Pizza Kızları | Tam Bölüm | Bluey: İngilizce çalışma notları

Bluey - Official Channel

Öğrenme zorluğu
774 kelime 161 kel/dk

Video özeti: Bluey ve çocuklar hayali bir pizza dükkânı işletirken pahalı ve yeni bir elektrikli otomobili, anıları ve işe yararlılığı nedeniyle onarılmaya değer eski teslimat arabasıyla karşılaştırır. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. Would you like to order a pizza? — Konuşma Edimbilimi ve Tutum: Bu soruyu yalnızca birinin tercihlerini soran gerçek anlamlı bir soru olarak değil, hizmet sunmak veya müşterinin ne istediğini öğrenmek için kullanılan nazik bir kalıp olarak anlayın. Sipariş, rezervasyon ya da talep alırken doğal biçimde kullanabilirsiniz. 2. opens the boot. — Sözcük Anlamı ve Dil Düzeyi: boot sözcüğünün Britanya ve Avustralya İngilizcesinde otomobilin arka bagaj bölmesini ifade ettiğini öğrenin. Böylece ayakla çalışan kontrolün neyi açtığını anlayabilir ve bölgesel otomobil terimlerini ayırt edebilirsiniz. 3. I'll be back in a jiffy. — Deyimler ve Mecazlı İfadeler: in a jiffy ifadesinin çok kısa sürede dönme sözü veren samimi bir kullanım olduğunu öğrenin. Bir yere kısa süreliğine ayrılırken veya işin fazla zaman almayacağını belirtirken gündelik konuşmada kullanabilirsiniz.

Bu derste

Mum.

0:06

Anne.

Dad.

0:11

Baba.

Bingo.

0:17

Bingo.

Bluey.

0:22

Bluey.

Ready.

0:27

Hazır.

Okay.

0:28

Tamam.

Bup bup bup.

0:29

Bip bip bip.

Ring ring.

0:30

Zır zır.

Ring ring.

0:31

Zır zır.

Bup.

0:32

Bip.

Hello.

0:33

Alo.

Pizza shop.

0:34

Pizzacı.

Would you like to order a pizza? Ton ve niyet

0:35

Pizza siparişi vermek ister misiniz?

Ton ve niyet

Would you like to order a pizza?: siparişi başlatan nazik bir hizmet sorusu

Burada Would you like to order a pizza? müşterinin şimdi sipariş vermeye başlamak isteyip istemediğini nazikçe sorar. Kişinin genel olarak pizzayı sevip sevmediğini sormaz. Yeniden kullanılabilir Would you like to + fiilin yalın hâli...? kalıbı, isteğe bağlı bir eylem sunar ve kararı dinleyiciye bırakır.

Alıştırma

Bir hizmet ortamında konuşmacı Would you like to order a pizza? diye sorarak ne yapıyor?

  1. Müşteriye sipariş vermenin zorunlu olduğunu söylemek
  2. Müşterinin şimdi sipariş vermek isteyip istemediğini nazikçe sormak
  3. Müşterinin genel olarak pizzayı sevip sevmediğini sormak
Cevabı göster

Müşterinin şimdi sipariş vermek isteyip istemediğini nazikçe sormak

Yes, please.

0:37

Evet, lütfen.

I want one supreme with no mushrooms. Kalıp ifadeler

0:38

Mantarsız bir süper karışık istiyorum.

Kalıp ifadeler

one supreme with no mushrooms: ürün ve çıkarılacak malzeme

Bu siparişte one miktarı belirtir, supreme ise bir pizza çeşidinin adıdır. Sipariş bağlamında ürün zaten belli olduğu için pizza sözcüğü söylenmez. With no mushrooms bir özelleştirme ekler: mantar konmamalıdır. Yeniden kullanılabilir sıra miktar + ürün + with no + çıkarılacak malzeme şeklindedir.

Alıştırma

Hangi sipariş, bir tavuklu sandviçi soğansız istediğinizi doğal biçimde ifade eder?

  1. One chicken sandwich has no onions, please.
  2. One chicken sandwich with onions, please.
  3. One chicken sandwich with no onions, please.
Cevabı göster

One chicken sandwich with no onions, please.

Do you want garlic bread?

0:40

Sarımsaklı ekmek ister misiniz?

Yeah, I want garlic bread.

0:42

Evet, sarımsaklı ekmek istiyorum.

You got it. Ton ve niyet

0:43

Hemen geliyor.

Ton ve niyet

Bir isteği kabul ederken You got it.

Bu yanıtta “You got it.”, “Anladım ve istediğini yapacağım” anlamına gelir. Bir isteği kabul etmenin veya siparişi onaylamanın kısa bir yoludur. Bu sözcükler başka bağlamlarda gerçek anlamıyla da kullanılabilir; ancak burada got, kalıplaşmış bir konuşma yanıtının parçasıdır. Ortada alınan bir nesne yoktur.

Alıştırma

Bir iş arkadaşınız “Please send me the updated schedule.” diyor. Anladığınızı ve bunu yapacağınızı açıkça belirten yanıt hangisidir?

  1. You found it.
  2. You kept it.
  3. You got it.
Cevabı göster

You got it.

It will be there soon. Kalıp ifadeler

0:44

Birazdan orada olur.

Kalıp ifadeler

It will be there soon.: dinleyicinin bulunduğu yere teslimat

Bu teslimat sözünde it gönderilen ürünü veya siparişi, there ise dinleyicinin bulunduğu yeri ya da kararlaştırılan teslimat noktasını belirtir. Cümle, ürünün kısa süre içinde o yere ulaşmasının beklendiğini söyler. There daha önce açıkça belirtilmiş bir yeri göstermek zorunda değildir; konuşanlar teslimat durumundan hangi yerin kastedildiğini anlayabilir. Soon yaklaşık bir zaman belirtir, bu yüzden cümle kesin bir varış saati vaat etmez.

Alıştırma

Bir kurye yoldayken müşteriyi arıyor. Hangi cümle paketin kısa süre içinde müşterinin bulunduğu yere ulaşacağını söyler?

  1. It will be there soon.
  2. It will be here soon.
  3. It was there yesterday.
Cevabı göster

It will be there soon.

Do you need my address?

0:46

Adresimi ister misiniz?

No, I can see you.

0:47

Hayır, sizi görebiliyorum.

Bye.

0:49

Güle güle.

One supreme pizza, please, pizza girl.

0:50

Bir süper karışık pizza lütfen, pizza kızı.

No mushrooms.

0:53

Mantar olmasın.

Okay.

0:54

Tamam.

I'll do the garlic bread. Kelime

0:55

Sarımsaklı ekmeği ben yaparım.

Kelime

I'll do the garlic bread: do ile bir işi üstlenmek

I'll do the garlic bread cümlesinde do, bu yiyeceği hazırlama ya da onunla ilgilenme sorumluluğunu üstlenmek demektir; tek bir somut eylemi belirtmez. Konuşan kişi işin bu bölümünü üzerine alır. Adımlar bağlamdan anlaşılıyorsa do görevi geniş biçimde özetler. I'll do... ifadesinin odağı “Bunun sorumluluğu bende” anlamıdır; hazırlamak, pişirmek veya servis etmekten hangisinin yapılacağını tek başına söylemez.

Alıştırma

Bir pikniğin işlerini paylaşıyorsunuz. Kesin eylemi belirtmeden bir işi üstlenmek için do kullanan cümle hangisidir?

  1. I'll order the shopping if you pack the sandwiches.
  2. I'll do the shopping if you pack the sandwiches.
  3. I'll carry the shopping if you pack the sandwiches.
Cevabı göster

I'll do the shopping if you pack the sandwiches.

