Neden Yanlış Kişiyle Evleneceksiniz: İngilizce çalışma notları
The School of Life
Video özeti: Bu deneme uygun olmayan eşleri seçmenin sekiz nedenini anlatıyor; bunlara zayıf öz farkındalık, yalnız kalma korkusu, içgüdüye aşırı güven ve ilişki eğitiminin yokluğu dahildir. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. Öbek fiil end up with, birkaç nedeni çoğu kez amaçlanmamış nihai sonuca, örneğin seçimlerden sonra kalan soruna bağlar. 2. Kalıplaşmış söz öbeği at peace with, rahatsız edici bir gerçeği sakince kabullenmeyi anlatır; yalnızlık, geçmiş kararlar veya belirsizlik için kullanılır. 3. Dil bilgisi kalıbı stop having to think about love, stop + gerund ile have to + fiili birleştirip süren zorunluluğun bittiğini anlatır; stop to think ise düşünmek için durmaktır.
Bu derste
We're desperate to avoid it, of course, Kalıp ifadeler
0:00Elbette bundan kaçınmayı umutsuzca istiyoruz,
but we won't, for a lot of very good reasons.
0:02ama pek çok geçerli nedenden dolayı kaçınamayacağız.
Acil bir isteği anlatmak için “desperate to avoid” kullanımı
Desperate to avoid, “bir şeyi önlemeyi veya ondan kaçınmayı çok güçlü biçimde istemek” anlamına gelir. Burada desperate, isteğin gücünü ve aciliyetini anlatır; konuşanların kelimenin tam anlamıyla umutsuz bir durumda olduğu anlamına gelmez. Aktarılabilir kalıp be desperate to + fiilin yalın hâlidir. to sonrasındaki fiil, kişinin acilen yapmak istediği eylemi belirtir: desperate to leave, desperate to win veya desperate to avoid a mistake gibi.
Alıştırma
Cümleyi “önlemeyi çok güçlü biçimde istemek” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: The organizers are ____ any last-minute confusion.
Cevabı göster
desperate to avoid
We're all crazy in very particular ways, Kalıp ifadeler
0:07Hepimiz kendimize has şekillerde deliyiz,
Belirli bir sınırlayıcı olarak “in very particular ways”
In very particular ways, “belirli ve açıkça tanımlanmış açılardan” anlamına gelir. Bu ifade, We're all crazy şeklindeki geniş kapsamlı iddiayı sınırlar: herkesi aynı kabul etmek yerine, genel tanımın farklı özelliklerle ortaya çıktığını söyler ve sonraki sıfatlar bu özellikleri belirtmeye başlar. in + sıfat + ways yapısı, bir şeyin nasıl veya hangi açılardan doğru olduğunu belirtir. Burada very, particular kelimesini güçlendirerek belirginliği daha fazla vurgular.
Alıştırma
Bu cümlede in very particular ways ne anlama gelir: People respond to stress in very particular ways?
- Özellikle iyi görgü kurallarıyla
- Son derece belirli biçimlerde veya açılardan
- Her konuda seçici oldukları için
Cevabı göster
Son derece belirli biçimlerde veya açılardan
because no one encourages us too hard to find out. Öbek fiiller
0:13çünkü kimse bizi bunları bulmaya pek teşvik etmiyor.
find out: bilgi edinmek
Find out, soru sorarak, kontrol ederek veya araştırarak bir gerçeği öğrenmek ya da ortaya çıkarmak demektir. Burada fiziksel bir nesneyi bulmayı değil, kendi sorunlarımızın ayrıntılarını öğrenmeyi anlatır. Nesne, önceki bağlamdan anlaşıldığı için söylenmemiştir. Öğrenilecek şey bağlamdan açıkça belli olduğunda find out, belirtilmiş bir nesne olmadan kullanılabilir.
Alıştırma
Hangi cümlede find out, bilgi edinmek anlamında doğru kullanılmıştır?
- We need to find out why the lights went off.
- We need to find out our missing backpack under the desk.
- We need to find out the library beside the park.
Cevabı göster
We need to find out why the lights went off.
Our friends just want to be kind and have fun with us.
0:16Arkadaşlarımız sadece nazik olmak ve bizimle eğlenmek istiyor.
So we end up with such a poor level of self-understanding. Öbek fiiller
0:21Bu yüzden de kendimizi anlama seviyemiz bu kadar düşük kalıyor.
end up with + isim öbeği
End up with + isim öbeği, bir süreç veya olaylar dizisinden sonra kişinin sahip olduğu nihai sonucu anlatır. Genellikle sonucun planlanmadığını veya tercih edilen sonuç olmadığını düşündürür. Burada with, düşük bir öz anlayış düzeyi olan sonucu belirtir. Birinin sonunda başka bir kişiyle birlikte olması anlamına gelmez.
Alıştırma
Nihai sonucu göstermek için cümleyi end up with ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After choosing the cheapest parts, we ____ a computer that barely worked.
Cevabı göster
ended up with
We have no clue of who we'd be compatible with. Kalıp ifadeler
0:24Kiminle uyumlu olabileceğimize dair hiçbir fikrimiz yok.
have no clue: hiçbir fikri olmamak
“Have no clue”, “hiç bilmemek” veya “hiçbir fikri olmamak” anlamına gelir. Buradaki clue fiziksel bir nesne değil, kişinin cevabı bilmesine yardımcı olacak bilgi veya ipucudur. Ardından gelen who yan cümlesi neyin bilinmediğini, yani konuşanların kiminle uyumlu olacağını belirtir. Günlük konuşmada hiçbir cevabınız veya yönünüz olmadığını vurgulamak için “have no clue” kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi, “clue” içeren ve “hiç bilmemek” anlamına gelen üç kelimelik gündelik ifadeyle tamamlayın: I missed the update, so I ____ when the meeting starts.
