Müzelerin amacı nedir? ⏲️ 6 Minute English: İngilizce çalışma notları

BBC Learning English

Öğrenme zorluğu
867 kelime 150 kel/dk

Video özeti: Program, müzelerin imparatorluk yönetimi döneminde edinilen hazineleri elinde tutmasıyla ilgili tartışmayı inceliyor. Sömürgeci kültür hiyerarşisini kültürel eşitlik görüşüyle karşılaştırıyor ve sergilerin tartışmalı mülkiyet ile birbiriyle bağlantılı tarihleri nasıl dürüstçe yansıtabileceğini sorguluyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. have been criticized for stealing — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: Edilgen present perfect yapısının for + -ing ile kullanıldığında bir kurumun neden eleştirildiğini nasıl belirttiğini ve tartışmanın bugün de geçerli olduğunu nasıl gösterdiğini anlayın. Bu yapıyı müzelerin, hükûmetlerin, şirketlerin veya kamuya mal olmuş kişilerin süregelen biçimde sorgulanmasını anlatırken kullanabilirsiniz. 2. poor benighted people — Sözcük Anlamı ve Dil Düzeyi: benighted sözcüğünün insanları bilgisiz veya medeniyetsiz gösteren resmî, eski ve aşağılayıcı bir ifade olduğunu fark edin. Böylece ifadeyi tarafsız bir acıma olarak görmek yerine, emperyal söylemdeki üstünlük duygusunu ve önyargıyı ayırt edebilirsiniz. 3. interconnected. — Sözcük Anlamı ve Dil Düzeyi: Bu sıfatın ayrı kültürlerin, olayların veya sistemlerin birbirine bağlı olduğunu ve birbirini etkilediğini anlattığını öğrenin. Her geleneği ya da olayı yalıtılmış biçimde sunmadan karmaşık tarihsel ilişkileri açıklamak için kullanabilirsiniz.

Bu derste

Six Minute English from bbclearningenglish.com.

0:01

bbclearningenglish.com'dan Six Minute English.

Hello, this is Six Minute English from BBC Learning English.

0:08

Merhaba, BBC Learning English'ten Six Minute English'tesiniz.

I'm Neil.

0:11

Ben Neil.

And I'm Beth.

0:12

Ve ben Beth.

London has many tourist attractions from Big Ben to Buckingham Palace. Kalıp ifadeler

0:13

Londra'da Big Ben'den Buckingham Sarayı'na kadar pek çok turistik yer var.

Kalıp ifadeler

from Big Ben to Buckingham Palace: temsili örneklerle aralık belirtmek

Bu cümlede from Big Ben to Buckingham Palace, çok çeşitli turistik yerleri temsil eden iki ünlü simgeyi aralığın uçları olarak kullanır. Anlamı, Londra'da yalnızca adı geçen bu iki yerin değil, geniş bir yelpazede turistik yerlerin bulunduğudur. from A to B yapısı, her şeyi tek tek sıralamadan bir grubun kapsamını özetleyebilir. Burada iki simge arasındaki bir güzergâhı değil, turistik yerlerin çeşitliliğini anlatır.

Alıştırma

from A to B yapısının bir yolculuk yerine örneklerin kapsamını özetlediği cümleyi seçin.

  1. This report covers topics from local history to space travel.
  2. The path runs from the garden to the lake.
  3. She walked from the bus stop to the museum.
Cevabı göster

This report covers topics from local history to space travel.

Would it surprise you to hear Ton ve niyet

0:19

Şunu duymak sizi şaşırtır mıydı:

that many tourists' top destination is actually a museum? Kalıp ifadeler

0:21

pek çok turistin bir numaralı hedefi aslında bir müzedir?

Ton ve niyet

Would it surprise you to hear that: beklenmedik bir bilgiyi sunmak

Would it surprise you to hear that + cümle? yapısı, ardından gelecek bilginin beklenmedik olabileceğini belirten varsayımsal bir soru biçimidir. Burada birçok turistin en gözde destinasyonunun aslında bir müze olduğu şaşırtıcı gerçeğe hazırlık yapar. Konuşan kişi genellikle yalnızca evet ya da hayır cevabı istemez. Bu soru merak ve gerilim yaratır; dinleyeni gerçeği duymadan önce vereceği tepkiyi düşünmeye davet eder.

Alıştırma

Bu kalıbı doğrudan bir tepki sormak yerine beklenmedik bir gerçeği tanıtmak için kullanan cümleyi seçin.

  1. Did you hear the announcement at noon?
  2. Would it surprise you to hear that octopuses have three hearts?
  3. Are you surprised by the result? Please answer now.
Cevabı göster

Would it surprise you to hear that octopuses have three hearts?

Kalıp ifadeler

top destination: çok popüler bir seyahat noktası

Bu cümlede top destination, birçok turistin ilk tercihleri arasında gördüğü veya en gözde saydığı yeri ifade eder. Top, yüksek sıralamayı ya da güçlü çekiciliği anlatır; fiziksel olarak daha yukarıda bulunan bir konum anlamına gelmez. Destination, insanların seyahat ettiği herhangi bir yer olabilir; bir ülke, şehir, belirli bir mekân veya müze olabilir. a top destination for ... kalıbı, yerin özellikle hangi grup veya ilgi alanı için popüler olduğunu belirtir.

Alıştırma

top destination ifadesini doğru tanımlıkla kullanarak öneriyi tamamlayın: Iceland is ____ for travellers hoping to see the northern lights.

Cevabı göster

a top destination

The British Museum contains thousands of important artifacts,

0:25

British Museum, binlerce önemli eseri barındırır,

objects of special historical interest, Anlatım akışı

0:29

özel tarihî ilgi alanına giren nesneler,

Anlatım akışı

objects of special historical interest: appozisyon yoluyla tanım

Virgül, artifacts sözcüğünü başka bir adla açıklayan objects of special historical interest isim öbeğini başlatır. Bu öbek açıklayıcı bir eşleme, yani appozisyon görevindedir. İki ifade de aynı koleksiyona gönderme yapar; ikinci ifade yeni bir kategori eklemek yerine anında bir tanım verir. Açıklayıcı metinlerde isim, açıklayıcı isim öbeği, düzeniyle yeni bir cümle başlatmadan bilinmeyen bir terim tanımlanabilir. Buradaki ikinci öbek, yani özel tarihî öneme sahip nesneler şeklinde okunabilir.

Alıştırma

objects of special historical interest ifadesi cümlede ne işe yarıyor?

  1. Tarihî eserlerin nerede bulunduğunu söyler.
  2. artifacts için anında bir tanım verir.
  3. İkinci ve ayrı bir koleksiyon ekler.
Cevabı göster

artifacts için anında bir tanım verir.

including ancient Egyptian mummies, an Aztec serpent and the Rosetta Stone. Kültür

0:32

Antik Mısır mumyaları, bir Aztek yılanı ve Rosetta Taşı da dahil olmak üzere.

Kültür

tarihî bir eser olarak the Rosetta Stone

the Rosetta Stone, üzerinde yazıtlar bulunan ünlü bir taşın özel adıdır; Rosetta’dan gelen sıradan bir taşı anlatan genel bir ifade değildir. Aynı metnin farklı yazı sistemlerindeki sürümlerini taşıdığı için bilim insanlarının antik Mısır hiyerogliflerini çözmesine yardımcı olmuştur. Bu müze listesinde ad, British Museum’daki ünlü bir tarihî eseri belirtir. Müze eserlerinin mülkiyeti ve iadesiyle ilgili tartışmalarda da geçer.

Alıştırma

Bu müze listesinde the Rosetta Stone neyi ifade ediyor?

  1. Bilim insanlarının antik Mısır yazısını çözmesine yardımcı olan ünlü, yazıtlı bir eser.
  2. Londra’daki modern bir tren istasyonunun adı.
  3. Yapı malzemesi olarak kullanılan sıradan bir taş.
Cevabı göster

Bilim insanlarının antik Mısır yazısını çözmesine yardımcı olan ünlü, yazıtlı bir eser.

In fact,

0:37

Aslında,

London has museums on every subject from trains to fashion. Kalıp ifadeler

0:37

Londra'da trenlerden modaya kadar her konuda müze bulunur.

Kalıp ifadeler

on every subject from ... to ... ile geniş bir konu yelpazesi anlatmak

on every subject ifadesindeki on, fiziksel konumu değil, ‘hakkında’ veya ‘konusuyla ilgili’ anlamını taşır. Every subject, konu çeşitliliğinin çok geniş olduğunu vurgular. from trains to fashion, bu genişliği belirginleştirmek için birbirinden çok farklı iki örnek verir. Müzelerin yalnızca bu iki konuyu ele aldığı anlamına gelmez ve örneklerin gerçek bir ölçek oluşturması gerekmez.

Alıştırma

Cümleyi on every subject from ... to ... kalıbını aynen kullanarak tamamlayın: The website has articles ____ gardening ____ computer security.

Cevabı göster

on every subject from · to

But recently,

0:42

Ancak son zamanlarda,

many museums have been criticized for stealing ancient treasures during imperial times, Notlar

0:43

pek çok müze, emperyal dönemlerde eski hazineleri çalmakla eleştiriliyor,

Dilbilgisi

have been criticized for stealing: present perfect edilgen yapı ve eleştiri nedeni

have been criticized yapısında have been + geçmiş zaman ortacı, present perfect edilgen yapıyı oluşturur. Müzeler eleştiriyi alan taraftır; present perfect, eleştirinin daha önce gerçekleştiğini ve güncel tartışmayla hâlâ ilgili olduğunu gösterir. İnsanların müzeleri tam şu anda eleştirdiği anlamına gelmek zorunda değildir. criticize someone for doing something kalıbı, eleştirinin nedenini belirtir. Edilgen biçimi someone has/have been criticized for doing something olur. Bu nedenle for stealing, “çalmak amacıyla” değil, “çaldıkları için” demektir.