Can we pretend we're sisters and our Dilbilgisi

0:56

Kız kardeş olduğumuzu ve annemizin

Mum owns the pizza shop.

0:59

pizzacı dükkanı sahibi olduğunu hayal edebilir miyiz?

Dilbilgisi

pretend we're sisters: pretend sonrasında that atılmış cümlecik

pretend we're sisters ifadesinde pretend hayal edilen bir durumu başlatır; we're sisters ise kendi öznesi ve fiili olan tam bir cümleciktir. Bu cümlecik, konuşanların kendileri için hayal ettiği kimliği belirtir. pretend'den sonra cümleciği başlatmak için that kullanılabilir, ancak burada düşürülmüştür: pretend (that) we're sisters. Bu yapı rol yaparken veya hayalî bir durumu anlatırken kullanılır.

Alıştırma

Hayalî bir rol belirlemek için pretend kelimesinden sonra doğrudan tam bir cümlecik kullanan cümle hangisidir?

  1. Let's pretend to be explorers on a secret island.
  2. Let's imagine we're explorers on a secret island.
  3. Let's pretend we're explorers on a secret island.
Cevabı göster

Let's pretend we're explorers on a secret island.

Oh yeah.

1:00

Ah evet.

And we're going to run it for her, Kelime

1:01

Ve onun yerine biz çalıştıracağız,

so she can go on holiday. Kalıp ifadeler

1:03

böylece o tatile çıkabilecek.

Kelime

run it for her: dükkânı onun yerine işletmek

Burada run, 'yönetmek veya işletmek' anlamındadır; koşmak anlamına gelmez. It pizza dükkânını belirtir, for her ise sorumluluğu onun yerine üstleneceklerini anlatır. Run fiilinin nesnesi bir dükkân, işletme veya kuruluş olduğunda, onun işleyişinden ve günlük kararlarından sorumlu olmayı ifade eder.

Alıştırma

Bu cümlede run it for her ne anlama geliyor?

  1. Onun yerine pizza dükkânına koşmak.
  2. Pizza dükkânını onun yerine işletmek.
  3. Pizza dükkânının yasal sahibi olmak.
Cevabı göster

Pizza dükkânını onun yerine işletmek.

Kalıp ifadeler

go on holiday: Britanya İngilizcesinde tatile çıkmak

Britanya İngilizcesinde go on holiday, dinlenmek veya seyahat etmek için günlük düzenden bir süre uzaklaşmak anlamına gelir. Burada holiday, resmî veya dinî bir bayramı değil, tatil süresini ifade eder. On, go on a trip ifadesinde olduğu gibi bu kalıplaşmış ifadenin bir parçasıdır.

Alıştırma

'Tatile çıkmak' anlamındaki yaygın Britanya İngilizcesi ifadesiyle cümleyi tamamlayın: We're going ____ in July.

Cevabı göster

on holiday

Yeah, to Italy.

1:04

Evet, İtalya'ya.

Garlic bread's finished.

1:12

Sarımsaklı ekmek bitti.

Great.

1:13

Harika.

Don't forget the free drink. Ton ve niyet

1:14

Bedava içeceği unutma.

Ton ve niyet

Don't forget... ile kısa bir hatırlatma

Don't forget + isim, bir eşyayı atlamaması veya unutmaması için birine hatırlatmada kullanılır. Bu cümlede ücretsiz içecek de verilmesi gerekenlere dahildir; dolayısıyla konuşan kişi karşısındakini suçlamıyor, kısa bir hatırlatma yapıyor. Henüz yapılmamış bir eylemi hatırlatmak için Don't forget to + fiilin yalın hâli kullanılır. Örneğin: Don't forget to call me.

Alıştırma

Bu dersteki ifadeyle hatırlatmayı tamamlayın: ____ to bring your ID tomorrow.

Cevabı göster

Don't forget

Thanks pizza sister.

1:17

Teşekkürler pizza kardeşim.

See you soon.

1:18

Görüşmek üzere.

Here you go. Kalıp ifadeler

1:26

Buyurun.

Kalıp ifadeler

Here you go. bir şeyi teslim ederken

Here you go. birine bir şeyi verirken veya teslim ederken kullanılan kalıplaşmış bir ifadedir. Bu sahnede Bu senin için veya İstediğin şey burada anlamına gelir. İfadenin tamamını tek bir konuşma kalıbı olarak öğrenin. Buradaki go, karşıdaki kişinin yürüyüp gitmesi gerektiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir müşteriye fişini uzatıyorsunuz. Bu dersteki ifadeyle tamamlayın: ____.

Cevabı göster

Here you go

Oh, nice one. Ton ve niyet

1:27

Oh, güzel görünüyor.

Ton ve niyet

Gayriresmî bir övgü olarak “nice one”

“Nice one”, “aferin”, “iyi iş” veya “harika” anlamına gelen gayriresmî bir övgüdür. Bu cümlede one, onaylanan eylemi veya sonucu genel olarak ifade eder; bir sayısı değildir ve belirli bir nesneyi belirtmesi gerekmez. Kısa bir karşılık olarak, biri bir şeyi başarıyla yaptığında veya güzel bir sonuç elde ettiğinde sıcak bir beğeni ifade eder.

Alıştırma

Yanıtı bu derste öğrendiğiniz iki kelimelik gayriresmî Britanya İngilizcesi övgüsüyle tamamlayın: Arkadaşınız gevşek bir rafı onarıyor. “____! That fixed it.”

Cevabı göster

Nice one

No mushrooms?

1:28

Mantar yok mu?

No mushrooms.

1:29

Mantar yok.

Great.

1:30

Harika.

No, no.

1:31

Hayır, hayır.

You can't have the box.

1:31

Kutuyu alamazsın.

It's our only one.

1:32

O bizim tek kutumuz.

Right.

1:34

Doğru.

So, what do I do? Ton ve niyet

1:34

Peki, ne yapacağım?

Ton ve niyet

Sonraki adımı sormak için “So, what do I do?”

Bu sorunun başındaki So, az önce açıklanan duruma bağlanır ve konuşmayı ilerletir. Burada yalnızca katı bir neden-sonuç ilişkisi kurmaz; kabaca “durum buysa, o hâlde…” anlamı taşır. “What do I do?”, konuşanın şimdi veya bir sonraki adımda hangi eylemi yapması gerektiğini sorar. Yeni bir bilgi, kural ya da sorun sonraki adımı belirsiz hâle getirdiğinde, sorunun tamamı doğrudan yönlendirme ister.

Alıştırma

Bir görevli size olağan işlemin değiştiğini söyledi. “So, what do I do?” ne anlatır?

  1. İlgisiz bir konuya geçer ve geçmiş hakkında soru sorar.
  2. Tüm adımları zaten tamamladığınızı söyler.
  3. Yeni bilgiye bağlanır ve bir sonraki adımı sorar.
Cevabı göster

Yeni bilgiye bağlanır ve bir sonraki adımı sorar.

Just take the pizza.

1:36

Sadece pizzayı al.

Oh, okay.

1:37

Oh, tamam.

Thanks.

1:40

Teşekkürler.

Bye.

1:40

Güle güle.

Oh, man.

1:41

Oh, dostum.

I'm back. pizza sister.

1:44

Geri döndüm, pizza kardeşim.

Oh, not again. Ton ve niyet

1:46

Oh, yine mi.

