki already, bu uygulamanın yaklaşık 14.000 yıl önce başlamış olduğunu ve bunun beklenenden daha eski bir tarih olduğunu vurgular. Cümle, basit bir taş aletle yapılan erken dönem elle müdahaleyi anlatır; modern diş hekimliğini değil.

Alıştırma

Arkeolojik kanıtların desteklediği sonucu en iyi hangi ifade açıklar?

  1. Fiziksel izler, insanların yaklaşık 14.000 yıl önce çürümüş diş dokusunu çıkarmak için sivri taş kullandığını gösteriyor.
  2. Yazılı kayıtlar, diş hekimlerinin yaklaşık 14.000 yıl önce modern matkaplar kullandığını söylüyor.
  3. İnsanlar hiç şeker tüketmediği için dişler sağlıklı kalıyordu.
Cevabı göster

Fiziksel izler, insanların yaklaşık 14.000 yıl önce çürümüş diş dokusunu çıkarmak için sivri taş kullandığını gösteriyor.

Ancient humans even made rudimentary drills to smooth out the rough holes left behind Kültür

3:00

Eski insanlar geride kalan pürüzlü delikleri düzeltmek için ilkel matkaplar bile yaptılar

and beeswax to plug cavities,

3:05

ve çürükleri tıkamak için balmumu kullandılar,

like modern-day fillings.

3:08

modern zamanların dolguları gibi.

Kültür

rudimentary drills ... beeswax to plug cavities: dolguya benzeyen eski yöntemler

Cümle, iki eski diş tedavisi yöntemini anlatır. Rudimentary drills, önceki bir işlemden sonra kalan pürüzlü diş deliklerini düzeltmek için kullanılan basit ve henüz tam gelişmemiş araçlardı. Even, bunun okuyucunun bekleyebileceğinden daha ileri bir yöntem olduğunu vurgular. Balmumu plug cavities, yani açıklıkları kapatmak veya doldurmak için kullanılmıştır. Burada plug, bir açıklığı tıkamak ya da doldurmak anlamına gelen bir fiildir. Like modern-day fillings, balmumunun işlevini modern dolguların işleviyle karşılaştırır; malzemelerin veya tekniklerin aynı olduğunu söylemez.

Alıştırma

beeswax to plug cavities, like modern-day fillings karşılaştırması ne anlama geliyor?

  1. Eski insanlar günümüz diş hekimleriyle tamamen aynı malzeme ve yöntemleri kullanıyordu.
  2. Balmumu matkaplara elektrik sağlıyordu.
  3. Balmumu, diş boşluklarını kapatarak dolguya benzer bir işlev görüyordu.
Cevabı göster

Balmumu, diş boşluklarını kapatarak dolguya benzer bir işlev görüyordu.

Today we have much more sophisticated techniques and tools, Anlatım akışı

3:10

Bugün çok daha gelişmiş tekniklere ve araçlara sahibiz,

which is fortunate

3:13

ki bu büyük bir şans

because we also need to contend with our more damaging sugar-guzzling ways. Öbek fiiller

3:14

çünkü bizler daha çok zarar veren şekere boğulmuş alışkanlıklarımızla da baş etmek zorundayız.

Anlatım akışı

Today ... which is fortunate because ...: geçiş, değerlendirme ve neden

Today, açıklamayı eski diş tedavilerinden günümüze taşır. Much more sophisticated, modern teknik ve araçları önceki rudimentary olanlarla karşılaştırır ve konuşmacı değerlendirme yapmadan önce yeni durumu ortaya koyar. Which is fortunate, önceki gerçeğin tamamına, yani daha iyi teknik ve araçlara sahip olmaya gönderme yapar ve bunu olumlu bir durum olarak değerlendirir. Because ise bu değerlendirmenin nedenini verir: İnsanlar daha zararlı, aşırı şeker tüketimine dayalı alışkanlıklarla da contend with, yani mücadele etmek zorundadır. Bilgi sırası geçiş, durum, değerlendirme ve nedendir.

Alıştırma

Hangi cümle, önceki durumun tamamını değerlendirip nedenini vermek için , which is fortunate because ... yapısını kullanıyor?