Alıştırma

Cümleyi criticize fiilinin present perfect edilgen biçimi ve for ile tamamlayın: The company ____ wasting water.

Cevabı göster

has been criticized for

the age of the British Empire.

0:49

İngiliz İmparatorluğu çağında.

Kültür

imperial times, the age of the British Empire: tarihsel bağlam

Burada imperial times, eş açıklayıcı ifade olan the age of the British Empire ile hemen açıklanır. Britanya’nın denizaşırı topraklara yayıldığı ve bu bölgeleri yönettiği dönemi ifade eder; yalnızca görkemli ya da kraliyete ait bir tarzı anlatmaz. Bu bağlam, antik hazinelerin edinilmesini sömürgeci güç ve tartışmalı mülkiyetle ilişkilendirir. Cümlenin müzelerin eylemlerini sıradan collecting olarak değil, stealing olarak tanımlamasının nedenini açıklar.

Alıştırma

Bu cümlede imperial times neyi ifade ediyor?

  1. yeni müzelerin açıldığı modern bir mevsim
  2. müze binalarının özellikle görkemli göründüğü bir dönem
  3. Britanya İmparatorluğu’nun genişleyip sömürgeci güç kullandığı dönem
Cevabı göster

Britanya İmparatorluğu’nun genişleyip sömürgeci güç kullandığı dönem

Many argue that these treasures,

0:51

Pek çok kişi bu hazinelerin,

such as the famous Parthenon Marbles and Benin Bronzes, Kültür

0:53

örneğin meşhur Parthenon Mermerleri ve Benin Bronzları gibi,

Kültür

Kültürel eser gruplarının adları olarak Parthenon Marbles ve Benin Bronzes

Parthenon Marbles, Atina'daki Parthenon'la bağlantılı bir grup heykel ve mimari parçanın özel adıdır. Benin Bronzes ise günümüzde Nijerya sınırları içinde kalan tarihî Benin Krallığı'ndan gelen geniş bir sanat eseri grubunun geleneksel adıdır. Burada Marbles ve Bronzes özel adların parçalarıdır; taş veya metal nesneler için kullanılan genel etiketler değildir. Bu adlar, mülkiyeti tartışmalı müze koleksiyonları, sömürge dönemindeki yerinden edilmeler ve kültürel varlıkların iade edilip edilmemesiyle ilgili tartışmalarda sıkça görülür.

Alıştırma

Parthenon Marbles ve Benin Bronzes neyi ifade eder?

  1. İki modern müze mimarisi tarzının adıdır.
  2. Yalnızca mermer ve bronz ham maddelerini ifade eder.
  3. İade tartışmalarında sıkça ele alınan iki belirli kültürel eser grubunun adıdır.
Cevabı göster

İade tartışmalarında sıkça ele alınan iki belirli kültürel eser grubunun adıdır.

should be returned. Dilbilgisi

0:56

iade edilmesi gerektiğini savunuyor.

Dilbilgisi

should be returned: should + edilgen mastar

should be returned yapısında should kiplik bildiren bir yardımcı fiil, be yalın mastar biçimi ve returned geçmiş ortaçtır. Özne + should be + geçmiş ortaç kalıbı, bir eylemin özne üzerinde gerçekleştirilmesi gerektiğini anlatır. Edilgen yapı treasures sözcüğünü cümlenin merkezinde tutar ve onları iade etmekten sorumlu kişi ya da kurumun belirtilmemesine olanak verir. Hazinelerin kendiliğinden geri döndüğü anlamına gelmez; should kesinlik değil, bir yargı veya tavsiye ifade eder.

Alıştırma

Cümleyi should ve return fiilinin edilgen biçimiyle tamamlayın: Borrowed equipment ____ after use.

Cevabı göster

should be returned

In this program,

0:58

Bu programda,

we'll discuss the controversial role of museums in the 21st century, Kelime

0:59

müzelerin 21. yüzyıldaki tartışmalı rolünü konuşacağız,

Kelime

controversial role of museums: müzelerin tartışmalı toplumsal rolü

Bu cümlede role, müzelerin toplumdaki işlevini, sorumluluklarını ve yerini ifade eder; bir tiyatro oyunundaki karakter anlamına gelmez. Controversial, bu rolün nasıl olması gerektiği konusunda güçlü bir görüş ayrılığı bulunduğunu gösterir. the controversial role of + isim kalıbı; etkisi tartışılan bir kurum, teknoloji veya politika hakkında konuşurken kullanışlıdır. Buradaki anlaşmazlık, müzelerin neleri koruması, sergilemesi veya iade etmesi gerektiğini de kapsar.

Alıştırma

Bu cümlede "the controversial role of museums" ne anlama geliyor?

  1. Herkesin onayladığı bir müze işi
  2. Müzelerin toplumda görüş ayrılığına yol açan işlevi ve sorumlulukları
  3. Bir müzede canlandırılan ünlü bir karakter
Cevabı göster

Müzelerin toplumda görüş ayrılığına yol açan işlevi ve sorumlulukları

and as usual,

1:03

ve her zamanki gibi,

we'll be learning some useful new vocabulary as well.

1:04

faydalı bazı yeni kelimeler de öğreneceğiz.

But first,

1:07

Ancak önce,

I have a question for you, Beth.

1:08

sana bir sorum var, Beth.

Another of London's most visited museums,

1:10

Londra'nın en çok ziyaret edilen müzelerinden bir diğeri,

the Natural History Museum,

1:12

Doğa Tarihi Müzesi,

features a grand entrance hall, Kelime

1:14

büyük bir giriş salonuna sahiptir,

which for decades contained an impressive life-size model of a dinosaur. Kelime

1:16

ve burada on yıllar boyunca bir dinozorun etkileyici gerçek boyutlu bir modeli yer almıştır.

Kelime

features a grand entrance hall: öne çıkarma anlamındaki feature fiili

Bu cümlede features, bir şeyin dikkat çekici bir bölüme sahip olduğunu ve onu öne çıkardığını belirten bir fiildir. Görkemli giriş salonu yalnızca binanın içinde bulunan bir şey olarak sıralanmaz; binanın ayırt edici özelliklerinden biri olarak vurgulanır. Yaygın yapı özne + features + dikkat çekici unsur şeklindedir: bir müze bir sergiyi, bir uygulama bir aracı, bir program da bir konuğu feature edebilir. Has veya includes ile karşılaştırıldığında features, özel veya dikkat çekmeye değer olana daha fazla vurgu yapar.

Alıştırma

Cümleyi feature fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: The hotel ____ a rooftop pool and a quiet garden.

Cevabı göster

features

Kelime

life-size model: gerçek nesneyle aynı boyutta bir model

Life-size, temsil edilen gerçek kişi, hayvan veya nesneyle aynı boyutta olma anlamına gelen birleşik bir sıfattır. Burada a life-size model of a dinosaur, dinozorun gerçek boyutlarına uyacak şekilde yapılmış bir modeldir. Modelin canlı olduğu anlamına gelmez. Bir isimden önce kullanıldığında normalde kısa çizgiyle yazılır: a life-size model. be fiilinden sonra da gelebilir: The model is life-size. Bu kelime yalnızca boyutu belirtir; modelin malzemesinin veya ayrıntılarının gerçekçi olup olmadığını belirtmez.

Alıştırma

Hangi cümle kopyanın gerçek astronotla aynı boyutta olduğunu söyler?

  1. The museum displays a highly detailed replica of an astronaut.
  2. The museum displays a miniature replica of an astronaut.
  3. The museum displays a life-size replica of an astronaut.
Cevabı göster

The museum displays a life-size replica of an astronaut.

But what was this iconic dinosaur's name? Kelime

1:22

Peki bu ikonik dinozorun adı neydi?

Kelime

iconic dinosaur: kolayca tanınan bir simge

Iconic, bir şeyin geniş çapta tanınmasının yanı sıra bir yer, kurum, dönem veya kültürle güçlü biçimde ilişkilendirilerek simge gibi işlev görmesi demektir. Buradaki dinozor modeli yalnızca ünlü değildi; insanlar onu müzenin bir simgesi olarak tanıyordu. Iconic dinosaur ifadesindeki iconic, dinozor görüntüsünü veya modelini bu simgesel rolüyle tanımlar. Icon kelimesinin dinî sanattaki daha dar anlamıyla bağlantılı değildir.

Alıştırma

Hangi seçenek iconic sözcüğünün en doğru anlamını verir?

  1. an iconic landmark: fiziksel olarak büyük olan herhangi bir bina
  2. an iconic landmark: geniş çapta tanınan ve şehrini simgeleyen bir yer
  3. an iconic landmark: çok yakın zamanda açılan bir yer
Cevabı göster

an iconic landmark: geniş çapta tanınan ve şehrini simgeleyen bir yer

Was it A,

1:26

A mıydı,

Dippy the Diplodocus,

1:27

Diplodocus Dippy,

B,

1:29

B mi,

Terry the Terradactyl?