Ton ve niyet

Oh, not again. ile tekrarlanan bir soruna tepki verme

Oh, not again. ifadesi, aynı istenmeyen olayın tekrar gerçekleştiğini veya gerçekleşmek üzere olduğunu fark edince verilen kalıplaşmış bir tepkidir. Oh anlık duyguyu gösterirken not again hayal kırıklığı, bıkkınlık veya hafif bir yakınma anlatır. Bütün tepkiyi “Bu can sıkıcı şey yine oluyor” şeklinde anlamak gerekir; “artık değil” şeklinde kelimesi kelimesine anlaşılmaz.

Alıştırma

Hangi cümlede not again en doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. Oh, not again! Thank you for helping me.
  2. Oh, not again! I finally won the prize I wanted.
  3. Oh, not again! The printer is jammed for the third time.
Cevabı göster

Oh, not again! The printer is jammed for the third time.

Oh, I can fix it.

1:47

Oh, tamir edebilirim.

Mum, can we get a new car?

1:49

Anne, yeni bir araba alabilir miyiz?

Aw, but you've had Pedley since you were two. Dilbilgisi

1:51

Ah, ama Pedley iki yaşından beri seninle.

Dilbilgisi

you've had ... since ... ile şimdiye kadar süren bir durum

you've had, you have had ifadesinin kısaltması ve have fiilinin present perfect biçimidir. Burada sahipliğin kişi iki yaşındayken başladığını ve hâlâ devam ettiğini anlatır. since başlangıç noktasını belirtir. Bu yapıda ana cümlede have/has + past participle, ardından since + geçmişteki bir zaman veya geçmiş zamanlı bir yan cümle kullanılır. Böylece geçmişteki başlangıç şimdiki zamana bağlanır.

Alıştırma

Cümleyi have fiilinin present perfect biçimiyle tamamlayın. Mia bisiklete hâlâ sahip: Mia ____ the bike since she was six.

Cevabı göster

has had

But the wheel keeps falling off. Dilbilgisi

1:54

Ama tekerleği düşüp duruyor.

Dilbilgisi

keeps falling off: tekrarlanan bir sorun için keep + -ing

keeps falling off içindeki keep + fiil-ing yapısı, aynı eylemin ya da sorunun sürmesini veya tekrar tekrar yaşanmasını anlatır. Burada tekerlek tekrar tekrar yerinden çıkar; tek ve uzun bir düşme eylemi sürmüyordur. Fall off, bir şeyin bağlı ya da üzerinde durduğu yerden ayrılması demektir. the wheel gibi tekil bir özneyle keep, keeps biçimini alır.

Alıştırma

Tekrarlanan bir sorunu anlatmak için keep + -ing ve fall off yapısını üç sözcük hâlinde kullanarak cümleyi tamamlayın: This wheel ____ whenever I move the cart.

Cevabı göster

keeps falling off

I know,

1:56

Biliyorum,

but there's just a lot of stories in that car. Deyimler

1:57

ama o arabada sadece bir sürü hikaye var.

Deyimler

stories in that car: bir eşyanın taşıdığı anılar

Bu cümlede stories, arabanın içinde fiziksel olarak bulunan yazılı öyküleri ya da kitapları değil, arabayla bağlantılı deneyimleri ve anıları anlatır. Araba, çevresinde yaşananları içinde taşıyan bir kap gibi düşünülür. Bu benzetme eski arabaya duygusal bir değer verir: onu saklamak, ortak geçmişin bir bölümünü saklamak gibi hissettirebilir. Bağlam, anlamlı bir eşyanın ya da yerin geçmiş deneyimlerle ilişkisini açıkça gösterdiğinde aynı anlatım kullanılabilir.

Alıştırma

Bir müzisyen, "There are a lot of stories in this old guitar." diyor. Buradaki stories büyük olasılıkla neyi anlatıyor?

  1. Gitarın içinde saklanan basılı hikâyeler.
  2. Gitarla bağlantılı anılar ve deneyimler.
  3. Gitarın bir insan olmadan konuşabilme yeteneği.
Cevabı göster

Gitarla bağlantılı anılar ve deneyimler.

How can a car have stories?

2:00

Bir arabanın nasıl hikayesi olabilir?

Well,

2:02

Şey,

Fixed.

2:03

Tamamdır.

Ah, there you go.

2:04

Ah, işte böyle.

See?

2:05

Gördün mü?

Good as new. Deyimler

2:06

Yeni gibi oldu.

Deyimler

Good as new: bir şeyin yeni gibi olduğunu söylemek

“Good as new”, “as good as new” ifadesinin kısaltılmış biçimidir. Bir şeyin çok iyi onarıldığını, temizlendiğini veya yenilendiğini ve artık neredeyse yeni bir eşya gibi göründüğünü ya da çalıştığını anlatır. Burada kısa ve olumlu bir değerlendirme olarak tek başına kullanılmıştır. Eksik özne ve fiil durumdan anlaşılır: “It is as good as new.” Bu, eşyanın gerçekten yeni olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Yanıtı bu dersteki üç sözcüklü kısa ifadeyle tamamlayın: “I fixed the loose wheel.” “____!”

Cevabı göster

Good as new

Is my car scratched?

2:09

Arabam çizilmiş mi?

This episode of Bluey is called Pizza Girls.

2:11

Bluey'nin bu bölümünün adı Pizza Kızlar.

What is this, Muffin?

2:15

Bu da ne, Muffin?

It's an electric car.

2:16

Bu elektrikli bir araba.

My dad bought a new car and this came with it. Öbek fiiller

2:18

Babam yeni bir araba aldı ve bu da onunla geldi.

Öbek fiiller

came with it: bir şeyin yanında verildiğini belirtmek

“this came with it” ifadesinde “this” ek ürünü, “it” ise asıl satın alınan şeyi, yani yeni arabayı gösterir. “Came with”, ek ürünün arabayla birlikte verildiği anlamına gelir; fiziksel hareket anlatmaz. Aynı yapı iki yönde de kullanılabilir: “The laptop came with a charger” cümlesinde asıl ürün öznedir, “This charger came with the laptop” cümlesinde ise pakete dâhil olan ürün öznedir. Geçmişteki bir satın alma için “came”, güncel bir ürün veya teklif için “comes” kullanın.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki “tabletle birlikte verildi” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: I bought the tablet yesterday, and the stylus ____.

Cevabı göster

came with it

It drives without pedals.

2:21

Pedalsız kullanılıyor.

Yes, and it's very expensive, Muffin,

2:24

Evet, ve çok pahalı, Muffin,

so be careful with it. Kalıp ifadeler

2:26

bu yüzden ona dikkat et.

Kalıp ifadeler

be careful with it: bir nesneyi dikkatli kullanmak

Be careful with + nesne, birine bir şeyi zarar vermeden dikkatlice kullanmasını veya taşımasını söylemek için kullanılır. Buradaki it, pahalı elektrikli arabayı ifade eder. With, dikkatli davranılması gereken şeyi belirtir. Uyarının tam olarak neyle ilgili olduğunu açıkça söylemek istediğinde with + nesne yapısını kullan.

Alıştırma

Ödünç alınmış bir fotoğraf makinesini arkadaşına veriyorsun ve ona zarar vermemesini istiyorsun. En doğal uyarı hangisidir?

  1. Be careful of the camera.
  2. Be careful with the camera.
  3. Be careful for the camera.
Cevabı göster

Be careful with the camera.

Can we play pizza girls in it?

2:27

İçinde pizza kızlar oynayabilir miyiz?

Okay.

2:29

Tamam.

All right.

2:30

Peki.

Okay.

2:32

Tamam.

We're all sisters who run the pizza shop.

2:33

Hepimiz pizzacıyı işleten kız kardeşleriz.

Got it.