Cevabı göster
have no clue
compatible with: biriyle veya bir şeyle uyumlu olmak
“Compatible” sözcüğünden sonra “to” değil, “with” gelir: compatible with someone or something. İki kişinin, nesnenin veya sistemin başarılı biçimde birlikte çalışabildiğini ya da uyum içinde var olabildiğini anlatır. Bu cümlede “compatible with”, ilişki uyumunu ifade eder: yalnızca çatışmadan kaçınmayı değil, partner olarak iyi anlaşacak kadar birbirine uygun olmayı anlatır.
Alıştırma
Cümleyi “compatible” sözcüğünden sonra gelen standart edatla tamamlayın: This charger is compatible ____ my phone.
Cevabı göster
with
A standard question on any early dinner date should simply be,
0:27Yeni başlanmış bir akşam yemeği randevusundaki standart bir soru basitçe şu olmalı:
Şakacı bir meydan okuma olarak “How are you mad?”
Burada “How are you mad?”, “Hangi yönlerden mantıksız, sıra dışı veya duygusal olarak dağınıksın?” anlamına gelir. How, bu “deliliğin” nedenini değil, nasıl bir biçim aldığını sorar. Mad geniş ve mizahi bir anlamda kullanılmıştır; tıbbi bir teşhis değildir ve burada “kızgın” anlamına gelmez. Konuşmacı bunu, ilişkinin başındaki buluşmalarda sorulması gereken bir soru gibi abartılı biçimde sunar. Kışkırtıcı ifade, herkesin kusurları olduğunu varsayar ve sıradan sohbet yerine dürüst ve eğlenceli bir kişisel açılmaya davet eder.
Alıştırma
Açıkça şakacı bir konuşmada “How are you mad?” neyi sorar?
- Neden tıbbi bir teşhis aldın?
- Hangi yönlerden mantıksız veya sıra dışısın?
- Seni ne kızdırdı?
Cevabı göster
Hangi yönlerden mantıksız veya sıra dışısın?
as hard to ... as it is our own eşitlik karşılaştırması
as + sıfat + to mastarı + as kalıbı iki durumu aynı derece bakımından karşılaştırır. Burada başka insanların deliliğini anlamanın, konuşmacının kendi deliliğini anlamak kadar zor olduğu söylenir. İkinci as karşılaştırmanın diğer tarafını başlatır; “çünkü” anlamına gelmez. as it is our own bölümünde hard to work out sözleri atılmıştır; ayrıca our own, tekrarlanan craziness adını da içermez. Karşılaştırmanın tam biçimi as it is hard to work out our own craziness olur.
Alıştırma
Eşitlik karşılaştırmasını as ... as çiftli kalıbıyla tamamlayın: “It's ____ difficult to recognize our own mistakes ____ it is to recognize other people's.”
Cevabı göster
as · as
“Düşünüp anlamak” anlamındaki work out
Bu cümlede work out, “dikkatlice düşünerek anlamak veya açıklamak” anlamındadır. Nesnesi diğer insanların çılgınlığı olduğu için burada fiziksel egzersizden değil, davranışları anlamlandırmaktan söz edilir. Work out bağlama göre farklı anlamlara gelebilir. Ardından why, what veya how ile başlayan bir soru yan cümlesi geldiğinde çoğunlukla cevabı bulmak veya anlamak anlamındadır.
Alıştırma
“After reading the instructions twice, Lena finally worked out how the lock opened,” cümlesinde worked out ne anlama gelir?
- dikkatlice düşünerek anladı
- fiziksel egzersiz yaptı
- başarıyla sona erdi
Cevabı göster
dikkatlice düşünerek anladı
put on such a good show: inandırıcı bir görüntü oluşturmak
Put on such a good show, kasıtlı olarak çok inandırıcı ve olumlu bir görüntü oluşturmak anlamındadır. Buradaki show mecazidir: İnsanlar sorunlarını göstermek yerine kendilerinin özenle hazırlanmış bir hâlini oynuyor gibi görünür. Such a, a good show ifadesini güçlendirir; at first ise bu görüntüyü başlangıç dönemiyle sınırlar. Cümle bir bütün olarak kuşku taşır: İlk izlenim iyi görünmüştür, ancak gerçek olmayabilir.
Alıştırma
“He put on a good show at the meeting, but later admitted that the project was in trouble,” cümlesinde put on a good show neyi düşündürür?
- İnandırıcı ve olumlu bir görüntü oluşturdu.
- Gerçek bir sahne gösterisi yaptı.
- Başarısıyla açıkça övündü.
Cevabı göster
İnandırıcı ve olumlu bir görüntü oluşturdu.
What we'd ideally need is to send them and us Dilbilgisi
0:42İdeal olarak yapmamız gereken şey, karar vermeden önce onlara ve kendimize
What we'd ideally need is ... ile ideal gereksinimi odaklamak
What we'd ideally need is ... bir odaklama yapısıdır. Özne görevindeki What we'd ideally need yan cümlesi, “ideal olarak ihtiyaç duyacağımız şey” anlamına gelir. Bu bir bildirme cümlesidir, doğrudan soru değildir. is sonrasındaki bölüm temel gereksinimi belirtir. Burada to send them and us through ... önerilen eylemdir. We need ... yapısına göre öneriyi daha fazla öne çıkarır ve daha düşünülmüş, değerlendirmeye açık bir ton oluşturur. we'd içindeki would, ihtiyacı ideal veya varsayımsal olarak sunar. Bu nedenle konuşan kişi hemen uygulanabilecek kesin bir talebi değil, en iyi koşullarda gerekli olacak şeyi anlatır.
Alıştırma
Öneriyi What ... need is ... odaklama yapısıyla tamamlayın: For a fair decision, ____ more reliable evidence.
Cevabı göster
what we'd ideally need is
a battery of psychological questionnaires: bir dizi psikolojik anket
a battery of ... ifadesinde battery, elektrik sağlayan cihaz anlamına gelmez. Birlikte kullanılan benzer test veya işlemlerden oluşan düzenli bir grup ya da dizi anlamına gelir. Bu nedenle a battery of psychological questionnaires, koordineli bir değerlendirme olarak uygulanan çok sayıda psikolojik anket demektir. İfade genellikle yalnızca rastgele büyük bir sayıyı değil, geniş kapsamlı ve ayrıntılı bir incelemeyi anlatır. Kalıp a battery of tests, assessments veya experiments ifadelerine de doğal biçimde aktarılır.