1:29

Pterodactyl Terry?

or C,

1:31

yoksa C mi,

Tyrone the Tyrannosaurus?

1:31

Tyrannosaurus Tyrone?

Uh, I think the answer is Dippy the Diplodocus.

1:33

Ih, sanırım cevap Diplodocus Dippy.

Okay, Beth.

1:37

Tamam, Beth.

I'll reveal the answer later in the program. Kalıp ifadeler

1:38

Cevabı programın ilerleyen kısımlarında açıklayacağım.

Kalıp ifadeler

reveal the answer: saklanan bir cevabı açıklamak

Reveal the answer, daha önce gizlenmiş, açıklanmamış veya bilinmez durumda bırakılmış bir cevabı açıklamak demektir. Reveal, izleyicinin bilmediği durumdan bildiği duruma geçtiği anı vurgular. Bu cümlede later in the program, o anı programın ilerleyen kısmına erteler ve merak yaratır. Bilgi kamuya açıklanmadan önce bilerek saklandığında reveal + the answer/result/winner yapısı kullanılabilir.

Alıştırma

Hangi cümlede reveal, saklanan bir cevabın açıklanacağını gösterecek şekilde doğal kullanılmıştır?

  1. The host will reveal the answer after everyone has guessed.
  2. The host will reveal the answer by keeping it secret forever.
  3. The host will reveal me the answer before the quiz begins.
Cevabı göster

The host will reveal the answer after everyone has guessed.

Anthropologist Professor Adam Kuper has written a new book,

1:41

Antropolog Profesör Adam Kuper yeni bir kitap yazdı,

The Museum of Other People,

1:45

The Museum of Other People (Diğer İnsanların Müzesi),

which discusses the idea that many museum artifacts were stolen

1:47

pek çok müze eserinin çalındığı fikrini tartışan

and should be given back. Öbek fiiller

1:51

ve geri verilmesi gerektiğini belirten bir kitap.

Öbek fiiller

should be given back: give back fiilinin edilgen biçimi

Give back, bir şeyi önceki sahibine, elinde bulunduran kişiye veya ait olduğu yere geri vermek demektir. Should be given back yapısında geri verilmesi gereken şey dil bilgisel öznedir; bu nedenle İngilizcede should + be + geçmiş zaman ortacı biçimindeki edilgen yapı kullanılır: should be given back. Given ve back, give back öbek fiilini oluşturacak şekilde birlikte kalır. Buradaki back, yalnızca verme değil, geri verme anlamını sağlar. Alıcıyı belirtmek gerektiğinde should be given back to its owner örneğindeki gibi to + alıcı eklenir.

Alıştırma

Cümleyi should ve give back fiilinin edilgen biçimiyle tamamlayın: The borrowed laptop ____ to the teacher tomorrow.

Cevabı göster

should be given back

Here he speaks to BBC Radio 4 program,

1:53

Burada BBC Radio 4 programına konuşuyor,

Thinking Allowed.

1:55

Thinking Allowed'a.

about two sides of the debate, Kalıp ifadeler

1:57

tartışmanın iki yönü hakkında,

Kalıp ifadeler

two sides of the debate: iki karşıt konum

'Two sides of the debate', bir tartışmada birbirine karşı olan iki ana konumu veya grubu ifade eder. Buradaki 'sides' soyut anlamdadır; fiziksel kenarlar anlamına gelmez. Bu ifade, ardından gelen bilgileri de düzenler: Konuşmacının konuyu birbirine zıt iki bakış açısıyla açıklayacağını gösterir. Gerçek tartışmada ikiden fazla görüş olsa bile iki ana konumu özetlemek için kullanılabilir.

Alıştırma

Bu cümlede 'two sides of the debate' ne anlama geliyor?

  1. aralarında anlaşmazlık olmayan, birbiriyle ilgisiz iki konu
  2. tartışmadaki iki karşıt konum
  3. bir belgenin iki fiziksel kenarı
Cevabı göster

tartışmadaki iki karşıt konum

one,

1:59

biri,

which saw European culture as superior, Dilbilgisi

1:59

Avrupa kültürünü üstün gören taraf,

Dilbilgisi

saw European culture as superior: see A as B kalıbı

see A as B kalıbı, 'A'yı B olarak görmek' veya 'A'nın B olduğunu düşünmek' anlamına gelir. Burada saw geçmiş zamandır, A European culture, B ise superior sıfatıdır. Saw fiziksel olarak görme eylemini değil, bir yargıyı ifade eder. Cümle, tarihsel bir değerlendirmeyi belirli bir bakış açısına ait olarak aktarır: Bu bakış açısı Avrupa kültürünü diğer kültürlerden daha iyi kabul ediyordu. Daha genel olarak B bir sıfat veya isim öbeği olabilir; see the plan as risky ve see her as a leader örneklerinde olduğu gibi.

Alıştırma

Cümleyi see A as B kalıbının geçmiş zamanıyla tamamlayın: The team ____ the delay ____ an opportunity to improve the design.

Cevabı göster

saw · as

and another which didn't.

2:02

ve diğeri öyle görmeyen taraf.

These are the two great ideologies of the imperial age. Kelime

2:04

Bunlar emperyal çağın iki büyük ideolojisidir.

Kelime

ideologies of the imperial age: tarihsel bir çağın inanç sistemleri

Bu cümlede ideologies, birbirinden kopuk kişisel fikirleri değil, düzenli siyasi ve toplumsal inanç sistemlerini ifade eder. Çoğul biçim, iki farklı düşünce sisteminden söz edildiğini gösterir. Of the imperial age, bu sistemleri imparatorlukların ve emperyalizmin şekillendirdiği tarihsel döneme yerleştirir. Buradaki great, mutlaka hayranlık uyandıran değil, önemli veya çok etkili anlamına gelir; dolayısıyla ifade tarihsel düşünceleri överek değil, sınıflandırarak anlatır.

Alıştırma

Cümledeki ideologies sözcüğünü en iyi hangi seçenek açıklar?

  1. İmparatorluklar kurmak için kullanılan fiziksel tasarımlar
  2. Birbiriyle bağlantılı siyasi veya toplumsal inanç sistemleri
  3. Birinin henüz aklına gelen iki kısa öneri
Cevabı göster

Birbiriyle bağlantılı siyasi veya toplumsal inanç sistemleri

The one is that all societies begin from a very rough base, Deyimler

2:08

Biri, tüm toplumların çok ilkel bir temelden başladığıdır,

Deyimler

begin from a very rough base: başlangıç düzeyindeki bir noktayı anlatan mecaz

Begin from a very rough base ifadesinde base, toplumsal gelişimin başlangıç noktasını anlatan bir mecazdır. Rough, aktarılan teori içinde bu noktayı başlangıç düzeyinde veya gelişmemiş olarak niteler; fiziksel bir temelin yüzey dokusunu anlatmaz. Bu ifade, bütün toplumları sanki derecelendirilmiş tek bir yolda “daha düşük” bir aşamadan “daha yüksek” bir aşamaya ilerliyormuş gibi sunar. Bağlamda konuşmacı, emperyal çağdan kalma bir inancı aktarmaktadır; bunu tarafsız bir gerçek olarak ileri sürmemekte veya onaylamamaktadır.

Alıştırma

Bu cümlenin tarihsel bir görüşü aktarırken ifadeyi uygun biçimde kullanıp kullanmadığına karar verin: In this imperial theory, societies were said to begin from a very rough base.

  1. Uygun değil
  2. Uygun
Cevabı göster

Uygun

you know,

2:12

biliyorsunuz,

we all

2:12

hepimiz

our ancestors were hunter-gatherers at one stage.

2:13

atalarımız bir aşamada avcı-toplayıcıydı.

And then they go through the stage of farming, Kalıp ifadeler

2:16

Ve sonra tarım aşamasından geçiyorlar,

Kalıp ifadeler

go through the stage of: bir gelişim aşamasından geçmek

Bu cümlede go through the stage of farming, tarımı önerilen bir toplumsal gelişim sıralamasındaki aşamalardan biri olarak yaşamak anlamına gelir. Go through fiziksel bir yerden geçmeyi değil, bir süreçten geçmeyi anlatır. Aktarılabilir kalıp go through a/the stage of + isim veya -ing biçimidir. Belirtilmemiş bir aşama için a, aşama bağlamda ya da bir modelde önceden belirlenmişse the kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi go through a stage of kalıbının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Before launch, the project ____ rapid testing.

Cevabı göster

went through a stage of

industry,

2:18

sanayi,

all this while they're getting smarter and smarter, Dilbilgisi

2:19

tüm bunlar olurken giderek daha akıllı hale geliyorlar,

their brains are getting bigger and bigger,

2:21

beyinleri giderek daha da büyüyor,

Dilbilgisi

getting smarter and smarter ... getting bigger and bigger: gittikçe daha

Smarter and smarter ile bigger and bigger, sürekli artışı göstermek için karşılaştırma biçimi + and + aynı karşılaştırma biçimi yapısını kullanır: gittikçe daha zeki ve gittikçe daha büyük. Karşılaştırma biçiminin tekrarı sabit bir kalıptır, yanlışlıkla yapılmış bir tekrar değildir. Get ile birlikte bu kalıp, bir özelliği zaman içinde değişiyormuş gibi sunar. Burada iki paralel cümlecikte kullanılması, hem zekânın hem de beyin büyüklüğünün aynı ilerleme çizgisinde sürekli arttığı izlenimini verir.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için strong sözcüğünü tekrarlanan karşılaştırma kalıbında kullanın: As the storm moved closer, the wind grew ____.