2:35

Anlaşıldı.

Hmm, there's no roof to stick the pizza sign on. Dilbilgisi

2:36

Hmm, pizza tabelasını yapıştıracak çatı yok.

Dilbilgisi

there's no roof to stick the pizza sign on: tabelayı yapıştıracak tavan yok

There's no + isim + to + fiil kalıbı, bir eylem için gereken şeyin veya yerin bulunmadığını anlatır. Buradaki no roof, pizza tabelasının yapıştırılabileceği bir yüzey olmadığını belirtir. Sondaki on, stick A on B yapısından gelir: stick the pizza sign on the roof. a roof to stick the pizza sign on ifadesinde roof, to ile başlayan bölümün tanımladığı yerdir; bu nedenle on sonda kalır.

Alıştırma

Resmi asmak için uygun bir duvar olmadığını doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?

  1. There's no picture to hang on the wall.
  2. There's no wall to hang the picture on.
  3. There's no wall where the picture is hanging.
Cevabı göster

There's no wall to hang the picture on.

It's a convertible. Kelime

2:40

Bu üstü açık bir araba.

Kelime

convertible: tavanı katlanabilen bir otomobil

Araçlarla ilgili bir bağlamda convertible, tavanı katlanabilen veya çıkarılabilen bir otomobili belirten sayılabilen bir isimdir. a belirsiz tanımlığı bu türden bir otomobili belirtir. Burada araç türünün söylenmesi, aracın neden sabit bir tavanı olmadığını açıklar. Araç dışındaki bağlamlarda convertible, “başka bir biçime dönüştürülebilen” anlamında sıfat olarak da kullanılabilir; ancak bu cümledeki anlamı bu değildir.

Alıştırma

Cümleyi convertible ve gerekli tanımlıkla tamamlayın: We rented ____ for our coastal drive.

Cevabı göster

a convertible

Okay, well,

2:41

Tamam, şey,

I guess we don't need to use it. Ton ve niyet

2:42

sanırım kullanmamıza gerek yok.

Ton ve niyet

I guess we...: bir sonucu tereddütle kabullenmek

Bir yan tümcenin başındaki I guess, ardından gelen sonucun kesinliğini azaltır. I guess we... ifadesi, konuşanın tamamen kesin bir açıklama yapmak yerine kendi değerlendirmesini sunduğunu gösterir. Bu cümlede konuşan, onu kullanmalarına muhtemelen gerek olmadığı sonucunu biraz tereddütle veya isteksizlikle kabul eder. Bağlama göre I guess belirsizlik, durumu kabullenme ya da hafif isteksizlik anlatabilir.

Alıştırma

Hangi cümle konuşanın bir plan değişikliğini çekinceli biçimde kabul ettiğini en iyi gösterir?

  1. I guess we'll take the later train instead.
  2. We'll definitely take the later train instead.
  3. We're not allowed to take the earlier train.
Cevabı göster

I guess we'll take the later train instead.

Hello.

2:45

Merhaba.

Customers.

2:46

Müşteriler.

And you just do this with your foot.

2:47

Ve sadece ayağınla bunu yapıyorsun.

And that opens the boot. Kelime

2:49

Ve bu da bagajı açıyor.

Kelime

opens the boot: Britanya İngilizcesinde arabanın arka eşya bölmesi

Bu otomobil bağlamında boot, Britanya İngilizcesinde arabanın arkasındaki eşya bölmesini, yani bagajı ifade eder. Opens the boot, o bölmenin açılmasını sağlar anlamındadır; buradaki boot, “çizme” demek değildir.

Alıştırma

Britanya İngilizcesinde bir araba anlatılırken opens the boot ne anlama gelir?

  1. Bir çizmeyi açar
  2. Arabanın arka eşya bölmesini açar
  3. Arabanın motor bölmesini açar
Cevabı göster

Arabanın arka eşya bölmesini açar

Oh, cool.

2:51

Oh, havalı.

Customers.

2:51

Müşteriler.

The phone's not working.

2:53

Telefon çalışmıyor.

I'll just ask them.

2:54

Sadece gidip onlara soracağım.

Hey Muffin, no.

2:56

Hey Muffin, hayır.

We meant to do it over the phone. Kalıp ifadeler

2:57

Bunu telefonla yapmamız gerekiyordu.

Kalıp ifadeler

meant to do ... over the phone: önceki bir plan ve telefon kanalı

Meant to do, mean to do yapısının geçmiş zaman biçimidir. We meant to do içinde, daha önce bir şeyi yapmaya niyetli olduğumuzu anlatır ve çoğu zaman planın uygulanmadığını ima eder. Buna karşılık We were meant to do, bunu yapmamızın beklendiğini anlatır. Over the phone, fiziksel olarak bir telefonun üzerinde olmak değil, telefonu iletişim kanalı olarak kullanmak demektir. Meant to do it over the phone bir bütün olarak, eylemi tamamlamak için başlangıçta amaçlanan yöntemin telefon kullanmak olduğunu anlatır.

Alıştırma

Cümleyi mean to yapısının geçmiş biçimi ve over the phone ifadesiyle tamamlayın: We ____ make the booking ____.

Cevabı göster

meant to · over the phone

They want a supreme.

3:00

Süper karışık istiyorlar.

Okay, one supreme, thanks, pizza sisters.

3:02

Tamam, bir süper karışık, teşekkürler pizza kız kardeşler.

Our mum started this pizza shop.

3:05

Bu pizzacıyı annemiz açtı.

She worked really hard,

3:07

Çok sıkı çalıştı,

so we're trying to give her a holiday. Kalıp ifadeler

3:09

bu yüzden ona bir tatil hediye etmeye çalışıyoruz.

Kalıp ifadeler

trying to give her a holiday: biri için tatil ayarlamak

Try to + fiilin yalın hâli, bir şeyi yapmak için çaba göstermek demektir; başarının kesin olduğunu göstermez. Burada we're trying to..., onun tatil yapabilmesini sağlamanın amaçları olduğunu gösterir. give her a holiday ifadesinde her yararı alan kişidir, a holiday ise mümkün hâle getirilen şeydir. Ona fiziksel bir nesne vermiyorlar; dinlenebilmesi için zaman ayarlıyorlar. Give, give someone time veya give someone a chance örneklerinde olduğu gibi fiziksel olmayan şeylerle de bu şekilde kullanılabilir.

Alıştırma

Bu bağlamda 'we're trying to give her a holiday' ne anlama geliyor?

  1. Ona holiday adlı bir nesne veriyoruz.
  2. Onun için biraz izin ayarlamaya çalışıyoruz.
  3. Ondan resmî bir tatilde çalışmasını istiyoruz.
Cevabı göster

Onun için biraz izin ayarlamaya çalışıyoruz.

Wow, we're going to deliver pizzas fast now.

3:11

Vay canına, artık pizzaları çok hızlı teslim edeceğiz.

Stop.

3:15

Dur.

I'm just putting the pizza in.

3:15

Sadece pizzayı koyuyorum.

You can't bring mud in the new car.

3:17

Yeni arabaya çamur getiremezsin.

What?

3:20

Ne?

Why?

3:20

Neden?

Because it's very expensive.

3:21

Çünkü o çok pahalı.

Oh, okay.

3:24

Oh, tamam.

Well, what do we do?

3:25

Peki, biz ne yapacağız?

We have to play something else.

3:26

Başka bir şey oynamalıyız.

Aw.

3:28

Ah.

What else do you play in it?

3:29

İçinde başka ne oynuyorsun?

I usually just drive around.

3:31

Genellikle sadece etrafta sürüyorum.

Okay, let's do that.