  1. The town opened a second shelter which stores emergency blankets.
  2. The town opened a second shelter, which is fortunate because a storm is approaching.
  3. The town opened a second shelter, which are fortunate because a storm is approaching.
Cevabı göster

The town opened a second shelter, which is fortunate because a storm is approaching.

Öbek fiiller

contend with ... sugar-guzzling ways: aşırı şeker tüketme alışkanlıklarıyla başa çıkmak

Contend with, zor veya zararlı bir durumla uğraşmak zorunda olmak demektir. Bu cümlede modern beslenme alışkanlıklarını, yönetmek için çaba gerektiren bir sorun olarak sunar. Sugar-guzzling ways, çok büyük miktarda şeker tüketmeyi içeren alışkanlıkları canlı bir birleşik ifadeyle anlatır. Guzzle genellikle hızlı ya da açgözlü biçimde içmek anlamındadır; burada genel olarak şeker tüketimine genişletilmiştir. Ways ise alışkanlık hâline gelmiş davranışları ifade eder.

Alıştırma

Cümleyi, bu derste geçen ve zor bir sorunla uğraşmak anlamına gelen resmî ifadeyle tamamlayın: Coastal towns must ____ rising sea levels.

Cevabı göster

contend with

After the Industrial Revolution, Anlatım akışı

3:19

Sanayi Devrimi'nden sonra,

the human incidence of cavities surged Kelime

3:21

insandaki çürük vakaları hızla arttı

Kelime

the human incidence of cavities surged: insanlarda diş çürüğü görülme sıklığı hızla arttı

Sağlık ve istatistik alanlarında incidence, belirli bir süre içinde bir nüfusta yeni vakaların ortaya çıkma sıklığı veya oranıdır. Bu nedenle the incidence of cavities, insanlarda yeni çürüklerin ne sıklıkla oluştuğunu anlatır; tek bir olayı ifade etmez. Surged, hızlı ve keskin biçimde arttı demektir. İfadenin tamamı, çürüklerle ilgili birkaç ayrı olayı değil, nüfus düzeyindeki güçlü bir artış eğilimini bildirir.

Alıştırma

Hangi cümlede incidence, bir nüfustaki yeni vakaların oranı anlamında kullanılmıştır?

  1. Several heat-related incidents were reported during the heat wave.
  2. The incidence of heat-related illness surged during the heat wave.
  3. The prevalence of heat-related illness was measured on one particular day.
Cevabı göster

The incidence of heat-related illness surged during the heat wave.

because suddenly we had technological advances that made refined sugar cheaper and accessible. Kelime

3:24

çünkü aniden rafine şekeri daha ucuz ve erişilebilir hale getiren teknolojik ilerlemelerimiz oldu.

Anlatım akışı

After ... surged because ...: zaman, sonuç ve neden

Cümle, açıklamayı zaman çerçevesi → sonuç → neden sırasıyla düzenler. After the Industrial Revolution tarihsel dönemi belirler, the human incidence of cavities surged ise neyin değiştiğini söyler. Buradaki incidence, tek bir incident yani olay değil, çürüklerin görülme oranıdır. Ardından because açıklamayı tanıtır: teknolojik gelişmeler rafine şekeri daha ucuz ve kolay elde edilir hâle getirmiştir. That ile başlayan yan cümle, bu gelişmelerin ne yaptığını açıklar. Suddenly, değişimi tarihsel ölçekte hızlı olarak sunar; her şeyin tek bir anda gerçekleştiği anlamına gelmek zorunda değildir.

Alıştırma

Hangi cümle tutarlı bir değişimi anlatmak için aynı açık sırayı, yani zaman çerçevesi, sonuç ve ardından nedeni kullanıyor?

  1. After the new rail line opened, tourism surged because the town became easier to reach.
  2. Before the new rail line opened, tourism surged even though the town was difficult to reach.
  3. Because tourism surged, the town became easier to reach after the new rail line opened.
Cevabı göster

After the new rail line opened, tourism surged because the town became easier to reach.

Kelime

that made refined sugar cheaper and accessible: rafine şekeri daha ucuz ve erişilebilir hâle getiren

That, technological advances ifadesini açıklayan bir ilgi cümleciği başlatır. Made refined sugar cheaper and accessible bölümünde made, make + nesne + sıfat yapısını izler: refined sugar nesnedir; cheaper ve accessible ise bu ilerlemelerin yol açtığı sonucu açıklar. Refined sugar, melas gibi bileşenleri uzaklaştırmak için işlenmiş şekerdir. Burada accessible, sıradan insanların kolayca elde edebilmesi anlamına gelir. Cheaper fiyatı, accessible ise erişim kolaylığını anlatır.