Cevabı göster

stronger and stronger

and they're moving from primitive magic to sophisticated religion, Anlatım akışı

2:22

ve ilkel büyüden gelişmiş dine geçiyorlar,

then maybe on to science.

2:26

ardından belki de bilime.

Anlatım akışı

moving from A to B, then on to C: ardışık aşamaları düzenlemek

move from A to B, then on to C kalıbı üç aşamayı kesintisiz bir yol gibi düzenler. from A to B ilk geçişi belirtir; then on to C ise C'yi sonraki aşama olarak sunar ve move sözcüğü tekrarlanmayıp anlaşılır. maybe son adımı daha belirsiz kılar. Burada primitive, sophisticated ve science etiketleri aynı zamanda aşağıdan yukarıya bir değer sıralaması oluşturur. Konuşmacı, emperyalist düşünceyle ilişkili doğrusal bir ilerleme anlatısını özetlemektedir; kültürlerin doğal olarak bu tek yol boyunca ilerlediği iddiasını onaylamamaktadır.

Alıştırma

move from A to B, then on to C şeklindeki üç aşamalı kalıbı tamamlayın: The literature course moves ____ short stories ____ novels, then ____ independent research.

Cevabı göster

from · to · on to

So it's onwards and upwards. Deyimler

2:27

Yani bu ileriye ve yukarıya doğru bir ilerlemedir.

Deyimler

onwards and upwards: iyileşme umuduyla ilerlemeye devam etmek

Onwards and upwards, ilerlemeye devam etmek ve daha iyi sonuçlar hedeflemek anlamına gelen bir deyimdir. Genellikle bir aksilikten sonra kısa bir slogan ya da iyimser bir özet olarak kullanılır; çoğu zaman gerçekten ileriye ve yukarıya doğru hareket etmeyi anlatmaz. Bu cümlede ifade, toplumun her zaman daha iyi bir şeye doğru ilerlediği inancını özetler. Konuşmacı bu emperyalist ilerleme anlatısını eleştirel biçimde aktardığı için ifade ironik bir mesafe taşır ve konuşmacının kendi iyimserliğini yansıtmak zorunda değildir.

Alıştırma

Şu ifadeyi değerlendirin: Onwards and upwards her zaman konuşmacının samimi iyimserliğini ifade eder.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Yanlış

That's the imperial idea.

2:29

Bu emperyal fikirdir.

And we're going to help these other poor benighted people up the ladder with us. Notlar

2:30

Ve bu diğer zavallı cahil insanların bizimle birlikte merdiveni tırmanmasına yardım edeceğiz.

Kelime

poor benighted people: küçümseyici acıma ve yargı

poor benighted people ifadesinde benighted, “cahil veya aydınlanmamış sayılan” anlamına gelen resmî, eski ve aşağılayıcı bir sıfattır. Buradaki poor parasızlığı değil, acımayı ifade eder. Konuşmacı, eleştirmek amacıyla emperyalist dili yansıtmaktadır. İfade, diğer halkları aşağı ve yönlendirilmeye muhtaç gösterdiği için tarafsız değil, küçümseyici bir tutum taşır.

Alıştırma

poor benighted people bu cümlede nasıl bir tutum aktarıyor?

  1. Az parası olan insanlara ilişkin tarafsız bir tanım.
  2. Çok bilgili insanlara yönelik saygılı bir övgü.
  3. Diğer insanları cahil ve aşağı gösteren küçümseyici bir acıma.
Cevabı göster

Diğer insanları cahil ve aşağı gösteren küçümseyici bir acıma.

Deyimler

up the ladder: daha yüksek statü veya ilerleme metaforu

Up the ladder ifadesi, merdiveni hiyerarşi metaforu olarak kullanır: yukarı çıkmak daha yüksek bir statü, başarı veya sözde daha ileri bir konum elde etmek anlamına gelir. Burada gerçek bir merdivene tırmanılmamaktadır. Bu cümlede hayalî merdiven, kültürleri tek bir ilerleme ölçüsünde sıralar. Emperyalist ses kendisini daha yükseğe yerleştirip başkalarını yukarı taşıyabileceğini iddia ettiği için metafor bir değer yargısı içerir.

Alıştırma

“She moved up the career ladder and became a department head” cümlesindeki up the career ladder ne anlama gelir?

  1. Kariyerinde terfi ederek daha yüksek bir konuma geldi.
  2. Alanından ayrılıp açık havada çalışmaya başladı.
  3. Bölümüne bir merdiven taşıdı.
Cevabı göster

Kariyerinde terfi ederek daha yüksek bir konuma geldi.

And opposed to this, Anlatım akışı

2:34

Buna karşıt olarak ise,

Anlatım akışı

opposed to this: karşıt bir görüşü haber veren ifade

opposed to this ifadesi, az önce sözü edilen düşünceye gönderme yapar ve sıradaki görüşün ona karşı olduğunu belirtir. Burada opposed, fiziksel bir konumu değil, görüşler arasındaki karşıtlığı anlatır. Bir sonraki düşünceden önce kullanılan bu ifade, söylemi düzenleyen bir işaret görevi görür: Dinleyiciye, tartışmanın bir taraftan karşı tarafa geçeceğini bildirir. Tam yapı olan be opposed to içinde to bir edattır; bu nedenle ardından bir isim veya -ing biçimi gelebilir.

Alıştırma

Hangi cümlede bir öneriye karşı çıkmayı ifade etmek için opposed to kullanılmıştır?

  1. The new café is opposite the library.
  2. The two doors open in opposite directions.
  3. Many residents are opposed to closing the library.
Cevabı göster

Many residents are opposed to closing the library.

there's this other 19th century ideology,

2:35

19. yüzyılın şu diğer ideolojisi vardır,

which says,

2:38

şöyle diyen:

"No,

2:38

"Hayır,

this is an imperialist myth. Kelime

2:39

bu emperyalist bir efsanedir.

Kelime

imperialist myth: reddedilen ama etkili bir anlatı

imperialist myth ifadesinde myth, yalnızca tanrılar veya kahramanlar hakkındaki geleneksel bir hikâyeyi değil, konuşanın yanlış ya da yanıltıcı bulduğu, geniş etkiye sahip bir inancı veya anlatıyı ifade eder. Bir iddiaya myth demek, onun yalnızca kanıtlanmadığını söylemekten fazlasıdır: İddiayı reddeder ve tekrar tekrar kabul edilmesinin insanların düşünme biçimini şekillendirdiğini öne sürer. Bu eleştirel kullanım toplumsal ve siyasi yorumlarda yaygındır.

Alıştırma

Hangi cümlede myth, yaygın biçimde kabul edilen ancak yanıltıcı bir inanç anlamında kullanılmıştır?

  1. The article challenges the myth that natural talent makes practice unnecessary.
  2. The storyteller retells a myth about a sea god.
  3. A rumour says that the train station will close tomorrow.
Cevabı göster

The article challenges the myth that natural talent makes practice unnecessary.

We have our own culture.

2:41

Bizim kendi kültürümüz var.

There are no better or worse cultures. Dilbilgisi

2:43

Daha iyi veya daha kötü kültürler yoktur.

Dilbilgisi

no better or worse cultures: hiyerarşiyi reddetmek

no better or worse cultures ifadesinde better ve worse karşılaştırma biçimleri or ile bağlanır ve no ile bu sıralamanın tamamı reddedilir. Bu cümlede kültürlerin tek bir ölçeğe yerleştirilerek üstün ve aşağı diye ayrılmaması gerektiği anlatılır; belirli iki kültür karşılaştırılmaz. no better or worse + çoğul isim kalıbı, konuşan kişi şeyleri statü bakımından eşit veya yalnızca farklı gördüğünde “daha iyi ya da daha kötü” ayrımını reddedebilir.

Alıştırma

Hangi cümle aksanları üstün veya aşağı diye sıralamayı doğal biçimde reddeder?

  1. There are no better or worse accents; they are simply different.
  2. Some accents are better, while the rest are worse.
  3. There are no different accents; they all sound the same.
Cevabı göster

There are no better or worse accents; they are simply different.

There are just national cultures."

2:45

Sadece ulusal kültürler vardır."

Imperialists believed that mankind progressed through stages, Kalıp ifadeler

2:47

Emperyalistler insanlığın aşamalardan geçerek ilerlediğine inandılar,

starting as hunter-gatherers, Kelime

2:51

avcı-toplayıcılar olarak başlayarak,

Kalıp ifadeler

progressed through stages: aşamalar boyunca gelişme

Burada progressed, “gelişti” veya “ilerledi” anlamına gelen geçmiş zamanlı bir fiildir; through stages ise izlenen yolu gösterir: süreç bir dizi aşamadan geçmiştir. Bu ifade gelişimi tek ve ani bir değişim olarak değil, düzenli bir süreç olarak sunar. Bu cümlede emperyalistlerin insanlığın gelişimiyle ilgili modeli aktarılır. Dil bilgisi bu inancı sunar; modelin gerçek olduğunu kanıtlamaz.

Alıştırma

Aşamalar dizisi boyunca hareketi gösteren edatı tamamlayın: The review progressed ____ three stages before final approval.

Cevabı göster

through

people who lived before the invention of farming

2:53

tarımın icadından önce yaşayan

and survived by hunting and collecting food in the wild. Dilbilgisi

2:56

ve doğada avlanarak, yiyecek toplayarak hayatta kalan insanlar olarak.