Alıştırma
“The lab ran a battery of tests,” cümlesinde a battery of tests ne anlama gelir?
- Pille çalışan testler
- Koordineli bir test dizisi
- Tek bir hızlı test
Cevabı göster
Koordineli bir test dizisi
before reaching a decision: before + -ing yapısı
Burada before sözcüğünden sonra reaching a decision ulaç öbeği gelir. Bu yapı, kararın anketler ve terapiden sonra verileceğini gösterir. Reach a decision, “bir karara varmak” anlamına gelen yaygın bir eşdizimdir. before edat olarak kullanıldığında ardından isim veya -ing biçimi gelir; yalın fiil gelmez: before reaching kullanılır, before reach kullanılmaz. -ing eylemini kimin yaptığı bağlamdan belliyse bu kısa yapı doğal olur.
Alıştırma
Cümleyi reach a decision ifadesinin before + -ing biçimiyle tamamlayın: We should review all the evidence before ____.
Cevabı göster
reaching a decision
By 2100, this will no longer sound like a joke.
0:522100 yılına gelindiğinde, bu artık bir şaka gibi gelmeyecek.
People will merely wonder why it took humanity so long to get us here. Dilbilgisi
0:55İnsanlar insanlığın buraya gelmesinin neden bu kadar uzun sürdüğünü merak edecekler.
why it took humanity so long to get us here: it took ile dolaylı soru
Bu yan cümle it takes + kişi veya grup + süre + to-infinitive kalıbını kullanır. It belirli bir şeyi göstermeyen biçimsel öznedir; humanity bu süreye kimin ihtiyaç duyduğunu, to get us here ise bu kadar uzun süren gelişimi belirtir. Yan cümle wonder fiilinden sonra geldiği için dolaylı sorudur: why did it take... değil, why it took... kullanılır. Buradaki here sözcüğü mecazidir; fiziksel bir yer yerine mevcut aşamayı veya durumu anlatır.
Alıştırma
“People will wonder...” ifadesinden sonra gelebilecek dil bilgisine uygun tamamlamayı seçin.
- why it took the community so long to solve the problem.
- why did the community take so long to solve the problem.
- why did it take the community so long to solve the problem?
Cevabı göster
why it took the community so long to solve the problem.
used to being happy: be used to + -ing biçimi
be used to yapısında used, “alışkın” anlamına gelir. Bu ifade, bir durumun veya etkinliğin artık tanıdık gelmesini anlatır. Buradaki aren't used to being happy, söz konusu kişilere mutlu olmanın normal ya da tanıdık gelmediğini belirtir. Bu yapıda to bir edattır; bu nedenle ardından isim, zamir veya -ing biçimi gelir: be used to something ya da be used to doing something. be biçimi özneye ve zamana göre değişir.
Alıştırma
Gece çalışmanın artık normal geldiğini ifade eden cümleyi seçin.
- I am used to working at night.
- I am getting used to working at night.
- I used to work at night.
Cevabı göster
I am used to working at night.
but what we really want is what we're used to, Dilbilgisi
1:02ama asıl istediğimiz alışık olduğumuz şeydir,
and that usually doesn't involve too much happiness at all. Kalıp ifadeler
1:05ve bu da genellikle çok fazla mutluluk içermez.
what we really want is what we're used to: iki what cümleciği
Her iki what cümleciği de soru değil, isim cümleciğidir. What we really want, is fiilinin öznesi; what we're used to ise onun tümlecidir. Her cümlecikte what, “... olan şey” veya “... olan şeyler” anlamına gelir. What X ... is what Y ... kalıbı, iki düşünceyi is fiilinin iki tarafına yerleştirir. İlk düşünceyi düzeltmek ve dikkati gerçek cevaba yöneltmek için kullanışlıdır. Bu cümlecikler bir bildirme cümlesinin içinde yer aldığından what we want biçimindeki düz cümle sözcük dizilişini korur; what do we want kullanılmaz.
Alıştırma
'we need' ve 'the plan lacks' ifadelerini aynen temel alıp what cümleciklerine dönüştürerek cümleyi tamamlayın: ____ is ____.
Cevabı göster
What we need · what the plan lacks
Olumsuzluğu güçlendiren at all
Bu cümlede at all, doesn't involve too much happiness içindeki olumsuz anlamı güçlendirir. ‘Kayda değer hiçbir ölçüde değil’ anlamına gelir ve çok az mutluluk bulunduğunu vurgular. Olumsuz bir yapıdan sonra gelen at all, ‘her zaman’ demek değildir. Cümleye göre olumsuzluğu ‘hiçbir şekilde’, ‘hiçbir ölçüde’ veya ‘hiç’ anlamlarıyla genişletip güçlendirir.
Alıştırma
Olumsuzluğu ‘hiçbir şekilde’ anlamına getiren iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The update didn't improve the app ____.
Cevabı göster
at all
being abandoned or abused, in short, suffering. Anlatım akışı
1:14terk edilmek veya istismar edilmek, kısacası acı çekmek.
Bir mecaz olarak had our love mixed in with darker stuff
Had our love mixed in with other, darker stuff bir durumu anlatır: sevgi, acı verici deneyimlerle birleşmiş veya iç içe geçmiştir. Mixed in with burada mecazidir; fiziksel nesneler karıştırılmamaktadır. have + nesne + past participle yapısı, bir şeyin belirli bir durumda olduğunu gösterebilir: had [our love] [mixed in with ...]. Ardından gelen being controlled, feeling humiliated, being abandoned or abused ifadeleri, belirsiz darker stuff sözünün neyi anlattığını açıklar.
Alıştırma
Bu cümlede had our love mixed in with other, darker stuff ne anlama geliyor?
- Sevgi acı verici deneyimlerle yakından bağlantılıydı.
- Sevgi insanları her türlü acı verici deneyimden korudu.
- İnsanlar sevgiyi koyu renkli nesnelerle fiziksel olarak karıştırdı.
Cevabı göster
Sevgi acı verici deneyimlerle yakından bağlantılıydı.