3:33

Tamam, bunu yapalım.

Wash your feet.

3:35

Ayaklarını yıka.

Sorry.

3:37

Özür dilerim.

No mud in the car. Ton ve niyet

3:37

Arabada çamur olmaz.

Ton ve niyet

No mud in the car: No + isim + yer ile kısa kurallar

No + isim + yer, adı verilen şeyin o yerde yasak olduğunu kısa biçimde söylemenin bir yoludur. No mud in the car, arabanın içine çamur getirilmemesi veya çamur bırakılmaması gerektiği anlamına gelir. Bu, öznesi ve fiili olmayan kısaltılmış bir kuraldır. Eksik sözcükler durumdan anlaşıldığı için kalıplar tabelalarda ve kısa sözlü hatırlatmalarda doğal durur.

Alıştırma

Kütüphanede yiyeceğe izin verilmediğini No + isim + yer kalıbıyla söyleyin: ____ in the library.

Cevabı göster

No food

We're ready, Muffin,

3:39

Hazırız, Muffin,

but just don't drive too--

3:40

ama çok hızlı sürme--

Hey, hey, you're getting fingerprints all over it. Kalıp ifadeler

4:02

Hey, hey, her yere parmak izi bırakıyorsun.

Kalıp ifadeler

getting fingerprints all over it: yüzeyin her yanındaki izler

Bu cümlede you're getting fingerprints all over it, arabaya dokunmanın yüzeyin birçok yerinde parmak izi bıraktığı anlamına gelir. Get bu sonuca neden olmayı, all over it ise geniş bir alana yayılmayı anlatır; bir şeyin bitirilmesi anlamına gelmez. get + bir madde veya iz + all over + bir yer kalıbı, bir maddeyi ya da izi çoğu zaman kazara birçok yere yaymak veya bırakmak için kullanılabilir.

Alıştırma

Ekrana dokunmanın yüzeyin birçok yerinde iz bıraktığını anlatacak şekilde cümleyi tamamlayın: You're getting fingerprints ____ the screen.

Cevabı göster

all over

Do you like it, Trix?

4:05

Beğendin mi, Trix?

Uh, I miss the old one. Kelime

4:06

Uh, eskisini özlüyorum.

Kelime

I miss the old one: bir şeyin yokluğunu hissetmek anlamındaki miss

Burada miss, tanıdık bir şeyin yokluğunu hissetmek ve onun hâlâ var olmasını istemek anlamına gelir. Konuşan kişi önceki araba için böyle hissediyor; buradaki miss, bir şeye zamanında yetişememek anlamında değildir. The old one ifadesindeki one, bağlamdan anlaşılan sayılabilen car isminin yerine kullanılır. Böylece car tekrar edilmeden eski araba anlamı verilir.

Alıştırma

Hangi cümlede miss, I miss the old one. cümlesindekiyle aynı duygusal anlamda kullanılmıştır?

  1. She misses her old school.
  2. She misses the train every morning.
  3. She misses the target with every shot.
Cevabı göster

She misses her old school.

We brought the kids home from hospital in it, you know? Kalıp ifadeler

4:08

Çocukları hastaneden onunla getirdik, biliyor musun?

Kalıp ifadeler

bring the kids home from hospital: çocukları hastaneden eve getirmek

We brought the kids home, bring + kişi + home yapısını kullanır ve konuşanın çocukları evlerine getirdiğini anlatır. Burada home yön bildirir, bu yüzden önüne to gelmez: bring the kids home denir, bring the kids to home denmez. From hospital başlangıç noktasını gösterir. Britanya İngilizcesinde hospital, orada hasta olarak bakım görme deneyimini anlatırken the olmadan kullanılabilir. Bu nedenle ifade, çocukları hastanede kaldıktan sonra eve getirmeyi doğal biçimde anlatır; bu cümlede doğumdan sonrası kastedilir.

Alıştırma

Bir bebeği hastanede kaldıktan sonra eve getirdiğinizi anlatan doğal Britanya İngilizcesi cümle hangisidir?

  1. We brought the baby home from hospital.
  2. We brought the baby from home to hospital.
  3. We brought the baby to home from hospital.
Cevabı göster

We brought the baby home from hospital.

That was fun.

4:12

Eğlenceliydi.

Can I have a turn? Kalıp ifadeler

4:14

Bir tur atabilir miyim?

Kalıp ifadeler

Can I have a turn?: sıranın size gelmesini istemek

Can I have a turn?, insanların sırayla paylaştığı bir şeyi kullanmak, denemek veya yapmak için bir fırsat istemektir. Buradaki a turn, bir kişiye ayrılan sıra veya fırsattır; yön değiştirme anlamına gelmez. have a turn yapısı, bu fırsatı alınan bir şey gibi ifade eder. Başka birinden sonra siz de katılmak istediğinizde bu soruyu kullanın.

Alıştırma

Bir arkadaşınızın teleskobunu kullanmak için bekliyorsunuz. Bir kez kullanma fırsatı isteyen kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: Can I ____?

Cevabı göster

have a turn

Okay.

4:15

Tamam.

All right, here we go. Kalıp ifadeler

4:16

Peki, işte başlıyoruz.

Kalıp ifadeler

Here we go: bir şeyin başlamak üzere olduğunu belirtmek

Bu cümlede Here we go, bir eylemin başlamak üzere olduğunu bildiren sözlü bir işarettir ve “Şimdi başlıyoruz” anlamına gelir. Hareket etmeden, bir şey denemeden, bir gösteriye başlamadan veya bir sürecin sonraki adımına geçmeden önce kullanılabilir. Bu ifadede here bir konumu göstermez. İfade, konuşan kişiyi ve dinleyenleri sırada olacak şeye hazırlar.

Alıştırma

Bir hız treni hareket etmek üzere. Başlangıcı bildirmek için ne söyleyebilirsin?

  1. Here you go!
  2. Here we go!
  3. There you are!
Cevabı göster

Here we go!

Huh?

4:19

Ha?

What's going on? Ton ve niyet

4:19

Neler oluyor?

Ton ve niyet

What's going on?: beklenmedik bir durumu sormak

What's going on?, genellikle bir şey tuhaf, kafa karıştırıcı veya beklenmedik göründüğü için o anda ne olduğunu sorar. Bu cümlede konuşmacı, beklenen eylemin gerçekleşmediğini fark eder ve açıklama ister. Burada go on, “olmak” veya “gerçekleşmek” anlamına gelir. Soru, birinin nereye gittiğini ya da neyin devam ettiğini sormaz.

Alıştırma

Işıklar aniden sönüyor. Bu beklenmedik durumu en doğal biçimde hangi soru sorar?

  1. Where are you going?
  2. When does it start?
  3. What's going on?
Cevabı göster

What's going on?

Oh, it's out of battery. Kalıp ifadeler

4:20

Oh, şarjı bitti.

Kalıp ifadeler

it's out of battery: batarya enerjisi kalmamış

Bu cümlede it's out of battery, cihazın bataryasında depolanan enerjiyi tükettiği ve bu nedenle çalışamadığı anlamına gelir. Burada out of, bir kaynaktan hiç kalmadığını belirtir. Bataryanın fiziksel olarak cihazın dışında olduğu veya cihaza batarya takılı olmadığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir cihazdan söz edilen bu bağlamda It's out of battery ne anlama gelir?

  1. Cihaza batarya takılı değildir.
  2. Batarya enerjisi kalmamıştır.
  3. Batarya cihazın dışındadır.
Cevabı göster

Batarya enerjisi kalmamıştır.

Aw.

4:22

Ah.

We have to charge it.