Alıştırma

Make + nesne + sıfatlar yapısıyla cümleyi tamamlayın; made, the medicine, cheaper ve more accessible ifadelerini bu sırayla kullanın: Mass production ____.

Cevabı göster

made the medicine cheaper and more accessible

Today,

3:31

Bugün,

an incredible 92% of American adults have had cavities in their teeth. Anlatım akışı

3:31

Amerikalı yetişkinlerin inanılmaz bir şekilde %92'sinin dişlerinde çürük var.

Anlatım akışı

an incredible 92% ... have had cavities: şaşırtıcı oran ve bugüne kadarki deneyim

Cümle, diş çürüğü deneyiminin ne kadar yaygın olduğunu kanıtlamak için önce kesin bir yüzde verir. many adults gibi belirsiz bir ifadeyle karşılaştırıldığında 92% ölçeği hemen gösterir; an incredible ise konuşanın bu oranı şaşırtıcı derecede yüksek bulduğunu belirtir. Have had, present perfect yapısıdır. Amerikalı yetişkinlerin %92'sinin şu ana kadar hayatlarının bir döneminde diş çürüğü yaşadığını anlatır; hepsinin şu anda diş çürüğü olduğunu söylemez.

Alıştırma

Vurgulanan ifadenin en doğru yorumu hangisidir?

  1. Konuşan, %92 oranının güvenilemeyecek kadar inanılmaz olduğunu ima ediyor.
  2. Konuşan, Amerikalı yetişkinlerin tam olarak %92'sinde şu anda tedavi edilmemiş diş çürüğü bulunduğunu söylüyor.
  3. Konuşan, %92'yi şaşırtıcı derecede yüksek bir oran olarak sunuyor ve bu yetişkinlerin şu ana kadar hayatlarının bir döneminde diş çürüğü yaşadığını söylüyor.
Cevabı göster

Konuşan, %92'yi şaşırtıcı derecede yüksek bir oran olarak sunuyor ve bu yetişkinlerin şu ana kadar hayatlarının bir döneminde diş çürüğü yaşadığını söylüyor.

Some people are more susceptible to cavities due to genes that may cause certain weaknesses, Dilbilgisi

3:36

Bazı insanlar, örneğin daha yumuşak mine gibi belirli zayıflıklara neden olabilen genler yüzünden

like softer enamel.

3:41

çürüklere karşı daha hassastır.

Dilbilgisi

more susceptible to ... due to ... that may cause: yatkınlık ve neden

Be more susceptible to cavities, diğer insanlara göre diş çürüğü geliştirme veya diş çürüğünden etkilenme olasılığının daha yüksek olması demektir. Bir teşhisi değil, daha yüksek yatkınlığı anlatır. Due to genes nedeni belirtir. that may cause certain weaknesses ilgi cümleciği bu genlerin olası etkilerini ekler; may etkinin kesin olduğunu ileri sürmekten kaçınır ve like softer enamel bir zayıflık örneği verir.

Alıştırma

Risk için susceptible sözcüğünün karşılaştırmalı yapısını, neden için due to ifadesini kullanarak cümleyi tamamlayın: Lithium batteries are ____ damage ____ extreme heat.

Cevabı göster

more susceptible to · due to

But for most, Anlatım akışı

3:43

Ancak çoğunluk için,

high sugar consumption is to blame.

3:44

yüksek şeker tüketimi suçludur.

Anlatım akışı

But for most ... is to blame: ana nedene dönüş

But, daha önceki bir istisnadan veya daha az yaygın bir açıklamadan genel duruma dönüldüğünü gösterir. For most, people sözcüğünün anlaşılmasıyla for most people anlamına gelir; iddiayı herkes için geçerli saymak yerine belirli bir çoğunlukla sınırlar. X is to blame, kötü bir sonuçtan X’in sorumlu olduğu, yani nedenin X olduğu anlamına gelir. Burada high sugar consumption çoğu kişi için temel neden olarak sunulur. Bu ifade, birine şekeri suçlamasını söylemez.