Kelime

hunter-gatherers: iki ayrı meslek değil, bir yaşam biçimi

Hunter-gatherers, yaşam biçimleri büyük ölçüde hayvan avlamaya ve doğadaki yiyecekleri toplamaya dayanan insanları veya toplulukları ifade eder. Bu cümlede ifade, tarımın icadından önce yaşamış insanları tanımlar ve onların yiyeceği nasıl elde ettiğini açıklar. Kısa çizgi, hunter ile gatherer sözcüklerini tek bir sosyal ve ekonomik terim hâline getirir. İnsanları iki ayrı meslek grubuna bölmez. Tekil biçim hunter-gatherer, burada kullanılan çoğul biçim ise hunter-gatherers şeklindedir.

Alıştırma

Hangi açıklama hunter-gatherers ifadesine en iyi uyar?

  1. Birbiriyle ilgisiz iki modern meslek grubu
  2. Ürün yetiştiren ama hiç avlanmayan çiftçiler
  3. Yiyeceklerini çoğunlukla avcılık ve doğadaki kaynakları toplama yoluyla elde eden insanlar
Cevabı göster

Yiyeceklerini çoğunlukla avcılık ve doğadaki kaynakları toplama yoluyla elde eden insanlar

Dilbilgisi

survived by hunting and collecting: survive by + -ing yapısı

Survive by + -ing, bir eylemi yöntem olarak kullanıp hayatta kalmak veya ciddi bir güçlüğü atlatmak anlamına gelir. Burada by hunting and collecting food, insanların nasıl hayatta kaldığını açıklar; by bir yer veya zamanı değil, yöntemi belirtir. By bir edat olduğu için ardından gelen fiiller -ing biçimini alır. Hunting ve collecting, aynı by tarafından yönetilen iki sıralı eylemdir.

Alıştırma

Survive by + -ing yapısını ve parantez içindeki fiili kullanarak İngilizce cümleyi tamamlayın: The hikers survived ____ their supplies. (ration)

Cevabı göster

by rationing

According to this view, Anlatım akışı

2:59

Bu görüşe göre,

white European culture was best because it was the most advanced. Kelime

3:01

beyaz Avrupa kültürü en iyisiydi çünkü en gelişmişiydi.

Anlatım akışı

According to this view: ardından gelen iddiayı bir görüşe bağlamak

According to this view, ardından gelen iddianın daha önce ele alınmış bir görüşe ait olduğunu gösterir. Buradaki this view, emperyalist bir ilerleme anlayışına gönderme yapar; dolayısıyla beyaz Avrupa kültürü hakkındaki ifade konuşanın kendi görüşü olarak öne sürülmez, söz konusu görüşün aktarımıdır. Bir iddianın kime ait olduğunu göstererek bilgiyi düzenlemek için according to + kaynak, görüş veya kuram yapısını kullanın. Ardından gelen yan cümleyi yorumlarken bu aidiyeti koruyun.

Alıştırma

Bir paragrafta az önce bir kuram tanıtıldı. Hangi cümle, sonraki iddianın yazarın kişisel görüşü değil bu kuramın bir parçası olduğunu açıkça gösterir?

  1. Social trust definitely holds every community together.
  2. In my view, social trust holds communities together.
  3. According to this view, social trust holds communities together.
Cevabı göster

According to this view, social trust holds communities together.

Kelime

the most advanced: değer yüklü bir kültürel sıralama

Bu cümlede the most advanced, kültürleri daha az “gelişmiş” olandan daha çok “gelişmiş” olana uzanan tek bir ölçeğe yerleştiren ve beyaz Avrupa kültürünü en üste koyan bir üstünlük derecesidir. Bu nedenle ifade, tarafsız ve ölçülebilir bir gerçeği bildirmekten çok bir değer yargısı taşır. Advanced; teknoloji, eğitim veya beceride tanımlanmış bir düzeyi anlatabilir. Ancak bütün kültürleri veya halkları sıraladığında seçilen ölçütü gizler ve Avrupa merkezci bir hiyerarşiyi destekleyebilir. Burada ifade, eleştirel biçimde aktarılan bir görüşe aittir; videonun kendi olgusal sonucu değildir.

Alıştırma

İfadeyi değerlendirin: advanced imaging equipment tarafsız bir teknik tanım olabilir; ancak bütün bir kültürü the most advanced diye adlandırmak değer yüklü bir sıralama oluşturur.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Doğru

So it was their duty to help local cultures up the ladder, Ton ve niyet

3:05

Bu yüzden yerel kültürlere merdiveni tırmanmalarında yardım etmek onların göreviydi,

Ton ve niyet

it was their duty to: Bir eylemi yükümlülük olarak sunmak

it is/was someone's duty to + fiilin yalın hâli kalıbı, ardından gelen eylemi o kişi ya da grubun yükümlülüğü olarak sunar. it was their duty to help... ifadesinde their, sorumluluğun kime yüklendiğini gösterir. Bu cümlede emperyalistler, yerel kültürlere müdahaleyi yalnızca bir tercih değil, ahlaki bir sorumluluk olarak sunar. Siyasi veya tarihsel söylemde bu kullanım, ataerkil bir meşrulaştırma biçimini açığa çıkarabilir: insanların güçlerini nasıl haklı gösterdiğini aktarır, ancak öne sürdükleri görevin ahlaken geçerli olduğunu doğrulamaz.

Alıştırma

Hangi cümle, bir grubun müdahalenin ahlaki bir yükümlülük olduğuna dair tartışmalı inancını en açık biçimde aktarır?

  1. They hoped to learn about the local school system.
  2. They completed a routine task assigned by their manager.
  3. They claimed it was their duty to reshape the local school system.
Cevabı göster

They claimed it was their duty to reshape the local school system.

meaning to advance or make progress.

3:09

yani ilerleme kaydetmelerini sağlamak.

Adam Kuper uses the phrase "onwards and upwards"

3:12

Adam Kuper "onwards and upwards" (ileriye ve yukarıya) ifadesini kullanıyor,

to describe a situation where things are improving,

3:16

işlerin geliştiği bir durumu tarif etmek için,

becoming better and better.

3:18

giderek daha iyi hale geldiği durumu.

Of course,

3:20

Elbette,

things didn't get better for everyone, Anlatım akışı

3:21

işler herkes için iyiye gitmedi,

especially the people whose land and possessions were stolen.

3:23

özellikle de toprakları ve eşyaları çalınan insanlar için.

Anlatım akışı

things didn't get better for everyone: İlerleme iddiasını sınırlamak

Things didn't get better for everyone, geniş kapsamlı bir ilerleme iddiasını sınırlar: iyileşme herkes tarafından paylaşılmamıştır. Things genel olarak insanların koşullarını ifade eder; for everyone ise yarar görüp görmediği değerlendirilen grubun tamamını gösterir. Tartışmanın akışında bu cümle, iyimser bir anlatıdan ilerlemenin bedellerine geçiş yapar. Of course bu sınırlamayı göz ardı edilmesi zor bir gerçek olarak sunar, especially ise dikkati toprağını ve malını kaybeden insanlara yöneltir. İfade hiç kimsenin yarar görmediğini söylemez; herkesin yarar gördüğü düşüncesini reddeder.

Alıştırma

things didn't get better for everyone ifadesi bu tartışmada nasıl bir işlev görüyor?

  1. İlerlemenin herkes tarafından eşit biçimde paylaşıldığını doğrular.
  2. Hiç kimsenin hiçbir iyileşme yaşamadığını söyler.
  3. Bazı insanların yarar görmediğini göstererek önceki ilerleme iddiasını sınırlar.
Cevabı göster

Bazı insanların yarar görmediğini göstererek önceki ilerleme iddiasını sınırlar.

An opposing view argued that each culture is unique

3:27

Karşıt bir görüş, her kültürün eşsiz olduğunu

and should be valued and protected.

3:31

ve değer verilip korunması gerektiğini savundu.

The legacy of colonialism is now being publicly debated, Notlar

3:33

Sömürgeciliğin mirası artık kamuoyunda tartışılıyor,

Kelime

the legacy of colonialism: kalıcı bir tarihsel etki

The legacy of colonialism, resmî sömürge yönetimi sona erdikten sonra da devam eden uzun vadeli siyasi, ekonomik, toplumsal ve kültürel etkileri ifade eder. Burada legacy, bir kişinin miras aldığı para veya mülk değil, tarihten devralınan bir etkidir. the legacy of + geçmişteki bir sistem veya olay yapısı, geçmişi bugünkü koşullara bağlar. Bu cümlede sömürgeciliği, hâlâ kamusal değerlendirmeye açık olan tarihsel sonuçların kaynağı olarak gösterir.

Alıştırma

Bu cümlede the legacy of colonialism ne anlama gelir?

  1. Sömürge yönetiminin bugünü şekillendirmeye devam eden uzun vadeli etkileri
  2. Bir sömürge yetkilisinden özel olarak miras kalan para ve mülk
  3. Yalnızca sömürge yönetimi devam ederken yürürlükte olan yasalar
Cevabı göster

Sömürge yönetiminin bugünü şekillendirmeye devam eden uzun vadeli etkileri

Kalıp ifadeler

publicly debated: sürmekte olan kamusal tartışma

Publicly debated, bir konunun geniş halk kesimlerinin tartışmayla karşılaşabileceği veya onu takip edebileceği ve bazen katılabileceği ortamlarda ele alınıp tartışılması demektir. Haber medyası, Parlamento, halka açık toplantılar ve çevrim içi forumlar buna örnektir. Publicly, debated sözcüğünü niteler; “kamuya duyuruldu” anlamına gelmez. Is now being publicly debated, şimdiki zamanda edilgen bir yapıdır. Tartışan kişileri belirtmeden konuyu odağa alır ve kamusal tartışmanın şu sıralarda devam ettiğini gösterir.