4:23

Şarj etmemiz lazım.

Dad.

4:25

Baba.

Okay, battery's charging, kids.

4:27

Tamam, şarj oluyor, çocuklar.

How long does it take to charge? Dilbilgisi

4:29

Şarj olması ne kadar sürer?

Dilbilgisi

How long does it take to...?: süreyi sormak

How long does it take to charge? bir şeyi şarj etmenin ne kadar zaman gerektirdiğini sorar. Tekrar kullanılabilen kalıp How long does it take to + fiilin yalın hâli? şeklindedir. Burada take, zaman gerektirmek anlamındadır. it özne konumunu doldurur, asıl eylem ise to sözcüğünden sonra gelir. Farklı bir eylemin süresini sormak için charge yerine başka bir fiilin yalın hâlini kullanın.

Alıştırma

Soruyu hedef kalıpla tamamlayın: How long ____ to download the update?

Cevabı göster

does it take

This long.

4:32

Bu kadar uzun.

Oh.

4:33

Oh.

What shall we play while we wait? Dilbilgisi

4:34

Beklerken ne oynayalım?

Dilbilgisi

while we wait: eş zamanlı eylemler için zaman yan cümlesi

while we wait, while bağlacının başlattığı bir zaman yan cümlesidir. ‘Biz beklerken’ anlamına gelir ve play eyleminin zaman çerçevesini verir: bekleme sürerken başka bir etkinlik gerçekleşir. Burada while sözcüğünden sonra özne ve fiil içeren we wait gelir. Bu yapı başa da taşınabilir: While we wait, let's play a game. Buradaki while sözcüğünü for a while ifadesindeki ‘bir süre’ anlamındaki isimle karıştırmayın.

Alıştırma

Cümleyi while sözcüğünün ardından we ve wait getirerek tamamlayın: Let's play cards ____.

Cevabı göster

while we wait

I guess we can go back to Pizza Girls.

4:37

Sanırım Pizza Kızlar'a geri dönebiliriz.

Yeah.

4:40

Evet.

So, that's one supreme pizza with extra pineapple. Anlatım akışı

4:41

Yani, bu ekstra ananaslı bir süper karışık pizza.

Anlatım akışı

So, that's one...: siparişi tekrarlayıp doğrulamak

Bu hizmet konuşmasında So, konuşanın az önce verilen bilgileri toparladığını gösterir; bir sonuç bildirmez. that's one supreme pizza miktarı ve ürünü belirtir, with extra pineapple ise istenen değişikliği ekler. Cümlenin bütünü siparişi tekrar ederek müşterinin bilgileri kontrol etmesini sağlar. Başka durumlara aktarılabilecek bilgi düzeni So, that's + miktar + ürün + with + istenen ayrıntı şeklindedir.

Alıştırma

Bu cümlenin hizmet konuşmasındaki temel işlevi nedir?

  1. Bir pizzayı başka bir pizzayla karşılaştırıyor.
  2. Neden ananas kullanıldığını açıklıyor.
  3. Müşterinin ayrıntıları kontrol edebilmesi için siparişi tekrarlıyor.
Cevabı göster

Müşterinin ayrıntıları kontrol edebilmesi için siparişi tekrarlıyor.

Yep, but no mushrooms.

4:45

Evet, ama mantarsız.

You hear me? Ton ve niyet

4:47

Beni duyuyor musunuz?

Ton ve niyet

Sert bir uyarı olarak You hear me?

Burada You hear me?, sesin dinleyiciye ulaşıp ulaşmadığını sormaz. Karşıdaki kişinin az önce verilen talimatı anlamasını ve ona uymasını talep eder. Bu kısa biçimde yardımcı fiil do yoktur; bu yüzden özellikle doğrudan ve konuşma diline özgü duyulur. Uyarı gücü bağlamdan ve söyleyiş biçiminden gelir; pratikte “Bunu ciddiye al ve söylediğimi yap” mesajını verir.

Alıştırma

Bir müşteri hizmetleri çalışanı, arayan kişinin ses bağlantısının çalışıp çalışmadığını kontrol etmek istiyor. You hear me? uygun ve nötr bir soru mudur?

  1. Hayır. Çatışmacı duyulabilir.
  2. Evet. Nötr bir ses kontrolüdür.
Cevabı göster

Hayır. Çatışmacı duyulabilir.

Got it.

4:48

Anlaşıldı.

If you put mushrooms on it, I'm going to... Ton ve niyet

4:49

Eğer üstüne mantar koyarsanız, size...

Ton ve niyet

If you put mushrooms on it, I'm going to...: tamamlanmamış bir tehdit

if yan cümlesi sonucu tetikleyecek koşulu belirtir, I'm going to... ise sonucu söylemeye başlar. Konuşan kişi ne yapacağını belirtmeden önce bilerek durur; bu yüzden cümle dil bilgisi açısından tamamlanmamıştır ancak kullanım amacı açıktır. Dinleyiciden hoş olmayan bir sonucu hayal etmesi beklenir. Sonucu söylememek uyarıyı güçlendirebilir veya onu abartılı ve komik hâle getirebilir; duraklama ya da üç nokta anlamın bir bölümünü taşır.

Alıştırma

Bir hikâyede biri “If you touch my bike again, I'm going to...” der ve bilerek durur. Tamamlanmamış cümle genellikle ne anlatır?

  1. Konuşan kişi bisiklete dokunmak için kibarca izin vermektedir.
  2. Hoş olmayan bir sonuç, dinleyicinin hayal etmesine bırakılır.
  3. Konuşan kişi bike kelimesinin ne anlama geldiğini sormaktadır.
Cevabı göster

Hoş olmayan bir sonuç, dinleyicinin hayal etmesine bırakılır.

Okay, bye.

4:51

Tamam, güle güle.

Let's put mushrooms on it.

4:52

Üstüne mantar koyalım.

Yeah.

4:54

Evet.

Bluey, who can I be?

4:55

Bluey, ben kim olayım?

Well, I need to fix my delivery car.

4:57

Şey, teslimat arabamı tamir etmem lazım.

You can be the mechanic.

5:00

Sen tamirci olabilirsin.

Okay.

5:01

Tamam.

Ready.

5:09

Hazır.

Ow.

5:10

Ah.

Here's your pizza.

5:11

İşte pizzanız.

Oh, great.

5:12

Oh, harika.

Here's your money.

5:13

İşte paranız.

Oh, extra pineapple.

5:15

Oh, ekstra ananas.

Hey, hang on. Ton ve niyet

5:16

Hey, bir saniye.

Ton ve niyet

hang on: bir sorun fark edince karşıdaki kişiyi durdurmak

Burada hang on, “bir dakika bekle” anlamına gelir. Konuşan kişi bir şeylerin yanlış olduğunu yeni fark ettiği için konuşmayı keser ve karşısındaki kişinin durmasını ister. hang on ifadesini konuşma dilinde tek bir kalıp olarak düşünün. Burada sözcüklerin gerçek anlamıyla bir yere asılmak veya bir şeye tutunmak demek değildir.

Alıştırma

Cümleyi derste öğrendiğiniz iki sözcüklük ifadeyle tamamlayın. Bir hata fark edip araya giriyorsunuz: “____, this total can't be right.”

Cevabı göster

Hang on

What are these?

5:17

Bunlar da ne?

Enjoy the mushrooms. Ton ve niyet

5:18

Mantarların tadını çıkarın.