Alıştırma

Cümleyi be to blame yapısının doğru biçimiyle tamamlayın: For most late deliveries, heavy traffic ____.

Cevabı göster

is to blame

However, Anlatım akışı

3:46

Yine de,

we have developed other ways of minimizing cavities

3:47

şeker ve nişasta alımımızı azaltmanın yanı sıra

besides reducing our intake of sugar and starch.

3:50

çürükleri en aza indirmenin başka yollarını da geliştirdik.

Anlatım akışı

However ... other ways ... besides reducing ...: daha fazla çözüm eklemek

However önceki noktayla bir karşıtlık kurar. Burada yeni bir düşünceye geçiş yapar: Şeker ve nişastayı azaltmak tek çözüm değildir, çünkü başka yöntemler de geliştirilmiştir. However cümlenin başında olduğunda ardından virgül gelir. other ways of doing X besides doing Y kalıbı, Y’nin yöntemlerden biri olduğunu ancak tek yöntem olmadığını anlatır. Besides ekleme anlamı taşır; -e ek olarak demektir ve ardından bir isim ya da reducing gibi -ing biçimi gelebilir.

Alıştırma

Hangi cümle ilk planın işe yarayabileceğini, ardından son tarihi uzatmanın tek seçenek olmadığını söylüyor?

  1. The first plan may help. Beside extending the deadline, we have other options.
  2. The first plan may help. However, we have no option except extending the deadline.
  3. The first plan may help. However, we have other options besides extending the deadline.
Cevabı göster

The first plan may help. However, we have other options besides extending the deadline.

In most toothpastes and many water supplies,

3:53

Çoğu diş macununda ve birçok su kaynağında,

we use tiny amounts of fluoride. Kelime

3:56

çok az miktarda florür kullanıyoruz.

Kelime

tiny amounts of fluoride: diş sağlığında kullanılan maddenin çok küçük bir miktarı

Bu cümlede tiny amounts of fluoride, diş çürümesini önlemeye yardımcı olmak için diş macununda ve bazı su şebekelerinde kullanılan çok küçük florür miktarları anlamına gelir. Fluoride, diş sağlığı bağlamında florür iyonları veya bunların bileşikleri için kullanılan terimdir; fluorine adlı kimyasal elementin kendisi değildir. İngilizcede fluoride burada sayılamayan bir madde olarak kullanılır. Bu nedenle miktar belirtmek için amount of doğaldır: tek bir miktar için a tiny amount of fluoride, birden fazla ürün veya su kaynağından genel olarak söz ederken tiny amounts of fluoride denir.

Alıştırma

Hangi cümle, bir diş macununun çürüğü önleyen maddeden çok küçük bir miktar içerdiğini doğal biçimde ifade eder?

  1. The toothpaste contains a tiny amount of fluoride.
  2. The toothpaste contains a tiny number of fluoride.
  3. The toothpaste contains a tiny amount of fluorine.
Cevabı göster

The toothpaste contains a tiny amount of fluoride.

That strengthens teeth and encourages the growth of enamel crystals Kalıp ifadeler

3:59

Bu, dişleri güçlendirir ve dişin aside karşı savunmasını oluşturan

that build up a tooth's defenses against acid.

4:02

mine kristallerinin büyümesini teşvik eder.

Kalıp ifadeler

strengthens ... encourages the growth of ... build up defenses against: etki mekanizmasını sıralayan yapı

That, florür kullanımını ifade eder. Cümle daha sonra iki etkiyi belirtmek için strengthens ve encourages adlı iki paralel fiil kullanır: dişleri güçlendirir ve mine kristallerinin büyümesini teşvik eder. That build up ... ilgi cümleciği enamel crystals ifadesini niteler. Burada build up a tooth's defenses against acid, dişin aside direnme yeteneğini zamanla artırmak anlamına gelir; build up mecazidir ve fiziksel bir nesne inşa etmekten söz etmez.

Alıştırma

Hangi cümle aynı mekanizma anlatım kalıbını doğal biçimde kullanır: strengthens ..., encourages the growth of ... ve build up içeren bir ilgi cümleciği?