Alıştırma

Cümleyi hedef ifadeyle tamamlayın: The proposal is being ____ before the final vote.

Cevabı göster

publicly debated

but the question of returning stolen artifacts remains complex. Anlatım akışı

3:37

ancak çalınan eserlerin iadesi meselesi karmaşıklığını koruyor.

Anlatım akışı

the question of ... remains complex: “…… meselesi hâlâ karmaşık”

the question of returning stolen artifacts ifadesindeki question, doğrudan bir soru değil, “ele alınması gereken bir mesele” anlamındadır. the question of + isim veya -ing yapısı, tartışılan konuyu ortaya koyar. Remains complex, meselenin hâlâ basit bir cevabı olmadığını belirtir. Bu kalıbın tamamı, birbiriyle çatışan etkenleri kabul eder ve tartışmayı kolay bir sonuca indirgemek yerine okuru ya da dinleyiciyi sonraki analize hazırlar.

Alıştırma

Cümleyi dersteki resmî kalıpla tamamlayın: ____ how to govern facial recognition ____.

Cevabı göster

The question of · remains complex

Firstly,

3:41

İlk olarak,

since many of these treasures are hundreds of years old,

3:42

bu hazinelerin çoğu yüzlerce yıllık olduğu için,

who should they be returned to?

3:45

kimlere iade edilmelidir?

What's more, Anlatım akışı

3:46

Dahası,

the history behind these objects is complicated.

3:47

bu nesnelerin arkasındaki tarih karmaşıktır.

Anlatım akışı

What's more: ilgili bir bilgi daha eklemek

What's more, “ayrıca” veya “daha da önemlisi” anlamına gelen kalıplaşmış bir bağlayıcıdır. Daha önce belirtilmiş bir noktaya ilgili başka bir neden, olgu ya da karmaşıklaştırıcı etken ekler; burada meselenin neden zor olduğuna dair bir neden daha sunar. Biçimi bir soruya benzese de “başka ne var?” diye sormaz. Bu kullanımda cümlenin başında söylem belirleyicisi görevi görür ve normalde ardından virgül gelir.

Alıştırma

Dersteki bağlayıcıyı kullanarak ikinci bir avantaj ekleyin: The plan is inexpensive. ____, it can be implemented quickly.

Cevabı göster

What's more

In the case of the Benin Bronzes, Kalıp ifadeler

3:51

Benin Bronzları örneğinde,

Kalıp ifadeler

In the case of ...: belirli bir örnek sunmak

In the case of + isim öbeği, genel bir tartışmayı belirli bir örnek, konu veya durumla sınırlar. Burada Benin Bronzlarının artık ele alınacak özel örnek olduğunu gösterir. Buradaki case, mutlaka hukuki bir dava değil, örnek veya durum anlamına gelir. Bu ifade çoğu zaman ... ele alındığında ya da bu özel durumda şeklinde anlaşılabilir.

Alıştırma

Hangi cümle, elektrikli otomobillere belirli bir konu olarak odaklanmak için ifadeyi doğru kullanıyor?

  1. In case of electric cars, battery recycling is especially important.
  2. In the case electric cars, battery recycling is especially important.
  3. In the case of electric cars, battery recycling is especially important.
Cevabı göster

In the case of electric cars, battery recycling is especially important.

for example,

3:52

mesela,

questions can be asked about the actions of local leaders Dilbilgisi

3:53

yerel liderlerin eylemleri hakkında da sorular sorulabilir

as well as the European powers. Kalıp ifadeler

3:56

tıpkı Avrupalı güçlerin eylemlerinde olduğu gibi.

Dilbilgisi

questions can be asked about: kaygıları temkinli biçimde dile getirmek

Questions can be asked about + isim öbeği veya yan cümle, bir şeyi incelemek ya da sorgulamak için gerekçeler bulunduğu anlamına gelir. Bu cümlede hem yerel liderlerin hem de Avrupalı güçlerin eylemleri incelemeye açık olarak sunulur. Can + edilgen be asked yapısı, kaygıyı kimin dile getirdiğini belirtmekten ve doğrudan suçlamada bulunmaktan kaçınır. Bu, birinin daha önce belirli sorular sorduğu anlamına gelmek zorunda değildir.

Alıştırma

Hangi cümle resmî bir değerlendirmede kaygıyı en temkinli biçimde dile getiriyor?

  1. The officials definitely gave the contract to their friends.
  2. Questions can be asked about how the emergency contract was awarded.
  3. Someone asked when the contract meeting would begin.
Cevabı göster

Questions can be asked about how the emergency contract was awarded.

Kalıp ifadeler

as well as: ikinci bir öge eklemek

Bu cümlede as well as, yerel liderlerin eylemleriyle Avrupalı güçlerin eylemlerini birbirine bağlar. Her iki grubun eylemleri de sorgulanabilecekler kapsamına girer. A as well as B kalıbı genellikle önce A'yı sunar, ardından B'yi ekler ve “A, ayrıca B de” anlamı verir. Burada iki ögeyi bağlayan bir ifadedir; bir şeyi aynı derecede iyi yapmayı karşılaştırmaz.

Alıştırma

Hangi cümle official records ifadesini incelemede ele alınan ikinci bir kaynak olarak ekliyor?

  1. The review considers local testimony as well as official records.
  2. The review considers local testimony as reliable as official records.
  3. The review considers local testimony before official records.
Cevabı göster

The review considers local testimony as well as official records.

So how can museums display their artifacts to reflect this complex history? Kelime

3:58

Peki müzeler, eserlerini bu karmaşık tarihi yansıtacak şekilde nasıl sergileyebilir?

Kelime

reflect this complex history: karmaşıklığını görünür kılmak

Burada reflect, bir ayna gibi ışığı geri yansıtmak değil, “göstermek, ifade etmek veya doğru bir görünümünü sunmak” anlamına gelir. Soru, eserlerin seçimi ve düzenlenişinin tarihin karmaşıklığını ziyaretçiler için nasıl görünür kılabileceğini sorar. Bu anlam, nesne history, values, change veya public opinion gibi soyut bir düşünce ya da gerçek olduğunda yaygındır. Bir şeyin özellikleri bir düşünceyi kanıtlıyor veya ifade ediyorsa o şeyin bu düşünceyi reflects ettiği söylenebilir.

Alıştırma

Hangi cümlede reflect “göstermek veya ifade etmek” anlamında kullanılmıştır?

  1. The new policy reflects a change in public priorities.
  2. The lake reflects the mountains at sunrise.
  3. After the meeting, Lina reflected on her decision.
Cevabı göster

The new policy reflects a change in public priorities.

Here's Professor Kuper sharing his ideas

4:03

İşte Profesör Kuper fikirlerini paylaşıyor

with BBC Radio 4's Thinking Allowed.

4:06

BBC Radio 4'ün Thinking Allowed programında.

I want to see a lot more temporary exhibitions, Kelime

4:10

Çok daha fazla geçici sergi görmek istiyorum,

Kelime

temporary exhibitions: geçici sergiler

Temporary exhibitions, sınırlı bir süre boyunca gösterilen sergileri ifade eder; bu sergiler genellikle özel bir tema veya eser grubu etrafında düzenlenir. Temporary, serginin süresini niteler; eserlerin önemini ya da kalitesini anlatmaz. Bu cümlede konuşan kişi, uzun süre aynı yerde kalan sergilere ağırlık vermek yerine müzenin bu tür kısa süreli sergilerden daha fazlasını sunmasını istiyor.

Alıştırma

Bir müze gösterimi mayıstan temmuza kadar sürecek ve sonra değiştirilecek. Bunu en iyi hangi ifade tanımlar?

  1. a permanent exhibition
  2. a temporary exhibition
  3. a permanent collection
Cevabı göster

a temporary exhibition

and the kinds of exhibitions that I would be interested in Ton ve niyet

4:13

ve ilgimi çekecek sergi türleri

are not about one particular tradition, Dilbilgisi

4:17

belirli bir gelenek hakkında olmayanlardır,

Ton ve niyet

I would be interested in: ilgiyi kibarca ifade etme yolu

I would be interested in, kişisel bir tercihi veya bir konu hakkında daha fazla bilgi edinmeye açık olmayı daha yumuşak bir biçimde ifade eder. Bu cümlede, konuşanın görmek isteyeceği sergi türlerini belirtir; geçmişteki bir ilgiyi anlatmaz. Yapı, be interested in ifadesinden sonra bir isim veya -ing biçimi kullanır: I would be interested in the proposal ya da I would be interested in hearing more. Buradaki would, tercihi I want to see ifadesine göre daha az doğrudan ve daha temkinli yapar.

Alıştırma

Bir toplantıda bir plan hakkında daha fazla bilgi edinmek istediğinizi kibarca söylemek istiyorsunuz. Hangi cümle hedef yapıyı en iyi kullanır?