Ton ve niyet

Enjoy the mushrooms: kibar görünen iğneleyici bir alay

Enjoy + isim kalıbı normalde birinin bir şeyden keyif almasını dileyen dostça bir ifadedir. Burada konuşan kişi mantarların istenmediğini biliyor ve onları bilerek ekliyor; bu yüzden Enjoy the mushrooms samimi değildir. Kötü şakayı alaycı bir sözle bitirir. Kibar sözler, konuşan kişinin davranışlarıyla ve dinleyenin bilinen istekleriyle çeliştiğinde iğneleyici hâle gelebilir. Gerçek niyeti anlamak için sözcüklerin gerçek anlamdaki dileğini bağlam ve tonla karşılaştırın.

Alıştırma

Bir arkadaş “No onions, please.” dedi. Birisi bilerek soğan ekleyip “Enjoy the onions.” diyor. Konuşan kişi ne yapıyor?

  1. Arkadaşının sevdiği bir yiyeceği içtenlikle önermek.
  2. Kibar gibi görünen bir dilekle arkadaşıyla alay etmek.
  3. Arkadaşının daha fazla soğan isteyip istemediğini sormak.
Cevabı göster

Kibar gibi görünen bir dilekle arkadaşıyla alay etmek.

What?

5:20

Ne?

Oh, you little grrr.

5:21

Oh, seni küçük grrr.

Okay, thanks.

5:27

Tamam, teşekkürler.

Bye.

5:28

Güle güle.

Goodness me, the customers have ordered 10 pizzas. Ton ve niyet

5:29

Aman Tanrım, müşteriler 10 pizza sipariş etmiş.

Ton ve niyet

Goodness me: şaşkınlığı yumuşak biçimde anlatan bir ünlem

Goodness me, şaşkınlığı yumuşak bir biçimde ifade eden bir ünlemdir. Burada konuşan kişi, beklenmedik derecede büyük olan on pizzalık siparişe şaşırıyor. Bu sözün tamamını “Aman!” benzeri tek bir tepki olarak anlayın. Bu kullanımda goodness, ahlaki iyilik anlamındaki isim değildir.

Alıştırma

Bu cümlede Goodness me ne ifade ediyor?

  1. Konuşan kişi pizzaları yapmayı reddediyordur.
  2. Konuşan kişi müşterilerin iyiliğini övüyordur.
  3. Konuşan kişi büyük siparişe biraz şaşırmıştır.
Cevabı göster

Konuşan kişi büyük siparişe biraz şaşırmıştır.

10?

5:33

10 mu?

They said they're having a pizza party

5:34

Pizza partisi verdiklerini söylediler

and we should take our time. Deyimler

5:36

ve acele etmemize gerek yokmuş.

Deyimler

should take our time: acele etmemize gerek yok

Take our time, bir şeyi acele etmeden yapmak anlamına gelir. Should take our time ifadesindeki should, acele etmeye gerek olmadığı için bunun mantıklı bir davranış olduğunu gösterir. Yapı take + iyelik belirleyicisi + time şeklindedir. İyelik belirleyicisini eylemi yapan kişiye göre seçin: I take my time, you take your time ve we take our time.

Alıştırma

Cümleyi take one's time ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: We have all afternoon to pack, so we can ____.

Cevabı göster

take our time

Okay, I'll get started. Öbek fiiller

5:37

Tamam, başlıyorum.

Öbek fiiller

I'll get started: hazırlıktan eyleme geçmek

'I'll get started', 'şimdi başlayacağım' anlamına gelir. Get started, hazır olma veya bekleme durumundan görevi gerçekten yapmaya geçişi vurgular. Bu cümlede görev zaten belli olduğu için ifade tek başına kullanılabilir. Görevi belirtmek için get started on the report örneğindeki gibi get started on + isim kullanılır. Get started making dinner örneğindeki gibi get started + -ing biçimindeki fiil de kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi get started ile tamamlayın: Everyone is ready, so let's ____.

Cevabı göster

get started

How's the car, Mechanic?

5:40

Araba nasıl, Mechanic?

I put this one on, Öbek fiiller

5:41

arabaya bunu takıyorum,

which makes it go extra fast. Dilbilgisi

5:42

ki bu da onun süper hızlı gitmesini sağlıyor.

Öbek fiiller

put this one on: bir parçayı takmak

Bu cümlede put this one on, 'bu parçayı takmak' anlamına gelir. This one, görülebilen veya hangi parça olduğu daha önce belirlenmiş bir bileşeni ifade eder; on ise parçanın oyuncağın üzerine yerleştirildiğini veya oyuncağa takıldığını gösterir. Put on her zaman 'giymek' anlamına gelmez. Anlam, nesneye ve duruma bağlıdır: nesne bir giysiyse giyinmeyi; kapak, tekerlek veya başka bir parçaysa o parçayı yerleştirmeyi ya da takmayı anlatabilir. Nesne bir zamir olduğunda doğal sıralama put it on şeklindedir, put on it değil.

Alıştırma

Hangi cümlede put ... on, 'bir parçayı takmak veya monte etmek' anlamında kullanılmıştır?

  1. She put a warm coat on before leaving.
  2. She put the new wheel on the toy car.
  3. She put the toy car in the cupboard.
Cevabı göster

She put the new wheel on the toy car.

Dilbilgisi

which makes it go extra fast: which ve make ile sonucu açıklamak

Virgülden sonraki which, yalnızca this one ifadesine değil, önceki “bunu takma” eyleminin tamamına gönderme yapar. Bu yan cümle, eylemin sonucunu ekler: söz konusu şeyin olağanüstü hızlı gitmesini sağlar. makes it go ifadesinde make, make + nesne + fiilin yalın hâli kalıbını izler. it nesnedir; go’dan önce to gelmez. Bu yapı, bir değişikliğin oluşturduğu etkiyi açıklamak için kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi doğru şekilde tamamlayan sonuç yan cümlesini seçin: We painted the walls white, ...

  1. which makes the room to feel brighter
  2. which makes the room feel brighter
  3. which the room makes feel brighter
Cevabı göster

which makes the room feel brighter

Oh, wow.

5:45

Oh, vay canına.

You're a good mechanic.

5:46

Sen iyi bir tamircisin.

Thanks.

5:47

Teşekkürler.

All right.

5:48

Pekala.

I'll make the garlic breads

5:48

Sarımsaklı ekmekleri yapacağım.

Hey girls, the battery's charged.

5:50

Hey kızlar, şarjı doldu.

You can ride the car again.

5:52

Arabaya tekrar binebilirsiniz.

Oh.

5:54

Oh.

Thanks.

5:55

Teşekkürler.

It's your turn to have the drive, Bluey. Kalıp ifadeler

5:56

Kullanma sırası sende, Bluey.

Kalıp ifadeler

It's your turn to...: sıranın kimde olduğunu söylemek

It's your turn to + fiilin yalın hâli, sırayla yapılan bir etkinlikte birine sıranın onda olduğunu söyler. Buradaki turn, yön değiştirme değil, etkinlikteki sıra veya fırsat anlamındadır. Sıranın kimde olduğu your turn, my turn ya da Leo's turn gibi iyelik biçimleriyle gösterilir. Eylem to’dan sonra gelir; örneğin It's your turn to choose denir. Bu cümlede have the drive, bu sefer araç kullanma sırasını almak anlamındadır.

Alıştırma

Leo zarı az önce attı ve sırada Maya var. Sırayla yapılan etkinliklerde kullanılan hedef ifadeyle tamamlayın: It's ____ roll the dice, Maya.

Cevabı göster

your turn to

Um, yeah.

5:59

Um, evet.

It is.

6:00

Öyle.

And you just keep the keys in your pocket.

6:02

Ve anahtarları sadece cebinde tutuyorsun.

You don't even need to...