Önceki ayrıntıları özetleyen in short,
In short, hemen önce verilen ayrıntıların kısa bir özetini sunar. Burada kontrol edilme, aşağılanmış hissetme, terk edilme veya istismara uğrama deneyimleri tek bir sonuçta toplanır: acı çekmek. Bilgiyi önce ayrıntılar, sonra özet gelecek şekilde düzenler. Dinleyiciye sıralamanın bittiğini ve kısa bir sonucun geleceğini bildirir.
Alıştırma
Cümleyi okuyun: The plan is costly, slow, and risky—in short, a bad idea. in short burada ne yapıyor?
- Plan için kısaltılmış bir ad verir.
- Önceki ayrıntıları tek bir sonuç olarak özetler.
- Konuyla ilgisiz başka bir örnek verir.
- Planın yalnızca kısa bir süre devam edeceğini söyler.
Cevabı göster
Önceki ayrıntıları tek bir sonuç olarak özetler.
that's what we're mostly still on the look out for. Deyimler
1:19çoğunlukla hala aradığımız şey budur.
Ödünleme bildiren whatever we may say,
Whatever we may say, ne söylersek söyleyelim veya ne iddia edersek edelim anlamına gelir. whatever + özne + may + fiil yapısında whatever tüm olası sözleri kapsar; may olasılık katar, izin istemez. Bu yan cümle ödünleme bildirir: insanların söyleyebileceklerini kabul eder, ardından ana cümle her şeye rağmen geçerli kalan noktayı verir. Burada insanların söyledikleriyle gerçekte hâlâ aradıkları şey karşılaştırılır.
Alıştırma
Cümleyi okuyun: Whatever she may say, the deadline will not change. Baştaki yan cümle ne yapıyor?
- Onun seçtiği sözleri aynen aktarır.
- Ana noktayı vermeden önce onun söyleyebileceği her şeyi kabul eder.
- Onun konuşması için izin ister.
- Sözlerinin kısa olacağını söyler.
Cevabı göster
Ana noktayı vermeden önce onun söyleyebileceği her şeyi kabul eder.
on the look out for: bir şeyi bulmak için tetikte olmak
on the look out for sözleri, “bir şeyi fark etmek veya bulmak için etkin biçimde gözlemek ve beklemek” anlamına gelir. Bu cümlede arayış mecazidir: İnsanlar fiziksel bir nesne aramak yerine tanıdık bir ilişki türüne çekilmeye devam eder. Standart yazılı İngilizcede bu isim genellikle tek kelime olarak yazılır ve kalıp be on the lookout for + isim şeklindedir: We're on the lookout for volunteers.
Alıştırma
Dersteki ifadenin standart yazımını kullanarak cümleyi tamamlayın: The museum is ____ rare maps to add to its collection.
Cevabı göster
on the lookout for
will mess us up in such cozily familiar ways. Öbek fiiller
1:32karakterlere gizli bir enerjiyle yöneldiğimizi açıklar.
mess us up: ciddi duygusal zarar vermek
Mess someone up, bir kişinin duygusal durumuna, düşüncelerine veya hayatına ciddi biçimde zarar vermek anlamına gelen gündelik bir öbek fiildir. Buradaki mess us up, bu tanıdık insan tiplerinin bizi psikolojik olarak inciteceğini söyler; bir yeri dağıtacakları veya küçük bir hataya neden olacakları anlamına gelmez. Nesne bir zamir olduğunda mess ile up arasına gelir: mess me up, mess us up, mess them up. Yapı, messed him up örneğindeki gibi başka zamanlarda da kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi mess someone up ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın. Zamiri doğru yere koyun: Years of bullying ____ him ____ long after he changed schools.
Cevabı göster
messed · up
You have to be very at peace with empty Saturday evenings, Kalıp ifadeler
1:38Boş Cumartesi akşamlarıyla,
constant alienation, and sexlessness
1:41sürekli yabancılaşmayla ve sekssizlikle çok barışık olmanız gerekir ki
at peace with: sakince kabullenme
Be at peace with something, bir şeyi duygusal olarak reddetmeye veya onunla mücadele etmeye devam etmeden sakince kabullenmek demektir. Burada kişi, doğru partneri beklerken ortaya çıkabilecek yalnızlık ve yakınlık eksikliğiyle yaşayabilmelidir. Bu ifade, durumu sevmek veya onaylamak zorunda olduğunuz anlamına gelmez. Gerçek anlamda bir barış anlaşmasını değil, içsel bir kabulleniş durumunu anlatır.
Alıştırma
Hangi cümlede at peace with zor bir gerçeği sakince kabullenmek anlamında kullanılmıştır?
- Our country is at peace with its neighbor after the treaty.
- I am at peace with the possibility that the plan may fail.
- I am at peace to the possibility that the plan may fail.
Cevabı göster
I am at peace with the possibility that the plan may fail.
in order to be choosy: amaç belirtme
In order to + fiilin yalın hâli, bir eylemin veya durumun amacını açıkça belirtir. Bu cümlede bekâr olmanın rahatsız edici yanlarını kabullenmek, partner seçerken dikkatli olabilmek için gerekli olarak sunulur. Be, to sözcüğünden sonra geldiği için yalın hâldedir. Choosy bazen eleştirel duyulabilir; ancak burada mantıksız derecede zor beğenen değil, dikkatli ve seçici anlamındadır. In order to amacı ifade eder, zaman bakımından daha sonra olan şeyi değil.
Alıştırma
Cümleyi dersteki üç sözcüklü amaç bağlayıcısıyla tamamlayın: Rina closed the door ____ reduce the noise.
Cevabı göster
in order to
No wonder most of us just half shut our eyes and grab what's there. Notlar
1:46Çoğumuzun gözlerini yarı yarıya kapatıp orada olanı kapmasına şaşmamak gerek.
Neden ile sonucu bağlayan No wonder
No wonder, daha önce verilen bir nedenden doğal olarak çıkan sonucu sunar. “... olması şaşırtıcı değil” anlamına gelir ve genellikle sonucu belirten bir yan cümlenin önüne gelir. Bu cümlede insanların aceleyle seçim yapmasını beklenen bir sonuç olarak gösterir. Bu kalıptaki wonder merak bildirmez.