  1. I demand more information about the plan.
  2. I was interested in the plan last year.
  3. I would be interested in hearing more about the plan.
Cevabı göster

I would be interested in hearing more about the plan.

but about the relationships between different cultural traditions.

4:20

farklı kültürel gelenekler arasındaki ilişkiler hakkında olanlardır.

Dilbilgisi

not about A, but about B: asıl odağı düzeltmek

not about A, but about B kalıbı önce doğru odağın A olmadığını belirtir, ardından asıl odağın B olduğunu gösterir. Bu cümlede tek bir gelenek, serginin düzenleyici odağı olmaktan çıkarılır; gelenekler arasındaki ilişkiler merkeze alınır. about sözcüğünün tekrarlanması A ile B’yi paralel tümleçler hâline getirir. but sonrasındaki bölüm ek bir nokta değildir; dinleyicinin muhtemel varsayımının yerine anlatılmak istenen odağı koyar.

Alıştırma

Cümleyi odağı düzelten not about A, but about B kalıbıyla tamamlayın: The safety review is ____ blaming one worker, ____ preventing the same mistake in the future.

Cevabı göster

not about · but about

Everything is interconnected. Kelime

4:23

Her şey birbiriyle bağlantılıdır.

Kelime

interconnected: bir ağ içindeki bağlantılar

Interconnected, birden fazla şeyin daha geniş bir ağın parçaları olarak birbirine bağlı olması demektir. Everything is interconnected. cümlesinde konuşmacı gelenekleri ve bunların tarihlerini birbirinden yalıtılmış değil, ilişkili olarak sunar; bu nedenle birini anlamak, diğerleriyle bağlantılarına bakmayı gerektirebilir. Sözcük, bağlantıların oluşturduğu yapıyı anlatır. Karşılıklı etkiyi düşündürebilir, ancak tek başına bütün bağlantıların olumlu olduğu veya her parçanın diğerleri olmadan çalışamayacağı anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede interconnected ne anlama gelir: "The transport, energy, and food systems are interconnected"?

  1. Diğer bütün sistemler mevcut olmadıkça çalışamazlar.
  2. Bir bağlantı ağı oluştururlar ve birbirlerini etkileyebilirler.
  3. Her yönden tamamen aynıdırlar.
Cevabı göster

Bir bağlantı ağı oluştururlar ve birbirlerini etkileyebilirler.

Of course,

4:25

Elbette,

these connections are sometimes violent, Anlatım akışı

4:26

bu bağlantılar bazen şiddetlidir,

sometimes oppressive,

4:27

bazen baskıcıdır,

sometimes very difficult,

4:28

bazen çok zordur,

sometimes very painful.

4:29

bazen çok acı vericidir.

Anlatım akışı

sometimes violent ... sometimes very painful: tekrarla anlam biriktirme

Her sıfatın önünde sometimes sözcüğünün tekrarlanması paralel bir liste oluşturur. Her tekrar başka bir özellik ekler ve violent, oppressive, very difficult ile very painful ifadelerini ayrı ayrı vurgular; böylece betimlemenin ağırlığı giderek artar. Aynı zamanda sometimes her yargıyı sınırlar: Bu bağlantılar bu özellikleri taşıyabilir, ancak her zaman şiddet yüklü ya da acı verici oldukları söylenmez. Bu kalıp, kültürel bağlantıyı yalnızca olumlu göstermeyip karmaşık bir düşünceyi düzenler.

Alıştırma

Yeni cümleyi okuyun: The job is sometimes exciting, sometimes exhausting, and sometimes frustrating. Tekrarlanan sometimes ne işe yarar?

  1. Birkaç farklı özelliği tek tek sunar ve her birini belirli durumlarla sınırlar.
  2. exciting, exhausting ve frustrating sözcüklerini tamamen eş anlamlı yapar.
  3. İşin her an üç özelliğin de tümüne sahip olduğu anlamına gelir.
Cevabı göster

Birkaç farklı özelliği tek tek sunar ve her birini belirli durumlarla sınırlar.

But things are changing.

4:31

Ama bir şeyler değişiyor.

An exhibition is a display showing a collection of artifacts. Kelime

4:34

Bir sergi (exhibition), bir eser koleksiyonunu gösteren teşhirdir.

Kelime

a display showing a collection of artifacts: exhibition tanımı

Bu ifade, müze bağlamında exhibition sözcüğünü tanımlar. Ana isim display'dir: İnsanların görebilmesi için düzenlenmiş bir şey. showing a collection of artifacts, display'i niteleyen bir ortaç öbeğidir ve sergilenen şeyin ne olduğunu açıklar. Bir collection, birbiriyle ilişkili nesneler grubudur; artifacts ise bu grubun içindeki, insanlar tarafından yapılmış ya da şekillendirilmiş ve çoğu zaman tarihî veya kültürel değeri olan tek tek nesnelerdir. Bu nedenle tanım, exhibition sözcüğünü yalnızca koleksiyonda saklanan nesneler olarak değil, düzenlenmiş bir sunum olarak açıklar.

Alıştırma

Hangi ifade collection ile display arasındaki farkı doğru biçimde açıklar?

  1. Bir koleksiyon, o anda sergilenmeyen nesneleri içerebilir.
  2. Artifact, bir koleksiyonun sergilendiği oda anlamına gelir.
  3. Her koleksiyon kendiliğinden halka açık bir sergi olur.
Cevabı göster

Bir koleksiyon, o anda sergilenmeyen nesneleri içerebilir.

Adam Kuper wants exhibitions to tell truthful stories Deyimler

4:38

Adam Kuper, sergilerin gerçekçi hikayeler anlatmasını istiyor

Deyimler

tell truthful stories: dürüst bir tarih anlatısı sunmak

Burada tell truthful stories, kurmaca hikâyeler uydurmak anlamına gelmez. Bir sergideki nesnelerin seçimi, sıralanışı ve açıklamaları ziyaretçileri tarihsel bir anlatı boyunca yönlendiriyorsa, serginin “bir hikâye anlattığı” söylenebilir. Truthful, anlatının dürüstlüğü hakkında bir değerlendirme ekler: anlatı kanıtlara saygı göstermeli, önemli ve yüzleşmesi zor gerçekleri saklamak ya da çarpıtmak yerine bunlara yer vermelidir. Buradaki story, düzenlenmiş bir anlatı demektir; mutlaka kurmaca değildir.

Alıştırma

Bu cümlede exhibitions tell truthful stories ne anlama gelir?

  1. Nesneler izleyicilerle gerçek anlamda konuşur.
  2. Her ziyaretçi yüksek sesle kurmaca bir hikâye anlatmalıdır.
  3. Nesnelerin seçimi ve açıklanışı dürüst bir tarih anlatısı sunar.
Cevabı göster

Nesnelerin seçimi ve açıklanışı dürüst bir tarih anlatısı sunar.

by showing the relationships between cultures

4:42

kültürler arasındaki ilişkileri göstererek

and how events are interconnected,

4:45

ve olayların birbiriyle nasıl bağlantılı olduğunu (interconnected),

connected or related to each other.

4:47

birbirine nasıl bağlandığını veya ilişkili olduğunu.

And these stories must include all cultures

4:50

Ve bu hikayeler tüm kültürleri içermelidir

going back almost to the dinosaurs. Deyimler

4:52

neredeyse dinozorlara kadar uzanan.

Deyimler

going back almost to the dinosaurs: zaman hakkında mizahi abartı

Go back to + bir zaman ifadesi, bir şeyin o zaman başladığını veya söz konusu tarihin geçmişteki o noktaya kadar uzandığını belirtir. Burada going back, ele alınan kültürlerin ve hikâyelerin kapsamını çok uzak geçmişe taşır. Almost to the dinosaurs mizahi bir abartıdır. İnsan kültürleri dinozorlar çağında yoktu; bilerek seçilen bu imkânsız zaman noktası, sürenin son derece uzun olduğunu vurgular ve önceki dinozor konusuna şakacı bir gönderme yapar.

Alıştırma

Bu cümlede going back almost to the dinosaurs ne anlatır?

  1. İnsan kültürleri dinozorlar tarafından yaratılmıştır.
  2. Zaman aralığının son derece uzun olduğu mizahi bir abartıyla ifade edilir.
  3. Sergilerde yalnızca dinozor fosilleri bulunmalıdır.
Cevabı göster

Zaman aralığının son derece uzun olduğu mizahi bir abartıyla ifade edilir.

And speaking of dinosaurs, Anlatım akışı

4:55

Dinozorlardan bahsetmişken,

Anlatım akışı

speaking of dinosaurs: doğal bir konu geçişi

Speaking of + isim ya da -ing biçimi, bir konunun az önce gündeme geldiğini ve konuşanın bununla bağlantılı başka bir noktaya geçtiğini gösterir. Burada speaking of dinosaurs ifadesindeki dinosaurs, önceki konuşma ile sonraki bölüm arasında bağ kurar. Bu, konuşmayı düzenleyen bir söylem belirtecidir. Birine konuşmasını söyleyen bir emir değildir.

Alıştırma

Dersteki ifadeyi kullanarak konuşma geçişini tamamlayın: We were just discussing outdoor activities. ____ hiking, have you checked tomorrow's weather?

Cevabı göster

Speaking of

Neil,

4:56

Neil,

it's time for you to reveal the answer to your question. Kalıp ifadeler

4:57

sorunun cevabını açıklamanın zamanı geldi.