  1. The mentoring program encourages confident learners because their study skills are already strong.
  2. The mentoring program strengthens study skills, but growing peer networks can make learners less independent.
  3. The mentoring program strengthens study skills and encourages the growth of peer networks that build up learners' confidence.
Cevabı göster

The mentoring program strengthens study skills and encourages the growth of peer networks that build up learners' confidence.

When cavities do develop,

4:06

Çürükler oluştuğunda,

we use tooth fillings to fill and close off the infected area, Kalıp ifadeler

4:08

enfekte olan bölgeyi doldurup kapatmak için diş dolguları kullanıyoruz,

preventing them from getting worse.

4:11

böylece daha kötüye gitmelerini engelliyoruz.

Kalıp ifadeler

tooth fillings, fill ve close off: preventing ... from ... ile önleyici sonuç

We use tooth fillings to ... yapısı use + nesne + to + fiilin yalın hâli şeklindedir: önce kullanılan şey, ardından kullanım amacı belirtilir. Fillings çoğul bir isimdir. Fill ve close off birbirine bağlanmış iki fiildir; fill hasarlı boşluğa malzeme koymak, close off ise etkilenen bölgeyi kapatmak veya erişime engellemek anlamına gelir. preventing them from getting worse şeklindeki -ing yan cümlesi bu işlemlerin sonucunu ekler. Them, çevredeki bağlamda geçen cavities sözcüğüne gönderme yapar. Prevent + nesne + from + -ing, o nesnenin veya durumun istenmeyen biçimde değişmesini engellemek demektir.

Alıştırma

Cümleyi fill ve close off ifadelerinin doğru biçimleriyle ve prevent ... from ... yapısındaki eksik sözcükle tamamlayın: We use foam ____ the gap and ____ the opening, preventing cold air ____ entering.

Cevabı göster

to fill · close off · from

The best way to avoid a cavity is still cutting down on sugar intake Notlar

4:13

Çürüğü önlemenin en iyi yolu hala şeker alımını azaltmak

Öbek fiiller

cut down on sugar intake: bırakmadan azaltmak

Cutting down on sugar intake ifadesinde cut down on, “bir şeyin miktarını azaltmak” anlamına gelir. Şekeri tamamen bırakmak değil, daha az tüketmek demektir. Bu öbek fiil, cut down on + isim veya -ing biçimi yapısını izler. On zorunludur: cut down on sugar ve cut down on eating sweets doğal kullanımlardır.

Alıştırma

Cümleyi “azaltmak ama bırakmamak” anlamına gelen üç sözcüklü öbek fiille tamamlayın: My doctor says I can still have coffee, but I should ____ it.

Cevabı göster

cut down on

and practicing good oral hygiene Kalıp ifadeler

4:18

ve iyi bir ağız hijyeni uygulamaktır

to get rid of the bacteria and their food sources.

4:20

ki bu sayede bakterilerden ve onların besin kaynaklarından kurtulursunuz.

Dilbilgisi

Paralel -ing eylemleriyle The best way to ... is ...

The best way to + fiilin yalın hâli + is ... önce bir hedef sunar, ardından en etkili kabul edilen eylemi veya eylemleri belirtir. Still, başka tedaviler veya araçlar bulunsa bile bu önerinin geçerliliğini koruduğunu gösterir. Is sonrasında cutting down on sugar intake ve practicing good oral hygiene, birbiriyle paralel iki -ing ifadesidir. To get rid of the bacteria and their food sources, bu önerilerin neden yararlı olduğunu, özellikle de hijyen eyleminin amacını açıklayan bir amaç ifadesidir; listedeki üçüncü bir eylem değildir.

Alıştırma

The best way to ... is ... sonrasında iki paralel -ing eylemini doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. The best way to stay healthy is eating balanced meals and exercising regularly.
  2. The best way to stay healthy is eat balanced meals and exercising regularly.
  3. The best way to stay healthy is eating balanced meals and to exercise regularly.
Cevabı göster

The best way to stay healthy is eating balanced meals and exercising regularly.