Alıştırma
Sonucu bu nottaki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The roads are icy. ____ the school is closed.
Cevabı göster
No wonder
half shut our eyes and grab what's there: özensiz seçimin mecazı
Bu iki eylem tek bir görüntü oluşturur: kişi yalnızca yarım yamalak bakar ve karşısına çıkan ilk şeyi alır. Bu cümlede görüntü mecazidir. Yalnız kalmak zor geldiği için insanların bir partneri aceleyle ve dikkatlice değerlendirmeden seçmesini eleştirir. What's there, fiziksel bir nesneyi değil, “o anda kim müsaitse onu” ifade eder. Daha genel olarak bu imge, seçenekleri tam olarak incelemeden önemli bir karar vermeyi anlatabilir.
Alıştırma
Bu cümlede vurgulanan imge neyi anlatıyor?
- İnsanlar dikkatlice değerlendirmeden aceleyle seçim yapar.
- İnsanlar en iyi seçeneği bulana kadar sabırla arar.
- Oda karanlık olduğu için insanlar göremez.
Cevabı göster
İnsanlar dikkatlice değerlendirmeden aceleyle seçim yapar.
all to do with your parents matching their bit of land with the neighbors. Kalıp ifadeler
1:54ailenizin kendi topraklarıyla komşularınkini birleştirmesiyle ilgiliydi.
used to be: değişmiş bir geçmiş durum
used to + fiilin yalın biçimi, geçmişte bir süre boyunca geçerli olan ancak artık geçerli olmayan bir alışkanlığı veya durumu anlatır. Burada used to be, evliliğin eskiden akılcı bir iş olarak görüldüğünü belirtir ve bunu günümüzdeki farklı bir bakışla karşılaştırır. to sonrasındaki fiil yalın biçimde kalır: used to be denir, used to being denmez. Şimdiki durum açıkça söylenmese bile bu yapı geçmiş ile bugün arasında bir karşıtlık kurar.
Alıştırma
Artık geçerli olmayan geçmiş bir durumu anlatan üç sözcüklü yapıyla cümleyi tamamlayın: This building ____ a cinema, but now it is a gym.
Cevabı göster
used to be
all to do with: temel bağlantıyı açıklamak
all to do with, “tamamen bağlantılı olmak” veya “bütünüyle bununla açıklanmak” anlamına gelir. Burada evliliği akılcı bir iş yapan şeyi açıklar: düzenlemenin merkezinde anne babaların komşu toprak parçalarını birleştirmesi vardır. Virgülden sonraki all to do with, kısaltılmış bir ek açıklamadır. Tam ifade it was all to do with ... olurdu; buradaki do “yapmak” anlamına gelmez. Bir şeyin bağlantılı olduğu etkeni veya konuyu belirtmek için kalıbın tamamını birlikte değerlendirin.
Alıştırma
Bu cümlede all to do with ne anlama geliyor? "The delay was all to do with a missing permit."
- Birinin izin belgesi için başvurması gerekiyordu.
- Gecikme eksik izin belgesiyle tamamen bağlantılıydı.
- İzin belgesi gecikmeyi çoktan çözmüştü.
Cevabı göster
Gecikme eksik izin belgesiyle tamamen bağlantılıydı.
cold and calculating: soğuk ve hesapçı
Bu cümlede cold and calculating, o evlilik düzenlemesini duygudan yoksun ve çıkar sağlamak için bilinçli biçimde tasarlanmış olarak değerlendirir. cold düşük sıcaklığı değil insani duygu eksikliğini; calculating ise matematik hesabını değil, bencil ve dikkatli planlamayı anlatır. İki sıfat birbirini güçlendirir: cold duygusal kopukluğu, calculating ise kasıtlı stratejiyi vurgular. Bu ifade; hem acımasız hem de çıkarcı biçimde planlanmış görünen bir kişiyi, kararı, planı ya da davranışı anlatabilir.
Alıştırma
Bu cümlede cold and calculating ne anlama geliyor?
- Fiziksel olarak soğuktu ve zor matematik hesapları içeriyordu.
- Duygusal olarak kopuktu ve bilinçli biçimde kendi çıkarını gözetiyordu.
- Kendiliğindendi ama sıcak ve sevgi doluydu.
Cevabı göster
Duygusal olarak kopuktu ve bilinçli biçimde kendi çıkarını gözetiyordu.
It's meant to be all about how you feel. Dilbilgisi
2:02Tamamen sizin ne hissettiğinizle ilgili olması gerekiyor.
It's meant to be all about how you feel: her şeyin nasıl hissettiğinle ilgili olması beklenir
Be meant to be, bir şeyin gerçekte ne olduğunu değil, ondan ne olması beklendiğini ya da nasıl olması gerektiğini anlatır. Burada konuşan kişi modern evlilik idealini tarif eder: Evliliğin kişisel duygulara göre şekillenmesi beklenir. All about, tamamen ya da esas olarak bir şeye odaklı olmak demektir. How you feel, about sonrasında odak noktasını belirleyen dolaylı bir soru yapısıdır; soru söz dizimini değil, düz cümle söz dizimini korur. Cümlenin bütünü toplumsal bir ideal sunarken gerçeğin buna uyup uymadığı konusunda şüpheye de yer bırakır.
Alıştırma
Dersteki “tamamen ... üzerine odaklanması beklenir” anlamına gelen ifadeyle cümleyi tamamlayın: A personal journal ____ how you feel.
Cevabı göster
is meant to be all about
To analyze the decision immediately feels unromantic. Dilbilgisi
2:06Kararı analiz etmek anında romantik değilmiş gibi hissettirir.