6:04

Hiç gerek bile duymuyorsun...

Stripe! No more about your car, mate. Ton ve niyet

6:05

Stripe! Araban hakkında daha fazla konuşma, dostum.

Ton ve niyet

No more about your car, mate: bir konuyu doğrudan bitirmek

“No more about your car”, “Araban hakkında konuşmayı bırak” anlamına gelen eksiltili bir yönergedir. No more about + konu kalıbı, zaten yeterince uzamış bir konuyu keser; yalnızca daha fazla bilgi olmadığını bildirmez. “Mate”, dinleyiciye seslenmek için kullanılan bir hitap sözcüğüdür. Günlük Britanya ve Avustralya İngilizcesinde samimi gelebilir, ancak söz kesmenin gücünü ortadan kaldırmaz. Burada tanıdık ama hafifçe uyarıcı bir “artık yeter” tonu katar.

Alıştırma

Değerlendirin: Yeni bir müşteriyle yapılan resmî bir toplantıda konuyu değiştirmek için “No more about your budget, mate.” demek doğal ve kibar mıdır?

  1. Hayır, uygun değildir.
  2. Evet, uygundur.
Cevabı göster

Hayır, uygun değildir.

Your pizzas are here.

6:07

Pizzalarınız geldi.

Oh, great.

6:09

Oh, harika.

Well, one of them is. Dilbilgisi

6:10

Şey, en azından biri.

Dilbilgisi

Well, one of them is: tekil one ile eksiltili yanıt

“One of them is”, önceki cümlede zaten verilen tümleci söylenmeden bırakır. “The pizzas are here,” cümlesinden sonra kullanıldığında “One of them is here.” anlamına gelir. Yalnızca değişen bilgiyi söylemek yanıtı kısa ve doğal kılar. Özne one olduğu için them çoğul bir gruba gönderme yapsa da fiilin tekil biçimi is kullanılır. Well, bir düzeltme veya sınırlama getirildiğini belirtir ve yanıtın daha az sert duyulmasını sağlar.

Alıştırma

İlk konuşmacı “The sandwiches aren't ready.” diyor. Aslında sandviçlerden biri hazır. Bu ifadeyi düzeltmek için eksiltiyi doğal biçimde kullanan yanıt hangisidir?

  1. Well, one of them is.
  2. Well, all of them are.
  3. Well, one of them isn't.
Cevabı göster

Well, one of them is.

How's Italy?

6:12

İtalya nasıl?

Uh, good.

6:13

Uh, güzel.

Here you go.

6:15

Buyurun.

Enjoy.

6:16

Afiyet olsun.

Ugh... Thanks.

6:17

Öf... teşekkürler.

I'll be back in a jiffy. Deyimler

6:19

Hemen döneceğim.

Deyimler

I'll be back in a jiffy: çok yakında, kısa süre içinde

In a jiffy, çok yakında ya da kısa bir beklemeden sonra anlamına gelen gayriresmî bir deyimdir. Jiffy, kesin ve standart bir zaman miktarı belirtmez. I'll be back in a jiffy cümlesinde konuşan kişi, kısa süre içinde döneceğine rahat ve gündelik bir şekilde söz verir. Gerçek bekleme süresi duruma bağlıdır.

Alıştırma

I'll be back in a jiffy ne anlatıyor?

  1. Konuşan kişi geri dönmeyecek.
  2. Konuşan kişi çok yakında geri dönecek.
  3. Konuşan kişi önceden belirlenmiş kesin bir saatte geri dönecek.
Cevabı göster

Konuşan kişi çok yakında geri dönecek.

Oops.

6:22

Oops.

Oh, dear.

6:22

Oh, Tanrım.

Maybe it is time for a new car, Bluey. Dilbilgisi

6:24

Belki de yeni bir arabanın zamanı gelmiştir, Bluey.

Dilbilgisi

is time for a new car: time for + isim öbeği

It is time for + isim öbeği, for'dan sonra gelen şeye ihtiyaç duyma, onu edinme, değiştirme veya onunla ilgilenme zamanının geldiğini anlatır. Burada a new car bir isim öbeğidir; konuşan kişi eski arabayı değiştirmenin artık uygun olduğunu öne sürer. Maybe öneriyi daha yumuşak ve daha az doğrudan yapar. Bu yapı gerekli olan şeye odaklanır; odak bir eylemse it is time to + yalın fiil kullanılır.

Alıştırma

Eski yazıcının değiştirilmesi gerektiğini time for + isim kullanarak söyleyin: The old printer keeps failing. It's ____ a new printer.

Cevabı göster

time for

No way. Ton ve niyet

6:26

Mümkün değil.

Ton ve niyet

Güçlü bir ret olarak No way.

Bu cümlede No way. konuşma dilinde vurgulu bir ret ifadesidir: konuşan kişi öneriyi kesin bir şekilde reddeder. Basit bir No demekten daha güçlü ve duyguludur. Burada ifade deyimsel kullanılmıştır; yol olmadığı anlamına gelmez. Başka bağlamlarda No way. inanamama veya şaşkınlık da ifade edebilir. Kastedilen anlamı çevredeki konuşma ve tonlama belirler.

Alıştırma

Birisi bir öneride bulunduktan sonra No way. bu bağlamda ne anlama gelir?

  1. Konuşan kişi hangi yoldan gitmesi gerektiğini sorar.
  2. Konuşan kişi öneriyi kesin bir şekilde reddeder.
  3. Konuşan kişi kibarca bir istekte bulunur.
Cevabı göster

Konuşan kişi öneriyi kesin bir şekilde reddeder.

I've had Pedley since I was two.

6:27

Pedley iki yaşımdan beri bende.

Bup bup bup.

6:29

Bip bip bip.

Hello, mechanic.

6:30

Merhaba, tamirci.

I've broken down. Öbek fiiller

6:32

Yolda kaldım.

Öbek fiiller

Çalışmayı durduran bir araç için I've broken down.

Özne bir araç veya makine olduğunda break down “çalışmayı durdurmak” ya da “arızalanmak” anlamına gelir. I've broken down. present perfect zamanındadır: arıza meydana gelmiştir ve sorun şu anda da önemini korumaktadır. Burada konuşan kişi bir araçmış gibi davranır, bu yüzden I hayalî aracı temsil eder. Cümle, aracın çalışmayı durdurduğu anlamına gelir; parçalarına ayrıldığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi break down ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Our bus has ____, so we need roadside help.

Cevabı göster

broken down

Coming.

6:34

Geliyorum.

Hi.

6:36

Merhaba.

I'm here to fix your car. Kalıp ifadeler

6:37

Arabanızı tamir etmek için geldim.

Kalıp ifadeler

I'm here to fix: geliş amacını belirtmek

“I'm here to + fiilin yalın hâli” kalıbı, konuşanın oraya neden geldiğini belirtir. Bu cümlede “to fix your car” geliş amacını açıklar; cümlenin tamamı yalnızca konuşanın nerede olduğunu söylemez. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp “I'm here to do something” biçimindedir. Burada “to” yapılması amaçlanan eylemi başlatır ve ardından fiilin yalın hâli gelir.

Alıştırma

Bir arkadaşınızın evine, masayı taşımasına yardım etmek için geldiniz. “I'm here to” kalıbıyla cümleyi tamamlayın: I'm ____ help you move the table.

Cevabı göster

here to

My goodness.

6:39

Aman Tanrım.

That was quick.

6:40

Bu çok hızlıydı.

Fixed.

6:41

Tamamdır.

There you go.

6:42

İşte bitti.

Good as new.

6:43

Yeni gibi oldu.