Kalıp ifadeler

it's time for you to reveal: sıradaki eylemi kimin yapacağını belirtmek

It's time for + kişi + to + fiilin yalın biçimi, artık o kişinin harekete geçmesi için uygun zamanın geldiğini belirtir. it's time for you to reveal ifadesinde cevabı açıklayacak kişi you'dur. for ile başlayan öbek mastar yapısıyla birlikte çalışır: for you to reveal, reveal eylemini yapanın you olduğunu gösterir; eylemin senin yararına yapıldığı anlamına gelmez. Bu kalıp bir süreci düzenleyebilir veya eyleme geçilmesini isteyebilir.

Alıştırma

Leo'nun şimdi başlaması gerektiğini göstermek için cümleyi hedef kalıpla tamamlayın: ____ start his presentation.

Cevabı göster

It's time for Leo to

What was the name of the famous dinosaur

5:00

Ünlü dinozorun adı neydi

which greeted visitors to London's Natural History Museum? Kelime

5:02

Londra'nın Doğa Tarihi Müzesi'ne gelen ziyaretçileri karşılayan?

Kelime

greeted visitors: girişteki bir sergiyi kişileştirmek

Bu soruda greeted visitors ifadesi dinozor sergisini kişileştirir. Serginin, ziyaretçilerin gelir gelmez karşılaştığı bir yerde bulunduğunu ve bu yüzden onları karşılıyormuş gibi göründüğünü anlatır; gerçek anlamda bir selamlama söz konusu değildir. Greet fiilinin bu kullanımı insan olmayan bir görüntüye, sese, kokuya veya nesneye insana özgü bir rol verebilir: içeri girildiğinde ya da bir yere varıldığında karşılaşılan ilk çarpıcı şeydir.

Alıştırma

Hangi cümlede greet, insan olmayan bir görüntünün anlık bir ilk izlenim yaratması anlamında kullanılmıştır?

  1. Visitors greeted the mural before they entered the building.
  2. A bright mural greeted visitors as they entered the community centre.
  3. The receptionist greeted visitors and handed them a map.
Cevabı göster

A bright mural greeted visitors as they entered the community centre.

I said it was Dippy the Diplodocus.

5:06

Ben Diplodocus Dippy demiştim.

Which was the correct answer.

5:08

Ki bu doğru cevaptı.

The 26-metre-long dinosaur

5:11

26 metre uzunluğundaki dinozor

was displayed from 1905 until 2017, Dilbilgisi

5:14

1905'ten 2017'ye kadar sergilendi,

when it was replaced by the skeleton of a female blue whale,

5:17

ve sonrasında bir dişi mavi balina iskeletiyle değiştirildi,

Dilbilgisi

was displayed from ... until ..., when it was replaced by ...: edilgen bir zaman çizelgesi

Edilgen was displayed from 1905 until 2017 ifadesi bir zaman aralığı sunar: from başlangıcı, until ise bitiş noktasını gösterir. Edilgen yapı, dikkati sergiyi düzenleyen kişiden çok sergilenen nesneye ve onun geçmişine verir. When it was replaced by... ilgi cümleciği, bu bitiş noktasında ne olduğunu açıklar. Burada when 2017 yılına gönderme yapar; was replaced by ise eski nesnenin yerini alan yeni şeyi belirtir.

Alıştırma

Cümleyi was displayed from, until ve was replaced by ile tamamlayın: The model ____ 2001 ____ 2019, when it ____ a newer version.

Cevabı göster

was displayed from · until · was replaced by

promisingly named Hope. Ton ve niyet

5:21

ona da umut verici bir şekilde Hope (Umut) adı verildi.

Ton ve niyet

promisingly named Hope: ada yönelik olumlu bir yorum

promisingly named Hope ifadesinde named Hope, iskeletin adını ekleyen geçmiş zaman ortaç öbeğidir. Promisingly zarfı yalnızca ad verme olayını bildirmez; konuşanın bu ad hakkındaki olumlu değerlendirmesini de gösterir. Hope hem özel addır hem de iyi şeylerin olacağına dair beklentiyi anlatan yaygın bir İngilizce sözcüktür. Bu çift anlam, adı umut verici kılar ve yoruma hafifçe şakacı bir ton verir; herhangi birinin söz verdiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede promisingly named Hope ne anlatıyor?

  1. Birisi iskeletin adının her zaman Hope olacağına dair yasal olarak söz verdi.
  2. promisingly sözcüğü yalnızca iskeletin dişi olduğunu bildiriyor.
  3. Konuşan, Hope adının cesaret verici çağrışımları olduğunu düşünüyor.
Cevabı göster

Konuşan, Hope adının cesaret verici çağrışımları olduğunu düşünüyor.

Okay,

5:24

Tamam,

let's recap the vocabulary we've learned,

5:24

öğrendiğimiz kelimeleri tekrarlayalım,

starting with artifact, Kelime

5:26

eser (artifact) ile başlayarak,

an object of historical significance.

5:28

tarihî öneme sahip bir nesne.

Kelime

artifact ... object of historical significance: doğrudan bir tanım

Müze ve arkeoloji bağlamlarında artifact, insanlar tarafından yapılmış veya değiştirilmiş ve tarihî, kültürel ya da arkeolojik öneme sahip bir nesne demektir. Burada an object of historical significance, artifact sözcüğünü hemen ardından daha basit sözlerle yeniden açıklar. İki isim öbeği eş görevli açıklama ilişkisindedir: ikinci öbek birinciyi tanımlar. Historical significance, nesnenin yalnızca eski olması değil, geçmişi anlamak için değer taşıması demektir.

Alıştırma

Tarihî öneme sahip insan yapımı bir nesneyi anlatan hedef sözcükle cümleyi tamamlayın: The archaeologist recorded each ____ found at the ancient settlement.

Cevabı göster

artifact

Hunter-gatherers were people

5:31

Avcı-toplayıcılar (hunter-gatherers) insanlardı

who lived by hunting and collecting wild food

5:33

yabani yiyecekleri avlayarak ve toplayarak yaşayan

rather than farming. Kalıp ifadeler

5:35

tarım yapmak yerine.

Kalıp ifadeler

rather than farming: dışlanan alternatifi belirtmek

Burada rather than, “yerine” ya da “ve ... değil” anlamına gelir. Avlanıp doğadan yiyecek toplayarak yaşamayı tarım yaparak yaşamakla karşılaştırır; farming, avcı-toplayıcıları tanımlamayan diğer yaşam biçimidir. Bu ifade iki alternatifi bağlar. Bu cümlede hunting, collecting ve farming, lived by sonrasında kullanılan -ing biçimleridir; bu nedenle karşılaştırma kolayca anlaşılır. A rather than B kalıbı bir şeyi tanımlayabilir, gerçek bir seçimi bildirebilir veya tercih belirtebilir: bağlam içinde A'yı geçerli seçenek olarak sunar ve B'yi dışarıda bırakır.

Alıştırma

“The team chose to repair the old computers rather than buy new ones,” cümlesinde ekip neyi seçti?

  1. Yeni bilgisayarlar almak, eskilerini onarmamak.
  2. Eski bilgisayarları onarmak, yenilerini almamak.
  3. Eski bilgisayarları onarmak ve yenilerini de almak.
Cevabı göster

Eski bilgisayarları onarmak, yenilerini almamak.

If someone moves up the ladder,

5:37

Eğer biri merdiveni tırmanırsa (moves up the ladder),

they advance or make progress.

5:39

onlar ilerleme veya aşama kaydeder.

The phrase "onwards and upwards"

5:41

İleriye ve yukarıya (onwards and upwards) ifadesi,

describes a situation where things are getting better and better.

5:43

işlerin giderek daha iyiye gittiği bir durumu tanımlar.

An exhibition is a display of artifacts

5:47

Bir sergi (exhibition) eserlerin bir teşhiridir

in a museum or paintings in an art gallery.

5:49

bir müzede veya bir sanat galerisindeki tabloların.

And finally,

5:52

Ve son olarak,

the adjective "interconnected"

5:53

birbiriyle bağlantılı (interconnected) sıfatı,

describes separate things which are connected or related to each other.

5:55

birbiriyle bağlı veya ilişkili olan ayrı şeyleri tanımlar.

Once again,

5:59

Bir kez daha,

our time is up. Kalıp ifadeler

6:00

süremiz doldu.

Kalıp ifadeler

our time is up: ayrılan sürenin bittiğini duyurmak

Burada our time is up, mevcut etkinlik için ayrılan sürenin bittiği ve bu nedenle etkinliğin durması gerektiği anlamına gelir. Bu kalıplaşmış ifadede up yön göstermez; izin verilen sürenin sona erdiğini belirtir. Our kullanımı hem konuşanı hem de dinleyicileri kapsar. Once again ile birlikte kullanıldığında, sunucuya tekrar eden bir programı veya bölümü alışıldık bir şekilde kapatma olanağı verir.

Alıştırma

Bir sınav için ayrılan süre az önce sona erdi. Gözetmen ne söylemelidir?

  1. Time is up. Please put down your pens.
  2. Take your time. There is no deadline.
  3. Time is running out. You still have five minutes.
Cevabı göster

Time is up. Please put down your pens.

Join us again soon

6:01

Yakında tekrar bize katılın

for more trending topics.

6:03

daha fazla trend olan konu için.

Goodbye,

6:04

Hoşça kalın,

everyone.

6:04

herkese.

Bye. Six Minute English from the BBC.

6:05

Hoşça kalın. BBC'den Six Minute English.