To analyze the decision: mastar yan tümcesinin özne olması
Bu cümlede To analyze the decision, feels fiilinin öznesi olarak görev yapan bir mastar yan tümcesidir. Değerlendirilen eylemi, yani kararı analiz etmeyi adlandırır; bu eylem romantik olmayan bir şey gibi gelir. Immediately, feels fiilini niteler; analiz etme eylemi bu romantik olmayan izlenimi hemen yaratır. Burada to analyze amaç bildirmez. Genel olarak mastar yan tümcesi, bir eylemi soyut bir konuya dönüştürüp cümlenin geri kalanında değerlendirmeyi sağlar.
Alıştırma
“To question the plan now seems risky,” cümlesinde “To question the plan” hangi dil bilgisel görevdedir?
- seems fiilinin nesnesi
- birinin neden sorguladığını açıklayan amaç ifadesi
- seems fiilinin öznesi
Cevabı göster
seems fiilinin öznesi
Indeed, the most romantic thing to do may just be to propose
2:10Aslında, yapılabilecek en romantik şey
in a chapel in Vegas at 3:00 a.m.
2:14sabahın 3'ünde Vegas'taki bir şapelde evlenme teklif etmek olabilir.
that the marriage itself will be a sensible idea.
2:20evliliğin kendisinin mantıklı bir fikir olacağının işareti gibi görünür.
a paradoxical sign: görünüşte çelişkili bir işaret
Paradoxical, kendi içinde çelişkili ya da sağduyunun öngördüğüne aykırı görünen fakat yine de doğru veya anlamlı olabilen bir şeyi anlatır. A paradoxical sign, anlamı kendisini ortaya çıkaran durumla çatışıyor gibi görünen bir işarettir. Burada çılgınlık, evliliğin mantıklı olacağının kanıtı olarak ele alınıyor. Bu tersine dönüş, işarete yalnızca garip demekten daha belirgindir; önemli olan görünürdeki çatışmadır.
Alıştırma
Bir araştırma, kendilerine daha fazla seçenek sunulan insanların daha az memnun olabildiğini buluyor. Görünüşte kendi içinde çelişkili ama mümkün olan bu sonucu en iyi hangi sözcük anlatır?
- impossible
- paradoxical
- predictable
Cevabı göster
paradoxical
It won't be: önceki yargıyı tersine çeviren eksilti
It, the marriage ifadesine gönderme yapar; be fiilinin bağlamdan anlaşılan tamamlayıcısı a sensible idea'dır. Bu tamamlayıcı hemen önce söylendiği için İngilizcede tüm yargıyı tekrarlamak yerine söylenmeden bırakılabilir. Çok kısa ve bağımsız bir cümle olan It won't be, önceki cümlenin görünüşte mantıklı sonucunu kesin biçimde reddeder. Gelecekle ilgili tarafsız bir yorumdan çok, güçlü bir tersine dönüş ve ironik bir kapanış oluşturur.
Alıştırma
Şu iki cümleyi okuyun: The shortcut sounds like a sensible plan. It won't be. It won't be ne yapıyor?
- Kestirme yolun gelecekte var olmayacağını söyler.
- Kestirme yolun mantıklı bir plan olacağı düşüncesini reddeder.
- Kestirme yolun mantıklı bir plan olup olmadığını sorar.
Cevabı göster
Kestirme yolun mantıklı bir plan olacağı düşüncesini reddeder.
İlişki eğitimi metaforu olarak schools of love
Schools of love gerçek kurumların adı değil, bir metafordur. Sevgi dolu ilişkiler kurmayı öğrenmeyi, sanki okulda öğretilen bir dersmiş gibi hayal eder. Konuşmacı böyle okullara gitmediğimizi söyleyerek hayatın bu alanında sistemli öğretimin, rehberliğin ve ortak uygulamanın eksikliğine dikkat çeker. Bağlam metaforu açıkça gösterdiğinde school(s) of + soyut fikir kalıbı benzer bir imge yaratabilir.
Alıştırma
Şunu okuyun: We learn math in class, but there are no schools of love. Burada schools of love ne anlama geliyor?
- Romantizm alanında diploma veren gerçek üniversiteler
- İnsanlara sevgi dolu ilişkiler kurmayı sistemli biçimde öğretecek hayalî yerler
- Aynı sanatsal tarzı paylaşan sanatçı grupları
Cevabı göster
İnsanlara sevgi dolu ilişkiler kurmayı sistemli biçimde öğretecek hayalî yerler
and we steer very clear of divorced ones. Kalıp ifadeler
2:32ve boşanmış olanlardan da uzak duruyoruz.
steer very clear of: bilinçli ve kararlı biçimde uzak durmak
Steer very clear of, birinden veya bir şeyden bilinçli olarak oldukça uzak durmak demektir. Bu cümlede grup, boşanmış kişilerden aktif biçimde kaçındığını söylüyor; steer burada mecazidir ve araç kullanmakla ilgili değildir. Yapı steer clear of + isim, zamir veya -ing biçimidir. Very, clear sözcüğünü güçlendirir; bu yüzden steer very clear of özellikle kararlı bir kaçınmayı anlatır.
Alıştırma
Vurgu sözcüğünü de kullanarak cümleyi vurgulanan ifadeyle tamamlayın: Because the website looked unsafe, I decided to ____ it.
Cevabı göster
steer very clear of
So we go into it without knowing why marriages really fail, Dilbilgisi
2:34Bu yüzden evliliklerin gerçekte neden başarısız olduğunu bilmeden,
without knowing why + dolaylı soru söz dizimi
Without knowing why, neden bilinmiyorken yapılan bir eylemi anlatır. Without bir edattır; bu yüzden knowing, -ing biçiminde kullanılır: without knowing doğrudur, without know değildir. Why marriages really fail, cümle içine yerleşmiş bir dolaylı sorudur ve bilinmeyen içeriği belirtir. Dolaylı sorularda düz cümle söz dizimi kullanılır: why marriages fail doğrudur, why do marriages fail değildir.
Alıştırma
Without knowing why yapısını doğru kullanan dil bilgisel cümleyi seçin.
- They began the repair without knowing why the machine had stopped.
- They began the repair without knowing why had the machine stopped.
- They began the repair without know why the machine had stopped.
Cevabı göster
They began the repair without knowing why the machine had stopped.
beyond what we take to be just the simple stupidity Dilbilgisi
2:37bizden hiç de benzemeyen diğer tüm çiftlerin basit aptallığı
of all those other couples we're not like at all.