Kalıp ifadeler

practice good oral hygiene to get rid of bacteria: bakterileri gidermek için iyi ağız hijyeni uygulamak

Burada practicing good oral hygiene, diş fırçalamak ve diş ipi kullanmak gibi ağzı temiz tutan alışkanlıkları düzenli olarak uygulamak anlamına gelir. Practice, “istikrarlı biçimde uygulamak” demektir; “alıştırma yapmak” anlamında değildir. To ile başlayan bölüm, bu alışkanlıkların amacını açıklar. Get rid of, “istenmeyen bir şeyi ortadan kaldırmak” anlamına gelir ve burada hem bakterileri hem de onların besin kaynaklarını kapsar.

Alıştırma

Sağlık tavsiyesini, dersteki “düzenli olarak uygulamak” ve “ortadan kaldırmak” anlamlarına gelen ifadelerle tamamlayın: ____ good kitchen hygiene helps ____ harmful bacteria.

Cevabı göster

Practicing · get rid of

That includes regular toothbrushing, Anlatım akışı

4:23

Buna düzenli diş fırçalama,

flossing,

4:25

diş ipi kullanımı,

and avoiding sugary, starchy, and sticky foods Dilbilgisi

4:25

ve şekerli, nişastalı ve yapışkan yiyeceklerden kaçınmak dahildir,

that cling to your teeth between meals.

4:29

ki bunlar öğün aralarında dişlerinize yapışır.

Anlatım akışı

That includes ...: genel bir fikri listeyle ayrıntılandırmak

Bu cümlede That, daha önceki iyi ağız hijyeni uygulama genel fikrine gönderme yapar. Ardından That includes ..., açıklamayı bu genel fikirden somut ayrıntılara, yani iyi ağız hijyeninin neleri içerdiğine taşır. includes sonrasında üç paralel etkinlik adı gelir: regular toothbrushing, flossing ve avoiding .... Liste öğelerini birbiriyle uyumlu isim veya -ing biçimlerinde tutmak bilgiyi takip etmeyi kolaylaştırır.

Alıştırma

Hangi sürüm That includes ... yapısını kullanarak genel bir fikri paralel bir eylem listesiyle doğru biçimde ayrıntılandırır?

  1. Preparing for a school trip takes planning. That include checking the schedule, packing lunch, and bringing a water bottle.
  2. Preparing for a school trip takes planning. That includes checking the schedule, packing lunch, and bringing a water bottle.
  3. Preparing for a school trip takes planning. That includes checking the schedule, to pack lunch, and a water bottle.
Cevabı göster

Preparing for a school trip takes planning. That includes checking the schedule, packing lunch, and bringing a water bottle.

Dilbilgisi

sugary, starchy, and sticky foods that cling to your teeth: sıfatlar ve niteleyici ilgi cümleciği

Sugary, starchy ve sticky, foods sözcüğünü birlikte niteleyen eş görevli sıfatlardır. Bu liste, söz konusu yiyeceklerin birkaç özelliğini verir. That cling to your teeth şeklindeki niteleyici ilgi cümleciği, foods sözcüğünü diş yüzeyine yapışan yiyeceklerle sınırlar. Bu cümlecikte that, foods sözcüğüne gönderme yapar; cling to ise bir yüzeye sıkıca yapışmak anlamına gelir. Buradaki anlam duygusal değil, fizikseldir.

Alıştırma

Hangi cümle, bir sıfat listesini yüzeye yapışan çoğul nesneleri anlatan ilgi cümleciğiyle doğru biçimde birleştirir?

  1. The cleaner removes greasy, burnt, and sticky bits that clings to the pan.
  2. The cleaner removes greasy, burnt, and sticky bits that cling the pan.
  3. The cleaner removes greasy, burnt, and sticky bits that cling to the pan.
Cevabı göster

The cleaner removes greasy, burnt, and sticky bits that cling to the pan.

Gradually,

4:31

Yavaş yavaş,

the population of sugar-loving microbes in your mouth will decline. Kalıp ifadeler

4:31

ağzınızdaki şekeri seven mikropların nüfusu azalacaktır.

Kalıp ifadeler

the population of ... microbes ... will decline: mikrop popülasyonu azalacak

Burada population, ağızda yaşayan ve şekeri seven mikropların tümünü ifade eder; azalmadan söz edilirken vurgu bunların sayısı üzerindedir. Population yalnızca insanlar için kullanılmaz; bir yerdeki hayvan, bitki veya mikrop gruplarını da anlatabilir. Will decline, sayının azalacağı anlamına gelir. Decline burada geçişsizdir: azalan şey population olduğu için özne odur ve fiilden sonra nesne gelmez. Gradually, değişimin yavaş yavaş gerçekleştiğini gösterir.