2:40olarak gördüğümüz şeyin ötesine geçmeden bu işe giriyoruz.
beyond what we take to be: bir varsayımın ötesine geçmek
beyond what we take to be X yapısında what bir soru sözcüğü değildir; “... olan şey” anlamındadır. Take X to be Y, “X'in Y olduğunu düşünmek veya varsaymak” demektir. Bu yüzden what we take to be X, kesinleşmiş bir olgudan çok bizim yorumumuzu gösterir. Beyond, “ötesinde” veya “sınırlarının dışında” anlamına gelir. Bu cümlede konuşanlar, diğer evliliklerin neden başarısız olduğuna ilişkin yüzeysel varsayımlarının ötesine bakmamıştır. Bu yapı, bir açıklamanın mevcut bir inancın ötesine geçmesi gerektiğini göstermek için kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi hedef yapı beyond + what we take to be ile tamamlayın: The investigation must go ____ the obvious explanation.
Cevabı göster
beyond what we take to be
freezing happiness: sevinci kalıcı kılma metaforu
Freezing happiness bir metafordur. Fiilimsi olan freezing, hayalî bir eylemi adlandırır ve soyut bir duygu olan happiness'ı dondurulup değişmeden saklanabilecek fiziksel bir şey gibi ele alır. Burada mutlu bir anı veya duyguyu korumaya çalışmak anlamındadır; onu soğutmak ya da mutluluğu sona erdirmek anlamına gelmez. Tam bir cümle değil, kısa bir fiilimsi öbeği olduğu için ardından açıklanan isteğin etiketi gibi işlev görür: güzel şeylerin kalıcı olmasını istemek.
Alıştırma
“The album was his way of freezing happiness before the summer ended.” cümlesinde freezing happiness ne anlama gelir?
- İnsanlar mutluyken onları üşütmek
- İnsanların mutluluk hissetmesini engellemek
- Mutlu bir duyguyu veya anı korumaya çalışmak
Cevabı göster
Mutlu bir duyguyu veya anı korumaya çalışmak
the evening sun throwing gold flakes across the sea, Deyimler
2:51akşam güneşi denizin üzerine altın pullar serpiyor,
throwing gold flakes across the sea ifadesindeki görsel metafor
Bu betimlemede throwing gold flakes across the sea görsel bir metafordur. Akşam güneşinin su üzerindeki dağınık yansımaları, denizin yüzeyine küçük altın parçaları fırlatılıyormuş gibi görünür; ortada gerçek pullar yoktur. Dinamik throwing fiili ışığı bir eyleme dönüştürürken gold flakes yansımalara somut bir renk, biçim ve doku kazandırır. Etken bir fiille canlı bir fiziksel imgeyi birleştiren bu kalıp, manzara betimlemesini daha canlı kılabilir.
Alıştırma
Hangi cümlede vurgulanan ifadeyle aynı tür görsel metafor kullanılıyor?
- The sunset happened beside the lake.
- The sunset threw a red ribbon across the lake.
- The sunset was at six o'clock.
Cevabı göster
The sunset threw a red ribbon across the lake.
the prospect of dinner in a little fish restaurant,
2:54küçük bir balık restoranında akşam yemeği ihtimali
and your beloved in a cashmere jumper in your arms.
2:56ve kollarınızda kaşmir bir kazak giymiş sevgiliniz.
what is really permanent is the partner: gerçekten kalıcı olan partnerdir
Bu cümlede what is really permanent bir isim yan cümleciğidir. Yan cümleciğin tamamı is fiilinin öznesi olur; what burada “... olan şey” anlamına gelir. Bu nedenle yapı doğrudan soru değil, bir bildirimdir. what + yan cümlecik + be + yanıt kalıbı dikkati sondaki tanımlamaya yöneltir. Burada konuşan kişi bir beklentiyi düzeltir: geçici duygular kaybolur, ancak partner kalıcı olan unsur olarak sunulur.
Alıştırma
what is really permanent is the partner yapısını doğru açıklayan seçenek hangisidir?
- what is really permanent, the partner kişisine yöneltilmiş doğrudan bir sorudur.
- what is really permanent isim yan cümleciği biçiminde öznedir ve the partner vurgulanan yanıttır.
- the partner, çoktan kaybolmuş geçici bir duyguyu adlandırır.
Cevabı göster
what is really permanent isim yan cümleciği biçiminde öznedir ve the partner vurgulanan yanıttır.
it all goes: “kaybolmak” anlamındaki go
Burada it all goes, bütün o hoş koşulların ve duyguların kaybolduğu ya da sona erdiği anlamına gelir. Go başka bir yere hareket etmeyi anlatmaz; soyut olarak “kaybolmak, yok olmak veya artık mevcut olmamak” anlamındadır. what is really permanent ifadesiyle kurulan karşıtlık bu anlamı belirlemeye yardımcı olur: geçici şeyler gider, partner ise kalır. Başka bağlamlarda bu anlam ağrı, heyecan, sabır veya fırsat gibi azalabilen ya da geçebilen şeylerle sıkça kullanılır.
Alıştırma
Hangi cümlede go, hareket etmek yerine “kaybolmak veya sona ermek” anlamındadır?
- Please go through the blue door.
- We go to the library after school.
- The swelling should go by tomorrow.
Cevabı göster
The swelling should go by tomorrow.
the heartache, the dating, the one-night stands. Kelime
3:13kalp ağrıları, randevular, tek gecelik ilişkiler.
one-night stands: tek gecelik cinsel ilişkiler
one-night stand, insanların devam eden bir ilişkiye dönüşmesini beklemeden ve genellikle yalnızca bir kez yaşadığı cinsel birlikteliği ifade eder. Çoğul biçimi one-night stands şeklindedir. Bu listede kısa süreli bir yetişkin ilişki deneyimini adlandırır. Stand, kalıplaşmış ifadenin bir parçasıdır; ayakta durmayı veya bir mobilyayı anlatmaz.
Alıştırma
Hangi durum en doğru biçimde one-night stand olarak tanımlanır?
- Bir yolcu otobüs durağında bir gece boyunca ayakta durur.
- İki kişi birkaç ay boyunca flört eder ve sonra ayrılmaya karar verir.
- İki yetişkin bir kez cinsel ilişki yaşar ve devam eden bir ilişki beklemez.
Cevabı göster
İki yetişkin bir kez cinsel ilişki yaşar ve devam eden bir ilişki beklemez.
want shot of it all: her şeyden kurtulmak istemek
Buradaki want shot of it all, Britanya İngilizcesindeki resmî olmayan want to be shot of it all ifadesinin eksiltili biçimidir ve “bütün bunlardan kurtulmak istemek” anlamına gelir. Shot, kalıplaşmış be shot of ifadesinin bir parçasıdır; bu yüzden ateş etme, fotoğraf veya bir kadeh içki anlamına gelmez. Eksik olan to be bağlamdan anlaşılır. It all, sıkıntılı durumun tamamını anlatır ve ifade, konuşanın asıl amacının bu durumdan kaçmak olduğunu gösterir.
Alıştırma
“After months of repairs, Mia wants shot of the old car,” cümlesinde wants shot of ne anlama gelir?
- Arabanın bir fotoğrafını istiyor.
- Birinin arabaya ateş etmesini istiyor.
- Arabadan kurtulmak istiyor.
Cevabı göster
Arabadan kurtulmak istiyor.
You marry to stop having to think about love all the time. Dilbilgisi
3:17Sürekli aşk hakkında düşünmek zorunda kalmayı durdurmak için evlenirsiniz.
stop having to think: düşünme zorunluluğunun sona ermesi
stop having to think about love yapısında stop fiilinden sonra -ing biçimi olan having gelir. have to think, “düşünmek zorunda olmak” anlamına gelir; dolayısıyla stop having to think, aşkı düşünmeye devam etme gereğinin ya da zorunluluğunun sona erdiğini anlatır. Katmanlar stop + [having to + think] şeklindedir. Yalnızca having -ing alır, çünkü doğrudan stop sonrasında gelir; think ise have to içindeki to sonrasında yalın biçimde kalır. Aktarılabilir kalıp stop having to + fiilin yalın biçimidir.
Alıştırma
Zorunluluğun sona erdiğini göstermek için cümleyi stop + have to kalıbıyla tamamlayın: After we automated the report, I ____ it by hand every Friday.
Cevabı göster
stopped having to write
All of which is why you'll marry the wrong person, Anlatım akışı
3:21Tüm bunlar neden yanlış kişiyle evleneceğinizin nedenleridir,
All of which is why: birden çok nedeni tek sonuçta toplamak
All of which, daha önce verilen nedenlerin tamamına dönerek bunları tek bir birleşik açıklama hâlinde toplar. Buradaki which yalnızca en yakındaki cümleye gönderme yapmaz. Is why, bu nedenler bütününü ardından gelen sonucun sebebi hâline getirir. All of which is why + sonuç kalıbı, birkaç destekleyici noktadan tek bir sonuca geçerek daha uzun bir savı tamamlar; is, bu birleşik grubu genel bir açıklama olarak ele alır.
Alıştırma
Yollar buzlu, görüş mesafesi düşük ve rüzgâr kuvvetliydi. Hangi devam cümlesi bu üç olguyu açıkça bir araya getirip iptal kararını bunların ortak sonucu olarak sunar?
- For example, the game was canceled.
- All of which is why the game was canceled.
- Even so, the game was canceled.
Cevabı göster
All of which is why the game was canceled.
have done so already: önceki bir eylemin yerine geçmek
Have done so, present perfect yapıdaki have done ile önceki marry the wrong person eyleminin yerine geçen so sözcüğünü birleştirir. Tüm fiil öbeğini tekrarlamadan have married the wrong person anlamını verir; burada so, “o şekilde” demek değildir. Already, eylemin şu andan önce gerçekleşmiş olabileceğini belirtirken present perfect bu eylemi şimdiki zamanla bağlantılı tutar. have + done so kalıbı, daha önce açıkça belirtilmiş bir eyleme kısa biçimde gönderme yapabilir.
Alıştırma
signed the form ifadesini tekrarlamamak için have + do so kullanın ve already sözcüğünü sona koyun: Several volunteers were asked to sign the form, and many ____.
Cevabı göster
have done so already
eventually learn that careless madness can't go on. Öbek fiiller
3:33eninde sonunda bu dikkatsiz deliliğin devam edemeyeceğini öğreneceğiz.
can't go on: bir durumun devam edemeyeceğini söylemek
Bu cümlede can't go on, “devam edemez” anlamına gelir. Go on, düşüncesiz davranışın veya durumun sürmesini anlatır; hareket etmek ya da bir yere gitmek anlamında değildir. Bu ifade, durumun artık sürdürülemez olduğu yargısını taşır: durum durmalı veya değişmelidir. Bir sorun, alışkanlık ya da çatışma çok uzun sürdüğünde de aynı kalıp kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi “devam edemez” anlamındaki ders ifadesiyle tamamlayın: The constant interruptions ____; we need a quieter room.
Cevabı göster
can't go on
getting the hang of it: nasıl yapılacağını giderek öğrenmek
Be getting the hang of it, “bir şeyi nasıl yapacağını veya yöneteceğini giderek öğrenmek” anlamına gelir. Get the hang of, deneyim yoluyla pratik beceri kazanmayı anlatan gündelik bir deyimdir; burada hang fiziksel olarak asmak anlamına gelmez. Getting biçimindeki sürerlik, öğrenmenin hâlâ devam ettiğini ve tamamen bitmediğini gösterir. Cümledeki in a few centuries, düşünceyi şakacı biçimde abartır ve insanların bu beceriyi öğrenmekte çok yavaş olduğunu ima eder.
Alıştırma
Cümleyi “nasıl yapılacağını giderek öğrenmek” anlamındaki ders deyimiyle tamamlayın: This editing tool felt difficult yesterday, but I'm ____ now.
Cevabı göster
getting the hang of it