Alıştırma

Hangi cümle bir canlı grubunun sayıca azalacağını doğru biçimde anlatır?

  1. The population of bees in the orchard will decline.
  2. The population of bees in the orchard will decline it.
  3. The population of bees in the orchard will reduce.
Cevabı göster

The population of bees in the orchard will decline.

Unlike the cavemen of yesteryear, Anlatım akışı

4:36

Geçmişteki mağara adamlarının aksine,

today we have the knowledge required to avert a cavity calamity. Deyimler

4:38

bugün çürük felaketini önlemek için gereken bilgiye sahibiz.

Anlatım akışı

Unlike ... today ...: geçmiş ile günümüz karşıtlığını düzenlemek

Baştaki Unlike the cavemen of yesteryear ifadesi karşılaştırmanın geçmiş tarafını kurar. Ardından today, we ile temsil edilen günümüz tarafını tanıtır. Bu geçmiş-günümüz çerçevesi sonucu düzenler: modern insanlar, önceki insanların sahip olmadığı bilgilere sahiptir. The knowledge required to avert a cavity calamity, diş çürüklerinin yol açabileceği ciddi sorunları önlemek için gereken bilgi anlamına gelir. Yesteryear geçmişe edebî ve eski moda bir ton verirken cavity calamity tıbbi bir terim değil, eğlenceli bir aliterasyondur.

Alıştırma

Hangi cümle Unlike ve today kullanarak geçmiş ile günümüz arasında açık bir karşılaştırma yapar?

  1. Unlike travelers of yesteryear, travelers today can get live directions on their phones.
  2. Unlike maps of yesteryear, travelers today can get live directions on their phones.
  3. Unlike travelers used paper maps, travelers today can get live directions on their phones.
Cevabı göster

Unlike travelers of yesteryear, travelers today can get live directions on their phones.

Deyimler

to avert a cavity calamity: önlemeyi anlatan eğlenceli aliterasyon

Burada to avert a cavity calamity, bilginin ne işe yaradığını, yani kötü bir sonucu gerçekleşmeden önce önlemeyi anlatır. Avert oldukça resmî bir fiildir ve sık sık crisis, disaster, danger ya da gerçekleşme ihtimali olan başka kötü sonuçlarla kullanılır. Cavity calamity, diş çürüklerinin yol açtığı ciddi sorunları eğlenceli biçimde abartan bir ifadedir; tıbbi bir terim değildir. Baştaki /k/ sesinin tekrarı aliterasyon oluşturur ve cümlenin sonunu daha ritmik ve akılda kalıcı yapar.

Alıştırma

Vurgulanan ifade bu cümlede ne yapıyor?

  1. Cavity calamity ifadesini resmî bir klinik tanı olarak kullanır.
  2. Bilginin ciddi diş çürüğü sorunlarını önleyebileceğini söyler ve sonu akılda kalıcı yapmak için abartılı bir aliterasyon kullanır.
  3. Bir diş felaketinin zaten gerçekleştiğini ve önlenemeyeceğini söyler.
Cevabı göster

Bilginin ciddi diş çürüğü sorunlarını önleyebileceğini söyler ve sonu akılda kalıcı yapmak için abartılı bir aliterasyon kullanır.

We just need to use it. Ton ve niyet

4:42

Sadece onu kullanmamız gerekiyor.

Ton ve niyet

We just need to use it: “yalnızca” anlamındaki just

Burada just, “kısa süre önce” değil, “yalnızca” anlamına gelir. Just need to + fiilin yalın hâli, bir eylemi geriye kalan tek gereklilik olarak sunar. Use it, bilgiyi uygulamaya koymak demektir ve it daha önce sözü edilen knowledge ifadesine gönderme yapar. Bu kısa cümle açıklamayı bir eylem çağrısına dönüştürür. We hem konuşanı hem de dinleyicileri kapsar ve sorumluluğu ortak bir şey olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki “yalnızca yapmak zorunda olmak” anlamına gelen üç kelimelik yapıyla tamamlayın: The plan is ready; we ____ follow it.

Cevabı göster

just need to